Frp World Ana Menü
  • Frp World
    » Anasayfa
    » Forum
    » Anketler
    » Akademi
    » Kitap Tanıtımları
    » Haber Arşivi
    » Haber Gönderin
    » Makale Gönderin

  • Üyelere Özel

  • Kişisel
    » Hesabınız
    » Özel Mesajlar
    » Üye Listesi
    » Üye Arama
    » Siteden Çıkış

  • Site Bilgileri
    » Top10
    » Site Hakkında Yorumlarınız
    » İstatistikler
    » Destekleyen Siteler

  • Kullanıcı Menüsü
    Hoşgeldin, Diyar Gezgini
    Üye Adı
    Şifre
    (Kayıt Ol)
    Üyelik:
    Son Üye: DelorasKir
    Bugün: 0
    Dün: 48
    Toplam: 88966

    Şu An Bağlı:
    Ziyaretçi: 1508
    Üye: 0
    Toplam: 1508

    FrpWorld.Com :: View topic - Sonsuz Güneşin Koruyucuları: Kadim Işığı Ararken...
    Forum FAQ  |  Search  |  Memberlist  |  Usergroups   |  Register   |  Profile  |  Private Messages  |  Log in

     Sonsuz Güneşin Koruyucuları: Kadim Işığı Ararken... View next topic
    View previous topic
    Post new topicThis topic is locked: you cannot edit posts or make replies.
    Author Message
    Squan
    SeçilmiÅ? SavaÅ?çı





    Joined: Jun 09, 2004
    Posts: 557

    PostPosted: Mon Nov 27, 2006 6:48 am Reply with quoteBack to top

    Salvador arkadaşlarına hak verdi. Kafası baya dağınıktı. Ve bu yaşadıklarını açıkçası onda garip bir his uyandırmıştı.

    Kafasından bunları uzaklaştırarak derin bir nefes aldı.

    "O zaman limandan girelim V'ladhek in dediği gibi. Hem bir sorunla karşılaşırsak durumumuzu anlatırız onlara. Bildiğim kadarıyla gümüş ejderhalar kötü varlıklar değil. Burada ki gümüşün adamları da kötü değildir herhalde. Ama biz elimizden geldiğince dikkatli ve göze batmadan gitsek daha iyi olur."

    _________________
    Uçurumdan kurtulmanın tek yolu ona bakmak, derinliÄ?ini ölçmek ve kendini o boÅ?luÄ?a bırakmaktır.
    Back to top View user's profileSend private messageSend e-mail
    Rhonin
    SeçilmiÅ? SavaÅ?çı





    Joined: Dec 27, 2004
    Posts: 478
    Location: Ankara

    PostPosted: Mon Nov 27, 2006 7:42 pm Reply with quoteBack to top

    Salvador'a bakarak konuşmaya başladı " Kesinlikle katılıyorum. " dedi V'ladhek daha sonra vakit kaybeymek istemeyerek Yilmax'a baktı.

    "Hadi gidelim öyleyse." tekrar haritaya göz gezdirdi daha sonra gök adaya baktı.Ardından haritayı güzel bir şekilde katlyıp cebine koydu.

    Daha sonra yavaşça havada süzülmeye başladı.

    _________________
     Beni mutlu et tatlı kız..<br> Bana sarıl bu gece.<br> Öp beni yaÄ?murun altında.<br> Sev beni sonsuza dek..<br>
    Back to top View user's profileSend private messageMSN MessengerICQ Number
    Lord Necros
    BaÅ?büyücü





    Joined: Apr 29, 2005
    Posts: 1916
    Location: Necropolis

    PostPosted: Tue Nov 28, 2006 11:01 am Reply with quoteBack to top

    Grup, oldukça uzaktaki gökadaya doğru süzülürken Yilmax yine açık arayla öndeydi. İlerleyişleri sırasında sık sık üçünün toparlanması için verilen molalarla kesildi. Eğer hepsi de Yilmax’ın hızında ilerleyebilselerdi çoktan gökadaya varmışlardı.

    Astral Boyut’a hâlâ alışamadıklarından ne kadar zamanın geçtiğini kestiremiyorlardı. Bu yüzden gökadaya varmalarının ne kadar sürdüğünü anlayamamışlardı.

    Gökadaya yaklaştıkça doğru yönde olduklarını görebiliyorlardı. Liman tam karşılarındaydı. Astral Boyut’un gri boşluğuna uzanan iskelelerden birine minik bir astral gemi bağlanmıştı. İskelenin iki yanındaki gözetleme kulelerinde pek de bir hareketlilik göze çarpmıyordu. Uyuklayan bir iki tane muhafız vardı sadece. Aynı durum, gözetleme kulelerinin devamında başlayan surlar için de geçerliydi. Birkaç tane muhafız devriye geziyordu sadece. Görebildikleri tek hareketlilik, astral gemiden iskelelere kutular indiren şekillerdi. Salvador ve V’ladhek tam olarak göremeseler de Yilmax keskin gözleriyle, kutuları taşıyanların insan olduklarını fark etti. Görebildiği kadarıyla kimse onlara aldırış etmiyor, sadece ilk fark ettiklerinde bir an bakıp tekrar işlerine dönüyorlardı.

    İşte bu şekilde iskelelerden birine vardılar ve iskelenin ucuna geldikleri anda yer çekiminin devreye girdiğini hissettiler. İlk anda ayaklarının üzerine düştüklerinde dengelerini sağlamakta zorlansalar da hemen toparlayıp arkadan gelene yolu açmak için ileri çıktılar.

    Ççü de iskeleye indiğinde yan iskeledeki adamların, onlara hâlâ aldırış etmeden yükleri boşaltmaya devam ettiklerini gördüler. Adamların üzerlerindeki kıyafetler yıpranmıştı, ama bunun dışında kimliklerini belli edecek herhangi bir şeyleri yoktu.

    Birkaç dakika iskelede öylece beklediler. Ne gelen vardı ne de giden. Görünüşe göre herkes onları yok sayıyordu. En sonunda iskelenin öbür ucunda bir tane-tek bir tane-şekil belirdi. Elinde mızrağı yere tok sesle vurarak, yavaş adımlarla yaklaşıyordu. Zincir bir zırh giyiyordu. Sürünürcesine bir hızla önlerine geldiğinde esnedi ve uyuşuk gözlerle üçüne baktı. Gözleri bir an Yilmax’ta kenetlendi ve bir an-tek bir an-gözlerinde bir panik ışıltısı belirdi, ama o da hemen kayboldu. Tekrar esnedi.

    “Kimsiniz ve nereden geliyorsunuz?”

    _________________
    All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

    Power demands sacrifice.
    Back to top View user's profileSend private message
    Squan
    SeçilmiÅ? SavaÅ?çı





    Joined: Jun 09, 2004
    Posts: 557

    PostPosted: Mon Dec 04, 2006 8:46 am Reply with quoteBack to top

    Salvador limandaki güvenlikten pek hoşlanmamıştı. Buradakiler ya limana önem vermiyordu. Yada kendilerine çok güveniyorlardı. Aslında bu biraz ejderhanın da kendine aşırı güvendiğinin kanıtı olabilirdi. Ama askerlerini iyi eğitemediği aşikardı
    -en azından kulelerdeki uyuyan muhafızları düşününce.

    Kısa bir süre bekledikten sonra bir muhafızın geldiğini gördüler. Muhafızın uyuyşuk bir tavrı vardı. Salvador derin bir iç çekti.


    Quote:
    “Kimsiniz ve nereden geliyorsunuz?”



    Salvador ilk başta v'ladhek e sonra yılmax a baktı. Bu adam sorun çıkarmasa diye düşündü. Bir adım öne atarak

    "Biz buraya önemli bir ziyaret için gelmiş bulunmaktayız. Geliş sebebimiz çok önemli!"

    _________________
    Uçurumdan kurtulmanın tek yolu ona bakmak, derinliÄ?ini ölçmek ve kendini o boÅ?luÄ?a bırakmaktır.
    Back to top View user's profileSend private messageSend e-mail
    Rhonin
    SeçilmiÅ? SavaÅ?çı





    Joined: Dec 27, 2004
    Posts: 478
    Location: Ankara

    PostPosted: Wed Dec 06, 2006 2:30 pm Reply with quoteBack to top

    V'ladhek Salvador'un ilk konuşmacı olduğu için garip bir rahatlama içini sarmıştı.Adamın pek kendilerini düşündüğü yok gibiydi etrafı dolaşıp garip bir şeyler arayan normal bir nöbetçiydi herhalde.."Umarım öyle olur.." dedi içinden iyimser olmayı bırakıp diğer şeyler aklına girmeye başlayınca..

    Kabuslarda bile görülmeyecek bir rüyanın içindeydi kendisi.Bir rüyadan kalksa başka bir rüyanın içinde olduğunu düşünüyordu artık V'ladhek..Bu kadar olay ve yük taşınması kolay şeyler değildi..

    Bu adama hemen bir şeyler açıklamak doğru muydu?Belki değildi ama acele işleri vardı.Saklanarak bir şey yapamazlardı.V'ladhek durabildiği kadar dik ve asil gözükmeye çalıştı o an.Sakalının içinden geçen rüzgar hafif bir soğukluk bırakıyordu teninde ve bu sırada öndeki nöbetciye düzgün şekilde bakıyordu.

    _________________
     Beni mutlu et tatlı kız..<br> Bana sarıl bu gece.<br> Öp beni yaÄ?murun altında.<br> Sev beni sonsuza dek..<br>
    Back to top View user's profileSend private messageMSN MessengerICQ Number
    Yılmax
    BaÅ?büyücü





    Joined: Apr 05, 2005
    Posts: 686
    Location: Ä°stanbul

    PostPosted: Thu Dec 07, 2006 1:50 pm Reply with quoteBack to top

    Yilmax, gökadanın bekllediğinin aksine korumasız olduğunu görünce önce afalladı sonrasında da Nejah'ın kendilerini kandırmış olabileceğini düşünerek sinirlendi. Kuşkular içinde kendini yiyip bitiriyordu başbüyücünün. Ya buradaki Gümüş Ejderha Kırmızının kaale bile almadığı bir varlıksa ya da acaba Gümüş Ejderha varmıydı ? Lanet yaratık onları kandırmış olabilirmiydi ?

    Lord Necros wrote:
    “Kimsiniz ve nereden geliyorsunuz?”


    Yilmax, nöbetçinin gözlerinden geçen bir anlık paniği yakaladı ve aklından geçenlerin gerçek olabile ihtimalinin yüksekliğini farketti. Burada bir Gümüş Ejderha yoktu, Nejah onları kandırmıştı. Lanet yaratığı eline geçirdiğinde üzerinde uygulayacağı çeşitli işkenceler geldi gözlerinin önüne ancak geldikleri gibi kayboldular.

    squan wrote:
    "Biz buraya önemli bir ziyaret için gelmiş bulunmaktayız. Geliş sebebimiz çok önemli!"


    En azından ilk teması Salvador kurmuştu. Karşısındaki nöbetçinin yüzündeki her değişimi izleyerek tepkilerini ölçecek ve kendilerine bir tuzak kurulup kurulmadığını anlamasına yarayacak herhangi bir işaret arayacaktı...

    _________________
    Ä°nsan labirentte, içgüdülerini ince, keskin bir uç gibi bilemelidir, neredeyse bir hançerin, bir kılıcın aÄ?zı kadar keskin, çünkü içgüdüler de hayatta kalmak için kullanılan silahlardır ve sık sık en az çelik kadar faydalı olduklar
    Back to top View user's profileSend private message
    Lord Necros
    BaÅ?büyücü





    Joined: Apr 29, 2005
    Posts: 1916
    Location: Necropolis

    PostPosted: Sat Mar 10, 2007 5:46 pm Reply with quoteBack to top

    Grup, muhafıza Alagandor’u görmek istediklerini söyler. Herhangi bir sorguya maruz tutulmadan doğruca gökadaya alınarak dağın zirvesindeki Alagandor’un inine götürülürler. Gökadadaki güvenlik zafiyeti grubun dikkatini çekmiştir. Dağın tepesinde grup, Alagandor ile karşılaşır. Tahminlerinin aksine Alagandor çok da güçlü bir ejderha değildir. Grup, merak ettikleri soruları Alagandor’a yöneltirler ve gümüş ejderha hepsini elinden geldiğince cevaplar. Githyanki kuvvetleri uzun zamandır dağın eteklerindeki mağaranın dibinde bulunan geçidi ele geçirmeyi istemektedirler. Alagandor ve az sayıdaki asker ise bu geçidi savunmaktadır. Bugüne kadar gökadanın düşmemesinin sebebi, Alagandor’un gökadadaki varlığının tetiklediği bir auradır. Bu aura sayesinde kötü niyetli kimseler adaya yaklaşamamakta, yaklaşmaları koşulunda ise bedenleri hızla parçalanmaktadır.

    Alagandor, grubun yardım çağrılarını karşılıksız bırakmaz ve gökadayı terk ederek onlarla birlikte Tu’narath’a döner. Yilmax, Salvador, V’ladhek ve insan kılığına giren Alagandor, Tu’narath’ın güneyindeki ejderha mağaralarında Zyladeus’un inine giderler. Alagandor kimliğini açıklar ve Zyladeus ile çarpışmaya başlar. Grup, çarpışma sırasında aradıkları küreyi bularak inden kaçarlar lâkin Alagandor o kadar şanslı değildir.

    Çağaranın çıkışında onları Nejah beklemektedir. Aslen Echberiathos olan Nejah, On Kasaba Muharebesi’nin ardından peşlerinden gelmiş, akabinde de onların uykuları sırasında Nejah’ı öldürerek yerine geçmiştir. Ejderha formunu alan Echberiathos, gruba saldırır ama aynı anda ininden dışarı fırlayan Zyladeus ile karşılaşır. İki ejderhanın çarpışmasını fırsat bilen grup, Tu’narath’ın derinliklerinde kaybolur.

    Echberiathos’u öldüren Zyladeus’un verdiği alarm ile birlikte, githyanki devriyeleri grubu Tu’narath’ta aramaya başlar. Tüccar Mahallesi’ndeki köhne bir handa saklanan grup, küreyi incelediklerinde kürenin altında minikçe oyulan “Civic Festhall, Sigil” yazısını görürler. Sigil ile ilgili bir şeyler okumuş olan Yilmax, daha çok bilgi edinebilmek için hanın diğer müşterileriyle konuşur. Bir grup gezgin Civic Festhall’ın Sigil’deki bir binanın adı olduğunu söyler. Kürenin sırrının çözülebilmesi için Sigil’e gidilmesi gerektiği bellidir, ama githyanki devriyeleri şehre tüm giriş ve çıkışları tutmaktadır ve Nejah’ın yardımı olmadan şehirden bir daha çıkmaları olanaksızdır. Horcoel, Slach ve Azazel’den de ümitler kesilmiştir.

    Aynı handa bulunan diğer kanun kaçaklarından birisi, Tu’narath’ta bulunan ve doğruca Sigil’e açılan bir geçitten söz eder. Maalesef ki bu geçit Fısıltılar Sarayı’nda, yani Liç-Kraliçe’nin bizzat bulunduğu yerdedir. Grup, kanun kaçaklarını ikna eder. Kaçaklar, oldukları yere sinip avlanmayı bekleyeceklerine, bu şansı denemeyi yeğlerler. Grup gücünü kaçaklarla birleştirir ve ara sokaklardan gizlice Fısıltılar Sarayı’na doğru yola çıkılır.

    Fısıltılar Sarayı’nda kaçaklar ve grup birbirlerinden ayrılırlar. Sarayda alarm verilir ve kaçaklar sarayda avlanmaya başlarlar. Muhafızlardan kaçan grup, kendilerini ıssız bir koridorda bulur. Koridordaki odalardan birine girdiklerinde odanın bomboş olduğunu, sadece bir kaide üzerinde birkaç kartın bulunduğunu fark ederler. Yilmax kartları incelediğinde kartların çok güçlü büyü aurası yaydıklarını fark eder, ama kartlar tuhaf bir şekilde kaideye bağlanmıştır ve oradan ayrılamaz. Yilmax rastgele kartları çeker.

    Grup, odanın diğer ucundaki kapıdan geçtiklerinde kendilerini bahsi geçen geçidin olduğu odada bulurlar. Liç-Kraliçe tarafından istenmeyen kişilerin geçidi kullanmasını engellemek için oraya konulan bir çürüme meleği ile mücadele etmek zorunda kalırlar, ardından kendiliğinden açılan geçitten geçerler.

    Grup, Sigil’in Aşağı Mahallesi’ndeki köhne bir evin mahzenine çıkar. Evdeki küçük githyanki askerlerinin icabına baktıktan sonra evde biraz dinlenirler ve ardından Sigil’i dolaşmaya çıkarlar. Civic Festhall’u Kâtip Mahallesi’nde bulurlar. Civic Festhall’un yönetimindeki Society of Sensation üyeleri, küreyi incelerler ve bunun bir anı taşı olduğunu açıklarlar. Anı taşlarının bu tarikata üye olanların yapabildiği özel küreler olduğunu söylerler ve bunlarda tarikat üyelerinin özel anılarının bulunduğunu söylerler ve kullanımlarını anlatırlar. Yilmax, V’ladhek ve Salvador, küreyi kullanırlar ve bunun aslında aradıkları varlığın, yani Myztrael’in, kaybolmadan önceki son anı taşı olduğunu fark ederler. Taşın içinde aylarca batmayan ve bir dünyayı yokoluşa sürükleyen bir güneş mevcuttur. Sensate kayıtlarında bile Myztrael’in nerede olduğuna dair bilgi bulunmamaktadır.

    Grup, Myztrael’in izini burada kaybederek Civic Festhall’u terk ederler. Sigil’in Kovan olarak adlandırılan fakir bölgesine geldiklerinde bir ara sokakta yugolothlar ve tanar’riler tarafından sıkıştırılırlar. Sokakta saklanan grup, iki ırkın arasında çıkan tartışmanın ardından çıkan kanlı çatışmayı izlerler ve çatışmanın ardından yugolothların taşığı ve besbelli bir şekilde tanar’rilere teslim edilmek üzere getirilen bir kutuyu alırlar. Kutunun içinden ise en son bekledikleri şey ortaya çıkar: İçi tuhaf bir sıvıyla dolu olan bir kavanozda bulunan bir beyin. Beyin son derece akıllıdır ve onlarla iletişim kurabilmektedir. Onların Myztrael’in peşinde olduğunu öğrenince bildiği her şeyi anlatır.

    Kendisi, Myztrael’in baş düşmanı Xilkeros’un başrahibidir ve Hesaplaşma olarak bilinen ilk kıyametten hemen önce, Myztrael’in karısı Niaoderia’nın ölümüyle ilgilidir. Anlattıklarına göre Myztrael ve Xilkeros asla birbirlerinin güçlerinden emin olamadıkları için doğrudan savaşmamışlardır. Xilkeros, Myztrael’i alaşağı etmek için karısı Niaoderia’yı kaçırmış, bunu yaparken de başrahip tanrıçanın öldüğü süsünü vermiştir. Çok sevdiği karısının öldüğü gerçeği ile karşı karşıya kalan Myztrael aylarca güneşi batırmamış, Sylria ismi verilen kadim dünyanın doğal dengesini bozmuştur. Bozulan doğal denge de büyünün ve yaratımın hassas dengesini altüst etmiş, bunun sonunda da Hesaplaşma gerçekleşmiştir. Hesaplaşma sırasında Sylria yaşanmaz bir hal alırken tanrıların pek çoğu uykuya dalmış, bazıları kaçıp kendilerini kurtarmış, fanileri önemseyen birkaç tanesi ise ilahi güçlerini birleştirerek dokuz tane ekboyut açarak sağ kalanları buraya tahliye etmiştir. Grubun geldiği diyar da işte bu dokuz ekboyuttan birisidir. Myztrael ise yaptıkları karşısında aklını yitirerek ortadan kaybolmuş, insanları kendi kaderlerine terk etmiştir. Başrahip ise Hesaplaşma sırasında Xilkeros tarafından terk edilmiş ve bedeninin büyük kısmı harap olmuştur. Onu bulan başka bir büyücü onu bu hale getirmiş ve kendi amaçları için kullanmaya çalışmıştır, lâkin bir zamanlar başrahip olan beyin onu kontrolü altına almış ve onun ölümünden sonra da elden ele gezmiştir. şimdi de onun bu hale gelmesinden sorumlu olan Xilkeros’tan intikam istemektedir. Başrahip, Myztrael’in yerinin kimse tarafından bilinmediğini, ancak tanrıça Niaoderia’nın Carceri’de, kendisinin ana tapınağında uyku modunda tutsak tutulduğunu, ancak tanrıçanın dönüşünün Myztrael’i tekrar ortaya çıkartabileceğini söyler ve onları tapınağa götürebileceğini belirtir.

    Grup biraz daha dinlendikten sonra Yilmax, beyinin direktifleriyle grubu Carceri’ye götürür. Tapınağın birkaç mil ilerisine çıkan grup, tapınağa kadar yürür. Beyinin anlattığına göre bir zamanlar mermer minareleriyle ve altın kubbesiyle muhteşem bir yapı olan tapınak, şimdi bozulmuş haldedir. Minareleri ufalanmış, kubbesi soluklaşmış, taşları kararmıştır. Terk edilmiş izlenimini veriyor olsa da beyinin uyarısına göre içerisi Niaoderia’nın lanetlenen müritleriyle doludur. Gerçekten de siyah gözlü, bembeyaz tenli, vücutları boyunca siyah rünlerle bezenmiş, kahverengi cüppeler giyen müritler, tapınak boyunca onları durdurmaya çalışırlar. Tapınakta güç bela da olsa ilerleyen grup, en sonunda Xilkeros’un orayı koruması için atadığı yaşayan ölü bir rahiple karşılaşırlar. Rahibi zor da olsa öldürürler. Beyinin direktifiyle V’ladhek, rahibin cesedinden onun taşıdığı tuhaf görünüşlü kılıcı alır. Kılıcın bıçak kısmı mavi bir ateşle yanmaktadır. Hayli işlemeli ve güzel bir görüntüsü vardır. Beyinin söylediğine göre ancak o kılıçla tanrıça tutsaklığından kurtulabilir.

    Rahibin ölümüyle birlikte lanetlenmiş müritler de ortadan kaybolur. Ardından grup ilerlemeye devam eder ve tapınağın tam ortasında, kubbenin altındaki geniş ayin odasına ulaşırlar. Odanın tam ortasında kristal bir tabut içinde tanrıça uyumaktadır.

    Aniden odadaki herkes derin bir keder içinde kalır. Kederin büyüklüğü öyle muazzamdır ki neredeyse hepsi ağlayacaktır. Çok geçmeden kederin sebebi anlaşılır ve kubbenin tepesinden bir şekil aşağı doğru düzülür. Uzun boylu, beyaz tenli bir melektir bu, lâkin bir kanadı gözyaşından, bir kanadı da kandan oluşmuştur ve üzerindeki zırh siyahtır. Elindeki kılıç ise V’ladhek’in taşıdığı kılıcın mavi ateşinin koyulaşmış halidir.

    Melek onlara tapınağı terk etmelerini, tanrıçayı serbest bırakmalarına hiçbir şekilde izin vermeyeceğini söyler. Melekle konuşan grup, onun aslen Niaoderia’nın sadık hizmetkârlarından birisi olduğunu, ama eğer tanrıça uyanırsa tüm bu olan bitenler yüzünden çok üzüleceğini, ve bu yüzden de bu meleğin tanrıçanın uyanmasına izin vermeyeceğini öğrenirler. Melek bu konuda öyle kararlıdır ki Hesaplaşma sırasında Myztrael’in aklını başına getirmek için oraya gelen kendi ikizini öldürmüş, bunun sonunda düşmüş, yanan kanatları ikizinin başında döktüğü gözyaşları ve ikizinin kanı ile tekrar oluşmuştur.

    Konuşmanın hiçbir yere varmayacağını anlayan grup, melekle dövüşmek zorunda kalır. Melek, tüm bunların sorumlularından biri olan beyini katleder ve grubun kalanıyla kıyasıya bir mücadele içine girer. Salvador’un tuhaf kılıcı, şaşırtıcı bir şekilde meleğe karşı fazla etkili olur. Melek ağır yaralanmadan önce V’ladhek’i de ağır yaralar. Sonunda melek yere yığıldığında V’ladhek son gücüyle kılıcı tabuta indirir ve kristal tabut parçalanır. Tanrıça Niaoderia uyanır. Melek, Niaoderia’nın kollarında ölür. Tapınak yıkılmaya başlar. Yilmax ve Salvador, Naioderia’nın kollarına girerek onu dışarı çıkartırken belki de çoktan ölmüş olan V’ladhek’i geride bırakmak zorunda kalırlar.

    Tapınak dışında onları bir sürpriz beklemektedir. Xilkeros, serbest kalan tutsağını tekrar yakalamak için Carceri’ye gelmiştir. Niaoderia’nın ve ikilinin işini tek seferde bitirmek için kılıcını kaldırdığı anda, kılıcı başka bir kılıçla karşılanır.

    Niaoderia’nın varlığını hisseden Myztrael, Carceri’ye bizzat gelmiştir.

    İki tanrının epik mücadelesi Carceri’de hayat bulur. Kılıçlarının her çarpışması depremler oluşturur, volkanları patlatırken bu ortam grubun yaşaması için çok zorludur. En sonunda parlak bir ışık patlamasıyla birlikte hem Salvador hem de Yilmax kendilerinden geçerler.

    Uyandıklarında kendilerini yemyeşil çayırlarla çevrili bir tepede bulurlar. Yaraları tamamen iyileşmiştir. Salvador’un kılıcı kayıptır. Henüz şafak sökmemiştir ve tam karşılarında Myztrael bulunmaktadır. Myztrael onlara Hesaplaşma’dan beri Limbo’da saklandığını, aldığı canlar yüzünden aklını kaçırdığını anlatır. Niaoderia’yı yeniden hissettiğinde önce buna inanamadığını, ama oraya gelince bunun gerçek olduğunu gördüğünü, Xilkeros’u böylece son anda durdurduğunu açıklar. Xilkeros yenilmemiş, sadece püskürtülmüştür. Geri dönen kadim tanrılar bu sefer Sylria’yı daha güvenle kontrol edeceklerdir. Yilmax ve Salvador şu anda Sylria’da bulunmaktadırlar ve Sylria’ya ayak basan ilk mülteciler olmuşlardır.

    Ve aynı zamanda binlerce yıldan sonra Sylria’nın ilk şafağına da tanık olmuşlardır.

    _________________
    All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

    Power demands sacrifice.
    Back to top View user's profileSend private message
    Display posts from previous:      
    Post new topicThis topic is locked: you cannot edit posts or make replies.


     Jump to:   



    View next topic
    View previous topic
    You cannot post new topics in this forum
    You cannot reply to topics in this forum
    You cannot edit your posts in this forum
    You cannot delete your posts in this forum
    You cannot vote in polls in this forum


    Powered by phpBB © 2001 phpBB Group

    :: HalloweenV2 phpBB Theme Exclusive ::
     
    FRPWorld.Com ülkemizdeki fantezi edebiyatı ve frp sevenleri bir araya getirmeyi amaçlayan bir web sitesidir. 2003 yılında kurulmuş olan sitemiz kullanıcı ve yöneticilerimizin katkıları ile büyüyüp Türkiyenin en büyük frp sitelerinden birisi olmuştur. Galerisi, indirilecekler kısmı, akademisi, yazarları ile sitemiz tam bir frp hazinesidir. FRPWorld sizin de desteklerinizle böyle olmaya devam edecektir. FRP'nin doyumsuzca yaşandığı bu diyara hoş geldiniz.

    FRPWorld, yeni bir frp dünyası


    Sitede bulunan yazı, doküman ve diğer içerikler siteye ait olup başkaları tarafından kopyalanması, dağıtılması ya da ticari amaçla kullanılması yasaktır.
    Siteye yapmış olduğunuz katkılar frpworld.com'un olup bunları yayınlama ya da yayınlamama hakkı site yöneticilerine aittir.


    Sayfa Üretimi: 1.00 Saniye