Frp World Ana Menü
  • Frp World
    » Anasayfa
    » Forum
    » Anketler
    » Akademi
    » Kitap Tanıtımları
    » Haber Arşivi
    » Haber Gönderin
    » Makale Gönderin

  • Üyelere Özel

  • Kişisel
    » Hesabınız
    » Özel Mesajlar
    » Üye Listesi
    » Üye Arama
    » Siteden Çıkış

  • Site Bilgileri
    » Top10
    » Site Hakkında Yorumlarınız
    » İstatistikler
    » Destekleyen Siteler

  • Kullanıcı Menüsü
    Hoşgeldin, Diyar Gezgini
    Üye Adı
    Şifre
    (Kayıt Ol)
    Üyelik:
    Son Üye: MarinaTrac
    Bugün: 14
    Dün: 46
    Toplam: 84660

    Şu An Bağlı:
    Ziyaretçi: 1915
    Üye: 0
    Toplam: 1915

    FrpWorld.Com :: View topic - New York Günlükleri
    Forum FAQ  |  Search  |  Memberlist  |  Usergroups   |  Register   |  Profile  |  Private Messages  |  Log in

     New York Günlükleri View next topic
    View previous topic
    Post new topicReply to topic
    Author Message
    Firble
    Forum Yöneticisi





    Joined: Mar 12, 2004
    Posts: 6496

    PostPosted: Wed Mar 10, 2010 3:11 am Reply with quoteBack to top

    New York Halk Kütüphanesi

    Buz pateni pistleri denince aklıma bir de New York halk kütüphanesi geldi. Söz konusu halk kütüphanesi, önceki mesajımda da belirttiğim gibi, çok sayıda filmde yer almıştır. O çok sayıda filmden aklımda kalansa Yarından Sonra filmi... ABDnin benim hatırlamadığım bir yerinde üç günlüğüne New Yorka gelen kafadarlar, Dünyanın iklimi değişince soğuktan donmamak için kütüphaneye sığınıyorlar ve kitapları yakarak ısınıyorlardı. Elbette sığınacak başka yer mi yok onca gökdelen var diye de düşünmek mümkün...

    Kütüphanenin olduğu alanı New Yorklular çok seviyor. Daha önce bu alan New York un su depoloma alanıymış, sonra bir fuar için İngilteredeki o zamanlar ( 1850ler) çok meşhur bir binanın küçük bir taklitini buraya yapmışlar. En son da kütüphane yapmışlar.

    Kütüphanenin arka tarafı, diğer bölümde de belirttiğim gibi park. Kışın buz pateni olmasının yanısıra, yazları da değişik etkinlikler var sanırım. Benim şahit olduğum bir bedava yoga kursu vardı mesela.... İsteyen parkın bir köşesine serilmiş kumaşların üzerine oturup yogaya katılabiliyordu. Ancak kütüphanenin en azından benim izlediğim filmdeki görünümü öbür taraftan yani parka değil caddeye bakan taraftan. Söz konusu cadde, 5. cadde, yani New York un en lüks mağzalarının sıra sıra dizildiği bir cadde. Açıkçası alış veriş yapmaktan çok zevk alacağımı sanmıyorum. Ama şöyle boydan boya yürüyüp caddedeki insanları seyretmek güzel oluyor.

    Kütüphanenin caddeye bakan tarafında meşhur merdivenler var. Bu merdivenlere oturup sokak satıcılarından alınan yemekleri ( tabak çatal da veriyorlar sağ olsunlar ) yemek mümkün. Oturacak temiz bir yer aramıyorsanız en kaliteli New York lokantısındaki kadar güzel bir yemek olabiliyor. ( şimdi bana diyeceksiniz, kaç defa kaliteli New York lokantasında yemek yedin diye, ama iyi kötü ortamlarını tahmin edebiliyorum. ) Gelelim içeriye girmeye.. İçeriye girerken çantaların içine bakıyorlar, dolayısı ile girmek çok az da olsa bir süre alabiliyor. Yukarıda bulunan ana çalışma salonuna çıkmak daha da vakit alıyor.

    Eğer böyle şeylere meraklıysanız, kütüphanenin bir anı eşyaları ile bir takım kitaplar satan bir dükkanı var, bunun dışında kütüphane için resim sergileri ve film gösterileri de oluyor. Sergilerden bir iki tanesini gezdim ama pek film gösterisine katılmadım.

    Ana salona girildiği zaman ilk yapılması gereken yukarı bakmak... Oldukça yüksek bir tavan var ve tavandaki resimler, kütüphanedeki her hangi bir sergiden daha etkileyici... Açıkçası bir iki defa kütüphanede çalıştım, genelde yorulduğum zaman yukarıya bakıyordum.

    Ana salonda birçok kitap var, onun dışında kütüphanede özel bir takım alanlarda çalışmak isteyenlere ayrılmış odalar da var ayrıca, oralarda da kitaplar var. Ama bu kitapların nasıl alındığını açıkçası bilmiyorum. Sanırım bir kütüphane kartı gerekiyor. Açıkçası ben NYU ile bizim üniversitenin kütüphanelerini kullanmayı tercih ediyorum.

    Bunun dışında belki en güzel yanı kütüphanenin, bedava internete girebiliniyor. Çzellikle biraz ilham gerektiren yazılara başlamak gerçekten çok güzel oluyor New York Halk kütüphanesinde...

    Evet işte o kütüphane kütüphane dedikleri de bu...

    _________________
    HARBE GÄ°DEN
    Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
    Orhan Veliden
    Back to top View user's profileSend private message
    Firble
    Forum Yöneticisi





    Joined: Mar 12, 2004
    Posts: 6496

    PostPosted: Mon Mar 15, 2010 4:30 am Reply with quoteBack to top

    İkinci El Barrio Macerası ve Ward Adası

    İlk maceradan bu yana aslında El Barrio ya epey bir uğruyorum. O nedenle El Barrio'ya da genel olarak gördüklerimi de anlatacağım bu yazıda...

    Genel olarak arkadaşlar El Barrio en sevdiğim mahallelerden birisi. Çncelikle etnik bir mahalle. New York un etnik mahallelerini öteden beri çok seviyorum.

    Ama onun da ötesinde, Latin Amerika kültürünü de seviyorum. Çrneğin Harlem gibi mahallede turistlerin gidebileceği neredeyse hiçbir yer yok. Harlem hakkıyla turistik bir merkezken, El Barrio sadece bir mahalle... Ama yine de içinde dolaşmak bile Harlemden daha iyi geliyor bana... Çncelikle her yer hareketli. Gülen insanlar, yüksek sesle konuşanlar, oynayanlar, dans edenler. Tüm bunlar kışın bile var, hatta dışarıda fırtına varken, yani insanların en dışarı çıkmayacağı havalarda bile.

    Binaların üzeri resimlerle kaplı... Harlemde de resimler var, ama oradaki resimler daha nasıl desem, sanki zoraki çizilmiş gibi... Buradaki resimler çok daha canlı, doğal.

    El Barrio nun tüm Latin Amerikalıların yerleştiği bir yer olmadığını belirtmek lazım. El Barrio ya yerleşenler daha çok Porta Rikolular. Porta Riko 20. Yüzyılın başında ABD İspanya arasındaki savaşla ABDnin eline geçmiş. Hala ABDye bildiğim kadarı ile bağlı. Ancak adadakiler ABD vatandaşı değiller, ABDye de rahatça gelip gidemiyorlar. Ancak 1950lerde sanırım Porta Rikoluların ABD vatandaşı olmaları kolaylaşıyor. Böylece çok sayıda Porta Rikolu New Yorka geliyor.

    El Barrio, ya da Doğu Harlem olarak da bilinen bölge daha önce İtalyanların yerleştiği yerlerden biri imiş. Biri imiş diyorum çünkü Manhattanda bile ayrıca Küçük İtalya var. Gerçi bugün Küçük İtalya aslında Çin Malı sayılabilir, Binalar ve dükkanlar Çinlilere aitmiş, ama akıllıca davranıp boylu boyunca bir caddeyi İtalyanlara kiralamışlar Çinliler böylece Çin Mahallesinden farklı bir turistik bölge oluşmuş. Bu Çinlilerin desteği ile oluşan Küçük İtalyayı bir yana bırakırsak Manhattanda İtalyan dükkanlarının en yoğun olduğu yer hala El Barrio sanırım.

    El Barrio ayrıca kentte berberlerin de en yoğun olduğu yerlerden birisi... Ve berberler aynı bizim berberlere benziyorlar. Diğer yerlerdekiler biraz saç bakım stüdyolarını andırıyorlar. Başka bir tuhaf şey, El Barrio da bir internet kafe buldum ve internete girme fiyatı neredeyse bizdekinin aynı... şey tamam iki katı kadar ama New York standartlarında neredeyse aynı sayılır. Ayrıca buralardan internete giren yerliler de var, sadece turiste benzeyen insanlar girmiyor bu da insana kendini iyi hissettiriyor.

    El Barrio nun tam güney sınırında 96. cadde var. Bu caddeye 1970lerde Berlin Duvarı diyorlarmış, o zamanlar beyazlar için bu caddeyi geçmek cesaret istermiş. şimdi de hafif Berlin Duvarını andırıyor. Oldukça geniş olmasına rağmen iki yanında neredeyse hiçbir dükkan, kafe, lokanta vesaire bulundurmayan sanırım tek cadde.

    Ama caddenin üstünde bir cami var. Afrikalı Amerikalı olmayan Manhattanlı Müslümanların sanırım en çok övündükleri cami çünkü lafının geçtiğini çok duydum. Yanında da İslam Kültür Merkezi var.

    Ward Adasına gelince... Eve dönünde öğrendim aslında bu ada Raskal Adası denilen başka bir ada ile birleşik bir ada. Çzerinde demiryolu ve kara yolu olan dev iki köprü var. Köprülerin yanına yaklaştığınız zaman zaten gürültü epey fark edilir oluyor.

    Adanın güney ( ve sanırım kuzey) bölgelerinde spor tesisleri var. Güney yakasında ayrıca güzel bir Manhattan manzarası var. Çzerine oturulabilecek kayalar da var. Kısacası güzel denilebilecek bir mekan.

    Adanın ortaları ise... İşte oralar korkunç.... Çncelikle bir süre vakıfın tesisi var. Ancak hemen hemen hepsi, girilmesi yasaktır, sakın denemeyin, hatta etrafta bile dolaşmayın gibi yazılarla kaplı... Sanırım birkaç fabrika ya da en azından fabrikayı andıran tesis var. Ayrıca metalleri tahtaları çürümüş bolca bina da var. Kısacası ortasından kuzeye çıkmayı denediğimde beni korkutacak bolca öge vardı.

    Ben de ne yaptım? Aynen geri döndüm tabii. Ondan sonra da El Barrio ya...

    Açıkçası Manhattan manzarasına rağmen pek bu adaya gitmenizi önermem. Güzel manzara ama 20 dolar verip Rockafeller Merkezinin terasına çıkmak daha mantıklı gözüküyor.

    _________________
    HARBE GÄ°DEN
    Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
    Orhan Veliden
    Back to top View user's profileSend private message
    Firble
    Forum Yöneticisi





    Joined: Mar 12, 2004
    Posts: 6496

    PostPosted: Fri Mar 19, 2010 3:32 am Reply with quoteBack to top

    Harlem'in Meşhur Apollo Tiyatrosu

    Aslında son birkaç gündür yaşadığım epey bir macera var. Ama ben Apollo Tiyatrosu üzerine yazayım. Epey zamandır gitmek istiyordum, sonunda dün çarşamba akşamı gidebildim.

    şimdi arkadaşlar Apollo Tiyatrosu denen tiyatro New Yorkta Harlemin kalbinde... Aslında Times Meydanında olsa son derece sönük görülebilecek bir yer... Ama Harlem'in kendine özgü havası aslında döküntü yer diyebileceğiniz yerlerin bir şekilde hoşunuza gitmesini sağlayabiliyor.

    Bu Apollo Tiyatrosu 1930larda kurulmuş. Bu yıllar ABDli zencilerin ilk önemli kültürel ürünlerlerini verdikleri yıllar. Edebiyattan, müziğe, tiyatroya kadar birçok alanda zenciler epey önemli isimler çıkartıyor. Daha önce de birkaç kişi var ama bu dönem daha önceki yıllara göre çok daha fazla insan çıkıyor. Ki zaten ABDli zenciler bu döneme Harlem Rönesansı diyorlar.

    Apollo Tiyatrosunun en önemli etkinliği Amatörler Gecesi... İsmi aslında çok da güzel bir şey değilmiş izlenimi uyandırıyor. Ki ben de buraya ilk taşındığımda öyle düşünmüştüm. Sonra ama insan anlıyor ki aksine, Amatör Gecesi aslında Apollo Tiyatrosunun en güzel en etkileyici gösterisi. Sanırım 30-40 belki 50-60 yıldır sürüyormuş, çok sayıda da ünlü şarkıcı çıkarmış. Biraz bizim popstar gibi... Ama gördüğüm kadarı ile jüri yok, kimin kazanacağını seyircilerin çığlıkları ve çıkardıkları sesler belirliyor. Müzik ve şarkı epey daha ön planda Türkiyenin popstar yarışmasına göre... Bir de çok daha amatör sanırım, yarışmanın gücü de buradan geliyor.

    Meşhur bir odun parçası var, üzerine insan şekilleri kazınmış, bu oduna Umut Ağacı ( Tree of Hope diyorlar ) her şarkı söyleyecek kişi ağaca elini değdiriyor öyle söylüyor şarkısını....

    Seyircilerden birilerinin seçildiği ve çocukların şarkı söylediği bölümler var, bir de yetişkin yarışmacıların olduğu bölümler... Yetişkin Yarışmacılar şarkı söylerken yuhalamak serbest ve yeterince yuhalananları polis, temizlik görevlisi itfayeci gibi kılıklara giren komik bir karakter sahneden kovuyor. Açıkçası çok sinir bozucu... Bana ilginç gelen insanların yuhalanırken bile şarkı söylemeye devam etmesi...

    Neyse Amatörler Gecesi hep çarşambaları benim de çarşamba dersim var... Hem de gece var... Bir bakıma ben de Makroekonomi Gecesi yaşıyorum. : ) ) Dolayısı ile hiç fırsatım olmamıştı. Katılmış görmüş oldum, güzel oldu bence... Eh bir çarşambam daha boşalırsak doğrusu görmek isterim tekrar... Çzellikle en son bir final bölümü mayısta... Belki onu görürüm.

    _________________
    HARBE GÄ°DEN
    Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
    Orhan Veliden
    Back to top View user's profileSend private message
    Firble
    Forum Yöneticisi





    Joined: Mar 12, 2004
    Posts: 6496

    PostPosted: Mon Mar 22, 2010 2:24 am Reply with quoteBack to top

    Grand Central Tren İstasyonu ile Pennslyvania Tren İstasyonu

    Aslında bunları uzun zamandır yazmak istiyordum. Çzellikle ikinci istasyonun benim için oldukça büyük bir önemi var. Ama birincinin daha ünlü olduğunu itiraf edeyim. Çnlü çünkü adeta ünlü olmak için yapılmış. Dev bir tavan, tavana çizilmiş resimler, istasyonun içinde lüks balo salonu, lüks bir lokanta ve eh nisbeten yine fena olmayan lokantalar... Daha da yetmezmiş gibi Grand Central, tenis turnuvaları gibi birçok etkinliğe de ev sahipliği yapıyor. Evet burası bir tren istasyonu....

    Ama şunu da belirtmek lazım ki buradan kalkan trenlerin gittiği yerler çok sınırlı... Açıkçası adını duyduğum neredeyse hiçbir yer yok. ABDnin asıl tren firması Amtrak ve onun da istasyonu Penn Station.

    PennStation, ya da Pensilvanya İstasyonu adını istasyonun tam karşındaki otelden almış. istasyonun hemen üstünde Madison Square Garden var. Burası NBA maçlarının oynandığı yer. NBA maçı dışında, buz hokeyi, boks, tenis maçları, konserler, sirk, ayrıca politik konuşmalar da burada yapılıyor. Kısacası çok renkli bir tarihi var.

    İstasyon buranın altında.... Yani alt katında falan değil, üzerinde durduğu zeminin altında... New Yorklular kentlerinin ana tren istasyonunu yer altına yapmışlar. Ne denebilir ki... İlahi New Yorklular. İstasyona inmek için yerin altına iniyorsunuz merdivenle. Trene binmek için daha da iniliyor. Trenler Manhattanın kuzeyine kadar yerin altından gidiyorlar. Kentin nisbeten daha düşük gelirli kişilerinin oturduğu bölgelerinde yukarı çıkıyorlar.

    Penn Station benim için çok büyük bir manevi öneme sahip... Eskiden evim çok yakınındayken, iki günden bir gelirdim. Girişin de bir abimin Welcome to Pennsilvanya Station. Please exercise Caution lafını dinlerdim. Lafın ne olduğunu hala bilmiyorum.

    İstasyonun içinde New Yorktaki türlü turistik aktivite hakkında bilgi alınabiliyor. Eh ben de bazen çok ilginç bir şey var mı diye bakardım. Bir de ne bileyim öteden beri tren bekleyen insanları izlemeyi severim. Eskiden de Haydarpaşa Garını severdim.

    Belki şunu da eklemek lazım. Trenler bir defa yukarı çıktı mı bu defa iyice yukarı çıkıyorlar. Belki de şehir evlerle kaplı olduğundan şehirden geçen tren hatlarını bazen 10 15 metreye bulan üst yollara yapmışlar. İnsan altından geçerken kendini tuhaf hissediyor ki, yol dümdüz olduğundan aslında trenin ille de yukarıdan geçmesi gerekmiyor aslında...

    _________________
    HARBE GÄ°DEN
    Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
    Orhan Veliden
    Back to top View user's profileSend private message
    Firble
    Forum Yöneticisi





    Joined: Mar 12, 2004
    Posts: 6496

    PostPosted: Mon Mar 29, 2010 2:48 am Reply with quoteBack to top

    Birleşmiş Milletler Binası

    Her halde yazmışımdır diyordum. Az önce bakmışım. Nasıl yazmam yaaaa.... Cidden yok... Bari hemen açığı kapatıp yazayım.

    şimdi arkadaşlar Birleşmiş Milletler New York'un beni en çok heyecanlandıran yerlerinden biridir. Lise yıllarımdan beri burada çalışmayı istemiştim. Hala da isterim öyle bir fırsat çıksa...

    Bina New York'un, daha doğrusu Manhattan'ın ortalarında ve doğusundadır. Sembolik olarak binanın içini uluslararası arazi sayılıyor. ( Çok ciddi bir olayda bunun dikkate alınacağını sanmıyorum gerçi ) Kendine ait bir postanesi var, kendine ait damgası ve pulları var. Burada birkaç arkadaşıma mektup yolladım. : ) ) )

    Binanın caddeye bakan tarafında, sanıyorum Dünyanın bütün devletilerinin bayrakları var. ( Belki BMye üye olmayan birkaç üye vardır) Açıkçası bildiğim ülkelerin bayraklarını aramak BM çevresinde en çok hoşuma giden aktivitelerden birisi...

    İçeride üst kat sergiler ( çoğunlukla çocukların yaptığı, barış, sevgi, doğa, küresel ısınma tarzı konuları içeren resimler ), belli devletlerin gönderdiği hediyeler ve heykeller var. Heykellerde genellikle barış temalı...

    Alt katta kafeterya BM Unicef, Unesco logolu eşya ve kitapların satıldığı bir dükkan var. Tam karşısında da farklı ülkelerden gelen hediyelik eşyaların satıldığı bir başka dükkan... Açıkçası bu ikinci dükkanı gezmek de çok zevkli...

    BMnin içindeki turlar ise... Aslında bunlar özellikle çok şey beklerseniz hayal kırıklığı gibi gelebilir. Genellikle BMnin normal şartlarda giremediğiniz bölümlerindeki heykel ve resimleri görüyorsunuz.

    BM Genel Kurul salonuna girebiliyorsunuz. şu salona yani Image

    Etkiliyor mu derseniz... Evet beni etkiliyor. Salonda ses cihazları var. Her konuşma anında altı ayrı dile çevriliyor. Bu dillerin neler olduğunu bazen arkadaşlarımdan tahmin etmelerini istiyorum.

    Eh size doğrudan yazayım. İngilizce, Fransızca, İspanyolca, Arapça, Çince, Rusça.

    Bir de BMnin meşhur Güvenlik Konseyi var. Oraya tabii sokmuyorlar. Oradaki kameralardan canlı olarak Güvenlik Konseyinin görüntüsü izlenebiliyor. Ama ben zaten Irak Savaşı öncesinde canlı olarak konseyde yapılan toplantıyı ( tabii Türkiyeden ) izlemiştim.

    Çok muazzam çok muhteşem yapacak bir şey yok aslında... Ama içinde bulunmak bile güzel bence.. Belki bu nedenle zaten adamlar ek birşey koymamışlar. Yine de açıkçası New Yorktan dönmeden tekrar ( hatta belki de tekrar tekrar ) uğramak isteyeceğim yerlerden birisi.

    _________________
    HARBE GÄ°DEN
    Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
    Orhan Veliden
    Back to top View user's profileSend private message
    Firble
    Forum Yöneticisi





    Joined: Mar 12, 2004
    Posts: 6496

    PostPosted: Thu Apr 01, 2010 4:56 am Reply with quoteBack to top

    New York Gazeteleri

    Aslında New Yorktaki yaşamın vazgeçilmez parçalarından birisi gazeteler sayılabilir. Gazete okumuyor olsanız da benim gibi, mutlaka New York gazeteleri dikkatinizi çekecektir.

    Çncelikle New York Times var tabii, sanırım New York'un en kaliteli en çok satan gazetesi.... Oldukça etkili bir gazete, birden fazla New York belediye başkanının yolsuzluğunu ortaya çıkarmış ve en sonunda tutuklatmış. ( İlki 1870li yıllarda Tweed adında bir adam ) Çlke düzeyinde de sanırım tarihi düzeyde etkili haberleri olan bir gazete. Aynı zamanda da New York un gayrıresmi merkezi sayılabilecek Times Meydanı ismini bu gazeteden almış. Eskiden gazetenin merkezi meydanın ortasındaymış. Bu gazetenin olduğu binadan her yılbaşı gecesi bir tür top yere atılıyormuş. Yani aslında hala her yılbaşı atılıyormuş. Ama nasıl bir şeydir bu top, nasıl meydandaki insanların kafasına düşmez bilmiyorum. Hiç yılbaşı günü New Yorkta olmadım bugüne kadar.

    New York Times normal şartlarda TL ile 2-3 TL düzeyinde fiyatı olan bir gazete... Pazar ise fiyatı 8-10 TLye çıkıyor. Çıkıyor çıkmasına da, adamlar pazar resmen ansiklopedi veriyorlar. Yani şimdi, New Yorktaki ilk günlerimizde dediydilerdi bizim üniversitede ABDdeki yaşama alışmak için gazete okuyun diye. Ben de iyi okuyayım dedim. Okumuşken de bari en meşhur gazete olsun diye bir pazar günü New York Times aldım.

    Yani almaz olaydım, öyle bir gazete ki, tüm pazarı harcaman lazım okuman için. Her halde en az yirmi, belki kırk tane eki var gazetenin pazar günleri.

    Eh bu New York Times... New York Timestan daha küçük ucuz gazetelere uzanan uzun bir yol var. Sanırım New York Post, Wall Street Journal gibi gazetelerde etkinler ama yine sanırım New York Times Düzeyinde değiller. Geçen gün bedava New York Post dağıtıyorlardı bir yerde aldım okudum. Son derece orta karar güzel bir gazete...

    şimdi New York Post a orta karar dediğime göre bir de bu işin öbür ucu var demektir. Çbür uçtaki gazeteler hangileri denirse şöyle izah edeyim. New Yorkta her hafta içi günü, metro çıkışlarında bedava dağıtılan bir yığın gazete var. İçlerinden en meşhuru A. M. New York adımda bir gazete. Sanırım kısaltma sabah saatlerinin önüne koyan kısaltmadan geliyor. Neyse bu tür gazeteleri adamlar adeta aldığınızda minnetkar oluyorlar. Eh ben de alıyorum. Yaklaşık iki üç dakikada gazetedeki ciddi her şeyi okuyabiliyorsunuz. Zaten bu tür gazetenin yarısı bekleyebildiğiniz reklamlardan oluşuyor.

    Gazete dağıtanlar dışında sokaklarda gazete kutuları var, söz konusu gazete paralı ise bozuk para atıp alabiliyorsanız, parasızsa zaten kutuyu açıp alıyorsunuz. Bunun dışında gazete dükkanları var. Bizim gazete bayiisi gibi, ama yaklaşık bir süper market büyüklüğünde, Dünyanın birçok ülkesinin gazetesi var, Türkiyeden Hürriyet vardı benim gittiğimde... İşin güzel yanı gece 10 gibi Türkiye'de ertesi gün çıkan gazeteyi almak mümkün oluyor.

    Evet kardeşler New York'un gazeteleri de böyle işte...

    _________________
    HARBE GÄ°DEN
    Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
    Orhan Veliden
    Back to top View user's profileSend private message
    Firble
    Forum Yöneticisi





    Joined: Mar 12, 2004
    Posts: 6496

    PostPosted: Fri Apr 09, 2010 2:32 am Reply with quoteBack to top

    Barnum And Bailey Sirki

    Arkadaşlar bu sirk benim New Yorkta en çok gitmek istediğim şeylerden biri idi. Sanırım, görmeyi çok istediğim son gösteri. Eh yine görsem iyi olur dediğim şeyler var, ama çok özendiğim başka bir şey yok en azından şimdilik.

    Çncelikle sirk başka yerlerde ne kadar meşhur bilmiyorum. En azından Türkiyede çok duymamıştım adını... Ama burada, New Yorkta sanırım en çok bilinen sirk... New York'a, Manhattan'a her yıl aynı tarihte, geceyarısı giriyorlarmış, ard arda hayvanların ve eşyaların olduğu arabalarla, şehrin ortalarında bir yerdeki tünelden geçerek giriyorlarmış.

    Gittikleri yer normal şartlarda oldukça trafiğin olduğu bir yer. Madison Square Garden. Hani şu NBA maçlarının da oynandığı mekan. Aynı zamanda bir yer altı tren istasyonunun üstü.

    Madison Square Garden aslında 20000 kişilik bir mekan, ama mekanın yarısını sirk gösterisi için gerekli aksamlar falan kapattığı için, geriye 10000 kişilik bir alan kalıyor, amma adamlar 8 gün boyunca günde 3 gösteri yapıyorlar. 5000 kişi geliyor olsa gösterilerine bir günde 15000, sekiz günde 120 bin eder ki bence fena değil.

    Eeee sirk nasıldı derseniz, yani birçok defa olduğu gibi hayal kırıklığına uğradım biraz. Rusyada zamanında sirke gitmiştim bence daha güzeldi.

    Bu sirk bana biraz daha çocuklara yönelik gibi geldi. Zaten yanımda da oldukça heyecanlı çocuklar vardı, bol bol da hayvanlara el salladılar. Bir iki göstericiyi de tanıdılar sanırım, demek ki geçen sene de gelmişler sirke...

    Gösteride "Karşısınızda Muhteşem Jack duruyor, Dünyanın en güçlü adamı, bakalım Jack şu ağırlığı kaldırabilecek mi?, Olamaz kaldıramayacak mı yoksa? Aman Tanrım inanılmaz Jack ağırlığı kaldırdı." tipi sözlere biraz fazla zaman harcıyorlar.

    Rus sirkinde adamlar çok laf etmeyip daha çok gösteri yapıyorlardı.... Ama sirkin güzel yanı 19. yüzyıl ABDsi havası vardı. Yani hani Vahşi Batı filmlerinde kasabalarda halkı eğlendirmek isteyenler olur, bağıra çağıra insanları bir yere toplamaya çalışırlar. Biraz onu andırıyordu. Gerçi sonuçta burası bir kasaba değil, ABDnin en büyük şehri ama işte en büyük şehir bile bazen ABDde kasabalaşabiliyor.

    Neyse sonuçta sirki de görmüş oldum. Bol bol, New York'un en ünlü bebek ürünleri ( bildiğimiz 0-2 yaş arası bebekten bahsediyorum ) indirim kartı verdiler biletin yanında... Ben de bebeğim olmadığından kartları New Yorklu arkadaşlarıma dağıttım.

    Meşhur, Madison Square Garden da muhtemelen son gösteriye gitmiş oldum. Yani şimdilik, New York maceram yaz sonunda bitecek gibi, çok beklenmedik bir şey olmazsa, en azından tek başıma artık gitmem gibi geliyor.

    Madison Square Garden'ın nesi aklında kaldı derseniz, gösterinin ortasında ( hem maçta hem de sirkte ) çıkıp arkada binbir çeşit yemek satış yerlerinde yemek alıp gelen, yiyen, sonra gidip yine yemek alıp gelen insanlar...

    Bir de NBA maçlarının sloga atmayı bilmeyen taraftarları... Hani Defence çok da dahice bir slogan olduğu için söylenmiyor anladığım kadarı ile...

    Başka br slogan atmayı beceremiyorlar, en azından bizim New Yorklular... Hatta Defence i bile bazen tek ağızdan söyleyemiyorlar.

    Neyse Madison Square Gardenla da ilgili de böylece son bir yorumda bulunmuş olayım.

    _________________
    HARBE GÄ°DEN
    Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
    Orhan Veliden
    Back to top View user's profileSend private message
    Firble
    Forum Yöneticisi





    Joined: Mar 12, 2004
    Posts: 6496

    PostPosted: Sat Apr 10, 2010 2:10 am Reply with quoteBack to top

    New York'un Sinemaları

    Bunu ekleyip eklememekte bir süre kararsız kaldım, ama sonra bu kadar sinemaya gitmiş bir adamsın, ekle bari dedim kendi kendime... şimdi New York'ta iki tür sinema olduğundan söz ederek başlayayım. Birincisi, daha özel zevklere sahip olanlara hitap eden sinemalar, ki içlerinde aslında hiç de küçük olmayanlar var. Çoğunlukla New York'ta ressam, müzisyen ve benzer insanların bir arada oturduğu mahallelerde böyle sinemalar.... Eeee tabii öyle olunca da hiç küçük olmuyorlar.

    Bu sinemalarda, eski ya da sanatsal filmler seyredebiliyorsunuz, ben Afrikalı Amerikalı bir ailenin hikayesini konu alan bir film izledim bir defa.. Ama sorun şuydu ki, sanki benim dışımdaki herkes birbirini tanıyor gibi bir izlenim edindim. Ve bu da beni rahatsız etti. Eh, daha herkese hitap eden yerlere gitmenin güzel yanı kalabalığın içine kaybolmak daha çok mümkün oluyor, ama böyle özel ilgi için kurulmuş yerlerde hemen göze batıyor insan...

    Neyse bir de kültür merkezleri var. Oralarda da ufak çaplı tiyatrodan sinemaya dönüşebilen salonlar var. Ben Latin Amerikalıların ve Yunanlıların Kültür Merkezinde film seyrettim. Açıkçası Yunanlıların filmleri bana daha çok hitap etti. Filmden sonra da tanıştık, konuştuk, kokteyl gibi bir şey yaptılar zeytin ve peynir ikram ettiler, ki zeytini cidden özlemiştim.

    Bunun dışında asıl büyük salonlar var. IMAX ve REGAL in salonları... Bakın şimdi aklıma geldi, genelde büyük kuruluşların yerlerine gitmeme gibi bir adetim vardı benim. Mesela daha küçük oyuncakçı,eczane ( burada eczane zincirleri de var ), kafe ve dükkanlara gitmeye çalışıyorum, ama sinemada bunu yapmıyormuşum demek ki aklımda olsun. : ) ) )

    Neyse bu salonlar dev gibi, beş altı katlı.... Bir katta iken diğer katları da bir şekilde görüyorsunuz, mekanın büyüklüğünü algılayacak şekilde tasarlamışlar salonları. Mısır, içecek yanında, ufak pizza, pretzel denen simitimsi yiyecek gibi birçok farklı yiyeceklerden yiyebiliyorsunuz. Film sırasında girip çıkmama gibi bir adet yok, istediğiniz gibi girip çıkabiliyorsunuz, ama NBA maçlarından farklı olarak girip çıkma hakkını daha çok ben kullandım, Amerikalı kardeşlerimizden önce...

    New York sinemalarının en kötü yanına gelince...... Ara yok... New York sinemalarında ara diye bir kavram yok... Bazı filmlerde aranın olmaması cidden çok kötü olabiliyor. Hele film iki saatten uzunsa...

    Artık Türk sinemalarında da yaygınlaştı sanırım, ama ilk defa burada sürekli üç boyutlu film gösteren salonların olduğunu gördüm. Epey de bir üç boyutlu filme gittim. Yani elbette görüntü çok daha iyi ama insan bazen sanki farklı bir şey yokmuş gibi hissediyor.

    _________________
    HARBE GÄ°DEN
    Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
    Orhan Veliden
    Back to top View user's profileSend private message
    Firble
    Forum Yöneticisi





    Joined: Mar 12, 2004
    Posts: 6496

    PostPosted: Sun Apr 11, 2010 1:40 am Reply with quoteBack to top

    Dünya Finans Merkezi ( Ve de Dünya Ticaret Merkezi Yıkıntıları )

    Arkadaşlar bugün kafamı esti, Dünya Ticaret Merkezinin eskiden olduğu yere gittim. Buranın hemen arkasında da Dünya Finans Merkezi diye başka bir yapı var. Çnünde de New Jersey'e bakan çok güzel bir artık deniz kıyısı mı dersiniz, nehir kıyısı mı öyle bir şey var.

    Eh gittim orada biraz oturdum.

    şimdi arkadaşlar Dünya Ticaret Merkezinin yıkılmasının öncelikle ABDde sıklıkla işlenen bir konu olduğunu belirteyim. Hiç beklemediğiniz yerlerde karşınıza çıkabilir. Mesela otogarda Dünya Ticaret Merkezi anısına bir köşe var, ya da metroda saldırıda ölenlerin isimlerinin olduğu bir duvar var.

    Yıkıntıların hemen yanında da bir Dünya Ticaret Merkezi Anı Merkezi gibi bir yer var.

    Girmeye değer mi derseniz, deymez derim. Sen girdin mi derseniz, girdim. : ) ) ) Eeee işte kendimi tutamıyorum.

    İçeride adım adım o gün olan olaylar, Dünya Ticaret Merkezi kalıntılarından çıkan parçalar, orada çalışanların ya da itfayecilerin ya da binaya çakılan uçaktan parçalar. Ve de ABD ve Dünyanın farklı yerlerinden insanların mesajları, çocukların yaptıkları resimler var.

    De bunların her birini New Yorkun farklı yerlerinde defalarca görebiliyorsunuz. Hele mesajları, çocukların yaptığı resimleri birçok kilisede görmek mümkün.

    şimdi Dünya Ticaret Merkezinin eski yerinde yeni bir kuleler dizisi yapılıyor. Ben New York'a ilk geldiğimde henüz daha yükselen bina yoktu, şimdi iki kulenin katları adım adım yükseliyor.

    Dünya Finans Merkezi pencerelerinden inşaatı görebiliyorsunuz, dört ayrı büyük pencere var Dünya Ticaret Merkezi kalıntılarını görebileceğiniz, bugün dördünün de önünde turist grupları vardı. Turistler epey merak ediyorlar demek ki Dünya Ticaret Merkezini. : ) ) )

    Finans Merkezine gelince, 10 15 katlı Aşağı Manhattan standartlarında ufak bir bina... Güzel bir yerde... İlerisinde yat iskelesi var. Çocukların çığlık atıp oynadığı geniş bir alan var, eh iyi kötü ufak yeşil alanlar da var.

    Amma işte felaket sessiz. Bilmiyorum bu New York beni de mi değiştirdi, ama sessizlik de beni rahatsız etti açıkçası.. Hele hele binanın içi yine New York standartlarında terk edilmiş bina gibi neredeyse... Buradan New Jersey'e de feribot kalkıyor, ki bir zamanlar Brooklyn e nasıl geçmediysem şimdi de New Jersey benim için yasak ülke gibi oldu. Yani diyebilirsini yahu kardeşim insan bir defa da mı geçmez. Ama bir defa bile New Yorkun karşısındaki Jersey City denen şehre geçmedim. New York böyle biraz. Karşında bile olsa, farklı bir şehre çok da gitmek istemiyor insan... New Yorkta yapacak o kadar çok şey varken...

    _________________
    HARBE GÄ°DEN
    Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
    Orhan Veliden
    Back to top View user's profileSend private message
    Firble
    Forum Yöneticisi





    Joined: Mar 12, 2004
    Posts: 6496

    PostPosted: Mon Apr 12, 2010 2:05 am Reply with quoteBack to top

    New York'un Oyuncakçıları

    Alışveriş cenneti New Yorkta aslında farklı türden mağazaların kendilerince görülmeye değer olmalarında sanırım şaşılacak bir nokta yok. Bu dükkan türlerinden sanırım en azından benim için öne çıkanlardan birisi oyuncakçılar...

    Sanırım özellikle içlerinden iki tanesi öne çıkıyor. Birisi Toysareus mağazası, öbürü de FAO Swarz diye bir mağaza...

    İlki Times Meydanında, yani bir bakıma New York'un gösteri merkezinde... Böyle bir yerdeki oyuncakçıdan beklenebileceği gibi üç katlı, içinde dev dinazorlar, uzay araçları, legolar, barbi bebek evleri var. Bir katı sadece şekerci. Kolleksiyon yapanlar için farklı bölümler var örneğin ayrı bir robot bölümü var. Bu arada dükkanın ortasında dev bir dönme dolap da var...

    Anlayacağınız New York'un en görülecek yerlerinden birisi... Ninja Kaplumbağa, Jurrasic Park gibi bir zamanlar beni cezbeden oyuncaklardan sürü ile var. Anlayacağınız, almak isteyeceğim sürüyle oyuncak var, ama ben mütiş bir irade sergileyip, dükkanı birçok defa gezdim ve hiçbir şey almadan çıktım. Tabii Times Meydanının içindeki her dükkan gibi dükkanın içinde kalabalığın içinde kaybolma ve sürüklenme ihtimali olduğunu belirtmekte yarar var.

    FAO Schwarz a gelince, aslında daha küçük çocuklara yönelik bir mağaza... Ama doğrusunu söylemek gerekirse Toysareus tan daha çok sevdim. Mesela kızlar kendi bebeğini erkekler için oyuncak canavar tasarlayabildiğin bir bilgisayar programı var. Ben ikisini de tasarladım. Canavarını tasarladıktan sonra diğer canavarlarla da dövüştürebiliyorsun. Eeee tabii dövüştürdüm... Benden gören çocuklar da daha önce hiç ilgi duymamışken canavar dövüştürme oyununa ilgi duydular, yani çocuklara kötü örnek oldum, iyi bir şey yapmadım.

    Dükkanın en hoş ayrıntılarından birisi, ayağını tuşlara basarak çalabildiğin dev bir piyano, ki çocukları çıldırtıyor. Aslında beni de bayağı heveslendirdi, ama piyanonun üstünde yedi sekiz çocuk görünce dokunmayayım dedim.

    Küçük oyuncak mağazalarına gelince... Açıkçası dayanamam gördüm mü girerim, oynarım... Ama en çok ilgimi çeken ayı yapma ( Build a Bear ) isimli bir dükkandı. Bu dükkanda, en başta içi boş ayıyı alıp, içini pamukla doldurup, sonra istediğin gibi bir giysi ve aksesuar seçip giydiriyorsun, yani kendi ayını tasarlıyorsun....

    Ben de ayımı tasarlayıp birisine hediye edeyim dedim, ama sonuçta hediye ettiğim kişi için, ha ben tasarlamışım, ha dükkandan almışım bir farkı olmayacaktı. Eh bu dükkandan da bir şey almadan çıktım... Aslında en güzeli dükkanları bir tür müze gibi görmek... : ) )

    _________________
    HARBE GÄ°DEN
    Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
    Orhan Veliden
    Back to top View user's profileSend private message
    Firble
    Forum Yöneticisi





    Joined: Mar 12, 2004
    Posts: 6496

    PostPosted: Fri Apr 16, 2010 6:59 pm Reply with quoteBack to top

    Intrepid Ucak Gemisi Muzesi

    Oncelikle buradaki muzelerin kafeteryalari, yemekhaneleri , internet siteleri, haftasonu etkinlikleri ile cok daha muze otesi bir gorunumlerinin olduklarini belirtmeliyim.

    Eh bir muze lokantasinin reklamini yapar mi derseniz burada yapiyor. Mesela Jean Piermont Morgan in ( JP Morgan firmasinin kurucusu, New York'un ikinci buyuk is Dunyasinda basari oykusunun kahramani ) yemek yedigi yerde yemek yemek ister misiniz diyen bir muze var. ( Tahmin edebileceginiz gibi adamin 19. Yuzyilda oturdugu artik sehrin en gurultulu yerinde kalmis evinde kurulu muze, eh bir gun de Firblenin yemek yedigi yerde yemek yemek ister misiniz denir mi bilmiyorum )

    Neyse bu girisin ardindan, muzeye geleyim. Intrepid Ucak Gemisi Muzesi New York un beni en cok etkileyen muzelerinden birisi idi, ozellikle kendimi kentin asagi bolumlerini once gezecegim diye sinirlandirdigim gecen sene...

    Bu ucak gemisi, Ikinci Dunya Savasinin ortasinda 1941 de yapilmaya baslanmis. 1943te resmen savasa katilmis diyecegim, ama New Yorkun az asagisindan taaa Filipin Adalari civarina gitmesi neredeyse 6 ayi bulmus. Ilk olarak Panama Kanalindan gecerken hasar almis. Sonra ilk katildigi Subat 44deki savasta hasar almis. Bu hasari aldiktan sonra 3 4 ay boyunca donmus gerisin geri Havai ye.

    Sonra yine gelmis 1944un ekiminde Pasifik te insanlik tarihinin e buyuk deniz savasi denen savasa katilmis.

    Savasin ismi Leyte Korfezi Savasi, hikayesi de kisaca soyle. ABD Filipinlere cikartma yapacak, Japonya da bu cikartma sirasinda ABDye epey saglam bir darbe indirmek istiyor.

    Soyle bir plan yapiyor. Donanmayi uce ayiriyor. Ilk parca ile ondeki savas gemilerine saldiriyor, sonra kaciyor. Ondeki gemiler ilk gemileri kovalarken, aniden ikinci grup gemilerin arkasini kapatiyor, boylece geri donmelerini engelliyor.

    Ucuncu grubun gorevi ise, cikartma gemilerine saldirmak, ki basarirlarsa ABDnin Pasifik Ordusu epey bir darbe alacak.... Ama cikartma gemilerini koruyan az sayida geminin actigi ates Ucuncu grubun komutanini korkutuyor adam saldirmaktan vaz geciyor. Bu arada ikinci ve ilk grup da epey hasar aliyor, eh Filipinleri savunacak donanma da kalmiyor.

    Neyse bu savastan kisa sure sonra ilk Kamikaze saldirilarini baslatiyor Japonlar, ve Intrepid i vuruyorlar.. Epey saglam vuruyorlar, gemi iki saat yaniyor, tasidigi ucaklarin cogu hurdaya donuyor... Eh tabii gerisin geri donuyor gemi bu defa Amerika kitasina...

    Sonra yine Pasifik e donuyor, martta, Japonlar zaten cokmus, yine de gemiyi bir defa daha vuruyorlar... Neyse iste boyle...

    Sonra gemi Kore Savasi, Vietnamda gorev yapiyor, Akdeniz de epey bir tur atiyor, bir ara okyanusa dusen astronotlari topluyor falan... Bu arada Turkiyeye de geliyor birkac defa...

    Simdi arkadaslar, geminin tarihinin kucuk bolumunu olustursa da acikca en etkileyici yeri Ikinci Dunya Savasi, hatta bu Kamikaze Saldirisinin anlatan bir tur gosteri de yapmislar, tam geminin hangarinda kamikazenin carptigi yerde... Ola ki gemiye girerseniz bence izleyin.

    Geminin tamami zaten ufak bir kasaba boyutlarinda... Zaten bir o kadar kisi yasiyormus. Terzileri, postaneleri, camasirhaneleri falan var... En azindan yatip yemek yedikleri yerleri gorebiliyorsunuz. Tabii makina dairesi, radar odasi, pilot egitim yeri ( buraya da kamikaze carpmis.. ) hangari ve aklima gelmeyen daha bircok farkli gemi bolumunu de gorebiliyorsunuz.

    Adamlarin zamaninda yemek yedigi yerde yemek yiyebiliyorsunuz. Gecen sene ucak gemisi gormek beni heyecanlandirdigindan bu muzeye uye olmustum, hem uc defa girince uyeligin parasini karsilamis oluyorsunuz... Evim de yakindi bazi gunler gelir, zamaninda denizcilerin yemek yedigi yerde ders calisirdim, artik muze gorevlileri beni tanir hale gelmisti.

    Ozellikle aniden yemekhaneye dalan masalari birlestiren cocuk gruplari cok ilginc oluyor... Arada da canim sikildikca cikar geminin farkli bolumlerini gezerdim, tabii ozellikle yatak odalarini cunku en yakinlari onlardi.... Yemekhane geminin en alt bolumunde, o nedenle de garip bir kokusu var, metal ile yemek biraz da sanirim deniz kokusunun karisimi... Eh ben de makine muhendisiyim eninde sonunda... Metal kokusu hep hosuma gitmistir....

    Geminin bir bolumu, daha acik konusmak gerekirse hangarin yarisi, Kesif Bolumu denen bolum... Daha acik konusmak gerekirse Explorerium... Ben Turkce de bu tarz bir isim bulamadim. : ) )

    Burada mesela geminin postanesinin damgasini basan posta makinasi.. Geminin mutfagindakini andiran yemek yapma aletleri, kuslarin ucagin nasil uctugunu gordugunuz, hava ufleyen bir makinanin onunde ucak model kus ve ucaklar, uc boyutlu sinema gosterisi ( katildim.. : ) ), ucak kullanma simulasyonu ( ona da katildim ) var.

    Ucak kullanma simulasyonuna bir arkadasimin tesvigi ile katildim bu arada... Ucak tamamen ters bile donebiliyor. Ama acikcasi adam gibi ucagi kontrol ettirmeyi basaramadim... Yani hava kuvvetlerinde pek basarili olamayabilirim... : ) )

    Ucagin en ust bolumu ki zamaninda ucaklari buradan ucururlarmis, cok sayida ucagin sergilenmesine ayrilmis ( hangarda da eh bir parca ucak sergileniyor ) Rus Mig Ucagi da var burada, ABDnin meshur siyah sanirim adi Hayalet Ucak olan ucaklarindan da var...

    Ucak gemisinin hemen yaninda da bir Nukleer Deniz Alti ve Concorde Ucagi var... Concorde su ses hizindan hizli giden meshur yolcu ucagi... Ben yine inatciligimin tutmasi sayesinde deniz altiya gitmedim. Concorde a arkadasimin tesvigi ile gittim.

    Guzel bir ucak tabii cok kucuk... Zaten cok kucuk oldugu icin de sanirim zarar etmis sonrasinda da seferden kaldirilmis... Hani beyaz fil hikayesi varmis, zamaninda sultanin biri cok sevdigi kisilere bakmasi icin beyaz bir fil hediye edermis... Ama beyaz file bakmak cok masrafliymis, ancak buyuk onur oldugu icin de kimse reddemezmis.. Concorde u da cok meshur bir ucak oldugu icin bir sure seferden kaldiramamislar sanirim zarar ediyor da olsa...

    Ucak gemisinin hemen yaninda guzel bir sahil seridi var. Aslinda havanin guzel oldugu gunlerde ciktigimda hemen hic, dogrudan eve gitmek gelmiyordu... Hele icerde biraz ders calismissam biraz sahilde oturuyordum.

    _________________
    HARBE GÄ°DEN
    Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
    Orhan Veliden
    Back to top View user's profileSend private message
    Firble
    Forum Yöneticisi





    Joined: Mar 12, 2004
    Posts: 6496

    PostPosted: Mon Apr 19, 2010 8:31 pm Reply with quoteBack to top

    New York'un Eski "Yoksul Mahallesi" Lower East Side

    Arkadaslar, Yoksul Mahallesi kelimesi belki biraz tuhaf bir kelime ama adamlar bunu kullaniyor vallahi.. Hatta neredeyse bunu turistleri cekecek bir kelime olarak kullaniyorlar. Soz konusu mahalleye duzenlenen turlarda adamlar " Burasi bir zamanlar Dunyadaki en kotu sohretli "otorious" gecekondu mahallesi "slum" diyorlar...

    Simdi ne oldu nereden yolun dustu bu adi cikmis yere derseniz... Soz konusu mahallede bir muze var.. Zamaninda gocmen ailelerin kaldiklari dairelerin yeniden aslina uygun dokore edildigi bir apartman...

    Bina 1940larda yapilmis... Aslinda ilk basta epey guzel yapilmis. Duvarlar merdivenler falan cok kaliteli malzemelerden yapilmis... Amma yil 1840lara gelince bu mahalle bir anda once onbinler sonra yuzbinlerce gocmenin akinina ugramis...

    Soz konusu evin de mutfak, yatak odasi oturma odasindan olusan bir dairesinde zamaninda 10 15 kisinin kaldigi olurmus... Eh muze yapilanlar da bu daireler... Gercekten orada yasayanlarin esyalari ya da o esyalarin kopyalari konmus. Hatta isterseniz o zamanlar yasamis birisinin canlandirildigi bir tur da var. Siz Italyadan 1916da goc etmis bir grup oluyorsunuz, dairlerden birinde zamaninda Selanikten goc etmis bir kiz da size mahallede ve New York'ta dikkat etmeniz gereken kurallari anlatiyor. Cok hos bir tur... Ben kizi epey farkli konularda zorladim. Mesela kadin haklari konusunda... Yahu ABDde kadinlarin bazilari oy kullanmak istiyormus nedir bu is gibi sorular sordum... : ) ) Tabii 1916 ABDsi hakkinda daha once okudugum icin o aralar ne olup bittigini biraz ogrenmistim.

    Neyse, mahalleye gelince... Irlanda, Alman, Italyan, Rus ve en son Cinlilerin yerlestigi bir mahalle ve tahmin edebileceginiz gibi eski Lower East Side adindaki mahallenin bugun buyuk bolumu Cin Mahallesi...

    Ancak cogunlukla sokaklarin bombos oldugu kucuk bir bolum de var ki, muze de orada...

    1800lerin sonlarinda, sonradan durumunu duzeltmis Danimarkali bir gocmen ( adi Jacop Riis ) bu mahalleden yasayanlarin hayatini anlattigi bir kitap yazmis adi "How The Other Part Lives?" Bu kitabin da verdigi tesvikle evlerin ve mahallenin kosullarini duzeltmeye baslamislar. Ornegin her apartmanda her katta tuvalet bulunmasi zorunlulugu getirilmis, daha once bazen 1000 kisinin yasadigi evin tek tuvaleti ve disarida tek cesmesi varmis. Sonra mahallenin bir bolumundeki evleri yikip park yapmislar, ki parkin adi da Jacop Riis Parki, bugun Cin Mahallesinin icinde...

    Eh bir zamanlar bu muzeye de dolayisi ile mahalleye de epey girip ciktip, bircok farkli turlari vardi, benim de ilgimi cektigi icin coguna katildim. Ama nasil derler, Cin Mahallesi olmayan bolumu cok sessiz sedasiz bir mahalle artik... Eskiden Dunyanin farkli yerlerinden gelenler epey renkli hale getiriyormus.

    Simdi Harlem, El Barrio ve tabii mahallenin Cin Mahallesi olan bolumu New York'un o eski hareketlilige sahip bolumleri. Tabii Manhattan in disinda da bu tarz epy bir mahalle var.

    _________________
    HARBE GÄ°DEN
    Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
    Orhan Veliden
    Back to top View user's profileSend private message
    Firble
    Forum Yöneticisi





    Joined: Mar 12, 2004
    Posts: 6496

    PostPosted: Mon Apr 26, 2010 2:47 am Reply with quoteBack to top

    New York'un Çılgın Köpekleri ve Onların Çılgın Sahipleri

    Efendim, benim köpeklerle uzuuun bir deneyimim vardır. Yaşadığım yerlerde hep makum miktarda sokak köpeği olmuştur. Köpeklerden hep korkarım... Korkmama rağmen de eh onlarla epey bir deneyim yaşadım. En son kardeşimin de bir köpeği olduktan sonra birkaç defa oynadım bile... Ama yine de korkuyorum... Bu arada ODTÇde de birkaç defa köpek saldırısına uğradım, ama bir şekilde artık benden korkup kaçtılar...

    Tüm bu deneyimlerime rağmen, New York'un köpekleri kesinlikle bambaşka bir deneyim. Neden derseniz... Birkaç neden sayayım. Hayatımda ilk defa elinde yirmi dev gibi köpeği tutup gezdiren adam burada gördüm. Hayatımda ilk defa köpek parkı burada gördüm. Hayatımda yine ilk defa köpekleri beraber oynasın diye buluşan insanları burada gördüm.

    şimdi efendim, burada köpek bakımı bir tür endüstridir. Kedi bakımı da öyle mi derseniz bilmiyorum. Belki inanmayacaksını ama hiç kedi görmedim, hayvanat bahçesi dışında... En azından şimdi aklıma gelmiyor.

    Köpeklere gelince... Onlar her yerde ve yaşamın bir parçası... Mesela Central Parkta en soğuk havalarda dolaşan insanların çoğu köpek sahibi... Soğuk da olsa, bir dışarı çıkıp parkta tur atmak isteyen benim için güzel bir şey değil...

    şimdi güzel olan şu, köpekler için etrafı kapalı parklar var. Burada onlarca köpek bir arada kardeş kardeş oynuyor. Köpek sahipleri de girip isterlerse oyunuyor. Bu tür köpek parklarının civarındayken, oradan birileri köpekle geçtiğin köpeklerin sahiplerini parka doğru sürüklemeye çalıştığını gördüm. Yani köpekler bu parkları tanıyorlar.. Eh bu da iyi bir şey.... Normalde köpekleri ile oynama izinleri olan yer de bu parklar. Parkların dışında köpeklerin tasması olmalı aslında... Bu da iyi bir şey...

    Ama burası neresi? New York... New Yorkta kurallar tavsiye niteliğindedir. ( Gerçi ben İstanbulda tavsiye değeri bile yoktur diyorum. B ) ) Dolayısı ile bol miktarda köpeğini tasmasız dolaştıran insan var... Ama çok şükür parkta çok sayıda insan varken bunu yapmıyorlar...

    Bunun dışında köpeklerin bir de bir internet endüstrisi var. Mesela köpek bakıcıları tutulabiliniyor, köpekler sahipleri birbirileri ile yazışıp buluşabiliyor. Ki köpeklerini buluşturmayı çok seviyorlar zaten, iki köpek sahibi yürürken köpekler birbirleri ile iletişim kurdu mu köpeklerin sahipleri mutlaka duruyor.

    Bunun dışında bekleyebileceğiniz gibi özel köpek hastaneleri, okulları ve de mağazaları var. Hayır hayvan mağazaları değil, köpek mağazaları... Bizde Pet Shop denen şey de değil... Hayvan satmıyorlar sadece köpek aksesuarı satıyorlar. Ve de bir süper market boyutunda olanları var...

    Eh bir de köpeklere özel ilgisi olanlar için yazmış olayım, Mart-Nisan ayında Madison Square Garden da, hani şu NBA maçlarının da olduğu yerde bir köpek şenliği var... Sanırım şu meşhur en güzel köpek, en hızlı köpek, en akıllı köpek gibi dallarda köpekler yarıştırılıyor... Ben gitmediğim için bilmiyorum, ama en azından şehirde bol bol reklamını gördüm. Yazları da Central Parkta her ay parkın bir yerini komple köpeklere açıyorlarmış ki bu yaza mayıs da dahil. Benim de her ay hangi gün nerenin köpeklere açıldığını öğrenmem lazım ki, o gün oradan uzak durayım değil mi ama? ? ? ?

    _________________
    HARBE GÄ°DEN
    Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
    Orhan Veliden
    Back to top View user's profileSend private message
    Firble
    Forum Yöneticisi





    Joined: Mar 12, 2004
    Posts: 6496

    PostPosted: Tue Apr 27, 2010 7:37 pm Reply with quoteBack to top

    New York'un En Siradan Meydani "Unıon Meydani"
    Simdi siradan denince neyin kastedildigi tabii biraz supheli oluyor... Aslinda bakarsaniz Manhattan disi mahallelerde de siradan sayilabilecek baska meydanlar olabilir. Ama iste en azindan benim bildigim meydanlari dusununce iclerinde en duzgun meydana benzeyeni sanirim Unıon Meydani... O nedenle onu siradan olarak aniyorum.
    Simdi Unıon Meydani, oncelikle benim okulumun iki adim mesafesinde... Neredeyse hic turisti yok, eee diger meydanlarda birilerinin toplanip hergun onunden gectiginiz o nedenle tanidik hale gelmis bir yapinin onunde tur rehberini dinlemesi tuhaf oluyor... Ama Unıon Meydani oyle degil.
    Oyle belirli bir gruba da ait bir meydan degil, New Yorkta oyle meydanlar var, mesela cogunlukla ogrencilerin, belli etnik gruplarin, alis veris meraklilarinin toplandigi meydanlar... Unıon Meydani hepsinden bir parca iceriyor.
    Meydanin farkli yerlerinde oturabileceginiz yerler var, bu iyi bir sey... Sokak saticilarindan, ya da meydanin etrafindaki dukkanlardan yemek alip dukkanda yiyebiliyorsunuz, New Yorkun klasik trafik sesi, itfaye sirenleri, kornalar, konusan onca insan, kosusanlar, cocuklu anneler, kopeklerini gezdirenler, her etnik gruptan, farkli tarzlarda giyinen onca insan etrafinizda.... Eee bunlar yetmezse bir de sincaplar var, ki sehrin ortasinda kucuk parklarda sincaplarin olmasi benim icin yeni bir sey... Ama bu parktaki sincaplar da cok agresif degil.
    Parkta suru ile farkli farkli aktivite yapan var. Tuhaf resimler ve urunler, ki Obama bu urunlerde sikca rastlanan bir karakter, degisik muzikler, tuhaf gosteriler, mesela cimnastik, hokkabazlik gibi gosteriler, farkli politik gruplarin, vakiflarin temsilcileri ki akliniza gelebilecek her turden vakif ve grup var, sokakta kalan kopekleri evlat edindirme organizasyonlari ki kopekleri de yanlarin da getiriyorlar, aksam vakti silinecegini bile bile parkin ortasina tozlar, taslar ya da tebesirle resim yapanlara parkin farkli yerlerinde rastlanabilir. Bir de satranc oynayanlar var, gecmiste cok ozenmistim, ama bir turlu cesaretimi toplayip satranc oynayamadim meydanda, ne bileyim herkesin izlemesi tuhaf oluyor. Tabii bir de kaykaylarla gosteri yapanlar da var ki, parkin on tarafinda merdivenler var, ben de bazen masa yerine orada oturup yemegimi yiyiyorum ve orada merdivenlerin uzerinde bol bol kaykay gosterisi izleyebiliyorum.
    Bunun disinda tabii bir de hemen hemen her gun pazar kuruluyor, eyaletin turlu yerlerindeki sanirim ciftliklerden gelen her turlu sey satiliyor. Ozellikle peynir ve meyveleri canim cekiyor, ama alinca yiyemeyecegimi ve yemegin kalacagini biliyorum, cunku tek basina kalinca ev insanin uzerine uzerine geliyor, olabildigince cok disari cikmak istiyor...
    Yilbaslarinda bir de yilbasi pazari kuruyorlar, eee kis diye yilbasi pazarinda corba da satiliyor ( ama subatta satilmiyor, ille de yilbasi oncesinde satiliyor ) bunun disinda tuhaf gorunumlu tuhaf urunler var, sanirim bircogu ya el yapimi, ya da ufak atolyelerde yapilmis.\

    Bir de bedava sarilma gonulluleri var, bu adamlar uzerlerine free hug ( bedava sarilma ) denen tisortler giyiyorlar, isteyenlerle kucaklasiyorlar, yani iclerinde adam da var kadin da.. Arada da free hug free hug diye bagiriyorlar... New Yorkta herseyin bedavasi makbuldur gerci, ama ben su ana kadar pek ragbet etmedim bu free hugcilara.. : ) ) )
    Meydanin etrafinda en azindan benim onemli buldugum uc bina var... Birincisi kitapci Barnes and Noble... Cok sik gidiyorum, meydana bakan cok guzel bir kafeteryasi da var, ama isleten Starbucks, ben de Starbuckslara gitmedigim icin, gitmiyorum.
    Ikincisi meydanin bir yaninda New York film akademisi var, burasi bir zamanlar sehrin en etkili politik kurulusu, yaklasik 100 yil boyunca secilen belediye baskanlarinin yaklasik dortte ucunu cikarmis Tammary Salonu binasiymis... ( tabii en son binasi, daha once farkli yerdeymis ) 1960larda bu organizasyon dagiliyor, binayi da bir ara film akademisi almis..
    Bir de meydanda Fuerzo Bruta diye bir gosterinin yapildigi bir sahne var var... Soyle bir sey oldugundan bahsediliyor, sanirim seyirciler bir havuzun altina oturuyormusuz, gosteriyi yapanlar havuzun ust tarafinda hareket ediyorlarmis biz de izliyormusuz. Cok guzel deniyor, ama guzel oldugu gibi pahali da, bir misafirim olursa belki gotururum.. : ) ) )
    Meydanin biraz ilerisinde meydandan gozuken uzerinde saat olan bir kule de var ki bu kule sayesinde, kolunda saat tasimaktan nefret eden bir kisi olarak saati sormama gerek kalmiyor. Eh tabii meydan da belki baska kisilerin ilgisini cekecek giyim magazalari falan da var, ama benim ilgimi cekmiyor.. : ) ) ) )
    Sonuc olarak, evet bir meydandan bekledigim gibi bir meydan Unıon Meydani, mesela meshuuur Times Meydani gibi topu topu bir dort yol agizi ile sinirli degil.. Eeee arada okuldan cikip yarim saat bir saat hava almak isteyince yani basinda olmasi guzel oluyor.

    _________________
    HARBE GÄ°DEN
    Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
    Orhan Veliden
    Back to top View user's profileSend private message
    Firble
    Forum Yöneticisi





    Joined: Mar 12, 2004
    Posts: 6496

    PostPosted: Tue Apr 27, 2010 7:39 pm Reply with quoteBack to top

    Arkadaslar yaklasik iki gunluk bir maceranin ardindan yukaridaki mesaji yollamayi basardim. Meydanin asil ismi, Union, ben i yi farkli yazdim cunku orjinal sekilde yazinca sistem yazimi yayinlamayi red ediyordu... Neyse durum bu.. : ) )

    Efla'nın Notu: Gerçekten ilginç bir durum. Epey uğraştık ama olmadı. mesele araştırılıyor. Bulduğu akıllıca çözüm için Firble'a teşekkür ediyorum.

    _________________
    HARBE GÄ°DEN
    Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
    Orhan Veliden
    Back to top View user's profileSend private message
    Display posts from previous:      
    Post new topicReply to topic


     Jump to:   



    View next topic
    View previous topic
    You cannot post new topics in this forum
    You cannot reply to topics in this forum
    You cannot edit your posts in this forum
    You cannot delete your posts in this forum
    You cannot vote in polls in this forum


    Powered by phpBB © 2001 phpBB Group

    :: HalloweenV2 phpBB Theme Exclusive ::
     
    FRPWorld.Com ülkemizdeki fantezi edebiyatı ve frp sevenleri bir araya getirmeyi amaçlayan bir web sitesidir. 2003 yılında kurulmuş olan sitemiz kullanıcı ve yöneticilerimizin katkıları ile büyüyüp Türkiyenin en büyük frp sitelerinden birisi olmuştur. Galerisi, indirilecekler kısmı, akademisi, yazarları ile sitemiz tam bir frp hazinesidir. FRPWorld sizin de desteklerinizle böyle olmaya devam edecektir. FRP'nin doyumsuzca yaşandığı bu diyara hoş geldiniz.

    FRPWorld, yeni bir frp dünyası


    Sitede bulunan yazı, doküman ve diğer içerikler siteye ait olup başkaları tarafından kopyalanması, dağıtılması ya da ticari amaçla kullanılması yasaktır.
    Siteye yapmış olduğunuz katkılar frpworld.com'un olup bunları yayınlama ya da yayınlamama hakkı site yöneticilerine aittir.


    Sayfa Üretimi: 0.77 Saniye