Frp World Ana Menü
  • Frp World
    » Anasayfa
    » Forum
    » Anketler
    » Akademi
    » Kitap Tanıtımları
    » Haber Arşivi
    » Haber Gönderin
    » Makale Gönderin

  • Üyelere Özel

  • Kişisel
    » Hesabınız
    » Özel Mesajlar
    » Üye Listesi
    » Üye Arama
    » Siteden Çıkış

  • Site Bilgileri
    » Top10
    » Site Hakkında Yorumlarınız
    » İstatistikler
    » Destekleyen Siteler

  • Kullanıcı Menüsü
    Hoşgeldin, Diyar Gezgini
    Üye Adı
    Şifre
    (Kayıt Ol)
    Üyelik:
    Son Üye: agelyn
    Bugün: 0
    Dün: 0
    Toplam: 33545

    Şu An Bağlı:
    Ziyaretçi: 246
    Üye: 0
    Toplam: 246

    FrpWorld.Com :: View topic - Kara-Hitay: Matriks Teoremi
    Forum FAQ  |  Search  |  Memberlist  |  Usergroups   |  Register   |  Profile  |  Private Messages  |  Log in

     Kara-Hitay: Matriks Teoremi View next topic
    View previous topic
    Post new topicReply to topic
    Author Message
    catboy
    Site Yazarı
    Site Yazarı





    Joined: Jan 19, 2007
    Posts: 3268
    Location: Izmir

    PostPosted: Wed Dec 15, 2010 11:21 pm Reply with quoteBack to top

    KARA-HİTAY: MATRİKS TEOREMİ

    1. Bölüm: "Beraber Yaşayıp Yalnız Çlen Kayıplar"

    Güneşin doğuşu demek horozun ötmeleri için yeterli bir sebepti. Ama yüz sekiz gün önce kabilenin sınırları içinde yaşayan yirmi üç horoz da severek takip ettikleri bir tavuğun günde kırk iki horozla aşk yaşadığı gerçeğini öğrenmelerinin ardından dört gün yas tutmaya, sekiz gün de amuda kalkmış bir vaziyette dile getiremediklerini sembolik de olsa insanlara anlatmaya kalkıştılar, eylemleri dört gün sessiz bir biçimde tutulan yas, sekiz gün amuda kalkarak süre gelen bir eylem şeklinde on beş gün düzenli olarak sürmüştü, sonraki on altı gün yeni bir eylem planı yaparak geçirdiler ve tekrardan aynı şekilde eylem yapmanın daha ahlaka uygun olacağına karar verdiler. Yüz sekiz gün sonra ise arka taraflarına basılan bir tekmenin etkisiyle resetlenerek kendilerine geleceklerdi.

    Sırasıyla yirmi üç horoza tekmeyi basan Catboy hem akademik hem aritmetik bir şekilde çalışan beynini harekete geçirerek bir hesap yapıyordu: Â?Dört gün sessizlik yemini eden, sonraki sekiz gün de amuda kalkıp garip vaziyetlere girişen yirmi üç tane horoza tekme atarak kırk iki horozla onları aldatan tavuğu unutmaları sağladım, bu farklı davranışlarını on beş gün ahenkle sürdüren horoz kardeşlerimiz on altı günlük bir aranın ardından tekrardan anlaşılmaz davranışlarını sürdürmeye devam etmişler ve yüz sekiz günün sonunda benim tekmemle kendilerine gelmişlerdir. Dört, sekiz, on beş, on altı, yirmi üç, kırk iki sayılarını topladık mı yüz sekiz elde ederiz. Bu bana her türlü davranışı bir şekilde formüle edebileceğim gerçeğine vurgu yapmam için ilham verse de nedense aklımdan bir adada KAYIP olmuş hissini atamıyorum. Sekiz yüz on beş kere daha aklımın etrafında dönüş yapabilirsem belki zihnimin derinliklerinde yer alan adaya düşebilir ve bu adadan kaçmanın yollarını seyirciyle paylaşabilirim.Â?

    Notlarını düzgünce rapor haline getirdikten sonra dedesinin mezarını sulamaya gitti, çakıl taşlarını özenle sıraladı ve mezar taşını sevgiyle okşadı: Â?Bigcat Dedem, ağız sıçma prensiplerinin mekanizmalarını ortaya dökmüş yüce filozof seni her gün sevgiyle anan bir kabile olduğunu bil. Huzur içinde tepinesin mezarında.Â?

    Â?Onu anladığımı düşünürdüm. Çok konuşurdu, her şeye şikayet ederdi, somurtkan bir suratı vardı. Yine de anladığımı düşünürdüm.Â?

    Bigcat DedeÂ?nin mezarı başında kaç dakikadır duruyordu emin değildi Catboy, ama Prenses IllyraÂ?nın sözleriyle kendisine gelmişti.

    Â?Emin ol, tüm dünyaya küfür etse bile sana etmezdi. Bilirsin, küfür etmeyi sanat haline getirmiş olsa da sana asla argo bir laf söyleyemezdi, aslında söylemek istediği olurdu bana kalırsa çünkü bazen yüzünün kızardığını görürdüm.Â?

    Illyra, BigcatÂ?in torunu CatboyÂ?un samimi düşünceleri karşısında biraz duygusal bir havaya bürünmüştü.

    Â?İdam tahtasında takındığı yüz ifadesini unutamıyorum. Beni asıyorsunuz, ama gönlünüzden beni bu kadar basitçe atamazsınız bakışı vardı sanki.Â? dedi hüzünle kötü anıları aklına getiren Illyra.

    Â?O zamanlar ben daha on yaşındaydım. Ama ona atılan her muz kabuğu ve domates sanki bana isabet ediyormuş gibi göğsümde bir acı hissetmeme yol açıyordu. Ben bir adada değilim belki ama bir kabilede kayıp oldum ve lanet sayıları girmem gereken bir alet bile yok buradan kurtulabilmem için. Burada sıkışıp kaldım, nefes alamıyorum ama burayı bir türlü terk edemiyorum. Sence neden, bu mezarı bırakıp gitsem kimse ilgilenmez diye mi yoksa?Â?

    Â?Bigcat Dede özlenecektir, ama kimse ölümünden sorumlu olduğu kişinin mezarına affedileceğine kesin olarak emin olmadan dönemez.Â?

    Â?Sen döndün ama?Â?

    Â?Döndüm, evet çünkü seni götürmeye geldim.Â?

    Â?Nereye gidiyoruz?Â?

    Â?Eve...Â?

    *******

    Â?Tanrı DağÂ?ın hem kuzey hem güney yolunun kontrolünü ele geçirdik, böylece Orta AsyaÂ?da ticari hakimiyetimizi de kurmuş olduk, Bütün DünyaÂ?nın Hanı.Â? diye son gelişmeleri bildiriyordu danışman Bogus.

    Kara-Hitay Prenslerine Gür-Han adı verilirdi, anlamı ise Tüm DünyaÂ?nın Hakimi demekti. Prens haritaya baktı ve burun kıvırdı, aslında son durum hoşuna gitmedi değildi.

    Â?Desene Tanrı bile bize şu mesajı yolluyor: DünyaÂ?nın tamamı size helal olsun, hepsi sizin ve bunu hak ediyorsunuz.Â?

    Â?Biraz erken hareket etmemek lazım, Batı Karahanlılar tehdit hala.Â? diye danışmanlığını sürdürdü Bogus.

    Â?Onlar bir hiç, hükümdarları II. Mahmut bir tehdit değil. Yakında o topraklar da bize ait olacak, sonunda dünyanın tek hakimi ben olmuş olacağım.Â? diye gürledi Gür-Han.

    Â?Tabi dünya sadece Orta AsyaÂ?dan oluşuyorsa ve denizin ötesinde başka toprak parçaları yoksa gerçekten dediğiniz çıkabilir, efendim.Â? dedi çadıra o sırada giren Efla. Kabile şeflerinden en saygın duyulanlarından biriydi.

    Â?Dünya düz bir tabak, altı püsküren lavlarla kaplı Cehennem üstü nur saçan yıldızların serpiştirildiği Cennet. Oralara ulaşamayız, TanrıÂ?ya savaş açamam. Ama tabağın tamamı benim, lokmaların hepsi benim!Â? diye gürledi yine Gür-Han.

    Efla ve Bogus bu hiddetli ses tonu karşısında diyecek bir şey bulamadılar.

    Â?Çıkabilirsin, Bogus. Biraz şef Efla ile konuşmak istiyorum. Ona diyeceklerim var.Â?

    Bogus sessizce çadırdan çıktı. Gür-Han bardağını uzatarak EflaÂ?ya: Â?Su?Â? diye sordu.

    Â?Yok sağolun, efendim.Â? dedi samimi bir dilde Efla.

    Â?Sana değil, bana su koy demek istedim.Â? diye kızdı Gür-Han bu sefer.

    Efla sakince masadan sürahiyi alıp su doldurdu, Gür-Han şapırdak bir ses çıkartmaya özen göstererek suyunu içerken Efla içinden ıslık çalıyordu, dışına vuramayacağı bazı ezgiler içermekteydi ıslık. Aslında sözlere dökse belki yeni bir müzik kültürü bile oluşturabilirdi, hafif sertti ondan aklına hep Â?kayaÂ?yı çağrıştırıyordu ezgileri.

    Â?şimdiikkkk, şef Efla. Cansın, kansın, susun, vatan toprağısın. Kabilen için her şeyi göze alırsın. Zamanında isyanları durdurmak için sert önlemler bile almaktan çekinmezdin, sarayda her zaman bir sandalyem vardır sana. Lakin bir takım dedikodular kulağıma ulaştı, yabancı birini kabilenizde saklıyormuşsunuz, hem de casus olduğundan şüphe edilen.Â?

    Â?Sanırım Darkgnome isimli kişiden bahsediyorsunuz, o bizim misafirimiz, kabilemizde yaşadığı süre boyunca bize yararı olmuştur. Hem teknik yönden bize çağ atlatmış, hem de bize insan olmanın gerçek yüzünü göstermiştir.Â? diye savunmaya başladı Efla hemen.

    Â?Onu bana getir.Â?

    Â?Casus olabilir şüphesiyle onu idam edemezsiniz.Â?

    Â?Sen zamanında bundan daha azı için birilerinin idamını emrettin?Â?

    Â?Yanlıştı ama bu ve sizin de bu yanlışa düşmenizi istemiyorum.Â?

    Â?şEF EFLA!!!! ANLAMIYOR MUSUN? SANA YARDIM ETMEYE ÇALIşIYORUM!!!!Â?

    Birden Gür-HanÂ?ın gölgesi tüm çadırı sarmıştı, Efla küçüldüğünü hissediyordu sanki parmağında yüzüğü olsa yere atıp perilerin yaşadığı diyarlara kaçıp gidecekti.

    Â?Seni hain olmakla suçlayacaklar, itip bir kenara atacaklar, dağın eteklerinde saklanacaksın, enseni yakan güneşten nefret edip karanlığa sığınacaksın. En sonunda çiğ balıkları yerken kendine saçma sapan bir isim takacaksın.Â? diye sakin sesle uyarısını yaptı Gür-Han.

    Â?Peki o zaman ne yapmam gerektiğini biliyorum.Â? dedi hüzünlü bir sesle Efla sonra çadırın kapısında bir an için durdu: Â?Tanrı ne taraftaydı, sağ mı sol mu?Â?

    Â?Sol.Â?

    Efla Tanrı dağının gölgesi altında yatan kabilesine doğru yola çıkarken hala neden sağ ve sol yönlerini karıştırdığını düşünmekteydi.

    *******

    Darkgnome mor ışıklar saçan cihazından uzaklaşıyordu. Bu sefer kesindi. Başarmıştı. Dünyayı değiştirecek o buluşu sonunda gerçekleştirecekti.

    Â?Tüm Asya bunu konuşacak, çekik gözlülerle boy boy fotoğrafım olacak.Â? diye hevesle gülümsedi.

    Kendi el emeğiyle hazırlamış olduğu kullanma kılavuzunu bir ekre daha gözden geçirdi. şemayı doğru çizmişti, ama sanki bazı terimlerin yer değiştirmesi gerekiyordu. ON ve OFF özellikle kafa karıştırıcı idi, bir insan sıkıldığında bir şeyi kapatırdı açmazdı. Ofladığı zaman yaptıklarını düşündü ve evet, OFF kapama olsun, daha mantıklıydı. Açmak için on kere cihazı sallaması gerektiğini fark etmişti, bu nedenl bu uğurlu sayısına ithafen cihazı kapatırken ON terimini kullanıyordu ama tam tersi cihazı açarken asıl ON olması gerekiyordu, böylece o sayıya olan gönül borcunu da ödeyebilirdi daha düzgün bir biçimde.

    Â?ON yapıyorum, umarım OFF yapmamı gerektirecek bir sorun olmaz.Â? diye basit bir yemek duası okudu işe girişmeden önce.

    Ve cihazın kaya tuzundan yapılma kolunu çevirdi, cihaz çalışıyordu. Buluşu işe yaramıştı, artık güneş ışığı altında bile mikrop bulaştırmadan camla çevrilmiş steril ortamda böğürtlen reçeli yapılabilmesini sağlamıştı.

    Akşama bu cihazıyla yaptığı reçelleri dağıtacaktı, bilimsel yöntemlerinden en önemlisi olan deney aşamasında denek olarak kullanıyordu bu kabileyi. Ondan bir yere ayrılmıyordu uzun süredir. Zaten yaptığı yıldırım oluşturan cihazıyla kabileyi eşkiyalara karşı koruduğunu gösterdiğinden beri kabile bu yabancıyı bırakmamaktan yana bir tavır sergiliyordu.

    Illyra ile Catboy, hevesli bir şekilde kavonozlara reçel dolduran DarkgnomeÂ?un yanına gittiler.

    Â?Cidden başarmışsın, Darkgnome.Â? dedi mutlulukla Illyra.

    Â?Bu yediğim en muhteşem reçel. Bunu nasıl yapıyorsun?Â? diye sordu Catboy bir iki parmak tattıktan sonra.

    Â?Bu reçelin gizli bir tarifi var. Süt, kakao ve kenarları yanmış böğürtlen taneleri bu muhteşem lezzet için bir araya geliyor.Â? diye açıkladı Darkgnome.

    Â?Anlıyorum, cidden çok gizli bir tarifmiş.Â? diyebildi Catboy.

    O sırada gökyüzünde bir patlama sesi duyuldu ve mor bir kalkan kabilenin etrafını çevirmeye başladı.

    Â?Tarifi kimseden çalmadın değil mi?Â? diye endişeyle sordu Illyra.

    Â?Valla öyle bir şey yapsaydım bile hukuki yollara başvurulmasını öncelikle beklerdim.Â? dedi Darkgnome diğerleri kadar endişeli olmayan bir sesle.

    Efla kabilesini uzaktan görüyordu, atıyla yaldır yaldır ilerliyordu ve kabilesini kurtarmak için acele ediyordu. Ama kalkan kabilenin etrafını çevirmişti çoktan. Korkusuz Efla hiç düşünmeden kalkanı delmeye çalıştı kılıcıyla, ama kılıç mor kalkana değince elektriği andıran bir akıma uğradı. Mor ışıklar gözlerinden saçıldı ve yere düştü.

    Yaşlı bir dedenin önünde yerde kıpırdayamadan yatıyordu, yaşlı adam EflaÂ?nın bedenine üflüyordu ve üfürükçüleri andıran saçma dualar okuyor gibiydi. Sonra kırışık elleriyle EflaÂ?nın alnına dokundu.

    Â?Artık senle ben biriz...Â? dedi.

    1. Bölümün Sonu
    Back to top View user's profileSend private messageVisit poster's website
    catboy
    Site Yazarı
    Site Yazarı





    Joined: Jan 19, 2007
    Posts: 3268
    Location: Izmir

    PostPosted: Sat Dec 18, 2010 12:05 am Reply with quoteBack to top

    2. Bölüm: "Kek Yalandı Ama şevval Gerçek


    Â?Güneş gözlüklü zenci bir adam bana doğru bakıyordu. Bana mavi ve kırmızı renkte iki hap gösterdi, ben de başım ağrımadığı için hapları nazikçe reddettim. Ama bilmediğim şey zaten hapı yutmuş olduğumdu.Â?

    Grup, hasta gencin konuşmasını bitirmesini bekliyordu. Daha ondan sonra konuşma yapacak altı kişi vardı. Psikolog konuşmaları dikkatlice dinliyor ve hastalarıyla ilgili gerekli raporları alıyordu.

    Genç konuşmasını sakince sürdürdü: Â?Binanın penceresinden aşağıya bakıyordum, insanlar karınca gibiydi, karıncayiyen olsaydım onları yeme arzusuyla dolacak kadar o derece. Ajanların yakında olduğunu hissediyordum, yapılacak başka bir şey yoktu. Ben de telefonda bana yardım edeceğini iddia eden zencinin tavsiyelerine uydum.Â?

    Â?Zenci adam telefonda mıydı? Ama sana kırmızı ve yeşil hapları göstermemiş miydi?Â? diye araya girdi psikolog.

    Â?Hayır, o daha ileride geçiyor. Hem hapların rengi kırmızı ve maviydi, hata olmasın.Â?

    Â?Tabi ki de. Her neyse, peki gözlerini açıp kendini yatağında bulduğunda ellerine gelen sarı sıvıya bakarak ilk ne düşündün?Â?

    Â?Determinant diye bir şey yokmuş, aslında reel olan matriks imiş. Kompleks sayıları analitik bir düzlemde yerleştirebilirsek uzaysal yönelimleri de hesaba katarak gerçeği bulabilirim. Bu aydınlanmayla dün gece yatmadan önce mutfağa götürmeyi unuttuğum yatağıma ben uyurken devrilen portakal suyunu çarşafımdan yaladım, çünkü bir aktivasyon enerjisine ihtiyacım vardı eşik değerini aşmam için.Â?

    Psikolog itinayla rapora notlarını yazmaya devam ediyordu o sırada: Â?Hasta karşılaştığı sorunları çözmek yerine hayali formüller uydurduğu yetmezmiş gibi, mide bulandırıcı ya da gerçeği kabul edemeyeceği şeyleri daha yumuşak ve kabul edilesi formlara sokuyor, portakal suyu örneğinde olduğu gibi.Â?

    Â?NecoÂ?ya bir moral alkışı, arkadaşlar. Sonra devam edelim.Â? diye süresini zaten yeterince aşan Matriks hiperbollerini oluşturmaya çalışan NecoÂ?yu susturdu.

    O sırada odaya mor sakallı yaşlı bir dede girdi. Psikolog ve hastaları sırasıyla süzdü. Acı bir gerçeği paylaşmadan önce yapılan o vahim bakışı attı ve konuşmaya başladı: Â?Uzun zaman bekledim. Gereken süreyi size verdim. Ama başarıya ulaşamadınız siz de, kutunuzdan çıkamadınız. Bunu yapmayı başaracak kişiler olacağını ummuştum bu sefer, olmak üzereydi de ama işte o kişilere mani olarak aslında büyük ödülü kaçırdınız.Â?

    Psikolog ayağa kalkarak yaşlı adama gülümsedi: Â?Siz yoksa yeni gelecek hastalardan biri misiniz, çünkü yarın sizin toplantınız ama isterseniz şimdi de bize katıla...Â?

    Â?Yeter, seni farkında olduğunu sanan şeytan kulaklı!!! Mani olduğun yetmezmiş gibi bir de benimle konuşmaya cüret ediyorsun.Â? diye kızmaya başladı yaşlı adam.

    Â?Siz kimsiniz, bilmiyorum ama hastalarımla yaptığım özel toplantımı bu şekilde engelleyemezsiniz.Â?

    Â?O kadar acınası bir durum ki, bulunduğun yere kendini ziyadesiyle kaptırdığından gerçeği hatırlamıyorsun bile artık. Akıl hastanesinde geçen kırk yılını, ardından medyanın baskıları sonucu tekrardan mahkeme salonlarına çıkartılman ve sonunda öldürdüğün her kız çocuğunun hesabına vermek üzere o idam sandalyesine oturtulman, hiç birini hatırlamıyorsun. Beyninde dolaşan elektriği bile, çünkü o zaman bile sen psikologtun, hastaların vardı ve kendi uydurduğun gerçekliğin kölesi olmuştun. Sana şans tanıdım, ama sen yine de gerçeği anımsamak istemedim ve büyük ödülü kaçırdın. Artık tamamen buraya aitsin, yani bana, belki de hep olduğun yerde...Â?

    Yaşlı dede sözlerinin ardından odayı terk etti. Bir ayna karşısına geçti, aslında bulunduğu sonsuz uzunluktaki koridorun duvarlarında karşılıklı olarak hep aynalar asılmıştı.

    Çerçeveleri farklıydı aynaların, yaşlı dedenin baktığı aynanın çerçevesi ise ahşaptandı.

    Â?O kadar da zor değildi, sen de gördün.Â? dedi aynada ona bakan yüze.

    Â?Anlaşmamıza uyacağımı söyledim, ama bu daha ne kadar sürecek?Â?

    Soran kişi Efla idi. Kara-Hitay kabilelerinden birinin şefiydi, en azından hala öyle olduğunu umuyordu.

    Â?Kabilendeki her bir kişi kendi gerçekliğinden kaçabilecek cesareti gösterene kadar. Anlaşmamıza ben uyuyorum, sen de uymaya devam edeceksindir diye tahmin ediyorum.Â?

    Â?Bunu her birinin yapabilmesi cidden zor ama.Â? dedi endişeyle Efla.

    Â?Eğer gerçekten de birbirlerine sıkıca bağlılarsa birbirlerini bulacaklardır ve kendi gerçekliklerini bulmalarında birbirlerine destek olacaklardır.Â?

    Â?Kabilemin her bir ferdinin aralarındaki bağı su tarlası bağı ile bile kıyaslayamazsın.Â? dedi Efla gururla. (Su tarlası bağını açıklamamı bekleyin, kimya ve latince bilgilerinizi ortaya dökün ve kelimenin anlamı karşısında siz de saygı duruşunda bulunun.)

    Yaşlı dede kulak küpesi işlevselliğinde geceye damgasını vuracak o son sözünü söyledi: Â?O zaman bunu unutmayasın: Korkulu düş görmektense uyanık yatmak yeğdir.Â?

    ********

    Illyra ve Catboy ellerinde reçel damlacıkları DarkgnomeÂ?a garip bakış atmayı sürdürüyorlardı.

    Â?İnanın bana, ben bir şey yapmadım.Â? dedi Darkgnome. Umursadığından değildi, sadece sakallarının arasında yaşayan Çin At SineğiÂ?nin ortaya çıkmasını istemiyordu. Çinlilerle düşman bir bölgede bulunuyordu, sonuçta yabancı bir sineğin sınır ihlalini bile savaş sebebi haline getirebilirlerdi bu at, avrat ve kılıçlarıyla sarhoş olmayı amaç edinmiş insan topluluğu.

    Â?Neyse siz burada bekleyin, ben bir diğerlerini kolaçan edeyim.Â? deyip uzaklaştı Illyra.

    Kimseler yoktu ortada. Daha insanlar yeni uyanıyorlardı normalde de, ama yine de gürültü karşısında insan merak edip evinden çıkarlar diye beklemişti. En yakın ev FirbleÂ?nindi, kapısı her zaman açık olan Ozan FirbleÂ?nin evine girdi o da kapıyı bile tıklamadan.

    Â?FİRBLEEEEE!!!! OZAN FİRBLEEEEE!!!!Â?

    Ses yoktu, merdivenlerden yukarı çıktığında garip bir manzara ile karşılaştı. Değişik bir odadaydı, bir cam vardı ve camın dışından gürültü geliyordu. Cama yaklaştığında kafasını daha da karıştıran şeyler gördü. Kocaman binalar, bir sürü insanlar, dahası tekerlekli garip araçlar da vardı. Gri renkte yollar yapılmıştı. Direkler vardı, sürekli yeşil, kırmızı ve sarı renk arasında gidip geliyordu.

    Duvara asılmış olan ince anlamlandıramadığı şeylere baktı. Böyle odunu o kadar ince kesmişlerdi bu hale gelmişti sonunda sanki. Çzerlerinde yazılar vardı, garip semboller, hiç birini anlayamıyordu. O sırada odadaki yatakta birisinin uyuyor olduğunu fark etti. Uyanmak üzereydi.

    Illyra yataktan kalkan kişiyi tanıdığından iyice kafası karıştı: Â?Firble!!!Â?

    Firble ona doğru döndü, gülümsedi: Â?İyi bari bugün hava güneşli.Â?

    Firble IllyraÂ?ya değil cama bakıyordu, IllyraÂ?yı görememişti. Illyra şaşkın gözlerini etrafta çevirmeye devam ediyordu ki camdan içeri mavi bir ışık küresi girdi. Küreye dikkatlice baktığında yaşlı bir adam gördü. Hatta onunla konuşuyor gibiydi: Â?Kusura bakma, Prenses ama Mario gelmeden seni başka bir kaleye götürmem gerekiyor.Â?

    Etrafını saran mor ışığın ardından kaybolmuştu. Firble ise hiç bir şey görmemişti. Bilgisayarını açmış ve bir forum sitesine girmişti hemen. Aklına gelen güzel bir şiiri Â?Toprağın şarkısı YenidenÂ? isimli bir başlığın altına yazıyordu.
    Back to top View user's profileSend private messageVisit poster's website
    Display posts from previous:      
    Post new topicReply to topic


     Jump to:   



    View next topic
    View previous topic
    You cannot post new topics in this forum
    You cannot reply to topics in this forum
    You cannot edit your posts in this forum
    You cannot delete your posts in this forum
    You cannot vote in polls in this forum


    Powered by phpBB © 2001 phpBB Group

    :: HalloweenV2 phpBB Theme Exclusive ::
     
    FRPWorld.Com ülkemizdeki fantezi edebiyatı ve frp sevenleri bir araya getirmeyi amaçlayan bir web sitesidir. 2003 yılında kurulmuş olan sitemiz kullanıcı ve yöneticilerimizin katkıları ile büyüyüp Türkiyenin en büyük frp sitelerinden birisi olmuştur. Galerisi, indirilecekler kısmı, akademisi, yazarları ile sitemiz tam bir frp hazinesidir. FRPWorld sizin de desteklerinizle böyle olmaya devam edecektir. FRP'nin doyumsuzca yaşandığı bu diyara hoş geldiniz.

    FRPWorld, yeni bir frp dünyası


    Sitede bulunan yazı, doküman ve diğer içerikler siteye ait olup başkaları tarafından kopyalanması, dağıtılması ya da ticari amaçla kullanılması yasaktır.
    Siteye yapmış olduğunuz katkılar frpworld.com'un olup bunları yayınlama ya da yayınlamama hakkı site yöneticilerine aittir.


    Sayfa Üretimi: 0.47 Saniye