Frp World Ana Menü
  • Frp World
    » Anasayfa
    » Forum
    » Anketler
    » Akademi
    » Kitap Tanıtımları
    » Haber Arşivi
    » Haber Gönderin
    » Makale Gönderin

  • Üyelere Özel

  • Kişisel
    » Hesabınız
    » Özel Mesajlar
    » Üye Listesi
    » Üye Arama
    » Siteden Çıkış

  • Site Bilgileri
    » Top10
    » Site Hakkında Yorumlarınız
    » İstatistikler
    » Destekleyen Siteler

  • Kullanıcı Menüsü
    Hoşgeldin, Diyar Gezgini
    Üye Adı
    Şifre
    (Kayıt Ol)
    Üyelik:
    Son Üye: ejexebu
    Bugün: 5
    Dün: 8
    Toplam: 34244

    Şu An Bağlı:
    Ziyaretçi: 309
    Üye: 0
    Toplam: 309

    FrpWorld.Com :: View topic - Yeni Dünya ( RP EKRANI )
    Forum FAQ  |  Search  |  Memberlist  |  Usergroups   |  Register   |  Profile  |  Private Messages  |  Log in

     Yeni Dünya ( RP EKRANI ) View next topic
    View previous topic
    Post new topicReply to topic
    Author Message
    Lord Necros
    BaÅ?büyücü





    Joined: Apr 29, 2005
    Posts: 1916
    Location: Necropolis

    PostPosted: Sun May 27, 2007 8:09 pm Reply with quoteBack to top

    Sırayla herkes kapıdan geçerken Khedan’ın gergin yüzüne bir gülümseme yerleşti. En sonunda bu kabus bitiyordu. Günlerce, haftalarca süren huzursuz bekleyişi sona ermişti. Yaptığı antlaşmalarda bir pürüz çıkacak diye o kadar korkmuştu ki Khedan… Ama işte tek bir kadahar dışında sorun çıkmamıştı. Evet, olacakları insanlara anlatması daha akıllıca olurdu. Bu sayede kimse gelen iblislerden korkup kaçmazdı. Ama eğer anlatsaydı bu kez tıpkı omzunu kıran şövalye gibileri yüzünden bu ayini yapamazdı. Evet, anlatmamakla en doğru seçimi yapmıştı. Yine de kaçanlar çok fazlaydı. Sadece cesur birkaç kişi bataklığa girmeye cesaret edebilmişti. Yaşlı büyücü o insanlar için pek de endişelenmiyordu. Onlar da ortalık durulduktan sonra bataklığa girebilirlerdi.

    Ama ya şöminelerin devrilmesiyle birlikte bataklık bozulduysa? Büyünün bozulması özellikle de öyle bir ortamda çok riskliydi. En iyi ihtimalle bataklık genişleyecek veya kapanacaktı. Hepsinin havaya uçmadığına veya çok daha kötü sonlarla karşılaşmamalarına şükretmesi lazımdı yaşlı büyücünün. Bataklığın genişlemesi çok da önemli bir sorun olmazdı. Hatta daha fazla insanın geçişine vesile bile olabilirdi. Ama kapanması…işte bunu düşünmeyi pek istemiyordu. Zira eğer kapanırsa, o zaman geride kalan insanlar orada hapis kalırlardı.

    Peki bu konuda yapabileceği bir şey var mıydı? Belki köle tüccarıyla bu konuda anlaşabilirdi. Belki de bu cesur öncüleri yeni bir dünyaya geçirdikten sonra dönüp diğerlerini de kurtarabilirdi.

    Bir an burnuna dolan toz yüzünden hapşırmasına ramak kaldı ve konsantrasyonla açık tuttuğu kapının kapanması gibi bir risk ortaya çıktı. Bu tip şeyler eskiden ben konsantrasyonunu bulandırırdı Khedan’ın. Kendini kastı ve hapşırmamaya özen gösterdi. Buna rağmen o bir anlık sürede geçitte bir titreşim meydana geldi ama geçit kapanmadı.

    Edmond’la birlikte artık herkes kapıdan geçmiş, geriye sadece Khedan’ın çırakları kalmıştı. Çırakların üçü ortalarda yoktu ve Khedan başlarına neler geldiğini merak ediyordu. Kadaharın kurbanı olmadıklarına emindi. Acaba iblisler mi almıştı onları? Yoksa bataklığa hiç girmemişler miydi? Khedan’ın hiçbir fikri yoktu, zaten fikir üretmeye vakti de yoktu. Geriye kalan ili çırağıyla idare etmek zorundaydı. Biri sarışın, sıska, köylü bir çocuktu. Oldum olası korkak davranırdı zaten. Diğeri ise uzun boylu, esmer ve yapılı bir delikanlıydı. Oldukça hırslı bir çıraktı. Khedan onu nereden aldığını hatırlamıyordu. On Kasaba belki? Ama çok da önemli değildi.

    Khedan ikisine geçidi işaret etti. Uzun boylu olanı bir an kapıya hiç de hoş olmayan bir şekilde baktı. Sanki geçidin arkasında göreceklerinden korkuyordu. Khedan kaşlarını çatarak çırağa bakmayı sürdürdü. Khedan’ın sorgulayan bakışlarını yakaladı çırak ve hemen başını eğdi ve tek kelime bile etmeden hızla geçitten geçti.

    Khedan derin bir nefes aldı. şimdi sarışın çırağı geçitten geçmek üzereydi. Onun ardından kendisi de geçecek ve burada süregelen çatışmadan kurtulacaklardı. Bu aşırı geniş mağaranın karanlık uçlarında hâlâ iblisler ve kadaharlar dövüşüyorlardı. Khedan zaman zaman iblislerin cehennemin gırtlaktan gelen diliyle kendisine yönelik okkalı küfürler savurduklarını duyabiliyordu. Eh, her ölümlü iblisleri aldatmayı göze alamazdı zira iblislerin intikamı çoğunlukla korkunç olurdu. Khedan göz ucuyla mağaranın ötesinden gelen seslerin kaynağını görebilmek için karanlığa baktı, ama iblislerle kadaharların dövüşlerini göremedi. Omuzlarını silken büyücü önüne dönüp geçitten geçmek için bir adım attı ve doğruca çırağına tosladı.

    Kapı bu kez çok daha ciddi bir titreşim geçirdi ama Khedan konsantrasyonunu korumayı başardı. Çırağına ateş saçan gözlerle bakarken dilinin ucuna kadar bir küfür geldi ama söylememeyi başardı. Çırağının bakışları ise başka yerdeydi. Sarışın çocuk şaşkın gözlerle Khedan’ın arkasında bir yere bakıyordu. Khedan içgüdüsel olarak o tarafa döndüğünde sandığının aksine herkesin geçide girmediğini, bir grubun tünele doğru koşturduğunu fark etti. “Kahretsin, ne yaptıklarını sanıyor bunlar?!” diye düşündü öfkeyle. Bir an peşlerinden gitmeyi düşündü ama kapıyı çok kısa bir süre daha açık tutabilirdi. Peşlerinden gitmesi geçide zamanında yetişememesi anlamına gelirdi.

    Sarışın çırağın yüzü ise kararsızlıkla çarpılmıştı. Bir güvenliğe giden geçide bakıyor, bir de tünele giren beşliye bakıyordu. Hayatında daha önce hiç böyle bir durumda kalmamıştı. İblisler onun için ancak büyükannesinin o çok küçükken yaramazlık yapmaması için anlattığı hikâyelerdeki varlıklardı. Onlarla karşılaşmak, yüzleşmek, peşlerinden gitmek… Bunlar onun için çok fazlaydı. Korkuyordu ve bir an önce güvenli bir yere ulaşmak istiyordu, ama bunu yapması tünele girenleri ölüme terk etmek olmaz mıydı? Izdırap içinde gözleri geçitle grup arasında mekik dokudu. Belki onları hemen alıp geri dönerse…

    “Onları geri getireceğim usta, merak etmeyin.” dedi ve hızla tünele doğru, beşlinin arkasından koşmaya başladı. Beşli çoktan tünelin karanlığında kaybolmuştu ama onları geride bırakmaya niyetli değildi.

    Genç çocuk yanından ok gibi geçerken onu durdurmak için zamanında hamle yapamayan Khedan, az önce dilinin ucuna kadar gelen küfrü en sonunda patlattı. Bir çırağını daha kaybetmişti. Kaybetmişti, çünkü geçidi artık daha fazla açık tutamazdı. Çırağının yetişmesi mümkün değildi. Geçidin sadece birkaç saniyesi vardı.

    Yapabileceği bir şey olmadığına kanaat getiren Khedan son kez o yöne bakıp geçide yöneldi. Yazık, halbuki o çırağı severdi. Korkak olsa da iyi bir çocuktu ve asla Khedan’ın sözünden çıkmazdı…yani hemen hemen asla.

    İşte Khedan bu düşünceler içinde gözlerini kapatarak geçide adım attı ve güvenli, huzurlu, sakin ve güzel bir geleceğe doğru adım attı.

    Ya da kendilerini kuşatan cücelerin tam göbeğine doğru…

    Xardas geçitten geçen ilk kişi olmuştu. Yeni dünyası için beklentileri çoktu. Geçide adım attığı anda yemyeşil ovalardan tutun da lavlarla kaynayan volkanlara kadar her şeyi görmeyi umuyordu. Ama kesinlikle karşılaştığı manzarayı değil.

    Xardas tam bu salonun ortasına ilerlediğinde onu Amora izlemişti. Hemen peşinden de Balamir, Shruiak, Algeria ve Saelnir gelmişti. Kısa bir beklemenin ardından Argay, Susy ve Piijek de onlara katılmıştı. En son olarak da Lineas ve Edmond içeri girmişti.

    Bulundukları tünel zifiri karanlıktı. Hepsi de geçide girerken bambaşka manzaraların hayalini kurmuşlardı. Ama çıktıkları bu zifiri karanlığı düşünmemişlerdi. Hepsi de şaşkın şaşkın homurdanırken aniden yanan meşaleler, onlara çok daha kötü bir manzarayı gösteriyordu.

    Khedan geçitten geçer geçmez geçit kapandı, ama yaşlı büyücü bunun farkında bile değildi. Gördüğü manzara onun da aklını başından almıştı.

    Çıktıkları yer geniş bir mağaraydı ve ileriye uzanan başka bir tünel vardı. Mağaranın kenarında meşaleler yanıyor, herkesin ortalığı görmesini sağlıyordu. Bu meşaleleri tutan cüceler ise mağaranın kenarındaki kayaları siper alarak boştaki elleriyle arbaletlerini gruba yöneltmişti. Hâlâ aynı boyuttaydılar. Evet, bunu biliyordu Khedan. Zaten köle tüccarının yanına gidecekti ve onları buradan o çıkartacaktı. Beklemediği şey ise maiyetindekilere yöneltilen silahlardı. Geçitten geçirdiği herkes, bu geniş tünelin ortasında toplanıp birbirlerine sırtlarını yaslamış, çevrelerindeki otuz kadar cüceye karşı savunmaya geçmişlerdi. Khedan göremese de o kayaların ardından pek çok piyadenin de bulunduğuna emindi.

    O bir anlık şaşkınlığı atlattıktan sonra yaşlı büyücünün kaşları çatıldı. O güçlü bir büyücüydü. Habis liç Yeminer’in bile yapamadığını yaparak bu diyardan bir çıkış yolu bulmuştu. İblislerle anlaşmış, köle tüccarlarıyla pazarlıklar yapmıştı. şimdi ise kesinlikle birkaç gariban cücenin kendisini mağlup etmesine izin vermeyecekti. O, Büyü Konseyi’nin kırmızı cüppelilerinden biriydi ve az sonra da bu mağarayı cüppesi gibi kızıl olan cüce kanına bulayacaktı. Çstelik burada büyü ağı da yerindeydi ve hiçbir sorun çıkmadan tüm kudretini bu cücelerin üzerine salabilirdi. Khedan bir elini kaldırdı ve parmaklarını açıp ilk büyü sözünü söyleyecekti ki…

    Bir hançerin sivri ucunu sırtında, kürek kemiklerinin ortasında hissetti.

    “Sakın deneme bile, Usta. dedi son çırağının sesi arkadan Khedan’a. Khedan olduğu yerde donuverdi. Çırağının son sözcüğe yaptığı alaycı vurgu Khedan’ın dikkatinden kaçmamıştı. şimdi bazı şeyler yerine oturuyordu. Demek bu yüzden geçide öyle bakmıştı. Belli ki geçitten geçtikten sonra yapması gerekenler onu heyecanlandırmıştı. Ama hâlâ yanıtlanması gereken bir soru vardı: Bu ihanetin sebebi neydi?

    “Ne yaptığını sanıyorsun sen Cristobal? Hepimizin ölümüne sebep olacaksın!” dedi Khedan pek hoş olmayan bir ses tonuyla. Çırak soğuk bir kahkaha attı.

    “Bilmediğin çok şey var Usta. Yaptığın antlaşmaları bilmediğimi mi sanıyordun ha? Ama şimdi konuşmanın sırası değil. Bunun için uzun uzun zamanımız olacak.” Cristobal, hançeri biraz dürttü ve Khedan ileri doğru eğildi.

    Khedan derin bir nefes aldı ve havadaki elini indirdi. şartlar hiç beklemediği bir hal almıştı ve bunun içinden nasıl çıkacağını bilmiyordu. Aklına bir fikir geldi ama… Yapabileceği son bir büyü vardı. Bu büyü ile hem çırağının icabına bakacak, hem de cücelerin işini görecekti. Ama şüphesiz, bu büyüyü yaparken çırağı onu öldürecekti. Yine de büyü işlevini görecek ve hepsini yok edecek. Böylelikle diğerleri kaçabilirdi. Ama nereye? Bu koca toprak yığınının içinde nereye saklanabilirlerdi? Onları her yerde bulabilirlerdi. Khedan bilmiyordu, ama birkaç saat daha fazla yaşamaları bile çok şeyi değiştirebilirdi. Khedan parmaklarını araladı. Büyüyü çok hızlı yapmalıydı. Gözleriyle cüceleri süzdü ve sonra da çırağının konumunu tahmin etmeye başladı. Sonra özür dilercesine mağaranın ortasında toplanan gruba baktı. Ardından gözlerini kapadı.

    “Çırağını dınle buyucu. Senden daha aklı selim.” dedi tünelin ötesindeki karanlıktaki bir tuhaf aksanlı bir ses. Bir anda herkesin kafası o yöne döndü. Khedan bile büyüsünü yapmaktan vazgeçmiş ve gözlerini o yöne dikmişti. Gergin bir sessizlik oldu.

    Toprağa basılan çıplak ayağın seslerini duydu herkes. Ayak sesleri gitgide yaklaştı, ve en sonunda herkes sözlerin sahibini gördü.
    İki metreyi geçen boyuyla zenci bir insana benziyordu, ama gözleri tamamen bembeyazdı. Gözlerinin renkli kısımları ve gözbebeği yoktu. Giysi namına üzerinde sadece bir zamanlar beyaz olduğu belli olan ama boyutun toprağı yüzünden bej rengini almış bir şalvar vardı. Boynunda ve parmaklarında parlak taşlarla süslü yüzükler ve kolyeler vardı. şalvarını da beline altın kabartmalı bir kemer tutuyordu. Meşalelerin alevlerinin ışığı koyu, kaslı göğsünde gölgeler oluşturuyordu. Kel kafasına tezat oluşturacak şekilde gür bir sakala ve bıyığa sahipti. Sağ elinde kocaman, kıvrık ve geniş bir kılıç tutuyordu.

    Susy bu yeni geleni dikkatlice inceledi. Daha önce hiç böyle bir şeyle karşılaşmamış olmasına rağmen bununla ilgili hikâyeler anlatıldığını duymuştu. Yine de emin olamıyordu. Gerçekten bu onlardan biri olabilir miydi?

    Khedan’ın dudaklarından dökülen sözcükler, Susy’e haklı olduğunu gösterdi. “Dao…” dedi sıkıntıyla nefes koyuverirken. “Bizden ne istiyorsun? Bu da ne demek oluyor? Efendinle bir antlaşma yapmıştık!” diye bağırdı Khedan çevresindeki cüceleri işaret ederek. Yaşlı büyücü bir anda bağırınca tetikte bekleyen grup ve cüceler sıçrayıverdiler. Hatta çırağı bile korkup geri çekildi. Khedan gibi güçlü bir büyücünün öfkesi şakaya gelmezdi.

    Ama dao hiç de korkmuşa benzemiyordu. Hiç de iç açıcı olmayan bir şekilde güldü. “Benimle çarpışabilir misin yaşlı ahmak? Gerçekten de bunu göze alabilir misin? Bilmiyor musun ki beni öldürsen bile pek çoğumuzun seni ve mahlûklarını mutlaka avlayacaktır?”

    Khedan bir süre cevap vermeden doğruda daonun gözlerinin içine baktı. Daolar bu boyutta hükümdarlıklını kuran bir cin kavmiydi ve kesinlikle iyi doğalarıyla bilinmezlerdi. Köle ticareti ile uğraşırlar ve maddiyata aşırı değer verirlerdi. şaşalı takılara, parlak giysilere ve geniş hazinelere bayılırlardı. Her bir dao dikkate değer birer rakip olurlardı ve illüzyonlardaki yetenekleri sayesinde düşmanlarını kolayca kandırabilirlerdi. Tüm bunlar düşünüldüğünde Khedan, daoyla dövüşmeyi hiç istemiyordu, ama öte yandan eğer dövüşmezse başlarına neler geleceğini de kestiremiyordu. Köle olarak ele geçirilip madenlerde çalıştırılabilirler veya köle ticaretinde başkalarına pazarlanabilirlerdi. Tabi bunlar başlarına gelebileceklerin kesinlikle en kötüsü değildi.

    Khedan bu yüzden bağlantıları üzerinden konuşmaya kadar verdi. “Efendinle antlaşma yapmıştık. Ona iblisleri getirdim. O da karşılığında bizi buradan çıkartacak.” dedi derin bir nefes alarak özgüvenle. Ama aldığı cevap tüm özgüvenini yıktı.

    “Burada onun adına bulunuyorum zaten büyücü. Yüce Han El-Malek İbn-i Salût seni ve mahlûklarını bekliyor.” dedi alaycı alaycı grubu süzerken ve Khedan’ın bembeyaz kesilen suratı karşısında bir kahkaha patlattı. “şimdi büyücü, sen ve aşağılık köpeklerin uslu uslu gelecek misiniz, yoksa itaat etmeyi size ben mi öğreteyim?” Dao pis pis sırıtarak Khedan’ı süzdü.

    Yaşlı büyücü hayatında daha önce hiç bu kadar kötü bir durumda kalmamıştı. Eğer tek başına bulunsaydı dövüşmeyi yeğlerdi. Tek başına kaçabilirdi belki. Ama burada tek söz konusu olan kendi hayatı değildi. Kendisi kaçabilirdi, ama ya diğerleri ne yapacaktı?

    “Neden onları umursuyorum ki? Ne yaparlarsa yapsınlar! Ben onlara kaçmaları için bir fırsat verdim!” diye düşünerek kendi kendine kızdı Khedan, ama vicdanı onu rahat bırakmıyordu. “Onlara kaçış imkânı vermedin.” diyordu “Sen onları doğruca bu cehenneme tıktın.”

    Khedan cücelere baktı, sonra da daoya. Yapabileceği bir şey yoktu. Kendisi dövüşmeyi tercih ederdi ama karşısındakilerin bir grup cüce ve bir daodan ibaret olmadığını biliyordu. Adı gibi emindi ki o karanlık tünelin içinde birden fazla kadahar vardı.

    Ve sonra Khedan azap dolu bakışlarını çıtları bile çıkarmayan gruba yöneltti ve onları süzdü.

    Xardas cüppesinin kıvrımlarına tutunmuş, dudaklarını kıpırdatarak kendi kendine bir büyünün sözlerini hatırlatıp duruyordu. Gözlerini daoya dikmişti. Yüzü ifadesizce, buz gibi duruyordu.

    Edmond, Amora’nın önüne geçmiş, onu korumak istercesine kollarını açarak ona siper olmuştu. Endişeli gözlerle çevresini süzüyordu.

    Hemen arkasındaki Amora ise belki de aralarında en kötü olanıydı. Tüm görülerine rağmen bunu görememişti ve dahası herkese buradan geçmeleri için telkinde bulunmuştu. Onları resmen bir felakete sürüklemişti.

    Shruiak ve Balamir sırt sırtaydılar. İkisinin de elleri silahlarında, gözleri cücelerdeydi. Neredeyse hiç kıpırdamıyorlardı. Hatta Khedan, nefes bile almadıklarına yemin edebilirdi.

    Alegria ve Saelnir de birlikteydiler. Saelnir’in dudaklarının hiç durmadan kıpırdadığını görüyordu Khedan. Tanrısına yakarıyor olmalıydı. Alegria ise kılıcını hemen ön ünde toprağa saplamış ve yayına yerleştirdiği okla cücelerden birini nişan almıştı.

    Lienas da farklı bir durumda değildi. Olduğu yere diz çökerek Cody’nin arkasına saklanmış ve elindeki yayını birkaç cüceye doğrultup duruyordu.

    Argay kalkanını önüne siper etmiş, kılıcını sıkıca kavramıştı. Çatışmaya girmek için hazır gibi görünüyordu. Gözlerinde de çatışmanın kaçınılmaz olduğuna dair bir ifade vardı.

    Piijek Susy’nin önüne geçmiş, bir yandan ona sarılırken bir yandan da kulağına onu rahatlatıcı sözcükler fısıldıyordu. Susy’nin de etrafına pek olumlu bir ifadeyle baktığını söylenemezdi.

    Ama tüm bu hallerine rağmen, hepsi de Khedan’ın anlamlı bakışlarını yakalamıştı. Sözcüklerin dile getirilmediği o anda hepsi de Khedan’ın, onların kararlarına boyun eğeceğini anlamıştı. Khedan onlar istemediği müddetçe çarpışmayacaktı.

    _________________
    All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

    Power demands sacrifice.
    Back to top View user's profileSend private message
    Lord Necros
    BaÅ?büyücü





    Joined: Apr 29, 2005
    Posts: 1916
    Location: Necropolis

    PostPosted: Sun May 27, 2007 8:11 pm Reply with quoteBack to top

    “Durun!” diye haykırdı sarı saçlı çırak tünelin girişine gelir gelmez. Hiçbirini göremiyordu, ama yeterince bağırırsa sesini duyacaklarını biliyordu. Acele etmesi gerekliydi.

    “Geri dönün! Usta Khedan uzun süre geçidi açık tutamaz! Nereye gidiyorsunuz siz?!”

    Ses gelmedi. Ya çoktan uzaklaşmışlardı, ya da onu duymamışlardı. Çırak oldukça panik bir halde derin derin nefes alırken sırtından soğuk tersler boşalıyordu. Onları terk edemezdi. Belki hemen peşlerinden koşarsa yetişebilirdi. Ustasına biraz daha beklemesini söylemek için tekrar tünelin girişine döndü ki…

    Khedan yoktu, tıpkı geçit gibi.

    Dünya başına yıkılmıştı bir anda sanki. Yıllardır hizmet ettiği ustası Khedan onu burada terk edip gitmişti.

    Bir anda gözünün önüne onun yanında geçirdiği günler geldi. Bheretnan’lıydı o aslen. Khedan nadir bir büyü malzemesi ararken Bheretnan’a yolu düştüğünde karşılaşmışlardı. Sürekli kabuslar gören, korkak bir gençti. Bir gece kabuslarında annesi ve babasının vahşice parçalanarak öldürüldüğünü görmüştü ve sabah uyandığında kabusunun gerçekleştiğini fark etmişti. Bereket versin ki Khedan oradaydı. Olay yerini incelemiş, daha sonra da cenazelerin düzenlenmesi talimatını verip onu da yanında şatosuna götürmüştü. Büyüyü tamamen Khedan’dan öğrenmişti o.

    Ve şimdi Khedan, tıpkı onu yanına alışı gibi ani bir şekilde onu bırakmıştı.

    Hıçkırıklara boğularak duvara dayandı ve dizlerinin üstüne çöktü. Takip ettiği kişiler ortada yoktu. Ustası onu bırakıp gitmişti. Her yer bir anda zifiri karanlık olmuştu. Duyabildiği tek sesler ise uzaklarda dövüşen iblisler ve kadaharların sesleriydi. Çlecekti, hem de en acılı bir biçimde. Bundan şüphesi yoktu.

    Delirmiş bir şekilde ayağa kalktı ve tünele doğru koştu. Gözyaşlarını silmeye tenezzül etmedi zira onları silse de önünü göremeyecekti. Panik içinde tünelin derinliklerine doğru koşuyordu. Belki onlara yetişirdi. Belki onlarla bir çıkış bulabilirdi.

    İlk işi koştuktan sadece birkaç saniye sonra kıvrımlı tünelin duvarına toslamak oldu. Yere çok sert bir biçimde düştü, ama aldırmadan tekrar kalktı ve bu kez doğru yöne tekrar koştu. Az sonra başka bir duvara tekrar tosladı. Düşüşü yine sert olmuştu ama yine aldırmadı be koşuşu üçüncü kez duvara toslamakla noktalandı. En sonunda bir kez daha ama bu kez yumuşak bir şeye çarptı ve bir inilti duydu. Kesinlike bir iblise çarpmıştı! Bundan emindi! Bir anda feryat figan bağırmaya başladı.

    “İMDAAAAT! KURTARIN BENİ BİR İBLİS!!”

    Kendisine aniden çarpan bir şeyle yere yıkılan Xyra, bir de kulağının dibinde bu sesleri duyunca çakmak çakmak gözlerle arkasını döndü ve çırağı gördü.

    Ardı ardına koşan Xyra, Elanora, Clesyné ve Swain, bir süre birlikte ilerlemiş ve Alestralis’e en sonunda yetişebilmişlerdi. Durumları pek de iç açıcı değildi. Xyra ve Swain dışında hiçbiri o zifiri karanlıkta göremiyordu. Bu yüzden diğerlerinin yavaş hızına ayak uydurmak zorunda kalmışlardı. Alestralis’e yetiştikleri anda ise Xyra, kendisine çarpan çırak yüzünden yere yapışmıştı. Bir an çırağın feryadıyla hepsi sıçrayıverdi.

    _________________
    All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

    Power demands sacrifice.
    Back to top View user's profileSend private message
    WizardOfQuarks
    Kullanıcı
    Kullanıcı





    Joined: Nov 28, 2004
    Posts: 757
    Location: Ankara

    PostPosted: Sun May 27, 2007 11:14 pm Reply with quoteBack to top

    Karanlık tüneldeki grubun en arkasında sessiz bir gerginlik içinde ilerliyordu. Aniden yere yapışmak ve duyduğu bağırtılar sinirlerinin boşalmasına neden olmuştu. Hışımla arkasını dönüp kendisine saldıranı gördü. Khedan'n yanında gördüğü sarışın çıraktı bu.

    "Bir bu eksikti." diye içinden geçirirken aynı zamanda çırağın ağzını eliyle kapatmaya çalışıyordu. Diğer eliyle de hançerini çekip soğuk bir sesle "Bir daha bağırırsan seni öldürürüm." dedi ve iterek adamı bıraktı.

    "Bundan sonra etrafı daha iyi dinleyip gözlemeliyim." diye düşünerek ayağa kalkıp üstünü düzeltti.

    _________________
    "�n yargıları yıkmak, atomu parçalamaktan daha zordur..."  Einstein
    Back to top View user's profileSend private message
    esen
    Kullanıcı
    Kullanıcı





    Joined: Sep 10, 2004
    Posts: 809

    PostPosted: Mon May 28, 2007 7:16 am Reply with quoteBack to top

    Khedan'ın açtığı geçitten geçerken Amora'nın aklındaki tek düşünce yeni bir başlangıçtı. Geçidin sona erdiği nokta da onları karşılayan yalnızca zifiri bir karanlıktı. Neler olduğunu kestiremiyordu özellikle böylesine ürkütücü bir karanlıkta. Derken ışık yayılmaya başlanmıştı ama gözlerinin gördüğü tek şey cüceler tarafından sarılı olduklarıydı. Böyle bir şeyi ne tahmin etmemiş nede görü olarak görmüştü. Korku ve dehşetle titremeye başlamasının hemen ardından yaşlı büyücü, Amora'nın önüne geçmiş, onu korumak istercesine kollarını açarak ona siper olmuştu ve endişeli gözlerle çevresini süzüyordu. Nasıl anlamamıştı, inanmaya ihtiyaç duyduğu için görmemişti. Çünkü böyle bir sonla bitmemeliydi yaşamları, bunun için yeni bir başlanğıca ihtiyaç duymuş ve inanmıştı. Bu düşünceler içinde titriyor ve kendisini yere atmamak için önündeki yaşlı büyücüye tutunuyordu. Karanlığın ortasında bir çember oluşturmuşlardı, çemberde bulunan herkes son ana kadar savaşmaya hazır gözüküyordu. Bu kadar savaştıktan sonra yine de ölüm onları karşılıyordu. Bir ara gözlerini, ileride çırağı tarafından tehdit edilen Khedan'a kaydırdı. Büyücü dehşete düşmüş gibi görünmüyordu ama omuzundaki hareler öyle olmadığının bir kanıtıydı. Daha fazla görülerine güvenmek aptalca olacaktı. Ama şimdiye kadar dehşet derecesinde asla yanılmamışlardı asla... Peki Amora görülerini yanlış yorumlamış olabilirmiydi. Tabi ya başka açıklaması yoktu hala gördüklerini açıklamakta zorlanıyor hatta bilmediğini itiraf ediyordu ama bu seferki ona pahalıya mal olmuştu. Sadece onu değil diğerlerinide etkilemişti ve bu tamamen Amora'nın suçuydu. Her ne olacaksa bununla baş etmek sorundaydılar ve bu sefer yanılma ihtimalini bile düşünmek istemiyordu.
    Back to top View user's profileSend private message
    Swain
    Kullanıcı
    Kullanıcı





    Joined: Aug 18, 2005
    Posts: 103
    Location: Ankara

    PostPosted: Mon May 28, 2007 6:01 pm Reply with quoteBack to top

    Quote:
    "Bir daha bağırırsan seni öldürürüm."


    Normal şartlarda hiddetlenmesine yeterdi bu sözcükler fakat içinde bulundukları durum onu sakin davranmaya zorladı ama Yinede hiddet dolu bakışlar atmaktan kendini alı koyamadı bu ufak drow kızına.. Gözleri hala gözlerindeyken başladı sözlerine;

    “Grubun en arkasına geçin laydim böylesi hepimiz için daha iyi olur. Çnden ben gideceğim.” Dedi. Çünkü adı kadar emindi karanlıkta görebildiğine..

    Kendisine cevap verilmesini beklemeden grubun en önüne ilerlemeye koyuldu. Vaziyete göre fazla nazik bir emir sayılabilirdi bu.
    Back to top View user's profileSend private messageVisit poster's websiteMSN MessengerICQ Number
    Mark
    Kullanıcı
    Kullanıcı





    Joined: Aug 31, 2006
    Posts: 2004
    Location: Midkemia, portal/istanbul

    PostPosted: Mon May 28, 2007 6:42 pm Reply with quoteBack to top

    Susy, durumdan hiç memnun değildi.
    Dao'ya, çaktırmadan birkez baktı. Sonra , Khedan ın onlara doğru anlamlı bakışlarına, ama zihninde titreyen birkaç kelimeden başka yapabilecekleri o kadar azalmıştı ki, yeniden savaşmak için, kitaplarına yeniden gömülmesi lazımdı.
    Soluyarak, hızlıca düşünmeye başladı.
    şimdi teslim olursak, sonradan karşı durmak için zaman bulamayabilirdi. Kitabını saklamasına rağmen, elinde sonunda bulabilirlerdi. Onlarla nasıl savaşıcaktı... Dudaklarını ısırarak düşünüyordu.
    Khedan antlaşma şartlarına uyulmadığını söyledi, Dao onlara mahluk derken, Susy.
    Yaklaşan fırtınayı hissetti.
    Back to top View user's profileSend private message
    Logan
    Kullanıcı
    Kullanıcı





    Joined: Apr 29, 2004
    Posts: 1963
    Location: Gölgelerin İçinden,Kan Kusturmaya Geldim

    PostPosted: Mon May 28, 2007 7:31 pm Reply with quoteBack to top

    Quote:
    Lienas da farklı bir durumda değildi. Olduğu yere diz çökerek Cody’nin arkasına saklanmış ve elindeki yayını birkaç cüceye doğrultup duruyordu.


    Cody kendisimi ve arkasınıda ki Lienas ı korumak İçin sol eline aldığı kalkanı biraz daha Sıktı... Ve biraz önüne aldı. Etrafta Uzun mezili silah kulanan cüce göremesede. Bu yaratıkları tanımadığı için ne yapacaklarını kestiremiyordu. Etrafta bir sürü Karanlık köşe VArdı Burda ışık saçan Kutsal savaşcı işe yarıya bilirdi. Etrafına baktı ve göremedi. ''Lanet olsun nerdesin.'' Diye Hafifçe mırıldandı Cody

    Cody Sağ elindeki piç kılıcını bilek hareketi ile bir tur döndürdü. Etrafta Bİr sürü cüce Ne olduğunu Bilmediği kara tenli bir şey... ve buraya geldiğinden beri güvenmediği büyücü,ki şu anda sırtından bıcaklanmış bir şekilde Duruyrdu.

    ufak bir söz atışmasınadan sonra Etrafta fırtınaların kopacağı belli idi.. Bu Büyücü Bizleri satmıştı... Lanet olsun Burdan kurtulunca onunda işini bitirmek iyi olurdu.

    Cody nin gözleri Bir büyücüde ,bir kara tenli varlıkta bir cücelerde dolanıyordu...

    Lanet olası miferi sıkmaya ve terletmeye başlamıştı Cody 'i Savaşın o tatlı heycanı sarmıştı . Adranalinin DAmarlarına yavaş yavaş yayıldığını hisede biliyordu Cody.

    Kılıcını son bir kez daha boşda çevirdi. Sondu çünkü bundan sonra kılıcı hareketi Düşmana olacaktı. Ama Tek başına bu salaklık olurdu.

    _________________
    Ã?LÃ?M NEREDEN VE NASÄ°L GELÄ°RSE GELSÄ°N!!! Savas NaÄ?ralarmız kulakdan kulaga yayilacaksa ve silahlarimiz elden ele gececekse ve baskalari silah sesleriyle,savas ve zafer narâlariyla cenazelerimize agit yakacaksa Ã?LÃ?M HOS GELDÄ° SEFFA
    Back to top View user's profileSend private messageSend e-mailMSN Messenger
    calida
    Kullanıcı
    Kullanıcı





    Joined: Feb 27, 2006
    Posts: 293

    PostPosted: Mon May 28, 2007 9:24 pm Reply with quoteBack to top

    Paladinin arkasindan tunele dalmakla iyi mi etti yoksa kotu mu hic bir fikri yoktu. Sadece ilerisindeki ayak seslerini duyarak ilerliyordu. Gozleri karanliga alismamis, etrafindaki hic bir seyi gormuyordu. “Hay lanet hic birinizde etrafi aydinlaticak birsey yok mu?” diye sormustu ki, arkasindan gelen patirti sesini duydu ve hemen ardindan “IMDAAAAT! KURTARIN BENI BIR IBLIS!!” diye patlayan bir ciglik.

    Tunelin dar olup olmadigini anlayamiyordu; o yuzden kiliclarini cekemedi, yumruklarini yuzunun onunde sabitledi, sonra bir anda “Bir iblise karsi yumruklarini kullanmak mi?” diye kendi kendine ne kadar sacma bisi yapdigini fark etti. Ayrica ses yanindaki kisilerden birinede ait degildi. “Hey, kim var orda? Xyra iyi misin?” diye sordu drow kizin savurdugu tehtidin hemen ardindan. İyi oldugunu ses tonundan anlamisdi. “Xyra her ne taraftaysan yakinima gel. Ben ilerliyorum.” dedi ve onunde gitmekte olan her kimse el yordamiyla koluna yapisti. “Clesyné bu yapisdigim sen misin??” diye sordu kolunu tuttugu adama kim oldugunu bilmeden...
    Back to top View user's profileSend private message
    Mark
    Kullanıcı
    Kullanıcı





    Joined: Aug 31, 2006
    Posts: 2004
    Location: Midkemia, portal/istanbul

    PostPosted: Tue May 29, 2007 11:27 am Reply with quoteBack to top

    Susy, Khedan ile bakıştığında, ne yapıcağını karar vermişti.
    "Khedan, Dao Efendi nin, dediklerini yapmalıyız."
    Dao' ya, hafifçe eğilir:
    "Beni mazur görün. Fakat, hainleri hiç sevmem"
    Bir anda ellerinden, Khedan'ın ardındaki çırağı yere yapıştırıcak, görünmez bir güç çıktı. (lesser orb of sound)
    Arkadaşlarına, yerinizde kalın dercesine sakinlikle onlara baktı.
    Back to top View user's profileSend private message
    Argay
    Kullanıcı
    Kullanıcı





    Joined: Feb 21, 2006
    Posts: 191

    PostPosted: Tue May 29, 2007 4:03 pm Reply with quoteBack to top

    Quote:
    Kılıcını son bir kez daha boşda çevirdi. Sondu çünkü bundan sonra kılıcı hareketi Düşmana olacaktı. Ama Tek başına bu salaklık olurdu.


    "savaşmaya istekli gibi görünüyor" diye düşündü Argay.Kendisi zaten kalkanını önüne almış elinde kılıcıyla bekliyordu.savaşçının yanlız savaşmamak istediği belliydi.Argay da istemiyordu zaten.

    sadece savaşçının duyabileceği bir mesafeye girip."saldıracaksan saldırmadan önce saldıracağını belirten bir işaret ver.seni yanlız bırakmam"
    Back to top View user's profileSend private messageMSN Messenger
    Edmond
    Kullanıcı
    Kullanıcı





    Joined: Jul 03, 2006
    Posts: 5509
    Location: Ã?anakkale

    PostPosted: Tue May 29, 2007 6:18 pm Reply with quoteBack to top

    Edmond nereye geldiğini bilmiyordu.Etrafını cüceler çevirmişti.Asasını klasik biçimde hafifçe öne eğdi.Kaşlarını çattı.Bu kez hata yapmayacaktı.Bu kez sakin olcaktı.Yanlış adamı öldürmeyecekti.Düşmanına odaklandı.Sonra bir an durdu.Çldürmemeli, kurtarmalıyım diye düşündü.Sonra hemen Khedan'ı aradı gözleriyle.Khedan sakin görünüyordu, ancak Edmond onun öyle olmadığını biliyordu.Sonra yerinde kalmasının daha iyi olacağını düşündü.Ve olacaklarını beklemeye başladı.

    Ardından arkasını döndü: "Sence bunlar dost mu, ve ne yapmamız gerekiyor" dedi kısık sesle Amora'ya.Sesinde hafif sinir dahi yoktu.Olabildiğince nazikti.Asasını biraz daha önüne eğdi.Kaşlarını tam çattı.Büyü için beklemeye başladı

    _________________
    I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.

    The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.

    I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.

    -Freddie Mercury
    Back to top View user's profileSend private messageSend e-mailVisit poster's websiteYahoo MessengerMSN Messenger
    esen
    Kullanıcı
    Kullanıcı





    Joined: Sep 10, 2004
    Posts: 809

    PostPosted: Wed May 30, 2007 6:54 am Reply with quoteBack to top

    Edmond wrote:

    "Sence bunlar dost mu, ve ne yapmamız gerekiyor"
    Amora büyücüye ne demesi gerektiğinden tam emin değildi. Çok fazla yorgundu ve bitkindi. Huzursuz bir ruh hali içinde görülerini yorumlarsa yeterince dikkatli olmayacağını biliyordu. İç güdülerine uyarak büyücüye. -"Hiç bir harekette bulunma şimdilik beklemeli ve neler olacağını görmeliyiz." Sözler dudaklarından dökülür dökülmez, yaşlı büyücü biraz endişeli ama sözlerini anladığını belirten bir ifade ile kafasını sallamıştı.
    Back to top View user's profileSend private message
    Rhalazarn
    Kullanıcı
    Kullanıcı





    Joined: Feb 05, 2007
    Posts: 148
    Location: Nordmar

    PostPosted: Wed May 30, 2007 11:57 am Reply with quoteBack to top

    Ast kiranann…
    …ve siyah insanlar, ırkdaşlarımızı parçalayıp yemeye…
    …kair Gardurm…
    …devam ederken oradan kaçmak için yapabileceklerimi…
    …Soth-arn…
    …düşünüyordum ve kaçtmıştım da ama ordan aldığım izler buna değer miyd-

    Xardas sinir ve hafif bir çöküntüyle gözlerini kırpıştırdı, sakinleşmeye çalıştı. Bu tanrıların belası daonun görüntüsü onu tiksindirmişti. Zenci bir insana benziyor oluşu onu rahatsız etmişti.
    Hem de fazlasıyla… Xardas denizci bir halktandı, beyaz ve denizci bir halk. Sarışın, mavi gözlü barbarlardı onlar. Babası da öyleydi tabii. Bir gün gemileriyle bilinmeyen bir adaya gelmişlerdi, öyle anlatmıştı 3 yaşındaki Xardas’a babası. Bu adada kara tenli insanlar vardı, ne kadar insan denilebilirse artık. Her hayvanı ayıran bir özellik vardır ve insanınki düşünmektir, bu kara halksa düşünmeyi bilmeyen bir halktı. Xardas’ın amcası o yamyamlara yem olmuştu ve geri kalan denizci barbarların çoğu yabani tanrılara kurban verilmişti. Ancak Xardas’ın babası kaçmayı başarmıştı, yine de zencilerin yabani tanrılarının laneti onu bırakmamıştı. Lanet, kendini küçük Sadrax’ta göstermişti, beyaz tenli olmasına rağmen, hatta ölü gibi beyaz olmasına rağmen, sarışın, mavi gözlü bir halktan siyah saçlı ve siyah gözlü bir bebek…
    Ve böylece Xardas bütün negatif yönlerini o iğrenç kara halka yüklemişti. şimdi de karşısında onlara aşırı derecede benzeyen bir varlık duruyordu, ama bu bir daoydu… Gözlerinin ruhuna işlediğini hissediyordu Xardas. Bembeyaz gözlerdi bunlar, irislerinde renk bulunmayan. Çyle ki kara cüppelinin büyüye odaklanmasını engelleyecek kadar etkilemişti Xardas’ı. Ama Xardas’ın içindeki sarışın barbarı sadece nefretle doldurabilmişti bu gözler…
    Ve o iğrenç çırak. Ne için böyle bir hainlik yapabildiğini tahmin edebiliyordu Xardas, güç… O da güce düşkündü, ama böyle onursuzca elde edilen güçten iğrenirdi. Böyle insanların kendilerini beğendirmeye çalışan fahişelerden farkı yoktu. Güce giden yol dolambaçlı olanıydı ama bu fahişelerin seçtiği yol dolambaçlı falan değildi, çok kolaydı ve düzdü, herkes bu kestirme yolu kullanabilirdi, ama kirlenmeye razı olarak… Ve yolu aşsalar bile kir asla geçmezdi, onlar için intihar etmek en iyisiydi… Xardas böylelerinden tüm benliğiyle tiksinirdi.
    Sonra dişinin sözlerini duydu:

    “Beni mazur görün. Fakat, hainleri hiç sevmem.”

    Eh, güzel, diye düşündü Xardas, ben de sevmem.
    …ve sarışın, mavi gözlü barbar büyücü, büyüsünü yapmak için işaret parmağını haine doğru uzattı…
    Kara cüppeli, silkinerek ellerini yeniden iki yanına indirdi. şimdi serseriliğin sırası değildi.
    “Saldır!” diye emretti usta, çırağa…
    “Hayır…”diye mırıldandı Xardas.
    “Düşünmeden hareket et!” dedi Druid.
    Xardas:”Ben zenci değilim.”
    …ve sarışın, mavi gözlü barbar büyücü, büyüsünü yapmak için işaret parmağını haine doğru uzattı ve sözcükleri ahenkle söylemeye başladı…(Ray of Frost)

    _________________
    <div> Wir sind nicht gestorben. Wir haben nie gelebt.<br>                   <br> -Ragnar Lodbrok</div>
    Back to top View user's profileSend private message
    C_Deschain
    Kullanıcı
    Kullanıcı





    Joined: Jun 01, 2006
    Posts: 291
    Location: ankara

    PostPosted: Wed May 30, 2007 1:08 pm Reply with quoteBack to top

    Clesyné,koluna yapıuşan elle bir an irkildi.Fakat sonra sesi duyunca rahatladı.Bu tünel onu yeterince gerginleştirmişti zaten bir de böyle beklenmedik durumlar ortaya çıkınca iyice sinirleri bozuluyordu.Hele bir de şu iblis var diye bağıran her kimse iyice sinirlendirmişti Clesyné'yi.
    Yavaşça elin olduğu tarafa döndü,içinden umarım doğru yere dönmüşümdiye ümit ediyordu."Evet,benim Elanora.Başka kim olabilirdi ki zaten?"diyerek bir kahkaha attı.Sinirleri iyice yıpranmıştı,neye ve neden güldüğüne dair bir fikri bile yoktu.Acaba iyi mi etmişti tünele girmeyi seçerek.Neyse bu düşünceleri kafasından uzaklaştırmalıydı.şu an bunları düşüncek zaman değildi.Etraf zifiri karanlıktı ve hiçbir şey göremiyordu.Ama Elonara'nın dokunuşuyla az da olsa rahatlamıştı.Hiç olmazsa arkasında daha önce birlikte savaşaibldiği ve tanıdığı kadarıyla da güvenebileceği birisi vardı.Hiç olmazsa şu an yalnız değildi....

    _________________
    <div>Tári Nénharma....</div><br>
    Back to top View user's profileSend private messageSend e-mailMSN Messenger
    Illyra
    Forum Yöneticisi





    Joined: Jan 25, 2005
    Posts: 2113
    Location: Duskwood

    PostPosted: Wed May 30, 2007 3:27 pm Reply with quoteBack to top

    Lienas kıpırtısız bir şekilde olduğu yerde kaldı. Nefesi kesilmek üzereydi. Gergindi. Çevresine baktı. Ne olurdu işte kavga olmadan teslim olsalardı ! Mutlaka kaçmanın bir yolu bulunurdu. İşe inatçılık ve gurur gibi kavramları karıştırmak her zaman savaşmak, ölmek, ölüm olmasa bile acı çekmek demekti. Cody'nin arkasına dahada yaklaştı. Olur ya yaralanabilirdi. Elindeki yayı geveştti, hatta ok ile yayı ayırdı. Birazdan kendilerine saldırsalar bile, en azından az tehditkar gözükmek istiyordu. Eğer az tehditkar gözükürse, daha az göze batarsa, burnu bile kanamadan kalablıktan sıyrılabilirdi...

    Ama eğer arada kaynarsa....

    Bunu düşünmek bile istemedi..

    Bu yüzden tamamen tarafsız bir şekilde Cody'nin arkasında kıpırtısız dumraya devam etti. şu anda çevredekiler etkileyecek hiç bir hareket yapmayacaktı. Asıl isteği sessizce teslim olmaları olasada, çevresindekileri buna ikna edeceği şüpheliydi. Kesin inatla ayak direrelerdi. Onlara kaçma şansları olduğunu anlatamazdı. Tamamen tarafsızca durmaya devam etti. Birirleri en azından bir hareket yapana kadar, Cody'nin kendisini korumasına hiç itirazı yoktu..

    Ama Sussy'nin el hareketleri sinirlerini germişti işte. şu kızla boş bir zamanında konuşup tehlike hattındayken ani davranmaması gerektiğini öğretmeliydi. Yinede kıza şefkat karışımı bir duyguyla baktı. Cody'den sonra burada kendisi için değerli diyebileceği ikinci kişi Sussy idi. Eline geçen fırsatlarda, kendisinden hemen sonra kurtarmayı düşüneceği iki kişiydi...

    Yinede şu an için öncelikle kendisini kurtarması gerekiyordu. Cody'e dahada sokuldu...

    _________________
    Image
    Back to top View user's profileSend private message
    Display posts from previous:      
    Post new topicReply to topic


     Jump to:   



    View next topic
    View previous topic
    You cannot post new topics in this forum
    You cannot reply to topics in this forum
    You cannot edit your posts in this forum
    You cannot delete your posts in this forum
    You cannot vote in polls in this forum


    Powered by phpBB © 2001 phpBB Group

    :: HalloweenV2 phpBB Theme Exclusive ::
     
    FRPWorld.Com ülkemizdeki fantezi edebiyatı ve frp sevenleri bir araya getirmeyi amaçlayan bir web sitesidir. 2003 yılında kurulmuş olan sitemiz kullanıcı ve yöneticilerimizin katkıları ile büyüyüp Türkiyenin en büyük frp sitelerinden birisi olmuştur. Galerisi, indirilecekler kısmı, akademisi, yazarları ile sitemiz tam bir frp hazinesidir. FRPWorld sizin de desteklerinizle böyle olmaya devam edecektir. FRP'nin doyumsuzca yaşandığı bu diyara hoş geldiniz.

    FRPWorld, yeni bir frp dünyası


    Sitede bulunan yazı, doküman ve diğer içerikler siteye ait olup başkaları tarafından kopyalanması, dağıtılması ya da ticari amaçla kullanılması yasaktır.
    Siteye yapmış olduğunuz katkılar frpworld.com'un olup bunları yayınlama ya da yayınlamama hakkı site yöneticilerine aittir.


    Sayfa Üretimi: 0.42 Saniye