Frp World Ana Menü
  • Frp World
    » Anasayfa
    » Forum
    » Anketler
    » Akademi
    » Kitap Tanıtımları
    » Haber Arşivi
    » Haber Gönderin
    » Makale Gönderin

  • Üyelere Özel

  • Kişisel
    » Hesabınız
    » Özel Mesajlar
    » Üye Listesi
    » Üye Arama
    » Siteden Çıkış

  • Site Bilgileri
    » Top10
    » Site Hakkında Yorumlarınız
    » İstatistikler
    » Destekleyen Siteler

  • Kullanıcı Menüsü
    Hoşgeldin, Diyar Gezgini
    Üye Adı
    Şifre
    (Kayıt Ol)
    Üyelik:
    Son Üye: ahavylupo
    Bugün: 0
    Dün: 4
    Toplam: 33700

    Şu An Bağlı:
    Ziyaretçi: 384
    Üye: 0
    Toplam: 384

    FrpWorld.Com :: View topic - Çlülerin Bekçisi - Çzgür Bir Adam
    Forum FAQ  |  Search  |  Memberlist  |  Usergroups   |  Register   |  Profile  |  Private Messages  |  Log in

     Çlülerin Bekçisi - Çzgür Bir Adam View next topic
    View previous topic
    Post new topicReply to topic
    Author Message
    Walter
    Yönetici





    Joined: Oct 22, 2005
    Posts: 528
    Location: Gilead

    PostPosted: Sat Nov 20, 2010 8:49 pm Reply with quoteBack to top

    “Ne diyebilirim ki kendim hakkında artık kelimeler kifayetsiz… Sözcükler boş, içi dolu değil hiçbirinin bazı şeyleri dolduran tek şey geçmişten gelen hayaletler… Nedeni nedir bunun ölümsüzlük ya da başka bir şey mi bilmiyorum… Bir zamanlar Çlülerin Bekçisiydim artık neyim bilmiyorum.”
    Wallace Greece



    Image


    Çlülerin Bekçisi – Çzgür Bir Adam*



    Not= Bu hikaye Justisar Günlüklerinin bir parçası değildir. Nickoy Waldemer tarafından kaleme alınmamış, Walger Harwart tarafından, Bir kitabın içine yazılmış, yaşam hikayesi şeklinde bulunmuştur. Fakat hikaye Justisarda geçmektedir, yazanın Greece'in kendisi olduğu düşünülmektedir...


    Artık, köhne harabeler yoktu, kalın sis, yıkık binalar, onlar… Onlar tamamen gitmişti. Başka bir yaşamda kalmıştı. şimdi yürüdüğü yol; eski yıpranmış çorak toprakların arasında belli belirsizdi. Çstünde parlayan güneş, unuttuğu zamanlardan bile daha sıcaktı. Yüzüne vuran, sıcak rüzgar pelerinini uçuruyordu. Uzun zamandır ilk kez terliyordu ve bundan dolayı gerçekten mutluydu.

    Artık ölüler, huzur bulamamış ruhlar, onu ziyarete gelen güç hastası büyücüler, kendini güçlü sanan savaşçılar yoktu. Artık bir harabeye hapis olmak yoktu.

    Sonunda Çzgürdü. Çzgür bir adam..

    Greece, adı buydu. Uzun zamandır tek hatırladığı şey buydu. Wallace ya da Wallark Greece, eski bir isim, bu ismi hatırlayan çok az kişi sağdı hala, söylese bile etki etmezdi. Artık önemsiz biriydi bunu da arzuluyordu zaten. Bu yüzden eski odasından çok az şey alıp çıkmıştı. Ufak bir çanta pelerininin içinde, her zaman sevdiği ve tekrar tekrar okuduğu “Cesaretin Gölgesinde” adlı çok eski bir kitap, birkaç parça kağıt, biraz ip, iki büyük matara su, Bir Küçük Matara da kutsal “gümüş” su, ayrıca üç küçük hançeri vardı. Bunları fırlatmak için kullanıyordu ama asıl büyük hançerleri ayrı yerlerdeydi biri iç kemerliğe takılmıştı diğeri ise uzun sivri botunun içindeydi. Gerekmediği zaman asla çift hançerini kullanmaz tek hançerle dövüşürdü.

    Yol güneye doğru kıvrılıyor gittikçe daha da çoraklaşan ve çöle dönüşen topraklara doğru gidiyordu. Arkasında, Yosun Tutmaz yamaçlar vardı oranın eteklerindeydi harabeleri, oraya gitmek istemiyordu ama güneydeki çöle de gitmek istemiyordu suyu yoktu. Evet, susuzluk gibi şeyler onu öldürmezdi ama zayıf düşürebilirdi. Evet, susuzluk onu öldürmezdi ama kalbine saplanan bir kılıç öldürebilirdi.

    Elini çenesine götürdü, Tırtık tırtık uzamaya başlamış sakalını kaşıdı, ne yapmalıydı ? İçinde garip bir heyecan hissi uyandı. Bu garip bir histi sanki kaybolmuş gibiydi. İki bin yıl önce burası yeşillik bir alandı. şimdi ise nerdeyse çöle dönmüştü. İki bin yıl önce güçlü bir konumdaydı, ama ortalama bir savaşçıydı. şimdi ise konumu falan kalmamıştı ama artık güçlü bir adamdı. Tanrılar ona lanet de güç de bağışlamışlardı.

    Sol tarafında ufak bir çıtırtı duydu. Sol ayağını hareket ettirerek, döndü. Çantasının içerisinden ufak bir hançer çekip çıkararak, fırlattı. Parmağının ucu hedefini gösteriyordu ve sağ ayağını hiç kımıldatmamıştı. Ufak bir vikleme duyuldu. Tavşan, diye düşündü. Çnemli bir şey değil, yavaş yavaş ilerledi. Hançeri hayvanın boğazına saplanmıştı. Tam hançerini alacaktı ki duraksadı, yanlış olan bir şey vardı. Etrafına baktı kayalık ve çorak bir alandı, Tavşanın rengi ise beyaz, burada o kadar yol yürümüş canlıya rast gelmemişti. İblisler, buradaki bütün canlıların kökünü kazımıştı, Bu hayvan bir tuzaktı, basit ama ölümcül bir tuzak. Bir adım geriye çekildi.

    O anda iki tane sicim gibi ip, tavşanın olduğu yere doğru savrulmuştu. İp Hançerini çıkarmadan biri bacaklarını diğeri de boynunu hedef alan iplerden yana doğru takla atarak kurtuldu. İki ip, iki kişiler miydi ? O sırada kayanın üzerinden üzerine doğru sıçrayan kel, ve yarı çıplak adamı gördüğünde yanıldığını anladı. Eline geniş bir topuz vardı, kalın kasları kabarmış bütün hiddetiyle on doğru saldırıyordu.

    Bu adam için hançerini bile çekmeye değmezdi.

    Kenara çekildiğinde tavşanın olduğu yere indirdi, dev adam topuzunu. Toprakta derin bir yarık açılmış tavşan nerdeyse posaya dönmüştü. Greece, geriye çok rahat çekilmişti. Dirseğini sertçe dev gibi barbarın karnına geçirdi. Barbar darbenin etkisiyle geriye doğru fırlayarak, silahını bıraktı. Ağzından, köpüklü kan fışkırmıştı. Çç kaburga kemiğini kırdım biri ciğerini deldi diye düşündü. Düşüncesi ona doğru gelen ince iplerle kesildi. Keskin gözleri kayaların arkasından ona ip atanları gösterdi. Hızlı bir sıçrayışla kayalardan kayalara atlayan Greece hançerini çekti, ipleri hançeri ile, kesmek için hançeri savurduğunda iplerin kesilmediğini diğer ipin elinde ince bir kesik açtığını fark etti.

    Demek o iplere denk gelseydi iki ye bölünecekti. Artık Justisardaki adamlar dövüşmeyi öğrenmeye başlamışlardı. İplerden hızıyla sıyrıldı, iki adamın arasına sıçrayarak indi. Çok iyilerdi ama yakın dövüşte tamamen kusurluydular. Hançerinin iki seri darbesiyle ikisi de kan içinde yere yığıldılar. Cesetleri incelemek için, eğiliyordu ki başının üzerinden bir enerji dalgası geçti arkasındaki kayayı, parçaladı. Kayadan dökülen ufak toz ve taş parçacıkları, arasından kalkan Greece karşısında duran eli asalı yüzü peçeli surete öylece baktı.

    Kahverengi kukuletasının altından kaşlarını çattı öğle güneşi gri gözbebekleri, olmayan gözünü aydınlattı. Derin ve içten gelen sesi öfke doluydu.

    “Büyücülerden nefret ederim.”


    * Çlülerin Bekçisi bir seridir, Wallace Greece ilk yazısı 2003 yılında Çlülerin Bekçisi adıyla yazılmıştır. Sonra seri altı bölüm halinde sürmüştür. Ayrıca Çlülerin Bekçisi Başlangıç adıyla Greece'in geçmişini anlatan hikayesi 2007 yılında yazılmıştır.

    _________________
    BeÅ? dakika süren savaÅ?lar binlerce yıl süren efsaneler yaratır. O yüzden savaÅ?ta korkuyla deÄ?il tatmin hissi duyarak ölmelisin. O zaman arkandan aÄ?layacak insan kalmıÅ? olur.

    Last edited by Walter on Wed Dec 15, 2010 11:58 pm; edited 1 time in total
    Back to top View user's profileSend private messageSend e-mail
    Walter
    Yönetici





    Joined: Oct 22, 2005
    Posts: 528
    Location: Gilead

    PostPosted: Thu Nov 25, 2010 1:15 am Reply with quoteBack to top

    Büyücü, uzun ve gri renkli kumaşlara sarılmış, yüzünü üzerinde AFG harfleriyle boyanmış bir peçe ile örtmüştü. Elinde kısa ama kalın tahta bir asa vardı. Siyah sürmeli gözleri öfkeyle kısılmış gibiydi. Bu bir kadındı, gözlerinden ve kirpiklerinden bu anlaşılabiliyordu. Bol Kıyafetlerinden vücut hatları görünmüyordu ama duruşu ve gözleri onu ele veriyordu.
    Ama Greece cinsiyete önem veren birisi değildi….

    Hançeri sol eline alıp, Sol ayağından Destek alarak hızla ileriye atıldı. Amacı mesafeyi kısaltmaktı. Uzun zamandır büyücülerle dövüştüğü için mesafenin hayati sonuçlar doğurabileceğini görmüştü. Büyücülerden Nefret ederdi çünkü büyü onu kılıçtan daha kolay öldürürdü.

    Hızlıca ilerlemesine kadın büyücü bir tepki veremeden. Greece saldıracakmış gibi, sol elini ileri hareket ettirdi. Kadın bir adım geriye çekildiğine, Sağ elini yere koyup o elinden destek alarak yumruk mesafesinden kaçan Kadının böğrüne tekmeyi geçirdi. Darbe kadını sağ yanından yakalayıp o yöne doğru savurmuştu.

    Greece çevik bir hareketle doğrulurken yüzünü buruşturdu. Bu tekme tam bir başarısızlıktı, kadının bir kemiğini bile kıramamıştı. Paslanmıştı, antrenmanlarını aksatmaması gerekirdi. Greece kadına doğru yürürken büyücü kadın emekleyerek kalkmaya çalışıyordu. Yüzündeki peçe bir tarafa uçmuş esmer güzel yüzü ortaya çıkmıştı. Greece yanılmamıştı bu bir kadındı. İnce dudaklarının kenarında kan birikmişti. Yüzünde aldığı darbenin acısı görülebiliyordu. Greece’in üzerine geldiğini görünce, hızlı hızlı bir şeyler söylemeye başladı. Greece’in anlamadığı bir dilde konuşuyordu, yalvarıyor muydu bilmiyordu. Belki öyleydi, Greece hançerini kaldırdı. Ne söylediği önemli değildi, acımak bu dünyada sadece ölüm getirirdi.

    “Yapma bunu Yabancı.” dedi, bir ses arkasından Greece hızla arkasını döndü, ona bu kadar sessizce nasıl yaklaşabilirdi. Kukuletasının arasında gizlediği gözleriyle, arkasından sessizce yaklaşabilmiş adama baktı.

    Adam bir Kaya çıkıntısının üzerinden, onlara bakmaktaydı. Çölden gelen rüzgar onun omzuna ve boynuna bağladığı ağzını ve burnunu kapatan poşusunu uçuruyordu. Onun dışında belden yukarısı çıplaktı, Greece’in dikkatini omzuna tünemiş bir şahin ile İnce kemerin yanında bulunan ucu kancalı kılıçlar çekti. Bu garip bir adamdı. Ortak lisan konuşabiliyordu anlaşılan yerde yatan kadın gibi değildi. Gülümsedi.

    “O kadın sana saldırmış olabilir, sen ona karşılığını verdin.” dedi Adam yavaş bir şekilde “ şu an savunmasız, öldürmemen gerekir. Buradan sadece geçiyordum bu olayla bağlantım yok. Ama şu durumda karışmak zorundayım.”

    Greece, ayağını kaldırarak, kadının göğsüne bastırıp onu olduğu yere çiviledi. Ayağının tek bir hareketiyle kalbini durdurabilirdi kadının “ Bana ne yapacağımı söyleme cüretini sana kim verdi ?” dedi Greece uzun zamandır biriyle konuşmadığı için acemice söylemişti bu cümleyi.

    “Yaşamın gücü,” dedi Adam ellerini havaya kaldırdı. “Bugün yeterince kişi öldürmedin mi yabancı, bu kadını öldürmemek varken. Neden bir yaşama son veriyorsun. O kadın belki birinin karısı belki birinin annesi, birinin kız kardeşi, Buraya ne şartlarla geldiğini biliyor musun ? Çlüm bir hançer darbesi kadar basit değildir yabancı.”

    Greece bu cümleye ilk başta gülümsedi. Sonra gülmesi şiddetlenerek bir kahkahaya dönüştü. Bir Çlülerin Bekçisine yaşamın değerini mi anlatmaya çalışıyordu. Kahkahası etrafa yayıldı, Kayalrın arasında çirkin kuru bir kahkaha. “Sen ölümün yaşamın değerini ne kadar iyi biliyorsun ahmak, Bu bir kız kardeş mi ben kız kardeşimin ölümünü gördüm, bu bir anne mi ben annemin ölümünü gördüm. Bu bir sevgili mi, sevgilim kollarımda ölümünü gördüm. Gözlerden yaşamın çekilişini bedenin soğumasını, kişilerin boş bir kabuğa dönüşmesini gördüm. Ben bir değil bin ölüm gördüm, ben bini bir kez değil her gün gördüm. Sen mi bana ölüm hakkında ders mi vereceksin ?”

    Bu sözler üzerine uzun zamandır öfkeyi derinliklerinde hisseden Greece kadını bırakarak adamın üzerine atıldı. Adam ilk darbesini sakince iki kılıcını da çapraz şekle getirerek karşıladı. Greece, eğilerek diz kirişine bir tekme savurdu. Adam dizini kaldırarak darbeyi karşıladı. Hızla İki kılıcını da Greece’in boynuna doğru savurdu. Çlülerin bir zamanki bekçisi karşılanan ayağından destek alarak diğer ayağıyla rakibinin göğsüne bir tekme yerleştirdi. Böylece kılıçlar tam boynuna inmeden Adam geriye doğru savruldu ama düşmedi.

    “Adın ne senin ?” dedi Greece, uzun zamandır bu kadar iyi bir dövüşçü görüyordu. Nerdeyse O mavi gözlü adam kadar iyiydi.

    Nefesini düzene sokmaya çalışan adam “Ben Zeyd, Ren Zeyd, bir çöl insanıyım. Y a sen… ya sen kimsin yabancı ?”

    “Ben Greece, senin anlatacağın ölümlerin çok ötesini görmüş bir adam.” diyerek saldırdı. Kayanın yan yüzeyinden destek alarak adama doğru sıçradı. Zeyd kılıçlarını savunma durumuna getirse de geç kalmıştı. Omzunda bir kesik oluşmuştu. Greece durmadan saldırılarına devam ediyordu. Hançerinin bir darbesini. Son anda karşılayan Zeyd’in gözlerinde korku belirmişti.

    “Niye bana da saldırıyorsun şimdi Yabancı ?” diye bağırdı, Zeyd. “Çlümler bu kadar mı hayatının parçası olmuş, neden ölümden kurtulamıyorsun ?”

    Greece, duraksadı, yıllardır bin yıllardır ölümdü hayatı, her yerindeydi, kendisi hariç herkes ölüydü. Hançerini savurdu, Zeyd bunu karşıladıktan sonra iki kılıcını da döndürerek saldırmaya başladı. Kanca uçlu kılıçlardan kısa hançeriyle kurtulmaya uğraşan, Greece ölümü, düşündü o kancalı kılıçların hepsi ölümdü, kılıcın savurması, hançerin saplanması hepsiydi ölüm. Greece, eliyle destek alıp bir döner tekme savurdu kılıcın ters tarafına. Zeyd’in sol elindeki kılıç bir tarafa fırladı.

    Çlüm, o ölülerle beraberdi. Çlüler onu bırakmıyordu, ölüm onun yoldaşı hiç bırakmadığı dostu olmuştu. Artık bu ölümleri istemiyordu, ama karşısında bir dövüş, hançerle kılıcın çarpışması, darbelerin savruluşu. İşte hoşuna giden şey buydu. Kararını verdi, Zeydin kılıcının savuruşunu, eğilerek savuşturdu. Dönerek bir çelme taktı, rakibine. Zeyd bundan tek ayağını kurtaramayınca yere düştü. Greece çöl insanının kılıç tutan koluna bastı.

    “Sen bilge bir adamsın Zeyd.” Dedi Greece, Elindeki hançerin iki parmağıyla tuttu, Arkasına bakmadan geriye hızlıca fırlattı. “Ama bazıları ölümü, yaptıklarıyla hak eder, Sen ölümü hak etmiyorsun ama o ediyor.”

    Greece adamın koluna basmayı bıraktı. Zeyd’in yüzünde şaşkınlık okunuyordu, daha demin ki hayatını kurtardığı kadın tam onlara büyü yapmak üzereydi ki bir hançer karnına saplanmış acıyla kasılmıştı Greece’in hançeriydi bu.

    “Ben öldürmeyi seven bir Psikopat değilim,” dedi Yere düşen kadından hançerini alırken. “Dünyada ölmesi gerekenler ölmezse ölenler masumlar oluyor, O yüzden ben öldürüyorum neden biliyor musun birilerinin yaşaması için. Bu gün sen ben yarın bir başkasının yaşaması için. O yüzden birileri ölmeliki diğerleri yaşasın. Ancak denge böyle sağlanır. ”

    _________________
    BeÅ? dakika süren savaÅ?lar binlerce yıl süren efsaneler yaratır. O yüzden savaÅ?ta korkuyla deÄ?il tatmin hissi duyarak ölmelisin. O zaman arkandan aÄ?layacak insan kalmıÅ? olur.
    Back to top View user's profileSend private messageSend e-mail
    Walter
    Yönetici





    Joined: Oct 22, 2005
    Posts: 528
    Location: Gilead

    PostPosted: Mon Nov 29, 2010 11:37 pm Reply with quoteBack to top

    “Sen kimsin diye sormayacağım ?” dedi Zeyd, bağdaş kurarak oturmuş, kolundaki kesiğe toprak sürüyordu. “ Garipten gelen bir adamsın, üstelik hangi ırktan olduğun bile anlaşılmıyor.”

    Greece, ayaktaydı. Onları öldürmeye çalışan büyücünün cesedinden ufak bir hançer bulup onu havaya atıp tutuyordu. “Garipten gelmekte nasıl bir deyiştir, yıllar insanları nasıl da geliştirmiş ?”

    “Sen kimsin diye sormayacağım çünkü sen kimsin demek senin durumunu tam karşılamıyor.” dedi esmer Çöl İnsanı, “Sen nesin demek daha doğru ?”

    Greece, kısa sert bir kahkaha attı. “Fazla merak iyi değildir biliyorsun, zamanın unuttuğu yaşlı bir adamım ben, bir yere koyup bıraktılar beni. Bu çağdan bile değilim. Hem senin gidecek yönün veya yolun yok mu ?”

    “Ben Arayış içinde bir Gavurf’ım, yani Geçmişi gören.” dedi Zeyd, gri gözlerini Çlülerin Bekçisine dikti. “Senin kim olduğunu anlayamam sırf senin tenine dokunamadığımdandır.”
    Hançeri çantasına atan Greece, garip görünüşlü çöl insanına baktı. Kukuletasından gözleri gözükmüyorduysa bile, bakışlarını hissettirebiliyordu sanki. “Dokunamadığın iyi olmuş, eğer dediğin doğruysa, iyi ki de dokunamadın diyebiliriz.”

    “Nedenmiş o ?”

    “Eğer dokunsaydın öğrendiklerin yüzünden akıl sağlığını önemli bir ölçüde yitirirdin.”
    Zeyd şaşkınlıkla karşısındaki orta boylu güçlü bir beden yapısına sahip kukuletasını başına çeken normal bir insan gibi görünen adama baktı. Greece, sabit yıkılmaz bir heykel gibi duruyor çöl rüzgarı pelerinini dalgalandırıyordu. Bu gerçek olağanüstü bir şekilde sakin duran çöl insanını bile sarsmış gibi görünüyordu. Çlülerin Bekçisi ani hareketle arkasına döndü sol elini kaldırdı “Sen bilge bir adamsın yolum güneye gidiyor, gelecekte karşılaşırsak , bu sefer daha da dostça davranacağım.”

    “Güneyde ölümden başka bir şey yok yabancı,” dedi Zeyd, ayağa kalkmıştı yüzünde hala şaşkınlık okunuyordu. “Bir zamanlar elflerin gezdiği, büyünün dolaştığı o yerler kurumuş çöle ve benim barbar kabile yaşamlı halkıma ev sahipliği yapıyor.”
    Greece yürümeye devam ederken, “ Çlüm beni hiç bırakmıyor ki Çöl Dervişi, bırak beni orada da bulsun.”

    Zeyd, bu cevabı duyunca başını olumsuz manada salladı, Greece yürüyordu araları açılıyordu ama yine de konuştu. “ Sana sözüm şu, sanırım bir daha karşılaştığımızda, benim için bunun bir anlamı olmayacak. O yüzden bu son konuşmamız, Çlümle boğuştuysan hala boğuşacağın manasına gelmez. Çlümün acıları, yaşamı yetiştirdiğinde kaybolur. “

    Greece duraksadı “ Demek geçmişi görebildiğin kadar geleceği de görebiliyorsun, bir daha görüştüğümüzde anlamı olmayacak demek.” Bir an düşündükten sonra içten bir sesle aklına gelen ilk şeyi söyledi “Çyle olsun o zaman mezarına bir gül koyarım çöl dervişi..”

    Zeyd yürümeye başladı, iki adam aksi istikamete doğru yol alıyorlardı. Yolları kısa süre içinde kesişmiş olsa da iki adam bir an içinde olsa birbirini anlamıştı. İki adam yürürken Zeyd bir şeyler mırıldandı, Birzda çölün rüzgarının da sayesinde. Zeyd’in dudaklarındaki gülümsemesi, ve sözleri Greece’in kulaklarına kadar ulaştı

    .........
    .........
    “ Gül değil, Karanfil koy, en sevdiğim çiçek karanfildir…”
    ........
    ........

    _________________
    BeÅ? dakika süren savaÅ?lar binlerce yıl süren efsaneler yaratır. O yüzden savaÅ?ta korkuyla deÄ?il tatmin hissi duyarak ölmelisin. O zaman arkandan aÄ?layacak insan kalmıÅ? olur.
    Back to top View user's profileSend private messageSend e-mail
    Walter
    Yönetici





    Joined: Oct 22, 2005
    Posts: 528
    Location: Gilead

    PostPosted: Sun Dec 05, 2010 1:27 am Reply with quoteBack to top

    Derinden gelen bir kadın sesi acı çığlıkla bağırıyordu,

    “Seni ömür boyu unutmayacağım…..
    Her zaman seni hatırlayacağım….


    Greece gözlerini açtı, bir rüyadan uyanmış soğuk çöl gecesine düşmüştü. Elini kurumuş dudaklarının kenarına götürdü. Gündüzler hava kavurucu sıcaktı, iki gün daha yürümüştü Zeyd’den ayrılalı. Bir olayla karşılaşmadan çöle girmişti. Elini çölün kumlarına daldırdı yumruğunu çıkarıp yere kayan kum tanelerini izlemeye başladı.

    Bu taneler, her bir zerresi bir yaşam, ellerimden kayan yaşamlar, hayatlar kadın erkek çocuk, hepsi yaşayan bir canlı, ellerinden kayıp giden bir şey yapamadan. Tutmaya çalıştığı hayatların elinden kayıp gitmesi. Sinirle kumu havaya fırlattı.
    Zeyd’in söylediği hayat neydi ki, yeni bir yaşam yaratmak ne içindi yok olmasını izlemek için mi öncekiler gibi. Ellerinden bu kumlar gibi akması için mi? Bu muydu onun kurtuluşu yıllar on yüz yıllar boyunca olmasın dediği tekrar olmasın dediği şeyin olması için mi bunu yapacaktı. Hiç sanmıyordu.

    Ama bir sorun vardı. Ne yapacaktı?

    Bir çağın bile kenara atıldığı Justisar da , ne yapacaktı k,. Hayatlar ellerinden birer birer kayıp giderken kendisi neydi ki. Neye dönüşmüştü, bir ölüm makinesine mi ? Artık her şey için çok geç demek için bile çok geçti. O geç kalmış bir adamdı. Hızla hançerini çekti. Gırtlğına bastırdı. O artık geç kalınmış bir ölümden başka bir şey değildi. Gırtlağından, ince ince kan damlarlarken elleri titremiyordu. Belki onları bir daha görürdü. Yaşamın diğer kıyısında, elleri titremiyordu. Bir an o çığlığı duymasa kesinlikle yapacaktı.

    Bu bir adam çığlığı olsa umursamazı, bu bir kadın çığlığı olsa yine umursamazdı ama bu çığlık bir çocuk çığlığıydı. Hançerine baktı, kendisinden önce alacak birkaç can daha var gibi görünüyordu. İlerde kum tepeciğinin arkasından gelen sese doğru hızlı adımlarla ilerledi.

    Ağır bir koku, rüzgarla birlikte burnuna geldi, yıkanmayan insanların kokusu. Biraz ilerleyince gerçeği gördü bunlar köle tüccarlarıydı. Yıllardır değişmeyen bazı olaylar vardı, bu olayda değişmemişti. Büyük bir kafeste götürülen kölelerin çoğu işe yaramaz yaşlılardı bir kısmı ise sakattı, arkasındaki bış kafeslerden anlaşılacağı gibi tüccarlar işlerini bitirmiş geliyorlardı. Muhtemelen Zeyd’in bahsettiği kabilelere satmışlardı. Greece dişlerini gıcırdattı, bunlar iğrençti ama ne yazık ki daha da iğrenci gözlerinin önündeydi.

    şişman bir köle tüccarı, on-on iki yaşlarında bir çocuğu bir köşeye çekmeye çalışıyor çocuk direnince de çocuğu dövüyordu. Gözlerinde açlıktan ve bakışlarından ne yapmaya çalıştığı belliydi. Anlaşılan çocukta bu durumu anlamıştı ki tüm gücüyle direniyor ısırıyor yumruk atıyordu. Greece çocuğa baktı. Çocuk kahverengi saçları ter ve kirle alnına yapışmış, zayıf ama atik vücudlu biri gibi görünüyordu. Kaşlarını çatmış bütün gücüyle saldırıyor mavi gözlerinden ateş fışkırıyordu sanki. Tüm gücüyle direbiyor ama şişman köle tüccarıyla baş edemiyordu. Köle tüccarı gevrek gevrek gülüyor anlaşılan bu direnme onun hoşuna gidiyordu. Çocuğu çevirip arkasını döndürdüğünde, Greece daha fazla izlemeye gerek duymadı.

    Bir anda köle tüccarının yanına vardığında, hançerini çekmiş, köle tüccarının çocuğu tutan kolu yere düşmüştü. Köle tüccarı şaşkınlıkla koran uzvuna bakıp acı bir haykırışla inlemeye başladı. Çocuk ise biraz şaşkınlık birazda merak içinde yüzüne kan sıçramış halde kalakalmıştı. Tüccarın korumalarından biri, hızla ona doğru saldırdı. Kılıcın hantal savruluşundan dönerek kurtulan Greece, hançerini adamın çenesinin altına sapladı. İğrenç bir çıtırtı sesiyle hançer adamın beynine saplandığında hançerini çeken Greece, bir diğerinin ona doğru yayını gerdiğini fark etti. Onu umursamadan, diğer gelen adamın baltasını savuşturduktan kasığındaki damarı kesti. Diğer bir adam ona hançerleriyle saldırırken. Ona doğru gelen oku sağ elinin tersiyle yakalayıp karşısındaki, hançerli rakibinin sol akciğerine sapladı. Diğer elindeki hançerle adamın gırtlağını kesti.

    Greece ay ve arabaların kenarlarındaki meşalenin ışığında kanlı hançeriyle ilerlerken, köleler bağırarak tezahürat ediyorlar. Kalan beş tane koruma da şaşkınlık ve korkuyla yaylarına asılıyorlardı. Beş koruma yaylarını gerip oklarını saldığında Greece zik zaklar çizerek harekete geçti. Ona doğru gelen bir oku sağ eliyle kırarak rahatça durduran, Greece hızla okçulara da hançerinin keskinliğini gösterdi.

    Bütün korumaları öldürdükten sonra arabanın kenarından meşaleyi aldı yorgun atlara baktı bunlar onları taşıyamazdı üstelik kendisi de ata binmeyi yıllardır unutmuştu. Çocuk yanına geldiğinde meşaleyle ona doğru baktı. Çocuk korkudan çok hayranlıkla ona bakıyordu. Köleler ise onu bir tanrı gibi görmüşlerdi. Ona yalvarıyorlardı tezahürat ediyorlardı.

    “Onlar seni Tanrı gibi görüyorlar ?” dedi çocuk , Greece’e doğru bakarak. “

    Ya sen ne olarak görüyorsun ?”

    “Ben seni bana dövüşmeyi öğretecek beni bir daha bu duruma düşmememi sağlayacak bir
    hoca olarak görüyorum.” Dedi Çocuk, sertçe, Çocuğun parlak mavisi gözleri meşalenin ışığını yansıtıyordu ciddiydi bu gözler. Çelik mavisi bir yerden tanıdık gelen kararlı parlayan gözler. Greece , gülümsedi belki Zeyd doğruları söylemişti. Belki yetiştirilmeye değer yaşamlar da vardı.

    “Adın ne çocuk ?”

    “Walger,”

    “Hocan olmamı istiyor musun ? Bunu kabul ettikten sonra reddedemezsin.”

    “Evet.” Dedi Walger bir an bile düşünmeden “ Bu duruma düşmemeliyim bir daha asla ve sende iyi bunu bir daha olmamasını engelleyebilecek kadar iyi dövüşüyorsun.”

    Greece’in gülümsemesi genişledi çocuğun korkudan ağlayacağını sanıyordu, ama böyle bir kararlılık ve istek göstermesi açıkçası hoşuna gitmişti. En başından beri inatçı mücadeleci bir kişiliği vardı anlaşılan. Greece arkadaki ona tezahürat eden gruba şöyle bir baktı, tahta bir kafeste zeminin samandan olduğunu gördü.

    Elindeki meşaleyi, arabanın içine doğru fırlattı. Kurumuş samanlar hızla tutuştular. Arabadakiler cayır cayır yanmaya başladı. Çocuk şaşkınlıkla arabadakilere bakıyordu, yumruklarını sıktı. Greece çocuğun gözlerinde birkaç damla yaş gördü.

    “Sana ilk dersim.” dedi Greece, “ O insanlar için ölüm daha merhametliydi, bu çölden asla sağ çıkamazlardı , ve onları yanımıza alsaydık yavaşlıkları yüzünden seni de öldürürlerdi. O yüzden ben bugün bu korumaları ve köleleri öldürdüm ki sen de yaşadın. Unutma bu insanlar senin yaşayabilmen için öldüler. Yaşamının her anında bunu hatırlayıp ona göre davran.”

    Walger, gözlerindeki yaşları sildi, yüzünde bir kararlılık ifadesi olsa da bugün yaşananların ağır geldiği belliydi. Greece daha fazla konuşmayarak gecenin içine doğru ilerledi Walger’da onu takip etti. Geride çığlıklarla yanan bir araba bırakarak iki süliet şeklinde gölgelere karıştılar

    _________________
    BeÅ? dakika süren savaÅ?lar binlerce yıl süren efsaneler yaratır. O yüzden savaÅ?ta korkuyla deÄ?il tatmin hissi duyarak ölmelisin. O zaman arkandan aÄ?layacak insan kalmıÅ? olur.
    Back to top View user's profileSend private messageSend e-mail
    Walter
    Yönetici





    Joined: Oct 22, 2005
    Posts: 528
    Location: Gilead

    PostPosted: Wed Dec 15, 2010 10:17 pm Reply with quoteBack to top

    “Demek, ölümü getiren eller yaşamı şekillendirecek artık.”

    “Bu sizin mi inayetiniz.”

    “Biz belli bir plan yapmadık, sen bunu bozdun ama bunun için sana kızgın değilim.”

    “Binlerce yıldır Çlülere Bekçilik yapmak kolay iş değil.”

    “Canlıya bekçilik yapmak inan daha zordur oğul.”

    “Bu sizin inayetiniz, bu belli bende görevimin bittiğini sanmıştım.”

    “Bu görev değil, istersen çocuğun boğazını kes şimdi bak uyuyor, belli kısıtlamalara sahip değilsin artık Wallace, Çzgür bir adamsın.”

    “Bana Greece, demeni tercih ederim.”

    “Oğullarıma istediğim gibi hitap ederim, fazla ileri gidiyorsun.”

    “O zaman git diğer oğlunla uğraş ikidebir de seni soruyordu, artık ikinizin belalarıyla uğraşmak istemiyorum. Seni sadece dualarımda hatırlamak istiyorum.”

    Greece, közlenmiş ateşin başındaydı. Birkaç çaputla örtünmeye çalışmış olan çocuk uyuyordu. İki elini yanağına koymuş, soğuktan dolayı büzülmüştü. Greece çocuğa doğru baktı, ateş sönmüştü. Bir anlık tereddütten sonra eski pelerinini çıkardı. Çocuğun üzerine tamamen örttü. Çocuk sıcak pelerinin üzerinde olduğunu uykusunda bile anlamış olacaktı ki hemen rahatlayarak mırıldandı. Pelerine sarıldı.

    Greece gülümsedi, minik bir tebessüm fakat içten ve sıcak unutulmuş yaşayan günlerden kalan bir tebessüm. Çocuğa bakarken duyduğu, tebessüm… Birden titredi, evet hafa soğuktu. Pelerinin içine Sıfır kollu kalın bir tunik giyiyordu. Daha önce eski bir şövalye zırhı giyerdi ama onu yoldayken atmıştı. Yerinde oturan bir adam olmadığı için daha hızlı olması gerekiyordu.

    İki elleriyle çeşitli rünler bulunan kaslı kollarını ovuşturdu. Mavi rünlere baktıkça, tiksindiğini fark etti. Niye vermişti ki çocuğa pelerini zaten. şimdi geri de alamazdı, çocuk pelerinin sıcaklığını dengelemiş gibi duruyordu. Çocuk yetenekli ve mücadeleciydi, birkaç kez reflekslerini ölçmüş hiç de fena olmadığını görmüştü. Çç gündür yürüyorlardı, bana mısın dediğini duymamıştı.

    “Sanırım bu çocukta eskilerden kalan bir yan var.” diye mırıldandı, Greece , sabaha karşı çocuktan Pelerini alıp üzerine geçirdi. Çocuğa acıdığını düşünsün istemiyordu.

    “Hey çocuk uyan, düşman olsaydı boğazını keser kargalara yedirirdi çoktan.”

    “Ben çocuk değilim. Adım Walger.” Diye diklendi çocuk sinirle.

    “Bana kendini ispatlayana kadar adını unut,” dedi Greece, birkaç parça eşyayı çantasına atarken.

    “Ya senin adını ne zaman öğreneceğim.” Dedi Walger aniden gelen başka bir hevesle.

    “Dilerim ki hiçbir zaman öğrenmezsin.”

    Walger bu cevap karşısında dudaklarını büzdü, ama gözlerinde korku yoktu, sadece sorusu cevaplanmamış bir çocuğun meraklı gözleri vardı. Greece konuyu değiştirmek için ayağa kalktı. “Gitmeden önce durumun nasıl bakalım ?”

    “İyiyim, uzun mu yürüyeceğiz.”

    “Hayır, dediğine göre biraz ileride küçük bir şehir varmış değil mi ?”

    “Evet, usta.”

    Greece duraksadı, usta demek ha, yüzüne gelen gülümsemeyi son anda durdurdu. Bu çocuğu sevmeye başlıyordu. Adını bilmiyorsa da illa bir şey demeye meraklı, bir şeyin adını koymaya istekli bir çocuk, bu çocuk adam olacağa benziyordu.

    “Bugün sana dövüşün temel prensiplerini öğreteceğim.” dedi doğal bir şekilde, “şehire akşam saatlerinde girmek istiyorum, o yüzden biraz senin kumaşına bakalım.”

    Walger, hevesle ayağa kalkarak, hocasının karşısına geçti. Mavi gözlerinde minnettarlık ve sevinç okunmaktaydı. Greece, hiçbir şekilde duruş almadan oğlanın karşısında durdu. Hızlı bir adımla sağ ayağını öne attı, sol yumruğunu çocuğun suratına doğru savurdu.

    Walger darbeyi nerdeyse göremedi bile, yumruk çocuğu sağ tarafından yakaladı onun ayaklarını yerden keserek üç metre savurdu. Çocuk kumda debelenirken, Greece tepesinde dikildi. Walger’ın yanağı hemen şişmeye başlamıştı. Gözlerinden yaş süzülüyordu, iki eliyle yanağını tutmuştu.

    “Darbeyi görmedin bile çünkü yüzüme bakıyordun, tecrübeli bir savaşçı yüzünde nereye vuracağını hissettiren bir mimik vermez. O yüzden yüzüne değil dövüşçünün ayaklarına bakacaksın, Dövüşte ayak oyunları çok önemlidir. Gerçek bir dövüşçü dövüşün denge aktarımı olduğunu bilir. Sağ ayağımı öne doğru attığımda bütün dengemi oraya ve çıkardığım yumruğa yükledim. Sağ ayağımı, ileri aldığımda o güçle sol yumruğumda senin sağ yanağında patladı. şimdi kes ağlamayı, darbeyi hissetmeden bu yumruğun gücünü sana anlatamazdım.”

    Walger gözlerinin yaşını sildi şaşkınlıkla, Greece’e bakıyordu. Kukuletasının altında ciddi bir ağız görünüyordu. Başı ileriye çevrilmişti, rüzgar pelerinini uçururken, her an hareket edebilecek bir vücuda sahip heykel gibi bir adamdı. “Anla… Anladım.” dedi Walger yavaşça.

    “İyi kalk ve şu yıkık sütunda o yumruğu çalış, doğru bir şekilde dengeni aktarana kadar çalışacaksın.” Dedi Greece “ Seni izleyeceğim.”

    Walger şaşırmış gibi görünse de, kalktı tam gidecekken, ustasına döndü. Yanağı gittikçe şişiyor gibiydi. “Neden yumrukla başladık, kılıçla başlasaydık beni mi biçecektin o yüzden mi ?”

    Greece , çocuğun tepesinde dikildi. Çocuk ise korkmadan ona doğru baktı. Bu çocuğun cesareti vardı ama neticede sadece inat ve cesaretle bir yere varılmazdı. Çocuğu umursamadan baktığı yere doğru çevirdi başını “Bir kılıcı, bir hançeri elinden alabilirler ama yumruklarını senden alamazlar o yüzden yumrukla bir adamı nasıl etkisiz hale getirebileceğini öğreneceksin. Hadi git, zamanın azalıyor.”

    Walger koşa koşa yirmi metre ötedeki sütuna giderken Greece ilerideki bu yakın çöl şehrinde neler olabileceğini hesaba katmaya çalıştı. Yüksek ihtimalle bu çocuğu elinden almak isteyecek köle tüccarları olacaktı. Onlardan korkmuyordu ama çocuğu alıp götürebilirler, daha kötüsü öldürebilirlerdi. O zaman büyük bir hata yapmış olurlardı ama bu o çocuğu geri getirmezdi aynı daha öncekilerin geri gelmediği gibi. Yumruk çalışmaya başlamış çocuğa baktı, bu çocuğun ona gelmesi tesadüf olamazdı, madem bazı güçler böyle istiyordu. O çocuğu kendi gibi bir kurt* yapacaktı.

    *Kurt : Çok eski zamanlarda kurulan Kılıç ve Yumruk Loncasının bilinen çıplak elli 5 dövüş stilinden biri. Diğerleri; Kaplan, Yılan, Köpek, Balık

    _________________
    BeÅ? dakika süren savaÅ?lar binlerce yıl süren efsaneler yaratır. O yüzden savaÅ?ta korkuyla deÄ?il tatmin hissi duyarak ölmelisin. O zaman arkandan aÄ?layacak insan kalmıÅ? olur.
    Back to top View user's profileSend private messageSend e-mail
    Walter
    Yönetici





    Joined: Oct 22, 2005
    Posts: 528
    Location: Gilead

    PostPosted: Sun Dec 26, 2010 2:12 am Reply with quoteBack to top

    Walger, boylu boyunca uzanmış yatıyordu. Günler boyunca ilk kez yatakta yatmanın sevinci içerisinde uyuyordu. Greece’i ise uyku tutmamıştı. İki bin yıl, canlı bir şehirde iyi bir handa uyumanın getirdiği hatıralar sarmıştı etrafını. Bir zamanlar canlı bir şehirde yaşar güzel bir evde kalırdı. Tanrısına dua eder, ülkesine hizmet eder, Karısını severdi.

    “Seni asla unutmayacağım.”

    Kafasındaki eskiye ait sesler, unutmak zorundaydı. Yatağından kalkarak pencere kenarındaki sandalyeye oturdu. Pencerenin dışındaki karanlık geceye baktı. Gecenin içinde bir çift yeşili göz belirdi.

    “Seni unutmadım.”

    “GİİİT !!” diye bağırdı Greece elini cama sertçe vurdu. Cam şangırtıyla kırıldı, Walger sıçramayla ayağa kalktı. Greece ellerini başına almış, kafasını sıkmaktaydı. Sol eli cama vurduğu için kanamaktaydı ama Greece, bunu umursamaz görünüyordu.

    “Usta…” dedi çocuk şaşkınlıkla geriye çekilmişti.

    Greece, kendi kendine geçmişiyle boğuşuyordu. Kafasından gitmek bilmeyen o yeşil gözler, gecenin içinde fısıldanan aşk sözleri. Annebelia... Onun hiç suçu yoktu ki. Bir Kralın hatası… Neden ? Neden bir ülke? Yok olan onlarca can Anebelia… Hayır, bu olmamalıydı. Yanlıştı böylesi, onun suçu yoktu…

    “USTAAA!”

    Walger’ın onu sarsmasıyla, düşüncelerinden ayrıldı Greece. Sinirle, çocuğun yakasından tuttu, aşağıya fırlatacaktı onu. Bugün, güzelce giydirip yıkattığı kurtardığı çocuğu… O çocuk ona geçmişini, Annebelia’yı. Bu yaşayan şehir, ölen milyonlarca insanı hatırlatıyordu. Yaşamak yaşatmak ne önemli vardı artık. Çocuğu kaldırdı. Walger çırpınıyordu. Bu çocuğun bir önemi yoktu artık ölen onlarca insan suçsuz yere ölmüştü… Ya Anebelia, ya karnındaki çocuğu… Onların suçu neydi…Çocuğun hayatının bir önemi yoktu artık

    O artık sadece öldürmek istiyordu, bu hanı doğramadan önce çocuğu ikinci kattan aşağıya fırlatacaktı.

    Walger, debelenerek kurtulmaya çalışıyordu ama Greece’in eli mengene gibiydi. Greece’in suratına yumruk atmaya çalıştı, ama yapabildiği Greece’in kukuletasını açmak oldu sadece. Walger ustasının suratını ilk defa görüyordu. Köşeli bir çenesi dışında kısa kesilmiş siyah beyaz griye çalan karışık saçları, keskin hatlı yüzü, sert askeri bir disiplini barındırıyor gibiydi. Fakat Walger’ı şaşırtan şey gözleriydi. Kalın çatılmış kaşlar arasından ona bakan kısık gözler tamamıyla gümüşü bir renkteydi göz bebeği ve beyazı yoktu. Bu gözler karşısında korkudan ödü patlasa da, şu an öleceği için bunu umursamamayı seçerek dik dik baktı bu kendini içine çeken gözlere.

    “Yapma !" diye bağırdı Walger son anda.

    Greece duraksadı, tam camdan fırlatacağı çocuk, onun gözlerinin içine bakmış ve canlı bir biçimde onunla konuşabilmişti. Greece’in gözleri, Greece’in laneti, Greece’in silahı, baktığı gözlerde insanı donduran etkisiz hale getiren bakışa sahip gözleri. Bir ölümsüzün dünyanın yaşamını ölümünü ruhlarını gören bir göz… O gözlere sadece, tek bir insan bakabilmişti ve o insanın da karşısındaki çocukta olduğu gibi mavi gözler vardı. Çelik mavisi gözlerdi o gözler…

    Çlülerin Bekçisi beş adamın karşısındaydı, Soğuk rüzgarlar etraflarını sararken Greece güldü hafifçe. Kukuletası üzerinden eğilerek bir elini selam verircesine kaldırdı. Binalardan aynı anda atılan beş siyah ok belirdi. Çzerlerine hızla gelen okları gören Falcon kılıcıyla havada bir rün işareti çizdi. Kheldar hızla gelen okları tetikte bekleyen gözlerle izliyordu. Gindeon, Falcon’un arkasındaydı. Keven tereddüt içinde kıvranarak oklara doğru bakıyordu.

    Robin hiç tereddüt etmeden elini kaldırdı. O anda grubun etrafını kaplayan hafif mavi bir kalkan belirdi. Hızla gelen oklar kalkana çarpıp zararsızca yere düştüler.

    “Büyü” diye tısladı Greece “Büyücülerden nefret ederim.”

    “Savaşmak istemiyorum Bekçi.” dedi Robin sert bir sesle “Biz buraya hakkımızı almaya geldik.”

    “Çlüler kimsenin hakkı falan değildir.” diye kestirip attı Greece “Çlüler dengeyi bozucu bir faktördür. Ben burada dengenin bir savunucusuyum. Buraya gelen her bir kişi ister Sendarlı olsun ister Astgar ölüleri kullanmaya kalkarsa öldürürüm. Buraya ne insanlar, ne elfler ne yaratıklar geldi büyücü, hepsi birer birer öldüler. Eğer sizin de ölülerle bir ilişkiniz olursa sizi de öldüreceğim.”

    Kheldar hançerini elinde çevirerek Çlülerin Bekçisine çok sert bir bakış attı. “Tarafsızlık ha” diye güldü. “Madem bu kadar denge meraklısıysan Chuitchik masum insanları öldürürken nerdeydin ha.”

    “Cevabı çok basit” dedi Greece sırıtarak. “Burada oturuyordum. Çünkü yapmam gereken bir görevim vardı.”

    Kheldar ani bir hamleyle pelerininden çıkardığı bir hançeri Çlülerin Bekçisine doğru savurdu. Greece havada dönen hançeri elinin içiyle havada yakalayarak döndürdü. Bu sırada ellerinden akan kanı hiç umursamıyordu. Hayran hayran elindeki kanın akışını izlerken “Hiç fena değil” diye mırıldandı ardından seri bir hareketle elindeki hançeri Kheldar’a fırlattı.

    Kheldar hızla çıkardığı iki kısa kıvrımlı kılıcını çaprazladı. Hançer iki kılıcın çaprazlandığı yere çarparak sekti ve Greece’in ayaklarının dibine düştü. Çlülerin Bekçisi bir topuk hareketiyle hançeri kaldırıp eline aldı.

    “Durun.”dedi Robin sert bir sesle “Dövüşmeye gerek yok Kheldar.”

    “Çok geç.” diye hırladı Greece, Kheldar’a doğru sıçrayarak. Hızla Sıçrayarak üzerinde yükselen adamı gören Kheldar kavisli kılıcını Çlülerin Bekçisinin karnına doğru savurdu. Greece çevik bir hareketle kılıcın yassı tarafına sert bir tekme attı. Kılıç Kheldar’ın elinden kurtularak Robin’in ayaklarının dibine yuvarlandı.

    Greece hançerini rakibinin boynuna indirmek için hızla atıldı. Kheldar yere doğru hızla kayarak Çlülerin bekçisinin altına girdi. Kılıcını tekrara karnına doğru savurdu yine ama Greece darbesinin boşa gittiğini görünce dizini kendine doğru siper etti. Kılıç dizini sertçe biçti. Neyse ki çok derin değildi yoksa Greece bir daha ayağa kalkamazdı.

    Keven bu olaya daha fazla seyirci kalmayarak Greece’in üstüne atladı. Çlülerin Bekçisi bu ani darbe yüzünden dengesini kaybederek yere yıkıldı. Bu arada hançerini de düşürmüştü. Keven altındaki adama kılıcını indirmeye hazırlanıyordu ki Greece dizini sertçe Keven’in kasıklarına geçirdi. Keven ani acıyla kılıcını bırakarak yana doğru yuvarlandı. Elleriyle kasıklarını tutuyordu. Hafifçe inildemekteydi.

    Greece hızla ayağa kalkarak. Falcon’un şaşkın bakışları arasında hızla Kheldar’ın şakağına sert bir darbe indirdi Kheldar’ın gözleri beyazlaşarak yere yığıldı. Greece hızla Falcon’a doğru koşarak pelerini arasından çıkardığı hançeri ona saplamak için gerildi. Falcon kılıcıyla havaya rünler çizdi. Falcon’un büyü yaptığını anlayan Greece sol eliyle kukuletasını açtı. Saydamsı gözler Falcon’u hapsederek olduğu yerde kalmasını sağladı. Kılıcı hafifi bir tangırtıyla yere düştü. Greece hafifçe gülümseyerek son darbeyi indirmek için kaldırdı.

    O sırada Gindeon ortaya çıkarak haykırdı Büyülü Bilekliğiyle büyü için mırıldanmaktaydı. Greece hızlı bir şekilde Falcon’un arkasından dönerek bilekliği tuttu. Gözleri Garion’un gözlerine kenetlendi. Garion kendini boşlukta hissetti ve bilinci bir süre için kayboldu. Greece Bilekliği çıkarmaya çalıştı önce çıkaramayınca eli hançerine giderek Garion’un koluna doğru tuttu ve hızla kaldırdı.

    O sıra sert bir yumruk hançeri elinden alarak hızla uzaklaşmasını sağladı. Robin hızla Çlülerin Bekçisini iterek onun sırt üstü yere düşmesini sağladı. Greece kalkmaya davrandığı anda Robin Harwart kılıcını çekerek Greece boğazına tuttu. Greece hınçla karşısındaki adamın gözlerine baktı. Çelik mavisi gözler bir şeyden etkilenmiş görünmüyordu. Çlülerin Bekçisi şaşkınlıktan gözleri açıldı. Robin’in dudakları kıvrıldı ve üç kelime söyledi.

    “Beni tanıdın mı ?”

    Greece gözleri irileşerek tanımışlık belirtisiyle Robin’in yüzüne baktı. Dudakları şaşkınlıkla aralandı o ise iki kelime söyledi

    “Dünyanın Umudu.”


    Greece çocuğu, camdan atmak yerine duvara yapıştırdı. Hem sinirli hem şaşkın, hem de heyecanlıydı. “Çocuk adını söyle tekrar bana adını ?”

    “Walger” dedim ya “Bırak beni deli herif ?”

    “Soyadını da söyle!”diye Kükredi Greece “ ÇABUK !”

    “Harwart, Walger Harwart.”

    Çocuğu bırkakıp dizleri üzerine çöktü. İstemsizce dudakları kıvrıldı. Greece Kaderin bir cilvesi yine onu bulduğunu düşünüyordu Çelik Mavisi gözlerden yine kaçamamıştı….

    _________________
    BeÅ? dakika süren savaÅ?lar binlerce yıl süren efsaneler yaratır. O yüzden savaÅ?ta korkuyla deÄ?il tatmin hissi duyarak ölmelisin. O zaman arkandan aÄ?layacak insan kalmıÅ? olur.
    Back to top View user's profileSend private messageSend e-mail
    Display posts from previous:      
    Post new topicReply to topic


     Jump to:   



    View next topic
    View previous topic
    You cannot post new topics in this forum
    You cannot reply to topics in this forum
    You cannot edit your posts in this forum
    You cannot delete your posts in this forum
    You cannot vote in polls in this forum


    Powered by phpBB © 2001 phpBB Group

    :: HalloweenV2 phpBB Theme Exclusive ::
     
    FRPWorld.Com ülkemizdeki fantezi edebiyatı ve frp sevenleri bir araya getirmeyi amaçlayan bir web sitesidir. 2003 yılında kurulmuş olan sitemiz kullanıcı ve yöneticilerimizin katkıları ile büyüyüp Türkiyenin en büyük frp sitelerinden birisi olmuştur. Galerisi, indirilecekler kısmı, akademisi, yazarları ile sitemiz tam bir frp hazinesidir. FRPWorld sizin de desteklerinizle böyle olmaya devam edecektir. FRP'nin doyumsuzca yaşandığı bu diyara hoş geldiniz.

    FRPWorld, yeni bir frp dünyası


    Sitede bulunan yazı, doküman ve diğer içerikler siteye ait olup başkaları tarafından kopyalanması, dağıtılması ya da ticari amaçla kullanılması yasaktır.
    Siteye yapmış olduğunuz katkılar frpworld.com'un olup bunları yayınlama ya da yayınlamama hakkı site yöneticilerine aittir.


    Sayfa Üretimi: 0.42 Saniye