Frp World Ana Menü
  • Frp World
    » Anasayfa
    » Forum
    » Anketler
    » Akademi
    » Kitap Tanıtımları
    » Haber Arşivi
    » Haber Gönderin
    » Makale Gönderin

  • Üyelere Özel

  • Kişisel
    » Hesabınız
    » Özel Mesajlar
    » Üye Listesi
    » Üye Arama
    » Siteden Çıkış

  • Site Bilgileri
    » Top10
    » Site Hakkında Yorumlarınız
    » İstatistikler
    » Destekleyen Siteler

  • Kullanıcı Menüsü
    Hoşgeldin, Diyar Gezgini
    Üye Adı
    Şifre
    (Kayıt Ol)
    Üyelik:
    Son Üye: Shatargat
    Bugün: 0
    Dün: 0
    Toplam: 33538

    Şu An Bağlı:
    Ziyaretçi: 240
    Üye: 0
    Toplam: 240

    FrpWorld.Com :: View topic - Büyü Konseyi (RPG)
    Forum FAQ  |  Search  |  Memberlist  |  Usergroups   |  Register   |  Profile  |  Private Messages  |  Log in

     Büyü Konseyi (RPG) View next topic
    View previous topic
    Post new topicThis topic is locked: you cannot edit posts or make replies.
    Author Message
    Efla
    Site Admin
    Site Admin





    Joined: Apr 10, 2004
    Posts: 3916
    Location: Ankara

    PostPosted: Thu Nov 03, 2005 10:02 am Reply with quoteBack to top

    Sitedeki veri kaybından dolayı rplerin devam edebilmesi için açılmıştır...

    _________________
    Chaos is the law of nature,
    Order is the dream of man.
    Back to top View user's profileSend private messageVisit poster's website
    yeminer
    Kullanıcı
    Kullanıcı





    Joined: Oct 01, 2003
    Posts: 4320
    Location: istanbul

    PostPosted: Fri Nov 04, 2005 11:44 am Reply with quoteBack to top

    Yeminer The Lich Kara Toprak'tan geri dönmüştü. Kara toprakta hiç beklemediği bir kişiyle karşılaşmıştı, Quel-Shin ??

    Diyardan çoktan silinmesi gereken bu adamın ne işi vardı buralarda, amacı neydi, sakladıkları... Belirsizdi ve bir süre daha belirsiz kalacaklardı çünkü habis varlık için ilgilenilmesi gereken daha acil konular vardı. Çncelikle üzerinde yaşadığı diyarın geleceği ile ilgili konular vardı, diyarın yapısı bozuluyordu ve bu bozulma içine büyüyü de alıyordu. Binlerce yılını verdiği bu diyar sanki çürümüş, etleri kalmamış parmaklarının arasından kayıp giden ve asla tutamadığı kum tanecikleri gibiydi. Kayıyordu, gerçeklik bozuluyordu ve kudretli Lich bu durum karşısında kayıtsız kalamazdı. Büyücüler bu konuda birşeyler yapmalıydı, acil bir toplantı, evet belki bu konuda acil bir toplantı yapmak yerindeydi. Ustalar bu konuda söyleyecek bir çift lafı olması en muhtemel kişilerdi ya da yetenekli yeni yetmeler iyi çözümler üretebilirlerdi.

    Konu büyü ve diyarsa, her büyücünün fikrini almakta fayda vardı. Ama bu konuda çabuk davranmalıydı.

    Bu konuda lich'in fazla seçeneği yoktu, her zaman yaptığı gibi kulenin engin gücüne başvurdu kudretli lich ve de ikisinin güçlerinin birleşimi ile sözleri diyarlardaki büyücülerin zihinlerinde şekillendi.

    "Büyünün kudretli yolunda yürüyenler, ben kara cüppeli olanların lideri ve de büyücüler konseyinin liderlerinden birisi olarak tüm büyücüleri toplantıya çağırıyorum. Büyü yolu ile ya da doğrudan katılarak, sizin için hangisi daha uygunsa yedi gün sonra bu binada yapacağımız konsey toplantısına hepiniz davet ediyorum. Diyarımızın geleceğini tartışıp önemli kararlar alacağımız bu toplantıda bulunmanız sizin yararınıza olacaktır"

    sözleri yavaş yavaş diyardaki tüm büyücülerin zihinlerinde oluştu.

    _________________
    her zaman yalan söyle ki, kimse yalan söylediÄ?ini anlayamasın
    güç amacın, karanlık aracın olsun.
    Back to top View user's profileSend private messageSend e-mailVisit poster's website
    Lord Necros
    BaÅ?büyücü





    Joined: Apr 29, 2005
    Posts: 1916
    Location: Necropolis

    PostPosted: Fri Nov 04, 2005 8:35 pm Reply with quoteBack to top

    Necros, başbüyücünün odasından fırtına gibi çıkıp odanın kapısını merdivenleri inleten bir gümlemeyle çarptı. Hışımla merdivenleri iniyordu ama nereye gittiğinin, ne yaptığının farkında değildi, yada dostça olmayan gözler tarafından izlendiğinin. Görüşü buğulanmıştı. Tek gördüğü bir renk anaforuydu. Zihninde sürekli olanları bitenleri tartıyordu. Piç bir kardeş, omzunda sızlayan bir yara, onca uğraş ve karşılığında eline geçen siyah bir kumaş parçası! En çok da kafasına koyduğu hedefleri gerçekleştirememesi onun içini yakıyordu, zira ne kardeşini öldürebilmişti, ne ölümbüyücüsünü, ne de komutanı. Böyle topyekûn bir başarısızlık kabul edilemezdi. Bu haksızlıktı!

    Görüşünü engelleyen buğu biraz aralandığında, YılmaxÂ?ın odasının bulunduğu koridora geldiğini fark etti. İşte pencere oradaydı. Lanet güvercinin sınav duyurusunu getirirken kuleye girdiği pencere. Necros öfkeyle titredi. Güvercine, başbüyücüye, sınava, hatta kuleye lanet etti. Sonra hızlı adımlarla YılmaxÂ?ın odasına yöneldi.

    Odaya geldiğinde doğrudan içeri girdi. Sınavı aldığı için kendine ait bir odası olması gerektiğini biliyordu, ama böyle bir şey ona bildirilmemişti. Garip gelmesi gerektiği halde, öfkesinden bunun sebebini düşünememişti Necros. Sanki tüm aklı selim yok olmuştu.

    Odayı kapatıp YılmaxÂ?ın yatağına gitti. Oda hala bıraktığı gibiydi. Belli ki drow buralarda değildi. Necros yürüyüş asasını yatağın ucuna dayadı ve elindeki cüppeye kayıtsızca baktı. Cüppenin kumaşı nadide bir kumaştı. Tıpkı giydiği gibiydi. Çok kaliteliydi. Büyücü bir an şaşırdı. Cüppeyi daha yakından incelediğinde ise bir şeyin farkına vardı. Cüppe, kendi cüppesinin tıpatıp aynısıydı.

    Büyücü hafifçe gülümsedi. Kim bilir, belki de hâlâ birileri ona saygı gösteriyordu. Necros üzerindeki delik deşik ve kirlere bulanmış cüppeyi çıkartıp bir köşeye fırlattı. Ardından yepyeni cüppeyi taktı üzerine. Yepyeni cüppesi ve pelerini ona eskisi kadar yakışmıştı. Eski cüppeyi de ne yapsaydı acaba? Cüppeyi almak için döndü ve elini uzattı ama cüppe orada yoktu. NecrosÂ?un yüz ifadesi değişti. Bir hırsızın çevrede olup olmadığına bakmak için etrafa bakındı ama odada kimse yoktu. Görünmez birisi olabilir miydi? Emin değildi. Kaşları çatıldı büyücünün. Burada bir an daha oyalanmaya niyeti yoktu. Yürüyüş asasını kaptığı gibi odadan hızla çıktı. Ama bir başkasının dışarı süzülmesine müsaade edecek kadar açmamıştı kapıyı.

    İyi de şimdi ne yapacaktı? Nereye gitmeliydi? Kararsızca merdivenlere doğru yürüdü. Ve bir anda zihninde bir imge belirdi. Bir başka odaya gitmesi gerekiyordu. Kulede çok az yeri görmüştü ve bu odayı bilmiyordu. Ama her nasılsa bir şekilde odanın yerini biliyordu işte.

    Merdivenlere atıldı Necros. İki kat yukarı çıktığında karşısına çıkan koridora daldı. Koridor pek tekin görünmüyordu. Burada çok az kapı vardı ve kapıların hepsinden de yayılan büyü aurası saçlarını diken diken ediyordu. Kapılardan birkaçına yaklaştı Necros. Bazılarından hoş bir huzur duygusu hissediyordu, bazılarında ise korku.

    Â?Başbüyücülerin odaları.Â? diye mırıldandı Necros.

    Bakışları koridorun sonundaki odaya yöneldi NecrosÂ?un. Gitmesi gereken oda o odaydı. Ama odanın kapısı bile karanlığın içinde kalıyordu. Odaya yaklaşmaya başlayan büyücü, her adımında yoğunlaşan bir korkuyla yüzleşti. Kulağına tekinsiz fısıltılar geliyordu. Koridordaki gölgelerde ise kıpırtılar gözüne çarpıyordu.

    Fısıltılar arttı, kıpırtılar çoğaldı. Necros gittikçe büyüyen bir korkuyla kapıya yaklaşıyordu ama kendini yaklaşmaktan alıkoyamıyordu. Sanki kapı onu kendine çekiyordu. En sonunda karanlığın içinde, kapının önünde durdu Necros. Elini kapı tokmağına uzatırken omzundaki yara sızladı ve dişlerini sıkıp bir ıslık çıkartarak durdu büyücü. Kapıya uzattığı elini omzuna götürdü. İşte tam bu sırada yanından fısıldayan bir rüzgar geçti NecrosÂ?un. Aceleyle o tarafa döndü ama hiçbir şey göremedi. Kaşlarını çatarak yavaşça kapının tokmağını çevirdi ve odayı açtı Necros. İçerisi tek bir küçük mumun solgun ışığı dışında karanlıktı. Necros içeriye birkaç adımını attığı anda odanın kapısı bir gümbürtüyle kapandı ve büyücü yerinden sıçrayarak arkasını döndü. Odayı aydınlatacak bir büyüye başlamayı düşünerek tekrar arkasını döndü. Burnunun dibindeki bir çift sarı gözle göz göze geldi. Pis bir kıkırdama duyuldu.

    Â?Neler olu-Â?

    Bir pençe büyücüyü kaldırdı ve bir köşeye fırlattı. NecrosÂ?un atmakta olduğu korku çığlığı, duvara sertçe çarpıp nefesinin kesilmesiyle yarıda kaldı.

    Gözlerini bir an sıkıp sonra açan Necros ayağa fırladı ve yanıbaşına düştüğü mumu kavrayıp ileri uzattı. Yaratığın şekli yoktu. Karanlıktı.

    Â?Gölgeler.Â? diye mırıldandı büyücü. O sırada çevresindeki sarı gözlerin sayısı da artmıştı. Bu yaratıklara karşı büyülü olmayan silahlar işine yaramazdı. Haliyle hançerini veya yürüyüş asasını unutabilirdi. Ama yaratıklar o kadar yakınlardı ki bir büyüyü zamanında yapması da olanaksızdı.

    Yaratıklardan birisi ileri atladı. Necros yürüyüş asasını savurarak karşılık verdi. Asa, yaratığın belinin içinden geçti ve Necros hayret içinde gölgenin ikiye ayrılmasını izledi. Gerçekten onu öldürmüş olabilir miydi?

    Ayrılan iki parça, eksik uzuvlarını tamamladılar ve ayağa kalktılar. Artık iki gölge vardı.

    Necros öfkeyle yürüyüş asasını fırlattı. Asa döne döne bir gölgeye çarptı ve onu ikiye ayırdı. Parçalar anında tamamlandı.

    Yaratıklardan birisi onu tutup yukarı kaldırdı. şamdan yere düşerken gölge onu sertçe zemine vurdu. Sonra boğazından tuttuğu NecrosÂ?u kaldırdı. Sarı gözler NecrosÂ?un gözlerine dikildi ve korkunç bir ses odada yankılandı.

    Â?Bizden değilsin. Buraya ait değilsin. Bizden olana saygısızlık ettin. Burayı terk etmeni söyledik sana, ama bizi dinlemedin. şimdi öleceksin ve ölümünün acı dolu olduğundan emin olacağız.Â?

    Necros tekrar yere düştü. Sonra omzundaki yarada büyük bir acı hissetti. Yaratığın buz gibi pençesi, yarayı deşiyordu.

    NecrosÂ?un işkence dolu çığlığı karanlık tarafından yutuluyordu. Kendi sesini duymuyordu bile. Kimse ona yardıma gelmeyecekti.

    Serbest eliyle yaratığa vurmaya çalışıyordu ama işe yaramıyordu. Eli gölgenin içinden geçiyordu. Necros artık yeri dövmeye başlamıştı ki eline metalin soğuk sapı geldi. Gölge onu yere fırlatırken düşürdüğü şamdan. şamdanı gölgeye doğdu savurdu. Rüzgarla titreşmekte olan mumun alevinin isabet ettiği yaratık uluyarak geri çekildi. Necros duvara dayanarak ayağa kalktı.

    Â?Ne kastettiğini anlamadım ucube, umurumda da değil. Ama şunu biliyorum ki birkaç tane ucubeye yenik düşmeyeceğim!Â?

    Mumun alevi sönmüştü artık. Oda, gölgelerin gözlerindeki ışık dışında zifiri karanlıktı. Gözler hareket etti. Hepsi de NecrosÂ?un üzerine hücum etti.

    Ve Necros daha önce hiç duymadığı, bir daha da asla hatırlayamayacağı sözleri söyledi.

    Mumun ucunda bir parlaklık belirdi. Parlaklık giderek güçlendi, bakılamaz oldu. Necros gözlerini kapamak zorunda kaldı. şamdanın ucunda mum eriyordu. Bir sızıntı NecrosÂ?un parmağına gelip yakmıştı çünkü. Parlak ışık, NecrosÂ?un sımsıkı yumulmuş gözkapaklarının arasından bile giriyordu. Isı o kadar fazlaydı ki Necros kavruluyordu. Saçlarının alazlandığını, etinin kavrulup buruştuğunu, cüppenin küle dönüştüğünü hissediyordu. Gölgelerin çığlıkları ise kulaklarını patlatıyordu. Acı dayanılmazdı. En sonunda büyücü rüyasız bir karanlığa gömüldü.


    Gözlerini açtığında yumuşak bir yatakta yatıyordu. Gürül gürül yanan bir ateşin çıtırtıları odadaki sessizliği bozarken, tavana ateşin oynaşan ışığı vuruyordu. Necros doğrulup çevresine bakındı. Muhtemelen hala aynı odadaydı. Boş şamdan yerde duruyordu çünkü. Ama bulunduğu oda şimdi karanlık ve korkunç değildi. Bir şöminede gürül gürül bir ateş yanıyordu. Oda şık bir şekilde dekore edilmişti. Sıcacıktı. Neler olmuştu? Işığı ve acıyı hatırlıyordu. Telaşla bedenine bakındığında omzundaki dışında hiçbir yara izine rastlamadı. Cüppesi de sapasağlamdı.

    Çantasını yatağın üzerine koydu Necros ve odada gezindi. Odada toplam üç kapı vardı. Birisi dışarı koridora açılıyordu. Diğer ikisi ise...eh, bakmadan bilemezdi.

    Kapılardan birisine yöneldi ve kapıyı açtı. Hoş bir ışıklandırması olan bir kütüphanedeydi. Raflara bakındı Necros. Türlü türlü başlıklar vardı: İleri Seviye Lanetler ve Korunma Yolları, Savaş Büyücülüğünün Püf Noktaları, ÇlümBüyücülüğü: Hediye mi Lanet mi?...

    Necros normalde bunların hiçbirine dokunmazdı. Ama içinde garip bir his vardı. Bu kitaplar...hepsi onundu. Oda onundu Her şey onundu.

    Necros bu bilginin sarhoşluğuyla sendeleyerek kütüphaneden çıktı ve kapısını kapatıp diğer odaya geçti. Zifiri karanlıktı oda. Ama bir kez içeri adımını attığında birden pek çok meşale alevlendi. İçinde bulunduğu oda bir laboratuardı. Raflarda türlü türlü deney malzemeleri yer alıyordu. Uzakta bir sunak vardı. Pek çok masa bulunuyordu. Deney şişeleri masaların üzerini kaplıyordu. Bunlar ve benzeri daha pek çok şey, laboratuardaydı. Çevresine bakınırken birden karşısında sarı gözleri yeniden gördü Necros. Ama bu kez gölgeler düşmanca gelmemişti. Hepsi başlarını yavaşça eğdi. En öndeki gölge Â?Başbüyücü...Â? diye mırıldandı. Başbüyücü. Evet, bunu sevmişti. Necros kulenin hizmetkârlarını alt etmişti. Karşılığında da kule ona sırlarını vermişti. Ve tuhaf bir şekilde Necros daha...güçlüydü.

    Necros önünde eğilen yaratıklara ve kulenin ona sunduklarına baktı. Ve sonra güldü. Manyakça, hezeyan geçirir bir kahkahaydı bu kulenin koridorlarında yankılanan. Sonra kahkahası tiz bir zafer çığlığına dönüştü. Sonunda nefesi tükenince vücudunu sarsan bir kıkırdamayla sustu. Kendine ait olan bu yerin masalarından birine hafifçe dokunup pürüzsüz yüzeyinde elini dolaştırdı. O artık diyarın sayılı başbüyücülerinden birisiydi. Necros zaferinin sarhoşluğundan kurtulurken sahip olduğu gücü daha iyi anlıyordu. Elini salladı. Gölgeler de itaat ederek kayboldular. Necros onlar artık onun hizmetine mi girdiler, yoksa sadece kulenin hizmetkarları olan yaratıklar mıydılar bilemiyordu. Belki tekrar karşılaşırlardı.

    Necros elindeki güçle neler yapabileceğini düşündü. şimdilik elindeki kitapları çalışsa iyi olacaktı. Kütüphanesine döndü ve çalışmaya başladı. Saatler süren bir çalışmanın ardından da yatağına döndü ve dinlendi.


    NecrosÂ?u rüyasından uyandıran, zihninde yankılanan bir çağrı olmuştu. Gözlerini hızla açtı ve çağrıyı daha dikkatle dinledi.

    "Büyünün kudretli yolunda yürüyenler, ben kara cüppeli olanların lideri ve de büyücüler konseyinin liderlerinden birisi olarak tüm büyücüleri toplantıya çağırıyorum. Büyü yolu ile ya da doğrudan katılarak, sizin için hangisi daha uygunsa yedi gün sonra bu binada yapacağımız konsey toplantısına hepiniz davet ediyorum. Diyarımızın geleceğini tartışıp önemli kararlar alacağımız bu toplantıda bulunmanız sizin yararınıza olacaktır"

    Â?Yeminer.Â? diye tısladı Necros kule efendisinin ismini. O lanet lichin sesini asla unutamazdı. O iç ateşle yanan parlak gözleri, tiz sesi, korku dolu aurayı, ve çürüme kokusunu asla unutamazdı. O deli varlığı asla unutamazdı.

    Yedi gün. Yedi gün sonra burada büyük bir toplantı olacaktı. Yedi günden önce tapınağa gidip gelmeliydi. Eski Necros, zamanının yetmeyeceğini düşünür ve aceleyle kuleyi terk ederdi. Ama Başbüyücü Necros değil. Kendini tapınağa nakledebilirdi.

    Başbüyücü gülümseyerek kütüphanesindeki çalışmalarına geri döndü.

    _________________
    All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

    Power demands sacrifice.
    Back to top View user's profileSend private message
    Lord Necros
    BaÅ?büyücü





    Joined: Apr 29, 2005
    Posts: 1916
    Location: Necropolis

    PostPosted: Sun Nov 06, 2005 12:44 pm Reply with quoteBack to top

    şöminenin yaydığı gevşetici sıcaklığın karşısında, rahat bir koltukta oturan Necros, kucağındaki kitabı bir kadeh sıcak şarabın eşliğinde okuyordu. Kitap demeye bin şahit gerekti aslında. Cildi son derece yıpranmış, küçük bir günlüktü bu. Natt Wichberman isimli bir çırağa aitti. Günlük ilk başlarda oldukça sıkıcıydı. Çırak sürekli ustasını övüp duruyordu ama ustasının pek de düzgün bir şey olmadığı aslında tariflerinden belli oluyordu. Usta böyleyse çırağın nasıl olduğunu bilmek bile istemediğine karar verdi Necros. Ama onu kitabı okumaya iten rezil bir büyücü ve daha da rezil bir çırağı değil, bir sayfada okuduklarıydı.

    Ve böylece ustamın parmaklarından fırlayan büyülü oklar, karşımızdaki kara cüppeliye isabet etti. Düşmanımız inildeyerek yere düştü. Ustam gardını gevşeterek can çekişen büyücüye yaklaşmaya başladı. Kendinden emin görünüyordu. Biz de onu takip ettik. Büyüden ve büyücülerden hoşlanmayan cüce homurdanıp duruyordu. Ustam, büyücünün önüne geldiğinde kara cüppeli aniden başını kaldırdı. Gözlerinden nefret okunuyordu. Çlürken öldürmeyi amaçladığı kesindi. Aniden sol elini yumruk yaparak kaldırdı ve ustama doğrulttu. Elinde, ucunda bir koç başı figürü bulunan bir yüzük vardı. Ben bir şey anlamadan baktım ama ustamın gözleri faltaşı gibi açıldı ve hiçbirimiz bir şey yapamadan yüzükten hayali bir koçbaşı çıkarak büyük bir şiddetle ustama vurdu. Ustam bir çığlıkla geriye doğru uçarken arkadaki duvara çok sertçe çarptı. Kemiklerin kırılma sesi odada yankılandı ve ustamın çığlığı kesildi.

    Burada ben gözyaşları içinde ustamın yanına koştum ama çoktan ölmüştü o. Tekrar kara cüppeliye döndüğümde cücenin bir savaş narasıyla baltasını büyücünün koluna indirdiğini gördüm. Yüzüğün olduğu kol iğrenç bir sesle bedenden ayrılırken kara cüppelinin canhıraş çığlığını hayal meyal duydum. Sonra yanımızdaki bir başka savaşçı kılıcını büyücünün kalbine gömdü ve kabusu sona erdirdi.

    Aynı savaşçı pelerinini ustamın üzerine örterken ben şaşkın adımlarla kopuk kola doğru yürüdüm. Kolun çevresindeki kan birikintisine basınca ayağım kaydı ve sertçe yere düştüm. Yattığım yerde yüzüğü kopuk koldan çıkardım ve sakladım.

    Uzun zaman sonra kendime gelip yüzüğü dikkatlice incelediğimde yüzüğün sadece basit, demir bir yüzük olduğunu gördüm. İçerisinde ne gibi bir büyü saklıyorduysa artık gitmişti.


    Necros kitabı pat diye kapattı. Görmek istediğini görmüştü. Günlüğün bundan sonrasında çırağın o yüzüğü tekrar işlevsel hale getirme denemelerinden bahsediliyordu. Hepsi de başarısızlıkla sonuçlanmıştı elbette. Günlüğün son sayfalarına çırağın bir çiftçinin kızına aşık olmasıyla ilgili bir şeyler karalanmıştı. Sonra günlük aniden bitivermişti. NecrosÂ?un tahminince çırak o kızla evlenip onunla çiftliğe gitmiş ve büyü çalışmayı bırakmıştı.

    Â?Ne büyük kayıp.Â? diye mırıldandı Başbüyücü alayla.

    Necros kitabı ve bitirdiği sıcak şarabı barındıran kadehi yanındaki sehpaya koydu. Sonra çenesini sol eline dayayarak gözlerini şöminenin ateşine dikti. Parmağındaki aile sembolünü barındıran yüzük, ateşin titrek ışıklarını yansıtıyordu.

    Başbüyücü sözü geçen yüzüğü biliyordu, onu ve pek çok başkasını. Onun geldiği yerde pek çok büyülü eşya vardı. Büyülü eşyalara aşinaydı. Eşyaları yaratma konusunda tecrübesizdi, bunu inkar edemezdi. Ama teorik olarak ne yapması gerektiğini biliyordu. Büyükbabası büyülü eşyalar yaratırken onun yaptıklarını ilgiyle izlemişti.

    Bir keresinde, henüz çok gençken, büyükbabasının gözüne girmek amacıyla minik bir büyülü eşya yaratmaya çalışmıştı. Eşyanın içeriklerini büyükbabasının çıraklık dönemi kitaplarından bulmuştu. Mumyalanmış elf eli gerekiyordu. Necros çocukluk anılarıyla gülümsedi. Büyücünün Eli adı verilen bu büyülü eşyayı yaptığında hevesle büyükbabasına koşmuştu. Ama büyükbabası eşyaya horgörüyle bakmıştı. Yine de yaşından beklenmeyecek bir iş yaptığını söylemişti. Necros ondan sonra bir daha hiç eşya yaratmaya çalışmamıştı ama büyükbabasının yaptıklarını ilgiyle izlemişti.

    Belki aynı eşyayı yeniden yapmakla başlayarak becerilerini geliştirebilirdi Başbüyücü. Pek çok farklı eşya aklına geliyordu. Ama sabretmeliydi. Onların çoğunu yapabilecek kabiliyete sahip değildi henüz.

    Evet, Büyücünün EliÂ?ni yeniden yapmakla işe başlayabilirdi. Başbüyücü hevesle oturduğu yerden kalkıp laboratuarına yöneldi. Bir elfi öldürüp elini almak kolaydı, ama onu mumyalamak...

    Dustmenlerin tekniklerinden hatırladığı kadarıyla mumyalamak için özel bir karışım gerekiyordu. Organın sıvıyla kaplanması gerekecekti. Karışımın içeriğini bilmiyordu ama oldukça geniş olan laboratuarda bu karışımın bulunacağını düşünüyordu.

    Nitekim haklıydı da. Rafları tararken mumyalama sıvılarının olduğu bir tarafa geldi. Pek fazla değillerdi ama işine yarayacak kadar vardı. Başbüyücünün yüzüne hoşnut bir gülümseme yerleşti.

    Peki ya bir elf elini nereden bulacaktı? Necros normalde pek kuledeki bir elf büyücüyü öldürüp elini alabilirdi. Ama kahrolası lichin üzerine yerleştirdiği lanet yüzünden... Kule dışına çıkması gerekecekti.

    Necros laboratuardan çıkarken durdu. Arkasını döndü ve ilerideki sunak olarak kullanılan açıklığa baktı. Bir anda aklına parlak bir fikir gelmişti. İşe yarayabilir miydi gerçekten de? Belki de... Necros pis pis sırıttı. Görülmeye değer bir deneyim olacaktı.

    Başbüyücü laboratuardan çıkıp süzülürcesine kütüphaneye girdi. İlerideki masaların birinin üzerinde kitaplardan birisinin arasından bulduğu bir harita serilmişti. Bu diyarın bir haritası olmalıydı. Haritanın üzerine eğildi.

    Â?Burası Yükseliş Dağı. Yeminer TapınağıÂ?nın olduğu yer.Â? diye mırıldandı ve bir parmağını oraya koydu. Â?Burası da Büyücülük Kulesi.Â? Diğer elinin işaret parmağını da oraya koydu.

    Â?Arada oldukça mesafe var. Ah evet, On Kasaba.Â?

    Tapınakta göz attığı karalamalara bakılırsa On Kasaba üzerine oldukça fazla oyun dönüyordu. Kargaşa içinde bir yerdi. Orayı geçmekten kurtulmuş olması iyi olmuştu.

    Necros bakışlarını Büyücülük Kulesi çevresine yoğunlaştırdı. Minik bir köy işini görürdü. Büyücülük KulesiÂ?ne giden çölün sonunda Druid Koruları başlıyordu. Haritaya göre bu koruların kuzeydoğu kıyılarında bir, iki tane küçük köy bulunmalıydı.

    Â?Druidler, orman ve köy. Elf olmaması için mucize lazım.Â?

    Necros haritayı kaptığı gibi hemen kütüphaneden fırladı ve odasında eşyalarını toparlamaya başladı. Yolculuk pek fazla sürmeyecekti. Lazım olanları alıp geri gelmesi uzun sürmezdi. Nasıl olsa deli lichin toplantısına yetişmesi gerekiyordu.

    Odasından fırlayıp kapıyı kapattı. Kapıyı odaya sahip olduğunda büyüsüyle kilitlemişti zaten. Kapı arkasından kilitlenirken Başbüyücü hızlı adımlarla merdivenlere yöneldi. Bir an durup arkasını döndü. Odaya geldiğinden beri ilk defa çıkıyordu. Kapısı yine gölgeler içindeydi; ama gölgeler bu sefer ona aitti. Başbüyücü tebessüm ederek merdivenlerden aşağı indi.

    Tıpkı kuleye ilk geldiğindeki gibi kimseyle karşılaşmamıştı. Necros kulenin neden bu kadar boş olduğunu düşünmeden edemedi. Kuleden çıktığında yerde at toynakalrının bıraktığı izler gördü. Çç ata aitlerdi belli ki. Buralarda bir yerlerde bir ahır olmalıydı.

    Kısa bir aranmadan sonra ahırı bulmuştu. İçeride ilk rastladığı atı aldı. At onu bekliyormuş gibi eyerliydi zaten. Kapkara bir attı. Daha önce bineklere çok az binen Necros, ata çıkarken biraz zorlandı. Atı sürmekte de ilk başta zorlandıysa da zaman geçtikçe alıştı. Atı kontrol altında tutmaya çalışarak güneye doğru hızla inmeye başladı. Yedi gün içinde geri gelmesi gerekliydi.

    _________________
    All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

    Power demands sacrifice.
    Back to top View user's profileSend private message
    calis
    Kullanıcı
    Kullanıcı





    Joined: Apr 21, 2004
    Posts: 738
    Location: Ä°zmir

    PostPosted: Sun Nov 06, 2005 1:50 pm Reply with quoteBack to top

    Estalus yüzünü karanlığa nadiren çeviren elfler den biri idi.Kim bilirdiki iyi kalpli bir elfin yüzünü karanlığa çevirebileceğini.Estalus daha küçüklükten içi kin,nefret ve öfkeyle dolu bir elfti.Herşey büyü gücünü kullanabilmesi ile başlamıştı.Kullana bildiği büyü gücü sayesinde yaşadı ğı barış,huzur ve mutluluk dolu enaber adındaki elf diyarında 5 elf i katletmesi ile başlamıştı.Kısa süre sonra elf ler tarafında dışlanmış hatta avlanması bile istenmişti.

    Estalus artık kara bir elf olduğunu kendiside farkındaydı ve her zaman seyahat etmişti.Ve şimdide yolu bu diyara rastgelmişti.Diyarda az da olsa büyü gücünü hissetmişti.Ve bu büyü gücünün merkezine gitmeye karar vermişti belki ordan yardım alabilirdi.Buraya gelmeden önce girdiği sayamadığı kadar çok ogre ile başa çıkamamış vede ağır yaralanmış canının zor kurtarmıştır.

    Kısa fakat kendisine çok uzun gelen yürüyüşün ardından diyardaki büyünün merkezi olan eşsiz kuleye geldi.Asasına dayanarak kule nin girişine doğru yürümeye başladı.Fakat artık ayakları kendisini kaldıramayacak kadar yorgundu.Gözleri yavaş yavaş buğlandı ve bir un çuvalı gibi kulenin girişindkei soğuk betona kapaklandı...

    _________________
    No one hears him cry so he turns to evil...
    Back to top View user's profileSend private messageMSN Messenger
    zignarutsilver
    Kullanıcı
    Kullanıcı





    Joined: Jul 23, 2005
    Posts: 27

    PostPosted: Tue Nov 08, 2005 7:50 pm Reply with quoteBack to top

    Zignarut karşılaştığı yaratık ve güç hakkında söylediği şeyleri hatırlıyordu; "Eğer buraya güç kazanmak için geldiysen hemen git."

    Zignarut yaratığa verdiği cevabın kendi sözleri olduğundan bile emin değildi. Fena halde kafası karışmıştı. Hatırlıyordu. O'na kem küm ederek aptal bir cevap verdiğinin farkındaydı. Ancak buraya onu tapınaktan efendileri yollamıştı. Artık işi buradaydı.Neyi bekliyordu? Hafızası neden bu kadar boştu? Neden olup biteni hatırlayamıyordu?

    _________________
    Ä°sim: Zignarut Silver
    Yetenek:Büyücü
    Irk:Ä°nsan
    Chaos TapınaÄ?ı
    Back to top View user's profileSend private message
    Eldarin_






    Joined: Dec 20, 2006
    Posts: -27
    Location: Yolcu

    PostPosted: Fri Nov 11, 2005 9:17 am Reply with quoteBack to top

    Vampir lordu şaşkın büyücüye ters ters bakmaktaydı.

    "Büyü konseyi ne alınacaksın büyücü. Ama yalnızca bir toplantıya katılma vesilesiyle. Ondan sonra tekrar bu topraklardan ayrılacaksın. Nedenini sende biliyorsun."

    Sonra vampir lordu keskin dudaklarından hızla bir büyünün sözlerine başladı. Zignarut büyücüye herhangi bir tepki vermemeyi uygun gördü. Ki o bunları düşünürken büyü zaten köprü sözleri ile bitişe ulaşmıştı.

    Ve teleportasyon bittiğinde ikili Büyü Konseyinin o dev kütüphanesinde, lich yeminer in yanında belirdiler.

    Zignarut ve Zakhurr şimdi konseydeydiler.

    Zakhurr Yeminer i görünce başını önüne eğdi, belden selamını verdi.

    "Saygılar sunarım üstadım. Bu büyücü Zignarut... Henüz eğitimini almamış. Bense Zakhurr D'haarsz... Efendi Eldarin' in çırağıyım ve Efendi Dareth, Efendi Erethan, Efendi Ereshin ve Efendi Eldarin in vekili olarak buradayım."

    Zakhurr keskin gözlerinin ardından lich in neler düşündüğünü kestirmeye çalışıyordu.

    Çldü denilen başbüyücülerin vekilliğini yapmak üzere konsey toplantısına gelmişti...

    _________________
    Bu kullanıcı siteden ayrılan fakat forum düzeni açısından mesajlarının durması gereken kullanıcılar için ayrılmıÅ?tır. Kullanıcı kesinlikle yoktur. Sorumluluk ve yükümlülükleri site yönetimindedir
    Back to top View user's profileSend private message
    yeminer
    Kullanıcı
    Kullanıcı





    Joined: Oct 01, 2003
    Posts: 4320
    Location: istanbul

    PostPosted: Fri Nov 11, 2005 10:15 am Reply with quoteBack to top

    Lich yeni gelen ikiliye göz attı, bir çırak getirmişti bu yeni gelen. Davranışları kendinden emindi ve de birilerini temsil etmek üzere burda olduğunu söylüyordu.

    Eğer gerçekten tanıdığı birisi olsa ve onun istekleri doğrultusunda beyanatta bulunacak olsa dahi buna izin verip vermeyeceğini düşündü lich. Muhtemelen o zaman da cevabı şimdiki gibi olurdu ama nedense bundan o kadar emin olamıyordu.

    "Eldarin'in çırağısın demek ölemeyen, bir çırak bulabildiğine sevindim... özellikle senin gibi bir tane... "dedi lich, özellikle kelimeler arasında boşluklar bırakıor, bu arada çırağı inceliyordu. Eldarin gibi birisinin bunun gibi bir çırağı olması pek de beklediği birşey değildi ama sonuç olarak adamın deli olduğunu cümle alem biliyordu. Bunun için çoğu kişi biraz meraklanıp olayı geçiştirirdi ama lich hiç de öyle düşünmüyordu. Kendisi ne kadar deliyse Eldarin de o kadar deliydi ve de bu tür delilere dikkat etmek gerekirdi.

    "Konseyde sadece kendini ve bizzat sana yetki verenleri temsil edebilirsin çırak" dedi Lich ölemeyenin suratına diktiği kızıl gözlerle onu incelerken.

    "Böyle bir yetkin var mı ? Çzellikle de ustanın dışında saydığın yüce efendiler konusunda ?" diye bitirdi konuşmasını.

    _________________
    her zaman yalan söyle ki, kimse yalan söylediÄ?ini anlayamasın
    güç amacın, karanlık aracın olsun.
    Back to top View user's profileSend private messageSend e-mailVisit poster's website
    Eldarin_






    Joined: Dec 20, 2006
    Posts: -27
    Location: Yolcu

    PostPosted: Fri Nov 11, 2005 8:00 pm Reply with quoteBack to top

    yeminer wrote:

    "Konseyde sadece kendini ve bizzat sana yetki verenleri temsil edebilirsin çırak" dedi Lich ölemeyenin suratına diktiği kızıl gözlerle onu incelerken.

    "Böyle bir yetkin var mı ? Çzellikle de ustanın dışında saydığın yüce efendiler konusunda ?" diye bitirdi konuşmasını.


    Zakhurr başını önüne eğmiş, üstadının sözlerini dinlemekteydi. Sözlerinin bittiğini düşündükten sonra hafifçe başını kaldırdı, söze girdi.

    "Evet saygıdeğer başbüyücü. Dört usta da beni vekil tayin ettiler. Birincisi de, sonuncusu da... Onları burada ben temsil edeceğim.

    Sizin de mutabakatınızla elbete ki... Kulenin başbüyücüleri kendilerini konseyi ilgilendiren konularda hep mutabık kalmak zorundadırlar ne de olsa değil mi..."

    Cüppesini kenarından kavradı...Lich in önünde başı eğik beklemeye devam etti...Onun kanının soğukluğunu hissetmiş miydi acaba, bunu merak ediyordu...

    _________________
    Bu kullanıcı siteden ayrılan fakat forum düzeni açısından mesajlarının durması gereken kullanıcılar için ayrılmıÅ?tır. Kullanıcı kesinlikle yoktur. Sorumluluk ve yükümlülükleri site yönetimindedir
    Back to top View user's profileSend private message
    yeminer
    Kullanıcı
    Kullanıcı





    Joined: Oct 01, 2003
    Posts: 4320
    Location: istanbul

    PostPosted: Fri Nov 11, 2005 8:56 pm Reply with quoteBack to top

    Bu düşünülmesi gereken bir konuydu. Acaba bir usta yetkilerini, konuşma hakkını başkalarına devredebilir miydi ? İlk bakışta çok masum ve de makul bir düşünce gibi geliyordu ama bu birçok soruna neden olabilirdi. Bu yetkiler ileride çok olmadık kişilerede bırakılabilir ve bu da büyü adına oldukça kötü şeylere sebep olabilirdi. Ama yine de kosey liderlerinin büyüye zarar verecek kişileri görevlendirmeleri de pek olasılık dahilinde görünmüyordu.

    "Diğer başbüyücülerle birlikte karar veririz buna çırak" dedi lich, bu konuda tam bir karar verememişti. İki durum da pek iyi görünmemişti gözüne.

    _________________
    her zaman yalan söyle ki, kimse yalan söylediÄ?ini anlayamasın
    güç amacın, karanlık aracın olsun.
    Back to top View user's profileSend private messageSend e-mailVisit poster's website
    Eldarin_






    Joined: Dec 20, 2006
    Posts: -27
    Location: Yolcu

    PostPosted: Fri Nov 11, 2005 9:08 pm Reply with quoteBack to top

    Zakhurr göğsünü kapatmış olan cüppesinin iki yanını izlerken birden başını kaldırdı. Lich Yeminer durumu uygun görmemiş miydi?

    "Efendim, elbetteki sizlerin buyurduğu olur, biz çıraklar siz bilge olanların yolunda ilerleriz. Lakin durumu açık, efendilerimiz çağrınıza cevap verecek pozisyonda değiller..."

    Lich in kıymetli zamanını boşa harcamak istemiyordu; sözler açıktı, şüphelerde...

    şimdi toplantıya başanmalıydı...

    _________________
    Bu kullanıcı siteden ayrılan fakat forum düzeni açısından mesajlarının durması gereken kullanıcılar için ayrılmıÅ?tır. Kullanıcı kesinlikle yoktur. Sorumluluk ve yükümlülükleri site yönetimindedir
    Back to top View user's profileSend private message
    Lord Necros
    BaÅ?büyücü





    Joined: Apr 29, 2005
    Posts: 1916
    Location: Necropolis

    PostPosted: Sat Nov 12, 2005 3:34 pm Reply with quoteBack to top

    Zırıltılar.. Çocuk zırıltılar.. Bunu hak etmek için ne yapmıştı acaba?

    En sonunda kuleyi çevreleyen koruya vardıklarında Başbüyücü Necros SpellweaverÂ?ın aklındaki düşünceler bunlardı. Kuleden ayrıldığında şu anda da altında bulunan atla ayrılmıştı. Ama dönüşü on iki çocuk ve üç bakire genç kızla olmuştu.

    Sirenlerin büyülerini etkileyen masum sesler. Necros alayla güldü. O kasaba halkı ne kadar da aptaldı. Eh, belki de o kadar aptal değillerdi. Çocukların haylazlıklarına ve gürültülerine bakılırsa herhalde aileler onlardan kurtulduklarına daha da memnun olmuşlardı.

    Gidişinin sadece beş saat aldığı düşünülürse dönüşünün bu kadar uzun sürmesi BaşbüyücüÂ?yü şaşırtmamıştı. Yanında böyle bir grupla geliyorsa yavaş ilerlemesi doğaldı. Sık sık çocukları korkutmak zorunda kalmıştı. Bu bile onları yıldırmamıştı.

    Ama en sonunda kuleye gelmişti ve diyarın tüm tanrılarına şükürler edebilirdi. Kulenin kapısına geldiği zaman attan inen NecrosÂ?un, atı ahıra geri götürmeyi düşündü ama at zaten şaha kalkarak ahıra doğru koşmaya başlamıştı bile. Başbüyücü atı garip koşullar altında aldığını hatırladığından omuzlarını silkti. Çocuklara yaptığı bir baş işaretiyle kapıya ilerledi.

    NecrosÂ?u şaşırtan ilk şey burada olmuştu. Kulenin girişinin önünde birisi baygın bir halde yatıyordu. Necros eğilmedi, yabancıyla ilgilenmedi. Kim olduğuna bakmaya bile yeltenmedi. Onu burada bırakıp gidebilirdi, ama kahrolası lichin üzerine yerleştirdiği lanet düşünülürse, böyle bir davranışın bedeli ağır olabilirdi.

    Â?Onu yerden kaldırın ve benimle gelin.Â? dedi Başbüyücü çocuklara buz gibi. Yolculuk boyunca BaşbüyücüÂ?ye resmen meydan okuyan çocuklar, kulenin ihtişamını ve korunun caydırıcılığını görünce dut yemiş bülbül kesilmişlerdi. Ancak kızlardan birisi başını salladı ve diğerlerini ittirerek adamın yanına gitti. Başbüyücü endişelenmiyordu. Küçük de olsalar on beş kişilerdi. Bir zahmet, bir adamı kaldırsınlardı.

    Necros buz gibi bir ifadeyle kulenin kapısındaki tokmağı tutup üç kez vurdu. Kulenin kapıları gürültüyle aralandı. Başbüyücü arkasına bile bakmadan içeri girdi. Arkasından gelen zorlu solumalardan, çocukların da onu takip ettiklerini anlayabiliyordu. O adamı bir de merdivenin üstüne kadar taşımaları ayrıca eğlenceli olacaktı.

    Başbüyücü merdiveni çıkarken hızını bile bile arttırdı. Aşağıda çocuklar ve kızlar birbirlerine daha hızlı olmalarını yoksa onu kaybedeceklerini fısıldıyorlardı. Gerçekten endişelenmiş olmalılardı çünkü Necros başbüyücülerin odalarının bulunduğu kata geldiğinde grubu da neredeyse hemen arkasındaydı.

    Taşıdıkları-muhtemelen büyücü olan-adamı NecrosÂ?un odasının zeminine un çuvalı gibi bıraktıklarında, çocuklar ve kızlar da kendilerini yere attılar ve soluklanmaya çalıştılar. Yedi gün olmuştu. Buraya çok daha önce dönmesi gerekirken, ancak şimdi gelebiliyordu Başbüyücü. Çocuklara, kızlara ve baygın büyücüye hor görerek baktı. Kızlara döndü.

    Â?Adamı yatağa yatırın ve ayılana kadar bekleyin. Bir yarası olup olmadığını kontrol edin. Eğer varsa şuradaki dolapta bandaj bulabilirsiniz.Â? Necros odanın köşesinde duran bir dolabı gösterdi. Â?Ayrıca bir kadeh şarap da verebilirsiniz. Ben gelene kadar ona mukayyet olun. Odadan çıkmaya veya şu diğer iki kapıya girmeye çalışmayın. Zaten üç kapı da büyüyle kilitlidir. Ama eğer açmayı denerseniz ben anlarım ve bu sizin için hiç iyi olmaz.Â?

    Başbüyücü hepsine ateş saçan gözlerle baktı. Onlar yüzünden bu kadar geç kalmıştı. Elbette ki bilemezlerdi, ama olsun. Onlara karşı mantıklı davranmak istemiyordu. Nasıl olsa yakında çoğu ölecekti.

    Â?Ah unutmadan, büyücüyü yatağa yatırmadan önce kıyafetlerini çıkartın. O kirli kıyafetlerle yatağımda olmasını istemiyorum.Â?

    Kızlar endişeyle başını sallarken Necros dinlenme fırsatı bile bulamadan odasının kapısını açıp dışarı fırladı ve kapıyı kapattı. Kilit büyüsü onu etkilemiyordu. Ama başkaları bu kilidi kolay kolay aşamazdı.

    şimdi, toplantı nerede yapılıyor olabilirdi? Deli lich sadece kulede olacağını söylemişti ama kule kaybolmak için yeterince büyüktü. Demek ki tüm büyücülerin bildiği ve akıl alabileceği bir yerde toplanılıyor olmalıydı. Evet, kulenin dev kütüphanesi.

    Necros merdivene doğru ilerledi ve aşağı inmeye başladı. Kütüphane birkaç kat aşağıdaydı. Acele etmeliydi. En sonunda kütüphanenin olduğu kata vardığında-bu katta koridor yoktu, doğrudan kütüphaneye açılan bir kapı vardı-Necros kendini kütüphaneye attı. Kütüphanenin sessizliğinde yankılanan sesleri duyabiliyordu.

    "Diğer başbüyücülerle birlikte karar veririz buna çırakÂ?

    Deli lich! Necros onun cehennemin dibine gitmesi için neler feda etmezdi. Lichin üzerine yerleştirdiği laneti unutmamıştı ve unutamayacaktı da. Bir gün mutlaka bunun intikamını alacaktı Başbüyücü. Bu sırada ona cevap veren başka bir ses duydu. Bu seste de tıpkı uğursuz lichinkisinde olduğu gibi ölümün soğuk yankısı bulunuyordu.

    "Efendim, elbette ki sizlerin buyurduğu olur, biz çıraklar siz bilge olanların yolunda ilerleriz. Lakin durumu açık, efendilerimiz çağrınıza cevap verecek pozisyonda değiller...Â?

    Bir sessizlik oldu. Necros durduğu yerden hareketlendi ve yürüyüş asasının tıkırtılarıyla birlikte hızla iki ölünün görüş sahasına girdi. Artık diğer sesin sahibini görebiliyordu: Bir vampirdi.

    NecrosÂ?un gözleri lichin gözlerine gittiğinde bir an için, tek bir an için, büyük bir nefretin ateşi alevlendi gözlerinde. Sonra anında söndü. Lichin korku aurasını hissedebiliyor, çürüme kokusunu alabiliyordu Necros. Bir kez daha midesi bulanmaya başlamıştı ve ağzında acı bir tat belirmişti. Ama yumruklarını sıktı. Korkusunu liche göstermeyecekti. Ona bu zevki tattırmayacaktı. Başbüyücü ikisine de hafifçe reverans yaptı. Gözlerini YeminerÂ?in gözlerinden ayırmadı.

    Â?Arzu ettiğiniz gibi buradayım, Kule Efendisi. Bir toplantı yapılacağını haber etmiştiniz.Â?

    Necros ilk defa bakışlarını lichten ayırdı ve oturacak bir yerler bakındı.

    _________________
    All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

    Power demands sacrifice.
    Back to top View user's profileSend private message
    calis
    Kullanıcı
    Kullanıcı





    Joined: Apr 21, 2004
    Posts: 738
    Location: Ä°zmir

    PostPosted: Mon Nov 14, 2005 9:33 pm Reply with quoteBack to top

    Estalus gözlerini yavaş yavaş gözlerini açmaya başladı.Görüşü ilk açtığında puslu olmasına rağmen yavaş yavaş daha iyi görmeye ve etraftaki olanları algılamaya başlamıştı.İlk hissetiği soğuk zemin yerine yumuşak ve temiz bir yatakta yatmakta oldunu anladı.

    Estalus yavaş yavaş kalkmaya hareket etti.Fakat üstünde hiç birşeyin olmadığını son anda fark etti.Birden odanın içinde kıkırdamalar yükseldi.Oda da yannız değil oda fazla küçük olmasada etraf kalabalık olduğu için oda biraz küçük görünüyordu.Estalus yüzünün kızarmadığını ümit ederek hırçın bir şekilde bağırarak

    -Lanet cüppem nerede.Hemen bana ona geri verin!

    Oda da bulun kızlardan biri yi Estalus a fazla yaklaşarak ona cüppesini verdi.Estalus hırlayarak cübbeyi aldı ve hızlıca üstüne geçirdi.Daha sonra yatağın başına dayanmış olan asasına dayanarak ayağa kalktı.

    "Buraya nasıl geldim bu lanet yer umarım kulenin içindeki bir odadır" dedi içindne başını ovuşturarak.Daha sonra kapıya yöneldi ve kapıda ki büyüyü hissedince geriledi diğer 2 kapıya yöneldi ve bunlardkai büyüyü hissedince tekrar yatağa giderek oturdu."Peki tamam sanırım kuledeyim ve lanet bir büyücü dışarı çıkmamam için buraya beni kilitlemiş" dedi içindne ve iç geçirdi....

    _________________
    No one hears him cry so he turns to evil...
    Back to top View user's profileSend private messageMSN Messenger
    yeminer
    Kullanıcı
    Kullanıcı





    Joined: Oct 01, 2003
    Posts: 4320
    Location: istanbul

    PostPosted: Tue Nov 15, 2005 2:53 pm Reply with quoteBack to top

    "Konseyde yüce seslerini duyamayacağımız yücelerimiz adına üzüldüm ama bahsi geçen ustaların varlıklarından bile emin olmadığımız halde böyle bir zamanda konsey üzerindeki sözlerini hem de fiziksel bir bağlantı olmadan başkalarına aktarmaları çok anlamsız ölemeyen. Bu kabul edilemsi zor bir durum, sesin üstadın Eldarin'in sesi kabul edilecektir fakat bundan fazlası konusunda fazla ümitlenme." diye seslendi lich ve salona yeni giren kişiye bir göz attı.

    "Bu surat tanıdık, bu nefretle bakan gözler de" diye düşündü lich keyifle ve de yeni gelene çevirdiği alayla çürük yeşil bir renkle iğrenç bir şekilde parlayan göz deliklleri birkaç saniye büyücünün üzerinde oyalandıktan sonra kemikleri dışında çok az şeyi kalmış kafatasını tekrar vampire doğru çevirirken konuşmaya başladı.

    "Evet sizi buraya topladım, çünkü önemli şeyler olacağını hissediyorum ve diyardaki büyücüler buna hazırlıklı olmalılar."

    _________________
    her zaman yalan söyle ki, kimse yalan söylediÄ?ini anlayamasın
    güç amacın, karanlık aracın olsun.
    Back to top View user's profileSend private messageSend e-mailVisit poster's website
    Lord Necros
    BaÅ?büyücü





    Joined: Apr 29, 2005
    Posts: 1916
    Location: Necropolis

    PostPosted: Tue Nov 15, 2005 3:12 pm Reply with quoteBack to top

    Necros kendine bir sandalye çekti. Lichin tam karşısına oturdu, yürüyüş asasını sandalyesine sayadı. Uzun, kemikli parmaklarını çıtlattıktan sonra parmaklarını birbirine geçirdi ve çenesini dayadı. Biraz sessizce kalıp dinledikten sonra fısıltı gibi bir sesle konuştu.

    "Evet Kule Efendisi, benim de bazı uyarılarım olacak. Tüm kardeşlerimizin bilmesinin uygun olduğunu düşündüğüm bazı uyarılar."

    _________________
    All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

    Power demands sacrifice.
    Back to top View user's profileSend private message
    Display posts from previous:      
    Post new topicThis topic is locked: you cannot edit posts or make replies.


     Jump to:   



    View next topic
    View previous topic
    You cannot post new topics in this forum
    You cannot reply to topics in this forum
    You cannot edit your posts in this forum
    You cannot delete your posts in this forum
    You cannot vote in polls in this forum


    Powered by phpBB © 2001 phpBB Group

    :: HalloweenV2 phpBB Theme Exclusive ::
     
    FRPWorld.Com ülkemizdeki fantezi edebiyatı ve frp sevenleri bir araya getirmeyi amaçlayan bir web sitesidir. 2003 yılında kurulmuş olan sitemiz kullanıcı ve yöneticilerimizin katkıları ile büyüyüp Türkiyenin en büyük frp sitelerinden birisi olmuştur. Galerisi, indirilecekler kısmı, akademisi, yazarları ile sitemiz tam bir frp hazinesidir. FRPWorld sizin de desteklerinizle böyle olmaya devam edecektir. FRP'nin doyumsuzca yaşandığı bu diyara hoş geldiniz.

    FRPWorld, yeni bir frp dünyası


    Sitede bulunan yazı, doküman ve diğer içerikler siteye ait olup başkaları tarafından kopyalanması, dağıtılması ya da ticari amaçla kullanılması yasaktır.
    Siteye yapmış olduğunuz katkılar frpworld.com'un olup bunları yayınlama ya da yayınlamama hakkı site yöneticilerine aittir.


    Sayfa Üretimi: 0.47 Saniye