Frp World Ana Menü
  • Frp World
    » Anasayfa
    » Forum
    » Anketler
    » Akademi
    » Kitap Tanıtımları
    » Haber Arşivi
    » Haber Gönderin
    » Makale Gönderin

  • Üyelere Özel

  • Kişisel
    » Hesabınız
    » Özel Mesajlar
    » Üye Listesi
    » Üye Arama
    » Siteden Çıkış

  • Site Bilgileri
    » Top10
    » Site Hakkında Yorumlarınız
    » İstatistikler
    » Destekleyen Siteler

  • Kullanıcı Menüsü
    Hoşgeldin, Diyar Gezgini
    Üye Adı
    Şifre
    (Kayıt Ol)
    Üyelik:
    Son Üye: MaiGrasser
    Bugün: 33
    Dün: 86
    Toplam: 77803

    Şu An Bağlı:
    Ziyaretçi: 1093
    Üye: 0
    Toplam: 1093

    FrpWorld.Com :: View topic - On Kasaba Muharebesi (RP Ekranı)
    Forum FAQ  |  Search  |  Memberlist  |  Usergroups   |  Register   |  Profile  |  Private Messages  |  Log in

     On Kasaba Muharebesi (RP Ekranı) View next topic
    View previous topic
    Post new topicThis topic is locked: you cannot edit posts or make replies.
    Author Message
    Lord Necros
    BaÅ?büyücü





    Joined: Apr 29, 2005
    Posts: 1916
    Location: Necropolis

    PostPosted: Wed Apr 26, 2006 4:17 pm Reply with quoteBack to top

    “Peki peki peki.” dedi Troller ve elini lütfedercesine salladı. Tuhaf bir şekilde sakindi. “Ne istiyorsn onu yap sevgili Darcalus.”

    Troller birkaç adım geri çekildi ve kendi yürüyen ölülerinin arasına karıştı. İfadesiz gözlerle hem Darcalus’u hem de Gümüşyüz’ü izliyordu.

    Ta ki...

    Borular sessiz gece göğünde patladı. Güney yönünden, On Kasaba yıkıntılarından geliyorlardı. Lord Shadowbane istemsizce durdu ve tıpkı Gümüşyüz, Troller ve kendi bilinçlerine sahip diğer yürüyen ölüler gibi yıkıntılara doğru çevirdi başını her ne kadar yıkıntıları buradan göremese de.

    Bu da neyin nesiydi? Lord Shadowbane’in bu yeni gelenlerden hiç haberi yoktu. Kim olabilirlerdi ki?

    “Eyvah, hiç vaktimiz kalmadı!” diye ciyakladı Troller birden. “Çabuk olmalıyız! Çabuk olmalıyız Darcalus!” Gözlerini kısarak Gümüşyüz’e baktı sonra. “Cezanı ertelemek zorunda kalıyorum, ama unuttuğumu sakın sanma.” dedi ve işaret parmağını ona doğru kızgınca salladı.

    _________________
    All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

    Power demands sacrifice.
    Back to top View user's profileSend private message
    Lord Necros
    BaÅ?büyücü





    Joined: Apr 29, 2005
    Posts: 1916
    Location: Necropolis

    PostPosted: Wed Apr 26, 2006 4:21 pm Reply with quoteBack to top

    Horcoel, Salvador, Slach, V’ladhek, Azazel, Yılmax ve Hastlisch’in bindikleri örümcek yiyenler hızla havalanırken, Zehiran elleriyle Maximillian ve Peter’ı duvara yapıştıran kayaları işaret etti ve ardından ellerini yukarı kaldırdı. Elleri kalktıkça kayalar da yükseliyordu. Nihayetinde Zehiran elleriyle kayalara yön vererek avlunun üzerinden uçurdu ve birkaç orku öldürmesi umuduyla kayaları aşağı bıraktı. Geçmek bilmeyen saniyelerin ardından kayaların tok gürültüsü yankılandı, ama ejderha korkusu yüzünden zaten çığlık çığlığa olan orkların bu kayalar yüzünden kayıp verip vermedikleri anlaşılamadı.

    Zehiran tekrar onlara dönüp baktı. Gözleri sanki ikisinin de varlığını emer gibiydi. Birkaç saniye sadece ikisini süzdü. “Burada durmanız tehlikeli. İçeri girin!” buyurdu ve sonra bastonuna dayanarak hızlı hızlı kapılardan geçti.

    Zehiran’ın gidişinin ardından Maximillian ve Peter bir süreliğine öylece kalakaldılar. Sonra Maximillian fısıltıyla “Oren aşkına, bunlar da neydi böyle?!” diye mırıldandı. Sonra şaşkın bir ifadeyle Peter’a baktı. “Benimle gelsen iyi olur. Burası pek de güvenli değil.”

    Peter ise o sırada artık bulunduğu yerden orduları göremediğini fark etmişti. Avlunun ucuna gidip oradan izlemeliydi ama bu da onu yağmur altına çıkaracaktı ve yağmur altında yazı yazamazdı.

    _________________
    All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

    Power demands sacrifice.
    Back to top View user's profileSend private message
    Lord Necros
    BaÅ?büyücü





    Joined: Apr 29, 2005
    Posts: 1916
    Location: Necropolis

    PostPosted: Wed Apr 26, 2006 4:23 pm Reply with quoteBack to top

    Cervantes sinirleri tepesinde bir halde kalenin koridorlarında hızlı adımlarla ilerliyordu. İlk mancınık atışının ardı gelmemişti. Ejderha orklara saldırdığında orklar atışı kesmişlerdi. Veya hepsi de ejderha korkusundan dağılmışlardı, kim bilir. Cervantes kendi adamlarının durumunun da farklı olduğunu düşünmüyordu, özellikle de o korkak koboldlar düşünülürse.

    Cervantes ömrü boyunca savaş ve adalet tanrısının sadık bir inananı olmuştu, ve şimdi yenilgiyle tanışmayı kendisine yediremiyordu. Bu kale duvarları içerisinde son savunmasını yapacaktı. Ama yenilecek de olsa bunun şanlı bir yenilgi olacağına kendi kendine yemin etti.

    Oren artık ondan inanılmaz uzaklaşmıştı. Kılıcın da gittikçe zayıfladığını içten içe hissedebiliyordu Cervantes. İlk başlarda düşük seviyeli rahipleri kapsayan bu olay, şimdi bu kadar genişlemişti. Eğer başkasında olmasaydı Cervantes suçu kendinde arardı. Babasına yeterince layık olmadığını düşünürdü. Ama hayır, kesinlikle normal olmayan bir şeyler vardı. Oren kesinlikle inananlarını terk edecek bir tanrı değildi, özellikle böyle zor bir zamanda. Bir sınav söz konusu olamazdı zira bunca insanı ölüme mahkum edecek kadar kaprisli değildi o.

    Kesinlikle bir şeyler vardı, normal olmayan bir şeyler. Eğer buradan kurtulursa Cervantes bunu kesinlikle araştıracak ve cevabı bulacaktı.

    Koridor oldukça kalabalıklaşmıştı. Burçlardaki askerler korkuyla kaçıp koridorlara doluşuyorlardı. Sebebini anlamak güç değildi.

    Cervantes burçlara yöneldi. Korkuyla kaçan askerlerin karmaşası içinde oldukça zor olmuştu oraya ulaşmak. Yine de bunu başarıp aşağı baktığında durumu gördü.

    Ejderha, Kaos Ordusu’nun üzerine üşüşmüştü. Henüz orklara saldırma fırsatı bulamamıştı zira vrocklar ve örümcek yiyen binicileriyle başı dertteydi. Çevik hareketlerle ejderhanın dişlerinden ve pençelerinden kurtulmayı başarıyorlardı. Ama onların aksine yerdeki orklar dehşet içinde kaçıyorlardı. Mancınıkları oldukları yerlerde bırakmışlardı bile. Binalardan birinin tepesinde beş tane şekil fark etti Cervantes. Tartışıyor gibiydiler.

    _________________
    All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

    Power demands sacrifice.
    Back to top View user's profileSend private message
    Lord Necros
    BaÅ?büyücü





    Joined: Apr 29, 2005
    Posts: 1916
    Location: Necropolis

    PostPosted: Wed Apr 26, 2006 4:26 pm Reply with quoteBack to top

    “İyi b*k yedik beyler. şimdi kafayı bize takmış durumda.” diyerek Urgonosh durumu kısaca özetleme lütufunda bulundu. Drejjesh ve Ghuzz sinirli gözlerle kaçışan orkları izlerken, Gnorha sıkıntıyla ejderhayı izliyordu.

    “Vrocklar onu fazla oyalayamazlar. Çrümcek yiyenlerin halen dayanıyor olmalarına ise çok şaşırdım. Acilen bir çözüm bulmalıyız.” deklinde homurdanmaya başladı Trush.

    Drejjesh yumruğunu eline geçirdi. “Eğer yere inerse onun kafasını kırıp bağırsaklarını kemireceğim, sonra da kemikleriyle kürdan yapıp-“

    “Hiçbir şey yapamazsın, ona kahvaltı olmaktan başka.” diyerek cevabı yapıştırdı Trush. Kesinlikle Drejjesh’in anlamsız tehditlerini dinleyecek ruh halinde değildi.

    “Peki o halde ne yapacağız? Burada durup ölümü mü bekleyeceğiz?” Ghuzz’un sesi çok huzursuzdu.

    “Oluşacak bir katliam, hangi tarafa ait olursa olsun *O*’nu güçlendirecektir. Buradan kendimizi kurtarmamızın yeterli olacağını düşünüyorum.

    “Echberiathos’un ordusunu ayartıp kontrol altına alanlar bizleriz. Burada orduyu yok etse bile peşimize düşecektir. Asla güvende olamayız.” Gnorha itirazını dile getirdi.

    “Kaos Tapınağı’na bir kez vardık mı, bize elleyemez.” Trush kendinden gayet emin görünüyordu.

    “Tabi geride tapınak kaldıysa.” diyerek hırladı Gnorha.

    “*O*’nun bir ejderha karşısında yenik düşebilecek kadar güçsüz olduğunu mu söylemeye çalışıyorsun?” Trush’ın emin görüntüsü aniden yerini bir öfke ifadesine bırakmıştı. Böcayının gözleri çakmak çakmaktı.

    “Kendine bir bak. Tanrına ulaşabiliyor musun? Sen ki kaos seçilmişlerinden birisisin, ama sen bile tanrına ulaşamıyorsun. şunu kabul et artık: Apocalyspse yok, gitti! Hâlâ mevcutsa bile bizimle değil!”

    “Apocalyspe hâlâ burada veya değil...” diyerek Trush ve Gnorha arasındaki tartışmayı noktaladı Urgonosh “Ben ne uçan bir kertenkeleye, ne de farelerle birlik olan bir avuç çiroz mahlûkata yenilmeyi reddediyorum! Orduyu bir an önce toparlamalı ve Echberiathos’u durdurup kaleyi zaptetmeliyiz!”

    “Sana katılıyorum, ama nasıl?” Ghuzz da Urgonosh’la hemfikirdi

    “Hmmm.” Urgonosh çenesini sıvazladı. “Sanırım öncelikle burada ejderhanın tehdidi altında olmadan düşünebileceğimiz bir yere çekilsek daha iyi olacak. Sakin kafayla düşünebiliriz.”

    “Ya orklar? Ya kaçarlarsa?”

    “Tek köprü de yıkıldı. Bir yere kaçamazlar. Elbette nehri geçmeye çalışabilirler ama bunun ilk örnekleri nehirde boğulurken kalanlarının bundan vazgeçeceğini düşünüyorum.”

    Hepsi birbirlerine baktı. Sonra başlarını sert bir şekilde tek bir sefer sallayarak onayladılar. Hoşnut bir gülümsemeyle Urgonosh elini sallayarak gelmelerini işaret etti ve çatıdan atlayıp yoldaşlarıyla birlikte kalenin sokakları arasında gözden kayboldu.

    _________________
    All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

    Power demands sacrifice.
    Back to top View user's profileSend private message
    Logan
    Kullanıcı
    Kullanıcı





    Joined: Apr 29, 2004
    Posts: 1963
    Location: Gölgelerin İçinden,Kan Kusturmaya Geldim

    PostPosted: Thu Apr 27, 2006 8:15 am Reply with quoteBack to top

    Gümüşyüz sanki babasının kızmasından korkan bir cocuk gibi, kafasını eydi... boru sesi ile irkilip baktığında yıkıntılara doğru baktığını anladı ama sağdece sese bakıyordu... Gümüşyüz,

    İçinde istemsizce beslediği kan dökme arzusu artık tüm duygularını yavaş yavaş körertiyordu...

    Ardından efensinine bir şey sölemek içn döndü ama efendisinin kızgınlığı geçmediğini ve şu anda ona sinirli olduğunu aklına getirince sustu...

    Halbuki havalanıp bakmayı önerecekti....

    _________________
    Ã?LÃ?M NEREDEN VE NASÄ°L GELÄ°RSE GELSÄ°N!!! Savas NaÄ?ralarmız kulakdan kulaga yayilacaksa ve silahlarimiz elden ele gececekse ve baskalari silah sesleriyle,savas ve zafer narâlariyla cenazelerimize agit yakacaksa Ã?LÃ?M HOS GELDÄ° SEFFA
    Back to top View user's profileSend private messageSend e-mailMSN Messenger
    Sylvos
    SeçilmiÅ? SavaÅ?çı





    Joined: Nov 21, 2004
    Posts: 1073
    Location: Darkon

    PostPosted: Thu Apr 27, 2006 11:20 am Reply with quoteBack to top

    Troller' in onayıyla Lord Darcalus bir adım daha öne çıkarak gulyabaniye yaklaşmıştı.
    Fakat ne olduysa tam o anda olmuştu.

    Boru sesleri...

    Onkasaba yıkıntılarından geliyordu.

    Bunun birçok anlamı olabilirdi; yeni bir müttefik, savaşın durdurulması, ordunun yön değiştirilmesi gibi..

    Çlüm şövalyesi bu olanın ne olduğuna gittikçe artan ilgisiyle boru seslerinin geldiği yöne doğru bakarken boşta duran sol zırhlı elini yavaşça havaya kaldırdı..

    Hafif bir hırıltılı kişneme ile gölgelerde gizlenen bineği öne çıktı, Çlüm şövalyesinin biraz gerisinde duruyordu.

    "Olanlardan bizi haberdar et, fazla uzaklaşma. Sadece bize lazım olan raporu getir,"

    Karabasan hafifçe başını oynattı. Ardından yürüyerek yerden yükseldi ve gereken raporu Çlüm şövalyesine bildirmek için havalanarak oradan ayrıldı..

    Troller wrote:
    “Eyvah, hiç vaktimiz kalmadı!” diye ciyakladı Troller birden. “Çabuk olmalıyız! Çabuk olmalıyız Darcalus!”


    Lord Darcalus gözünü güney yıkıntılarından ayırmadan konuşmasını sürdürdü.
    "Olanların ne olduğunu öğrenmeden bir saldırıya girişemeyiz. Olay lehimize olabilir ya da tam tersine, bizim işimize yarayacak bir şekilde." dedi durgun bir sesle devam ederek...

    _________________
    -I grow tired of shouting battle cries when fighting this mage. Boo will finish his eyeballs once and for all, so he does not rise again! Evil, meet my sword! SWORD, MEET EVÄ°L!!
    Back to top View user's profileSend private messageSend e-mailMSN Messenger
    Firble
    Forum Yöneticisi





    Joined: Mar 12, 2004
    Posts: 6496

    PostPosted: Sat Apr 29, 2006 9:30 pm Reply with quoteBack to top

    Peter diline kadar gelen şarkıyı söylemedi. Buna gerek kalmadı. Aşağıda bir şekilde kuşların istedikleri büyüyü yaptıklarını görebiliyordu. Askerlerse yavaşça kaleye çekiliyor gibiydiler.

    Kuşlara yeniden baktığında üzerlerinde bir dalgalanma hissetti. Çnce hafifçe sonra giderek artarak kuşlar şekil değiştirdiler. Garip şekillerle yukarıdaki onkasaba silahlarına saldırdıklarında Peter ne olduğunu anlamadı.

    Kuşlar toplanarak yukarıdaki mağralara uçarken de ne olduğunu anlamadı. Daha doğrusu bir şekilde ne olduğunu biliyor ama inanmak istemiyordu. Ancak içeriden çığlık sesleri geldiğinde Peter savaşın ve her şeyin kaybedildiğini içinden kabul edebildi. İçeride insanlar öldürülüyordu. Onkasabalılar onun doğduğu yerin insanları... Aşağıdaki askerlerin yetişemeyecekleri açıktı. Geride kimseyi bırakmamaları hataydı. Ama karşış ordunun bu yaptığı ise kesinlikle....

    Peterin içinden bir şeyler yapmak geliyordu. Gidip birilerini kurtarmak.... Ancak orda durmak dışında bir şey yapamadı. O kara derili adamın geldiğini sanki bir rüyadaymış gibi farketti. Bu olanlar da sanki rüya gibiydi. Bir türlü bozamadığı üstelik hareket de edemediği bir rüya gibi.

    Katliamın ne zaman bittiğini bilmedi. Veya ordunun ne zaman geldiğini. Yalnız kara derili adamın sesi onu irkiltti. şu şovalyeyle konuşuyordu. İsmi. Horsel olan şovalye...

    Neler söylediğini öylesine duydu. İsim... Aklında kalan isimdi. Barra Qu’elaeruk... Kendine geldiğinde adamın değiştiğini gördü. Bir çeşit sürüngene... Hayır... Bir ejderhaya dönüşüyordu..... Ama ne olduğu önemli de değildi.

    Peter Barra ya baktı... Sana söz veriyorum Barra dedi.... Eğer hem ben hem sen sağ kalırsam... Senin hakkında öyle şeyler yazacağım ki her duyduğunda sözleri en keskin kılıçtan fazla acı verecek sana....

    İçindeki duyguları korumaya devam ederek dövüşü izlemeye devam etti. Çzerine düşen kayalar onu tamamen hazırlıksız yakalamıştı. En son hissettiği bir çocuğun onu duvara doğru itmesiydi.

    Sonra gömülü kaldı. Ne kadar gömülü kaldı? O da bilmiyordu ama kaldı. Hemen yanında çocuğun olduğunu hissediyordu. Çocuk... Demek hala sağ kalan bir çocuk vardı. Ya da .... ya da belki bu çocuk savaşanların arasındaydı.

    Ne garipti... Savaşanların sağ kalıp savaşamayanların ölmesi.. Sanki önce onları savunanlar ölmeli diye düşünülürdü.

    Peter üzerindeki kayaların kalkışını hissettiğinde epey süre geçmiş olmalıydı. Bir kadın bir kadın kayaları kaldırmıştı. Sesleri duyduğunda ejderhaya döndü... Kuşlar mağralara saldıran kuşlar şimdi ejderhanın üzerine saldırıyordu. Düşman yine kendi içinde bölünmüştü. Artık onkasabayı bu kadar zayıf buluyorlardı demek....

    Aslında artık onkasaba yoktu zaten... Mağralara bir dah bakmak için döndüğünde Horcel ve diğerlerinin de gittiğini farketti. Komutanların büyük bölümü de kaleyi terk ediyordu. Acaba yine de kale savunulacak mıydı? Gerçi Savaş tanrısının şovalyelerinden bunu beklerdi.

    İçinde çok büyük bir ağırlık vardı. Barra ya verdiği sözü tutmayı da istiyordu. Ama bunun zamanının şimdi olmadığını da hissediyordu. şimdi kaybedilen savaşın onkasabanın üzüntüsü içinde o kadar yoğundu ki diğer her şeyi bastırıyordu.

    O anda devam eden savaş da o kadar önemli değildi kaybedilmiş onca şey varken...

    Peter nerelerden gittiğini bilmeden çocuğu izledi... Neresi olduğunu bilmediği bir yere oturdu.

    Kağıtları farkında olmadan çıkarttı ve yazmaya başladı.

    Uğurlar Olsun

    Doğduğum kasaba uğurlar olsun sana
    Unuttum bana ettiklerini
    En nefret ettiğim anlarda bile senden
    Aslında seni yürekten sevmiştim
    Ancak şimdi anladım
    Ne büyük bir boşlukmuş yüreğimdeki

    Başardılar sonunda yapmak istediklerini
    Diyarın var oluşundan beri
    Corax Oren Yeminerdi adları hep değişti
    Bir oyundu onlar için
    Çnemsemediler bizleri
    şimdi oyun bitti

    Çığlıklar göz yaşları ulaştı yalnız bana
    Görmedim içeride yaşananları
    Yankılar yayılırken kalenin tepesinde
    Bekledim sadece
    Koca bir ordu izledi benimle
    Hiç bilemeyecekler bu oyunun anlamını

    Çok üstün olsalarda komutanlarından onkasabanın
    Hiç bir zaman tadamayacaklar
    Bir zamanlar bu topraklarda
    Yaşanmış olanları

    Onkasaba en kızdığım zamanlarda da
    Çzüldüm sana
    Sevdim insanlarımı
    En uzak diyarlarda bile
    Bıraktım bir parçamı
    Yoksun artık

    Uğurlar olsun sana
    Seni göremese de
    Gelenler artık bu dağlara
    Hep hatırlanacak en mutlu günlerin

    Uğurlar Olsun Onkasaba

    Savaşın nasıl kazanıldığı bir yere kadar önemliydi. Kesin yenilgiden önce aklına gelen şekil.... Çyle uyuyordu ki... Onkasaba askerlerinin gafilliğine... O şiir dışında savaşı anlatan başka şiire gerek yoktu. Çstelik şimdi....

    Peterin bir anda aklına mağralara tekrar bakmak geldi. Katliam... katliam kısa sürmüştü. Eğer saklanacak yer varsa insanlar saklanmış olabilirdi.

    Neden olmasın diye düşündü. Bir şekilde onların kaçmasını sağlayabilirdi.

    Çocuğa dönerek... mağralar dedi. Orada sağ yaralı saklanan birileri olabilir. Neden oraya gitmiyoruz? Böylece bir işe de yararız, değil mi?

    _________________
    HARBE GÄ°DEN
    Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
    Orhan Veliden
    Back to top View user's profileSend private message
    Lord Necros
    BaÅ?büyücü





    Joined: Apr 29, 2005
    Posts: 1916
    Location: Necropolis

    PostPosted: Mon May 01, 2006 4:38 pm Reply with quoteBack to top

    Karabasanı çürümekte olan ağaçların arasında kaybolurken Darcalus ve Troller tartışmaya başlamışlardı bile. Troller inatla harekete geçilmesi gerektiğini öneriyordu, Darcalus ise beklenmesi gerektiğini söylüyordu.

    “Hayır hayır hayır! Oyalanmadan güçlerimizi toplamamız lazım Darcalus! Geç kalırız! Hemen harekete geçmeliyiz!” diyerek viyaklıyordu Troller.

    On dakikanın sonunda durum hâlâ değişmemişti. Troller hâlâ harekete geçmeyi öneriyor, Darcalus ise hâlâ beklemeyi öneriyordu. En sonunda Troller tepinerek Darcalus’a rest çekti.

    “Burada efendi BENİM! Buraya hükmeden de BENİM! Ve sen de bana UYACAKSIN! Gümüşyüz, gidiyoruz!”

    Onun haykırışıyla birlikte ormandaki sessizlik bozuldu ve yürüyen ölüleri huzursuzca kıpırdandı. Troller ne zaman öfkelense, Gümüşyüz de içinde huzursuz bir kıpraşma, bir yok etme isteği uyanıyordu.

    Troller, Darcalus’a sırtını döndü ve kendi ölüleri eşliğinde doğuya doğru-doğuya?-ilerlemeye başladı.

    Tuhaftı, gerçekten tuhaftı. Borular güneyden geliyordu ama Troller doğuya gidiyordu. Darcalus bunun nedenini anlayamasa da üzerinde düşünemedi. Karabasanı geri dönmüştü. Darcalus ona döndüğünde karabasanın gözlerinde olanları gördü.

    Wholkom Lejyonu, On Kasaba’ya yardıma gelmişti.

    _________________
    All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

    Power demands sacrifice.
    Back to top View user's profileSend private message
    Lord Necros
    BaÅ?büyücü





    Joined: Apr 29, 2005
    Posts: 1916
    Location: Necropolis

    PostPosted: Mon May 01, 2006 4:39 pm Reply with quoteBack to top

    Gittikleri yerin farkında olmasa da Maximillian Peter’ı kalenin arkalarında bir odaya götürmüştü. Bu kısımlar askerler tarafından kullanılmıyorlardı zira buraya ışık girmiyordu, ama Maximillian geçmiş deneyimlerinin ve merakının bir ürünü olarak bu bölgeleri daha önce keşfetmişti.

    Maximillian, Peter’ı elinden tutup sürüklerken bir elinde tuttuğu meşale ile yolunu aydınlatıyordu. En sonunda Maximillian dolambaçlı, tozlu ve örümcek ağlarıyla kaplı koridorlardan birinin sonundaki bir odaya tıktı. Bu odada da her şey toz kaplıydı ve elbette ki cüce standartlarında yapıldığından oldukça kısaydı. Ama raflardan görünen o ki burası kitaplarla ve yazılarla ilgilenen birisine aitti.

    Maximillian, Peter’ı çalışma masasının sandalyesine oturdu ve meşaleyi de onun yanında, duvardaki yerine sokuşturdu. Peter masada şarkısını yazarken o da huzursuzca bekliyordu. Neden burada beklediğini bilmiyordu. Aslında siperlerde olması gerekiyordu. Yoksa korkuyor muydu?

    Onun düşünceleri de Peter’ın önerisi ile bölündü.

    “Oraya gitmek mi? Ama oraya gitmek için kaleden çıkmamız lazım. Dışarıda da orklar var. Oraya biz sağ varamayız, oradakileri nasıl kurtaralım?” Maximillian suratını astı ve cüce için bir koltuk, ama bir insan için tabure olacak büyüklükteki şeye oturdu.

    _________________
    All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

    Power demands sacrifice.
    Back to top View user's profileSend private message
    Lord Necros
    BaÅ?büyücü





    Joined: Apr 29, 2005
    Posts: 1916
    Location: Necropolis

    PostPosted: Mon May 01, 2006 4:41 pm Reply with quoteBack to top

    Cervantes, beş şeklin de bulundukları çatıdan atlayarak şehrin içinde kaybolduklarını gördü ve lanet etti. Tüm bunlar o beşlinin yüzünden olmuştu! Tüm bu ölümler, kaybolan yaşamlar onlar yüzündendi!

    O anda Cervantes ağzını son zamanlarda fazlasıyla bozduğunu fark etti. Bu ona pek yakışmıyordu. Daha sakin olmalıydı.

    Orklar panik içinde yıkık kapıdan geçerek nehre doğru koşuyorlardı. Orduda büyük bir panik havası göze çarpıyordu. Tuhaftı, zira ejderha çoktan orkları kovalamayı bırakmış, kendisine saldıran örümcek yiyenleri ve vrockları halletmeye çabalıyordu. Onlarsa zeki davranıp ejderhaya daima arkadan saldırıyorlardı. Böylece ejderhayı oyalıyorlardı.

    “Ama ne için?” diye düşündü Cervantes. Düşmanlarının bir şeyler düşündüğü belliydi, ama bu neydi? Kendilerini hazırlamaları gerekiyordu, hem de bir an önce!

    Cervantes arkasını döndüğünde artık çevresinde hiçbir askerin kalmamış olduğunu gördü. Görünüşe göre hepsi de kalenin iç kısımlarına kaçmışlardı. şimdi onları bulmalı ve cesaretlendirip hazırlamalıydı.

    Ve Zehiran...Neredeydi acaba yaşlı kadın? Ejderhayla birbirlerini tanıdıkları belliydi. Sadece bununla da kalmamış, ejderhayla da savaşmıştı. Oren aşkına, kadının gücünün sınırları neydi? Daha doğru o kadın neydi?

    Eğer ejderhayı durduracaksa, Zehiran’ın yardımına ihtiyacı olduğunu kendi kendine itiraf etti Cervantes. Onu da bulması gerekliydi.

    Evet, kafasına bir plan oluşturmaya başlamıştı bile. Oren’in sadık savaşçısı, kendinden emin adımlarla kalenin iç kısımlarına doğru ilerledi.

    _________________
    All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

    Power demands sacrifice.
    Back to top View user's profileSend private message
    Firble
    Forum Yöneticisi





    Joined: Mar 12, 2004
    Posts: 6496

    PostPosted: Mon May 01, 2006 6:02 pm Reply with quoteBack to top

    Peter çocuğa baktı. Arada askerlerin olduğunu bilmiyordum kardeşim... Ama ama oraya belki bir yolla gidebiliriz. Eğer bizi hava yoluyla oraya ulaştırmanın bir yolu varsa... Ya da en azından bize bir birlik verilirse belki mağraya gidebiliriz. Kaos ordusu ejderhayı yok etmek için uğraşıyor Yeterince az dikkat çekersek bizi görmezler.

    Umutsuzca çocuğa baktı... Orada çok fazla insan vardı. Hepsinin yaşayıp yaşamadığını anlamak için çok az kaldılar orada... Bir an önce nereye gideceklerse oraya gittiler. Orada birinin bulunup bulunmadığını anlamak için bir ozanın gözleri ile bakmak lazım...

    Çocuğa tekrar baktı. Bir an onun yaşını düşünmeden konuştuğunu hissetti. Çocuk ona kendisini hatırlatıyordu. Kuşkusuz çok daha cesurdu. Peter o yaşlardayken sadece hasta oluyordu. Abisi olmasaydı...

    Sanırım tanışmadık dedi çocuğa öncelikle hayatımı kurtardın. Sağol kardeşim. dedi elini çocuğun omzuna koyarak. Sanırım bu işi kendim halletsem daha iyi olabilir. Sen yeterince tehlikeye girdin bugün sanırım.
    Sonra kalede kalmanın daha az tehlikeli olmayacağını da aklına getirdi. Mağralara bir kere farkedilmeden girerlerse asıl ordular kaleye saldırırken orada güvende olurlardı muhtemelen.

    Bu düşüncenin de etkisi ile tabii karar senin diye ekledi Peter.

    _________________
    HARBE GÄ°DEN
    Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
    Orhan Veliden
    Back to top View user's profileSend private message
    Sylvos
    SeçilmiÅ? SavaÅ?çı





    Joined: Nov 21, 2004
    Posts: 1073
    Location: Darkon

    PostPosted: Tue May 02, 2006 3:31 pm Reply with quoteBack to top

    Troller wrote:
    “Burada efendi BENİM! Buraya hükmeden de BENİM! Ve sen de bana UYACAKSIN! Gümüşyüz, gidiyoruz!”


    Lord Darcalus kolları ile göğsünde bağdaştırmıştı, hareketsizce duruyordu.
    Binlercesine bir kuvvete karşı onların birkaç yüz kuvveti karşı koyamazdı. Yenilmeye hiç niyeti yoktu.

    Bu sefer onun dediği olmayacaktı.
    Onun peşinden gitmeyecekti..

    Troller gittiğinde Limerik ormanlarından kalan yerde sadece Lord Darcalus ve onun yaşayan ölüleri bulunuyordu. Çok geçmeden karabasan geri dönerek gördüklerini ona aktardı.

    Lejyon kasabaya yardıma geliyordu! Bu hem orkların hemde Troller' in sonu olacaktı. Bu durum onu biraz keyiflendirse bile bundan sonrasında ne yapacağı düşüncesi onu zorda bırakıyordu...

    _________________
    -I grow tired of shouting battle cries when fighting this mage. Boo will finish his eyeballs once and for all, so he does not rise again! Evil, meet my sword! SWORD, MEET EVÄ°L!!
    Back to top View user's profileSend private messageSend e-mailMSN Messenger
    Logan
    Kullanıcı
    Kullanıcı





    Joined: Apr 29, 2004
    Posts: 1963
    Location: Gölgelerin İçinden,Kan Kusturmaya Geldim

    PostPosted: Wed May 03, 2006 7:50 am Reply with quoteBack to top

    Gümüşyüz Troller i takip ediyor... Onun yanında yürüyordu...
    Bir şöle arkasına bakmak için kafasını cevirdiğinde Çlüm şovalyesinin onlarla gelmediğini gördü.

    Çlümşovalyesinin gözlerine baktı gümüşyüz VE gözlerini kıstı... Gelmeyede niyeti yoktu Galiba bu şovalyenin.

    Troller Yanına doğru yaklaştı. VE
    '' Çlüm şovalyesi GElmiyor, boru o yönden gelmedi efendim''

    _________________
    Ã?LÃ?M NEREDEN VE NASÄ°L GELÄ°RSE GELSÄ°N!!! Savas NaÄ?ralarmız kulakdan kulaga yayilacaksa ve silahlarimiz elden ele gececekse ve baskalari silah sesleriyle,savas ve zafer narâlariyla cenazelerimize agit yakacaksa Ã?LÃ?M HOS GELDÄ° SEFFA
    Back to top View user's profileSend private messageSend e-mailMSN Messenger
    Lord Necros
    BaÅ?büyücü





    Joined: Apr 29, 2005
    Posts: 1916
    Location: Necropolis

    PostPosted: Thu May 04, 2006 5:52 pm Reply with quoteBack to top

    Karabasan kişneyerek toynağı ile yeri kazıdı ve başını eğdi. Lord ShadowbaneÂ?in sancağını taşıyan diğer yaşayan ölüler de eğilerek DarcalusÂ?un kararına boyun eğdiler.

    Darcalus bir süre uzaklaşmakta olan TrollerÂ?ın kuvvetlerini izledi. Gümüşyüz de havadan onu takip ediyordu. En sonunda deliden kurtulmuştu, ama kuvvetleri de hatırı sayılır bir ölçüde bölünmüştü.

    Sonra borular bir kez daha yankı buldu. Wholkom LejyonuÂ?nun yolunun tam üzerinde duruyordu.

    İlerideki gulyabanilerden birisi topallayarak yanına koşturdu. Bu gulyabani yaklaşık yüz senedir DarcalusÂ?laydı. Oldukça iyi hizmet vermişti hep...hızı ve konuşması dışında.

    Â?Llllllordummmmmm, gelllllllliyorrrrrllllllarrrrr! Birrrrrkaç dakikayyya burrrrrada ollllllurrrrrrllllllarrrr!Â?

    Darcalus artık hemen bir şeyler yapması gerektiğini anlamıştı. Aksi taktirde kendisi TrollerÂ?dan önce parçalanacaktı.

    _________________
    All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

    Power demands sacrifice.
    Back to top View user's profileSend private message
    Lord Necros
    BaÅ?büyücü





    Joined: Apr 29, 2005
    Posts: 1916
    Location: Necropolis

    PostPosted: Thu May 04, 2006 5:59 pm Reply with quoteBack to top

    “Tabi ki boru bu taraftan gelmedi. Sen beni ne sandın? Gerizekalı bir moron mu? Hayır hayır, benim Darcalus gibi geride kalıp onların mızrakları altında ölmeye hiç niyetim yok. Benim çok daha iyi bir planım var. Gel, acele et. Geride kalma.”

    Troller her zamankinden de aksi görülüyordu. Bariz bir hoşnutsuzluk yüz hatlarını kaplarken kırıştırdığı yüzü iyice bakılmaz bir hal alıyordu. Onun, cüppesinin eteklerini çeke çeke ilerlemesine karşılık olarak diğer yaşayan ölüler de hızlandı ve Gümüşyüz de içinde ilerlemek için karşı konulmaz bir dürtü hissederek hızlandı.

    Ne kadar gittiklerini bilmiyordu Gümüşyüz, ama en sonunda kocaman bir mağaranın karanlık girişinin önünde buldu kendisini. Yaşayan ölüler mağaranın çevresine yayılmıştı. Gümüşyüz ise tam ortada duruyordu. Birkaç metre ötesinde Troller öne çıkmış, iki kolunu yukarı kaldırmıştı.

    “Cydanor! Koca Cydanor! Sana sesleniyorum, duy sesimi!”

    Birkaç saniye herhangi bir şey olmadı. Her şey sessizdi. Hiçbir şey kıpırdamıyordu. Ve sonra Gümüşyüz’ü dehşet içinde bırakan bir şekilde, mağaranın engin karanlığının içinde bir çift dev, kırmızı nokta ortaya çıktı.

    “Aaaah, Troller... Zamanı geldi mi?” Ses, korkutucu bir yankıya sahip, yüksek tonda bir gürüldemeydi.

    Troller o kadar keyifliydi ki, yaşayan ölüler bile neşeli neşeli kıpırdanmaya başladılar. Gümüşyüz de içinde bir keyiflilik hissediyordu.

    Troller o kadar keyifliydi ki, yaşayan ölüler bile neşeli neşeli kıpırdanmaya başladılar. Gümüşyüz de içinde bir keyiflilik hissediyordu.

    Gözler hafifçe kısıldı. Düşünüyor gibiydi. Ama fazla uzun sürmedi. Borular ikinci kez yankılandı.

    “Görünen o ki gerçekten de fazla vaktimiz yok Troller. Gitme vakti.”

    Sonra aniden, mağaranın içinden çok sayıda yaşayan ölü çıkmaya başladı. Bunlar Troller’ın veya Darcalus’un yaşayan ölülerinin çoğunluğu gibi akılsız iskeletler ve zombiler değildi. Gulyabaniler, gölgeler, mumyalar ve çeşitli başka hortlaklardı bunlar.

    Ve en sonunda, yer sarılmaya başladı. Sarsıntılar eşliğinde iki koca, kımızı göz mağaranın karanlığında ilerledi ve mağaran çıkıp kendini ay ışığında gözler önüne serdi.

    Bu bir ejderhaydı!

    Ama kahrolası, iskelet bir ejderha... lich bir ejderha!

    Cydanor kanatlarını iki yana açıp gerindi. Yaşayanlara özgü bu hareket ilginçti.

    “Aaaah, güzel bir savaş görmeyeli uzun zaman olmuştu. Bu arada Troller, bana bahsettiğin şu ölüm şövalyesi nerede?”

    “Gelmedi, emirlerime uymadı!” dedi Troller öfkeyle ciyaklayıp somurtarak.

    Ejderha kırmızı kor gözlerini devirdi. “Korktuğum gibi... Deliliğine ölüler bile dayanamıyor...” diye mırıldandı.

    “Efendim Cydanor? Anlayamadım?” dedi Troller gözlerini kırpıştırarak.

    “Yok bir şey, sadece şövalyenin aptallığından yakınıyordum.” diyerek ejderha kıvırdı.

    _________________
    All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

    Power demands sacrifice.
    Back to top View user's profileSend private message
    Display posts from previous:      
    Post new topicThis topic is locked: you cannot edit posts or make replies.


     Jump to:   



    View next topic
    View previous topic
    You cannot post new topics in this forum
    You cannot reply to topics in this forum
    You cannot edit your posts in this forum
    You cannot delete your posts in this forum
    You cannot vote in polls in this forum


    Powered by phpBB © 2001 phpBB Group

    :: HalloweenV2 phpBB Theme Exclusive ::
     
    FRPWorld.Com ülkemizdeki fantezi edebiyatı ve frp sevenleri bir araya getirmeyi amaçlayan bir web sitesidir. 2003 yılında kurulmuş olan sitemiz kullanıcı ve yöneticilerimizin katkıları ile büyüyüp Türkiyenin en büyük frp sitelerinden birisi olmuştur. Galerisi, indirilecekler kısmı, akademisi, yazarları ile sitemiz tam bir frp hazinesidir. FRPWorld sizin de desteklerinizle böyle olmaya devam edecektir. FRP'nin doyumsuzca yaşandığı bu diyara hoş geldiniz.

    FRPWorld, yeni bir frp dünyası


    Sitede bulunan yazı, doküman ve diğer içerikler siteye ait olup başkaları tarafından kopyalanması, dağıtılması ya da ticari amaçla kullanılması yasaktır.
    Siteye yapmış olduğunuz katkılar frpworld.com'un olup bunları yayınlama ya da yayınlamama hakkı site yöneticilerine aittir.


    Sayfa Üretimi: 0.56 Saniye