Frp World Ana Menü
  • Frp World
    » Anasayfa
    » Forum
    » Anketler
    » Akademi
    » Kitap Tanıtımları
    » Haber Arşivi
    » Haber Gönderin
    » Makale Gönderin

  • Üyelere Özel

  • Kişisel
    » Hesabınız
    » Özel Mesajlar
    » Üye Listesi
    » Üye Arama
    » Siteden Çıkış

  • Site Bilgileri
    » Top10
    » Site Hakkında Yorumlarınız
    » İstatistikler
    » Destekleyen Siteler

  • Kullanıcı Menüsü
    Hoşgeldin, Diyar Gezgini
    Üye Adı
    Şifre
    (Kayıt Ol)
    Üyelik:
    Son Üye: uwiquf
    Bugün: 13
    Dün: 48
    Toplam: 88677

    Şu An Bağlı:
    Ziyaretçi: 2471
    Üye: 1
    Toplam: 2472

    Şu An Bağlı:
    01 : uwiquf

    FrpWorld.Com :: View topic - Kırık Aynadan Yansımalar (RP Ekranı)
    Forum FAQ  |  Search  |  Memberlist  |  Usergroups   |  Register   |  Profile  |  Private Messages  |  Log in

     Kırık Aynadan Yansımalar (RP Ekranı) View next topic
    View previous topic
    Post new topicThis topic is locked: you cannot edit posts or make replies.
    Author Message
    Yılmax
    BaÅ?büyücü





    Joined: Apr 05, 2005
    Posts: 686
    Location: Ä°stanbul

    PostPosted: Thu Nov 16, 2006 5:59 pm Reply with quoteBack to top

    Lord Necros wrote:
    “Eskortluk edeceğiniz kişi…ehem…önemli bir kişi diyelim. Götüreceğiniz yer ise Cthul Murgos. Buradan deniz yoluyla ayrılacak, tıpkı sizin gibi. Yolda başına bir şeyler gelmesinden korktuğumuz için sizi gemiye yanına koyacağız, ama ancak ona muhafızlık ederseniz.”


    İsmini neden kullanmamıştı bilemiyordu ancak madem buradan gitmek istiyorlardı ona eşlik etmeliydiler. Nasıl olsa yolda kim olduğunu öğrenilerdi.

    "Mmm madem ismini ve mevkisini söylemek istemiyorsun öyle olsun. Korunacak kadar önemli birisi olduğu ortada."

    Sonra Estebin ve diğer adama bakarak;

    "Sen de onaylıyorsan kabul edelim derim Estebin. Ve sen yabancı, ne diyorsun bu konuda ?"

    Kader onu ve can dostunu nereye sürüklüyordu bilinmez ama bir yerlerde tanrılar varsa onların çizdiği kaderine boyun eğmeyecekti...

    _________________
    Ä°nsan labirentte, içgüdülerini ince, keskin bir uç gibi bilemelidir, neredeyse bir hançerin, bir kılıcın aÄ?zı kadar keskin, çünkü içgüdüler de hayatta kalmak için kullanılan silahlardır ve sık sık en az çelik kadar faydalı olduklar
    Back to top View user's profileSend private message
    Firble
    Forum Yöneticisi





    Joined: Mar 12, 2004
    Posts: 6496

    PostPosted: Thu Nov 16, 2006 6:00 pm Reply with quoteBack to top

    Peter sakince düşünmeye çalıştı. Aklına gelen bir kaç yol vardı. Ama sonuçta Max muhtemelen yön bulma yöntemlerinin en işe yarayanlarını denemişti. Çyle ise ne yapılabilirdi? Belki de ilk önce sakinleşmek ve yemek su gibi ihtiyaçları karşılamak daha doğru olurdu. Mex e döndü. Biraz dinlensek belki daha düzgün düşünebiliriz değil mi kardeşim? Sanırım bir hayvan avlamyıp karnımızı doyurmayı deneyebiliriz. Bitkilerden de yiyebiliriz ama hangisinin zehirli olduğunu en azından ben anlayabilir miyim bilmiyorum.

    Sonra geceyi burada geçirmeye hazırlanırız. Belki ormanın etrafında veya içinde birileri varsa onların bizi bulmalarını sağlayacak bir şeyler bulabiliriz.

    Ama önce istersen oturalım. Ve sana bir şeyler çalayım Max. Aklıma gelen en eski şarkılarımdan birisi. Peter içgüdüsel olarak belki sazın sesinin de birileri tarafından duyulabileceğini düşündü. Ormanın içinden gelen bir saz sesi kesinlikle merak uyandıracaktı.

    Acı pişmanlık körleştirir seni göremezsin
    Boğulur gibi hissedersin kendini
    Yürümek bile zor gelir sana
    Diz çökersin unutursun çevrendeki her şeyi
    Unutursun geçmişi geleceği
    Yarın vermen gereken ödevi
    Bir saat sonraki sınavı
    Unutursun her şeyi ve ağlarsın
    Ağlarsın bazen saatlerce
    Acı yavaş yavaş azalır
    Her zaman açık kalacak bir yara
    Bıraksa da geride
    Yine de yıkanmış ruhun
    Artık daha güçlüdür
    Çğrenmiştir nasıl yaşanacağını
    Ona diz çöktürmüş yaraya
    Kalkarsın yepyeni bir güçle dönersin hayata
    Bir defa daha

    Tanrıların en güzel hediyelerindendir gözyaşları
    Bu hediyedir güldüren çocukların onca acının ardından
    Çünkü hep taze de kalsa acıları
    Yıkar göz yaşları her akşam ruhlarındaki o sıkıntıyı
    Biz yetişkinlerse küçümseyerek bakarız onlara
    Göz yaşının zayıflık olduğuna inanırız
    Hatta yok etmek isteriz onu
    Ağlayan bir çocuğu susturarak
    Hastalığa değil ilaca karşı savaşır gibi
    Savaşırız bizi iyileştiren gözyaşları ile
    Bir derdimiz olduğunda içimize atar
    Onu unutarak katlanmaya çalışırız
    Ama olmaz yapamayız
    Dertler büyür ve çökertir bizi
    Paylaşmadıkça onları
    Daha fazla sararlar ruhumuzu
    Bizse hala direniriz ağlamamaya
    Zayıflık sanıp reddettiğimizden ağlamayı
    Mahkum kalırız gittikçe daha fazla zayıflamaya

    Ağlamak çocukluğumda kalan en büyük özlemim benim
    Çyle çok istiyorum ki onu almayı
    Başaramıyorum
    Ne mutlu ki onlara bunu yaşayabiliyorlar hala
    Bizse acımasızca engellemeye çalışıyoruz onları
    En büyük insafsızlığı yağıyoruz onlara
    Engelleyerek gözyaşlarını
    Gözlerinde hala gözyaşı kalmışken
    Yapmayalım bunu
    Bırakalım çocuklar ağlasın
    Yanlarında olalım ağlarken
    Hatta ağlayalım onlarla
    Ama durdurmayalım onları
    Eğer üzüntü veriyorsa bize gözyaşları
    Versin bırakalım
    Başkasının acısına üzlebiliyorsak hala
    Hatta onunla ağlayabiliyorsak
    Ne mutlu bize

    Eğer hala bir şeyler yapmak istiyorsak
    Bu üzüntüyü acıyı yok etmek istiyorsak
    O zaman gözyaşı ile değil
    Onu yaratanlarla savaşalım

    RP DIşI: Eski şiirlerimden birisi Peterin repertuarına kattım. Firblenin değildi sonuçta... Sorun olmazsa ortama da uygun gibi.. : )

    _________________
    HARBE GÄ°DEN
    Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
    Orhan Veliden
    Back to top View user's profileSend private message
    mikael
    Kullanıcı
    Kullanıcı





    Joined: Apr 07, 2006
    Posts: 692

    PostPosted: Fri Nov 17, 2006 5:43 pm Reply with quoteBack to top

    Setsuna'nın yüreği ağzına geldi. Acaba bu adam ondan şüphelenmiş miydi?

    Genç büyücü sokağın köşesine gidip, adamın görüş alanından çıkmak için sakin ve kaygısız adımlarla harekete geçti. Olabildiğince dikkat çekmemeye ve adamın bakışlarından rahatsız olmamış gibi davranmaya çalışıyordu.
    Back to top View user's profileSend private messageMSN Messenger
    Mark
    Kullanıcı
    Kullanıcı





    Joined: Aug 31, 2006
    Posts: 2004
    Location: Midkemia, portal/istanbul

    PostPosted: Fri Nov 17, 2006 7:47 pm Reply with quoteBack to top

    Quote:

    “En sonunda zaman geldi.” diye başladı Başrahip. “Bugünkü darbemizle hem Azalin Tapınağı’nı çöküş aşamasına getireceğiz, hem de şehirde büyük bir üstünlük kazanacağız. Azalin Tapınağı’nın çöküşüyle birlikte tek galip biz olacağız. Kaos Tapınağı artık bize diremeyecek kadar zayıfladı. şehir yönetimi zaten yıkılmak üzere. Yakında tüm Cthul Murgos, Yeminer’e adanmış bir şehir olacak.” Başrahip kaideden indi ve Mark’a doğru yürüdü. Bu sırada cüppesinin cebinden iki tane şişe çıkarttı. Birisi açık yeşil bir sıvıyla doluydu, öbürü ise renksiz bir sıvıyla. “Bu iksirleri bizzat hazırladım. Yeşil olan, Azalin simyacılarının deneylerine eklenmeli. İksirlerinin yapısını bozacak. Renksiz olan ise Azalin Tapınağı’nın su rezervlerine dökülmeli. Fark edemeyecekleri bir zehir bu. Onları kolayca ortadan kaldıracağız.” Başrahip şahin bakışlarıyla son gruba baktı. “Sorusu olan?”


    Rahibin gözlerinin içine bakti,"Emredersiniz, Başrahip."

    Ekip olarak yola çıktıklarında, Jarek in liderliğine güveninden ziyade her ihtimali göz önüne almalıydı. Cebinden, kendinin hazırladığı iksiri çıkardı ve uzattı:
    "Bunu, zor durumdaysan ortalarına fırlat. Dikkat et, yakınında olma." (Stun Gase potion)

    Jarek'in, pür dikkat plan yaptığından emindi. Çncü ve tüm grup toplandiginda,
    "Simdi tam olarak ne yapacağız. Nerden gireceğiz? ve Basrahibin bahsettiği su rezervleriyle, tapinagin simya odasina nasil gideceğimize dair bir harita elinize geçti mi?" Çncü ve Jarek e hitaben.
    "Çnümüzde kaç kişi var. Jarek seni desteklemem için bazi bilgileri benimle paylaşman lazim. Başrahibin, bana verdiği özel görevi yerine getirmem için buna ihtiyacım var."
    Back to top View user's profileSend private message
    Captain_of_Elven
    Kullanıcı
    Kullanıcı





    Joined: Apr 23, 2006
    Posts: 59
    Location: Izmir(%89)-Antalya(%10) [%1'i yollarda]

    PostPosted: Sat Nov 18, 2006 11:41 am Reply with quoteBack to top

    Averius tekmeyle uyanmanın acısı ve şaşkınlık içinde güne başlamıştı.Bir süre hiçbir sey yapmadan etrafına bakındı.Olayları analiz etmeye çalışıyordu.

    Görünüşe bakılırsa gece boyu yolculuk etmişlerdi.Bu onu biraz üzdü yolculuk sırasında kaçma denemesi yapacaktı.Ama sonra sevinidi fazla kolcu kalmamıştı.Birkaç adam bir de yaralı bir kişi vardı.

    Yolculukları Sorpigol denen lanet yere doğru ilerlemişti.Burayı biliyordu, daha önce hiç gelmemişti zaten gelmekte istemezdi...Yıkıntı bir evin holünde durunca Averius biraz etrafı inceledi.Diğerleri yaralıyla konuşuyolardı.Tek fırsat bu olabilirdi.Etrafındakilerin yaralıyla meşgul oluşunu umut ederek ve tüm günün yorgunluğunu sanki hiçe sayarak etrafına bakındı ve tüm gücüyle evin holünden dışarı koştu.İlk fırsatta izini kaybettirmek istiyordu...Hiç istemesede, sokaklar arasında kaybolabileceğinden Sorpigole doğru koştu.


    Oyun Dışı Not:Bir kaç haftadır sınavlarımın yoğunluğundan dolayı haftasonları dışarı çıkamıyordum artık haftalık devam edeceğim.Tüm Rp Oyuncularından özür dilerim.
    Back to top View user's profileSend private messageSend e-mailMSN Messenger
    dekotta
    KutsanmıÅ? KiÅ?i





    Joined: Apr 10, 2005
    Posts: 233

    PostPosted: Sat Nov 18, 2006 5:51 pm Reply with quoteBack to top

    Dekotta hafif bir rahatlama yaşadı, buradaki kişilerin 10 kasaba savaşından haberleri yokmuş gibi görünmesi onu şok etmişti ve korkuya kapılmasına neden olmuştu. Dikkatli adam Dekotta'nın anlattıklarından tatmin olmamış, sorularına devam etmişti.

    Dekotta rahatlamasına karşı adamın sorularına devam etmesine biraz canı sıkılmıştı. Sesinde hafif bir bıkkınlıkla devam etti konuşmasına.

    "Ben bir arayıcıyım efendim, *O* bizden uzaklaşınca nedenini araştırmak için bir yolculuğa çıkmayı kendime görev edindim. " dedi sesine hafif bir hüzün katmaya çalışarak.

    Dekotta daha fazla açıklama yapması gerektiğini biliyordu ve bu açıklamaların işi zora koşacağını da biliyordu. O yüzden ne kadar az belirsizliklere girerse o kadar iyi olacağına karar kıldı.

    "Araştırmalarımı bu belaların merkezi olabilecek 10 kasaba civarında yoğunlaştırmaya karar vermiştim, bu nedenle oradaki komutanlarla iletişim kurdum. Orada toplananlar da *O* nun kullarıydı ve bana yardımcı olacaklarını düşündüm. Ettiler de " dedi Dekotta son sözünü hafif bir şüphe ile söylemişti, sanki başka şeyler düşünüyormuş gibi bir hava katmıştı konuşmasına. Gözleri karşısındaki komutanın arkasına bakıyormuş gibi odaklanmıştı bir an ve sonra da tekrar karşısındakine odaklandı.

    "Onlar da benden 10 kasabalıları ezerken onlara katılmamı istediler, sanırım arkada kalmamın benim açımdan sorun olabileceğini düşündüler, çünkü çevrede düşmanların olduğu konuşuluyordu. "

    "Ve buradayım komutan, bundan sonra sı da sizin ellerinize kalmış " dedi karanlık rahip karşısındaki adama bakarken.
    Back to top View user's profileSend private message
    celebnor
    Kullanıcı
    Kullanıcı





    Joined: Dec 11, 2004
    Posts: 173

    PostPosted: Sun Nov 19, 2006 9:46 am Reply with quoteBack to top

    “Eskortluk edeceğiniz kişi…ehem…önemli bir kişi diyelim. Götüreceğiniz yer ise Cthul Murgos. Buradan deniz yoluyla ayrılacak, tıpkı sizin gibi. Yolda başına bir şeyler gelmesinden korktuğumuz için sizi gemiye yanına koyacağız, ama ancak ona muhafızlık ederseniz.”

    Mahtan adamın sozlerini güçlükle ayırt ettikten sonra adama doğru kafasını kaldırdı.

    "Tamam...kabul ediyoruz" dedi ve yol arkadasları olacak iki barbara baktı..onlar yerine karar vermiş oldugunun farkındaydı..üstelik onların ona güvenmediklrinin de farkındaydı.. ama yapacak birşey yoktu...

    "şimdi tam olarak ne yapmamız gerekiyor"

    _________________
    Auré Entuluva...Outa i lomé
    Back to top View user's profileSend private messageYahoo Messenger
    Lord Necros
    BaÅ?büyücü





    Joined: Apr 29, 2005
    Posts: 1916
    Location: Necropolis

    PostPosted: Sun Nov 19, 2006 4:45 pm Reply with quoteBack to top

    İblisimsi drow ve birkaç saniye cevap vermedi. Boş bakışlı gözlerinden neler düşündüğü belli olmuyordu. Sadece o kırmızı gözlerle Dekotta’nın gözlerine öylece bakıyordu.

    “Peki neden buradasın? Neden tapınağa gitmek yerine Cthul Murgos’a geldin? Raporunu oraya vermen gerekirken neden buradasın?” diye üsteledi aniden.

    _________________
    All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

    Power demands sacrifice.
    Back to top View user's profileSend private message
    Lord Necros
    BaÅ?büyücü





    Joined: Apr 29, 2005
    Posts: 1916
    Location: Necropolis

    PostPosted: Sun Nov 19, 2006 4:46 pm Reply with quoteBack to top

    Edmond koşarak minotaura doğru hücum ederken minotaur korkuyla birkaç adım geri çekildi. Edmon üzerine atlayıp baltayı kavradığı zaman minotaur korkuyla baltayı kurtarmaya çalışarak çırpındı. Birkaç saniye süren güreşmenin ardından minotaur boynuzuyla Edmond’a vurmaya çalıştı ama Edmond tam zamanında geri çekilerek bu hamleden kurtuldu. Yine de geri çekilmesi, baltayı bırakması anlamına geliyordu. Minotaur bu anı fırsat bilerek baltasını başının üzerinde kaldırdı ve var gücüyle Edmond’un kafasına indirdi. Edmond hızla yana kaydı ve balta onu ıskalayarak yere saplandı.

    _________________
    All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

    Power demands sacrifice.
    Back to top View user's profileSend private message
    Lord Necros
    BaÅ?büyücü





    Joined: Apr 29, 2005
    Posts: 1916
    Location: Necropolis

    PostPosted: Sun Nov 19, 2006 4:48 pm Reply with quoteBack to top

    “Ah çok basit.” dedi gölgelerdeki adam elini sanki önemsiz bir şeyden bahsedercesine sallayarak. “Tek yapmanız gereken şey adamımıza göz kulak olmak. Kendisini ortadan kaldırmak isteyenler var. Bu sebeple Sorpigol’ü terk ediyor zaten. Burada can güvenliği kalmadı. Cthul Murgos’ta şansını deneyecek bir de. Ama yolda başına bir şeylerin gelme ihtimali mevcut. Dahası, yanında çok önemli bir emaneti taşıyor olacak. Korumanız gereken şey sadece o değil, ayrıca emanet.” Adam biraz daha duraksadıktan sonra devam etti. “Bina içinde serbestçe gezinebilirsiniz, ama dikkat edin, dışarı çıkarsanız şövalyeler tarafından yakalanma riskiniz ortaya çıkar.”

    Bu sözlerle birlikte gölgedeki adam topuklarının üzerinde dönüp kapıdan çıktı ve kapıyı yavaşça kapatarak Estabin, Elrach ve Mathan’ı baş başa bıraktı.

    _________________
    All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

    Power demands sacrifice.
    Back to top View user's profileSend private message
    Lord Necros
    BaÅ?büyücü





    Joined: Apr 29, 2005
    Posts: 1916
    Location: Necropolis

    PostPosted: Sun Nov 19, 2006 4:54 pm Reply with quoteBack to top

    “Kötü durumda olduğumu göstermiyorum değil mi?” diye yanıtladı şövalye hüzünle gülümseyerek. Gözleri yine daldı ve birkaç dakika boyunca anılarıyla boğuşurken yüzündeki hüzünlü gülümseme hiç silinmedi. “Her neyse, öncelikle kendimi tanıtayım. Adım Filiberto. Görevim gereği nereden geldiğimi söylemem doğru olmaz korkarım. Lütfen bunu yanlış anlamayın, bu bir güvensizlik değil. Hikâyeme gelince…” derin bir nefes alarak iç çekti ve devam etti. “Halkıma çok acılar çektiren birisini bulmak.”

    Filiberto sustu ve pelerinini araladı. Gredix, tıpkı düşündüğü gibi, Filiberto’nun tam takım zırha büründüğünü gördü. Filiberto belindeki keselerden birisini araladı ve içinden katlanmış bir parşömeni çıkarttı. Yıpranmış parşömeni yavaşça açan Filiberto, masaya koyduğu parşömeni Gredix’in önüne sürdü. Bu bir haritaydı. Güneyi, büyüklüğünün haritadan kestirilemediği bir denize açılan, doğusu ve batısında iki nehir bulunan, kuzeyi ise dağlık olan bir bölgeyi gösteriyordu. Gredix, haritada pek çok şehir ismi görmesine rağmen hiçbirini tanıyamamıştı.

    “Halkım,” diye başladı Filiberto “Tarımla uğraşır. Gördüğün gibi bu iki nehrin arasında kurulmuştur uygarlığımız. Tarımla uğraşmamıza rağmen pek çok başka dallarda da ilerlemiş durumdayız: Mühendislik, ticaret, astronomi, büyü, sanat, kültür… Buna rağmen tarım ağırlıklı bir toplum olmuşuzdur hep. Her yıl belirli periyotlarda bu iki nehir taşar ve çevrelerine bereket getirir. Çrünler bu bereketle daha çabuk olgunlaşır, daha verimli olur.” Filiberto’nun gözlerindeki ışıltı, memleketine ne kadar sevgi duyduğunu Gredix’e belli ediyordu. “Tahmin edersiniz ki böyle parlak bir medeniyetin düşmanları da oldukça fazladır. Bazıları dış düşmanlardır. Bu medeniyeti kıskanıp onu ortadan kaldırmak isterler. Bazıları ise iç düşmanlardır. Bu medeniyete hükmetmeyi isterler. Bunun dışında şehir devletleri halinde yaşayan halkım arasında çeşitli mücadeleler daima olmuştur.” Filiberto’nun yüzü karardı ve ses konu ağırlaştı. “İşte bu iç düşmanlardan birisidir Lamar. Tanrısına olan sadakâti sayesinde tanrısının ona bahşettiği güçlerin yanı sıra, büyücülük üzerinde de yoğun bir hakimiyeti olan, hırs dolu arzularını tatmin etmek için her şeyi yapabilecek birisidir.

    Lamar’ın amacı tüm bu topraklara her ne pahasına olursa olsun hükmetmektir, her ne pahasına olursa olsun!”
    Filiberto son kelimeleri vurgulamıştı. “Gaddar tanrısının da desteklemesiyle birlikte Lamar, ülkede terör estirdi. Çlkenin her yanındaki tuhaf olayların hepsinde onun parmağı vardı. İnanın o kadar çok şeyler çektik ki… Bu olayların sorumlusunu uzun zamandır bilmiyorduk ama en sonunda araştırmalarım bizi Lamar’a götürdü. Planları yerle bir olan Lamar, güneydeki bir balıkçı kasabasından kaçırdığı bir tekne ile kaçtı.

    Ben ve yoldaşlarım da onu takip ettik.”


    Filiberto durdu ve önündeki yemekten bir çatal aldı. Gözlerindeki sıkıntı, anlattığı kadarının sonrasında olanların habercisiydi sanki.

    “Lamar’ın kaçışı sadece bir tuzaktı. Lamar’ın planlarını altüst eden bizleri peşinden çekiyordu. Lamar’ı izledik. Açık denizde nerede olduğumuzu bilmiyorduk. Ufukta Lamar’ın teknesini görebiliyorduk ama.

    O açık denizdeki dalgalar hem Lamar’ın hem de bizim kullandığımız tekneler için çok fazlaydı. Sonuçta ikimizin de tekneleri alabora oldu. En son hatırladığım şey bu ağır zırhımla dibe çöktüğümdü.

    Kendime geldiğimde küçük bir kumsaldaydım. Diğer arkadaşlarım da öyle. Nerede olduğumuzu bilmeden birkaç gün kumsalda konakladık. Hiç kimseye rastlayamayınca da kendimiz keşfe çıktık.

    Kumsalın gerisindeki ormanı araştırırken bir gece saldırıya uğradık. Yoldaşlarımın çoğunu orada kaybettim.”
    Filiberto gözleri dolunca bir dakika kadar konuşmayı kesti. “Cennetin Kralı ruhlarını bağışlasın, çok zorlu bir dövüştü. Geriye sadece ben ve ruhban arkadaşım kaldık. Lamar ve adamlarını takip ederken rastladığımız yolu takip ettiğimizde de bu şehre geldik.

    şehir içinde Lamar ve adamlarının saldırısına bir kez daha uğradık. Bu sefer yanlarında yerel bazı savaşçılar da vardı. Onlarla çarpışırken yoldaşımla ayrı düştük.

    O günden beri yalnızım. Soruşturmalarımda Lamar’la ilişkisi olanlardan öğrendiğime göre, memleketimizden çok çok çok uzakta bir yerdeymişiz. Açıkçası tam anlayamadım. Ama buraya geldiğimden beri gelen mültecilerden duyduklarım her yerde afetlerin yaşandığı. Anladığım kadarıyla Lamar bu afetlerden korkmuş ve bu bölgeden uzaklaşmaya çalışıyormuş. Tüm denemeleri başarısız olmuş, ama buradan çıkışın büyülü bir yolunu bulmuş. şimdi kendisini bu büyü için gereken şeyleri bulmaya odaklamış.

    Kısacası Lamar kaçamamalı. Ben büyüden hiç anlamam korkarım. Bu yüzden Lamar’ı gittiği yerde takip etme şansım yok. Lâkin Lamar’ı bulup öldürmem lazım. Aksi takdirde halkıma daha çok fazla acı çektirecek. Yoldaşımı hiçbir yerde bulamadığım için öldüğünü varsayabiliyorum ancak. Bu yüzden de sizin gibi yiğit birisinden yardım istemek zorunda kalıyorum.”


    Filiberto sustu ve yemeğine döndü. Birkaç lokma yedikten sonra Gredix’e baktı. “Benim anlatacaklarım bu kadar. Sorularınız varsa cevaplamaya çalışırım. Ama ben sizi tanımıyorum asil savaşçı.”

    _________________
    All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

    Power demands sacrifice.
    Back to top View user's profileSend private message
    Lord Necros
    BaÅ?büyücü





    Joined: Apr 29, 2005
    Posts: 1916
    Location: Necropolis

    PostPosted: Sun Nov 19, 2006 4:58 pm Reply with quoteBack to top

    “KOMUTAN Jarek.” dedi Jarek Mark’ın gözlerinin içine öfkeyle bakarak. “Bana böyle hitap edeceksin çaylak.” Jarek homurdanarak tüm gruba döndü ve kemerinden bir parşömen tomarı çıkartıp açtı. Cthul Murgos’un bir haritasıydı bu.

    “İşte burası.” diye gösterdi Jarek parmağıyla liman bölgesinin güneyini. “Asıl gruplar burada toplanıyor. Saldırı buradan başlayacak. Gizlice yapılan bir saldırı izlenimi vereceğiz ama asıl amaç zaten görülmek. Böylelikle gizli bir darbe vurmayı planladığımızı sanan Azalin inananları, savunmalarını bu bölgeye yöneltecekler. Burada kıran kırana bir çarpışmanın olacağından şüphem yok. İşte bütün dikkatler buraya yönelmişken bizimkisi gibi küçük ekipler liman bölgesine gizlice girecekler. Biz ise şuradan gideceğiz.” Jarek parmağıyla surların denizle buluştuğu yeri gösterdi. “Buradan sandallarla ilerleyeceğiz. Açıktan gideceğimiz ve ışıklardan kaçınacağımız için ise kimse farkımıza varamayacak.”

    Jarek parmağıyla liman bölgesini gösterdi. Limanların tam arkasındaki meydanın öbür ucunda Azalin Tapınağı olarak kullanılan eski belediye binası ve çevresini saran dört büyük bina kırmızıyla işaretlenmişti. “Buralar Azalin inananlarının savaşçılarının kışlaları. Asıl güçleri burada yoğunlaşmış. Ne yazık ki su rezervleri de…” Jarek en büyük olan binayı gösterdi. “Burada. Burası bir depo olarak kullanılıyor. Sadece su değil, bütün erzaklar burada bulunmakta. Çncelikli görevimiz su rezervlerini zehirlemek. Çatışmalar bittiğinde biz püskürtülmüşüz izlenimi yaratarak geri çekileceğiz. Daha sonra hem yaralılarla ilgilenmek için, hem de dövüşten yorulan askerler için su getirilecek. İşte bu da onların sonu olacak.” Jarek bu kez de tapınağı işaret etti. “Gelelim simya laboratuarına. Laboratuar tapınağın içinde, bu yüzden oraya ulaşmamız çok zor olacak. Tapınağın içlerine kadar girip mahzenlere ulaşmamız lazım. Su rezervlerine ulaşmamız bile tehlikeliyken bunu başarmamız daha da güç olacaktır. şüphesiz zorlu çatışmalar bizi bekliyor. Ama en azından tapınak ve çevresindeki tek ekip biz olmayacağız. Başka görevlerle orada bulunan birkaç grup daha olacak. Eğer şansımız yaver giderse başımız sıkıştığında onlardan biriyle karşılaşırız.”

    Jarek başını kaldırıp etrafa bakınırken Mark’ın verdiği şişeyi de keselerinden birisine yerleştirdi. “Evet, sorusu olan yoksa yola çıkıyoruz.”

    _________________
    All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

    Power demands sacrifice.
    Back to top View user's profileSend private message
    Lord Necros
    BaÅ?büyücü





    Joined: Apr 29, 2005
    Posts: 1916
    Location: Necropolis

    PostPosted: Sun Nov 19, 2006 5:01 pm Reply with quoteBack to top

    Peter sazın tellerine son kez dokunarak ezgiyi noktaladı ve bakışlarını Maximillian’a çevirdi. Maximillian başını yanındaki bir ağaca dayamış, sessizce ağlıyordu. Yine de en azından az önceki histerik hali geçmişti. şarkı en azından buna yaramıştı. Maximillian başını yavaşça Peter’e çevirdi.

    “Teşekkür ederim kardeşim. En azından sen yanımdasın.” dedi ve uzanıp Peter’in elini tuttu. “Yine de buradan çıkabileceğimizi pek sanmıyorum. Bitkiler konusunda ben de en az senin kadar cahilim korkarım. Yine de bir şeyler aramaya gideyim. Belki şans eseri bulurum. Sen buradan ayrılma. Nasıl olsa…” Max acı acı gülümsedi. “Dönüp dolaşıp geleceğim yer yine burası, öyle değil mi?”

    Maximillian ayağa kalktı ve kılıcıyla yay ve okları dışındaki bütün eşyalarını oraya bıraktı. “Ben gelene kadar sen de kamp hazırlıklarını yapar mısın? Gelirken ateş için çalı çırpı da toplarım.” dedi ve yavaşça ormanın içine doğru ilerledi.

    Max uzaklaşırken Peter elinde sazı ile onu izliyordu. Gencin pek umudu yoktu. Daha çok çaresizlik içinde yiyecek aramaya gitmişti. Maximillian gözden kaybolduğu anda Peter tam arkasında yaşlı bir ses duydu.

    “Çok genç. Belli ki hayatı yaşıtlarına nazaran ona daha fazla şey öğretmiş, ama yine de henüz bütün gerçekleri göremiyor, en azından senin şarkında anlattığın gerçekleri. Yine de azimli ve kolay kolay pes etmeyi reddediyor.”

    Peter irkilerek arkasını döndü. İki metre kadar gerisinde devrilmiş bir ağacın kalıntılarının üzerinde oturmuş, koyu yeşil bir cüppe giyen, yüzü kırış kırış olmuş bir elf vardı. Cüppesinin kukuletasını geriye atarak kısa, beyaz saçlarını ortaya çıkartmıştı. Badem gözleri berrakça, Maximillian’ın gittiği yöne bakıyordu. Gözler daha sonra Peter’e çevrildi. “En azından sen, onun göremediği bazı şeyleri görebiliyorsun oğlum.”

    _________________
    All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

    Power demands sacrifice.
    Back to top View user's profileSend private message
    Lord Necros
    BaÅ?büyücü





    Joined: Apr 29, 2005
    Posts: 1916
    Location: Necropolis

    PostPosted: Sun Nov 19, 2006 5:02 pm Reply with quoteBack to top

    Setsuna sakin görünmeye çalışarak ortamdan uzaklaşırken hâlâ adamın bakışlarını üzerinde hissedebiliyordu. şehirden buradan çıkamayacağını anladığı için tekrar içerilere doğru gidiyor, gözden kaybolmaya çalışıyordu. Adımlarını hızlandırdı ve ilerideki dönemeçten sola dönüp hızla ilerledi. Caddenin kenarında, mümkün olduğunca gölgelerde kalmaya çalışıyordu. Tabi bunu da ne kadar becerebilecekse!

    Yol boyunca ilerlemeye devam etti ve cadde, varoş bölgelere doğru ilerledikçe kendisine yönelen uğursuz bakışların arttığını fark etti. Güneşin son ışıkları gökteki bulutlardan yansırken artık kararmış bir sokağı fark etti Setsuna. Orada saklanabilir miydi acaba?

    Sokağın tam önüne geldiğinde tekrar arkasına baktı ve onu daha önceden inceleyen adamın onu takip etmekte olduğunu gördü. Çstelik sadece birkaç metre ötesindeydi. Elektrik mavisi gözlerini Setsuna’nın gözlerine dikmiş, bir elini pelerininin altına sokmuş bir vaziyette hızla Setsuna’ya doğru yaklaşıyordu.

    _________________
    All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

    Power demands sacrifice.
    Back to top View user's profileSend private message
    Lord Necros
    BaÅ?büyücü





    Joined: Apr 29, 2005
    Posts: 1916
    Location: Necropolis

    PostPosted: Sun Nov 19, 2006 5:03 pm Reply with quoteBack to top

    Xanaphia derin bir nefes aldı ve birkaç saniye tuttu. Kulaklarını çevresindeki tartışmalara ve homurdanmalara tıkarken derin bir nefes verdi ve zihnini boşaltıp tek bir şeye, kapının ardını duymaya odaklandı. Boştaki eli ile yavaşa sembolleri yavaş ve aralıklı bir şekilde çizmeye başlarken dudakları zaman zaman kıpırdıyor ve büyüyü sürdürüyordu. Büyü ağının kusursuz yapısı Xanaphia’nın bedeninden akıp kulağına dayadığı boynuza, oradan da kapının ardına geçerken Xanaphia’nın vücudu karıncalanıyor, hafif bir zevk alıyordu.

    Uzun ve yavaş süren büyünün son sözcüğünü de seslendirdiği zaman Xanaphia soluğunu tuttu ve sesleri dinlemeye odaklandı.

    Kapının ardından boğuk boğuk yankılanan, fısıltıyla söylenen sözcükler duyuluyordu. Birden çok kişi mevcuttu orada, Xanaphia bu kadarından emindi. Söylenenleri anlamıyordu, ama şüphesiz bu cüce lisanıydı. Sesler heyecanlı heyecanlı bir şeyleri tartışıyordu fısıldaşarak.

    Xanaphia dinlemesinin artık anlamsız olduğunu biliyordu. Konuşulanları anlayamıyordu. Ama en azından artık içeride birilerinin olduğunu biliyordu.

    Bu sırada kulağına başka sesler de çalındı Xanaphia’nın. Başka varlıkların sesleriydi bunlar. İnsan sesine benziyorlardı. Bu dili anlayabiliyordu Xanaphia. Hatta iki kişinin tartışması gibi geçiyordu. Xanaphia cücelerin konuşmalarını vazgeçip bu konuşmayı dinledi.

    “Sen salağın teksin Reynald! Ne olmasını bekliyorsun, sen böyle bağırınca kapıların açılacağını mı? Sen ki kuleye yeni gelip kapının önünde bağırıp çağıran çıraklara kızan birisisin. Aynı şeyi şimdi kendin yapıyorsun be adam!”

    “A-ama… Ama… Ben çırak değilim anlıyor musun? Kulenin kapısı itildiğinde açılabilecek büyüklükteydi, ama burada on metrelik demir kapılardan bahsediyoruz!”

    “Ama bu aynı şekilde bağırdığın gerçeğini değiştirmiyor!”


    Tanrılar aşkına! Bu resmen bir işkenceydi! Sadece büyüyü yapmak bile en azından on dakika alıyordu ve Xanaphia bu sürenin üzerinde bir de kapının ardını dinlemişti. Ve bu sırada Reynald ve Molissei hâlâ tartışıyorlar mıydı?! Xanaphia bir an şaşkınlığına lanet etti. Tam da içeriden insan sesi geldiğini düşündüğü anda seslerin aslında yanında konuşan Reynald ile Molissei’ye ait olduğunu anlamıştı.

    _________________
    All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

    Power demands sacrifice.
    Back to top View user's profileSend private message
    Display posts from previous:      
    Post new topicThis topic is locked: you cannot edit posts or make replies.


     Jump to:   



    View next topic
    View previous topic
    You cannot post new topics in this forum
    You cannot reply to topics in this forum
    You cannot edit your posts in this forum
    You cannot delete your posts in this forum
    You cannot vote in polls in this forum


    Powered by phpBB © 2001 phpBB Group

    :: HalloweenV2 phpBB Theme Exclusive ::
     
    FRPWorld.Com ülkemizdeki fantezi edebiyatı ve frp sevenleri bir araya getirmeyi amaçlayan bir web sitesidir. 2003 yılında kurulmuş olan sitemiz kullanıcı ve yöneticilerimizin katkıları ile büyüyüp Türkiyenin en büyük frp sitelerinden birisi olmuştur. Galerisi, indirilecekler kısmı, akademisi, yazarları ile sitemiz tam bir frp hazinesidir. FRPWorld sizin de desteklerinizle böyle olmaya devam edecektir. FRP'nin doyumsuzca yaşandığı bu diyara hoş geldiniz.

    FRPWorld, yeni bir frp dünyası


    Sitede bulunan yazı, doküman ve diğer içerikler siteye ait olup başkaları tarafından kopyalanması, dağıtılması ya da ticari amaçla kullanılması yasaktır.
    Siteye yapmış olduğunuz katkılar frpworld.com'un olup bunları yayınlama ya da yayınlamama hakkı site yöneticilerine aittir.


    Sayfa Üretimi: 0.78 Saniye