Frp World Ana Menü
  • Frp World
    » Anasayfa
    » Forum
    » Anketler
    » Akademi
    » Kitap Tanıtımları
    » Haber Arşivi
    » Haber Gönderin
    » Makale Gönderin

  • Üyelere Özel

  • Kişisel
    » Hesabınız
    » Özel Mesajlar
    » Üye Listesi
    » Üye Arama
    » Siteden Çıkış

  • Site Bilgileri
    » Top10
    » Site Hakkında Yorumlarınız
    » İstatistikler
    » Destekleyen Siteler

  • Kullanıcı Menüsü
    Hoşgeldin, Diyar Gezgini
    Üye Adı
    Şifre
    (Kayıt Ol)
    Üyelik:
    Son Üye: Shatargat
    Bugün: 0
    Dün: 0
    Toplam: 33538

    Şu An Bağlı:
    Ziyaretçi: 244
    Üye: 0
    Toplam: 244

    FrpWorld.Com :: View topic - Ocakbaşı Nostaljileri
    Forum FAQ  |  Search  |  Memberlist  |  Usergroups   |  Register   |  Profile  |  Private Messages  |  Log in

     Ocakbaşı Nostaljileri View next topic
    View previous topic
    Post new topicReply to topic
    Author Message
    catboy
    Site Yazarı
    Site Yazarı





    Joined: Jan 19, 2007
    Posts: 3268
    Location: Izmir

    PostPosted: Fri Apr 09, 2010 11:41 am Reply with quoteBack to top

    Yasal Uyarı: Okumakta olduğunuz bölümün amacı FRPWORLD’de isimleri altın harflerle anılan arkadaşlarla geçmiş günleri anmak, onları daha iyi tanımak ve en önemlisi edebiyat ve frp konuları hakkında görüşlerini almaktır. Bu bölümdeki eserlerin tamamı bölümde onur konuğu olarak yer alan arkadaşımıza aittir ve ondan izin alınarak bu bölümümüzde yer verilmiştir. Ayrıca bu bölümümüzde yer alan hem onur konuğumuzun hem de diğer arkadaşlarımızın görüşleri FRPWORLD’ün görüşlerini yansıtmamaktadır. İzin alınmaksızın buradan bir materyali kullanmak çok ağır suç olup dört ila on beş sene arası hapis cezası istemiyle yargılanırsınız. Korsana hayır!


    Catboy ile OCAKBAşI NOSTALJİLERİ

    1. Bölüm:

    Hoşgeldiniz diyar sakinleri, umarım sıkılmadan sonuna kadar bize eşlik edeceğiniz bir bölüm olması dileğiyle ilk bölümüze başlıyoruz. İlk bölümümüzün onur konuğunu çağırmadan önce bu köşemizde sizleri neler beklediğinden bahsetmek istiyorum. Sizi fazla tutmayacağım, hatta eminim ki bir çoğunuz bu bölümün onur konuğu kim çoktan yazının alt taraflarına inip öğrenmiştir.

    Yine de burada sizlerle başbaşa iken bir şeyi açıklamak istiyorum. Bu köşe yaklaşık olarak bir kaç aydır aklımda olan bir şeydi, ama kafamda iyice yerleştirmeden nasıl olacağıyla ilgili kısımları ne Efla’ya ne de Firble’ye bahsettim. İyice emin olduktan sonra sarayın büyük toplantı odasına girdim ve yeni projemin detaylarını anlatmaya başladım. Aslında o günü sadece toplantı odasında Firble vardı, Efla bazı işleri nedeniyle o gün saraya uğrayamamıştı, ama olsun ertesi günü o da öğrendi yeni projemi ve destekleyeceğini canı gönülden bildirmişti.

    Projenin gelişim aşaması böyle kısaca, peki burada neler yapacağız? Onur konuğumuza öncelikle sorular soracağız, sorularının içeriğini tahmin edersiniz ama tabi genel olarak kişiye özel sorular hazırlamaya gayret gösterdim. Bunun haricinde sitemizden bazı arkadaşlarımızın da konuk olarak köşemize katılacaklar ve onur konuğumuzla ilgili görüşlerini belirtecekler.

    Onur konuğumuzun ve görüşlerini bildiren arkadaşlarımızın kim olduğunu okudukça kendiniz keşfedeceksiniz zaten. Biraz merak ve keşfetme duygunuza güveniyorum aslında, bölümün sonuna geldiğinizdeyse hemen ayrılmıyorsunuz. Hemen soluğu yorumlar kısmında alıyorsunuz ve bölüm ile ilgili görüşlerinizi sıcağı sıcağına iletiyorsunuz bizlere.

    Güzel, hoş bir köşe olacağına inanıyorum ve sizi daha fazla tutmadan onur konuğumuzu çağırıyorum...


    İrkildi karşısındaki yaratığa bakınca
    Gözlerindeki nefret kalbini yakıyordu
    Sonra irkildi birden başladı kaçmaya
    Arkasında kalan şey puslu bir aynaydı.

    Ozan Firble sunar.....


    Image

    Firble, sitemizin uzun soluklu tarihinin ayrılmaz bir parçası, değerinin anlaşılması için yazdığı herhangi bir şiiri okumanızın bile yeterli olduğu muhteşem kişilikte bir insan. Nostalji köşemizin ilk onur konuğu olan Firble’yi sizlere tanıtacağız bu bölümümüzde ve onun tadının damağımızda kalacağı şiirlerinden örnekler sunacağım. Aralarda röportajımızdan parçalar ve diğer arkadaşlarımızın görüşlerine de yer vereceğim.

    Bilmezler ki mükemmelden de iyisi bulunur
    Mükemmel değersizliğin içindeki değeri aramazsa.
    Çünkü değersiz olan geliştirir kendini
    Ve geçer mükemmeli kaçınılmaz olarak
    Tıpkı altının yanında mahzun duran kömürün
    Dönüşmesi gibi elmasa altından hem daha güzel
    Hem de daha güçlü olan.

    (“Elf Ççlemesi” isimli eserinin ikinci bölümü olan Altın Elfler’den bir parça)

    Catboy (FRPWORD Ocakbaşı Hikayeleri ile Klavyeüstü RYO Moderatörü ve Saray üyesi): Frp terimini ilk duyduğun anı hatırlıyor musun?

    Firble (FRPWORLD Serbest Kürsü Moderatörü ve Saray üyesi): FRPyi ilk olarak lisede duymuştum o zamanlar bu işle uğraşan arkadaşlarım bunu biz frp ile ilgilenmeyenlerin anlayamayacağı bir şey olduğunu söylüyorlardı. Sonra büyük oranda frpworld sayesinde tanıştım frp ile. İlk oyunlarımı da büyük ölçüde frpworldde oynadım. Aslında son oyunlarımı da büyük ölçüde frpworldde oynadım.

    Sitemizden kimler geldi kimler geçti, ama başka kimse yoktur ki 2004 yılında yazmış olduğu bir şiirini size gösterdikten sonra daha yakın tarihde siteye koyduğu başka bir şiiri göstereyim. Demem odur ki Firble sitenin hem gençlik zamanlarında vardı hem altın çağında hem de artık emeklilik günleri diyebileceğimiz şu zaman diliminde. O hep buradaydı ve her zaman da olacak. şiirleri sitemizde hiç eksik olmayacak.

    Eh, sitenin en kıdemli kişisine soru sorma fırsatı yakalamışken de sitemizle de ilgili sorular sormamak olmazdı.

    Catboy:Sitenin ilk zamanlarıyla şimdiki hali arasında ne gibi farklar gözüne çarpıyor ve özellikle özlediğin şeyler var mı ya da böylesi daha iyi oldu dediğin şeyler?

    Firble: Çzlediğim çok şey var. Sanırım en çok insanları özlüyorum. O kadar çok kişi var ki özlediğim açıkçası bir liste yapsam ne kadar uzun olur bilmiyorum. Hatta kimi zaman kavga ettiğimiz bazı kişileri bile özlüyorum. Ama aradan onca yıl geçtikten sonra artık bazı şeyleri engellemenin mümkün olmadığını düşünüyorum. Belki biraz yaşlandım. Yani aslında evet yaşlandım. Belki sitedeki rol yapma ortamını da özlediğimi belirtebilirim. Yaptığımız rol yapma ortamı, hiçbir oyuna benzemiyordu, sitedeki her konuşma, her an hem rol yapmanın, hem de normal hayatın bir parçasıydı. Bir bakıma site ile ilgilendiğim her an bir tür hayal dünyasının içinde gibiydik. Bu çok güzel bir duyguydu ama aynı zamanda beni çok fazla içine çekiyordu. O nedenle ne kadar özlüyor olsam da rol yapma oyunlarından uzak kalmaya, hayallerimi gerçek Dünya üzerinde kurup gerçekleştirmeye karar verdim. Kararımı değiştirir gibi olduğum zamanlar oldu gerçi... Ama genelde kararıma uydum.


    Muhabbet dönüp dolaşıp Firble’nin bizzat kendisine geliyordu, bu sefer de diğer merak ettiğim bir husustan soru sormaya yeltenmiştim.

    Catboy: Firble isminin özel bir anlamı var mı, neden bu ismi kullanmayı seçtin?

    Firble: Aslında Firble fantastik edebiyatta adı geçen karakterlerden birisi. Unutulmuş Diyarların Drittz kitaplarından birinde geçiyor. Bir gnom karakterin adı. Ana karakterlerden birisi değil, ama zaten ana karakterlerin isimlerini çok fazla sevmiyorum. Zaten Firble de frpworld'ün eski forum RPlerinde bir gnom olarak rol yapmıştı. Epey kişiyi de çıldırttı sanıyorum. Sanırım ben hala gerçek yaşamımda da biraz gnomum.


    Ve en çok sormayı istediğim soruyu soruveriyorum, aslında yanıtını bilsem de Firble’nin kendisinden duymak istiyorum.

    Catboy: Sence "Ozan" ne demektir ve kimlere "Ozan" denir?

    Firble: Bu konuda geçmişte çok tartışmıştık. şimdi de benimle tartışacak olanlar vardır. Ben ozanı şiir yazan kişi olarak tanımlıyorum. şiir ise, çoğunlukla duygularını, bazen de düşüncelerini ifade etmek için ve düzenli anlatım kurallarına uyma gereği duymadan yazılan yazı türü. Ozan olarak adlandırmak için aşılması gereken bir ustalık sınırı yok bence. Elbette daha iyi ozanlar olabilir. Ancak bir ozanlık sınırı diye bir şey yoktur bence, çünkü bir ozan kendi önüne konan her sınırın çok ötesine geçmeyi başarabilir. Bir zamanlar bu tartışmalarda sık sık yazdığım bir cümle vardır. Ozanlık bence bir yoldur, varılacak bir yer değil. Kimileri o yolda daha hızlı kimileri yavaş yavaş yürür. Ben sanırım yavaş yürüyenlerdenim.


    Bu kadar ozanlardan bahsetmişken bir ozan kardeşimizin de görüşlerini almak için bir süre Firble’yi rahat bıraktım.

    Edmond (Sitemizin Ozanlarından): "Firble hakkında yorum yapıldığında, en çok taraflı yazı benimki olacaktır muhtemelen, yazdıklarımda gram gerçeklik payı da bulunmayabilir çünkü Firble sayesinde bugün ben bu sitedeyim, veya bugün, onun sayesinde ben bulunduğum okulda, şu konuşma şekline sahibim. Çünkü ben bu diyara geldiğim zaman, çocuk olduğum için pek hoş karşılanmamıştım, herhângi bir oyuna alınmamıştım..."

    " Fakat o beni Ozan Akademisi'ne almış, ve o ana kadar kimseyi kabul etmemişken beni mezun eylemişti, açıkçası bu olay 12 yaşında olduğum için benim kendimi şair görmeme sebep olmuş, ve şimdi baktığımda sildiğim o şiirlere katlanıp bana iyi davrandığı için sonradan eskisine nispeten iyi şiirler yazmama sebep olmuştu, ve eğer o olmasaydı o hafta terk-i diyar eylerdim. Ve şiir yazmazdım bir daha..."

    " O, akademiyi böylesine önemsiz yapacak kadar -çocuğun teki sevinsin diye- müthiş biri. Zaten yalnızca diyardakiler için New York'u böylesine büyük azimle anlatması, müthiş bir ansiklopedi kurması, ve yazdığı nice şiir."


    Kaderin bir cilvesi belki
    Belki tanrıların oyunu
    Ya da kim bilebilir tanrılardan bile büyük bir gücün
    Denk getirmesiyle oldu belki
    Ancak ne olursa olsun nedeni
    Aynı gün girdi beş "ozan" şehire
    Hepsinin girişini izledi Herimes
    En son ozan da girdikten sonra şehire
    Çıktı Porsuk Çayını gören tepenin üzerine
    Güneşin yavaşça inişini izledi Dünya nın öte yüzüne
    Nasıl sahiplendiğini düşündü Apollon un güneşi bile
    Oysa onun kendisine ait sandikları herkesindi
    Tüm insanların canlıların hatta cansızların bile
    İsyan duygusu sardı içini
    Onun üstünde ve ona hükmettiği söylenen bir tanrıya isyandı bu
    Kimbilir belki başkaları da duymuştu bu duyguyu
    Ancak ilk defa birisi kararlıydı
    Yerine getirmeye gereğini
    Bir tanrının adaletsizliğine karşı hissettiklerinin

    (“Pan'ın Flüdü” isimli eserinin başlangıç bölümünden)

    Bu hoş ve sürükleyici eserinden başlayarak Firble ile kaldığımız yerden muhabbete devam ediyoruz.

    Catboy: Pan'ın Flüdü eserine ne zaman devam edeceksin ve aklında devamıyla ilgili bir şeyler var mı?

    Firble: Pan'ın flüdünün sadece devamı değil, ikinci ve üçüncü bir hikaye de var aklımda. Aslında Pan'ın flüdünün geçtiği Dünyada bir RP bile oynatmıştım. Benim hayatımdaki tek forum DMliğidir. Pan'ın Flüdü de kesinlikle benim en çok sevdiğim hikayelerden birisi. Ama iki ciddi işi bir arada yürütemiyorum özellikle şu aralar. şimdi de ansiklopedi projesi olduğu için elimde onun bitmesini bekliyorum hikayeye yeniden başlamak için.


    Bu güzel öykünün yarım kalmaması için Firble’ye gereken baskının yapılmasını talep ediyorum ben, ama önce bu muhteşem eseri incelemeniz gerekiyor tabi: http://www.frpworld.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=7371

    Catboy: şiir yazarken bu kadar ilhamı nereden temin ediyorsunuz?

    Firble: Aslında günlük yaşam ilham veren onca olayla dolu. Bunun dışında insan etrafına baktığında, başka insanların yaşadıklarını hissetmeye çalıştığında ayrıca bir ilham kaynağı yakalıyor. Elbette bundan büyük bir ilham kaynağı, onlarca belki yüzlerce insanın, hatta doğanın, Evrenin, tarih boyunca var olmuş onca nesilin yaşadıklarını hayal edebilince bulunuyor sanırım. Ama bu kendi ya da hemen yanındaki bir insanın yaşamından ilham almanın ötesinde bir şey sanırım. Ben de bunu çok sık yapamıyorum. Genelde şiirlerim kendi yaşamımın yarattığı duyguları yansıtıyor o yüzden. şiirlerin üzerinde gün gün neler hissettiğimi okuyabilirsiniz bazen. Yani aslında şiir benim gibi her insanın aklında olanlara benzer duygu ve düşüncüleri ifade etme yolu…

    İlerliyordu kervan doğuya
    Çküz arabalarında yükler dizilmişti sıra sıra
    Bazıları kendi arabalarını çekiyordu.
    Porsuk ayna gibi yansıtıyordu güneşi
    Kış güneşi ısıtıyordu kemiklerine kadar girerek
    Herimes ve beş yoldaşı da yürüyordu kervanla
    Olimpos a dönmüş sırtlarını Gordeon a gidiyorlardı.
    Başkentine en büyük devletinin Anadolu’nun
    Midas’ta olduğunu söylemişti Pan’ın flüdün
    En değerli eşyaları bile kendisinin görmezdi ölmekte olan tanrı
    Ve de kazanmanın neşesiyle krala hediye etmişti
    Müzik tanrısının lirini alt eden flüdü
    Bize Pan’ın fülüdü gerekli demişti bir de
    Kazanmak için Apollon’un lirine karşı
    Baş edemez demişti tanrısal bir aletle
    İnsan yapımı aletler...
    Doğruydu belki
    Belki de garip bir inatla
    Apollon’a önceki yenilgisini anımsatmak istiyordu ozan
    Stuti’nin yüzü kızarmıştı Gordeon’a gideceklerini duyduğunda
    Hatırladığında Gordeon’da onu yakalmak isteyen zengin insanları
    Ayrılmayı düşündü gruptan
    Ancak nereye gitse Anadolu’da
    Aynı kaderin beklediğini hatırladı sonra
    İsteksizce onayladı böylece Herimes’i başıyla
    İkna olmamışdı gruptaki ozanlar da tam olarak
    Yine de homurdansa da Kutsemen
    İç geçirse de Batı
    İzlediler Herimes’i
    Olimpos hala uzakta bir hedef olsa da içlerinde
    Artık Pan’ın flüdünü almaktı ilk amaçları
    şimdi yürüyorlardı bu amaca doğru
    Biliyorlardı ve de
    Adım adım çözülürdü bir düğüm
    Arzulanan çözümün yolunu açarken
    Bazen bir adım uzaklaştıryor gibi görünürdü hedeften

    (“Panın Flüdü“ isimli eserinin “Gordeon Düğümü 1” isimli bölümünden)


    “Toprağın şarkısı Yeniden” ne de güzel bir başlıktır böyle. İleride Firble şiirlerini bir araya getirip bir kitap çıkartmaya karar verirse bu ismi kullanmasını isterim ben açıkçası.

    Catboy: "Toprağın şarkısı Yeniden" bunun özel bir anlamı var mı?

    Firble: Var tabii ki, gnomların toprağın sesini duyabildiklerine ilişkin bir efsane vardı, Firble ismini okuduğum hikayede. Frpworldde de Firble'nin iki flüdü vardı. Birisi bir tanrının hediyesi idi, öbürü ise ilk ozan olduğunda kendisine hediye edilen ve hep yanında taşıdığı flüttü. İlki Zamanın Fısıltısı, ikincisi ise Toprağın şarkısı idi. O zaman biraz acemice şiirlerimi yazdığım Toprağın şarkısı diye bir başka başlıkta şiir yazıyordum. Daha sonra da Toprağın şarkısı Yeniden başlığını açtım. Bunun dışında tabii toprak benim için hızla değişen başka şeylerden farklı olarak uzun zaman aynı kalan ve etrafında değişenleri izleyen bir gücü simgeliyor. Bu nedenle ben, bazen toprağın yüzlerce yıl tanık olduğu onca olayı anlatan hafif hüzünlü bir şarkı söylediğini hayal ederim.

    Unutulmuş bir şarkıyı duydum yeniden
    İki yıldır duyduğum
    Bambaşka bir Dünyayı yaratan
    Ya da Dünya yı bana yeniden tanıtan şarkıyı

    (Toprağın şarkısı Yeniden’den...)

    Bir bahar özlemi taşıyan şiirlerini okumak insana inanın moral veriyor, ama aynı zamanda da ilham veriyor onun gibi bir ozan olmak için. Daha fazla şiir özleminizi gidermek için sizi buraya alalım hemen:
    http://www.frpworld.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=7197&postdays=0&postorder=asc&start=0

    Firble’yi daha iyi tanımak için onu iyi bilen kişilere soruyoruz: Firble kimdir?

    Bogus (Sitemizin kadim üyelerinden): Firble denince aklıma ne mi geliyor? Elbette şiir. Firble Ocakbaşı’nın has ozanı, müdavimi, demirbaşı. Kendisine ait bir köşesi var sanki, oraya kurulup bize toprağın şarkısını söylüyor. Duygularını, yaşamından haberleri, hayallerini, korkularını, umutlarını, kısacası kendisi ve çevresi ile ilgili her şeyi şiirleriyle iletiyor. Firble yaşamı şiir gibi yaşayan, ve bunu da şiir gibi anlatan bir ozan...

    Aegron (Sitemizin genç üyelerinden): Hmm şöyle bir düşüneyim nedir bu Firble. Frpworlde ilk geldiğimden beri her konuda bana yardımcı olmuş bi abim başta. Ansiklopedi de yazılarıma destek veren, beni yazmaya daha da teşvik eden biri. şiirlerini her okuduğumda vermek istediği duyguyu son noktasına kadar alabildiğim yegane insanlardan biri. Her konuda oturup(daha hiç birlikte oturmak nasip olmadı ama) kendisiyle saatlerce muhabbet etmek isteyeceğim biri. Sitemizin vazgeçilmezi!



    şiirlerine geri döneceğim, ama bir de işin New York tarafı var...


    Çncelikle New York’a nasıl gelinir onu anlatayım... Elbette önce vize alma denen bir işlem var. Bunun için ABD nin İstanbuldaki Ortaçağ kalelerini andıran başkonsolosluğuna gidiyorsunuz ki bu neredeyse Atatürk Havalimanından New Yorka gelmekten daha heyecanlı...

    Bina dev bir tepenin üzerinde... Dimdik bir yamacın en tepesinde... Asıl binaya tepenin içinden bir asansörle çıkıyorsunuz. Asansör sistemi devre dışı kaldığında ilk engeli yani giriş bölümündeki savunma önlemlerini geçen birisinin yukarı çıkmasına imkan yok... Ya da tamam var ama hem çıkmak üst düzeyde dağcılık gerektiriyor.
    ....
    Böylece New York'a döndüm. Bir defa daha kalacak bir evim yok. Sadece bir hostelde altı günlük rezervasyonum var. En azından bu defa herşey biraz daha tanıdık. Bunda hostelin eski evimin civarinda olmasının da etkisi var.

    Buraya gelince ilk olarak beni etkileyen ne mi oldu?

    Sanırım reklamlar.... Supermarketlerin, vakiflari, politik kurumlarin, universitelerin kisacasi akla gelebilecek her kurumun reklamlari her an gitmedigimiz yerlerin, almadigimiz urunlerin, okumadigimiz okullarin, cozmeye calismadigimiz toplumsal sorunlarin bedelini animsatiyor.

    Her an yapmadığın ve yapamadığın şeylerin en çok aklına sokuldugu şehir burası. Kendi hayatının ve şeçimlerinin dışında bir hayat seçeneği olduğunu insanın kafasına vura vura hatırlatan bir şehir.
    ....
    Arkadaşlar, önceki gün yani 14 şubat günü Sevgililer Günü olmasının yanısıra aynı zamanda Çin Takviminin yılbaşıydı, Çin Takvimine göre Kaplan Yılına girdik. New Yorkun Çin Mahallesindeki kutlamaların da izlenmesi önerildiğinde ben de gidip görmek istedim.

    Her şeyden önce mahalle tıklım tıklımdı. Zaten daracık sokaklar, en azından şehrin üst kesimine göre bir de bol bol insanla durunca ilerlemek neredeyse imkansızdan da öte imkansız hale geldi. Nisbeten geniş caddelerden araçlara ayrılmış yolu bol bol ihlal ederek yürümek mümkündü. Ama dar sokaklar zaten kapatıldığından ihlal edilecek bir yol da kalmamıştı.

    Çncelikle yılbaşının asıl kutlandığı alana gittim. Tıklım tıklım dolu olduğu için pek bir şey göremedim. Tabii bu bir bayram değil de yılbaşı olduğu için etrafımdaki insanlar kendi kendilerine eğleniyordu. Çncelikle eğlenmesi gerekenler tabii Çinli kardeşlerimizdi... Onlar tabii asıl coşkuyu yaratıyordu. Ancak açıkçası günün heyecanını etraftaki herkes paylaşıyordu. Doğrusu yabancı bir topluluğun bayram sevincini paylaşmanın oldukça güzel bir duygu olduğunu hissettim.
    ...
    (New York Günlükleri’nden)


    Yazdığı bu günlükleriyle bizi New York’da bir yolculuğa çıkartıyordu, akıcı ve bilgilendirici bir şekilde yazdığı için de hiç sıkmıyordu yazıları. Neyse ki hala New York Günlükleri hala devam ediyor. Merak edenler için sizi buraya alalım: http://www.frpworld.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=7967&start=0


    Catboy: New York günlüklerinden başka hangi şehirlerin günlüklerini yazmak istersin? (Yani başka nereleri görmek istersin?)

    Firble: Açıkçası Dünyanın tüm ülkelerini görmek isterim. Yani gitme şansım olduğunda reddeceğim bir ülke yok. Ama Türkiye dışında en çok görmek istediğim yerler sanırım Afrika ve Afganistan. Afrika, bizim bildiğimiz ve öğrendiğimiz Dünyadan farklı kuralları olan bir yer gibi geliyor o nedenle ilgimi çekiyor. Nil Nehri ile Kongo Nehrini görmeyi çok isterim. Afganistan ise okuduğum bir kitap sayesinde ilgimi çok çekti. Uçurtma Avcısı kitabı.. Çzellikle kitapta çocukların birbirlerinin uçurtmalarını düşürmeye çalıştığı yarışlar çok ilgimi çekti. Eğer hala yapılıyorsa oradaki uçurtma yarışlarını görmek isterim. Yani bir şehir adı vermek gerekirse Kabil Günlükleri yazmak isterim bir gün. Ya da Kongo Nehri Günlükleri. Ama bakalım, hayat beni nereye sürükleyecek?


    Neden şafağı seyredenler daha azdır günbatımını izleyenler
    Nite insanlar uyanmak için hep beklerler
    Her yerin apaydınlık olduğu anı
    Karanlıkta yatmak sonra uyanınca aydınlık olması etrafın güzeldir
    Ama daha da güzel değil midir?
    Adım adım tanık olmak o aydınlanışa
    Yaşam bir şekilde koymuş kuralını
    Bir mucize gerçekleşirken gökyüzünde
    Biz uyuyoruz kurala uymak adına
    Ya bozsaydık kuralı
    Ya her sabah uyansaydık
    Doğan güneşten önce
    Nasıl bir yaşam olurdu?
    Daha güzel olmaz mıydı?

    (Gecenin Sonu isimli şiirinden)



    Son olarak Firble’nin yazarlık yönünden de bir örnek vermek istiyorum. En hoşuma giden kısımlarından bir derleme yaptım, sıkılmadan okunacağını düşünüyorum:



    Krotis Trabzon Rum Devletindeki rum bir tüccarın oğluydu. Anadolu topraklarında eşkiyaların baskını amcasıyla beraber yolculuk ettiği kervanından bir tek onu sağ bırakmıştı. Bir şekilde kasabaya sığınmış. Yazları tarlalarda çalışarak yaşıyordu. Bir rumdu ve üstelik de müslüman değil de hristiyan kalmakta ısrar etmişti. O nedenle insanlar ona hep mesafeliydi. Çstelik de Trabzon'la savaşın başladığı bu dönemde...

    Sesi kötü dense de şarkı söylemekten hiç bıkmamıştı. şimdi bu kadar övülen şu ozanlar gelmişken onları dinlemek için gelmişti.

    Krotis sokağın biraz ilerisinde tek başına oturan çocuğu gördüğünde bir süre geçmişti. Çocuk evin dibinde oturuyordu. Gözlerini ileri dikmişti. Garip bir ifade vardı çocuğun gözlerinde... Krotis'in açıklayamadığı.. Bir ozan olmak isterdim diye düşündü o an... Bir ozan olabilseydim keşke.. .

    Irkın ve dinin yarattığı farklılıklar önemsizleşti o an... Krotis ağır ağır ama hiç durmadan çocuğun yanına gitti. Sanki onu uzun zamandır tanıyormuş gibi rahatça oturdu yanına.

    Çocuk onun oturduğunu hissettiğinde sanki bir an irkildi sonra yeniden gözleri ileriye hiç bir şey olmamış gibi bakmaya devam etti.

    Bir ya da iki dakika geçmişti sessizce oturuyorlardı. Sonra Krotis hafifçe sırtına dokundu çocuğun sonra irkildiğini hissedince hemen çekti. Yüzüne zorla yerleştirdiği hafif bir gülümseme ile sordu.... Ne oldu Vre Kardesim... dedi çocuğa... Niye böyle oturuyorsun burada... Anlat vre belki yardim edebilirim kim bilir?

    Çocuk ağır ağır cevap verdi. Kar deşimi öldür düler. Bura da... Sonra başını öne eğdi. Ağlamak istiyordu büyük ihtimalle ama başaramıyordu. Belki de kendini tutuyordu.

    Krotis de başını eğdi. Zordur vre zordur. Bir akrabanın ölmesi. diye cevap verdi. Bir süre yine sessiz kaldılar. Sonra Keske senin icin bir sey yapabilseydim vre kardesim. Keske bir seyler olsaydi. dedi çocuğa...

    Çocuk son sözleri duyunca kendini tutamadı. Hıçkırıklarla Krotis'e sarıldı ve ağlamaya başladı.

    Ne dinin ne de milletin bir önemi yoktu artık onun için de... O an için ikisi de yalnızca insandı.

    Bir ara Timur'un da çadırında olduğunu fark etti. Dışarı çıkıp eğlenenlere katılmıyordu. En büyük zaferinden belki de beklediğini bulamamıştı büyük hükümdar. Beyazıt'ı merak etti. Ve de Mustafa'yı... Acaba onlar ne yapıyorlardı...

    Beyazıt gibi bir hükümdar için her halde en kötü geceydi o gün... Körlüğü bir yenilgiye mağlolmuştu hükümdara... Tarih boyunca hep anılacak bir yenilgiye....

    Peki Anadolu... Anadolu için gerçekten neleri değiştirecekti bu zafer... Timur yaşlıydı. Onun ardından bir hakimiyet kurabilecek miydi Timurlu devleti bu topraklarda...

    Peki beylikler... Timur'un savaşı izlediği tepeden yıldırım gibi inip savaşın kaderini değiştiren beyler ne kadar yaşatabileceklerdi devletlerini... Başka bir hükümdarın yardımı ile kurtulan ve yeniden kurulan devletler ne kadar yaşayabilirdi ki...

    (Kardeşliğin Tohumu isimli ortak hikayeden bir kesit, tamamını merak ediyorsanız: http://www.frpworld.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=7431&postdays=0&postorder=asc&start=0)



    Ortak hikayeler benim de ilgi alanım olduğundan Çstat Firble’yi bulmuşken ondan tavsiye almak için bir soru daha soruyorum.

    Catboy: Ortak öykülerde yazarken nelere dikkat edersin?

    Firble: Aslında ortak öykülerde çok fazla yer almadım. Sanırım bir iki örneği var. Daha çok daha önceki forum RPlerinde dikkat ettiğim noktalara dikkat ediyordum. Çok güçlü karakterlerle ilgili yazmayı sevmem mesela. Daha bildiğimiz, zayıflıkları olan karakterlere zaman zaman büyük şeyler yaptırmayı severim. Ama zayıflarını sonuna kadar önlerinde engel olarak taşıyarak. Bir de küçük sahneler ve karakterin belli anlarda yaşadığı olası duygulara da olabildiğince yer vermek isterim. Bunların hepsi sanırım forumda oynadığımız rol yapma oyunlarından kalma alışkanlıklar.


    Ve ilk bölümü son bir sürprizle bitiriyoruz...



    Efla (FRPWORLD yöneticisi ve saray üyesi): Firble bence Frpworld ruhunu en iyi yansıtan insanlardan birisi. Sadece masaüstü oyunların değil edebiyatın da bir o kadar, hatta zaman zaman daha gündemde olmasını sağladı. Ozanlık geleneğinin hiçbir zaman ölmesine izin vermedi. Hiç kimseler yokken çıktı ve şiirlerini okudu. Ben de şahsen onun yolundan giderek şiir yazmaya başladım. Beni cesaretlendirmeseydi yazar mıydım bilmiyorum.


    Nostalji köşemizin ilk bölümünün sonuna geldik, buraya kadar okuyan arkadaşlarımıza öncelikle teşekkürü borç biliriz, ardından sizi yorumlar bölümüne bekleriz ki Firble hakkında eksik yerleri tamamlamamıza yardım edin...

    1. Bölümün Sonu!


    Gelecek bölümde: 6 – 4x – 2w

    Not: Ya şifreyi çöz, gelecek bölümün konuğunu önceden öğrenmiş ol ya da bekle yeni bölümü, zamanı geldiğinde öğren! Seçim senin, kaderini sen belirle!


    Last edited by catboy on Thu Jun 03, 2010 1:42 pm; edited 6 times in total
    Back to top View user's profileSend private messageVisit poster's website
    catboy
    Site Yazarı
    Site Yazarı





    Joined: Jan 19, 2007
    Posts: 3268
    Location: Izmir

    PostPosted: Fri Apr 16, 2010 12:58 pm Reply with quoteBack to top

    Yasal Uyarı: Okumakta olduğunuz bölümün amacı FRPWORLDÂ?de isimleri altın harflerle anılan arkadaşlarla geçmiş günleri anmak, onları daha iyi tanımak ve en önemlisi edebiyat ve frp konuları hakkında görüşlerini almaktır. Bu bölümdeki eserlerin tamamı bölümde onur konuğu olarak yer alan arkadaşımıza aittir ve ondan izin alınarak bu bölümümüzde yer verilmiştir. Ayrıca bu bölümümüzde yer alan hem onur konuğumuzun hem de diğer arkadaşlarımızın görüşleri FRPWORLDÂ?ün görüşlerini yansıtmamaktadır. İzin alınmaksızın buradan bir materyali kullanmak çok ağır suç olup yere düşmüş tebeşirleri toplama cezası istemiyle yargılanırsınız. Savaşa hayır!


    Â?Ocakbaşı NostaljileriÂ?nin geçen haftaki bölümünde:

    İlk bölümümüzün onur konuğu Firble idi. Onunla Â?OzanÂ? nedirden başladık sohbetimize, sonra bize New YorkÂ?tan haberler getirdi, kardeşçe yaşamamız için yüreğimize barış tohumlarından ekti ve toprağın derinliklerinden gelen anlamlı sesleri duymamız için yapmamız gereken şeyleri anlattı. Efla, Aegron, Bogus ve EdmondÂ?un da katılımcı olarak yer aldığı ilk bölümümüz şiir gibi yüreğimize işledi.


    Catboy ile FRPWORLD NOSTALJİLERİ

    2. Bölüm:

    Hoşgeldiniz diyar sakinleri, yine güzide bir onur konuğumuzla gerçekleştireceğimiz bir Nostalji bölümüyle sizlerle birlikteyiz.

    İlk bölümü okumadan bu bölüme geçmiş olanlar için ufak bir bilgilendirme verelim, bu köşenin amacı OcakbaşıÂ?nda eserlerini yayınlanmış olan arkadaşlarımızla yaptığımız röportajla onu daha iyi tanımaya çalışmak. Çyle büyük bir iddiamız yok, bu bölümü okuduktan sonra konuğumuzun tüm özel hayatının sırlarını bileceksiniz diye söz veremem. Daha fazla uzatmadan konuya giriş yapayım yavaşça diyorum artık.

    Galaksinin en uzak yerinden yıldız tozlarını toplarken buldum onu, yüzünde beliren ifadeden anladım ki o da beni gördüğüne memnundu. Ricamı kırmayıp beni kendi diyarına götürdü, Beyaz ışıklar saçan kutsal bir meleğin kulağıma fısıldamasıyla fark ettim ki karşımda duran kişi insanın hayal dünyasının gücünü ortaya döken biriydi. Her bir öyküsünde farklı bir tat bulduğum o kişinin karşısında heyecanlanmadan duramadım ve arada sorduğum sorular size saçma geldiyse şimdiden affola...

    Kim olduğunu sadece bir öyküsü bile size açık edecektir, bu nedenle en severek okuduğum öykülerinden biriyle sizi başbaşa bırakıyorum hemen:



    Bu gece cümbüş var yine. Bir sürü insan ve cüceler, elfler, gnomlar, savaşçı, kolcu, büyücü, rahip, maceraperest, tüccar, belki de hırsız, katil, düzenbaz. Birkaçı yerli halk, gerisi de yolcu. Bir de kütür kütür yanan şömineye rağmen başlıklarını çıkarmayan esrarengiz tipler.

    Kuru Döşek Hanı, şöhretinin bir kısmını da bu esnek müşteri profiline borçluydu. şimdi şu kapıdan bir goblin bile girse pek yadırganmaz -tamam belki biraz- muhakkak servis yapılırdı. Parasını ödediği ve olay çıkarmadığı sürece müşterinin kim olduğu önemli değildi. Çnemli olan müşteri memnuniyetiydi ve herkes -her zamanki gibi- hayatından memnundu. Güzel sesli buçukluğun söylediği neşeli şarkılar kalabalığın uğultusu ile karışıyor, garsonlar nam salmış bira ve şarapları müşteriye yetiştirmek için koşturuyorlardı. Mutfakta çevrilen geyiğin kokusu, fosur fosur içilen tütünü bastırmıştı. Çstelik hoş hanımefendiler -çimdiklere rağmen- müşterilere karşı çok canayakındı. Mavitaş Ormanı'ndan geçiyorsan, gece vakti ve üstelik yağmur yağıyorsa, bu han cennet değil de neydi?

    Han sahibi Bergun (posbıyık) Pastacı, eserini gururlanarak seyretti. Bu hanı bugünkü durumuna o getirmişti. Tam onbeş odası vardı hanın. Tam onbeş! Hepsi de konforlu, düzgün. Çoğunda dörder yatak vardı. Siz hesap edin artık gerisini. Auntrin şehrinde bile yoktu böylesi.
    Â?
    Gerald, ince kıl bıyıkları, lacivert kadife ceketi, uyumlu şapkası ve taktığı birsürü mücevher ile rüküşlüğün doruğundaydı. Yanındaki karanlık tipli iki koruma, taburelerin ucuna oturmuş gibi tedirgindi. Bergun onların Gerald'ı korumak yerine ilk fırsatta keseceklerini düşündü.

    "Buyrun şarabınız sayın Gerald. Keyifler nasıl?"

    "Sağol Bergun'cuğum, herzamanki gibi güzel. Yemek de, şarap ta mükemmeldi. Ellerine sağlık."

    "Afiyet olsun sayın Gerald. Çç gündür Mavipınar'da kalmanızı şaraba mı borçluyuz?"

    Tüccarın yüzündeki gülümseme kaybolur gibi olduysa da hemen kendini topladı. "Evet, bu sefer uzun kaldım değil mi?"

    "Efendim burada kalmanız şeref verir. Keşke hep kalsanız. Ama sizin gibi bir tüccar için zamanı burada harcamak..."
    ...
    Elana hoş bir kahkaha ile cevap verdi. "Büyülemek benim işim, sizinki de tatlı dil."

    "İş değil zevktir size hizmet, görmek sizi ilhamdır."

    Dwax araya girdi. "Zevzekliği kısa kesin! Açım ben, susadım. Biralar nerde kaldı?"

    "Ah efendi cüce, biralar en kalitelisi. şu masaya buyrun." İki garson yamağı hızlıca Bergun'un işaret ettiği masanın tozunu aldı. Bergun elfe döndü, mesafeliydi. "Hoş geldiniz Zal."

    "Hoş bulduk."

    Alek'e ise elini uzattı, tokalaştılar. "Çzlemiştik sizi" dedi Bergun.
    Â?
    Alek'in gözleri, kızın sol kolundaki morluklara takıldı. Bileğinin üstünde, yanyana dört çürük vardı. Sanki biri kızın bileğini tutup, mengene gibi sıkmıştı. "Koluna ne oldu, Sophia? Akşam yoktu bu izler"

    "Kapıya çarptım."

    "Ben de elf kraliçesiyim," dedi Fitt, mırıldanarak.

    Alek, Sophia'ya derinlemesine baktı. Kızcağızın gözleri yaşarmış, çenesi hafifçe titriyordu.

    "Soracaklarınız bitmedi mi? Kızım zaten üzüldü," dedi Bergun.

    "Bitti," dedi Alek. "Gidebilirsin Sophia, ancak şimdilik kimseye bahsetme bu olaydan."

    Sophia, birşey söylemeden, kaçar gibi çıktı odadan.
    (Kuru Döşek Hanında Cinayet isimli eserinden bir parça)

    Tamamını okumak için:

    http://www.frpworld.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&p=147730&highlight=#147730


    Ben kendimde onur konuğumuzu çağıracak cesareti bulamıyorum, neyse ki Firble beni yalnız bırakmadı bu bölümde de, kendisi onur konuğumuzu çağıracaktır.


    Firble (Serbest Kürsü Moderatörü ve Saray üyesi): Kendisi benim rol yapma oyunlarını bırakma kararı aldığım zamandan sonra sitede daha fazla etkin olmaya başlamış kişilerden birisi. Rol Yapma Oyunlarının sitede ihmal edildiği bir dönemde bu konuda insiyatif aldı. Frpworld de özellikle son yıllarda bu oyunların devam ettirilmesinde kesinlikle en etkili kişi. Arada bazı oyunları beni bile çekti. Mesela Vahşi Batıda geçen oyun. Neredeyse yeminimi bana bozduruyordu. Açıkçası siteye de şu aralar en değişik renklerinden birini katan üyelerden birisi bence, Dwaxer...

    Image


    Dwaxer beni kırmadığın için defalarca sana teşekkür ederim ve tabi FirbleÂ?ye çünkü ben onur konuğumuzu nasıl çağırmam gerektiğini düşünedururken bölümün sonuna varacaktık.


    Catboy (Ocakbaşı Hikayeleri ile Klavyeüstü RYO Moderatörü ve Saray Çyesi): Dwaxer isminin anlamı nedir? (Wikipedia'da araştırdım, ingilizcede bir karşılığı var mı diye de baktım ama bulamadım ve gerçekten de çok merak ediyorum bu ismin anlamını.)

    Dwaxer (Büyük Çstat): Dwarf-XÂ?in kısaltması. Bazı yabancılar The Waxer zannediyor; cilalayıcı gibi bir şey. Aslında bir anlamı yok. Kuru Döşek Hanı öykümdeki kahramanlarda biri olan cüce karakterin ismi DwaxÂ?tır, benim nikim de dwaxer oldu, (dwax yapan anlamında) öyle de kaldı.

    Catboy: Frp'nin ülkemizde ticari yönden de bir başarı sağlaması için neler yapılabilir? (Sanırım bu tür konularla ticari yönden de uğraşıyorsun, o yüzden fikirlerini almak istedim.)

    Dwaxer: Kendim çok oynadığımdan değil ama FRPÂ?yi konsept olarak sevdiğim için ülkede yaygınlaşmasını istiyorum. Ancak ticari olarak başarı sağlaması zor biraz (imkansız değil ama) Çlkemizin durumu ortada; bir Avrupa ya da AmerikaÂ?dakinin çeyreği kadar bile doyurucu pazar bulmak mümkün olmadığından, yatırım yapan da kolay kolay bulunmuyor. Çstelik bizim kültürümüz genelde fantastik yapıda oluşumlara karşı soğuktur ve sevenleri bile mümkün olduğu kadar, eğer yerli üretimse Türkçeleşmiş, Türkleşmiş olsun eğilimindedir. Çrneğin FRP oyunlarına kaynak olan çeşitli fantastik romanları ülkemize getirip satan bir yayıncı bana, yabancı çevirileri sattıklarını ama yerli yazarların yazdığı elfli cüceli romanların tutmadığını söyledi. Nitekim başka sağlam edebi oluşumların birkaç üyesinden de Â?fantezi yazacaksan bırak elfi cüceyi de özgün, bize ait, içinde Ahmet, Mehmet olan bir diyar konsepti oluştur!Â? diye bana eleştiriler geldi. Sonuç olarak ülkemizde FRPÂ?nin daha fazla yaygınlaşmasını istiyorsak, bazı oyun sistemlerini modifiye ederek Türkçeleştirmeli, Türkleştirmeliyiz. Çrneğin SIFRPÂ?nin sistemi, Anadolu Beyliklerini konu alan bir tarihi RYO haline getirilebilir kolaylıkla. Ancak bu tip girişimlerde kılavuz kitap basılması lazım, vs; adamlar bir kere D&D handbook çevirip basmışlar ve pişman olmuşlar. Aslında TürkiyeÂ?de FRPÂ?yi patlatmak için bir takım Â?büyükÂ? fikirlerim var ama sözü çok uzattım, reklam gerekli diyerek bitireyim.

    Catboy: Yarattığın oyun sistemlerinde genelde neye dikkat ediyorsun?

    Dwaxer: Valla sen böyle sorunca kendimi bir şey sandım haha. FRP ile tanışan hemen herkes gibi ben de kendi hayalimde birkaç diyar konsepti, sistem vs kurma hevesine kapıldım. İlk başlarda hiçbir şeye dikkat etmeden sallapati karaladım tabii ki. Ancak yavaş yavaş piyasada olan oyun sistemlerini tanıyınca AmerikaÂ?yı yeniden keşfetmeye gerek olmadığını düşünmeye başladım. Bir sürü oyun sistemi var ve hepsi de profesyonel kişiler tarafından hazırlanmış. Bunları göz ardı edip yeni bir dizayn oluşturmak, ancak özgün ve henüz karşılanmamış bir ihtiyaca yönelik fikirleriniz varsa mantıklıdır. Çstelik henüz inceleyemediğim çok oyun sistemi var ve bazen aklıma bir şey gelip paylaştığımda, Â?aa o zaten felanca sistemde vardı!Â? gibi bir reaksiyon almam da gayet olası. Yani özetle bir oyun sistemi dizayn edeceksem, bir özgünlüğü ya da bir ihtiyacı karşılamaya yönelik sebebi olmalı. Çrneğin şu sıralarda zar kullanılmayan Â?Stratejik FRPÂ? diye bir sistem tasarlıyorum; özgünlüğü, zar atma yani şans faktörü olmaması!



    FRPWORLD diyarında Dwaxer UstaÂ?mızın paylaşmış olduğu özgün sistemlerinden ve oyunlarından bazı örnekler verelim bu sorunun üzerine ve tamamı Dwaxer'in bizzat kendi ağzından olan tanıtımlardır:

    1- Böcükozmoz: Hayatında böceklere eziyet etmiş kimseler, öldükten sonra cennete gitmeden evvel Böcük Kozmosu (Böcükozmos) denilen bir boyuta gönderilir ve yaptıkları kötülüğü telafi edene kadar burada kalırlar.

    Ruhların tehlikesizce transfer oldukları bu evrendeki başlangıç noktaları ve dönüp dolaşıp tekrar tekrar geldikleri sihirli yerin (binanın) adı Â?KubbeÂ?dir. (Kubbe, beyaz mermerden yapılmış bir devekuşu yumurtasına benzer) Buranın kahyası olan büyük yeşil bir çekirge (Kethüda) onları sihirle istedikleri böcük formuna sokar. Ayrıca kişilere çeşitli görevleri vermek, ve başarılan görevlere ödül olarak tecrübe puanı vermek de KethüdaÂ?nın işlerinden biridir. Sadece dolaylı ya da dolaysız yapılan iyilik, yardım ve suçlulara karşı savaşmak, artı tecrübe kazandırır; yapılan her kötülük eylemi, ceza olarak eksi tecrübe yazılır.

    Bu evrendeki her şey tecrübe puanı (tp) ile ölçülür. Karakterler buldukları ganimetleri KethüdaÂ?ya getirip karşılığında para yerine tecrübe puanı alırlar ve yine tecrübe puanlarını para gibi harcayarak karşılığında silah, eşya, büyü malzemesi, vs alabilirler. Ayrıca tecrübe puanlarını kullanarak daha güçlü ya da yetenekli böcük formlarına (KethüdaÂ?nın yardımıyla) dönüşebilirler. Bedavaya dönüşecekleri böcük formları sınırlıdır.

    Çrneğin karınca olmak bedavadır ama sinek olmak (uçabilme özelliği) için belli bir tecrübe puanı harcamak lazımdır. Böcük formunda ölen karakter otomatikman KubbeÂ?ye geri döner ve istediği uygun bir formda maceraya tekrar başlar. Tabii örneğin örümcük mertebesine yükselmiş birisinin öldüğünde hazırda hiç tecrübe puanı yoksa, kariyerine hamamböceği (kakalak) ya da karınca olarak baştan başlaması gerekebilir. En sonunda başardığı görevlerle yeterince tecrübe puanı biriktirebilen birisi, affedilerek Böcük KozmosuÂ?ndan gönderilebilir. http://www.frpworld.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=7401&start=0

    2- Wahşi Batı: Barda bir kovboy diğerinin yanına gelip pis pis bakar ve Â?ayağıma basıyorsun!Â? der. Diğeri şaşırır ve Â?hayır, basmıyorum,Â? der. Çbürü de bu sefer, Â?sen bana yalancı mı diyorsun?Â? der; düello kaçınılmazdır!

    Western konseptinde konular genelde -klasik- banka, tren ya da posta arabası soygunu ve çaldıkları paralarla Meksika sınırını geçmeye çalışan haydut çeteleri ile onları yakalamaya çalışan kanun adamı, şerif arasında geçer. Bol vurdulu kırdılı, düellolu, vs ve tek kurşunda işinin bitebildiği zor bir oyundur Wahşi Batı!

    Tabii çatışmalar ve bazı eylemler için bir takım formüller olmak zorunda; biraz D&Dden esinlenilmişse de daha değişik ve basit bir sistemdir. Ama oyuncu sadece şöyle bir okusa yeter; teknik ayrıntılara fazla kafa takmadan kendinizi bir western filmindeki karakterin yerine koyup rol yapmanız da yeterlidir aslında. http://www.frpworld.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=7606

    3- İslanda Macerası: Kasaba valisi Karl, diplomatik ve ticari bağlantıları tazelemek ve geliştirmek amacıyla Hipos kasabasına yaptığı ziyaretten döneli birkaç gün olmuştur. Tabii yanında Â?LoncaÂ?dan yüksek mevkili bir memur büyücü de vardı. Vali, rutin memleket meselelerini görüşmüş ve ticaret yollarının iyileştirilmesi, korsan ve haydutlara karşı alınması gereken tedbirlerle ilgili birkaç toplantı yapmıştı. Ama şimdi tek hatırında kalan Hipos valisinin, -fisnot sporu hakkındaki- laf sokuşturmalarıydı.

    Kendi kasabalarında eğlence olsun diye oynanan Â?FisnotÂ? oyununu anlaşılan Hipos ahalisi oldukça ciddiye alıyordu, hatta adam misafirperverlikten uzak bir üslupla, bu milli ata sporunun Oswinlilerce becerilip becerilemediğini bile sormaya cüret etmişti. Birkaç laf geçirmeceden sonra Vali Karl, en kısa zamanda Fisnot takımını HiposÂ?a göndereceğini söyler. Hiposlulara bir ders vermek gereklidir artık. Döner dönmez ilk iş kasabadaki en iyi fisnot oyuncularını tespit etmeye başladılar. Aslında pek fazla seçenekleri olmadığını görünce, Vali Karl strese girmişti biraz. http://www.frpworld.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=7801&start=0

    4- Hakmarun: Diğer kıtalardan çok uzakta olan bu kıta-ada, çoğu kayıt altına alınmamış, unutulmuş, efsanelerle karışmış binlerce yıllık tarihe sahiptir. Yıkık dökük, terk edilmiş sayısız kadim şehir harabesi bunun ispatıdır adeta. Hakmarun diğer diyarlardan oldukça ayrık olmasına rağmen muazzam yaşamsal çeşitliliği vardır. Bunun sebebi; kıtanın her tarafındaki binlerce görünmez boyut kapılarıdır. Kimi havada, kimi yer seviyesine yakın, hatta kimi de yerin altında olan bu sayısız boyut kapıları sadece tek yönde çalışır. Sayısız bilinmedik diyardan emdikleri her şeyi HakmarunÂ?a doğru gönderirler. Bunlara boyut girdaplarının çıkışları demek daha doğru olur. Yolda yürürken birden havadaki bir delikten su, taş, toprak döküldüğünü görerek hatta değişik bir boyuttan gelen mistik bir yaratıkla burun buruna gelerek şaşırabilirsiniz. Eski bilgeler, Â?Hakmarun Evrenin çöplüğüdür!Â? demişler. Bu boyut kapıları çıplak gözle görülemez, ancak bu konuda altıncı hissi ve büyüsel yetenekleri olanlar yerlerini farkedebilir. Gerçi yerleri tespit edilen kapıların hiçbirini aksi yöne çevirebilmek mümkün olmamıştır.

    Hakmarun normalde sıcak iklime sahip bir kıtadır ama kuzeyde Â?Soğuk VadiÂ? denilen muazzam genişlikteki arazide, binlerce boyut kapısından, aralıksız şekilde kar yağar. Bu kapılardan kar, fırtına şeklinde adeta fışkırmaktadır. Soğuk VadiÂ?de bu yüzden hiç durmadan devam eden bir kar fırtınası durumu vardır. Soğuk ve sıcak havanın temas etmesi sonucu, Soğuk vadinin etrafında daima geniş bir sis çemberi bulunur. Eriyen karların beslediği coşkun nehirler kıtanın batı tarafını çok verimli bir yapıya dönüştürmüştür ancak nehirlerin uğramadığı doğuı tarafı çorak ve verimsiz topraklarla kaplıdır.

    Tam da bütün Hakmarun barış havasının zevkine varmaya başlamışken, son aylarda çıkan bazı karanlık dedikodular duyanların tüylerini ürpertmeye başladı. Sisli vadinin soğuk bataklığında garip şeyler döndüğünden bahsediliyordu. Geceleri, namevtlerin, yaşayan ölülerin korkunç çığlıkları duyuluyordu. Kimine göre savaşta ölen binlerce asker Â?undeadÂ? namevte dönüştürülmüştü ve dönüştürülmeye devam ediyordu. Hatta kadim zamanlardan kalma Necrotox şehrinin harabelerinde uğursuz bir gücün palazlandığı, Ghoul Kral DoresainÂ?in (level-27 elite undead) ve namevtlerin iblis prensi OrcusÂ?un (level-33 gargantuan elemantal demon) HakmarunÂ?a dehşetli kıyameti getirmek üzere hazırlandığına dair korkunç hikâyeler kulaktan kulağa yayılıyordu. http://www.frpworld.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=7742


    5- Hakmarun Reloaded: İyilik TapınağıÂ?nın görevlendirdiği serüvencilerin başarısızlığından bu yana 4 yıl daha geçti. Artık, gerçekten de sislerin arasındaki Necrotox harabelerinin tamamen bir yaşayan ölüler şehrine dönüştüğünü, Demon Prince Orcus ve Ghoul King DoresainÂ?ın şehri ele geçirdiğini ve kötülüğün merkezi olarak kullandıklarını, bütün Hakmarun resmen öğrenmişti. NecrotoxÂ?taki kötü güçler iyice güçlenmişler, günden güne yakaladıkları bütün canlıları undead yapmakta yani namevte dönüştürmekte, lanetli bir hastalık gibi kokuşmuşluk ve korkuyu Hakmarun kıtasına yaymaktaydılar.

    İşte bu karanlık günlerde cılız bir umut ışığı gibi Â?Van HelsingÂ? örgütü doğdu. Bir takım iyilik taraflısı zenginlerin ve Â?Işık TapınağıÂ?nın desteklediği bu gizli örgüt, nerede undead, vampir, kurtadam, vesaire evil bir aktivite oluşsa, hemen haberini alıyor ve söz konusu bölgeye seçilmiş elit adamlarından oluşan bir grup göndererek, kötülüğün kökünü kazıyordu! http://www.frpworld.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=8055&start=0

    6- Zindan Satrancı: Hayranı olduğum iki oyundan ilham alarak yeni ve değişik bir savaş stratejisi oyunu dizayn ettim. Beta testini yapacak, her türlü yorum ve eleştirilerini eksik etmeyecek arkadaşlara şimdiden teşekkür ederim. Fikrin arkasında ticari bir düşüncem yok; aksine iyi haber: kolayca temin edebileceğiniz, hatta bazılarınızın evinde hazır bulunan malzemeleri kullanarak bu oyunu çabucak oynamaya başlayabileceksiniz. http://www.frpworld.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=8247&start=0

    7- Psionic Savaş: Kral yıllardan beri hiç bu kadar öfkelenmemişti. Ellisini çoktan aşmış adamın yüzü kararmış, boyun damarları öfkeden patlayacakmış gibi oluyordu. Â?Nasıl olur nasıl! Kim ta saraya kadar gelip, hazine odasına girebilir! Bu ne cüret, bu ne terbiyesizlik! Sizin de, sizi nöbetçi diye buraya koyan subayların da kellesini istiyorum derhal!Â?

    Nitekim kralın isteği hemen yerine getirildi. 15 nöbetçi muhafız ve 3 subay, kralın öfkesini biraz olsun yatıştırabilmek amacıyla çabucak idam edildiler. Bir ya da birkaç hırsız çok iyi korunan sarayın hazine odasına girmişler, hepsini değil ama herhalde taşıyabildikleri kadar hazineyi çalmışlardı. Nöbetçiler bir şekilde bayıltılmıştı ama başlarına ne geldiğini kendileri de bilmiyordu. Hazine odasının tuzakları ve koruyucu büyüleri de etkisiz hale getirilmiş ya da bir şekilde atlatılmıştı. Çalınan hazineler oldukça değerliyse de kralı asıl üzen, atalarından kalma çok çok çok değerli, paha biçilemez bir (warhammer) silahtı: Hammer of Thunderbolts

    Başlı başına bir hazine olan bu kutsal emaneti sadece krallar savaşa gittiklerinde kullanırlardı ve nesillerdir sarayda korunuyordu. Birisi bu silahı çalmıştı!

    Kral başyardımcısı yaşlı büyücü TheodorÂ?a parmağını tehditkârca sallayarak, Â?dedelerimin mirası en kısa zamanda bana getirilmezse daha pek çok kelle gidecek!Â? diye bağırdı.

    Â?Merak etmeyin efendim, başka boyutlara bile kaçsalar o aşağılık hırsızları bulacağız!Â? dedi Theodor, kralı yatıştırma çabasıyla. Â?Bakın efendim ilk ipucunu bırakmışlar bile!Â? diyerek elindeki bir kristal parçasını gösterdi. Â?Bu bir psionic eşyası; bunu hazine odasında düşürmüş, demek ki hırsızımız bir psionic!Â? diye ekledi.

    Â?Psionic mi?Â? http://www.frpworld.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=8224&start=0


    Belli başlı oyunlarından örnekler verdikten sonra bir de oyunlarında yer almış bir arkadaşımızın görüşünü almak istedim:

    Alenthas (Sitemizin genç üyelerinden): "Ailecek severiz... de avatarını hiç beğenmedim (birinin söylemesi lazımdı artık). Oyunlarında ise D&D öğrenemeyecek kadar üşengeç olduğum için karakterimi hep başkasına hazırlatır, ölen ilk kişi de ben olurdum.

    Edebiyatla uğraştığından hiç haberim yoktu. Eh, nostalji köşesinin de amacı bu değil mi zaten."


    Sohbetimize kaldığımız yerden devam ediyoruz:

    Catboy: D&D mi GURPS mu yoksa daha başka bir sistem mi?

    Dwaxer: D&D zaten konsept olarak benim baş tacımdır. GURPS detay ve esnekliği açısından çok takdir ettiğim ama biraz yorucu bulduğum bir sistem. Aslında, Â?bu kötü yahu, bu sistemde asla oynamam!Â? diyebileceğim bir konsept yok. Ancak vampirli, iblisli, ruhlu filan karanlık sistemleri pek incelemiyorum; korkmak istemiyorum çünkü, hehe.

    Catboy: Bir insanı oyunda tutmak için neler yaparsın? (En uzun süren oyunlar seninkiler oluyordu da belki oyun başlatmak isteyen arkadaşlara tavsiyelerin vardır.)

    Dwaxer: Oyuncuyu serbest bırakırım, dönerse senindir, dönmezse zaten asla sevmemiştir! Hehehe. şaka bir yana benim bu konuda büyük bir etkim olduğuna emin değilim. Ama elimden geldiğince senaryoya dikkat etmeye çalışıyorum, fotoşopla filan görsel olarak desteklemeye dikkat ederim, oyuncuların tehlikeli durumlarında bir çözüm yanısıra bir de yedek B planı koyarım ölüp kalmasınlar diye, fazla zorlamam. Forumdan başka DMÂ?lik yapmadım, ama yapsaydım da aynı şeyleri uygulardım. Bir de her karaktere özel bir takım durumları oyuna katmak lazım; sadece onun çözebileceği bir bonus senaryo, sadece ona yarayacak bir ödül vs.


    Böylece FRP dendi mi ilk akla gelen kişi olan DwaxerÂ?e FRP ile ilgili merak ettiğim tüm soruları sordum, ama sohbetimiz bitmemişti çünkü DwaxerÂ?in daha yazarlık yönünü ele almadık ve edebiyat üzerine sormak istediğim daha sorularım vardı.


    Catboy: En çok beğendiğin fantastik evren hangisi oldu?

    Dwaxer: Hakmarun. Hehe böyle biraz ayıp oldu kendini beğenmişler gibi ama daha fantastik bir diyar varsa da Â?Çlüm KapısıÂ? romanlarında bulunur herhalde. Çok da fazla diyar tanımadığımı itiraf etmeliyim ama beğenimi kazanması için fantastik olması yeterli.

    Catboy: Çok kitap okur musun?

    Dwaxer: İtiraf edeyim çok değil ama az da değil.

    Catboy: Kuru Döşek Hanı'nda geçecek olan başka öykülerini görecek miyiz? (Kuru Döşek Hanı'nın bir öyküsü var mı, nereden böyle akılda kalıcı bir isim geldi aklına?)

    Dwaxer: Kuru Döşek Hanı ilk yazdığım öyküdür. Bir öykü yarışmasına heves edip yazarken aslında sanırım beni çok etkileyen Yüzüklerin Efendisi serisinden etkilendim. Hatırlarsan Frodo ve arkadaşları (filmde) bir hana gidiyorlardı. Hanın ismi Sıçrayan MidilliÂ?ydi; demek ki dedim han ismi verilirken âdet böyle. Sonra o yağmurlu sahneyi düşündüm. Her yer çamur içinde ve gecenin karanlığında bardaktan boşanırcasına yağmur yağarken, ıslanmış ve üşürken hana geldiğinizi düşünün, içerde gürül gürül yanan bir şömine, şarkılar söyleyen bir kalabalık, yemek ve içini ısıtacak içkiler! İşte bu yüzden Kuru Döşek Hanı.

    Başka Kuru Döşek Hanı öyküleri olur mu, inşallah olur; aklıma özgün bir şeyler ya da okunması zevkli bir olay gelirse yazarım. Son yazdıklarımdan İrfan Kulesi istediğim kaliteyi bulmadı, o yüzden dikkatli olmam lazım. Bir de pek kimse bilmiyor herhalde ama ben aslında Mavitaş Yöresi diye bir seri romanın ilkini yazalı bir seneyi geçti. Gerçi cep boyutunda bile 170 sayfa filan tutar, yani ince bir şey. Henüz pek kimseye göndermedim ama zaten elfli cüceli romanları basmazlar; şimdilik saklıyorum, önce başka Türkiş romanlarla ünlü olayım da ileride aradan çıkaracağım bunu da. Romanın konusu Titan BeşlisiÂ?nin ilk tanışmaları.




    Gecikmiş bir özürü kabul etmesini istiyorum DwaxerÂ?den. Geçen sene yapmaya çalıştığım Çykü yarışmasına bir tek Dwaxer öyküsünü göndermişti, ben de mecburen ona bile haber vermeden iptal etmiştim yarışmayı. Tek bir kişi bile olsa yarışmanın sürdürülmesi gerekiyordu, doğru olan buydu ama ben pek bir olgunluk davranışı gösterememiş ve DwaxerÂ?in yazdığı öyküsüne saygısızlık etmiştim. DwaxerÂ?den buradan özürlerimi bildirmek ve yarışmaya gönderdiği öyküden ufak bir parça göstermek istiyorum.


    Yaşlı büyücü Tiq Otally de her hafta sonu yaptığı gibi pazarı dolaşıyordu. Çzellikle uzak diyarlardan gelmiş tüccarların tezgahlarına dikkat kesiliyor; iksir yapmak ve büyü ritüellerinde kullanmak üzere karışım malzemesi, baharatlar, otlar, bitki kökleri, canlı cansız organik maddeler, kurutulmuş bitki ve hayvancıklar, gübre, salya, öd, mide, bağırsak, sülfür, fosfat, karbonat, piramit tozu, minator boynuzu, gargoyle kafatası, basilisk gözü gibi sayısız, az bulunan, daha da az kişinin varlıklarından haberdar olduğu ve pek az kişinin ne işe yaradıklarını bildiği bu ıvır zıvır malzemeleri arıyor, bakınıyor, tezgahın altında zulada olabilir diye her tüccarın kendi dilinde sorup soruşturuyordu. Çok da sıkı pazarlık ediyordu Otally.

    Tiq Otally, klasik insan büyücülerdendi. Bembeyaz saçı ve sakalı göbeğine doğru uzanıyor, suratı ise kırış kırıştı. Görünüşte çok yaşlıydı ama kimbilir hangi kadim sanatlarla ömrünü uzatıyorsa, bir genç gibi dinç hareket ediyor, keskin zekası kristal berraklığında çalışıyordu. Yerleri süpüren buruşuk cübbesi, kukuletalı kocaman şapkası, değişmez kıyafetleriydi.

    Yaşlı büyücü tam bir tezgahtaki kurutulmuş kertenkele kuyruklarını inceliyordu ki, öteden kalabalığı yara yara, bağıra çağıra kütüphane görevlisi 3.yardımcı SebastianÂ?ın geldiğini farketti. Â?Usta Otally! Usta Otally! Yetişin, kurtarın!Â? diye bağırıyordu. Nefes nefese kalmış bir hâlde büyücünün yanına vardı. Tiq Otally SebastianÂ?ın bu hâlini görünce hemen kafasını kaldırıp tepelerinde dikilen kuleye baktı. Adamın telaşı kütüphanede bir sorun olduğunu gösteriyordu.
    Â?
    Tiq Otally adamları nazikçe ittirerek çıkış kapısına doğru yönlendirirken aralarında durmaya özen gösterdi. Â?Sorabilir miyim aranızdaki husumetin sebebi nedir?Â? dedi.

    Zubin açıkladı: Â?Bu haddini bilmez adam, Â?Namevt Büyüleri EkolüÂ?nün, Â?İllüzyon Büyüleri EkolüÂ?nden daha üstün olduğunu iddia etti!Â? dedi.

    Toxilius alaycı bir kahkaha attı. Â?Gerçekler acıdır! İllüzyon ise... sadece illüzyondur!Â?

    Â?Demek mesele buymuş!Â? dedi Usta Otally kafasını sallayarak, Â?gerçekten de çetrefilli bir konu!Â? Bu sırada kapının önüne gelmişlerdi. Tiq Otally iki adamı hafifçe öne doğru iterken kapı açıldı ve dışarıdaki platformun üzerindeki bir iblis ile iki taş golemin akılalmaz mücadelesi gözler önüne serildi. İblisin yaraları kanıyor, golemlerden birinin de bir kolu yoktu. Zubin ve Toxilius manzaranın dehşetiyle bir an donakaldılar.

    Çykünün tamamı için: http://www.frpworld.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=8191


    Çykü yarışmalarından konu açılmışken beni de ilgilendiren bir mesele olduğu için aynen FirbleÂ?ye ortak hikayelerden son bir soru yönettiğim gibi DwaxerÂ?e de tavsiyelerini almak için son bir soru yöneltiyorum.


    Catboy: Çykü yarışmalarının vazgeçilmezlerinden olarak bu tarz etkinliklere katılmak isteyen arkadaşlara ufak da olsa tavsiyelerin var mı?

    Dwaxer: Valla ben kimim ki tavsiye vereyim? Söyleyebileceğim bir faydalı bilgi (ben de başkalarından duydum ama işe yarıyor) öykülerini yazıp bitirdikten sonra yüksek sesle okumaları; böylece içinden okurken farkedemediği bazı ses uyumsuzluklarını ve hataları farketmek daha kolay olur.


    Bölümümüz son ermeden bir kişiden daha görüşlerini alıyoruz:

    Illyra (Sitemizin Günışığı): Dwaxer, değerli arkadaşlarımdan birisidir. Gerek sistemler hakkında yaptığı yeni tanıtımlar, gerek aklına gelen yeni fikirler ile, forumumuzda çok renkli bir yelpaze oluşturmaktadır, ve bu yelpazede kesinlikle herkesin severek oynadığı oyunlar vardır. Çzellikle D&D 4th edt. hakkında yaptığı mükemmel çeviriler sayesinde, bir çok kişiye 4th edt. sevdirmiştir.

    Kesinlikle fpworld forumlarında sevilen bir sima, iyi bir arkadaştır.



    DwaxerÂ?e çok teşekkür ediyorum tekrardan, böylece Nostalji köşemizin ikinci bölümünün sonuna vardık. Lütfen ikinci bölümle ilgili yorumlarınızı eksik etmeyin, Dwaxer hakkında bahsetmeyi unuttuğum şeyler ya da sormayı unuttuğum sorular olabilir. Bu yüzden yorumlar kısmını es geçmeyin lütfen.

    2. Bölümün Sonu!


    Geçen bölümün şifresinin yanıtı: 6 Â? 4x Â? 2w => 6 harfli bir sözcüğün 4. harfi x iken 2. harfi w imiş. Bu duruma uygun tek bir kişi var, o da bu bölümün onur konuğu olan DWAXER, tabi ki de...

    Gelecek bölümde: KCAB => TERS ise; THGILYAD => ?

    Not: Hala mı bir hafta beklemekten yanasın, çözsene şifreyi, öğrensene kaderini ne duruyorsun?
    Back to top View user's profileSend private messageVisit poster's website
    catboy
    Site Yazarı
    Site Yazarı





    Joined: Jan 19, 2007
    Posts: 3268
    Location: Izmir

    PostPosted: Thu Apr 22, 2010 9:45 pm Reply with quoteBack to top

    Yasal Uyarı: Okumakta olduğunuz bölümün amacı FRPWORLDÂ?de isimleri altın harflerle anılan arkadaşlarla geçmiş günleri anmak, onları daha iyi tanımak ve en önemlisi edebiyat ve frp konuları hakkında görüşlerini almaktır. Bu bölümdeki eserlerin tamamı bölümde onur konuğu olarak yer alan arkadaşımıza aittir ve ondan izin alınarak bu bölümümüzde yer verilmiştir. Ayrıca bu bölümümüzde yer alan hem onur konuğumuzun hem de diğer arkadaşlarımızın görüşleri FRPWORLDÂ?ün görüşlerini yansıtmamaktadır. İzin alınmaksızın buradan bir materyali kullanmak çok ağır suç olup yakaladığınız kelebekleri geri salmak zorunda kalma cezası istemiyle yargılanırsınız. Doğayı kirletmeye hayır!


    "Ocakbaşı Nostaljileri"nin geçen haftaki bölümünde:

    İkinci bölümümüzün konuğu Dwaxer idi. Onun yaratmış olduğu oyun sistemlerinden örnekler gösterdik ve hayal gücünün ötesinde bir yolculuğa çıktık. Bize frp, edebiyat ve yazarlık hakkında tüyolar verdi. Alenthas, Firble ve IllyraÂ?nın da yorumlarını eksik etmediği güzel bir bölüm oldu.


    Catboy ile FRPWORLD NOSTALJİLERİ

    3. Bölüm:

    Hoşgeldiniz, diyar sakinleri. Bugün burada çok özel bir bölümle sizlerle birlikteyiz. Ozan Firble ve Büyük Çstat DwaxerÂ?in konuk olduğu ilk iki bölümümüze göstermiş olduğunuz ilginize ne kadar teşekkür etsek azdır. Bu nedenle bundan sonraki bölümlerimizde de herkesin görmek isteyeceği seçilmiş kişilere yer vermeye gayret göstermeye devam edeceğiz.

    Bu bölümümüzde ışık hep bizimle olacak, hep bir yerlerden bir şekilde sızacak ve karanlığın içinden bir umut gibi yükselecek. O her zaman gülümsemesiyle mutluluk perisinin aramızda dolaşan halidir. Kuzgunların Leydisi, sitemizin Gün ışığı Illyra karşınızda.


    Image


    Fantastik öykülerin çoğu zaman sıkıcı bir tonu vardır. Ama Illyra her öyküsünde kattığı ortak bir sos sayesinde öykülerinin sıkılmadan okunmasını sağlar. Bu ortak unsur nedir hep beraber bu bölümde keşfedeceğiz.


    Catboy (Sitemizin Kedioğlanı): Illyra isminin anlamı ne ve neden bu ismi kullanıyorsun?

    Illyra (Sitemizin Günışığı): Illyra isminin anlamı olarak, zamanla oynayabilen bir iblisin adı diyebilirim. Zamanında Angel dizisi vardı, ilk onu izlerken gmüştüm. Sonra siteye üye olurken güzel kız isimlerini aklımdan geçirmiştim. (O zamanlar henüz Lady Raven'i benimsememiştim.) Illyra'nın tınısı çok hoşuma gittiği için seçmiştim. Hem Angel dizisinde gdüğümüz kötü bir iblis değildi. Kısacası hoş ve karizmatik bir isim, bende bu yüzden kullanıyorum. Bu isme gerçekten çok alışmışım...


    İlk başta soracağım sorular IllyraÂ?nın frp ile ilgili görüşlerini öğrenmeye yönelik olacaktır. Ve sohbetimizin devamında ise sürprizler sizi bekliyor...


    Catboy: Oyunlarda genelde nasıl karakterlerle yer almayı tercih ediyorsun?

    Illyra: Oyunlarda, genellikle sessiz, sakin, kendi halinde ve çoğunlukla karizmatik (güzel) karakterlerle yer almayı seviyorum. İçimdeki doğa sevgisinden mi (yoksa Drizzt'mi desek!), genelde korucu karakterleri daha çok seviyorum. Korucular çok sessiz ve doğaya yakın oluyorlar. Aslında korucu seçmemin asıl sebebi, ok ve yay kullanmaları ki bu da benim en sevdiğim silah. Sırf bilek gücünün büyüden üstün olduğunu düşünen tiplerdenim. Eklemeden de olmaz tabii, bir kız olduğum için (doğal olarak,) karakterim soylu olsun, prenses olsun diyorum tabii ki


    Catboy: Son çıkan frp sistemleri hakkında ne düşünüyorsun? (D&D başta olmak üzere.)

    Illyra: O kadar çok sistem var ki! Yine de tabii ki benim en çok sevip benimsediğim D&D 3.5. İnsan yıllarca alıştığı bir şeyden kolayca vazgeçemiyor tabii ki. 3.5 artık basit geliyor, bu yüzden daha eğlenceli, Ezbere karakter yapılabiliyor.
    4th edt hakkında, hala bazı önyargılarım var, korucu konusunda istediğim dengeyi bir türlü kuramıyorum, üstelik korucu artık bir savaşçı sınıfına girdiği için, hayvanlarla konuşmak gibi özellikleri kalmadı. Artık etrafa kılıçlarıyla yıldırımlar saçan orman korucuları var! Yine de (belki) 3.5'e nasıl alıştıysam, 4th edt'ye de öyle alışabilirim.

    D&D sisteminden sonra en sevdiğim sistem, tabii ki World of Darkness. Vampirler en sevdiğim şeyler arasında olduğu için, ve WOD'un sistemi, insanın başını ağrıtmayacak kadar hoş olduğu için bu "karanlık şeyler" çok hoşuma gidiyor.
    GURPS; sistemi, aslında bunların arasında en eğlenerek karakter hazırladığım ve oynadığım sistem. Rahatlıkla karakterime bir sürü şey ekliyorum (prenseslik dahil), ve GURPS'un esnek sistemi sainde, oyunun tadını çıkartabiliyorum.
    bunun dışında aklımda kalan tek sistem Pathfinder. Henüz hiç oynamadım, ama sistemin kitabını bayağı bir inceledim, gayet basit ve hoş, daha önce bashettiğim gibi baş ağrıtmayacak cinsten. Umarım bir gün denerim

    Tabii benim de bir aralar kendi sistemimi yazıp kurmaya karar verdiğim dönem oldu, ama sonra vazgeçtim. Bu kadar güzel oyun sistemleri varken, bir de benimkisi kafamı karıştırmasın...


    FrpÂ?den sohbet ederken DwaxerÂ?e yer verilmez mi? Hemen ona IllyraÂ?ya soruyoruz...

    Dwaxer (Büyük Çstat): Illyra ile ilk tanıştığımda nikini doğru olarak öğrenene kadar akla karayı seçmek zorunda kaldım. Sonunda pes edip copy-paste ile yazdım hitaplarımı, heheh. Kendisi çok hoş, yardımsever, duygusal, tatlı, arkadaş canlısı bir arkadaşımızdır. Çstelik benim, Â?kızlardan FRPci olmaz!Â? şeklindeki önyargımı yıkmış, kendisi oynadığı gibi, pek çok kez de, senaryoları dizayn edip, bizlere fantastik rol oyunları oynattırmıştır. Hoşuma giden bir örneği göstereyim hemen:
    http://www.frpworld.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=7501

    Kendisi, arada sırada ortadan kayboluverir ama FrpworldÂ?e hep geri dönerek varlığıyla sempati saçmaya devam eder. Umarım bundan sonra da FRPli günlerde birlikte keyifli zamanlar geçirmeye devam ederiz.



    Aaa, bu da ne, araya bir gnom mu sızmış?


    Lydronk (Sitemizin hım... maskotu): Bir kere Illyra sitemizin anaç ve dostane bir üyesi, herkesle muhabbet edebiliyor falan. Gerek oyunlara katılıp gerek hikaye yazıyor, sitenin ayrılmaz bir parçası denebilir Illyra için!


    Lydronk sana sonra gel dememiş miydim, ben düzenli adamımdır böyle pat diye giremezsin. Neyse IllyraÂ?nın öykülerinden başta belirtmiştim, başka hiç bir yazarda göremeyeceğimiz değişik bir öğe vardır. Hadi onun ne olduğunu beraber bulmaya çalışalım:

    Kız doğruldu ve yüzünü denize dönerek kolları ile dizlerini sardı.

    Â?Asla bilemezsin. Çlmeyi öylesine isterdim kiÂ?Â?

    Â?Yaşamak bu kadar güzelken mi?Â?

    Kız bir süre cevap vermedi, sam yeli ile karışan kırık dökük bir şarkı sözü mırıldanmaya başladı. Melodik sesi, büyülü sessizlikte daha olağanüstü duyuluyordu.

    Â?Ve sonsuza kadar sana dokunmaktan vazgeçtim
    Çünkü seni bir şekilde hissedeceğimi biliyorum
    Sen cennete en yakın olansın, benim asla olamayacağım gibi
    Ve sadece bu gece eve gitmek istemiyorum

    Tek tadabildiğim şey senin kokun
    Nefes alabildiğim yer ise yaşamın
    Biliyorum er ya da geç bu bitecek
    Sadece bu gece seni özlemek istemiyorumÂ?Â?

    Sonra başını sallayarak ayağa kalktı ve gerisingeri kampa döndü. Bu sırada güneş aniden batmış, lekesiz gökyüzü kanayan bir lacivertten, siyah bir kadifeye dönüşmüştü. Bu gece ay yoktu, yıldızlar ise çok uzak gözüküyordu.
    ***
    Lucie bir süre hiçbir şey söylemedi. Sonra karanlığın içinde hıçkırık sesleri duyuldu.

    Â?Burada öleceğiz. Burada sıkıştık ve öleceğiz!Â?

    Ama Depek hiç beklemediği bir şekilde ona sıkıca sarılmıştı.

    Â?Sakin ol. Belki de burada daha güvendeyiz. Fırtına bittiğinde kapıyı açabilirler.Â?

    Â?Hayır, biliyorum öleceğizÂ?Â?

    Belki saatlerce o karanlıkta birbirlerine sarılarak kalmışlardı, belki de günlerce. Lucie DepekÂ?in kokusunun üzerine sindiğini hissediyor, korkudan çok üzüntüden ağlıyordu. Depek ise onu teselli edip sakinleştirmek için elinden geleni yapıyordu.
    ***
    Â?şimdi ise ne olacağına karar vermek için ölünün kalbini tartacağız.Â?

    Yavaşça elini LucieÂ?nin alnına koydu. şimdiye kadar hatırlamadığı şeyler su yüzüne çıkmıştı. Bir asker olduğu günlerÂ? KarısıÂ? HorusÂ?un kendisini seçmesiÂ? Güç Asasını alışıÂ? DelirmesiÂ? Ve kendisini öldürmesiÂ? Sonra yeniden doğuşuÂ? BüyümesiÂ? Depek ile tanışmasıÂ? Krallar Vadisine yaptıkları yolculukÂ? Aniden ClaireÂ?nin ortadan kaybolmasıÂ? Ve sonundaÂ? Kalbine sapladığı soğuk bıçakÂ?

    Artık hepsini biliyorduÂ? Ağlamak istemesine rağmen ağlayamıyorduÂ?

    (Krallar LanetiÂ?nden bir kesit. Bu müthiş gerilim ve macera dolu, muhteşem bir finale sahip öyküyü IllyraÂ?nın yazarlık yönünü hem daha yakından tanımak hem de bir öykünün nasıl olması gerektiğini öğrenmek için okumalısın: http://www.frpworld.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=7651 )


    Catboy: Genelde öykülerini yazarken nelere dikkat edersin? Her öykünde bulunan ortak unsur nedir?

    Illyra: Çyküleri yazarken ilk dikkat ettiğim şey, hikayenin geçtiği ortam. Tabii biraz karanlık ortamları tercih ediyorum, diğer bir şey ise karakterlerin genelde bayan olması (ben bayan olduğum için doğal bu herhalde). En sonuncu şey ise, hikayelerimde aşk olması. Karanlık ortamlara yaşanan aşkların hikayeye ayrı bir tat kattığını düşünüyorum. Ortak unsurlar bunlar.



    Bakalım IllyraÂ?nın öykülerini yazarken bahsettiği ortak öğeleri aşağıdaki öyküsünde bulabilecek misiniz? Daylight aynı zamanda ortak öykülerin birinde de kullanmış olduğu bir karakterdi ve aslında DaylightÂ?ın ilk ortaya çıkışı da ortak öykülere dayanır:

    Â?Naçizane kampımıza hoş geldin Daylight. Seni görmeyeli uzun bir zaman olmuştu.Â?

    Â?Ve bende hoş buldum sizleri. Eh ormanın sakin kıyısındaki evim işteÂ?Â?

    Ateşin başına geçip oturduklarında kısa bir süre Ramir ile RuralÂ?ın süslü selamlarına gülmesinden konuşamadılar. Bir süre gece sessizliği ve ateş çıtırtısıyla birlikte sohbet ettiler. Burası onların sevgili eviydi, sakin ve güzel. Dostlar bir araya gelmişlerdi ve dünyada paylaşılacak çok fazla mutluluk vardı.

    Tabii ki hepsi bu değildi. Bir süre sonra Daylight asıl geliş sebebini açıkladı.

    Â?Aslında sizi apar topar rahatsız etmek istemezdim amaÂ?Â?

    Burada hepsi kaşlarını yukarıya kaldırdığında kız gülmeye başladı.

    Â?Bargier bana kuzey kıyısında birkaç worg olduğunu söyledi. Size haber vermenin daha uygun olacağını düşündümÂ?Â?
    ***
    Worg inini üç farklı yerden sarmışlardı ve görünüşe göre Kartal devriyesinden hiç kimse yoktu çevrelerinde. Daylight BargierÂ?i gönderme riskini göze alamadı. Fark edilmemek için çok dikkatli olmaları gerekiyordu. Dellanor yanındaki dala sinmiş bulundukları yönden, loş görüşlü gözleri için açık seçik belli olan worg bedenlerini izliyordu.

    Â?Dört tanelerÂ?Â?

    Diye fısıldadı en sonunda.

    Â?Sanırım diğerleri de yerleşiyorlar. İşaret verdiklerinde harekete geçeriz.Â?

    Kız onaylayarak başını salladı. Dellanor devam ediyordu.

    Â?Harekete geçtiğimizde senin koşarak kalabalığı geçmeni ve hızla şelalenin şurada görünen dik yamacına tırmanmanı istiyorum. Ayaklarınla dengede kalabilir ve rahat atış yapabilirsin ama bir worgun ulaşamayacağı yerde olursun. Ben sana onları kolay hedef haline getirmek için bir şeyler yapacağım.Â?

    Kız hafifçe gülümseyerek yeniden başını salladı.

    Â?Çok dikkatli olmanı istiyorum Daylight.Â?

    Â?Olacağım, sana söz veriyorum.Â?

    Â?Güzel.Â?
    ***
    Dellanor herkesin gitmesini beklemiş, sonunda kıza cebinden çıkarttığı küçük bir kadife keseyi vermişti.

    Â?Bu nedir Dellanor?Â?

    Â?Doğum günü hediyen.Â?

    Kız bir anda feryadı basmıştı.

    Â?Gerçekten! Ailem nasıl unuttu acaba.Â?

    Ama sonra bunu umursamadığını belli eden bir tavırla gülmeye başlamıştı.

    Â?Sanırım o kadar iş arasında başlarını kaldıramıyorlar, eh bir de araya festival girdimi...Â?

    Â?Hediyene bakmayacak mısın?Â?

    (Hediyenin ne olduğunu öğrenmek ve DaylightÂ?ın maceralarınından ilki olan Worg MacerasıÂ?nın tamamını okumak istiyorsanız size buraya alalım: http://www.frpworld.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=7660 )


    Catboy: Yeni öykülerin var mı yazmaya başladığın?

    Illyra: şu sıralar aklımda yeni bir fikir var, ama henüz yazmaya başlamadım. Onun dışında son yazdığım hikayelerden birisini, baştan yazıyorum, tabii bir çok şeyini değiştirerek, bence gayet te güzel olacak


    Catboy: En sevdiğin fantastik evren hangisidir?

    Illyra: Tabii ki Faerûn. O dünya da her şey var. Çöller, buzullar, bunun dışında ejderhalar ve kahramanlar. Ama bunu eğer kitap olarak soruyorsan, Belgariad'ın geçtiği dünya derim. Orada ki halk toplulukları ve değişiklikleri kadar güzelini başka bir bir kitapta gmedim çünkü...


    Siteden başka arkadaşlarımızın da yorumlarını almaya devam ediyoruz (Bak işte asıl şimdi sıra senindi Lydronk, düzenimi heba etmeyelim lütfen):

    Edmond (Sitemizin "Ozan"larından): "Illyra, sanırım benim gazabıma en acı şekilde uğrayan kişi. Aslında ona karşı gizli bir düşmanlığım olduğunu söylersem herkes inanır. Hatırladığım kadarıyla bir kere öldürmeye çalıştım, Fireball ile, başaramadım. İkinci de ise Secret Assassin Edmond, Lightning Bolt ile öldürmeyi başarmıştım. Bir kurbanım daha vardı orada. Hey gidi günler.

    Bundan uzun süre sonra bir oyun açmıştı MSN üzerinden,oyuna girerken çok korkuyordum, çünkü muhtemelen bana yapmadığı işkence bırakmayacaktı. Ama kendisi Lawfull Good olduğunu kanıtladı ve kin gütmedi, o oyunda da yine eziyet ettim ama kendisine.

    Kendisini görmek henüz nasip olmadı, gidemedim İstanbul'a. Ama elbet görücem. oynattığı 2 oyunda da bana işkence yapmadığı için teşekkür etmek belki de İstanbul'a gitmem gerek. Tabii kendisi bunların dışında sitenin sanırım rengi olarak geçebilir. Galiba o olmasa site biraz daha, renksiz olacaktı. Teşekkür kendisine, her şey için


    Alenthas (Kardeşceğiz): Konuşmada pek iyi değilimdir. O yüzden kısıtlı zamanda bir şeyler karalamaya çalışacağım. Tabii bu Illyra'yı tarif etmeye yetmeyecektir ama...

    Uzun zamandır tanırım Illyra'yı, ama yazdıklarının sadece bir kısmını okuyabildim (o da sitede olmadıkları için). şunu söyleyebilirim ki yarattığı karakterlerin kişiliğini gerçekten yaşatıyor. İlerleyen zamanlarda yeni hikayeler yazması dileğiyle


    Alenthas şu anda çok duygulandım, bak insan istese 5 dakikada ne de güzel şeyler karalayabiliyormuş. (Başka bir şeye duygulanacak değildim ya kediler ağlamaz, akrepler ulumadıkça!)

    IllyraÂ?nın gizli sandığını açıyoruz ve bize kendisiyle ilgili bilinmeyenleri anlatıyorÂ?


    Catboy: Yayınlamadığın öyküler var mı, kendine sakladığın? Onlardan kısaca bahsedebilir misin?

    Illyra: Yayınlamadığım öyküler, yayınladıklarımdan çok daha fazla. Genelde kendimi eğlendirmek için yazdığımdan, sonra kimsenin hoşuna gitmez diye saklıyorum. Bunların çoğunluğu aşk hikayeleri zaten, erkeklerin genelde okumaya sıkılacağı cinste şeyler. Çyle vampirler yok tabii ki hehe, ama bol bol dramatik sahne var.

    Son yazdığım hikayenin adı "Güvenilmez". Kanada'da küçük bir kasabada, serseri kızılderili çocuğunun nasıl beyaz bir kıza aşık olduğunu anlatıyor. Tabii ölüm tehlikeleri atlatıyorlar, arabalarla yarışıyorlar, kız da adı gibi Valerie(Güçlü) çıkıp bu haylaz delikanlıyı yani Puma'yı dize getiriyor. En sonu bayağı hüzünlü bitiyor ama...

    Valerie, orman korucunun kızı, kasabada aşçılık yapıyor. Çok kararlı bir genç hanım olmasına rağmen kendisi pek sessiz ve sakin. Puma kasabanın en serseri genci diyebiliriz. Aşk konusunda hayattaki her deneyimi yaşadığını düşünecek kadar ukala, üstelik ilk gdüğünde Valerie'den hoşlanmıyor bile! Tabii sonra aşık olduğunu kendisine bile itiraf etmek istemiyor, ama bu o kadar kolay değil...


    Herhalde özel hayatıyla ilgili sırlarını anlatacağını düşünmemiştiniz. IllyraÂ?ya normalde kendisine saklamış olduğu öykülerinden bizi kırmayıp anlattığı için ayrıca teşekkür ediyorum.

    Ve biliyorum, yine kısa geldi, ah biraz daha soru sorulabilirdi diyeceksiniz ama size bu sefer bir sır vereceğim. Bazı sorulara yanıt alamazsınız, daha fazlasını diyemem çünkü birilerine söz verdimÂ?

    Bu bölümde de bizi yalnız bırakmayan herkese teşekkür ediyorum. Bölümü okuduktan sonra size hemen yorumlar kısmına bekliyoruz.

    3. Bölümün Sonu!


    Geçen bölümün şifresinin yanıtı: KCAB => TERS ise; THGILYAD => ? olan şifremizde anlatmak istenen şey KCABÂ?I ters çevirdiğizde ortaya çıkan sözcük BACK idi ve bunun ingilizce bir sözcük olduğunu, Türkçesinin de TERS olduğunun anlaşılması gerekiyordu ilk etapta. şifrenin ikinci kısmında ise THGILYADÂ?ın neye karşılık geldiğini ilk kısma göre bulmanız isteniyordu. İlk kısımda anlaşılacağı üzerine önce sözcüğü tersine çevirip sonra da Türkçe karşılığını bulmanız gerekiyordu. Bu nedenle soru işaretli yere DAYLIGHTÂ?ın Türkçe anlamı olan GÇNIşIğI gelmeliydi. Sitemizin Günışığı olan kişi de bu haftaki onur konuğumuz ILLYRAÂ?dan başkası değildiÂ? (Canım uzun uzadıya anlatmak istedi, anlamayanlar varsa diye..)

    Gelecek bölümde: DAT=> A ise BEOGFUSLARAT => ?

    Not: Kabul ediyorum, bu hafta kaderini yayabilirsin bozkırlara çünkü şifre gerçekten de zor gibi (!) ama gelecek haftanın onur konuğu öyle hemen ortaya çıkmasını istemediğim biri. O bir efsane ve gelecek bölümümüzün de şimdiden efsane olacağını söyleyebilirim gönül rahatlığıyla...
    Back to top View user's profileSend private messageVisit poster's website
    catboy
    Site Yazarı
    Site Yazarı





    Joined: Jan 19, 2007
    Posts: 3268
    Location: Izmir

    PostPosted: Fri Apr 30, 2010 12:19 pm Reply with quoteBack to top

    Yasal Uyarı: Okumakta olduğunuz bölümün amacı FRPWORLDÂ?de isimleri altın harflerle anılan arkadaşlarla geçmiş günleri anmak, onları daha iyi tanımak ve en önemlisi edebiyat ve frp konuları hakkında görüşlerini almaktır. Bu bölümdeki eserlerin tamamı bölümde onur konuğu olarak yer alan arkadaşımıza aittir ve ondan izin alınarak bu bölümümüzde yer verilmiştir. Ayrıca bu bölümümüzde yer alan hem onur konuğumuzun hem de diğer arkadaşlarımızın görüşleri FRPWORLDÂ?ün görüşlerini yansıtmamaktadır. İzin alınmaksızın buradan bir materyali kullanmak çok ağır suç olup bir ömür Yıldız Savaşları seyretmek zorunda kalırsınız. İmparator Palpatine için!

    Â?Ocakbaşı NostaljileriÂ?nin geçen haftaki bölümünde:

    Ççüncü bölümümüzde IllyraÂ?yı ağırladık, kendisi samimi tavırlarıyla üçüncü bölümün özel bir bölüm olmasını sağladı, en önemlisi ışığıyla aydınlattı bizleri. Dwaxer hele Illyra hakkında anlattıklarıyla renk kattı.

    Catboy ile FRPWORLD NOSTALJİLERİ

    4. Bölüm

    Hoşgeldiniz, efsane dolu bir bölüme hazır mısınız? Sözü hiç uzatmadan ileri sarmaya başlıyorum. Ama önce sizlere bu köşemize verdiğiniz destek için tekrardan teşekkür etmek isterim.

    Hayat bazen,
    Hiç bitmeyecekmiş gibi başlayıp,
    Hiç başlamadan biten hikayelerdeki gibi.
    Kavuşmak nedir bilemeden,
    Ayrılığı öğrenmek gibiÂ?
    Hiç görmeden güneşi,
    Atılmak gibi penceresiz bir hücreye,
    Kaybetmek gibi,
    Neyi kaybettiğini bile bilmeden kaybetmekÂ?


    Ve huzurlarınızda Efla'yı çağırıyorum...

    Image

    Efla (Sitemizin yöneticisi): Çncelikle böyle bir olayda bulunduğum için çok mutlu olduğumu söyleyeyim. Merakla okuyorduk, şimdi ben de bir parçası oldum. İlk kez benle röportaj yapılıyor. Biraz heyecan da var. Umarım
    insanlar açısından eğlenceli olur.

    Catboy: Efla isminin anlamı nedir ve Efla dışında başka hangi isim kullanman gerekse ilk ne aklına gelirdi?


    Efla: Bu soruyu bekliyordum aslında. Çünkü internette konuşurken bile insanların en çok sorduğu sorulardan biri bu. Efla'nın benim bildiğim bir anlamı yok. Sadece kulağıma çok hoş gelmişti. Kısa melodik ve güçlü bir isim... Lisede masaüstü bir oyun oynarken karakterime isim bulmam gerekiyordu. Efla olsun dedim. O günden beri Efla'yım. İsmi bulurken aklımda yoktu aslında ama hiçbir yerden çağrışım yapmadı dersem iddialı olmuş olabilir. Mesela Eflatun da sevdiğim filozoflardan bir tanesidir. Ama dediğim gibi ismi bulurken özellikle aklımdan geçmedi.

    Yeri gelmişken ilginç bir anımı paylaşayım Efla ismiyle ilgili. Eskiden kendi blogumu da Â?Efla'nın YeriÂ? adıyla tutuyordum. Bir e-posta aldım. Bir beyefendinin kızı olmak üzereymiş ve isim düşünüyorlarmış Efla ismini beğenmişler ve bana anlamını soruyorlardı. Daha sonra Efla ismini verdiklerini öğrendim. Ama olası yanlış anlaşılmaları engellemek için belirtmek isterim Efla çok cinsiyetli bir isimdir Very Happy

    Fantastik bir rumuz için Efla dışında pek bir isim düşünmem gerekmedi. Fantastik olmayanlar için internette genelde Â?sinanonurÂ? kullanırım. Ama sanırım en çok uğraştığım karakterim hangisi olsaydı onu kullanırdım. şimdi sorunca farkettim isim seçmek zormuş. Epey düşünmem gerekirdi herhalde.


    Catboy: Sitede nasıl admin oldun ve ilk admin olduğun zamanlardan bahsedebilir misin?

    Efla: Aslında moderatörlükle başlasam daha kolay olur.
    Çatlak Kazan'dan bahsetmiştim. Genellikle sitedeki vaktimi hanla uğraşarak harcıyordum. Han Bal Likörü Salonunda olduğu için genelde vaktim orada geçiyordu. Bir süre sonra orasıyla çok ilgilenmeye başlamıştım. Yardım edebileceğimi düşünerek moderatörlük başvurusunda bulundum.

    Normalde sarayda yazılanları dışarı aktarmıyoruz ama olay çok eski olduğundan bu röportaj için bir istisna yapabiliriz sanırım: İlk moderatörlük başvurum reddedilmişti. Daha sonra saraya girdiğimde ilk iş o başlığa baktım. Beni siteye o zamanlar zarar veren bir hacker grubundan zannediyorlarmış. Komik bir anıydı. İkinci moderatörlük başvurum olumluydu. Bal likörü moderatörü oldum. Bal liköründe işler gayet iyiydi. Büyücülük Kulesine de moderatör oldum. O zamanlar büyücülük kulesinden saraya büyülü bir geçit
    olduğuna dair söylentiler vardı. Sebebi daha önceki büyücülük kulesi moderatörlerinin daha sonra site yöneticisi olmasıydı.

    Gelenek bende de bozulmadı (benden sonra bozulmuştu ama) ben de siteye daha fazla vakit ayırabileceğimi düşünerek alt adminlik için başvurdum. Kabul edildim. Bir süre her şey çok güzeldi. Sonra siteyi vuran krizlerden biri geldi. O zamanki yönetici anlaşmazlıklarından dolayı siteden büyük bir kopuş yaşandı dolayısıyla bir sürü proje yarım kaldı sitede. Adminlerden de ayrılan ya da bu olaydan bağımsız olarak siteye uğramayanlar oldu.

    Bütün iş iki alt admine kaldı. Zaten biz ilgilendiğimiz için zamanla artık admin olduk. Lafı fazla uzattım toparlayayım. O günleri güzel hatırlamak istediğimden çok ayrıntıya girmeyeceğim. Site yönetiminde çalkantılar oldu. Neden bilmiyorum ama eskiden insanların siteyi tabiri caizse ele geçirmeye çalışma gibi bir tutumu vardı. Sitede yine çalkantılar, yöneticiler arasında anlaşmazlıklar oldu. Güvenoyuna bile verildim. En sonunda yöneticiler olarak siteyi yönetmekten aciz kalmıştık o yüzden hepimizin yetkileri alınması gerekti. En doğru karar buydu. Yetkiler alındıktan sonra ben sitede kullanıcı olarak kaldım. Diğer arkadaş gitti. Saray bir süre sonra göreve dönmemi istedi, ben de memnuniyetle kabul ettim.



    Catboy: Site için yapmak istediğin ama bir türlü fırsat bulamadığın şeyler oldu mu, en çok içinde ukte kalan hangisiydi?


    Efla: Aslında o kadar çok şey var ki. Buraları okuyorsanız siz de fark etmişsinizdir. Frpworld'e bir internet sitesi deyip kestirip atmak biraz haksızlık yapmak olur. İnsanda alışkanlık yapan bir şeyler var. Benim de uzun zamandır hayatımın bir parçası.

    Aslında istediğim şeyler tek başıma başarabileceğim şeyler değildi pek. Daha çok Frpworld çapında şeylerdi. Mesela diyar rplerini geri getirmek için bir dönem çok uğraşmıştık. Ama her seferinde bu işle ilgilenen arkadaş hayat şartlarına yenik düştü. Onları suçlayamam zor bir görev gerçekten.

    Başlangıçta işler o kadar iyi gidiyordu ki hatta kurduğumuz diyarı ayrı bir setting olarak sunabiliriz diyorduk. Frpworld olarak convention tarzı organizasyonlara katılma projemiz vardı bir zamanlar. Topluca katılıp kendimize ait bir masamız olsun bizden oyun oynatanlar olsun vesaire dedik. Frpworldden müzikal anlamda bir şeyler çıkartmak zaman zaman gündeme gelen konulardan biri. Ben de müzikle ilgilendiğimden içimde kaldı. Belli saatlerde yayın yapan bir frpworld internet radyosu bile düşünmüştük. Frpworld dergisi projesi vardı bir de.

    Son zamanlar içinse aklımda aslında birkaç oyun projesi vardı. Bir tanesinde bir sistem oluşturma fikri vardı aklımda hatta WizardofQuarks'la bu konuda baya sohbet etmiştik. Kuantum fiziği yasalarıyla Mage tarzı ama daha bilim-kurgusal bir oyun projesi vardı.
    Daha sonra Uzay Yolu(Star trek) konseptinde ama klasik fantastik dünyada geçen bir oyun fikrim de var. Keşfedilmemiş yerleri keşfetmek için özel seçilmiş yetenekli bir takımdan oluşmuş donanımlı bir gemi. Yeni yerler ve yeni yaşam türleri keşfedeceklerdi. Uzay yolunda dediği gibi: Â?To boldly go where no man has ever gone before.Â? (Kimsenin daha önce gitmediği yerlere cesurca gitmek için)

    Ama genel olarak beceremediğim şey insanları bir şekilde sitenin yönetimine çekmek ve daha çok sorumluluk almalarını sağlamak. Beceremedik hala bir türlü. Umarım insanlar hallerinden memnun olduğundan olduğu yerde duruyordur =)


    Catboy: Sitenin şu anki durumuyla alakalı iyi ve kötü yönde neler diyebilirsin?

    Efla: Ne olacak bu sitenin hali diyorsun yani. =)

    Kötü olan eskisi kadar ortalığın kalabalık olmaması. Siteye girdiğimizde eskiden mesaj yağmuruyla karşılaşırdık. Her moderatör kendi bölümünü ayıklamaya zor yetişirdi. Bunu gerçekten arıyorum.

    Bir de daha kalabalık site buluşmalarını arıyorum. Daha kalabalık olmasının yan etkisi bu da.
    Ankara'da çok fazla kişi kalmadı. Birkaç haftada bir toplanırdık güzel zamanlardı. Kötü olan diğer bir şey de insanların sitede sorumluluk almaktan çekinmesi. Zaten bir sürü emek veren insanlar bile bu işe yöneticilik ya da sorumluluk katmak gibi bir resmiyet vermek istemiyor sanırım. Aslında bu insanlardaki sorumluluk bilincini gösteriyor. Sorumluluk alırsam da ya istediğim gibi yapamazsam diye korkuyorlar. Ama siteye önem veren arkadaşların korkmaması elini daha çok taşın altına sokması ve bu işe de bir ad koyması lazım. Bu işle ben ilgilenirim bundan böyle demesi lazım.

    Aslında sürekli sitede eski günlerin muhabbeti geçiyor. Ne kadar kalabalıktı ne kadar çok şey vardı diyoruz. Ama sanırım sitedeki insanlar o eski günlerin bütünüyle geri gelmesini istemezler. Çünkü eski günlerde biraz da rekabet ortamı vardı. Bazı insanların frpworldden edindiği ciddi çevreler vardı. Burada yönetici ve yetki sahibi olarak sanıyorum gerçek hayattaki saygınlıklarını da etkiliyordu. Bu yüzden site daha aktifti. Sitenin şimdiki halini kalabalık bir kafeden çok müdavimleri olan bir lokale benzetiyorum. Arada bir yeni insanlar gelip gidiyor. Kimisi sürekli gelmeye devam ediyor. Çok samimi bir ortam ve birbirimizi tanıyoruz. Başka türlü olsa sanırm hiçbirimiz burada olmazdık. Frpworld'ü farklı yapan da bu bence.

    Aslında iyi ya da kötü diyemediğim bir nokta daha var. Frpworld'ün yıllardan beri en beğendiğim ve savunduğum özelliklerinden biri demokratik olmasıdır. Hep çoğunluğun görüşüne göre karar verilmesini savundum. Çok kritik durumlar dışında adminlerin kendilerine özel yetkileri kullanmasına karşı çıktım. Ama ironik bir şekilde demokrasiyi etkili olarak uygulayamadığımız bir dönemdeyiz frpworldde. Demokrasi çok seslilik gerektiriyor ama sarayda Maalesef çok ses yok.

    Forumda nabız dinleyerek yönelmeye çalışıyoruz o da bir yere kadar. Frpworld'ün ideal yönetime kavuşması için daha çok yönetici şart.



    Site hakkında bu kadar konuşmak yeterli, asıl diğer konulara dönelim ama EflaÂ?yı benden daha iyi tanıyan ve onun frp yönünü de iyi bilen FirbleÂ?den bir yorum alalım önce:


    Firble (Kim olduğunu bilirsin sen): Efla hakkinda bir seyler yazmadan once en cok dusunecegim frpworld uyesi her halde...

    Firblenin sitede ortaokulda okuyan cocuk gibi dolandigi gunleri bilir, ki o gunlerde de Firblenin en yakin dostuydu. Siirlerime bircok kisinin katlanamadigi zamanlarda beni yazmaya tesvik eden ilk kisilerdendi, ayni zamanda benim ozanlik felsefemi dogru bulan ilk kisilerden...

    Bunun yaninda bir avuc site yoneticisinin siteyi paylasamadigimiz nice yilin da yarattigi bircok hayal kirikligini birlikte yasadik ve birbirimize destek olduk. Bunun disinda, oyku yarismalari, siir yazarken ve sitede bazi amator RP denemelerine hep yanimda hissettigim bir arkadasimdir. Belki kendini ozan olarak goren bir kisi olarak ozellikle siirleri hakkinda bir sey yazmaliyim. Efla, ozellikle gozlem yapma konusunda en yetenekli frpworld uyesidir. Ve siirlerinde bu muazzam gozlem gucunu hissederim cogu zaman, ozellikle benim ya da baska kisilerin siirlerine yaptigi yorumlarda, aslinda bunun disinda siradan tartismalarda bile, sanirim baskalarina kendi bakis acisini dayatmak yerine cogu zaman onlari anlamayan calisan bir insan olmasi bu gozlem gucune katki sagliyor.

    Ama Efla hakkinda yapacagim yorumu bitirirken en son yazmak istedigim, benim de onun da RP yaptigi yillardan kalan bir sahne, eh aslinda o donemki RP benim gercek hayatta da yasadigim epey sikintili bir donemin yansimasiydi, belki o nedenle bu kadar aklimda kalmis neyse RPyi aktariyorum.

    Mesajlari birlestiriyorum. RP Arsivinde su anda mesaj, ufak bir cadir basligi...


    Gnom çadırın yakınına kadar geldi.. Anılar zihnine doluştu. Belki de o ozanlık günleri ile bile kaşılaştırılacak kadar güzel günlerdi. Çzellikle de ilk zamanlar. Bir an içeri girmeyi düşündü. Hayır girmeyecekti sadece ertesi gün girecek ve gerektiği kadar kalacaktı içerde..
    Gecenin ortasında ışıl ışıl parlayan çadıra hayranlıkla baktı. Sonra gözlerden uzak bir yer aradı ilerde kayaların arkasında arkası da bir ağğacın gölgesi ile kapanan bir yer vardı. Oraya gitti. Sırtını toprağa dayadı ve yıldızları seyretti.

    Acıların lordu ona bir gece için bile olsa merhamet etmiş gibi idi. O gece tüm acıları sabah geri gelecek olsalarda gnomun zihnini terkettiler. O tekrar karnlıkaltından ilk çıktığında oradayken hep yoldaşı olmuş dostundan destek alarak yukardaki harikulade ışıkları seyreden ufak gnomdu. Bir gece için olsa bile.

    Akşam tapınağı ziyarete gidiyordu. Derken çimenlerin üzerine yatmış minik bir silüet gördü. Yanına sessizce yaklaştı.yaklaştıkça bu silüeti tanıdı Ozan firble'ın geri döndüğü haberi yayılmıştı. onu Fark edip etmediğinden emin olamadı. Yıldızları seyrediyordu. büyücü de yıldızlara baktı. Büyüleyici denilebilirdi. Kafasını aşşağıya indirmeden yıldızlara bakarak:

    "Güzel bir gece değil mi ozan Firble" yüzünde sıcak bir gülümseme vardı.

    Gnom sesi sanki uzaklardan geliyormuş gibi duyar. Gözlerini açtığında tanıdığı eski büyücüyü görür. Geçmişine fazlası ile dalmış gnom önce gördüğü kişinin kim olduğunu hatırlayamaz . Sonra birden kendine gelir. Efla Büyücü Efla... Sözcükler fısıltı gibi dudaklarından dökülür.. Hala Dragonfire inananısın değil mi? Yani Firan gibi değilsin??
    ama gözleri ciddileşir ve derinlere bakar. "Hayır üstadım birçok şey değişti ama bu değişmedi, değişmez" Çimlerin üzerine ozanın yanına oturur.

    "Sizi anlıyorum sizin için birçok şey değişti. Benden yana teredütünüz olmasın. Tabi sizin için tereddüt duymadan yaşamanın zor olduğunu da anlıyorum artık. Hayır sadece tapınağa gidiyordum sizi gördüm ne zamandır konuşmuyorduk değil mi?
    "ne yazık ki üstad firanla ilgili tahminlerim gerçek oluyor. Yani lord azalinle hala yanılmış olmayı diliyorum."

    Neyse sizin bir süre düşüncelerden uzak kalmanız lazım tabi eğer bu mümkünse."
    Yüzündeki ciddiyet dağıldı"Gece ne güzel değil mi?" diye tekrarladı.

    Çok güzel dedi gnom sanki .... Sanki hiçbir şey olmamış gibi.. güzel... Lordumun tapınağı da ihtişamını kaybetmemiş. Sanki tüm bunlar bir düşmüş gibi geliyor ve her şey eskisi gibiymiş gibi. Bir daha asla öyle olamayacağını bilsem bile.

    "Görünürde pek değişiklik yok. Değişiklik oldu doğru, her zaman olur. Bu hayatın kendisidir zaten hiçbir şey değişmeseydi hayat da olmazdı, ölüm de. Belki de herşey eskisi gibi olmaz belki de daha iyi olur en azından sizin açınızdan."

    Konuyu değiştirmek istermiş gibi:
    "şiir yazacak kadar topladınız mı kendinizi?"

    Belki de yalnız kalmaya ihtiyacı vardır diye tereddüt etti sonra. Yaşadığı bazı şeyleri yanlızca tahmin edebilirdi. garip bir durum diye geçirdi içindenşiir yazmak.. Fira.. Azalinin kalesinde hayal meyal hatırlıyorum. Bir şeyler söylemiştim.. Belki hala yapabilirim ama yarın çok şey yaşadım.

    Gülümsedi. Kırk yıl cehennemdeydim. Ve ... bir an uzaklara baktı. Diyarlardaki ilk günümde de cehennemi bile aratmayacak şeyler yaşadım.

    Sonuçta yorgunum Efla... Gülümsedi. Biraz dinlenmem lazım. Yarın senin için şarkı söylerim olur mu?

    büyücü de gülümsedi"belki ben de size bir şiir okurum. Görüyorum ki yanlız kalmaya ihtiyacınız var. Beni bir dost olarak bilin. Ben sizi zaten öyle bildim. İhtiyacınız olduğunda bana söyleyin. Zaten nasıl ulaşabileceğinizi biliyorsunuz."Sonuncusunu söylerken yüzüğünü okşuyordu. Ayağa kalktı

    "İyi geceler ozan Firble. Zaman acılarınızı hafifletsin. Dinlenin ve hatıraların sizi mutlu etmesine izin verin.

    Firble o eski coşku dolu büyücünün gidişini izledi. Birden uyuduğu yerin o kaar da gizli olmadığını düşündü.

    Sonra kendi kendine güldü. Olsundu. Bu gece hiç bir şeyin moralini bozmasına izin vermeyecekti. Bu gece tanrılardan bir hediye idi ona ve tadını çıkaracaktı. Elinden tamamen çıkıp gitmeden...

    http://frpworld.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=1210&postdays=0&postorder=asc&start=645


    Catboy: Sitenin eski zamanlarıyla Efla isminde bir karakterin vardı sanırım, onun öyküsünü bize kısaca anlatır mısın?


    Efla: Çncelikle sitede yeni olan arkadaşlar için bir ön bilgi verelim. Eskiden site içi oyunlar diye adlandırdığımız bir kısım vardı. Herkesin diyarımızda bir karakteri vardı. Efla da benim diyara geldiğim karakterimdi. Kullanıcı adıyla karakter isminin aynı olması yaygın bir durumdu.

    Efla'nın küçüklüğü nispeten normal bir çocukluk sayılır. Zaten Efla da neresinden baksanız çok aykırı bir insan sayılmazdı. Genelde çocukluk arkadaşı Andero ile yaşadığı anılar var.
    Efla bir büyücüydü. Diyara ilk geldiği zamanlarda nispeten acemi bir büyücü sayılırdı. Zamanla diyardaki büyücü kulesinin sınavını geçerek kuleye kabul edildi ve beyaz cüppe giyerek kulenin bir büyücüsü oldu. Daha sonra kulenin baş büyücülerinden biri olarak yerini aldı.

    Efla aynı zamanda büyü ve zamanın tanrısı Dragonfire'ın bir inananıydı. İnancının karşılığını alma fırsatı pek almamıştı o ayrı. Ama sanırım Efla'nın en ilginç özellikleri bunlar değil.

    Efla diyara geldikten bir süre sonra edindiği dostlarla bir han kurdu ismi Çatlak Kazan Hanıydı.(İsim önerisi diğer ortaklardandan gelmişti Harry Potter hiç okumadığımdan isimdeki benzerliği(!) uzun süre fark edememiştim) Zamanla ortakları Night(kendisi bir hırsızdı) ve Majenta(o da büyücüydü) hana ve diyara pek uğramaz oldu ve han Efla'ya kaldı. O zamanlar diyarın hancısı olarak biliniyordum. Sosyal çevre edinmeme epey yardımı
    olmuştu.

    Bir gün hana gelen bir haber Efla'nın dünyasını epey değiştirdi. İyi dostu Andero(o da bir dragonfire paladiniydi) şehri terk etmiş ve kendini yollara vurmuştu. İçini kemirip duran bir şeyi aramaya gitmişti. Efla hanı Lemmak'a devrederek peşinden gitti. Uzun bir yolculuk sonunda yol arkadaşları tarafından ihanete uğradılar, Efla kör oldu, burada anlatmak uzun sürer birçok olayın sonunda Efla Koas tanrısı tarafından kandırıldı ve onun seçilmişi oldu. O dakikadan sonra Â?Kaos'un GözleriÂ? olarak anıldı. Merak edenler Â?Fırtına Sel DepremÂ?i okuyabilir arşivlerden güzel oyundu.


    şiirlerden bahsedebiliriz artık.


    BOşLUK

    Yazmaya çalışmak boşa hissetmiyorken,
    Kalem elinde, kalakalıyorsun öyece.
    Hüznün olsa akacak gözyaşlarınla kağıdına,
    Coşkun olsa, fışkırıverecek kaleminden.
    Yok işteÂ?
    Olmayınca olmuyor amaÂ?
    Çylece bakıyorsun kağıdına.
    Bir şey yazıyomuş gibi sanki orada.
    Bakıyorsun aynı kafanın içi gibi,
    Boş olan satırlarına.
    Aynısı var işte orada duygularının,
    Aynı boşluk kağıdındaÂ?

    Belki de, diyorsun o zaman,
    Hiç bu kadar iyi anlatamamıştım kendimi,
    şimdiye kadarÂ?


    HUZUR

    Çyle aramakla bulunmazmış huzur.
    Göl kenarındaki bir evde değilmiş illa.
    Ya da sallanan bir sandalyede,
    Yıldızlar kadar uzakta hiç değilmişÂ?
    İçinde bir yerlerde hep varmış ama,
    Dertlenirmiş bazen,
    Çatı arasında tozlanmış bir sandık gibiÂ?
    Ya da keder bağlarmış
    Yosun tutan taşlar gibi denizdekiÂ?
    Temizlenirmiş ama,
    Belki bir sahil kenarında oturmak lazımmış,
    Ya da çıtırdayıp yanan bir odun ateşi,
    Belki yağmuru izlemek odanın camından,
    Belki de yıldızları seyretmek bulutsuz bir gecedeÂ?

    şöyle derin bir nefes almak lazım.
    Gevşetmek lazım ellerini kanatan dizginleri,
    Gözlerini kapatıp hafif bir müzikle,
    Hayal görmek lazım biraz.


    Catboy: şiir yazmaya ne zaman başladın ve seni şiir yazmaya teşvik eden şey neydi?

    Efla: Net tarih hatırlamıyorum ama kesinlikle Frpworld'de başladım. Ozan Firble hep Â?Herkesin içinde bir ozan vardırÂ? derdi. Ben de bir kez denemek istedim. Bard Birliği diye bir başlık vardı. Orada ilk denemelerimi yapmıştım. Sitedekilerin özellikle Firble'ın cesaretlendirmesiyle yazmaya devam ettim. Yazdıkça daha çok beğendi insanlar. İnsanların desteği olmasaydı sanırım şu anda şiir yazan bir yönüm olmazdı. Sitedeki herkese teşekkür ediyorum o yüzden.

    Sanırım duygularımı bir şekilde ifade etmeye ihtiyacım vardı. Ama hikaye yazmak bana göre fazla uzundu. Hep şairlerin az şey yazarak çok şey söylemesine imrenmişimdir. Sanırım ben de bunu yapmak istediğimden devam ettim ve hala yazmaya çalışıyorum.


    Catboy: İleride şiirlerini bir araya getirip bir kitap çıkartsan kitabının adını ne koyardın?

    Efla: Bu da zor bir soru. Aslında kitap çıkartmayı daha önce gündeme getiren arkadaşım olmuştu. Ama ben genellikle şakayla geçiştiriyorum. Bir şiir kitabı çıkartıp bunu ciddi ciddi satabileceğimi hiç düşünmedim.

    İlk aklıma gelen Â?HayatÂ? olabilir. Çünkü genellikle aşk üzerine değil hayatın kendisi
    üzerine bir şeyler yazıyorum. Zaman zaman aşk da buna dahil oluyor.

    Belki kendi başıma çıkartamam ama ileride bakarsınız Frpworld ozanları olarak ortaklaşa bir kitap çıkartırız. O zaman ismi de beraber düşünürüz.


    şiir konusunda görüşlerini almamız gereken kişi varsa o da Artemis EntreriÂ?dir:

    Artemis Entreri (Sitemizin Usta şairi):

    Bir macera, bilinmeyene doğru
    Bir tren götürüyor bizi, senelerdir
    Kılıçlar, büyüler, ihanet dolu hükümler,
    Bütün bunları taçlandıran: hikayeler, şiirler,
    Ve bir kaç dost bilinmez neden,
    Hiç tanışmasak da, en samimisinden.


    Efla, burada geçirdiğim süre boyunca kendimi en yakın hissettiğim kişidir. Gerçek hayatta hiç tanışmamış olmama rağmen sorgusuz sualsiz güvenebileceğim bir insandır. Yazdığı şiirler çoğu zaman günlük hayatıma yansımıştır bir şekilde.

    Zarlarının hep yüksek gelmesi, kaleminin asla kırılmaması dileğiyle.



    şimdi biraz da EflaÂ?nın edebiyat ile ilgili görüşlerini öğrenmek istiyorum:

    Catboy: Bu zamana kadar okuduklarından hiç unutamadığın kitap hangisi oldu?

    Efla: Hayatta hiç yapamadığım bir şey varsa o da olan şeyler arasından en iyisini seçmek. Gerçekten çok zorlanıyorum. En sevdiğin film, en sevdiğin kitap, en sevdiğin şair...

    Sanırım en sevdiğim hiç unutmadığım yok ama unutamadıklarım beni çok etkileyenler var. Çok klasik olacak ama çoğumuz fantastik kurguya Yüzüklerin Efendisi ile giriş yapmışızdır. Dünya öylesine ustaca kurgulanmış öyle güzel işlenmiş ki okuyan herkes bir dönem Â?orta dünyada yaşasaydıkÂ? diyebiliyor. Fantastik kurgulardan Gedik Savaşları Efsanesi'ni çok beğenirim. Daha popüler olanlardan daha özgün bence. Yerli fantastik kurgu olarak da Zülfikar'ın Hükmü çok hoşuma gitmişti.

    Bilim kurgu için (Henüz bütün seriyi bitirmediğimi itiraf edeyim) Otostopçunun Galaksi Rehberi mizahi anlatımı ve dünyaya dokundurmalarıyla çok başarılı bence. Popüler bilim
    kitaplarından Dünyayı Değiştiren Beş Denklem'den etkilenmiştim. Ama sanırım şu sıralar en çok Oscar Wilde'ın Dorian Gray'in Portresi adlı kitabının etkisindeyim. Yerinde söylenmiş sözler beni çok etkiler ve kitap onlarla dolu. Hayata bakış açısını değiştirebiliyor insanın.


    Catboy: Beğendiğin kitapların ortak özelliği nedir, hangi unsur seni o kitabı okumaya teşvik eder?

    Efla: Sanırım kitabın en önemli özelliği orijinal olması. Daha önce yapılmış bir şeyin biraz daha iyisi o kadar da ilgimi çekmeyebilir mesela. Okuduğumda kesinlikle yeni bir şeyler olmalı. Zaten fantastik kurguyu ve bilim kurguyu sevmemin de nedeni Orijinal olması. Bambaşka bir dünyayla karşı karşıya kalıyor insan. Ama bir yerden sonra o dünyaları da sıradanlaştırmaya başlıyoruz. İşin özünde yaratıcılık varken bir tekdüzelik olması biraz ironik.

    Aslında sanat için bir sanat eserinin başka bir eserden esinlenmesinde hiçbir sakınca görmüyorum. Hatta bence olmalı da. Ama onu üreten kendinden de bir şeyler kattığı sürece. Okuduğum kitaplar türüne göre beni şaşırtmalı, heyecanlandırmalı, bir şeyler öğretmeli hatta hayata bakış açımı etkilemeli. Bir de tabi iyi kurgulanmış ve temelleri sağlam olmalı.

    Birbiriyle çelişen şeyleri pek sevmem mesela. Eğer bilim kurguysa bilimi bir kenara bırakmamış olmalı. Eserleri kendi dünyasına göre değerlendirmek lazım ama kendi dünyası içerisinde tutarlı olmalı kesinlikle.

    Catboy: Bayağı uzun bir röportaj oldu, dedim size efsane bir bölüm olacak diye.

    Efla: Tekrardan teşekkür ediyorum catboy. Biraz geveze günümdeyim sanırım. Ya da tam beni konuşturacak konuları seçmeyi başarmışsın ki çenem düşmüş.



    BilinmezÂ?

    Bilmediğimiz yerlerden korkuyoruz en çok.
    Göremediğimiz şeyler gizemli geliyor hepimize.
    Tahmin bile edemeyince süpriz oluyor herşey.
    Hayal bile edemediğimiz şeyi görünce şaşırıyoruz.
    Bilmiyorken merak edebiliyoruz ancak.
    Hiçbişeyden ilk seferki tadı alamıyoruz.
    Bilinmezinde olduğu için belki aroması.
    Daha mutluyuz çoğu zaman cahilken.

    Garip olanÂ?
    Bunca duygu bilinmezden geliyorken.
    Bilmediğimize bu kadar bağlıyken insan tarafımız.
    Neden bilmiyorum ama,
    Çğrenmeye çalışıyoruz sürekli.


    Bunu en sona sakladım, çünkü gerçekten de beni en derinden etkileyen şiirlerinden biriydi bu. şiirlerin tamamı nerede mi?
    http://www.frpworld.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=2235&postdays=0&postorder=asc&start=0

    4. Bölümün Sonu


    Geçen bölümün şifresinin yanıtı: Çnce üçerli kodlara ayıracaktınız ardından ortadaki harfleri bir araya getirince EFLAÂ?ya ulaşıyordunuz.


    Gelecek bölümde: Ali Can Kanal => 3k, 1-1A, 2-1N, 3-2A ise; ? => 2k, 1-1M, 2-2E

    Not: Ne bu ya? Bana ne, bulunmasın artık, hepsi kolay geliyor sonra...

    Çnemli Not: Nostalji Köşesinin yeni bölümü 25 Haziran'da yayınlanacaktır...
    Back to top View user's profileSend private messageVisit poster's website
    catboy
    Site Yazarı
    Site Yazarı





    Joined: Jan 19, 2007
    Posts: 3268
    Location: Izmir

    PostPosted: Fri Jun 25, 2010 6:40 am Reply with quoteBack to top

    CATBOY ile OCAKBAşI NOSTALJİLERİ

    5. Bölüm

    Bazıları onu bilir Batı ama biz biliriz onu Artemiz Entreri diye

    Sevdiğin, yada sevdiğini sandığın
    İnandığın, yada inandığını sandığın
    Hepsi teker teker seni vurunca
    Gülüyorum yüzüne, çünkü pek sararmış.

    Ve kapıları açılıyor yağmurun huzurunda
    Duacısı olmuş kalbinin, tüm değer verdiklerin.
    Birer çiçek atıyorlar o uzun düş yoluna
    Pek çoğu sana sahip olabilmek için.

    Â?

    Çlmek için sahneye çıkmak kadar zordur
    Gerçekte ne hissettiğini söyleyebilmekÂ?

    (Yabancı bir Â?SenÂ? isimli şiirinden)

    Image

    Catboy: İlk sorum her zamanki formatımıza uygun olarak kullandığın rumuz ile alakalı olacak. Artemis EntreriÂ?yi neden isim olarak seçtin? Böyle senin için büyük bir önemi var mı bu karakterin? Benzer ya da aykırı yönlerin var mı bu kurgusal karakterle ilgili peki?

    Artemis Entreri: Artemis Entreri, okuduğum fantastik romanlar içinde - ki en son saydığımda 150 civarı olmuştu - en başarılı bulduğum karakterlerden biridir. Kötü ve dışlanmış olana nedense ilgi duyar insanlar, benim de Artemis'e olan ilgimin sebebi bu olabilir. Artemis'in en sevdiğim özelliği problemleri çözerken her zaman güce ihtiyaç duymamasıydı. Hiç unutmam bir kitapta kendisini (ününü) hiç bilmeyen insanların bile karşısında kararlı duruşu ve ses tonuyla korkutmayı başarmıştı (intimidation'ı yüksek). Son olarak karanlık ve gizemli geçmişi çok cezbecidir Artemis'in. Sırf bu karakter için okunacak seridir Salvatore'un Unutulmuş Diyarlar için yazdığı. Herkese öneririm.

    Artemisle benzer yönüm olarak, kendimi genelde insanlardan dışlarım. Aykırı yön olarak ise, adam öldürmem.

    Catboy: Hemen şiir konusuna giriş yapmak istiyorum, zira şiir dendi mi sitemizde Firble, Efla ve sen ilk akla gelmektesiniz. şiir tutkusu nereden geliyor ve ilk yazdığın şiirlerle şu anda yazdıkların arasında büyük farklar görüyor musun, yani sadece deneyim açısından sormuyorum stil açısından da bir değişiklik oldu mu geçmiş yıllara nazaran?

    Artemis Entreri: şiir tutkum frpworld ile başladı. Bard Birliği başlığına yazmıştım ilk şiirimi. 2005 senesiydi sanırım. Orada ki üstatlardan etkilenmiştim hep. Çzellikle chosen, abisi (ulysses'di galiba) ve firble gibi üstatlar tuttu elimizden Smile Bir ara tekrar okumuştum ilk yazdıklarımı. Okumaz olaydım. Retrospektif yaklaşım çok tehlikeli

    Uzun süredir şiir yazmıyorum (yazamıyorum). Yazdıklarımı beğenemiyorum çünkü, kimseyle de paylaşasım gelmiyor. şiir yazmak, içimdeki dünyayı dışarıya atmanın bir yoluydu, şiir yazdıkça rahatlıyordum. şimdi bunu yapmak için başka bir yolum var (oyun geliştirmek) bu yüzden ihtiyaç duymuyorum şiir yazmaya. Keşke yazabilsem tekrar eskisi gibi.

    Firble: Artemis EntreriÂ?nin sitede birbirinden farklı birçok yönü vardır, ama benim aklima ilk gelen ve en fazla hatırladığım kesinlikle ozan yönü... Batıdan Dökülenler isimli defterine yazdikları öylesine şiirler oluyor ki, çoğu zaman ekleyecek başka bir cümle, ya da yeri değistirilecek başka hiçbir sözcük yok diyorum. Hani ozanlık eğer bir duyguyu başkasına anlatma yoluysa, ArtemisÂ?in şiirleri bunu en iyi yapan siirler, öyle ki o anda aklımda ne olursa olsun onun şiirlerini okuduğumda bana sadece o şiirleri düşündürmeyi başarıyorlar.. IllyraÂ?yla yaptigim konuşmada da yazmıştım, aynı durum hikayeleri için de gecerli... Belki hayatım boyunca hep kendimi anlatmada zorluk yaşadığımı hissettiğim için anlatım konusunda usta olan kisilere hep hayranlik duymuşumdur, yazdıklarımın özeti Artemis de onlardan birisi...

    Not: IllyraÂ?nın Firble ile yaptığı röportajına şuradan okuyabilirsiniz:
    http://www.frpworld.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=8579

    Kendini Bilmeyen Adamın Dramı

    Aynaya her baktığımda
    Bir gölge düşüyor yüzüme
    Bir korku kaplıyor içimi
    Direnemiyorum karşımdaki
    Bensizliğime.

    Mutluluğun ön şartı olmuştu
    Kendini bilme dersini geçmek.
    Bunca sene okudum.
    Hala boğazımda bir düğüm,
    Hala gözlerim hep doluyor.
    Ve yine anlatmaya çalışıyorlar
    Beni kendime.

    Halbuki o kadar ümitsiz ki hikayem
    Dinlemek istemiyorum sonumu
    Sayfa numarasını unutsun annem
    Her seferinde baştan başlasın istiyorum
    Her seferinde çocuk olmak istiyorum
    Ancak öyle uyuyabilirim geceleri
    Elimde uçurtmam, gözlerimde heyecan
    Aynalar önümde diz çöksün,
    Ve bir defa olsun, onlara baktığımda,
    Kendimi sevebilmek istiyorum.


    Catboy: Çok farklı tanımları olan bir edebi kavram şiir, ben sözlüklerde yer alan tanımını çok kısıtlayıcı olarak bulurum mesela, sen olsan şiiri nasıl tanımlardın?

    Artemis Entreri: Edgar Alan Poe şöyle demiş şiirlerinden birinde:
    Being everything which now thou art,
    Be nothing which thou art not.

    Yani,
    Olduğun her şeyken şimdi,
    Olmadığın şey olma.

    Benim için şiir, olduğum her şeydir.

    Catboy: şiirlerini takip ettiğin belli şairler var mı, hatta çıkmış tüm şiir kitaplarını alıp okumaya gayret ettiğin?

    Artemis Entreri: Evet var, hem de 3 tane. Necip Fazıl Kısakürek'in şiirlerini çok severim. Yazıktır ki doğumumdan 5 sene önce vefat etmiş. (Yaşımı merak eden okuyuculara ipucu.) Bunun dışında Edgar Alan Poe okurum çok severek. Bende bir kitabı var sadece, onun dışında başka şiirlerini de bulursam gördüğüm gibi alırım kendime bir tane. Son olarak Cahit Zarifoğlu önereceğim. Çok acayip bir adamdır. Anlamak çok zordur kendisini.

    Kimsesiz

    Ah o bir yudum sesin, heyecanlı ama sessiz
    Yada bir dokunuşunu elinin, anlamlı ama istemsiz
    Ve uçuran o gözlerin, bir kasırga gibi ama dengesiz
    Nerden bilsin küçük çocuk, öylece kalır çaresiz.
    Çylece kalır kimsesiz...


    Efla: Sitede ne kadar Artemis olarak görsem de benim hep "Batı" diyesim geliyor. Neden bilmiyorum ama kafamda bütünleştirdim. Tamamlayan bir şeyler var. şimdi ben de şiir yazardım ama sonra bana taklitçi diyebilirler. (çok da haksız sayılmazlardı) O yüzden orjinalliği bozmamaya çalışayım =)

    Hiç görmediğim ama sanal olmayan bir dost... Çööyle saatlerce konuşmuşluğumuz da yok aslında ama bence en önemli sebebi zaten kendini çok güzel ifade edebilmesi ve anlayabilmesi. Gerek kalmıyor yani, ama bir gün yüz yüze de görüşeceğiz yakındır...

    Duygularıyla yazdıklarıyla insana ilham veren bir sanatçı. Belki farkında değildir ama bana sanat dallarına birbirinden ayrı yaklaşmak yerine bir bütünün parçaları olarak bakmayı öğretti. Bir müziğin ya da resimin bir şiiri ne kadar tamamlayabileceğini gördüm. Eğer sanat duygularını anlatmaksa Batı kesinlikle bir sanatçıdır.

    Aynı zamanda başarılı da bir mühendis. İnsanlara hem mühendis olmanın sanattan kopuk olmak demek olmadığını, sanatçı olmanın da dünyanın gerçek sorunlarını boşverip fildişi kulelerde yaşamak gerektirmediğini gösteriyor.

    Her zaman yaptığım gibi ona hep kendi sözleriyle hitap ederek sonlandıracağım. Bazıları bunu yapmamın klişe olduğunu düşünebilir belki ama bence bir klasik... Kalemin hiç kırılmasın üstad.


    Catboy: Bunu sormak ne kadar doğru emin olamadım, ama tüm saygımla sitemizde şiir yazan kişiler arasından en çok kimi başarılı buluyorsun ve aynı zamanda şiir tarzı bakımından kendine yakın bulduğun birileri var mı?

    Artemis Entreri: Efla ile tarzlarımızın örtüştüğünü düşünüyorum. Ama üretkenlik ve süreklilik açısından ikimizin de Firble'ın eline su dökemeyeceğimize eminim. Zaten sitede aktif şiir yazan pek birisi kalmadı. Bogus'un çok az sayıda ki şiirleri de epey hoşuma gitmişti. Biraz yazsa neler neler gelecek kim bilir. Onun dışında eskilerden chosen vardı dediğim gibi. (4-5 sene öncesi tabi.) Chosen'ın abisi ise, okuduğum en güzel amatör şiir yazan adamdır. Tekrar tekrar okurum hala.

    Catboy: Meşhur bir sözünden alıntı yapmak istiyorum: Kaleminiz asla kırılmasın! Ben o kadar eski biri değilim, bu nedenle hep merak etmişimdir, bu söz tamamen sana mı ait yoksa bir yerden alıntıladığın bir cümle mi?

    Artemis Entreri: Daha öncede birkaç kere sorulmuştu bu soru bana. Hatta bir sitede birisi kullanmak için izin istemişti benden. Nasıl bir sözse artık insan kullanmak için izin istemek zorunda kalıyor. Çzerime etiket gibi yapışmış. Ben çok severek sarfederim her seferinde, içimden gelenleri çok iyi anlatır. Kendi kalemim kırıldı ne yazık ki, çizemiyor, yazamıyor hiçbir şey.

    Saklambaç


    Kısmetine yalnızlık düşmüş gözlerimin,
    Utanmadan seni arıyor boş sokaklarda.
    Buram buram sen kokan havayı
    Bir tek ben soluyorum etrafta.
    Ve acı veriyor gri, kasvete bürünmüş duvarlar,
    Gölgeleri üzerimde, tıpkı geçmişim gibi
    Hesapçı, yargısız infaz ediyor beni,
    Savuruyor oradan oraya.
    Bir yanım uçurum,
    Bir yanımda uçurtma.

    Halbuki özgürlüğümün sesini dinleyerek gelmiştim buraya
    şimdi esaretimin bedelini ödüyorum.
    Zamanı dinlemeyi öğreniyorum.
    Yapraklarla konuşmayı,
    Dert anlatmayı kaldırımlara.
    En çok da özlemeyi.
    En çok seni özlemeyi!
    Bir yanım yağmur olsa,
    Bir yanımda gözyaşı...


    Illyra: Artemis, forumumuzun değerleri yazarlarından birisidir. Kendisinin Ocakbaşı Hikayelerine katkısı çok büyüktür ve ismini saygıyla anarız.


    Catboy: Benim aktif olduğum zamanlarda en çok senin şiirlerine denk gelebilmiştim anca, bu nedenle o kadar fazla öykülerini okuma fırsatım olamadı. Sadece bir kaç öykünü hatırlıyorum ki onlar da genelde kısa öykülerdi. Çykülerin hakkında neler anlatabilirsin?

    Artemis Entreri: Lisede çok yazardım ben. Matematik defterlerim frp hikayeleri doluydu hep. Ama yayınlanmış çok öyküm yok benim. En önemlilerden bahsedeyim. İlk öykümü frpworld'e yazmıştım. Sanırım frpworld'ün ilk hikaye yarışmasıydı o öyküyle katıldığım. İnsanları, düşlerine girip orada öldüren bir loncadan bahsediyordu. Sonra Gönülçelen isminde hikayem var. Bilim-kurgu yarışmasına katılmıştım onla. Yakın çevrem çok beğenmişti ama yarışmadan birşey çıkmadı Smile Zaman yolculuğu ile sevdiği kadını kurtarmaya çalışan bir adam hakkındaydı o hikaye. Bir de senaryom var, frpworld'ün yarışmasına katıldığım. Sürpriz dolu bir sona sahip Dil Sağolsun Firble inanılmaz güzel bir hediye vermişti ödül olarak.

    Catboy: İlk siteye üye olduğum zamanda senin sorumluluğunda olan bir öykü yarışması düzenleniyordu sitede. Sanırım sana özel mesaj yoluyla yarışmaya katılımla alakalı sorular da sormuştum. Varmak istediğim şey, ben de bir öykü yarışması düzenlemeye gayret etmiştim de elimde patlamıştı. Bir tek Dwaxer sağolsun bir öykü göndermişti, eh aslında aklımda DwaxerÂ?i birinci yapıp işte bakın ben de bir öykü yarışması düzenledim demek vardı da yarışmayı iptal etmek zorunda kalmıştım. Benim gibi zor durumda kalmamaları için ileride böyle bir sorumluluk altına girmeyi düşünen arkadaşlarımız için verebileceğin tavsiyeler var mı acaba? İnsanların hem ilgisini çekebilecek hem de yazmaya teşvik edecek bir konsept bulma konusunda özellikle bir kaç öneri...

    Artemis Entreri: Yazmaya teşvik edici bir etken olması şart. Ya konuyu çok özel seçmen lazım, ya da ödülü. İkisini birden güzel seçersen en iyisi tabi. Çrneğin ödül olarak kitap değil de küçük bir oyuncak mesela internetten siparişi verilebilecek bir figür, ya da frpworld t-shirt'ü güzel olabilir. Sanırım 2 yarışma düzenledim ben frpworld'de. Hep farklı birşeyler yapmaya çalışmışımdır. İlkinde hikayenin başını verdim sonrasını yazmalarını bekledim. İkincisinde Kerem Beyit'ten izin alarak onun bir resmini kullanarak yazdırdım hikaye. Bir de ufak bir tavsiye daha, zaten kaç kişiyiz şurada, herkesle özel olarak iletişime geçip, bu yarışmadan haberdar olmalarını sağlamalı ve sık sık onları teşvik etmeli düzenleyecek kişi. Bazı insanlara zorla yazdırdığımı hatırlıyorum Smile

    Catboy: Ben daha çok işin edebiyat yönüne dalıyorum genelde, bunun dışında frp ve diğer konulardan da bahsetmeye gayret gösteriyorum tabi ki de. Ama başka bir konuya girmeden önce sanıyorum kitaplardan bahsederek edebiyat konusunu bitirmemiz daha iyi olacaktır. Kitaplarla aran nasıl, en son hangi kitabı okudun ve kitapkurtlarına kesin olarak okumalarını önereceğin bir kaç roman adı söyleyebilir misin?

    Artemis Entreri: Kitaplarla aram eskiden çok iyiydi. Son 1 sene içinde okuduğum kitap sayısı bir elin parmaklarını geçmez. (çok vahim durumdayım.) En son okuduğum kitaplar arasında önerebileceğim fantastik olarak: Buz ve Ateşin şarkısı serisi (1. ve 2. kitapları türkçeye çevrilmiş durumda), yeraltı edebiyatından da: Chuck Palahniuk yazarının herhangi bir kitabı. Bu arada Küçük Prens benim hayatımın kitabıdır. Olabildiğince çok sayıda arkadaşıma hediye etmişimdir bu hikayeyi. Herkesin her yaşta okuyabileceği enfes bir kitap olarak görürüm.

    Lydronk: Ben ki şiir sevmem, sayın Entreri'nin şiirlerinde soyut havaya kapılıp okurken başka dünyalara gidiyorum, daha fazlasını okumak istiyorum (ve sık sık yapıyorum da) sırf şiir değil, yazdığı her şeyle çözümlenmesi güç, güçlü, özgün karakterini ortaya koyuyor Artemis. Artık o kadar çok okudum ki yazdığı her şeyi, üçkilometre öteden görsem "aha bunu artemis yazmış!" diyebilirim, böyle de özgün bir tarzı var! Kendisinin de diyeceğin gibi, kalemi asla kırılmasın.


    Catboy: Ve geldik frpye, Dwaxer ile olan bölümümüzde frp daha ön plandaydı. Ben pek fazla işin içinde olmasam da frp ile ilgili meselelerde DwaxerÂ?i fazla sıkmadan bir kaç soru sormayı becerebilmiştim. İtiraf etmek gerekirse daha sistemler arasındaki farkı bile idrak edemiyorum, immün sistemden bile daha karışık, nörotransmitter maddelerle bile daha düzeyli ilişkim olmuştu. Sormak istediğim şey şu aslında: Sen frp konusunda ne kadar bilgilisin, hangi sistemleri biliyorsun ve frp camiasındaki favori ırk ile sınıfları hangileri?

    Artemis Entreri: D&D'yi yalayıp yutmuştum eskiden. 2nd ve 3rd edition'ları iyi bilirim. Bunu dışında her diyardan kitaplar okuyup oyunlar oynadığım için pek çoğu hakkında az çok fikrim vardır. Bugün oturup oynasak yabancılık çekmem heralde. Oynadığım oyunların %80 inde insan karakter olmuşumdur. Genelde oynattığım karakterleri kendimle bağdaştırırım. İnsan olunca daha kolay oluyor o yüzden insan seçerim. Sınıf olarak ise destekleyici bir karakter olmak daha çok hoşuma gider. Bu yüzden genelde bard, cleric gibi sınıflar seçerim. Savaşlarda arka planda durmayı severim. Aksiyona sadece gerektiğinde müdahele ederim. Savaş dolu oyunları sevmem, oyunlarda bulmaca çözmeye bayılırım.

    Catboy: Oyunlar hakkında soru sormadan seni bırakamam, bu konuda kendini geliştirmek için neler yapıyorsun? Bu zamana kadar kaç tane flaş oyun hazırladın ve genelde hazırlamış olduğun oyunlar hakkında nasıl yorumlar alıyorsun? Son olarak kısaca bir kaç oyunundan bahsedebilir misin?

    Artemis Entreri: İşte en sevdiğim soruya geldik. Müsadenizle biraz uzun yazayım. Çocukluğumdan beri oyunlara karşı bir ilgim olmuştur. İlk kişisel bilgisayarım 10 yaşımdayken edindim. Fakat öncesinde de her zaman "oyuncu" bir çocukluk geçirmişimdir. Kendi kafamdan oyunlar yaratırdım ve bunları kuzenlerimle, arkadaşlarımla hep oynamaya/oynatmaya çalışırdım. Lisede devam etti bu huyum. Çzellikle sıra arkadaşımı da kendime benzeterek (hala en yakın dostumdur, bana frp'yi öğreten kişidir.) her derste oyunlar yaratıp oynamaya başladık lise yıllarında. Güzel zamanlardı. Tenefüslerde 7-8 kişi frp oynardık, derslerde gizli gizli kendi yarattığımız oyunlara dalardık.

    Zamanla bilgisayar oyunlarına olan merakım da gittikçe arttı tabi. Çok oyun oynadım ben. Bir ara sırf oynamış olmak için oyun oynuyordum. O zamanlardan ilerde bilgisayar oyunlarıyla ilgili bir iş yapacağımı kafaya koymuştum. Lise 2'de programlama öğrenmeye başladım. Bütün takdir ettiğim oyun firmalarına maillar atarak iletişime geçtim. Piyasayı öğrenmeye başladım. Çniversite sınavında hedefi vuramayınca bilgisayar mühendisi olamadım ama tutkum geçmemişti. Kendi başıma bu sektörde çırpınıp durdum.(kendi bölümüm son derece alakasız olmasına rağmen) Sonra geçen sene flash'ı keşfettim. Bilmeyenler için flash'ı tanıtayım. Browser üzerinde çalıştırılabilecek uygulamalar geliştirmeye izin veren bir program adobe flash. Oyunlar da yapılıyor haliyle. Yaptığınız oyunları en büyük kitleye ulaştırmanın yolu aynı zamanda. Bende 1 senedir bu programla uygulamalar geliştirip para kazanıyorum.

    Geçen hafta mezun oldum, 4-5 aydır üniversitemizin kosgebinde flash oyun geliştiricisi olarak çalışıyorum. Hayallerime doğru atılmış bir adım olarak görüyorum. Daha da çok yolumuz var Smile şimdi biraz oyunlarımı tanıtayım.

    Legend of Kupapa: En son geliştirdiğim oyun. Grafik kısımlarını da ben yaptığım için görsel açıdan birşey beklemeyin. Hikayesini, müziklerini sevebileceğinizi düşünüyorum. Yapması 2 hafta kadar sürdü. Flash oyuncu camiası tarafından pek tutulmadı ama maddi açıdan başarılı bir oyun oldu. Uzman oyun yorumcuları tarafından ise özellikle hikaye kısmı ve oyun dinamikleri oldukça başarılı bulundu.
    http://www.newgrounds.com/portal/view/537910

    Screw Effect: 1 hafta da grafiker arkadaşım Taha ile geliştirdiğimiz oyun. Amaç 1 dakika içinde yıkılmakta olan bir makineden kaçmak. En çok oynanan oyunum. Toplamda 2-3 milyon oynanma sayısı var.
    http://www.newgrounds.com/portal/view/519717

    Fellow Sheep: Yazın geliştirdiğimiz ilk gerçek oyunum. Çok saçma bir oyun, oynamayın bile Smile
    Amaç köpeği kontrol ederek koyunları verilen süre içinde çitin içinde toplamak.
    http://www.newgrounds.com/portal/view/516511

    Swaps N' Traps: Ocak ayında global game jam isminde ki yarışmanın türkiye ayağında Tırt grubuyla birlikte 48 saat içerisinde geliştirdiğimiz oyun. Türkiyenin her yerinden katılan 19 takım arasında 1. seçildik. Oyun kısa sürede yapıldığı için fazlasıyla eksik durumda.
    http://www.globalgamejam.org/sites/default/files/uploads/2010/3230/swaps-n-traps.swf

    En önemli olanlar bunlar heralde. Yakın zamanda frpworld ile ilgili de bir oyun yapmayı düşünüyorum ama henüz kafamda tam oturtamadım nasıl birşey olması gerektiğini.



    Catboy: Artemis kendini öyle güzel anlattı ki ben gereksiz yere aralara girerek okuyucuların çık aradan şikayetlerine maruz kalmak istemedim. Gayet basit ama doyurucu, fazla laubali olmayan, konuğumuzun edebiyat, frp ve kendi ilgi alanlarıyla ilgili görüşlerine yer vermeye özen gösterdiğimiz bir bölüm olsun istedim. Umarım keyifle buraya kadar okumuşsunuzdur, gönlünüzde bir yerlerde samimiyetinize sığınmayı başardıysak ne mutlu bana, önemli olan sadece samimi olabilmeyi başarmaktı benim için, umarım bunu başarabilmişimdir.

    Artemis Entreri: Çok değerli nostalji köşesinde bana da yer ayırdığınız için teşekkürlerimi sunuyorum efendim. Kendinize iyi bakın, kaleminiz asla kırılmasın!

    Catboy: Asıl ben teşekkür ederim başta konuğumuz Artemis Entreri ve bana böyle bir projeyi sunabileceğim bir yer veren yani lojistik desteğini her zaman sunan FrpworldÂ?ün başındaki kişi Efla ile siz değerli okuyucularımıza, umarım size hiç bir zaman sıkıntı vermemişimdir. Saygılar...

    O güzel ve değerli gözleriniz asla bozulmasın, klavyeye basan parmaklarınız asla yorulmasın ve gönlünüze asla karanlık uğramasın...


    Errare humanum est, perseverare diabolicum


    Last edited by catboy on Mon Nov 29, 2010 6:35 pm; edited 1 time in total
    Back to top View user's profileSend private messageVisit poster's website
    catboy
    Site Yazarı
    Site Yazarı





    Joined: Jan 19, 2007
    Posts: 3268
    Location: Izmir

    PostPosted: Sun Aug 29, 2010 12:48 pm Reply with quoteBack to top

    CATBOY ile OCAKBAşI NOSTALJİLERİ

    6. Bölüm

    Her konuğumuzun kendine has bir uzmanlık alanı vardı:
    - Firble: şiir & Gezi
    - Illyra: Çykü & Frp
    - Dwaxer: Çykü & Frp
    - Efla: şiir & Teknoloji
    - Artemis Entreri: şiir & Teknoloji
    Bundan sonra Nostalji yeni bölümleriyle devam ediyor olacak...

    Image

    Catboy: Alenthas ismiyle alakalı ilginç bir anın var mı, bu ismi bir tek FrpworldÂ?de mi kullanıyorsun?

    Alenthas: Alenthas ismini bulduğum zaman google'lamıştım ismi (bunu çoğunlukla yaparım, böylelikle fazla kullanılmayan bir isim bulmaya çalışırım), başka kullanan var mı diye. Sadece iki sonuç çıkmıştı, bunlardan ilki internet üzerinde yayınlanan bir öyküdeki önemsiz bir karakterdi, diğerini ise hatırlamıyorum. Neyse, eğer Alenthas diye google'larsanız bir zamanlar üye olduğum hemen hemen her yeri bulabilirsiniz.

    Catboy: Kitaplarla aran nasıldır?

    Alenthas: Küçüklüğümde anne zoruyla okurdum. Harry Potter serisi çıktığı zaman hep okumak istemiştim ama annem "bir kitaba 12 lira mı verilir!" diye düşündüğü için hiç okuyamadım. O yüzden mi, yoksa elde ettiği başarı yüzünden kıskandığımdan mı, yoksa çok daha iyi eserler varken bunun bu kadar tutmasına sinirlenmem mi bilemiyorum ama o gün bugündür nefret ederim Harry Potter serisinden.

    Neyse işte, sonra bir gün gittim Metal Fırtınayı aldım, kendime de söz vermiştim başından hiç kalkmadan okuyacağıma dair. İyi ya da kötü, kitabı iki günde bitirdim ve sonunda kitap okumanın zevkini almıştım. Sonra arkadaşımın bahsettiği Eragorn denen kitabı aramaya gittim, fakat bulamamıştım. İyi ki de bulamamışım çünkü onun yerine üzerinde kılıçlı kalkanlı herifler olan başka bir kitap almıştım. Pek içime sinmemişti aldığımda ama o zamanlar ileride en çok seveceğim kitap olan Buz ve Ateşin şarkısı'nı aldığımı bilmiyordum. Gecenin bir yarısı Buz ve Ateşi bitirmeme son 50 sayfa kalmış, onu da okuyup bitirdikten sonra şeker Portakalı'ndaki Zeze'nin gençliğini anlatan 100 sayfalık üçüncü kitabı okuyup bitirmiş, ondan sonra da bir yarışma sonucunda Peter Pan adı altında ikinci kitap olmayı hak kazanan bir romanı daha okuyup bitirmiştim. O kadar çok seviyordum kitap okumayı. Ondan sonra işte Unutulmuş Diyalar, Ejderhamızrağı, Belgariad, Yerdeniz Büyücüsü, Warcraft falan derken fanteziye iyice sarmıştım. Hatta Warcraft'ın üçüncü kitabı olan Son Bekçi'yi bitirmek için sabahın 5'ine kadar oturmuştum.

    Bütün bunları niye mi anlattım? şimdiki halimle karşılaştırabilesiniz diye. En son bitirdiğim roman Halid Ziya Uşaklıgil'den Mai ve Siyah. Ve yanlış hatırlamıyorsam Ocak ayında falan bitirdim k. Ondan sonra hangi kitaba başladıysam yarım kaldı, sıkıldım, bitiremedim. Boş boş oturduğum zamanlarda bile kafa dinlemeyi tercih ediyorum. Bu durum beni cidden çok rahatsız ediyor.

    Catboy: Bilim-Kurgu mu yoksa fantastik konular mı daha çok ilgini çeker? Çrnek verebilir misin?

    Alenthas: Jules Verne dışında hiç bilim-kurgu okumadım. Ama bilim-kurgu daha çok ilgimi çekiyor, neden diyecek olursanız çeşitlilik fazla. Yani fantezi türünde kılıç, ok ve büyü var. Taşıt olarak at var, hadi bir de ejderha diyelim, o kadar. Bilim-kurgu dediğimiz zaman seçenekler artıyor, hayal-gücü daha çok devreye giriyor.

    FRP oyunu ile örneklendireyim mesela, GURPS oynarken gidilecek alternatif dünyayı istediğin gibi şekillendirebiliyorsun. Bunun yanı sıra, gittiğin dünya hangi döneme ait olursa olsun yanına yüksek teknolojik eşyalar alabiliyorsun. Kolumuzdaki cihaz sayesinde birbirinizle haberleşebiliyorsunuz ve yine aynı cihazla bir yere girmeden ısı algılarını kullanıp birileri var mı yok mu bakabiliyorsunuz. Yani bilim-kurgu olduğu zaman karşımıza Mission Impossible gibi görüntüler çıkabiliyor, bu da gerçekten çok eğlenceli. Hatta hatırlarım, bir binaya nasıl gireceğimizi abartmıyorum yarım saat boyunca tartışmıştık. şöyle mi yapsak, böyle mi yapsak diye. Eğlenceliydi de çünkü ince eleyip sık döşüyorduk. Tabii sonra yaptığımız bütün planlar boşa gitti ve doğaçlama yapmak zorunda kalmıştık. Eğlencesi de burada tabii ki, hiç bir şey planlandığı gibi gitmez.


    Catboy: Eğer kızmazsan sana sormak istediğim bir soru var: Neden hiç bitmiş bir öykünü göremiyoruz, hep yarım kalıyor öykülerin de?

    Alenthas: Aslında bitmiş öykülerim var. Bir iki tane Dil Onlar da tek seferlik şeylerdi zaten ama tamamlanmış eserlerim onlar. Diğerlerini niye bitiremediğime gelirsek: sıkılıyorum. Kafamda çok güzel şeyler kuruyorum, sonra oralara gelene kadar uzun bir giriş olması lazım, tanıtmaydı, hikayenin kurulması falan derken heyecanlı yerleri başlaması için 150. sayfalara gelinmesi lazım sonuçta. Okuduğum bütün kitaplardan bunu öğrendim en azından. Ben de öyle yapmak istiyorum ama oralara gelene kadar sıkılıyorum işte. Bir de çok düzeltme yapıyorum. Hata buldukta, fikrimi değiştirdikçe sürekli değiştiriyorum. Tekrar tekrar okumaktan da sıkıldım artık yazdıklarımı. O yüzden de karar verdim, yazmakla uğraşmıyorum artık. Onun yerine izlediğim filmlerden, okuduğum kitaplardan yeni fikirler edinmekle uğraşıyorum.

    Illyra: Alenthas, benim sevgili kardeşim. Gerek mükemmel kişiliği olsun, gerek yazılarındaki güzelliği ve sanatsal yanı daima dışına yansır. Onun yazılarını okurken asla sıkılmam, beni tamamen kendi yarattığı düşlerin içine sürükler. Eğer Alenthas olmasaydı FRPworld nasıl bir yer olurdu, düşünmek bile istemiyorum Smile

    Catboy: İlk Â?çizmeyeÂ? ne zaman başladın? İnsanlar senin ilk çizimlerine nasıl tepkiler verdiler?

    Alenthas: İlk çizmeye çocukken başladım. Arabamızı, koltuğu falan çizdiğimi hatırlıyorum. Hatta bana anlatırlar bazen, çizdiklerimi görüp çok beğendiklerini. Ama o zamanlar iyi çizebildiğimin farkında değildim. Benim ejderhalı bir tişörtüm vardı, o zamanlar...12 yaşında mıyım neyim.. O günden sonra hep bir şeylere bakarak çizmeye başladım, ne görsem çiziyordum. Sonra bu durumu kıskanan bir arkadaş bende kompleks yarattı, bakarak ninem de çizer falan diyip moralimi bozdu, o günden bu yana bakarak çizdiklerimi değersiz görürüm. Ama o yüzden de çizimimi ilerletemiyorum işte, çünkü kafadan da bir yere kadar çiziliyor, bakarak çizmeyi öğrenmeden kafadan çizmek cidden çok zor. Neyseki son zamanlarda bu kompleksimi yenmeye başladım, bakarak çizdiğim şeyler cidden çok güzel oldu.

    Catboy: İleride yazarlığınla mı yoksa çizerliğinle mi daha çok önplanda olmak istersin?

    Alenthas: Aslında ikisiyle de. Bildiğin gibi çizgi romanla uğraşıyorum son zamanlarda. Ama hangisinin daha ağır basmasını tercih ediyorsun dersen yazarlık derim. İdolün kim diye soracak olursan, evet belki sormadın ama ben cevaplamak istiyorum Dil O da Stephen King ve George R. R. Martin'dir. Aslında H. P. Lovecraft'ı da söylemek isterdim ama daha hiç bir kitabını okuyamadım maalesef. Ama beğeneceğimden eminim.

    ...

    Aslında bilgisayar oyunlarıyla ilgili sormayı planladığım şeyler vardı ama röportajın ana temasının yazarlık ve çizerlik arasında gitmesini istedim, oyunlar arada eğreti duracaktı. Kendisine teşekkür ederiz ve facebook'taki sayfasına koyduğu çizimlere bakmayı ihmal etmemenizi rica ederiz.

    Bugünlük de bu kadar.... Smile
    Back to top View user's profileSend private messageVisit poster's website
    catboy
    Site Yazarı
    Site Yazarı





    Joined: Jan 19, 2007
    Posts: 3268
    Location: Izmir

    PostPosted: Sun Dec 05, 2010 1:38 pm Reply with quoteBack to top

    OCAKBAşI NOSTALJİLERİ

    7. Bölüm


    Image

    En sonunda geri döndük. Nostalji Kedi ile beraber nostalji yapmaya devam edeceğiz yine. Bugün sitemiz en genç, en enerjik, en yerinde duramayan üyesi Aegron Linwelin ile beraberiz.

    Catboy: İlk sorumuz geleneği bozmadan aynen sana da geliyor. Neden Aegron, bu ismi kullanmanın belli bir özelliği var mı, bir anın var mı bu isimle alakalı?

    Aegron: Aslına bakarsan tamamen benim yanlış yazımımdan ve o zaman ki üşengeçliğimden çıkmış bir isim. Frpyle ilk tanıştığım gün elfçe ismimi öğrenmek için bir siteye girmiştim. İsmimin tamamı Aegnor Linwelin olarak çevrilmişti. Birkaç gün sonra başladığım Aegnor Linwelinin hayatı yazısında Aegnor yerine Aegron yazmam ve sonra o kadar uzun yazıyı değiştermek istemiyor olmam. Evet üşengecim ve ben Aegron’um. (Gülüyor.)

    Hazır Aegnor Linweli’nin hayatından bahsetmişken o zamanlar yazdığım kağıtları bulamadığım için tekrar yazmaya başladım. Kısa bir süre sonra tek farkla okumaya başlayabilirsiniz. Aegnor değil Aegron Linweli’nin hayatı..

    Catboy: Frp’ye ne zaman başladın? İlk nasıl duydun ve ne şekilde ilgini çekmişti?

    Aegron: Frp ye sağolsun Edmond’un sayesinde başladım. Bir gün gelip bulduğu siteden nasıl olduğundan genel olarak bahsetti. Başta ilgimi pek çekmedi doğrusu. Sonra siteye girip baktık beraber. Oynadıkları oyunun bir kısmını okuttu bana. Hatta mağarayı üzerlerine çökerttiğinden felan bahsetmişti. Baya gülmüştük o zaman.

    Daha sonra birkaç kere amatör oyunlarımızı oynadık okulda. En basit ve en zevk aldığım oyunlardı onlar. Ne olduysa sonra ilgimi birden kaybettim frp ye karşı ve yine ne olduysa 2007‘nin Temmuz'un da tekrar girdim siteye ve üye oldum. O günden beri de Bursa'da tanıştığım bir abim sayesinde baya şey öğrendim.

    Catboy: Frp’ye önyargıyla yaklaşan insanlarla sıklıkla karşılaştığın oluyor mu? Onlara ne şekilde tepkiler gösteriyorsun?

    Aegron: Tam benlik bir soru olmuş. Soruya en iyi örnek ailem sanırım. Çok karşı çıkmışlardı. Ne olduğunu anlatmama rağmen çocuk işi şeylerle uğraşıyorsun gibi tepkiler almıştım. Ailemin anlamayacağını anlayınca en iyisi konuyu kapatmak ve bir daha açmamak olduğuna karar verdim.

    Aile dışında ise arkadaş çevrem çok garipsemişti ne olduğunu. Kimisi gördüğü bir kaç diziden veya ailesinden biliyordu. İçlerinden anlayabileceğini bildiğim kişilere anlattım bende sadece frpyi. Çzelliklede edebiyata ilgisi olanlara. Gerisini ise duymamazlıktan geldim şu ana kadar.

    Catboy: Frp’ye ilgi gösteren ama çekinerek yaklaşan kişilere neler önerirsin, bu hobiye nasıl bir başlangıç yapmaları uygun olur?

    Aegron: Çncelikle gördüğü her fırsatı değerlendirmesini ve en önemlisi frp ile ilgili yazılan şeyleri okumasını öneririm. Yakınında oynayan bir grup varsa onların yanına izleyici olarak katılıp oyunun nasıl işlediğini, zevk alıp alamayacağını anlaması için en azından birkaç oyun dediğim gibi oyunlara izleyici olarak katılmasını tavsiye ederdim. Eğer ilgisi varsa bir süre sonra izlediği grupta kendini oyuncu olarak bulacaktır eminim.

    Catboy: Çeşitli frp sistemleri mevcut, senin en çok hoşuna gideni hangisi?

    Aegron: Bunu benim için teke indirgemek açıkçası biraz zor. Oynadığım ve oynattığım, ilgi duyduğum birçok sistem var. Ama ille de en sevdiğimi merak ediyorsun Pathfinder derim herhalde.

    Pathfinder’ı diğerlerinden ayırmamdaki neden ise roleplay ile powerplay’i dengelediğini düşünmem. Bundan kısa bir süre önce D&D 4th edition ile 3.5 edition tarafları uzun uzun bu konuda atışmış Pathfinder ise son noktayı koymuştur bence.

    Çlsem bir günlüğüne,
    Güne hiç başlamasam,
    Ve diğer günler gibi bitmese bugün.
    Düşünüyorum da kim üzülür arkamdan,
    Kim yok der,
    Kim sorar beni.

    Hep güldüm şu hayatta,
    Çzülsem de, sevinsem de,
    Bazen içten, bazen sahte
    Ama hep güldüm ben bu yaşama..

    Takmadım hiç bir şeyi ,
    Hiç kimseyi.
    Takacak kim vardı bu hayatta,
    En yakınlarım bile sevmezken beni.
    ...


    Catboy: Bu şiir sanırım sitede nadir olarak paylaştıklarından bir tanesi, gerçekten çok mu nadir yazıyorsun şiir yoksa pek fazla paylaşmak istemiyor musun?

    Aegron: Aslında oldukça fazla şiir yazıyorum ama siteye koymuyorum. Genelde ders arasında canım sıkıldığında veya kafama birşey takıldığında oturup birşeyler karaladığım için çok da güzel olmuyorlar. Ama ne yalan söyleyeyim şiir yazarken o an bile olsa mutlu oluyorum. Tek sorun çok iyi yazamamam. Bu yüzden de pek paylaşmıyorum açıkcası.

    Catboy: Frpworld sitesini ilk nasıl keşfettin, biraz özel olacak ama sitede yazdıklarını en çok beğendiğin ve takip ettiğin kişiler kimler, nedenleriyle beraber sayabilir misin?

    Aegron: Siteyle dediğim gibi Edmond Dantes sayesinde tanıştım. Ona buradan ne kadar teşekkür etsem az diyorum şimdi kendi kendime.

    Yazdıklarını en çok beğendiklerime gelince ise Rol yapma oyunları ve sistemler hakkındaki düşüncelerine çok değer verdiğim dwaxer bunların başında gelir herhalde. Kendisi gerçekten yazdıklarıyla, tasarladıklarıyla benim için ayrı bir insan. Hatta abartıyor olarak düşünebilirsiniz ama verdiği uğraşlardan dolayı idol olarak gördüğüm bir insan kendisi.

    Çykülere gelirsek sitemizde hangi birini saysam bilemedim şimdi. Herkes birbirinden farklı açıdan yaklaşıp öykülerine farklı şeyler katıyor. Bu yüzden de fırsat buldukça yazılanları okumayı tercih ediyorum. Firble ve senin yazılarını özellikle kaçırmak istemiyorum. Walter’in yazdıklarını da yeni yeni okumaya başladım. Kendini içine çeken bir anlatımı var. Frpworld’e yazmaya başlayıp da iyi olmayan çok az kişi var sanırım..

    Efla (Sitemizin Babası): Frpworld'e bir diyar dersek gerçekten. Aegron benim gözümde bir gezgin gibidir. Bazen benim gibi diyara tamamen yerleşmiş yaşlıların (bunu sitede bulunma zamanı şeklinde düşünelim =) ) dış dünyada olup bitenlerden haber almasını sağlar.

    Hele bir de müziğe olan zevkini düşünürsek (takdir ettiğim bir müzik zevki var) diyar diyar gezen bir ozan olarak hayal edebilirim sanırım onu. Tabii (nedendir bilinmez) genelde siyah temalı uzun saçlı deri çeket giyen ama insanların bu görüşten çıkarabileceği ön yargıların aksine eğlenceli ve sevecen olabilen geyik bir ozandır bence.

    Gittiği hanlarda, diyar diyarlardan haber getirir hikayeler anlatır bazen insanları eğlendirmek için oyunlar oynatır.

    Son olarak bir ozana olan yorumlarımı ozan şarkısıyla bitireyim::

    There's only one song
    Left in my mind
    Tales of a brave man
    Who lived far from here
    Now the bard songs are over
    And it's time to leave
    No one should ask You for the name Of the one
    Who tells the story

    Not1: şarkı sözü koymak istememden sonra uygun şarkı aramam ve Aegron'un kendisinin paylaştığı şarkı sözlerini ararken görmem daha bir anlamlı oldu.

    Not2: Bu kadar ozan gazına artık şiir bekleriz Aegrondan =)

    Illyra (Sitemizin Ay Prensesi): Siteminizin enerjik gençlerinden Aegron, gerek görüşleri, gerekse de bilgileri yönünden FRPworld'e ayrı bir renk katmaktadır.

    Catboy: Sitemizde Walter’ın başlattığı bir ortak öyküde de yer alıyorsun. Genelde seni öykü yazarken de görmüyorduk, tabi rp kısımlarında karakterinle ilgili bir şeyer karalasan da gerçek anlamda bir öykü olarak ilk kez bu kadar sıklıkla bir şeyler yazdığını görüyoruz sitede. Biraz yazar yönünden de bahsedebilir misin? Nasıl tür yazmaktan hoşlanırsın, yazarken nelere dikkat edersin?

    Aegron: Evet sitede pek yazmıyordum öykü. Bunda kalemimin kuvvetli olmadığını düşünmemin büyük bir etkisi var. Bundan sonra ise ilgimi çeken öykülere katılmayı planlıyorum.

    Yazarken daha çok betimlemelere, etrafı nasıl tasvir ettiğime dikkat ediyorum. Nasıl ki kitap okurken o sahnenin tam olarak net bir biçimde gözümün önünde olmasını istiyorsam benim yazdıklarımı okuyanlarında anlatmak istediğim, kurguladığım yeri tam olarak görmelerini istiyorum.

    Walter (Sitemizin Baş Yazarı): Aegron, bir kulenin içinde kitaplarını karıştıran mağrur, güçlü ve saygılı bir büyücü gibi görünüyor.

    Aegron iyi bir yazım sitili var en azından ortak öyküdeki yazım stilini beğeniyorum. Ayrıca 4. ed. hatim ettiği için ayrıca tebrik ediyorum. Karakterini iyi yansıtıyor ayrıca kendisinden bir oyun açmasını da buradan temenni ediyorum. Bir ara Ankara'ya gelirse görüşmek istediğim kişilerdendir kendisi, Oyun yazıp oynatması ve yazılarını yazmasını diliyor şimdilik köşeme çekiliyorum....

    Catboy: Seni tanıyan herkes artık sanırım hayatında geniş yer kaplayan hobinin sadece frp olmadığını biliyordur. Müzik hayatını ne derece kapsıyor, frp mi yoksa müzik ile ilgilenmek mi teraziye koyduğunda daha ağır basıyor?

    Aegron: Zor bir soru ve ben terlemeye başladım. (Gülüyor.) İkisi eşit demek istesemde müzik benim için frpden daha ağır basıyor. Bunun tek nedeni de müzik de duygularımı tam manasıyla ortaya koyabilirken frp de bu pek mümkün olmuyor. En fazla oyun esnasında açtığınız müzikle havaya girip oyunun çoşkusunu arttırabiliyorsunuz.

    Catboy: Beğendiğin gruplar hangileri? Beğendiğin gruplarla ilgili bir kaç cümlelik yorumlarını alabilir miyiz?

    Aegron: Hiç beklemeden Iron Maiden ve Manowar diyorum. Kısaca ikisinden bahsetmek gerekirse Iron Maiden’ın ilk şarkısını 7.sınıfta dinlemiştim. Tabi o zaman ingilizcemin berbat olması nedeniyle tam olarak ne dediklerini anlayamamış fakat ritim ve sololarına yine bitmiştim.

    Sonra oks stresi felan derken bir sene neredeyse hiç müzik dinlemedim diyebilirim. Asıl Iron Maiden ile tanışmam Bursa’ya geldiğim ilk zamanlarda başladı. İlk dinlediğim albümü hiç unutmam Powerslave’di. Başta sözlerine dikkat etmemiş sadece müziğe kulak vermiştim. Sonra sözlerini tek tek incelediğimde kendimi Antik Mısır’da bulmam benim için metalin başlangıcı oldu.

    Manowar ile tanışmam bir sene kadar daha geç oldu. Manowar’ın ise en çok sevdiğim yanı müzikten hariç bazı parçalarında albümün tamamını kapsamak üzere bir hikaye anlatıcısının olması ve adeta bir öykü kitabını okuyormuşsunuzda arkadan birileri size ritimle eşlik ediyormuş gibi olması herhalde.

    Catboy: Nostalji Kedi ile Ocakbaşı Nostaljileri'ne katıldığınız için çok teşekkür ederiz, Aegron Linwelin...

    Aegron: Cevaplarım biraz kısa oldu sanırım. (Yine gülüyor.)

    Sitenin genç bir üyesi olarak nostalji bölümünde anılmak benim için büyük bir zevk oldu. Teşekkür ederim Catboy. (Gidiyor.)

    7. Bölümün Sonu
    Back to top View user's profileSend private messageVisit poster's website
    Display posts from previous:      
    Post new topicReply to topic


     Jump to:   



    View next topic
    View previous topic
    You cannot post new topics in this forum
    You cannot reply to topics in this forum
    You cannot edit your posts in this forum
    You cannot delete your posts in this forum
    You cannot vote in polls in this forum


    Powered by phpBB © 2001 phpBB Group

    :: HalloweenV2 phpBB Theme Exclusive ::
     
    FRPWorld.Com ülkemizdeki fantezi edebiyatı ve frp sevenleri bir araya getirmeyi amaçlayan bir web sitesidir. 2003 yılında kurulmuş olan sitemiz kullanıcı ve yöneticilerimizin katkıları ile büyüyüp Türkiyenin en büyük frp sitelerinden birisi olmuştur. Galerisi, indirilecekler kısmı, akademisi, yazarları ile sitemiz tam bir frp hazinesidir. FRPWorld sizin de desteklerinizle böyle olmaya devam edecektir. FRP'nin doyumsuzca yaşandığı bu diyara hoş geldiniz.

    FRPWorld, yeni bir frp dünyası


    Sitede bulunan yazı, doküman ve diğer içerikler siteye ait olup başkaları tarafından kopyalanması, dağıtılması ya da ticari amaçla kullanılması yasaktır.
    Siteye yapmış olduğunuz katkılar frpworld.com'un olup bunları yayınlama ya da yayınlamama hakkı site yöneticilerine aittir.


    Sayfa Üretimi: 0.73 Saniye