Frp World Ana Menü
  • Frp World
    » Anasayfa
    » Forum
    » Anketler
    » Akademi
    » Kitap Tanıtımları
    » Haber Arşivi
    » Haber Gönderin
    » Makale Gönderin

  • Üyelere Özel

  • Kişisel
    » Hesabınız
    » Özel Mesajlar
    » Üye Listesi
    » Üye Arama
    » Siteden Çıkış

  • Site Bilgileri
    » Top10
    » Site Hakkında Yorumlarınız
    » İstatistikler
    » Destekleyen Siteler

  • Kullanıcı Menüsü
    Hoşgeldin, Diyar Gezgini
    Üye Adı
    Şifre
    (Kayıt Ol)
    Üyelik:
    Son Üye: ahavylupo
    Bugün: 0
    Dün: 4
    Toplam: 33700

    Şu An Bağlı:
    Ziyaretçi: 387
    Üye: 0
    Toplam: 387

    FrpWorld.Com :: View topic - KUYU
    Forum FAQ  |  Search  |  Memberlist  |  Usergroups   |  Register   |  Profile  |  Private Messages  |  Log in

     KUYU View next topic
    View previous topic
    Post new topicReply to topic
    Author Message
    bulents
    Kullanıcı
    Kullanıcı





    Joined: Feb 12, 2009
    Posts: 14

    PostPosted: Thu Oct 22, 2009 8:43 pm Reply with quoteBack to top

    Gölge e-dergi'nin öykü özel sayısı için hazırlamıştım bu öyküyü. Umarım seversiniz. İyi okumalar!


    Kuyu

    Beynimin ta içinde dipsiz, karanlık ve en az ruhum kadar yaşlı bir kör kuyu var. Varlığı ve mahiyeti ruhun kendisi kadar gizemli ve ruhun sırları arasına kendini de katmış bir kuyu bu. Belki beynin sayısız kıvrımlarından kıvrım beğenip gizlenmiş, belki de ruh gibi kendini görünmez etmiş. Bilinen bir yol yok ona giden. Sadece pişmanlıklarla, acılarla, en çok da kötü olmanın, kötülük yapmanın utandıran hazlarıyla kanat açılıp varılabiliyor onun kayıp ülkesine. Bu hisler -hem de en hükümran halleriyle- yoksa eğer, kuyunun başına varma çabaları beyhude uğraşlar.

    Ben bunu çok denedim. Yani kendi irademle ona gidebilmeyi. Beceremedim. Sadece kendimi bildim bileli garipliklerle dolu olan hayat oyunuma her perde inişinde, gözümün önünde, beynimin içinde, ruhumun derinliklerinde mutlaka rastladım o kuyuya. Bir hayal miydi, yoksa bedensizce ona mı gittim, hiç bilmiyordum. Bildiğim tek şey -ki bu da ona varmayı delicesine isteyişimin ana sebebidir- onu her görüşümden sonra beni sarıp sarmalayan huzur duygusunun varlığıydı. Henüz yere ulaşamamış bir kar tanesi kadar beyaz, dünyaya gözlerini yeni açmış bir bebek kadar temiz ve bir ananın yavrusuna sevgisi kadar saf bir huzur duygusu bu. O yüzden sıkça varmak istedim kuyuya. Böylesi duygulara ulaşacağını bilen hangi âdemoğlu istemezdi ki?

    O beyaz önlüklüye kuyudan bahsedene kadar, kuyu hakkında hissettirdiklerinden fazla bir şey biliyor da değildim. Dilim tutulsaydı da ‘kuyu’ demeseydim, o geveze dilim ensemden çekilseydi de adını telaffuz etmeseydim. Boş bulunup varlığının yabancı kulaklara çalınmasına sebebiyet verişime kadar kuyu gözümün önünde beliriverirdi, sonra kaybolurdu ve ben bahsettiğim o huzura boğulurdum. Ne öncesini, ne sonrasını hatırlardım. Umursamazdım da. Kör değneğini beller gibi kuyuyu sadece görürdüm. Ona dokunmaya kıyamazdım. Altın yumurtlayan tavuğunu kesen adamın öyküsünü duymadınız mı hiç? Ben o öykü ezberimde büyüdüm ve yetinmeyi bilirim. O yüzden kuyu neden var, ruhumda nasıl böylesine güzel duygular uyandırıyor; kaybederim endişesiyle hiç sorgulamadım. Ama Allah’ın belası doktor sorguladı. Hem de beynimin içindeki kuyu objesine mal bulmuş Mağribî gibi atlayarak sorguladı.

    “Kuyu” demeden önce de benimle çok konuştular, nice abes sorular sordular.

    “Söyle! Kadını neden öldürdün?” dediler.

    “Zavallının canına neden kıydın?” dediler.

    şaşkın şaşkın baktım. Kafamı sağa sola salladım. “Ben kimseyi öldürmedim” dedim. “Çldüremem ki!” dedim.

    İnanmadılar. Güya suçüstü yakalamışlar. Bıçak elimdeymiş. Kanlıymış. Kadın yerdeymiş.

    “Ah kuyu! Nerdesin?” diye fısıldadım. Sandım ki kendi kendime idi.

    “Ne kuyusu?” diye sordu doktor. Kulağına kar suyu kaçtı bir kere.

    Ser verip sır vermedim ama ben de. Direndim. Kuyumu beynimin en sapa köşelerine ittim.

    Günler sonra o toprağa bakası gözlerini gözlerime dikti ve “Uyu!” dedi. “Uyuduğunda da sesimi duyacaksın. Kuyuyu ilk gördüğün ana gideceksin ve uyandığında her şeyi hatırlayacaksın.”

    Uyudum ve kendimi dört bir yanımı saran alevlerin içinde buldum. Çocuk halimle. Yıllar öncesinde. Küçücük ben, gecenin bir yarısında, elimde bir kutu kibrit, kulaklarımda anne ve babamın imdat çığlıkları, salonun orta yerinde kalakalmıştım. Ben sadece sobayı yakmak istemiştim.

    Sonrasında aman dilemiştim, dualar etmiştim. Annemle babamı öldürmeyi hiç istememiştim.

    İşte bahsettiğim perdelerden ilkinin iniş anıdır o an. Bir elim başımda, diğer elimde kibrit kutusu, yere çökerek kaldığımda gördüm o kuyuyu ilkin. Beynimin içinde; taşları acıdan, pişmanlık harcıyla örülmüş o kuyu beni kendine çağırdı. “At o kibrit kutusunu içime” dedi, “At ve her şeyi unut!”

    Meğer kuyu sayesinde o lanetli günün acılarıyla, pişmanlıklarıyla, korkularıyla hiçbir zaman yüzleşmemişim ben. Kibriti bilinçaltımda ördüğüm kör kuyuya atmış ve beni geçmişin karanlık gerçeklerinden kaçıran o hayali kuyu sayesinde her şeyi bir çırpıda unutuvermişim. Hafızamda hiçbir iz kalmamacasına hem de.

    Sonra yere çöküp kalmış biçare beni cehennemi alevlerin arasından kurtarışlarını da gördüm, evimizin kararan duvarlarını da, evden cansız çıkan bedenleri de. Ben kuyu sayesinde bütün bunları hiç bilmemişim. O yüzden yangınla ilgili bana sorulan sorulara hiç anlam verememişim. O yüzden anne-babamı bir daha hiç görmemişim.

    şimdi söyleyin bana, o doktordan nefret etmekte haksız mıyım? Unutulmuş, küllenmiş acıları harlayan adamdan iğrenmekte haksız mıyım?

    Çstelik bana o acıları yaşatmakla da yetinmedi. “Yürü,” dedi, “kuyuya in!”

    Bunu yapmayı hiç istemedim. Kuyuyu bulabilmek her zaman iyiydi fakat içine zorla itilmek… Benliğimi bütünüyle sarsacak bu ifşaatın kıyısındayken gönülsüz olmamdan doğal bir şey olamazdı herhalde. Çstelik kuyu derindi, kuyu zifiri karanlıktı ve kuyu leş gibi kokuyordu. Çürümüşlüğün, nefretlerin, kötücül hazların her zerresinde vücut bulduğu pis bir koku, kuyunun varlığı meçhul dibinden yükselerek dışarı taşıyordu sanki.

    Doktor istedi, mecbur kaldım ve kuyuya sarkıtılmış ip merdivenle aşağılara doğru indim. Bu merdivenin kuyuya önceki varışlarımda orada olmadığına adım gibi eminim. Doktorun işi olmalıydı bu. İstençsizce tutunduğum bu merdivenle indikçe indim. Kuyuya hâkim olan o iğrenç kokuya, karanlık sayesinde ne mutlu ki göremediğim garip, yapışkan, kıpırdayan, sürekli ilenen kuyu duvarlarına rağmen dibe varmayı da hiç istemedim. Orada bulacaklarımdan korktum. Dibe varınca, ruhen de dibe vuracağımı hissettim.

    Zaman kavramını yitirtecek kadar uzun bir süre, mekândan soyutlanarak koyu bir siyahlığın içinde aşağılara doğru yol aldıktan sonra, iyiden iyiye mekanikleşmiş adımlarımdan biri ip yerine zemini buldu.

    Vardığım yeri hakkıyla tarif edebilmem için dünyevi kelimelerin ötesinde bilgilere sahip olmam gerektiğini düşünüyorum. Kâinat içinde Yaratanın sevgi ve ilgisinden yoksun bıraktığı tek bir yer varsa eğer, bilin ki o yer indiğim kuyu dibi olmalı. Çyle bir yerdi ki, aklımı nasıl olup da o kuyunun dibinde bırakmadığıma bugün hâlâ şaşıyorum. Bir ışık zerresinin, bir gram nimetin barınamayacağı; esenliğin esamisinin okunamayacağı bir yer orası. Yoksunluğun evi, bütün şeytani düşlerin kaynağı… Orada göz hiçbir şey göremez, ama ruh kuyuya hâkim fenalıklar altında ezilir de ezilir.

    O lanetli dibe varır varmaz can havliyle, umutsuzca, bilinçsizce sağımı solumu yokladım. Ayaklarımın dibinde elime çarpan şey, belki o an en çok isteyebileceğim şeydi. Fakat bugün bildiklerimi biliyor olsaydım, emin olun ona kesinlikle elimi sürmez, karanlığın biçeceği yazgıma razı olurdum. Bir kutu kibritti parmaklarıma değen. Kuyuya benim attığım bir kutu kibrit…

    Sanki bir kibrit çöpünün yayacağı ışık beni kurtaracak. Sanki kuyuda neler olduğunu görmem elimi güçlendirecek. Hemen bir kibrit çöpünü yaktım ve yere doğru tuttum.

    Kuyunun dibinde kuyuya atmakla hafızamdan kazıdığım kibrit kutusundan başka, yine benim attığım ve böylece hatıralarımdan sildiğim bir sürü şey vardı. Gördüğüm her nesne, kendime unutturduğum kötü anıları canlandırdı zihnimde. Bir kâğıt para hırsız beni, boş bir bira şişesi alkolik beni, kırık bir gözlük kavgacı beni hatırlattı ve tanıttı bana. Gördüğüm bastonla, çarpıp kaçmakla sakat bıraktığım adamı hatırladım. Ve anlatmaktan çekindiğim daha nicelerini…

    Kuyunun içinde “Yeter!” diye haykırdığımı hatırlıyorum son olarak. Haykırdım ve o sırada doktorun beni çağıran sesini işittim.

    “Uyan!”

    Uyandım. Gerçeklere uyandım. Hayali kuyumun karanlığının gerçekte benim içime ait olduğuna, ondan taşan kokuların geçmişimdeki pisliklere ait olduğuna ve kuyunun verdiği sahte huzurun kendime söylediğim kahrolası yalanların eseri, bilinçsizce kaçadurduğum lanetli geçmişimin gizleyici perdesi olduğuna uyandım.

    Uyandığımda doktorun gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Eminim bu kadarını o da beklemiyordu. Gözlerinden okuduğum tiksintiyi yüz misliyle, bin misliyle, milyon misliyle hak etmişim ben.

    Doktorun odasından götürülürken gözüm masasının üzerindeki gazeteye ilişti. Sürmanşet haberde kocaman bir fotoğrafım vardı. Yanımda da bir kadının. Dikkat kesilip altındaki yazıyı okudum:

    “Sokak Ortasında Vahşet!

    Bilinmeyen bir sebeple tartıştığı yanındaki A.O. adlı kadını insanların gözü önünde defalarca bıçaklayan M.E. halkın şaşkın ve korku dolu bakışları arasında tutuklandı. İşlediği cinayetten sonra olduğu yerde kalakalan M.E.’nin yüzündeki gülümseme, bu vahşete tanık olanları iliklerine kadar titretti.

    Haberi 3. sayfada”

    Gazetede fotoğrafı olan kadını da kuyuda görmüştüm. Ama onun kanlara bulanmış halini anlatamayacağım.
    Back to top View user's profileSend private message
    Display posts from previous:      
    Post new topicReply to topic


     Jump to:   



    View next topic
    View previous topic
    You cannot post new topics in this forum
    You cannot reply to topics in this forum
    You cannot edit your posts in this forum
    You cannot delete your posts in this forum
    You cannot vote in polls in this forum


    Powered by phpBB © 2001 phpBB Group

    :: HalloweenV2 phpBB Theme Exclusive ::
     
    FRPWorld.Com ülkemizdeki fantezi edebiyatı ve frp sevenleri bir araya getirmeyi amaçlayan bir web sitesidir. 2003 yılında kurulmuş olan sitemiz kullanıcı ve yöneticilerimizin katkıları ile büyüyüp Türkiyenin en büyük frp sitelerinden birisi olmuştur. Galerisi, indirilecekler kısmı, akademisi, yazarları ile sitemiz tam bir frp hazinesidir. FRPWorld sizin de desteklerinizle böyle olmaya devam edecektir. FRP'nin doyumsuzca yaşandığı bu diyara hoş geldiniz.

    FRPWorld, yeni bir frp dünyası


    Sitede bulunan yazı, doküman ve diğer içerikler siteye ait olup başkaları tarafından kopyalanması, dağıtılması ya da ticari amaçla kullanılması yasaktır.
    Siteye yapmış olduğunuz katkılar frpworld.com'un olup bunları yayınlama ya da yayınlamama hakkı site yöneticilerine aittir.


    Sayfa Üretimi: 0.38 Saniye