Frp World Ana Menü
  • Frp World
    » Anasayfa
    » Forum
    » Anketler
    » Akademi
    » Kitap Tanıtımları
    » Haber Arşivi
    » Haber Gönderin
    » Makale Gönderin

  • Üyelere Özel

  • Kişisel
    » Hesabınız
    » Özel Mesajlar
    » Üye Listesi
    » Üye Arama
    » Siteden Çıkış

  • Site Bilgileri
    » Top10
    » Site Hakkında Yorumlarınız
    » İstatistikler
    » Destekleyen Siteler

  • Kullanıcı Menüsü
    Hoşgeldin, Diyar Gezgini
    Üye Adı
    Şifre
    (Kayıt Ol)
    Üyelik:
    Son Üye: onekyroz
    Bugün: 0
    Dün: 58
    Toplam: 88722

    Şu An Bağlı:
    Ziyaretçi: 1309
    Üye: 2
    Toplam: 1311

    Şu An Bağlı:
    01 : azujuq
    02 : onekyroz

    FrpWorld.Com :: View topic - Sonsuz Güneşin Koruyucuları: Kadim Işığı Ararken...
    Forum FAQ  |  Search  |  Memberlist  |  Usergroups   |  Register   |  Profile  |  Private Messages  |  Log in

     Sonsuz Güneşin Koruyucuları: Kadim Işığı Ararken... View next topic
    View previous topic
    Post new topicThis topic is locked: you cannot edit posts or make replies.
    Author Message
    Lord Necros
    BaÅ?büyücü





    Joined: Apr 29, 2005
    Posts: 1916
    Location: Necropolis

    PostPosted: Sat Jul 29, 2006 9:38 pm Reply with quoteBack to top

    Tuhaf adam, Salvador’n sorusunu duymazdan geldi ve herkes otururken bir kadehe şarap doldurdu. şaraptan tek bir yudum bile almadan birkaç adım atarak şöminenin önüne geldi ve ateşin içinde duran bir maşayı, cebinden çıkardığı mendille utarak kadehin içine bıraktı. Bir cozurtu kadehten yükselirken, adam çıkan kokuyu mutlu bir şekilde içine çekti. Herkesin şaşkın bakışları altında iki dakika kadar bekledikten sonra, maşayı aldı, kadehin kenarlarına vurarak üzerindeki şarap damlalarını tekrar kadehe akıttı ve maşayı tekrar şömineye koydu. Ardından da kadehten bir yudum alıp bir oh çekti ve “Baharatlı sıcak şarap.. Çstüne tanımam.” dedi.

    Bunun ardından adam, elinde şarap kadehiyle koltukların çevresinde yürümeye başladı. Yüzündeki ifade sıkkındı. Dalgınca saçlarıyla oynadı. “Sorunuz...” diye başladı. “Beklenen ama dile getirilmemesi umulan bir soruydu. Bu sorunun cevabı pek çok gizli bilgiyi içeriyor. Korkarım ki sorunuzun cevabını tam veremem, ama anlayacağınız kadarını sizinle paylaşabilirim.”

    Kadehinden bir yudum daha aldı. Bu sırada başıyla yaptığı ters hareket yüzünden fuları açıldı ve boynundaki iğrenç bir yara izini gözler önüne serdi. Adam aceleyle fularını tekrar bağlayıp utanmış bir şekilde devam etti.

    “Biz, sizi kurtardık. Siz de kendi diyarınızı kurtararak bize yardım edeceksiniz. Sizin diyarınızın selameti, bizi tahmininizden daha fazla ilgilendiriyor.

    Bana anlatılanlara bakılırsa nerede olduğunuzu bilmiyorsunuz. Hatta ırkımız konusunda bile bilginiz yok. Size kısa bir bilgi verebilirim.

    Halkım, githyanki ismiyle bilinir. Uzun ve şanlı bir geçmişimiz vardır, ama şimdi bunu anlatmanın ne yeri ne de zamanı. Bulunduğumuz şehir, yani Tu’narath, halkımız tüm boyutlar içindeki merkezidir. Evet, halkım çoğunlukla Astral Boyut içinde yaşasa da pek çok başka boyuta dağılmıştır. Halkım, çoğunuzun da anlamış olduğu gibi, merhametleriyle ünlü değillerdir. Geçmişimiz sebebiyle biz githyankiler askeri bir halkız ve fetih politikaları üzerinde dururuz. Bu yüzden Tu’narath, bir başkentten ziyade bir askeri karargâhtır.

    Tu’narath, ölü bir tanrının bedeninin kalıntıları üzerine kurulmuştur. Biz şu anda bu tanrının sağ orta koluna inşa edilmiş Tüccar Mahallesi’ndeyiz. Tu’narath’da githyanki olmayan halklar ancak Tüccar Mahallesi’nde serbestçe dolaşabilir. Diğer kısımlarına çıkışları yasaktır. Biz, sizin aslında benim korumalarım olduğunuzu ve yolda saldırıya uğradığımızı, saldırıda zihinlerinizin hasar aldığını ve bu yüzden saçmaladığınızı söyleyerek kurtardık. şanslısınız ki bağlantılarımız güçlüydü. Komutan Lykos genelde oldukça katıdır.

    Tu’narath, tanrının baş kısmına inşa edilen Fısıltılar Sarayı’nda bulunan Liç-Kraliçe tarafından yönetilir. Liç-Kraliçe, aynı zamanda tüm githyanki halkının lideridir. Yani...hemen hemen.”


    Adam burada durdu ve kadehinden bir yudum daha alıp boğazını temizledi. Oldukça düşünceli görünüyordu.

    “Ben, Nejash olarak bilinirim. Biz githyankiler, yine aynı acılı geçmişimiz yüzünden birbirimize bağlıyızdır. Yaptığımız her şey, halkımızın selameti içindir.

    Biz, githyankiler arasında gizli bir örgütüz. Liç-Kraliçe’ye karşı duran ve onu tahtından indirmeyi amaçlayan bir örgüt..

    Halkımızı illithidlerin ellerinden kurtaran, savaşçı kraliçemiz Gith idi.”
    İllithid sözcüğü bir anda Yılmax’ın zihninde çınladı. Karanlıkaltı’nın dehşet dolu tünellerinin derinliklerinde, bu ahtapot kafalı zihin yüzücüler bulunurlardı. Kendi şehirlerinde yaşarlar ve yüksek psişik güçleri sayesinde diğer ırkları köleleştirirlerdi. Ama Yılmax’ın bildiği kadarıyla bu ırk, Karanlıkaltı’nda yaşayan bir halktı. Astral Boyut’u ev edinen bir halkla ne gibi bir ilişkisi olabilirdi ki? “Gith’in ölümünün ardından, onun soyundan gelen Vlaakith Hanedanı halkımızı başarıyla yönetti. Ama sonra, o geldi. Bakın.” Nejash, yatağın üzerinde asılı duran bir tabloyu gösterdi.

    Tabloda oldukça hoş bir kadın vardı. Diğer githyankiler gibi uzun saçlara ve sarımtırak gri bir deriye sahipti. Ama derisi, çoğununki gibi buruş buruş değil, pürüzsüzdü. Gözleri kapkaraydı. Sol elini zarafetle karnında koymuş, sağ elini de yanında serbest bırakmıştı. Pahalı, renkli elbiseler giyiyordu ve boynunda büyük, çeşitli taşlarla kaplı bir gerdanlık vardı. Başını ise küçük, zarif bir taç süslüyordu. Resimdeki kadın, neredeyse bir elf asilzadesi kadar güzeldi. Tablonun altında ise, resmin kime ait olduğu yazılıydı.

    Kraliçe Vlaakith CLVII

    “Denildiğine göre bir zamanlar bu kadar güzelmiş. Ama artık değil. Biz kişisel gelişim üzerinde duran bir halkız. Çzellikle zihinsel gelişim üzerinde o kadar uzun zamandır çalıştık ki, artık zihin gücümüz doğal olarak pek çok diğer halktan kuvvetli. Ama biz tüm bu kişisel gelişimi halımızın geleceği ve soyumuzun devamlılığı için yaparız. Lâkin o...” Nejash tabloyu işaret etti. “Halkımızı değil, kendisini düşünen bir kraliçe oldu. Kendisini mistik büyünün gizemlerine adadı. Bu dal üzerinde uzmanlaştı. En sonunda da hırsı içinde kendisini ölümsüz bir varlığa çevirdi. Liç-Kraliçe sadece kendisini düşünüyor. Biz onun umurunda bile değiliz.

    Gelin görün ki halkımızın büyük çoğunluğu bu gerçeğe kör. Çünkü Liç-Kraliçe döneminde fetihler oldukça hızlandı ve savaşlar şiddetlendi. Halkımız kuvvetlendi. Halkımızın ona sevgisi o kadar büyüdü ki, kişisel gelişim merakı yüzünden tanrılara asla inanmayan bizlerden bazıları, ona bir tanrıçaymış gibi tapınmaya başladılar.

    Korkunç olan ise, Liç-Kraliçe’nin onlara güçler bahşedebilmesinde oldu. Sayıları çok az da olsa, Liç-Kraliçe’nin rahipleri mevcut.”


    Nejash, kadehini tepesine dikerek bitirdi ve derin bir nefes aldı. Yüzündeki sıkıntı çok barizdi. Kaldığı yerden devam etti.

    “Bizim örgütümüz oldukça eskidir. Liç-Kraliçe’den öncesine uzanır. Halkımız içinde elit bir örgüttük.Çoğu gizli işleri biz çevirirdik. Vlaakith Hanedanı’nın en sadık hizmetkârlarıydık. Ama bunlar, Liç-Kraliçe ile birlikte değişti. Liç-Kraliçe bizi bin yıldan fazla bir zamandır yönetiyor. Biz ise ona hizmet etmiyoruz. Pek çoğumuzu çeşitli nedenlerle idam ettirdi. Kalanlarımız ise gizlendik. Artık kimin bu örgütün üyesi olduğunu ve örgütün ne gibi adımlar attığını bilmiyor. Biz de bunu ona hissettirmemeye çalışıyoruz.

    Ama bize olan öfkesini, hanedana ait olan bir şeyi çaldığımız zaman körükledik.”


    Nejash ayağa kalktı ve yatağının yanında duran, bir kının içinden koca bir kılıç çıkardı ve ona en yakın olan Horcoel’e uzattı. “İşte, inceleyin. Metaline dikkat edin. Saf gümüştür.” Kılıç, elden ele geçirilirken gerçekten de gümüş olduğu anlaşılıyordu. Sadece Azazel, gümüş sözcüğünü duyduğu anda irkildi ve kılıcı almayı reddetti.

    “Halkımız gümüşü kutsal sayar. Çoğumuzun silahı bu şekilde gümüştendir. Bu silahların büyük güçleri vardır. Sizin gibi diğer fani ırkların kullandığı gümüşe benzemezler.

    Ama gümüşü bu kadar kutsal saymamızın nedenlerinden birisi de, gümüşten oluşmuş, Gith’e ait olduğu söylenen kutsal bir emanettir.

    Bu kutsal emanet, nesiller boyunca Vlaakith Hanedanı’na ait oldu. Muazzam bir güç içerdiğini biliyorduk, ama gelenekler gereğince hükümdar, veliahtına bu emaneti teslim ettiğinde onun nasıl işlediğini anlatmazdı. Veliaht bunu kendi çözmeliydi.

    İşte biz, eğer Liç-Kraliçe bunu çözerse ne kadar kudretli olacağını biliyorduk. İşte bu yüzden, bu emaneti çaldık. Ama onu Tu’narath’ta gizleyemezdik. Dikkate değmeyen, göze çarpmayan bir dünyada gizlemeliydik.

    Ve böylece, sizin diyarınızı bulduk.

    Bir grup koruyucuyla birlikte bu kutsal emaneti sizin diyarınıza indirdik. Liç-Kraliçe emanetin kayıp olduğunu öğrendiğinden beri çeşitli bahanelerle örgütün üyelerini öldürtmeye başladı. Kalanlarımız da saklandık.”


    Nejash, kılıcı aldı ve tekrar kınına koyup yatağın kenarına yerleştirdi.

    “Küreyi kaçırsak da, biz de onu kutsal sayıyoruz. Tarikatımızın githyanki olmayan üyeleri de var. Diğer halklara mensup bu üyeler, githyankilerle çok eski ortaklıklarla birlikte olmuşlar. Bizim gibi Vlaakith Hanedanı’na hizmet etmişler ve sonunda Liç-Kraliçe’nin elinden kutsal emaneti kurtarmışlar. Diyarınıza benim halkımdan çok azı indi. Daha çok bu diğer halkların temsilcileri mevcuttu.

    Lâkin gelin görün ki, bunlarla teması kaybettik. Kutsal emanetimiz diyarınızda kayıp. Onu bulmamız lazım.

    Ama son olanlarla birlikte bu imkânsız.

    Evet, diyarınızın başına gelenleri biliyoruz. Büyük bir yokoluş yaklaşıyor. Siz ise bu yokoluşu engelleyecek kutsal varlıkları arıyorsunuz. Evet, size yardım ettik. Çünkü sizin bu yokoluşu engellemeniz, bizim bu kutsal emanetimizi diyarınızda aramamız için bize gerekli olan zamanı kazandıracak. Siz kendi halklarınızı biz ise kutsal emanetimizi kurtaracağız.”


    Nejash gülümsedi ve bir kolunu Slach’ın sandalyesine, diğerini de V’ladhek’in koltuğuna dayadı.

    “Evet, halkınız umurumda değil. Vicdansız ve merhametsizim. Ama en azından dürüstüm. Size durumu böylece açıkladım. Tu’narath’a neden geldiğinizi bilmiyorum, ama kaderin sizi buraya sürüklemesi bizim için bulunmaz bir nimet.

    şimdi siz açıklayın bakalım, Tu’narath’a neden geldiniz? Bizim son zamanlarda girmeyi bir türlü başaramadığımız diyardan nasıl çıktınız? Belki size başka kaynaklar da sağlayıp yardımcı olabilirim.”


    Nejash, beklenti dolu bakışlarla hepsinin gözlerine baktı.

    _________________
    All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

    Power demands sacrifice.
    Back to top View user's profileSend private message
    Yılmax
    BaÅ?büyücü





    Joined: Apr 05, 2005
    Posts: 686
    Location: Ä°stanbul

    PostPosted: Mon Aug 21, 2006 8:50 am Reply with quoteBack to top

    Yilmax, githyanki'nin sözlerini iligiyle dinledikten sonra kendisinin ilgisini çeken birkaç konuyu aklında tarttı. Daha sonra adının Nejah olduğunu öğrenmiş ve aklının bir köşesine yazmıştı. Liç kraliçeden bahsettiğinde ise bir an irkildi ama bunu diğerlerine belli etmedi. Liç kelimesini duyduğu anda diyar ve Yeminer gelmişti aklına. Çılgın büyücü tam bir deliydi. Acaba diyar yokolmanın arefesindeyken ve büyü ağı bozulmuşken Yeminer kuleyi ayakta tutabilecekmiydi?
    Lord Necros wrote:
    Halkımızı illithidlerin ellerinden kurtaran, savaşçı kraliçemiz Gith idi.
    Nejah'ın gösterdiği resme ilgiyle baktı ancak aklını kurcalayan başka birşey vardı;
    Illithid'ler lanet yaratıklarla daha önce karanlıkaltında karşılaşmışlardı. Ama işin garip gelen yanı bu boyutta ne işleri vardı ? Sorularını daha sonraya saklamayı tercih ederek dinlemeye devam etti
    Lord Necros wrote:
    “Gith’in ölümünün ardından, onun soyundan gelen Vlaakith Hanedanı halkımızı başarıyla yönetti. Ama sonra, o geldi. Bakın.” Nejash, yatağın üzerinde asılı duran bir tabloyu gösterdi.

    Tabloda oldukça hoş bir kadın vardı. Diğer githyankiler gibi uzun saçlara ve sarımtırak gri bir deriye sahipti. Ama derisi, çoğununki gibi buruş buruş değil, pürüzsüzdü. Gözleri kapkaraydı. Sol elini zarafetle karnında koymuş, sağ elini de yanında serbest bırakmıştı. Pahalı, renkli elbiseler giyiyordu ve boynunda büyük, çeşitli taşlarla kaplı bir gerdanlık vardı. Başını ise küçük, zarif bir taç süslüyordu. Resimdeki kadın, neredeyse bir elf asilzadesi kadar güzeldi. Tablonun altında ise, resmin kime ait olduğu yazılıydı.

    Kraliçe Vlaakith CLVII

    “Denildiğine göre bir zamanlar bu kadar güzelmiş. Ama artık değil. Biz kişisel gelişim üzerinde duran bir halkız. Çzellikle zihinsel gelişim üzerinde o kadar uzun zamandır çalıştık ki, artık zihin gücümüz doğal olarak pek çok diğer halktan kuvvetli. Ama biz tüm bu kişisel gelişimi halımızın geleceği ve soyumuzun devamlılığı için yaparız. Lâkin o...” Nejash tabloyu işaret etti. “Halkımızı değil, kendisini düşünen bir kraliçe oldu. Kendisini mistik büyünün gizemlerine adadı. Bu dal üzerinde uzmanlaştı. En sonunda da hırsı içinde kendisini ölümsüz bir varlığa çevirdi. Liç-Kraliçe sadece kendisini düşünüyor. Biz onun umurunda bile değiliz.

    Gelin görün ki halkımızın büyük çoğunluğu bu gerçeğe kör. Çünkü Liç-Kraliçe döneminde fetihler oldukça hızlandı ve savaşlar şiddetlendi. Halkımız kuvvetlendi. Halkımızın ona sevgisi o kadar büyüdü ki, kişisel gelişim merakı yüzünden tanrılara asla inanmayan bizlerden bazıları, ona bir tanrıçaymış gibi tapınmaya başladılar.

    Korkunç olan ise, Liç-Kraliçe’nin onlara güçler bahşedebilmesinde oldu. Sayıları çok az da olsa, Liç-Kraliçe’nin rahipleri mevcut.”

    Nejash, kadehini tepesine dikerek bitirdi ve derin bir nefes aldı. Yüzündeki sıkıntı çok barizdi. Kaldığı yerden devam etti.

    “Bizim örgütümüz oldukça eskidir. Liç-Kraliçe’den öncesine uzanır. Halkımız içinde elit bir örgüttük.Çoğu gizli işleri biz çevirirdik. Vlaakith Hanedanı’nın en sadık hizmetkârlarıydık. Ama bunlar, Liç-Kraliçe ile birlikte değişti. Liç-Kraliçe bizi bin yıldan fazla bir zamandır yönetiyor. Biz ise ona hizmet etmiyoruz. Pek çoğumuzu çeşitli nedenlerle idam ettirdi. Kalanlarımız ise gizlendik. Artık kimin bu örgütün üyesi olduğunu ve örgütün ne gibi adımlar attığını bilmiyor. Biz de bunu ona hissettirmemeye çalışıyoruz.

    Ama bize olan öfkesini, hanedana ait olan bir şeyi çaldığımız zaman körükledik.”


    Acaba ne çalmış olabilirlerdi ne kadar değerli olabilirdi? Onları neden kurtardığını az çok tahmin etmeye başlıyordu Yilmax. Mutlaka bu Liç Kraliçe ile ilgili birşeyler olmalıydı ama henüz birşeyler konuşmayı planlamıyordu. Çnce Nejah sözünü bitirmeli Yilmax'da bu sırada githyanki'nin söylediklerini aklında iyice tartarak konuşmalıydı. Diğerlerini ve githyanki'yi gözleriyle süzerek dinlemeye devam etti.

    Lord Necros wrote:
    Nejash ayağa kalktı ve yatağının yanında duran, bir kının içinden koca bir kılıç çıkardı ve ona en yakın olan Horcoel’e uzattı. “İşte, inceleyin. Metaline dikkat edin. Saf gümüştür.” Kılıç, elden ele geçirilirken gerçekten de gümüş olduğu anlaşılıyordu. Sadece Azazel, gümüş sözcüğünü duyduğu anda irkildi ve kılıcı almayı reddetti.


    Githyanki'nin çıkardığı kılıcı görünce bir an büyülü olup olmadığını anlamaya çalışmak aklından geçse de bu ırklar arasında saygısızlık olarak algılanabileceğini düşünerek bundan vazgeçti. Ama kılıca dokunmak ve incelemekten de kendini alamadı. Gerçekten çok ilgi çekici ve muzazzam görünen bir kılıçtı. Böyle bir kılıcı daha önce hiç görmemişti.

    Lord Necros wrote:
    “Halkımız gümüşü kutsal sayar. Çoğumuzun silahı bu şekilde gümüştendir. Bu silahların büyük güçleri vardır. Sizin gibi diğer fani ırkların kullandığı gümüşe benzemezler.

    Ama gümüşü bu kadar kutsal saymamızın nedenlerinden birisi de, gümüşten oluşmuş, Gith’e ait olduğu söylenen kutsal bir emanettir.

    Bu kutsal emanet, nesiller boyunca Vlaakith Hanedanı’na ait oldu. Muazzam bir güç içerdiğini biliyorduk, ama gelenekler gereğince hükümdar, veliahtına bu emaneti teslim ettiğinde onun nasıl işlediğini anlatmazdı. Veliaht bunu kendi çözmeliydi.

    İşte biz, eğer Liç-Kraliçe bunu çözerse ne kadar kudretli olacağını biliyorduk. İşte bu yüzden, bu emaneti çaldık. Ama onu Tu’narath’ta gizleyemezdik. Dikkate değmeyen, göze çarpmayan bir dünyada gizlemeliydik.

    Ve böylece, sizin diyarınızı bulduk.

    Bir grup koruyucuyla birlikte bu kutsal emaneti sizin diyarınıza indirdik. Liç-Kraliçe emanetin kayıp olduğunu öğrendiğinden beri çeşitli bahanelerle örgütün üyelerini öldürtmeye başladı. Kalanlarımız da saklandık.”

    Nejash, kılıcı aldı ve tekrar kınına koyup yatağın kenarına yerleştirdi.

    “Küreyi kaçırsak da, biz de onu kutsal sayıyoruz. Tarikatımızın githyanki olmayan üyeleri de var. Diğer halklara mensup bu üyeler, githyankilerle çok eski ortaklıklarla birlikte olmuşlar. Bizim gibi Vlaakith Hanedanı’na hizmet etmişler ve sonunda Liç-Kraliçe’nin elinden kutsal emaneti kurtarmışlar. Diyarınıza benim halkımdan çok azı indi. Daha çok bu diğer halkların temsilcileri mevcuttu.

    Lâkin gelin görün ki, bunlarla teması kaybettik. Kutsal emanetimiz diyarınızda kayıp. Onu bulmamız lazım.

    Ama son olanlarla birlikte bu imkânsız.

    Evet, diyarınızın başına gelenleri biliyoruz. Büyük bir yokoluş yaklaşıyor. Siz ise bu yokoluşu engelleyecek kutsal varlıkları arıyorsunuz. Evet, size yardım ettik. Çünkü sizin bu yokoluşu engellemeniz, bizim bu kutsal emanetimizi diyarınızda aramamız için bize gerekli olan zamanı kazandıracak. Siz kendi halklarınızı biz ise kutsal emanetimizi kurtaracağız.”

    Nejash gülümsedi ve bir kolunu Slach’ın sandalyesine, diğerini de V’ladhek’in koltuğuna dayadı.

    “Evet, halkınız umurumda değil. Vicdansız ve merhametsizim. Ama en azından dürüstüm. Size durumu böylece açıkladım. Tu’narath’a neden geldiğinizi bilmiyorum, ama kaderin sizi buraya sürüklemesi bizim için bulunmaz bir nimet.

    şimdi siz açıklayın bakalım, Tu’narath’a neden geldiniz? Bizim son zamanlarda girmeyi bir türlü başaramadığımız diyardan nasıl çıktınız? Belki size başka kaynaklar da sağlayıp yardımcı olabilirim.”

    Nejash, beklenti dolu bakışlarla hepsinin gözlerine baktı.



    Adam kılıçtan bahsederken sonunda bu kutsal emanetten de sözetmeyi uygun bulmuştu saf gümüşten yapılma bir küre. Ne gibi güzlere sahip olduğunu kendileri bile bilmiyordu gücünün sınırları kimbilir nelere ulaşmasını sağlayabilirdi. Birden içini o küreye sahip olma ihtirası kaplasa da bunu dışarıya belli etmeyecek kadar ihtiyatlıydı. Hem küre onların diyarındaydı. Diyarı kurtarmayı başarabilirlerse bu lanet yaratıklardan önce o küreyi bulabilir ve güçlerini öğrenerek kullanabilirdi belki de. Nejah'ın diyarın yokolması hakkındaki sözleri Yilmax'ı kendine getirirken gümüş küreyi aklının bir kenarına yazdı ve sözlere odaklandı tekrar. Buraya neden geldiklerini ve gelişlerinin bulunmaz bir nimet olduğundan bahsediyordu ve yardımcı olabileceğinden. Yilmax adama güvenmese de onları hapisten kurtarmıştı ve diyardaki insanların umurunda olmadığından bahsederek dürüst mü davranmıştı yoksa kendini yenilmez mi görüyordu bilinmez ancak bu ve diğer boyutlar hakkında kendilerinden daha bilgili olduğu kesindi. Konuşmaya başlamadan önce herkesi süzdü ve boğazını temizleyerek sözlerine başladı ;


    "Çncelikle bizi hapisten çıkardığınız ve ırkınız hakkında bilgilendirdiğiniz için teşekkür etmeliyim Nejah. Ben Yilmax belki de farkettiğin gibi bir büyücüyüm. Buraya gelişimize ben vesile oldum ama tam olarak şehrinizin civarını planlamıyordum desem dürüst davranmış olurum sanırım. Buraya gelme amacımız senin de bildiğin gibi diyarımızın yokoluşu nedeniyledir. Amacımız bize söylenen birşeyi bir küreyi bularak diyarımızı kurtarmaktır. O kürenin bizi bir tanrıya Lord Myztrael'e ulaştıracağı söylendi. Küreyi koruyan bir de varlık olduğu söylendi ancak bu varlığın ne olduğunu tesbit edememişler belki de siz biliyor olabilirsiniz. Varlığın adı Zyladeus'muş. Bize ne gibi yardımlarınız dokunabilir Nejah ?"

    Sözlerini tamamlayarak Nejah'ın cevap hatta biraz umut vermesini bekledi...
    Back to top View user's profileSend private message
    Rhonin
    SeçilmiÅ? SavaÅ?çı





    Joined: Dec 27, 2004
    Posts: 478
    Location: Ankara

    PostPosted: Wed Aug 23, 2006 6:26 pm Reply with quoteBack to top

    V'ladhek Nejah'ın anlattıklarının hepsini dinledi ve düşünceli bir şekilde odanın bir köşesine bakarak daldı."Dünya değişti.." dedi dalgın bir şekilde kısık bir sesle "bunu herşeyde hissedebiliyorum." diye geçirdi aklından havada kokusunu alabileceğiniz bir korku girmişti gizlice diyarın derinliklerine..İnsanların ruhuna işlemişti bunların hepsi..

    Bunları değiştirebilecek tek kişi vardı ve onu bulmalıydılar."Lord Myztrael.." diye fısıldadı kendi kendine ateşin titreşen ışıltısı altında.Bir zamanlar varolan kaybolmuştu sadece zalimlik hüküm kazanmak için çabalıyordu.Ama çabaları boş kalmıyordu.Gittikçe güçlenen ve saklanamayacağınız bir gölge gibiydi.

    En korkuncunu yaptılar.Korkuyu aramıza saldılar..Saklanamayacağınız tek şey..Gölge gibi içinizi doldururken hiçbirşey hissetmezsiniz..V'ladhek hafif terlemiş yanaklarını sildi.Boncuk boncuk terler yanağından akarken kafasını kaldırdı ve Nejah'a baktı daha sonra kafasını indirdi ve derin bir nefes aldı.Boğuk hava ciğerlerini doldururken gözleri hafifçe doldu.

    Gözü Yilmax'a kaydı.Belki herşey bir çırpıda anlatılmaya bilirdi ama belki fazlasıyla geç olmadan bazı şeyleri halletmeleri iyi olacaktı..V'ladhek Nejah'dan cevap beklercesine ona baktı sessizce."Bize yardımcı olacaksın değilmi Nejah?"

    _________________
     Beni mutlu et tatlı kız..<br> Bana sarıl bu gece.<br> Öp beni yaÄ?murun altında.<br> Sev beni sonsuza dek..<br>
    Back to top View user's profileSend private messageMSN MessengerICQ Number
    Squan
    SeçilmiÅ? SavaÅ?çı





    Joined: Jun 09, 2004
    Posts: 557

    PostPosted: Thu Aug 24, 2006 11:21 am Reply with quoteBack to top

    Salvador verilen cevaptan kısmende olsa memnun olmuştu. Daha fazlasını beklemiyordu. Karşısındaki varlığın dürüst olması- ama onları umursamaması aklının bir köşesinde onu kemiriyordu- az da olsa memnun etmişti onu. Adam konuşmasını bitirince söze girecekti. Daha sonra Yılmax ın bakışlarını görerek konuşma işini ona bıraktı. Zırhlarını ve silahını alacaktı. Çnce SİLAHINI alacaktı. Kulağı konuşmadaydı. Bütün konuşmanın her anını duymak istiyordu. Arama işlemini yaparken Yılmax ın dediği bir şey dikkatini ona yöneltti. Bir an bahsettikleri kürenin bu adamların kutsal saydığı küre olup olmamasını ümit etti. Dönüpte yaratığın tepkisine baktı...

    _________________
    Uçurumdan kurtulmanın tek yolu ona bakmak, derinliÄ?ini ölçmek ve kendini o boÅ?luÄ?a bırakmaktır.
    Back to top View user's profileSend private messageSend e-mail
    Lord Necros
    BaÅ?büyücü





    Joined: Apr 29, 2005
    Posts: 1916
    Location: Necropolis

    PostPosted: Fri Aug 25, 2006 9:34 pm Reply with quoteBack to top

    Nejah, sessizce, zaman zaman başıyla onaylarak Yilmax’ın anlattıklarını dinledi. Eli çenesindeydi ve her sözü zihnine kazıyor gibi bir görüntüye sahipti. Gözleri dalgındı ve boş bakıyordu. Muhtemelen kafasında bir plan kuruyordu.

    Ta ki Zyladeus ismini duyana kadar.

    Zaten tuhaf renkte olan teninin rengi atarken gözleri faltaşı gibi açıldı ve ağzından zorlukla bir “Olamaz...” fısıltısı çıktı. Yenilmiş bir şekilde omuzları çöktü ve kendisini yatağının üzerine attı.

    Beyhude yere kılıcını arayan Salvador bile, Nejah’ın bu tepkisi üzerine doğruldu. Herkesin gözü Nejah’ın üzerindeydi, ama o kimseye bakmıyordu.

    “Neden o? Neden başkası değil de o?”

    Githyanki gözlerini kapadı ve başını umutsuzluk içinde iki yana salladı. Sonra gözüne hepsinin kendisini izlediği takılınca boğazını temizledi ve silkinerek toparlanmaya çalıştı.

    “Sanırım bir açıklama borcum var.” dedi zorlukla duyulan bir fısıltıyla. “Onun kim, daha doğrusu ne olduğunu merak ediyorsunuzdur herhalde. Zyladeus bir...kadim, büyük bir kırmızı ejderhadır. Tu’narath’ta Liç-Kraliçe’den de uzun süredir bulunmaktadır. Tu’narath’taki ırkdaşlarının en güçlüsüdür. Gerektiği zaman Liç-Kraliçe’nin özel bineğidir. Başka kimse, General Lykus bile, Zyladeus’a binemez. Tu’narath’taki söylentiye göre Zyladeus’un ininde büyük hazineler gizliymiş.

    Ve görünen o ki, bir tanesi de sizin aradığınız küre.”


    Nejah, başını ellerinin arasına alıp dirseklerini dizlerine dayadı. Bir süre kimse konuşmadı. Odada duyulan tek ses, tekrar kılıcını aramaya dönen Salvador’un çıkarttığı gürültülerdi. Nejah bir süre sonra başını kaldırıp Salvador’a baktı.

    “Eşyalarınız burada değil beyler. Karşıdaki iki odayı sizler için ayırttım. Eşyalar da buna göre dağıtıldı. Ççünüzün eşyası bir odada, diğerlerininki başka bir odada. Normalde Astral Boyut’ta buna ihtiyacınız yoktur, ama sanırım biraz uyuyup güç toplasanız iyi olacak. Ben de nasıl bir yol izleyerek size yardım edebileceğimi kararlaştırmaya çalışacağım. Buyrun, odalarınıza geçin.”

    Nejah ayağa kalkıp kapıyı açtı ve bekledi. Grup yavaşça ayaklanarak odadan çıktılar. Nejah, karşıdaki kapıları açtı ve Horcoel, Slach ve Azazel, odalardan birine, V’ladhek, Yilmax ve Salvador odalardan diğerine girdiler. Nejah hepsine iyi geceler dileyerek kapıyı kapadı ve hepsini uyumaları için yalnız bıraktı.

    _________________
    All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

    Power demands sacrifice.

    Last edited by Lord Necros on Tue Sep 12, 2006 10:52 am; edited 1 time in total
    Back to top View user's profileSend private message
    Lord Necros
    BaÅ?büyücü





    Joined: Apr 29, 2005
    Posts: 1916
    Location: Necropolis

    PostPosted: Tue Sep 12, 2006 10:50 am Reply with quoteBack to top

    Çığlıklar... Her yerde çığlıklar yankılanıyordu. Gökte, sokaklarda, binaların içinde... Tüm kale bomboştu, ama her yerden çığlıklar geliyordu. Acı çeken erkekler, işkence gören kadınlar, ızdırap içinde çocuklar... Tuhaf, puslu bir sisle kaplanmış ve çığlıklarla dolmuş, bomboş kalenin içinde aksak adımlarla yürüyordu V’ladhek.

    İşte kuşatma burada olmuştu, evet. Ama şimdi bu kale sapasağlamdı. Ne cümle kapısı yıkıktı, ne surlarda bir anormallik vardı. Her şey o kadar muntazamdı ki...

    Ve o kadar ürkünç...

    Geldiklerinde bile onlara, tüm On Kasaba mültecilerine umut ve direnme gücü aşılayan kadim yapı, şimdi karanlığın ve kötülüğün temasıyla bozulmuş gibiydi. Bir zamanlar ihtişamla yükselen ve yıkılmaz gibi görünen ana kale, şimdi kuleleri sayısız kelleyi geçirmek için yükselen kazıkları, şeytani bir sırıtışla açılmış girişi, nefret ve sadistlik dolu çok sayıda göz gibi gözüken sayısız penceresi ile tam anlamıyla cehennemden çıkmış gibi bir izlenim yaratıyordu. Taşları kararmış, surları bekleyen kadim cüce heykelleri ufalanmıştı.

    şehrin de kaleden pek farkı olduğu söylenemezdi. Tıpkı kale gibi, şehir ve dış surlar da bir bozulmaya uğramış ve tuhaflaşmıştı.

    Bütün yapıda hiçbir canlı görünmüyordu. Sadece her yerden çığlıklar geliyor, zaman zaman da gölgelerde tuhaf kıpırdanışlar oluyordu. V’ladhek her seferinde temkinle bu gölgelere yaklaşıyor, ama hiçbir şey bulamıyordu. Çığlıkların geldiği yerlere gittiğinde çığlıklar susuyor, ve çığlıkların kaynağını bulamıyordu.

    Adımlarını hızlandırdı ve evlerin arasından geçerek kaleden uzaklaşmaya ve mağaralara yönelmeye başladı. Korkmuyordu, ama burada kendi başına yenemeyeceği bir kötülük vardı. Çlümü sadece boşa bir kayıp olurdu.

    Evlerin arasından en son çıktığında ilerideki tepeye gözlerini dikti. Orada olması gereken tapınak, yoktu. Tepe bomboştu. Sanki hiç varolmamış gibiydi.

    V’ladhek başını silkeledi ve tepenin ardına geçerek mağaralara ilerledi. Çığlıklar aralıksız bir şekilde yankılanmaya devam ediyordu. Kasvetli bir gri renkte olan ve bulutlarla kaplanmış gökyüzünden gelen aydınlık sayesinde en azından bu kısımlarda oynaşan gölgeler yoktu.

    Mağaranın karanlık girişine geldiği anda, V’ladhek bir emilme hissini fark etti ve aniden, kontrolü dışında hızla mağaraya doğru uçmaya başladı. Karanlık tünellere girerken çığlıklar artmış, kötücül kahkahalar daha da güçlenmişti sanki. Duvarlara çarpa çarpa mağaranın içinde hızla uçuyor, durmaya çalışmak için kayalara tutunmaya çalışıyor, havayı tekmeliyor, taşları yumrukluyordu.

    Ve en sonunda, durdu, tıpkı çığlıklar gibi. Hâlâ havada asılıydı. Ayaklarının altında bir yüzey yoktu, başının üzerinde de öyle. Geniş bir boşlukta, zifiri karanlığın içindeydi. Bir an için, Tu’narath’ın sokaklarını çevresinde görür gibi oldu, ama görüntü hemen kayboldu.

    Ve aynı anda, karanlığın içinde binlerce kırmızı göz ona bakmaya başladı.

    V’ladhek hemen iki kılıcını da çekip savunma pozisyonunu aldı, ama gözler oldukları yerde, V’ladhek’in ulaşabileceğinden uzakta kaldılar. V’ladhek bir an saldırmayı denediyse de hiçbir şekilde yerinden kıpırdayamadığını, sadece havada asılı kaldığı yerde hamle yapabildiğini fark etti.

    Birkaç dakika sonra sinir bozucu sessizlik, yerini yeniden çığlıklara bıraktı. Hiç olmadığı kadar güçlü olan çığlıkların tonu o kadar yüksekti ki V’ladhek’in başına kor bıçaklar saplanırcasına bir acı girdi. V’ladhek çaresizce kulaklarını tıkamaya başladı, ama aynı anda bütün gözler ona doğru hızla uçmaya başladılar. Tüm gözlerden de vahşi bir kana susamışlık okunuyordu. V’ladhek’in yapabileceği hiçbir şey yoktu.

    Ve muazzam bir patlamayla birlikte oluşan ışık dalgasıyla, V’ladhek’in gözleri kamaştı ve aynı anda saka bacağında inanılmaz bir acı hissetti. Tün gücüyle haykırdı, nefesinin son raddesine kadar da devam etti; ama acı o kadar güçlüydü ki böyle bir çığlık bile yetmiyordu. Yakıyor, parçalıyor, yok ediyordu. V’ladhek kurtulmak için çırpınıyor, bir an önce bu acının kaynağından uzaklaşmak istiyordu; ama hiçbir uzvunu kıpırdatamadığı gibi, kaçacak yeri de yoktu. Acının kaynağı kendi bedenindeydi zira.

    Acı yavaş yavaş azaldı ve bir sızlamaya dönüştü. V’ladhek’in gözündeki karanlık perde en sonunda kalkarken, yaralı şövalye yavaşça titrek gözlerini açtı.

    Bulunduğu yer kesinlikle handa yerleştirildiği oda değildi. Tuhaf, laboratuarı anımsatan bir yerdeydi. Ya da atölye mi? Atölyeyi de çağrıştırıyordu hani. V’ladhek, tahta bir masada yatıyordu. Kolları ve bacağı çaprazlanarak masaya bağlanmıştı. Hareket edememesinin nedeni buydu belli ki. Boncuk boncuk terlemişti ve ter damlaları çıplak bedeninden süzülerek masaya damlıyordu. Etraf sessizdi. Sadece V’ladhek’in solukları duyuluyordu.

    Ve sonra mırıldanılan bazı söyler duydu V’ladhek ve daha neler olduğunu anlayamadan her şey tekrar karardı.

    ***

    İlk uyanan Yilmax olmuştu. Büyülerine epey zaman ayırdıktan sonra zihnine tam olarak yerleştirebilmek için transa girmiş, ve kendisine geldiğinde de diğerlerini tuhaf bir halde bulmuştu. Salvador, kendi yatağında tuhaf bir şekilde kılıcına sımsıkı sarılarak uyumuştu. Kılıcını önemsemesi ve kendisini savunmak için yanında taşıması doğaldı, ama bir annenin çocuğunu kucaklaması gibi kılıca sarılması...

    Daha da beteri V’ladhek idi. Yatağa yığılıp kalmıştı ve her nasıl olduysa kopmuş bacağına mavi-mor renklerde, kristalden, tuhaf bir takma bacak yerleştirilmişti. Topu topu dört saatte böyle bir şey nasıl mümkün olabilirdi ki?

    Odanın kapısı aniden çarpılarak açıldı ve Salvador ile V’ladhek de sıçrayarak uyandılar. Nejah kapıda duruyordu. “Günaydın, günaydın, günaydın!” dedi ağzı kulaklarına vararak. “Güzel haberlerim var size beyler! Girmemin bir sakıncası yok, değil mi?” Cevabı beklemeden içeri daldı ve sandalyelerden birine kurulup üçünü de süzmeye başladı. Gözleri bir an için V’ladhek’in takma bacağında oyalandı, ama sonra hemen döndü. “Size dün söylediklerimi hatırlıyorsunuz, değil mi? Zyladeus’u öldüremeyeceğimize göre, onu ikna etmeliyiz. Ve işte, bunun yöntemini siz uyurken kafa patlatarak buldum!”

    Zafer dolu bakışlarla hepsini süzdü ve devam etti. “Sizlerin pek hoşuna gitmeyecek bir plan korkarım bu. Ama maalesef ki tek çaremiz bu. Zyladeus’un uzun zamandır düşman olduğu bir başka ejderha vardı. Birbirleriyle ciddi anlamda çekişen bu iki ejderha, asla kazanan taraf olamadılar. Sadece birbirlerinin işlerine çomak soktular.

    Aralarındaki anlaşmazlığın sebebini bilmiyorum, lâkin bu da çok önemli değil. Sonuç olarak eğer diğer ejderhayı öldürürseniz, Zyladeus’la bu konuda pazarlık yaparak istediğinizi alabilirsiniz.

    Ama maalesef ki sizi rahatsız kılacak ayrıntı, öldürmeniz gereken ejderhanın bir gümüş ejderha olmasıdır. Biliyorum, aklınıza alternatif çözümler geliyor. Gizlice çalmak, ejderhayla birebir dövüşmek gibi. Ama unutun bunları. Zyladeus’un ini kuvvetli büyülerle korunuyor. Böyle bir şey imkânsız diyebilirim.

    Evet, beyler. Korkarım ki gümüş ejderhayı öldürmeye sadece üçünüzü yollayabiliyorum. Diğer arkadaşlarınızı çoktan başka bir görev için yolladım bile. Bu yüzden bu görevde yanlızsınız.

    Hazırlıklarınıza başlasanız iyi olur. Ben az sonra geliyorum.”


    Nejah aceleyle ayağa fırladı ve odanın kapısını kapatarak dışarı çıktı. İçeride sadece Salvador, V’ladhek ve Yilmax kalmıştı.

    _________________
    All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

    Power demands sacrifice.
    Back to top View user's profileSend private message
    Rhonin
    SeçilmiÅ? SavaÅ?çı





    Joined: Dec 27, 2004
    Posts: 478
    Location: Ankara

    PostPosted: Tue Sep 12, 2006 11:12 pm Reply with quoteBack to top

    V'ladhek yaşadığı olağan şoku atlatmak için çabalıyordu.Neredeyse gerçek diyebileceği bir rüya görmüştü ama en kötüsü de...İnanılmaz bir acıydı.Çığlıklar,sisin içindeki çığlıklar zihninin bir yerinde hala siren gibi sesleri geliyordu.V'ladhek acıyı hatırladı bacağında.

    Birden kalkıp bacağını elledi.şoka uğramıştı.Kekeleyerek "b-bu nasıl oldu?" dedi kendi kendine sakat bacağında ,kopmuş bacağında mavimsi morumsu garip bir kristalden bir bacak oluşmuştu.Hayretler içinde ona baktı.Bu o kadar kolay bir şey gözükmüyordu çünkü diğer insanların kullandığı gibi tahtadan takıp çıkarılan bir şey değildi.O tahta bile değildi bir kristal!!Ve bacağına sanki kaynaklı,sanki kendi parçasıymış gibiydi.

    V'ladhek yilmax'a baktı o yapmış olamazdı ya da o olabilirmiydi?Veya Nesaj büyük ihtimal oydu başka kim olabilirdi ki?Ama kalktığında bunu anlatıp vermesi yerine neden takmıştı veya en garibi nasıl kendi bacağı gibi deriyle bitişikti?Yilmax da kalktığında kendisine danışıp böyle bir şey yapardı uyuduğunda kendi kendine gelip böyle bir şey yapması pek normal değildi.

    V'ladhek Nesaj'ın dediklerini dinledi ama aklı hala ayağındaydı.Rüyasındaki olayları hatırladı.O garip atölye gibi yeri..V'ladhek'in alnında boncuk boncuk terler oluşmuş ve yanağından aşağı süzülüyordu..Kafasını hızla Yilmax'a çevirdi ve bacağını işaret etti. " Yilmax? " dedi garip bir ifadeyle.

    Ejderha ve olayları dinlemişti düşünürken "gümüş ejderha öldürme planı!" dedi kendi kendine dehşet içinde,bu olanaksızdı onu öldüremezlerdi.Ne olursa olsun bu olamazdı.Sonra gözleri yine bacağına ve Yilmax'a kaydı."Sen mi yaptın yoksa Nesaj mı?" dedi deli gibi bir ifade ile.Sonra ekledi " Neden ben kalkmadan böyle bir şey yapılmış olabilir ki? Yani sen yaptıysan en azından kalkmamı bekleyebilirdin veya Nesaj?Yani garip geliyor bilmiyorum Yilmax." dedi kafası karışmış düşünürken bacağına bakıyordu.

    _________________
     Beni mutlu et tatlı kız..<br> Bana sarıl bu gece.<br> Öp beni yaÄ?murun altında.<br> Sev beni sonsuza dek..<br>
    Back to top View user's profileSend private messageMSN MessengerICQ Number
    Yılmax
    BaÅ?büyücü





    Joined: Apr 05, 2005
    Posts: 686
    Location: Ä°stanbul

    PostPosted: Mon Sep 18, 2006 9:49 am Reply with quoteBack to top

    Nejah'ın sözleri hala aklından çıkmıyordu Yilmax'ın. Beyninin bir köşesinde onu yiyip bitirioyr gibiydi. Liç kraliçe ve herkesi korktuğu bir kırmızı ejderha. Zaten diyarlarından ayrılırken de bir siyah tarafından neredeyse öldürülüyorlardı. Kafasında binlerce arı uçuşuyormuş gibi vızlıdamalar eşliğinde sanki kendi kendisiyle dalga geçiliyormuş gibi sesler de başlamıştı. Herşey bırak iyiye gitmeyi git gide daha da kötüleşiyor gibiydi. İçindeki sıkıntı büyüyor büyüyor adeta bir volkanmışçasına patlayacak yer arıyor gibiydi.

    Odalarına çekildikten sonra Yilmax boyutun bir özelliği olan zamansızlıktan nasibini almıştı hiç uykusu yok gibiydi ama günlerdir uyku da uyumuyordu. Bu iyi bir dinlenme fırsatı olabilirdi ya da son dinlenme fırsatı. Ama hayatını kurtaracak olan büyülerini de çalışmak zorundaydı. Çnemsememek unutmakla o da ölmekle eşdeğerdi. Birçok büyücünün hazin sonunu hazırlamıştı önemsememek. Bir süre çalıştıktan sonra günlerce süren yorgunluğu üzerinden atmak için yatağa uzanıp gözlerini kapadı.


    Lord Necros wrote:
    İlk uyanan Yilmax olmuştu. Büyülerine epey zaman ayırdıktan sonra zihnine tam olarak yerleştirebilmek için transa girmiş, ve kendisine geldiğinde de diğerlerini tuhaf bir halde bulmuştu. Salvador, kendi yatağında tuhaf bir şekilde kılıcına sımsıkı sarılarak uyumuştu. Kılıcını önemsemesi ve kendisini savunmak için yanında taşıması doğaldı, ama bir annenin çocuğunu kucaklaması gibi kılıca sarılması...

    Daha da beteri V’ladhek idi. Yatağa yığılıp kalmıştı ve her nasıl olduysa kopmuş bacağına mavi-mor renklerde, kristalden, tuhaf bir takma bacak yerleştirilmişti. Topu topu dört saatte böyle bir şey nasıl mümkün olabilirdi ki?

    Odanın kapısı aniden çarpılarak açıldı ve Salvador ile V’ladhek de sıçrayarak uyandılar. Nejah kapıda duruyordu. “Günaydın, günaydın, günaydın!” dedi ağzı kulaklarına vararak. “Güzel haberlerim var size beyler! Girmemin bir sakıncası yok, değil mi?” Cevabı beklemeden içeri daldı ve sandalyelerden birine kurulup üçünü de süzmeye başladı. Gözleri bir an için V’ladhek’in takma bacağında oyalandı, ama sonra hemen döndü. “Size dün söylediklerimi hatırlıyorsunuz, değil mi? Zyladeus’u öldüremeyeceğimize göre, onu ikna etmeliyiz. Ve işte, bunun yöntemini siz uyurken kafa patlatarak buldum!”

    Zafer dolu bakışlarla hepsini süzdü ve devam etti. “Sizlerin pek hoşuna gitmeyecek bir plan korkarım bu. Ama maalesef ki tek çaremiz bu. Zyladeus’un uzun zamandır düşman olduğu bir başka ejderha vardı. Birbirleriyle ciddi anlamda çekişen bu iki ejderha, asla kazanan taraf olamadılar. Sadece birbirlerinin işlerine çomak soktular.

    Aralarındaki anlaşmazlığın sebebini bilmiyorum, lâkin bu da çok önemli değil. Sonuç olarak eğer diğer ejderhayı öldürürseniz, Zyladeus’la bu konuda pazarlık yaparak istediğinizi alabilirsiniz.

    Ama maalesef ki sizi rahatsız kılacak ayrıntı, öldürmeniz gereken ejderhanın bir gümüş ejderha olmasıdır. Biliyorum, aklınıza alternatif çözümler geliyor. Gizlice çalmak, ejderhayla birebir dövüşmek gibi. Ama unutun bunları. Zyladeus’un ini kuvvetli büyülerle korunuyor. Böyle bir şey imkânsız diyebilirim.

    Evet, beyler. Korkarım ki gümüş ejderhayı öldürmeye sadece üçünüzü yollayabiliyorum. Diğer arkadaşlarınızı çoktan başka bir görev için yolladım bile. Bu yüzden bu görevde yanlızsınız.

    Hazırlıklarınıza başlasanız iyi olur. Ben az sonra geliyorum.”

    Nejah aceleyle ayağa fırladı ve odanın kapısını kapatarak dışarı çıktı. İçeride sadece Salvador, V’ladhek ve Yilmax kalmıştı.


    Kendine geldiğinde gariplikler silsilesi aldı Yilmax'ı. Salvador ilginç bir şekilde kılıca sarılmış yatıyordu. Tıpkı çocuğunu seven bir baba gibi ya da karısına sarılıp yatmış yeni evli bir adam gibi. Garip gelmişti bu Yilmax'a neden bu şekilde bir bağlılık geliştirmiş olabilirdi ki ? Ya kılıcın manevi bir değeri olmalıydı ki bu durumda bile bu kadar bağlılık ve koruma içgüdüsü geliştirilemezdi. Ya da büyülü veya kullananı kendisine aşırı bir tutkuyla bağlayan bir tür lanet olmalıydı kılıçta. İkinci ihtimal daha yakın görünüyordu başbüyücüye. Büyülü bir silah yaratıp sonra ona ölesiye tutkuyla bağlanan büyücüler görmüştü ya da büyüye bir lanet yerleştirerek bir şekilde onun düşmanının eline geçmesini sağlayan. Sonra Vladhek'e döndü ve bu seferki gördükleri onu gerçekten fazlaca şaşırttı. Vladhek'in olmayan bacağının yerinde mavi-mor renklerde bir bacak! peydah olmuştu. Nasıl böyle bir şey kısacık zamanda yapılabilirdi. Dahası nasıl odaya girdiklerini ve Vladhek'i aldıklarını farkedememişti ?

    Düşüncelere dalmışken birden odanın kapısı çarpılarak açıldı Nejah sırıtarak içeri girdi. İyi haberlerden bahsediyordu merakla dinledi ve dinledikçe yüzü biraz daha karardı. Bir lanet ejderha daha. Sinirleri iyice bozulmuştu Başbüyücünün. Kahrolası ejderhalardan kurtulmanın bir yolu yokmuydu ? Birinden birşey almak için düşmanını öldürmekten bahsediyordu ve sonra da diğerlerini başka bir göreve yolladığından . Savaşçılardan yalnızca ikisi kalmıştı yanında kahrolası hırsız da yoktu Horcoel de kurt lordu da. İyi ama nereye göreve yollamıştı? Aklındaki soruyu Nejah'a yönlendirecekken lanet yaratık odadan frılayıp çıktı.


    Rhonin wrote:
    Ejderha ve olayları dinlemişti düşünürken "gümüş ejderha öldürme planı!" dedi kendi kendine dehşet içinde,bu olanaksızdı onu öldüremezlerdi.Ne olursa olsun bu olamazdı.Sonra gözleri yine bacağına ve Yilmax'a kaydı."Sen mi yaptın yoksa Nesaj mı?" dedi deli gibi bir ifade ile.Sonra ekledi " Neden ben kalkmadan böyle bir şey yapılmış olabilir ki? Yani sen yaptıysan en azından kalkmamı bekleyebilirdin veya Nesaj?Yani garip geliyor bilmiyorum Yilmax." dedi kafası karışmış düşünürken bacağına bakıyordu.



    "Hayır Rhonin, ben yapmadım maalesef ve ne olduğunu da şu an için bilmiyorum maaesef. Ne zaman içeri girip bunu yaptılar bilmiyorum ama gerçekten farklı özelliklere sahip birşeye benziyor. Sanki (doğru kelimeyi bulmaya çalışarak) büyülü gibi. Bu arada bir ejderhadan birşey almaya çalışırken başka bir ejderhayı öldürmek gibi birşeyin krşımıza çıkması ne kadar ironik değilmi. Buraya gelmeden önce de bir ejderha sorunumuz vardı buraya geldikten sonra da 2 ejderha sorunumuz çıktı. Bu lanetli varlıklardan kurtulmanın bir yolu yok mu? Ve ne yapmayı planlıyoruz ?"

    _________________
    Ä°nsan labirentte, içgüdülerini ince, keskin bir uç gibi bilemelidir, neredeyse bir hançerin, bir kılıcın aÄ?zı kadar keskin, çünkü içgüdüler de hayatta kalmak için kullanılan silahlardır ve sık sık en az çelik kadar faydalı olduklar
    Back to top View user's profileSend private message
    Rhonin
    SeçilmiÅ? SavaÅ?çı





    Joined: Dec 27, 2004
    Posts: 478
    Location: Ankara

    PostPosted: Mon Sep 18, 2006 2:00 pm Reply with quoteBack to top

    V'ladhek yilmax'ın sözlerine daha da şaşırarak düşündü gözleri bacağının üzerinde gezinirken."O zaman nesaj olabilir mi?Ama o olsa bile birşeyler hissederdim ama tek hatırladığım.." sesini kısarak sadece yilmax'ın ve salvador'un duymasını umdu " Garip değişik hemde gerçekten değişik bir rüya..Ve bir acı başka bir şey hatırlamıyorum." dedi Yilmax'a bakarak.

    Olan değişik olayları garipsiyordu.Yani bunca şeyi hissetmeden böyle bir şey yapılabileceğini sanmıyordu ama olmuştu.." Büyülü gibi gözüküyor,evet.Ama eğer öyle birşeyse iyi bir şey mi?Yoksa kötü mü?Bunu bilmiyoruz.Ee Yilmax.Bunun nasıl birşey olduğunu anlayabileceğin bir büyün var mı?" dedi bacağını tutarak.Ona garipseyerek bakıyordu..

    Acaba neydi.İyi bir şey mi yoksa kendisini tehlikeye düşürebilecek bir şey mi .Daha da önemlisi bu büyülü mü?V'ladhek bunları kafasında düşünürken.Yilmax'ın dediklerini duydu..

    "Ne yapabiliriz bilmiyorum ama ben kesinlikle silver'ı öldürme tarafında değilim.Bence silverla anlaşıp onun tarafında olup gidip diğer ejderhayla konuşalım.şöyle söyliyebiliriz."Gümüş ejderhayı çok fazla yıpratırız ve son vuruş için sen gelebilirsin?" diyebiliriz ve ejderhayı ininden çıkarırız.Birimiz bir şekilde onun mağarasına girebilir ve o şeyi alabilir.Ama eğer büyü ile korunuyorsa silver ejderhayı öldürmek için gittiğinde çok acık vererek öldürecektir ve o anda gümüş ejdere birşey olmadığını anlayacak ve o anda da ona saldırabiliriz.Tabi şansımızın ne kadar az olduğunu biliyorum ama başka fikri olan varsa söylesin.Silver'i öldürmekten..Yana değilim.." dedi son kelimeleri yutarak..

    Ve Salvador'a baktı göz ucuyla daha sonra Yilmax'a..Onlardan gelecek cevabı merak ediyordu ama kendisini merak ve endişede bırakan şey bu garip kristalden bacaktı..

    _________________
     Beni mutlu et tatlı kız..<br> Bana sarıl bu gece.<br> Öp beni yaÄ?murun altında.<br> Sev beni sonsuza dek..<br>
    Back to top View user's profileSend private messageMSN MessengerICQ Number
    Yılmax
    BaÅ?büyücü





    Joined: Apr 05, 2005
    Posts: 686
    Location: Ä°stanbul

    PostPosted: Mon Sep 25, 2006 6:58 am Reply with quoteBack to top

    Yilmax'ın gözleri Vladhek'in bacağından tekrardan kılıca sarılmış olan Salvadro'a döndü. Kılıçta mutlaka birşeyler olmalıydı yoksa hiçbir silah kulanıcısını kendine bu kadar bağlayamazdı. Düşüncelerini Vladhek'in sözleri böldü ;

    Rhonin wrote:
    Tarih: Sal Eyl 19, 2006 12:00 am Mesaj konusu:

    --------------------------------------------------------------------------------

    V'ladhek yilmax'ın sözlerine daha da şaşırarak düşündü gözleri bacağının üzerinde gezinirken."O zaman nesaj olabilir mi?Ama o olsa bile birşeyler hissederdim ama tek hatırladığım.." sesini kısarak sadece yilmax'ın ve salvador'un duymasını umdu " Garip değişik hemde gerçekten değişik bir rüya..Ve bir acı başka bir şey hatırlamıyorum." dedi Yilmax'a bakarak.

    Olan değişik olayları garipsiyordu.Yani bunca şeyi hissetmeden böyle bir şey yapılabileceğini sanmıyordu ama olmuştu.." Büyülü gibi gözüküyor,evet.Ama eğer öyle birşeyse iyi bir şey mi?Yoksa kötü mü?Bunu bilmiyoruz.Ee Yilmax.Bunun nasıl birşey olduğunu anlayabileceğin bir büyün var mı?" dedi bacağını tutarak.Ona garipseyerek bakıyordu..

    Acaba neydi.İyi bir şey mi yoksa kendisini tehlikeye düşürebilecek bir şey mi .Daha da önemlisi bu büyülü mü?V'ladhek bunları kafasında düşünürken.Yilmax'ın dediklerini duydu..

    "Ne yapabiliriz bilmiyorum ama ben kesinlikle silver'ı öldürme tarafında değilim.Bence silverla anlaşıp onun tarafında olup gidip diğer ejderhayla konuşalım.şöyle söyliyebiliriz."Gümüş ejderhayı çok fazla yıpratırız ve son vuruş için sen gelebilirsin?" diyebiliriz ve ejderhayı ininden çıkarırız.Birimiz bir şekilde onun mağarasına girebilir ve o şeyi alabilir.Ama eğer büyü ile korunuyorsa silver ejderhayı öldürmek için gittiğinde çok acık vererek öldürecektir ve o anda gümüş ejdere birşey olmadığını anlayacak ve o anda da ona saldırabiliriz.Tabi şansımızın ne kadar az olduğunu biliyorum ama başka fikri olan varsa söylesin.Silver'i öldürmekten..Yana değilim.."


    Vladhek konuşmasını bitirir bitirmez sorgulayan ve bekler bakışlarla kendisine bakıyordu.

    "Sör Vladhek, siz zekası bizi her türlü tuzağa çekebilecek bir yaratığa karşı, büyük bir kırmızı oınu kandırabileceğimizi ummuyorsunuz sanırım. Çte yandan ben de bir ejderha ile anlaşmak için başka bir ejderhaya karşı savaşmayı pek mümkün bulmuyorum. Hem de büyük bir ejderha ile yenişemeyen bir gümüş arasında pek fark olduğunu da düşünmüyorum. İkisi de birbirine denk güçler olmalı. Sanırım bu konu hakkında daha detaylı bilgi almak için Nejah'ı beklesek daha uygun olacak. ona da çok fazla güvendiğim söyleneme ama tek yapabileceğimiz ona inanmak zorunda olduğumuz.

    şu tuhaf bacağa gelince bence işine yarayabilecek birşey olsa gerek. Sahi onu bedeninin bir parçası gibi kullanabiliyormusun ? Sen onu denerken ben de büyülü olup olmadığı konusuna yoğunlaşabilirim sanırım."


    Başbüyücü konuşurken bir Vladhek'in kristal takma bacağına bir de Salvador ve kılıcna bakıyordu. Burada ne lanet şeyler oluyordu. Bu kahrolası ırka da güvenmiyordu. Liç Kraliçe adı ve ejderhalar beyninde derin zonklamalara sebep olsa da kontrolünü kaybetmemek için çok da fazla bir efor sarfetmesi gerekmiyordu. Ne de olsa menzoberranzan dan kaçabilen ender drowlardandı. Ve orada uzun bir süre rahat bir yaşam sürmüştü. Çte yandan kristal bacağın ve kılıcın sırlarını merak etmekten de alamıyordu kendisini. En azından büyülü olup olmadıklarını anlamaya çalışacaktı.

    Olduğu yere bağdaş kurarak gözlerini kapadı ve kendini olası büyüleri hissetmek için gerekli olan derin transa sokmak için zihnini tamamen boşalttı. Bana büyüyü göster Kimsenin duyamayacağı bir fısıltıyla 3 kez fısıldadıktan sonra gözlerini açarak önce Vladhek'in kristal bacağına sonra Salvador'un kılıcına ve daha sonra da odanın tamamına bakarak odada ne gibi büyü ve büyü içeren eşya olduğuna bakacaktı...

    _________________
    Ä°nsan labirentte, içgüdülerini ince, keskin bir uç gibi bilemelidir, neredeyse bir hançerin, bir kılıcın aÄ?zı kadar keskin, çünkü içgüdüler de hayatta kalmak için kullanılan silahlardır ve sık sık en az çelik kadar faydalı olduklar
    Back to top View user's profileSend private message
    Lord Necros
    BaÅ?büyücü





    Joined: Apr 29, 2005
    Posts: 1916
    Location: Necropolis

    PostPosted: Sun Oct 01, 2006 7:25 pm Reply with quoteBack to top

    Odaya son bir kez baktı, ve gözlerini kapadı Yilmax. Görüşü karanlıkla kaplanırken, derin bir nefes aldı. Oturduğu yerde bedenini gevşetti ve zihnini boşalttı. Konsantrasyon, onun ilk defa yaptığı bir şey değildi. Onun gücündeki bir büyücü için gündelik bir işti hatta. Bedenini gevşetmesine gerek yoktu, ama savaşta değillerdi ki hazırda dursun?

    Tekrar derin bir nefes aldı Yilmax ve fısıldadı. "Bana büyüyü göster." Ve enerji bedenine hücum ederken, tanıdık his bedenini kaplamaya başla-

    Bir gurultu koyuverdi Yilmax. Karnındaki yaraya sanki aniden kor bir hançer sokulmuştu. Menzoberranzan'da geçen günleri geldi bir an aklına, ve ihanete uğradığını düşünerek gözlerini çok hafifçe aralayıp onu kimin hançerlediğine baktı.

    Kimse. V'ladhek ve Salvador, hâlâ yataklarında oturuyorlardı. O zaman bu neydi? Acı devam ederken Yilmax'ın zihni refleks olarak kontrolü ele aldı ve drowun gözleri tekrar tamamen kapanırken, karnındaki acıya aldırmayarak kendisini büyüye odakladı. şimdi bunları düşünemezdi. Çnce büyüyü tamamlamalıydı. Derin bir nefes daha aldıktan sonra, acıyı umursamayarak ikinci kez mırıldandı. "Bana büyüyü göster."

    Acı ne artıyor, ne de azalıyordu; ama bariz bir şekilde konsantrasyonuna mani olabilirdi. Yilmax, acele ederek üçüncü ve son kez "Bana büyüyü göster." diye mırıldandı ve gözlerini açtı.

    Yilmax'ın tüm görüş alanı, Astral Boyut'un enginliklerini andırırcasına gri, gümüşi bir pusla kaplanmıştı. Kendi üzerindeki kızıl cüppes, koyu renkli derisi, odadaki örtüler, eşyalar, hatta yoldaşları bile. Yanlız Salvador'un elindeki kılıç rengarenk bir şekilde parlıyordu,tıpkı V'ladhek'in yeni takma ayağı gibi...

    Kılıç.. şu anda tıpkı bir gökkuşağını andırıyordu. Çzerinde birkaç aura birden mevcuttu. Kuvvetli bir kırmızı parlaklığı vardı. Bunu anında tanıdık Yilmax. Bir zuhur büyüsü. Kılıcı, muhtemelen kılıç olduğu için daha güçlü saldırmasını sağlayacaktı. Ama büyünün ne olduğunu söylemesi imkânsızdı şu anda. Kırmızının içinden yayılan bir beyaz ışığı, hatta arada çok zayıf da çıksa yayılan kara dalgaları görebiliyordu: Bir istihâre ile daha zayıf bir ölümbüyüsü.

    Yine de kılıçta farklı bir şeyler daha vardı. Yilmax ne olduğunu bilmiyordu ama bazı tuhaf şeyler de hissediyordu kılıçtan. Ne olduğunu çıkartamamıştı. Acıya karşı dişlerini sıkarak dayansa ve konsantrasyonuna asılarak büyüyü devam ettirse de, ne olduğunu çıkartamamıştı.

    Ve bacak.. İşte bu gerçekten çok tuhaftı. Bacak da kılıç gibi parlıyordu, ama onun parıltısı çok daha cılızdı. Ama buna rağmen Yilmax, bacağın üzerinde olan şeyin ne olduğu konusunda en ufak bir fikre bile sahip değildi. Kesinlikle tanıdık bir şey değildi bu. Anlamaması onun sinirlerini bozdu ve bacağa yoğunlaşarak üzerindeki bilmeceyi çözmeye çalıştı.

    Ve en sonunda bunu da çözemeyeceğini anlayınca, Yilmax büyüyü saldı ve konsantrasyonu bozdu. Karnındaki acı anında geçti.

    Elini alnına götürdüğünde boncuk boncuk terler eline geldi. Sonra eliyle ağrıyan yerini okşadı ve eli pütürlü bir yüzeye temas etti: On Kasaba Muharebesi'nden ona yadigâr kalan yara. Büyüyü yaptığı zaman, yarada bir acı meydana gelmişti. Çyle ani ve beklenmedikti ki, Yilmax neredeyse konsantrasyonu kaybediyordu.

    _________________
    All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

    Power demands sacrifice.
    Back to top View user's profileSend private message
    Squan
    SeçilmiÅ? SavaÅ?çı





    Joined: Jun 09, 2004
    Posts: 557

    PostPosted: Thu Oct 05, 2006 2:15 pm Reply with quoteBack to top

    Salvador derin bir iç çekti. Düşüncelere dalmıştı. Eski günlere. Babası geldi aklına. Ve o büyük çöküş!...

    Bunları düşünüyordu. Kılıçla konuştuğunu hatırlıyordu. Ama ne konuştuğunu çıkartamıyordu. Belki de sadece rüya görmüştü ve rüyasında bunları yaptığını sanıyordu. Emin değildi hiç birinden. Onları buraya getiren adamın odaya girip konuşmaya başlayınca kendine gelmişti.

    Adam onlardan kırmızı ejderhayla pazarlık için bir tane gümüş öldürmelerini istemişti. Salvador adam çıktıktan sonra tekrar düşüncelere daldı. Bir gümüşü öldürmek! Herhalde bunu yapabilmesi için kafayı yemiş olması gerekirdi. Böyle bir şeyi hiçbir şekilde yapamazdı. Bunun yerine kırmızı ejderhanın önüne çıkıp savaşmayı yeğlerdi. İçinden bunu yapması gerektiğini söylüyordu. Ama biraz mantıklı düşünmeye çalıştı. şu an insanların hayatları onlara bağlıyıdı. Eskiden çok büyük bir hata yapmıştı. Tekrar bir hata kalıdıramazdı. Bütün insanların sonu olabilirdi! Derin bir nefes aldı. Hayır bir gümüş ü öldüremezlerdi. Buna izin veremezdi. Her zaman başka bir yolu olurdu.

    Düşüncelerine dalmışken yılmax ın sözünü duydu:

    Quote:

    "Sör Vladhek, siz zekası bizi her türlü tuzağa çekebilecek bir yaratığa karşı, büyük bir kırmızı oınu kandırabileceğimizi ummuyorsunuz sanırım. Çte yandan ben de bir ejderha ile anlaşmak için başka bir ejderhaya karşı savaşmayı pek mümkün bulmuyorum. Hem de büyük bir ejderha ile yenişemeyen bir gümüş arasında pek fark olduğunu da düşünmüyorum. İkisi de birbirine denk güçler olmalı. Sanırım bu konu hakkında daha detaylı bilgi almak için Nejah'ı beklesek daha uygun olacak. ona da çok fazla güvendiğim söyleneme ama tek yapabileceğimiz ona inanmak zorunda olduğumuz.

    şu tuhaf bacağa gelince bence işine yarayabilecek birşey olsa gerek. Sahi onu bedeninin bir parçası gibi kullanabiliyormusun ? Sen onu denerken ben de büyülü olup olmadığı konusuna yoğunlaşabilirim sanırım."


    Ardından yılmax büyüye başladı.

    Salvador vladhek e baktı. Daha sonra gözlerini bacağa çevirdi. Derin bir nefes alarak
    "Gümüşü öldüremeyiz. Ben buna katılmıyorum." Sonra tekrar iç çekerek büyü yapan yılmax a baktı. "Eğer ejderhalar eş güçteyse gümüşü nasıl yeneceğiz? Ve gümüşü yenebiliyorsak kırmızıyı niye yenmeyelim?" bakışlarını tekrar vladhek e çevirdi...

    _________________
    Uçurumdan kurtulmanın tek yolu ona bakmak, derinliÄ?ini ölçmek ve kendini o boÅ?luÄ?a bırakmaktır.
    Back to top View user's profileSend private messageSend e-mail
    Rhonin
    SeçilmiÅ? SavaÅ?çı





    Joined: Dec 27, 2004
    Posts: 478
    Location: Ankara

    PostPosted: Wed Oct 11, 2006 6:28 pm Reply with quoteBack to top

    V'ladhek onaylarcasına başını salladı." Kesinlikle.. " dedi gümüşü öldürme fikri bile kötüydü bunu düşünmemeleri gerekiyordu."Kesinlikle gümüşü öldürmekten yana değilim ve öldürmem de.. Ayrıca diğer ejderha gümüşle eşit güçleri paylaştığına göre neden kırmızıyı öldürmeye çalışmayalım ki?.Her neyse ben gümüşü asla öldüremem.Eşit güçte olsalar dahi.." dedi Yilmax'a dikkatle bakarak..

    Yilmax'ın istediği şey veya en azından düşündüğü şey kabul edilemezdi.Bacağına baktı ve Yilmax'a baktı.

    " Bir şey anlayabildin mi? " dedi V'ladhek dikkatle işiyle uğraşan Yilmax'a bakarak.Bu bacağın ne olduğunu nasıl geldiğini ve rüyasıyla bir bağlantısı olup olmadığını çok merak ediyordu V'ladhek..

    Bu tür şeyleri öğrenmek için beklemek zorundaydı.Ama şimdi şu ejderha konusunu tartışmak zorundalardı her geçen zaman bir kişinin hayatı demekti belki de..Bu yüzden zamanları çok azdı..

    _________________
     Beni mutlu et tatlı kız..<br> Bana sarıl bu gece.<br> Öp beni yaÄ?murun altında.<br> Sev beni sonsuza dek..<br>
    Back to top View user's profileSend private messageMSN MessengerICQ Number
    Yılmax
    BaÅ?büyücü





    Joined: Apr 05, 2005
    Posts: 686
    Location: Ä°stanbul

    PostPosted: Sun Oct 15, 2006 5:51 pm Reply with quoteBack to top

    Yilmax büyüye başladığında karnına saplanan sancı yüzünden 2 kez konsantrasyonunu kaybetme tehlikesi atlattı. Bu lânet sancı da nereden musallat oldu başına? Bu kadar basit ki bu büyüyü öğrendiğinde henüz küçük bir çocuktu, bu kadar sancı veriyorsa daha zor ve konsantrasyon gerektiren büyüleri yapmaya çalıştığında ne olacaktı ? Eli istemsizce kalede yaşanan patlamada aldığı yaraya kaydı hâlâ pürüzlüydü teni. Kahrolası bedene bir yara daha. Başına daha neler gelecekti ? Aklına kırmızı ve gümüş geldiğinde soğuk terler döktü. "Lânetli varlıklar aynı benim gibi. " Büyüsünü bitirdiğinde Salvador'un kılıcındaki büyüleri az çok tanımıştı tanımlayamadığı bir şey hariç. Aklından tanımlayamayacağı şeyin ne olduğu takıldı ama yakın zamanda başlarına gelecekleri hatırlayınca çok da önemli olmadığını düşündü. Vladhek'in yoktan peyda olan bacağındaki de hafif bir parıltıdan ibaretti ama ne olduğunu çözememişti. İşte bir gizem daha en azından onu Nejah'tan öğrenebilirdi.

    Salvador ve Vladhek'in sözlerini dinledikten sonra ikisinin de gözlerinin içerisine bakarak ;

    "Dostlarım;

    Sanırım şu anda hangisini öldüreceğiz demekten çok hangisi tarafndan öldürüleceğiz demek daha doğru olur ha. (Sesine alaycı bir ton vermişti. Daha sonra gülümseyerek)

    Her hâlukarda kırmızının yanına gideceğimiz ortada ki onunla bir pazarlık etme yolunu bulalım. şu anki durumumuzla kırmızıya saldırmak ban gerçekten itici geliyor kaldı ki gümüşe saldırmamız da aynı sonucu verecektir. Çnemli olan bir gümüşün ya da bir kırmızının yaşamı değil diyâr'ın ve içerisinde yaşayan masumların kurtuluşudur. Amacımızda onları kurtarmak değilmiydi ? Neden bir ejderha öldürmekten bahsediyoruz ki ? Tercihj yapmadan önce Nejah'ı da beklememiz uygun olacaktır çünkü plân onun plân'ı elbette bize söyleyeceği şeyler olmalı. Aramızda direk kırmızıyı ya da gümüşü öldürelim dememizin bir mantığı yoktur hem belki de aramızdan biri kırmızıyı ikna ederek başka bir şekilde alacağımızı alabiliriz. Diplomasi konusunda kendini kanıtlamış olanlarımız yok değil aramızda (Salvador'a bakar.)

    Sör Vladhek;

    Yeni bacağınıza gelince kendisinde büyü benzeri bir şeyler barındırdığı kesin ama bu benim ömrüm boyunca hiç görmediğim birşeydir. Belki de sadece bu boyuta ait olan bir büyü ya da başka birşey.

    şimdi Nejah'ın gelmesini beklemek en iyisi siz ne dersiniz ?"
    [/quote]

    _________________
    Ä°nsan labirentte, içgüdülerini ince, keskin bir uç gibi bilemelidir, neredeyse bir hançerin, bir kılıcın aÄ?zı kadar keskin, çünkü içgüdüler de hayatta kalmak için kullanılan silahlardır ve sık sık en az çelik kadar faydalı olduklar
    Back to top View user's profileSend private message
    Rhonin
    SeçilmiÅ? SavaÅ?çı





    Joined: Dec 27, 2004
    Posts: 478
    Location: Ankara

    PostPosted: Sun Oct 15, 2006 6:22 pm Reply with quoteBack to top

    V'ladhek çatık kaşlarla yilmax'a baktı " bize söylediğin planı tekrar düşün,bir paladin'e GÇMÇş BİR EJDERHAYI öldürelim diyorsun.Kabul edilemez.Biliyorum bir çok insanın hayatı bizim ellerimizde ama bunu iyileri yok ederek yapamayız.." dedi gözlerini odada gezdirerek."Biz iyileri korumaya çalışırken onlardan daha da azaltamayız.." sesi buruk çıkmıştı..

    " Çzürdilerim sözcüklerime alınma ama sen şu an bize bir kötüye güvenmemizi söylüyorsun.O bir ejderha bizim gibi varlıklara kılını bile kıpırdatmaz özellikle de bu bir kırmızı ejderha ise..Ona hiç bir şekilde güvenemeyiz kötü olmasının bir sebebi var dimi.O neden öldürmesi,arkadan vurmasıdır.." dedi sözcüklerini dikkatle seçerek..

    " Lütfen bu söylediklerimi yanlış anlamayın ama kesinlikle kırmızıya saldırma taraftarıyım bu yolda gideceğim.Mantıklı düşünmek konusunda ise.O bir kişi biz ise gümüşle belki 4 kişi olacağız.Gümüş bize hayır diyeceğini sanmıyorum tahminimce o ikisi kanlı bıcaklılardır.Ve gümüş ejderha İYİ biri olduğuna göre yardımlarını esirgemeyecektir.Çte yandan Kırmızıya yardım ettiğimizi düşünün..Kendisine karşı çıkacak birşeyi kalmayacak ve neden bize yardım etsin ki..Bir yerde sözünün eri bir ejder diğer yerde sinsi bir yaratık..Hangisini tercih ediyorsunuz.Ben kesinlikle Gümüşten yanayım onun yanında savaşırım.Ne olursa olsun.Kırmızıyı yeneceğimize inanıyorum. " dedi ve gözleri etrafı sinirle süzdü.

    Siniri Yilmax'a değildi.Kimseye değildi.Bulundukları ortama ve omuzlarına yüklenmiş sorumluluktandı bu.." Kırmızıya asla yardım edemeyiz. " dedi kristal bacağını incelerken.." Diplomasi bir işimize yaramayacaktır ne kadar iyi olsak da." dedi ve Salvador'a baktı sonra ekledi " senin kötü olduğunu kastetmiyorum dostum sadece bir kırmızı ejderhayla anlaşmak delilik.. " dedi ..

    Yilmax'ın sözcükleri kulağına ilişti "Yeni bacağınıza gelince kendisinde büyü benzeri bir şeyler barındırdığı kesin ama bu benim ömrüm boyunca hiç görmediğim birşeydir. Belki de sadece bu boyuta ait olan bir büyü ya da başka birşey.

    şimdi Nejah'ın gelmesini beklemek en iyisi ne dersiniz ?"

    Yilmax'a sadece kafa salladı ve kafasını bacağına eğdi." Sen nesin..Nasıl geldin.Nasıl benim bacağıma kenetlendin..Sen nesin.. " dedi içinden düşünerek.Sözlerini tekrarladı " Sen nesin.. " dedi bastırarak ve kristale bakarak düşüncelere daldı bir süre..

    _________________
     Beni mutlu et tatlı kız..<br> Bana sarıl bu gece.<br> Öp beni yaÄ?murun altında.<br> Sev beni sonsuza dek..<br>
    Back to top View user's profileSend private messageMSN MessengerICQ Number
    Display posts from previous:      
    Post new topicThis topic is locked: you cannot edit posts or make replies.


     Jump to:   



    View next topic
    View previous topic
    You cannot post new topics in this forum
    You cannot reply to topics in this forum
    You cannot edit your posts in this forum
    You cannot delete your posts in this forum
    You cannot vote in polls in this forum


    Powered by phpBB © 2001 phpBB Group

    :: HalloweenV2 phpBB Theme Exclusive ::
     
    FRPWorld.Com ülkemizdeki fantezi edebiyatı ve frp sevenleri bir araya getirmeyi amaçlayan bir web sitesidir. 2003 yılında kurulmuş olan sitemiz kullanıcı ve yöneticilerimizin katkıları ile büyüyüp Türkiyenin en büyük frp sitelerinden birisi olmuştur. Galerisi, indirilecekler kısmı, akademisi, yazarları ile sitemiz tam bir frp hazinesidir. FRPWorld sizin de desteklerinizle böyle olmaya devam edecektir. FRP'nin doyumsuzca yaşandığı bu diyara hoş geldiniz.

    FRPWorld, yeni bir frp dünyası


    Sitede bulunan yazı, doküman ve diğer içerikler siteye ait olup başkaları tarafından kopyalanması, dağıtılması ya da ticari amaçla kullanılması yasaktır.
    Siteye yapmış olduğunuz katkılar frpworld.com'un olup bunları yayınlama ya da yayınlamama hakkı site yöneticilerine aittir.


    Sayfa Üretimi: 1.12 Saniye