Frp World Ana Menü
  • Frp World
    » Anasayfa
    » Forum
    » Anketler
    » Akademi
    » Kitap Tanıtımları
    » Haber Arşivi
    » Haber Gönderin
    » Makale Gönderin

  • Üyelere Özel

  • Kişisel
    » Hesabınız
    » Özel Mesajlar
    » Üye Listesi
    » Üye Arama
    » Siteden Çıkış

  • Site Bilgileri
    » Top10
    » Site Hakkında Yorumlarınız
    » İstatistikler
    » Destekleyen Siteler

  • Kullanıcı Menüsü
    Hoşgeldin, Diyar Gezgini
    Üye Adı
    Şifre
    (Kayıt Ol)
    Üyelik:
    Son Üye: ewalenel
    Bugün: 6
    Dün: 7
    Toplam: 34280

    Şu An Bağlı:
    Ziyaretçi: 313
    Üye: 0
    Toplam: 313

    FrpWorld.Com :: View topic - Sıradışı Sır
    Forum FAQ  |  Search  |  Memberlist  |  Usergroups   |  Register   |  Profile  |  Private Messages  |  Log in

     Sıradışı Sır View next topic
    View previous topic
    Post new topicReply to topic
    Author Message
    Illyra
    Forum Yöneticisi





    Joined: Jan 25, 2005
    Posts: 2113
    Location: Duskwood

    PostPosted: Wed Nov 17, 2010 1:53 am Reply with quoteBack to top

    Başlarken...

    "Gece karanlık, yağmur yağıyor ve bütün odalar soğuk. Bu geç saatte kahve istediğim için mutfaktayım, caddenin ışıkları ıslak ve bulanık gözüküyor. Uykum yok, çoğu zaman olduğu gibi. Hislerim kalbimin içinde öyle hızlı dalgalanıyor ki bazen hiç birisini anlamıyorum. Hayatımın merkezini oluşturan büyük bir boşluk hissi. Sonra hepsi arka arkaya sıralanıyor; yalnızlık, sevgisizlik, güvensizlik, kendimi değersiz hissetme... Her zaman için beni en çok üzen şey zaten "yalnız değilsin" demem olmuştur, çünkü tam o anda bile çok net bir şekilde yalnız olduğumu bilirim. Kahve hazır...

    İçimi parçalayan o şarkıyı dinleyerek kahvemi içiyorum. Yatağım nedense bana çekici gelmiyor, yumuşak mavi yorganım ve melekli yastığım... Odada içtiğim onca sigaranın kokusunu bastırmak için oda spreyini kullandığımda hafif koku kahveyi bile bastırıyor, maalesef ki artık bir lezzeti kalmadı. Biraz da pişman olmuş bir şekilde en sevdiğim mor kardan adamlı bardağımı masaya bırakıp TV'yi açıyorum. Evet salonda uyuyorum, uzun bir süredir, kendi yatak odam güven duygumu tamamen sarsan bir yer olduğu için. TV'de ilgimi çekecek hiç bir şey yok, aynı sıradan programlar, diziler. Bir an için piramitleri anlatan bir belgesel gördüğümde son sese kadar açıyorum, ama üst kattaki komşu gecenin dördündeki ses seviyesinden olsa gerek tavana vuruyor.

    Kendimi daha fazla yalnız hissediyorum. Onca yaşadığım güzel şeylerden sonra zaten hayatımın normal olmasını bekleyemezdim değil mi? Her zaman yaptığım gibi istemeden ağlamaya başlıyorum. Ne bana sarılacak kimse, ne de gözyaşlarımı silip beni sakinleştirecek kimse var. Bu kadar kırılgan olmam beni hayrete sürüklüyor, halbuki eskiden çok güçlüydüm...

    İnsanların içinde olduğum sürece normal sayılırım, ama galiba yine de farklılığımı biraz anlıyorlar gibi. Çalışıyorum, arkadaşlık kuruyorum, espriler yapıyorum. Kısacası rol yapıyorum. Ama eve döndüğümde yine kendim... O insanların hiç birisinin inanmayacağı ve unutulması gereken anılar zihnimde dolaşıp duruyor.

    En kötüsü ise, daima yalnızlığa mahkum olduğumu bilmem...

    Saat geç ve bunca şeyden sonra bir şey anlamak şöyle dursun, aklınız iyice karışmıştır. O zaman izin verin hikayemi sizlerle paylaşayım, rüyalarınız da bile göremeyeceğiniz bir peri masalını size anlatayım.

    Bu belki de beni gerçekten mutluluğa ulaştıracak tek şey olabilir...


    _________________
    Image
    Back to top View user's profileSend private message
    Illyra
    Forum Yöneticisi





    Joined: Jan 25, 2005
    Posts: 2113
    Location: Duskwood

    PostPosted: Thu Nov 18, 2010 12:22 am Reply with quoteBack to top

    Bölüm I - Avalon

    Tipik bir sonbahar günüydü. Çniversiteye başlayalı bir kaç ay olmuştu, her zaman yaptığım gibi otobüse binip evime yakın olan kampüse gitmiştim. Tuhaftır, her zaman okulu sevmiştim zaten. Binlerce metrekarelik alanın içindeki ağaçlı patikalar, öğrencilerin, şimdiki gibi yağmurlu zamanlarda bile üzerine yayıldığı yeşil çimenler, alanın içine saçılmış alçak, beyaz binalar... Buraya ilk geldiğimde kendimi zaten evimde gibi hissetmiştim. Hiç yabancılık çekmeden amfideki en ön sıray kaptığımda, bazı öğretmenler benim bu okul hevesimi tuhaf karşılasa da, çoğunun hoşuna gitmişti. Grafik tasarım bölümün de kaç kişi böyle heves gösterirdi ki?

    Ama genelde resim atölyesinde daha çok eğleniyordum. Kırışmış bezin üstündeki çaydanlığı ve ya sanldayede kıpırtısız duran güzel kızı çizmek bir sürü vakit almasına, insanın elleri ile gözlerini meşgul etmesine rağmen zihnini açıyordu. Bir sürü şeyi düşünmek için bana zaman kalıyordu. Aklımda birbirinden saçma bir sürü felsefe geliştirebiliyordum böylece. Tabii ki okulda özellikle sevdiğim üç şey bunların hiç birisini geçemezdi.

    Bir kafeterya; bütün gün en sevdiğim içecek olan sıcak kahveyle oturup pencereden yemyeşil çimenler ile yağmuru izleyebileceğim yer. Aynı zamanda buradaki kalabalıkla aram iyiydi. Sürekli yanımdakilerle sohbet eder, espriler ve dersler hakkında dedikodular yapardım.
    İki kütüphane; boydan boya devasa raflarla kaplı odada nedense kendimi çok güvende hissediyordum.
    Çç sanat tarihi sınıfı; eski tabloların ve minik tapınak maketlerinin olduğu sınıf benim için vazgeçilmezdi. Tabii ki Sanat Tarihi Profesörü Bekir Bey ile aram sınıfa ilk girdiğim andan beri çok iyiydi. Ne de olsa Sanat Tarihi liseden beri en sevdiğim dersti.

    Bembeyaz saçları, sakalları ve yeşil parlak bakışlı gözleriyle zaten hemencik ona için ısınmıştı. Sanırım en ön sırada olduğum için çoğunlukla dersi anlatırken bana bakıyordu. Sınıf arkadaşlarımın başka teorileri vardı ama bunları duymamayı tercih ettim. Benim, yaşlı başlı bir öğretmeni bile çileden çıkartacak kadar güzel olduğumu söylüyorlardı. Beni zaten en çok kızdıran buydu.

    Çnce atölyede çanak-çömlek resmi çizdikten sonra kafeteryada bir bardak sıcak kahve içip, son günlerde hep yanımda biten, boyu neredeyse iki metreye varan Berkay ile sohbet ettiğimde kendimi huzursuz hissetmiştim. Bana bu gün derste -tabii ki sanat tarihi- arka sıraya onun yanına oturmamı söylediğinde, ima ettiği iki şey yüzünden de midem bullanmıştı. Bu yüzden pek sevdiğim kahvemi biraz da pişmanlıkla yarım bırakarak kafeteryadan çıktım. Sanat tarihi sınıfına giden patikaya saptığımda temiz hava beni kendime getirmişti. Sınıf boştu, bende kitabımı açarak, dersi beklerken yeni bölümü okumaya başladım. Eski İngiltere'de Arthur zamanında olan mimariyi anlatıyordu.

    Kamelot, Kral Arthur, Guinevre özellikle Merlin'e karşı nedense hep özel bir ilgi duymuştum. Geçenlerde izlediğim bir film de bunu pekiştirmişti. Acaba gerçek hayatta büyü ve ya büyücülük olsa nasıl bir şey olurdu? Hem acaba Arthur, anlatıldığı kadar yakışıklımıydı? Bir kraliçenin bile kalbini çalabildiğine göre Lancelot nasıl birisi olmalıydı? Az bir zaman sonra kitaptan uzaklaşmış bunları düşünürken zil çaldı. Henüz sınıfa kimse gelmemişti.

    Bekir Bey sınıftan içeriye girip paltosunu çıkarttığında boş sıralara şöyle bir göz attı. Sonra bana döndü.

    "Demek tek sen buradasın Bilge."

    Buna verecek bir cevap bulamadım. Cidden diğerleri neredeydi ? Bana yaklaştığında endişe duymadım değil, acaba kendi aralarında fısıldaştıkları şeyler doğru olabilir miydi?

    Bekir Bey, ben cevap vermediğim için sıramın önüne kadar gelmişti. Kitabı çekerek neyi okuduğuma şöyle bir baktı.

    "Demek Kral Arthur dönemi. Evet çok güzel bir dönemdi... Mimari olsun, efsaneler olsun..."

    Sıramdan biraz uzaklaşarak bana bakmaya devam etti, bense her an kapıdan birisinin girmesini bekliyordum, yanaklarımın kızardığından emindim. Bekir Bey ise gayet sakindi.

    "Avalon'u bilirmisin?"
    "Evet. şu anda haritalarda bulunamayan ve Göl'ün Leydisinin yaşadığı sisler adası değil mi?"
    "Çyle de diyebiliriz. Ama yerinin bilinmediği konusunda yanılıyorsun."
    "Kitaplar öyle yazıyor..."
    "Benim kitaplardan daha güvenilir kaynaklarım var."

    Bu kaynaklar ne olabilirdi acaba? Merakım, tedirginliğimi bastırmıştı.Yutkunarak sordum.

    "Ne gibi?"

    Bana dönerek doğrudan gözlerimin içine bakınca, kendimi hayatımda hissetmediğim kadar tuhaf hissettim. Sanki ruhumun derinliklerine iniyor gibiydi. Konuştuğunda sesi fısıltılıydı.

    "Doğa üstü şeylere inanırmısın?"
    "Biraz..."

    O sırada Berkay sınıftan içeri girince konuşmamız yarım kesilmşti. Biraz da ters bir şekilde ona bakarak kitabıma döndüm. Az sonra bütün boş yerler dolmuş, ders başlamıştı. Kesişen tonozlar, oluklu sutünlar, ejderha motifleriyle dolu geçen dersin sonunda Bekir Bey, aceleyle sınıftan çıkınca hayal kırıklığına uğramıştım. Kampüs içinde onu aradım ama arabasına binip gittiğini öğrendim.

    Konuştuğu tuhaf şeyler içimi kemirmeye başlamıştı. İki seçenek vardı, ya öğretmenim çok okumaktan kafayı kırmıştı ki bu sıkça rastlanır bir şeydi... Ya da, anlamayı bile beceremeyeceğim bir şeyler biliyordu. Eve gidene kada bu mesele kafamı kurcalayıp durdu. Ama kendim kendime buna hiç bir cevap bulamadım. Çğretmenimin manyak çıkması ihtmaliyle birlikte bunu öğrenmeye değer bulmuştum. Haftasonu geldiği için iki gün beklemek zorundaydım. Ama pazartesi günü Bekir Bey' i bulup bu konu hakkında konuşmayı iyice kafama takmıştım...

    _________________
    Image
    Back to top View user's profileSend private message
    Illyra
    Forum Yöneticisi





    Joined: Jan 25, 2005
    Posts: 2113
    Location: Duskwood

    PostPosted: Sun Nov 21, 2010 6:25 pm Reply with quoteBack to top

    Bölüm II - Deliliğin Kıyısında

    Cumartesi sabahı uyandığımda yağmurun devam ettiğini gördüm, dolukça da keyifli bir şekilde giyinerek bir bardak kahve içtim. O sırada annem yaptığım sesten uyanmış olmalı ki, mutfağa geldi. Son zamanlar da beni pek göremediği için endişelendiğini biliyordum. Genelde okulda oluyordum, eve geldiğim zaman da odama kapanıp ders çalışıyordum. Sosyal hayatım ise tam bir fiyaskoydu, lise arkadaşlarımın hiç birisiyle görüşmüyordum. Ailem, benim en yakın arkadaşımdı.

    "Nereye gidiyorsun?"
    "Kütüphaneye uğrayayım dedim. Son işlediğimiz derse başka bir kitaptan bakacağım."
    "Tabii."

    Annemi yanağından öperek merdivenlerden indim. Yağmur pek şiddetli değildi bu yüzden şemsiyemi evde bırakmıştım. Kütüphaneye gitmek için metroya binmem gerekiyordu. Biraz da fazla neşeli bir şekilde metro merdivenlerinden inip durakta beklemeye başladım.

    İki durak sonra indiğimde yağmurun daha da arttığını fark ettim, bu yüzden koşarak eski kütüphanenin merdivenlerin tırmandım. İçerisi tam da tahmin ettiğim gibi ıssızdı. Sadece kütüphaneci kadın gözlükleri üzerinden bana şöyle bir bakmış sonra da kitabına geri dönmüştü. Islak montumu çıkartıp sandalyenin birisinin arkasına astıktan sonra raflar arasında gezinmeye başladım. Tarih bölümünü bulmam zor olmamıştı. Her zaman tercih ettiğim gibi eski bir basım olan Sanat Tarihi kitabını alıp, montumun yanına yerleştim.

    Kral Arthur dönemini bulmak için indeks kısmını açıp parmağımla takip etmeye başladım.

    İlk çağlarda sanat, cilalı taş devri, mısır sanatı, yunan sanatı, roman sanatı, gotik sanat....

    Kaçırmış olabilirim diye bir daha okudum. Ama Kral Arthur dönemi diye bir şey yoktu! Belki sonradan eklenmiştir diye gidip yeni basım bir kitap aldım ama, konular aynı şekilde devam ediyordu! Belki bizim okula özel bir şeydi... Mutlaka öyle olmalıydı... Yine de geçenler de telefon numarasını benimkisine kaydeden Berkay'ı arama ihtiyacı hissetmiştim.

    "Günaydın Bilge."
    "Uyandırdıysam kusura bakma."
    "Çnemli değil. Bir şey mi vardı?"
    "Evet. Sana bir şey sormak istiyorum."
    "Tabii."
    "Dün Sanat Tarihin'de hangi konuyu işlediğimizi hatırlıyormusun?"
    "Evet... Roman Sanatını işledik."
    "Eminmisin?"
    "Kesinlikle."

    Tabii ki, sesimi çıkartamamıştım.

    "Bir sorun mu var?"
    "Yok, yok."
    "İstersen buluşup bir şeyler içeriz."
    "Teşekkür ederim ama işim var."
    "Sen bilirsin."

    Telefonu kapatıp bir süre düşünmüştüm. Sonra koşa koşa metroya binip eve döndüm. Fırtına gibi kapıdan içeri girdiğimde annem ve babam korkmuştu. Babam gazetesini elinden atıp ayaklanmıştı.

    "Ne oldu?"
    "Bir şey yok."

    Hemen odama gidip kitabın sayfalarını karıştırdığımda... Gerçekten öyle bir bölümün olmadığını gördüm. Bu... Aynı kütüphanede gördüğüm şeklide devam ediyordu. Defterimi açıp baktım. Dün yazdığım notların hiç birisi yoktu. Bir daha Berkay'ı aradım.

    "Böyle arayıp durmandan sa, buluşmamız daha iyi olacaktı."
    "Dün derste ne yaptığımı hatırlıyormusun?"
    "Kafanı bir yerlere çarpmadığından eminmisin?"
    "Eminim."
    "Uyuyordun."

    Bu cevapla iyice beynimde vurulmuşa dönmüştüm. Berkay'ın konuşan sesini duymadan telefonu kapatıp kendimi yatağıma attım. Bu kadarı fazlaydı. Çnce deli olduğunu düşündüğüm öğretmenim, sonra olmayan bir dersi sınıfça işlememiz, sonra da bu dersten tek haberdar olan benim de uyuduğumu öğrenmem... Ben hayatım da hiç bir derste uyumamıştım ki! O zaman tek bir cevap vardı, ben delirmiştim. Eğer öyleyse bunu kendime söylemem bile tuhaftı, deliler, deli olduklarını kendilerine itiraf etmezlerdi değil mi?

    Gözlerimi kurulamak için doğrulduğumda penceren içeriye bir zarf süzüldüğünde, muhtemelen o anda kafam yerine olmadığından bu bana pek tuhaf gelmemişti. Kalın, dokulu kağıttan yapılmış bir zarftı. Arkasında adım yazıyordu. Bilge Kara.
    Açtığımda içinden dörde katlanmış bir kağıt çıktı. Gotik, zor okunu bir el yazısıyla şunlar yazıyordu.

    "Saat dörtte, Taksim'de ki Mahzen'de.Yalnız gel."

    Ne gönderen nede başka bir şey...

    Bizim evimiz en üst katta olduğuna göre, bu mektup nasıl içeri gelmiş olabilirdi...

    Yeniden yerimden fırlayıp teras katına koştum. Ama, tabii ki bomboştu. Delirdiğim resmileşmeye başlamıştı... şimdi de uçan mektuplar...

    "Doğa üstü şeylere inanırmısın?"

    Bekir Bey'in sesi gittikçe daha rahatsız bir şekilde duyuluyordu beynimin içinde. En azından metubun doğruluğundan emin olmak için yeniden odama gittim. Son bıraktığım gibi yatağın üzerinde duruyordu...

    Gerçekti...

    _________________
    Image
    Back to top View user's profileSend private message
    Illyra
    Forum Yöneticisi





    Joined: Jan 25, 2005
    Posts: 2113
    Location: Duskwood

    PostPosted: Mon Jan 03, 2011 11:08 pm Reply with quoteBack to top

    Çnceki Bölümlerde...

    Rüyalarım, gerçekten olmayan şeyler... Derste başka bir konu işlendiğini zannederken, uyuduğumu öğrenmiştim, ama o kadar gerçekçiydi ki! Sonunda da iyice çıldırmaya başladığımı düşünürken, penceremden içeri süzülen mektup... Kimliği belirsiz birisinden gelen, ıssız bir kafeteryaya davet...


    Bölüm III - Sıradışı Sır

    Tik, tak, tik tak...

    Zaman kendine has, düzenli melodisi ile akıp gittikçe, buna oranla dünyam da her saniye derinleşmeye, güneşim solmaya başlamıştı. Aklımda tek bir düşünce vardı, zihnim buna kilitlenmişti.
    "BEN DELİYİM."
    Ne zaman, ne olmuştu da böyle kaçırmıştım?

    Belki de hiç kıpırdamadan saatlerce öyle durmuştum, çünkü yeniden düşünebilmeye başladığımda, her yerim uyuşmuştu, pencereden içeri süzülen hava da kararmış, sokak ışıkları yanmıştı. Etraf karanlık olmasına rağmen, yatağın öteki ucunda duran, zarfı görüyordum. Birden panikle ayağa kalktım, ama ayaklarım da uyuştuğu için sendeledim, kendimi zorlayarak kapıya gittim. Bunların hepsini anneme anlatsam, belki de en doğrusu bu olurdu.

    Annem... Ben bunca saat burada oturmuşsam, annem hiç ne yaptığımı merak edip, bakmak için gelmemişmiydi? Neden hatırlamıyordum... Başım ağrımaya başladı. Aceleyle kapıyı açıp kapatmam da bir oldu.

    Hemen kapatmıştım çünkü kapının arkasında, olması gerektiği gibi evimin kordidoru yoktu... Mektupta bahsi geçen Mahzen'in, kırmızı taşlardan yapılma soğuk duvarı kıvrılarak uzanıyordu!

    Bir süre nefesimin sakinleşmesi için bekledim, sonra da gözlerimi ovuşturdum. Ardından kapıyı bir daha açtım. Taş koridor hala önümde uzanıyordu... Bu olanlarn tek bir açıklaması vardı... Rüyadaydım...

    Buna inandığımda her şey daha kolaydı. Böylede taş koridora adımımı atarak, yavaşça yürümeye başladım. O kadar soğuktu ki, dişlerim birbirine çarpıyordu. Sıcak baharatlı şarap kokusunu da keskin bir şekilde hissediyordum. Sanki bir rüyada bunların olması imkanlıymış gibi!
    Etrafta hiç kimse yoktu, sadece sağa giden koridordan gelen hafif mırıltıları işitiyordum. Korkarak koridora saptım, küçük odada eski tahtadan bir masa ile üç sandalye vardı. Sandalyelerden birisine Berkay oturmuştu, bana hafifçe gülümsüyordu. Diğer taraftan Bekir bey, oturmam için boş olan sandalyeyi işaret edince, ben de gidip oturdum. Hiç konuşmadan yüzlerini inceliyordum. Sonunda Bekir bey, sakin, bu mahzen odasında yankılanan bir sesle sordu.

    "Nasılsın Bilge?"
    "Bilmiyorum" diye cevap verdim.
    "Çünkü neler olduğundan emin değilsin?"
    "Kesinlikle..."

    Bir süre Berkay'a baktım. Bana durmadan gülümüsüyordu, bu da çok sinir bozucuydu.

    "Neler oluyor?"
    "Bunu öğrenmeden önce sormak istediğim bir şey var?"
    "Nedir?"
    "Yeterince güçlümüsün?"
    Başımı iki yana salladım.
    "Nasıl bir güçten bahsediyorsunuz? Ve neye göre? Kas gücü belirli bir şekilde ölçülebilir, ama insanın irade gücünü ölçmek imkansızdır."

    Bunu Berkay cevapladı.
    "Ve böylece asıl istediğimiz cevabı almış olduk. Adının Bilge olması, öylesine bir tesadüf değil..."
    "Ne?" dedim boş boş bakarak.
    "Ben kas gücüyüm, koruyucuyum, Bekir irade gücü, yapıcı, ve sen eksik parçasın, bilgelik..."

    Ayağa fırlayıp bağırdım.
    "Bu saçmalık neyin nesi?"
    Bekir bey kolumu yakaladı.
    "Sinirlenme. Bu bir sır."
    "Sır?"
    "Evet, sıradışı bir sır hem de. Eğer dinleyecek kadar sabırlıysan, sana anlatacağım."
    "Çnce bir soru sormak istiyorum."
    "Sor bakalım."
    "Rüyadamıyız?"
    "Kısmen. Bir diğer kısmın uyuyor, ama şu anda bizlerle birliktesin."
    "Berkay'ın bu olanlarla ne alakası var?"
    "Bir soru demiştin?"

    Berkay'a dönüp kaşlarımı çattım. O da bana gülümsemekle yetindi yine.

    "Başından beri ben de seni kolluyordum çünkü."

    Artık merakım, delililk düşüncelerime baskın geldiğinden sandalyeye oturdum.

    "Peki... Dinliyorum..."

    _________________
    Image
    Back to top View user's profileSend private message
    Display posts from previous:      
    Post new topicReply to topic


     Jump to:   



    View next topic
    View previous topic
    You cannot post new topics in this forum
    You cannot reply to topics in this forum
    You cannot edit your posts in this forum
    You cannot delete your posts in this forum
    You cannot vote in polls in this forum


    Powered by phpBB © 2001 phpBB Group

    :: HalloweenV2 phpBB Theme Exclusive ::
     
    FRPWorld.Com ülkemizdeki fantezi edebiyatı ve frp sevenleri bir araya getirmeyi amaçlayan bir web sitesidir. 2003 yılında kurulmuş olan sitemiz kullanıcı ve yöneticilerimizin katkıları ile büyüyüp Türkiyenin en büyük frp sitelerinden birisi olmuştur. Galerisi, indirilecekler kısmı, akademisi, yazarları ile sitemiz tam bir frp hazinesidir. FRPWorld sizin de desteklerinizle böyle olmaya devam edecektir. FRP'nin doyumsuzca yaşandığı bu diyara hoş geldiniz.

    FRPWorld, yeni bir frp dünyası


    Sitede bulunan yazı, doküman ve diğer içerikler siteye ait olup başkaları tarafından kopyalanması, dağıtılması ya da ticari amaçla kullanılması yasaktır.
    Siteye yapmış olduğunuz katkılar frpworld.com'un olup bunları yayınlama ya da yayınlamama hakkı site yöneticilerine aittir.


    Sayfa Üretimi: 0.46 Saniye