Frp World Ana Menü
  • Frp World
    » Anasayfa
    » Forum
    » Anketler
    » Akademi
    » Kitap Tanıtımları
    » Haber Arşivi
    » Haber Gönderin
    » Makale Gönderin

  • Üyelere Özel

  • Kişisel
    » Hesabınız
    » Özel Mesajlar
    » Üye Listesi
    » Üye Arama
    » Siteden Çıkış

  • Site Bilgileri
    » Top10
    » Site Hakkında Yorumlarınız
    » İstatistikler
    » Destekleyen Siteler

  • Kullanıcı Menüsü
    Hoşgeldin, Diyar Gezgini
    Üye Adı
    Şifre
    (Kayıt Ol)
    Üyelik:
    Son Üye: yzinu
    Bugün: 3
    Dün: 19
    Toplam: 40544

    Şu An Bağlı:
    Ziyaretçi: 179
    Üye: 1
    Toplam: 180

    Şu An Bağlı:
    01 : yzinu

    FrpWorld.Com :: View topic - ARAYIş (RP EKRANI)
    Forum FAQ  |  Search  |  Memberlist  |  Usergroups   |  Register   |  Profile  |  Private Messages  |  Log in

     ARAYIş (RP EKRANI) View next topic
    View previous topic
    Post new topicThis topic is locked: you cannot edit posts or make replies.
    Author Message
    Daeya
    Kullanıcı
    Kullanıcı





    Joined: Apr 13, 2004
    Posts: 2183
    Location: KarÅ?ıyaka

    PostPosted: Sat Apr 29, 2006 1:03 pm Reply with quoteBack to top

    Nightfall'un sözleirne karşılık baş rahibe gözlerini yeni rahibe öğrencilerden kaçırmayarar "durumları nedir?" diye sordu. Düzeylerini öğrenip kafasında ona göre bir strateji gerçekleştirebilirdi ancak. Ve diğer üst düzey rahip ve rahibeleri de bulması gerekiyordu.

    _________________
    Do you know the terror of he falls asleep? To the very tors he is terrified. Because the ground gives way under him, And the dream begins...
    Back to top View user's profileSend private message
    Andero
    SeçilmiÅ? SavaÅ?çı





    Joined: Jun 24, 2004
    Posts: 758
    Location: Ä°stanbul

    PostPosted: Fri May 12, 2006 2:03 pm Reply with quoteBack to top

    Ufak böceklerin insanlar arasında neler hissettiğini kim bilebilir ki? Hor görülme, aşşağılanma, kendini amaçsız, zayıf, kırılgan ve ölüme bir adım uzak hissetme... Pandemonium'un topraklarını arşınlayan askerlerin hissettikleri de aslında bunlardan farklı değildi. Siyah beyaz devinimde siyaha yakın bir tonla görünen devasa dağların arasındaki bir vadide Brenne'in önderliğinde ilerlerken Krayns'ın aklından geçenler de tam bunlardan ibaretti. Nedenini bilmediği şeyler hissetmeye başlamıştı son bir kaç gündür. Kendisini yeni bir enerjiyle doluyormuş gibi ilginç bir his bütün bedenini ağırdan ağıra sarıyordu. Evet, daha sadece bir kaç gün geçmişti ama değişim Krayns'ı ilginç bir şekilde etkiliyordu. Kendisini eskisinden daha güçlü hissettiği bir gerçekti. Çyle miydi, bilmiyordu, ama hisleri bu doğrultudaydı.

    Brenne'in gözleri ileriyi süzüyordu. Phlegethon'dan çıkmak üzere olduklarını biliyordu. şu an içinde bulundukları vadi onları Pandemonium'un üçüncü katı olan bu yerden çıkartarak onları Agathion'a, yani en alt kata sokacaktı. Artık fazla yolları kalmadığının Brenne farkındaydı. Sadece bir kaç günlük. Amaçlarının orada olduğunu umut etti. Zira bunca yol boşa olabilirdi.

    Bu düşünceler zihinlerden geçtikten bir kaç saat sonra dağlar alçalmaya başlamıştı ve ondan da kısa bir süre sonra tamamen kayboldular ve grup açık bir araziye geldi. Eğer hisleri olsa, Efla'da Morien'de derinden sarsılabilirdi. Araziye girdikleri anda iki seçilmişinde içine inanılmaz bir kudret doğmuştu. Efla emindi ki dağları toza çevirebilir, okyanusları kaynatabilir, insan ırkının tamamını gökyüzünden yağdırdığı alevlerle yok edebilirdi. Morien biliyordu ki, o an, karşısında hiçbir varlık duramaz, kılıçlarının dansında birkaç saniyeden daha fazla dayanamaz ve ona rakip olamazdı. Onlar, artık, eşsizdi...

    Yerlerde çukurlar vardı. Bir sürü çukur... Bir çoğunun çapı o kadar geniştiki tapınağın bile o boşluğa sığabileceğini düşünmek problem olmazdı. Problem, diplerinin görünmüyor olmasıydı. Grup çukurlara düşmemeye çalışarak yavaşça ilerledi.

    Bu dikkatli ilerleyiş fazla uzun sürmemişti. En fazla yarım saat kadar sonra çukurları geçtiler ve yollarına devam ettiler.

    İlk farkeden arkadan gelen Raziel oldu... Bir anda kılıçlarını çekerek arkasını döndü ama gördüğü manzara bir süre donup kalmasına neden oldu. Çukurlardan çıkmış onlara doğru koşuyorlardı, bir pusu! Onlarca iblis... Sayıları onlardan çok fazlaydı. Psionic zihni bile bir an için düzenin kaybetti ve büyük bir tereddüt yaşadı. Bu, daha önce tecrübe etmediği bir savaş olacaktı, yada, büyük ihtimalle, çabuk bir ölüm.

    Krayns arkasını dönüp görüntüyü içine sindirene kadar iblisler yolun yarısını almışlardı. Geniş bedenleri sebebiyle grubun çukurlardan bir miktar açılmasını beklemiş ve ardından pusu yerlerinden çıkarak üzerlerine doğru gelmişlerdi. Çok fazlaydılar, otuzdan fazla, hayır hayır, otuz beşten fazla...

    Komutan kendini toplar toplamaz askerlerine emirler yağdırmaya başları,

    - SİZİ ÇÇMEZLER NE YAPIYORSUNUZ? YARIM ÇEMBER KURUN SEÇİLMİşLERİN ETRAFINDA! ÇEMBERRR!!!! diye bağırdı. Dafnet ve Raziel hemen iblisler ve seçilmişlerin arasına, onlara yakın durarak bir çember konumunda yerleştiler. Bacaklarının titrediği gerçeğini saymazsak ellerinde kılıçlarıyla daha hazır olamazlardı. Krayns çift başlı kılıcını çekti ve beklemeye başladı.

    İblisler köpüren dalgalar gibi geldi grubun üstüne... Ağızlarından salyalar akarak, pençeleri havayı yararak, şehvetle böğürerek... Bir anda Efla'nın elleri Krayns'ın omzunun üzerinden havaya kalktı. Krayns irkilerek bir anlık arkasına baktı. Efla'nın insan görüntüsünde o an sahip olduğu gözler mavi mavi parıldıyor, beyazı görünmüyordu. Çzerindeki cüppenin etekleri ve yakaları adeta bir rüzgar yerden giysiyi dövüyormuş gibi dalgalanıyordu. Efla'nın ağzı açıldı ve Krayns iliklerini donduran sözler duydu.

    - Ahn mahriel kar morgel sinthmathiu...

    Etrafındakiler irkilten sözler değil, Efla'nın bunları söyleyiş biçimiydi. Ondan daha önce hiç bu kadar tok ve güçlü bir ses duymamışlardı.

    Derken başbüyücü ellerini havaya kaldırdı ve aşağı indirdi. Aynı anda koşan iblislerden on iki tanesi boğazlarını tutarak havaya doğru yükseldiler ve sertçe yere çarptılar. Ardından bir daha ve bir daha... Efla'nın elini her kandırışında iblisler havaya yükseliyor ve yer tarafından dövülüyordu. Bir kaç saniye sonra on iki iblis hareketsizce yere yığıldı.

    O anda Morien inanılmaz bir hızla askerlerin arasından ileriye doğru koşmaya başladı. Onun koşuşunu gören Dafnet ve Krayns'ta ona katıldılar. Raziel bir an durdu ve zihninin derinliklerine inerek kendisini bu yaratıklarla aynı boyda hayal etti (expand). Ardından oda kılıçlarını savurarak yaratıklara doğru koştu.

    Morien iblislerin arasına bir yıldırım gibi daldı. Beyaz kılıcı bir iblisin karnında derin bir yara açarken siyah kılıcı bir iblisi kıl payı sıyırdı. Ardından Morien yaraladığı iblise döndü. Kılıçların raksı izlenmeye değerdi. Morien inanılmaz savaşıyordu. İblis bir an geriledi, ikinci an ise Kaos'un Kalbi yeni bir rakip arıyordu. Bu kalabalıkta da bu zor bir iş değildi.

    Dafnet ve Raziel hırsla iblislere girdi. Bir anda çevreleri sarılmıştı. İkisinin kılıçları da iblislerinin adeta derilerini çiziyordu. Dafnet kolunda inanılmaz bir ağrı hissetti. Aynı anda yüzünü yaran bir pençe darbesi onu yere yıktı. Raziel'in durumu biraz daha iyiydi ama onun karnında boşalan kan da pek fazla ayakta durmayacağını belli ediyordu.

    Krayns'ın öfkesi burnundaydı. Amaçlarına yaklaşmışlardı ve bu kadar yakınken böyle bir saldırıya uğramak sinirlerini bozmuştu. Bunu onlara ödetmek için koştu kaosun komutanı damarlarındaki yepyeni güç ve kalbindeki inanılmaz nefretle. Çift başlı kılıcı iblislerin kanlarını zemini yıkarcasına akıttı ama yetersizdi. Düşman, çok fazlaydı.

    Bir anda Raziel ve Dafnet yerden kesildiklerini hissettiler. İnanılmaz bir vakum onları çekiyor gibiydi. İblislerden uzağa doğru uçtular ve Efla'nın bacaklarının dibine düştüler. O an Efla'nın iki elini de üzerlerine doğru indirdiğini farkettiler.

    Brenne etrafı gözlüyor ve çekilmek için uygun bir yer arıyordu zira açık alanda bu savaş zor bir savaştı ama etraf tamamiyle düzlüktü. Pusu için seçilen yer gerçekten çok iyiydi.

    Morien dört iblisle birden savaşıyordu. Kılıçları havada dönüyor, arada sırada üzerinde nereden geldiği belli olmayan izler açılıyor ama kısa sürede kapanıyordu. Savaştığı iblislerin sayısı yakında ikiye düşecek gibi bir görüntü vardı.

    Efla'nın elleri Raziel'in üzerine indi ve beyaz bir ışıkla parladı. Raziel o an bedenindeki bütün yaraların kapandığını hissetti. Kendisini sadece ufak bir dayak yemiş gibi hissediyordu. Efla Raziel'e yönlendirdiğini elini yumruk şeklinde tutmaya devam etti. El, beyaz bir ışıkla parlıyordu. Ardından elini bir iblise doğru kaldırdı ve avcunu açtı. Efla'nın elinden fırlayan beyaz ışık yeri parçalayarak iblise doğru uçtu onu tam göğsünden vurdu ama yok olmadı. Beyaz ışık iblisi geri doğru uçurdu. Geri uçan iblis, bir kaç arkadaşını devirerek, cansız, yere yıkıldı.

    Krayns'ın bedenindeki yaraların haddi hesabı yoktu ama komutan bunları hissetmiyordu. Parçalıyor, kan akıtıyor, Apocalypse'e isyan eden bu hainlerin cezalarını kendi elleriyle veriyordu. İşte o bu yüzden Kaos'un bir kumandanıydı.

    İblisler artık Efla, Brenne, Raziel ve Dafnet'ten oluşan küçük gruba varmışlardı. Efla tek elini havaya doğru kaldırdı ve altın rengi bir ışık grubu içine almak üzere saydam bir yarım küre şeklinde üzerlerini kapattı.İlk iblis şevkle Efla'ya doğru atladı ama altın küreye takıldı. Büyüsel örgüye çarpar çarpmaz inanılmaz bir güç patlaması iblisin üzerinde oluştu ve iblis hızla geri fırladı. Tabletle korundukları rüzgarlar burunlarına bir an için, çok kısa bir an için, yanık et kokusu taşıdı. Aynı kaderi o an atlayan üç iblis daha paylaştı.

    Morien ve Krayns iblisleri yok ederken ilk dördünden sonra başka bir iblis küreye saldırmaya cesaret edememişti. Efla bir elini havada tutarak kürenin devam etmesini sağlıyordu. Bir an diğer elini kaldırdı ve Krayns'a doğru yöneltti. Ardından eli beyaz bir ışıkla parladı ve Krayns bir anda kendisini yaralarından kurtulmuş buldu. Efla elindeki beyaz ışığı iblislerin yoğun olduğu bir bölgeye gönderdi. Zeminde oluşan patlama iblisleri etrafa saçtı.

    Dafnet'in yaraları ağırdı ama savaşın dışında olduğundan Efla şu an onunla pek ilgileniyormuş gibi görünmüyordu.

    Savaş başladığı gibi aniden bitti. Efla bileğini hafifçe salladı ve altın kalkan yok oldu. Efla'nın gözleri normale döndü ve cübbesinin dalgalanması sona erdi.

    Morien ve Krayns kanla duş almış gibiydi. Morien'in üzerinde hiçbir yara göze çarpmıyordu. Krayns ise Efla'nın büyüsünden sonra kendisini çok iyi hissediyordu. Çfkesi bir anda uçup gitmişti. Görevini yapmanın verdiği huzursa üzerinde inanılmaz bir yorgunluk bırakmıştı.

    Dafnet için her şey kararıyordu. Grup başında toplandı. Drow'un gözleri bir an diğerlerine baktı. Ardından Brenne'in tahta asası yerde tokladı. Artık acele etmeliydiler. Bu saldırı göstermişti ki düşman adımlarını önceden biliyordu. Dafnet Efla'dan gelecek büyüyü bekledi ama o büyü hiçbir zaman gelmedi. Drow'un son gördüğü şey, ufukta ilerleyen bir avuç eski dosttu. Ve ardından, karanlık....

    İki gün daha ilerlediler ve artık amaçları olan yere vardılar. Brenne grubun diğer üyelerine bahsettiği yeri gösterdi. Pandemonium'un ışıksız karanlığını sönmeyen bir ateş yakıyordu. Pandemonium'da ışık kaynağı olmadığı bilinirdi. O zaman bu neydi? Grup ilerledi ve mağaraya girdi.

    Mağara içeri doğru devam ediyordu. Bir süre doğal olarak süren mağara bir süre sonra yapay bir hal aldı. Duvarlarda Apocalypse'in yüceliğini anlatan kabartmalar resmedilmişti. Gökyüzünde açılan kara deliklerden çıkan iblisler insanlara, elflere ve daha bilinmedik bir çok ırak dehşet saçıyordu. Hepsinin üzerinde ise Apocalypse'in inanılmaz sureti eserini seyrediyordu. Grup ilerledikçe ışık daha da arttı.

    Ve bir anda orada idiler... Mağara aniden bitti ve ışığın kaynağına gelmiş oldular. Manzara gerçekten inanılmazdı....

    Binlerce iblis üzerinde bulundukları balkonumsu çıkıntının aşağısında, alevlerin arasında böğürüyordu ama sesleri çıkmıyordu. Kollarından ve bacaklarından zincirlerle yere sabitlenmişlerdi. Zincirleri kıramaya çalışıyorlardı ama en güçlüleri bile bunu başaramıyorlardı. Yakınlardaki iblislerin bir kısmı onları gördü ve görür görmez hareketsizleşerek onlara bakmaya başladılar.

    O an oradaki herkes anlamıştı. Bu, Apocalypse'in gece ateş başında anlatılan korku hikayelerine konu olan, tanrıların korktuğu, efsanevi Lanetliler Lejyonu'nun ta kendisiydi. Binlerce iblis... Capcanlı, ve karşılarında... Lanetliler Lejyonu, *O*nun evinin en altında, zamanını bekliyordu. Ve şu an, tam karşılarındaydı....

    _________________
    Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
    Back to top View user's profileSend private message
    Andero
    SeçilmiÅ? SavaÅ?çı





    Joined: Jun 24, 2004
    Posts: 758
    Location: Ä°stanbul

    PostPosted: Fri May 12, 2006 2:20 pm Reply with quoteBack to top

    Dorian askerlerle uğraşıyordu. Çok yakında bir şeylerin geleceğinden emindi. Ama ne zaman, nasıl ve nerede olacağına dair hiçbir fikri yoktu. Aynı şekilde Shi'el'Elesia'da bir an önce klerjiyi toplayıp bir şeyler yapmanın gerekliliğinin bilincindeydi.

    Dorian bir süredir askerlerin eğitimini bizzat sürdürüyordu. İnanılmaz bir gelişmeyi çok kısa bir sürede göstermişlerdi. Yakında hazır olacaklardı.

    Shi'el'Elesia'da rahibelerin eğitimini üstlenmiş ve hepsinin, daha en düşükte olsalarda, bir rütbe sahibi olmasını sağlamıştı. Diğer din adamlarıyla konuşmuştu ve onları durum hakkında bilgilendirmişti.

    O gün çabuk geldi... Shi'el'Elesia ve Dorian'ın zihinleri aynı anda onları uyarmaya başladı. Yukarı çıkmalı idiler. Karşılaşacakları şey yukarıda olacaktı. Dorian askerlerini topladı ve boyut kapısına doğru ilerledi. Aynı şekilde Shi'el'Elesia'da din adamlarını peşine takarak tapınaktan çıktı ve esas tapınağa olan kapıya doğru ilerlemeye başladı. İleride, Dorian'ın ilerleyen grubunu görebiliyordu.

    Dorian boyut kapısından geçti ve kısa bir süre sonra da Shi'el'Elesia, içinde Nightfall'un da bulunduğu grubuyla birlikte, ardından geldi. Dorian'ın da Shi'el'Elesia'nın içinde korkunç bir his vardı. Bir şey fazla yakındaydı.

    O an tapınağın dış kapısı bir patlama sesiyle savruldu ve kapıya giden uzun koridordan esen soğuk ve sert bir rüzgar tapınağı doldurdu. Odadaki herkes iliklerine kadar üşüdü ama onları esas şok eden rüzgar değil gelen seslerdi. İnanılmaz kalabalık bir güruh yanlarına doğru geliyordu. Kaos sövalyeleri hemen havuzun yanından ayrılıp koridorun odaya açıldığı yerin iki yanında pozisyon alarak kılıçlarını hazırladılar. Dorian'da hemen askerlerini ufak açıklığın etrafında topladı. Shi'el'Elesia adamlarını havuzun diğer tarafına topladı.

    İblisler rüzgar gibi geldi ve ilk sırayı saniyesinde tuzla buz ettiler. Görüntü Dorian'ın zihnine girmeyi reddediyordu. Onlarca iblis içeri doğru akıyordu. Daha onlarcası arkadan geliyordu. Dışarıdan rüzgarın taşıdığı ses sanki daha binlercesini ifade ediyordu. Dorian kılıcını çekerek iblislere saldırdı. Bu, son savaşı olabilirdi.

    Kaos şövalyeleri iblislerin arasına dalmış ve katliama girişmişlerdi. İblislerin bir çoğu onlara saldırıyordu ama onlar bununla pek ilgileniyor gibi değildi. Dorian'ın askerleri rahiplerin ve rahibelerin büyüleri ile şimdilik ayakta kalıyordu ama bunun fazla uzun sürmeyeceği belliydi. Dorian'ın kılıcı rüzgar gibi esiyor, karşısına çıkanı deviriyordu. Bulwein'de koca kılıcını mükemmel bir ustalıkla kullanıyor ve etrafında bir ölü alan oluşturuyordu.

    Bir anda Balor'un ve boyut kapısının bulunduğu odadan alevden bir kırbaç çıktı ve onlarca iblisi sararak geri çekildi. Bir süre sonra aynı şey yeniden tekrarlandı. Tapınak, her şeyiyle mücadele ediyordu. Kan havuzunun olduğu oda bir kan gölünden farksızdı artık. Lanet olsun! Seçilmişler neredeydi? Zira bu iblislerin sonu varmış gibi bir havaları yoktu.

    _________________
    Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
    Back to top View user's profileSend private message
    Andero
    SeçilmiÅ? SavaÅ?çı





    Joined: Jun 24, 2004
    Posts: 758
    Location: Ä°stanbul

    PostPosted: Mon May 15, 2006 11:45 am Reply with quoteBack to top

    Yüzlerine doğru esen sıcak bir rüzgar Pandemonium'u gezenlerin yüzünü yumuşakça sıyırıyordı. Ayaklarının altında uzanan geniş vadinin sakinlerini yere bağlayan kalın zincirler, oradaki Balor'ların bile kıramadığı güçlü büyülerle donatılmıştı. Bir tarafta duran Marilithler, diğer taraftaki Glabrezu'lar ve Cornugon'lar, binlerce küçük iblis ve adı daha bilinmeyen yüzlercesi. Apocalypse ordusunu özenle seçmişti ve onları yavaşça, nefretle beslemişti. Diyarların üzerine ölüm salacak olan Lanetliler Lejyonu onun bir parçası olan bu zavallı inananları bile derinden etkilemişti. Apocalypse'in eşsiz gücünü bir kez daha gözler önüne seren bu ordu, onun sinsi çalışmalarının meyveleriydi. Ordu büyümeye devam edecekti, ta ki kimsenin karşısında duramayacağı bir büyüklüğe gelene kadar. İşte o zaman iblisler kırmızı dalgalar gibi dağlardan akacak, kükreyen seller gibi şehirleri ezip geçecek ve *O*na karşı gelen herkesi pençeleriyle ödüllendirecekti. Ama bunun yapılması için önce içinde bulunulan bu durumdan çıkılması gerekecekti.

    Brenne şimdi buraya neden girmediğini anlayabiliyordu. Apocalypse'in iradesi onu bundan alıkoymuş olmalıydı zira onun gibi bir gezginin dışarıdan böylesine fark edilir bir yeri araştırmamış olması mantıksızdı. Zaman genüz gelmemişti ve Apocalypse buraya girmesini istememişti. *O* her şeyi önceden düşünmüş ve Brenne'in diyarı gezip ezberlemesini sağlamıştı. Brenne bir an, sanki her şeyin plan içinde istendiği gibi gittiğini hissetti, plan her neyse... Acaba gerçekten öyle miydi?

    Grup bulundukları balkonumsu çıkıntının yan tarafında bulunan ufak bir patikadan inerek vadiye doğru ilerlemeye başladı. Devasa mağaranın duvaları iblislerden çıkan alevlerle sürekli olarak farklı ışık oyunlarıyla aydınlanıyorlardı. Grubun ilerlediği patika doğal bir atika değildi. Basamak basamak, adeta bir merdiven şeklinde aşağı iniyorlardı. Bu basamakların genişliği o kadar fazlaydı ki, bir ejderha buradan yürüyerek aşağı inebilirdi. Zira grubunu merdivenlerde bir basamak indikten sonra diğer basamağı inmek için bir süre yürümeleri, ardından da kenardan kendilerini aşağı sarkıtarak bırakmaları gerekiyordu.

    İçinde bir kaç ejderhanın birbirleriyle temas etmeden rahatça uçabileceği kadar geniş olan mağaranın vadimsi zeminine indiklerinde, biraz ileride, iblisleri rahatlıkla görebiliyorlardı. Problem, merdivenlerin bitiminde yol daralıyordu ve iblisler ile aralarında, iblislerin zincirleri nedeniyle ulaşamayacakları bir mesafede, yer irili ufaklı kemik yığınlarıyla kaplıydı...

    _________________
    Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
    Back to top View user's profileSend private message
    CHANGES
    BaÅ?büyücü





    Joined: Jun 05, 2004
    Posts: 754
    Location: NOWHERE NOW HERE

    PostPosted: Mon May 15, 2006 1:25 pm Reply with quoteBack to top

    Brenne bu inanılmaz orduyu bir kez daha görmüştü.Tüm benliğini apocalypse e sunup yükselirken gördüğü imgelemlerden biriydi.şimdi canlı bir şekilde karşısındaydı.Bu muazzam güç bu muazzam yıkım gücü Brenne'yi şaşırttı.şimdi tüm planı çözüyordu.Apocalypse in zihnindeki bu planda kendisine biçilen rol bitmek üzere olabilirdi.Ama o zaman bu orduyu kim ve nasıl idare edecekti.Efla,hayır bunun için çok zayıf,morien ah sadece bir fiziksel güç.Bu sırada karşıdaki kemik yığınları gözüne çarptı,eğer oraya iblisler ulaşamıyorsa demekki başka bir şey olmalıydı.Gözleri etrafı kuşkulu biçimde tararken,önden diğerlerinin ilerlemesine izin verdi.Brenne güce sahip olmak ile güce hizmet etmek arasındaki o çizgiye yaklaştığını farketmişti.bunu daha önce Azalin'in kalesinde de yaşamıştı.O kez başarısız olmuştu ama bu kez herşey farklı olacaktı.Aklında sinsice şekillenmiş onlarca plan büyük bir hızla akıp geçiyordu.Ne olursa olsun bu işin sonunda bu gücün sahibi kendisi olacaktı.Artık Efla,Morien ve diğerleri onun için müttefik değildi.Brenne kargoyu adrese getirmişti şimdi kendisine oynama zamanı gelmişti.

    _________________
    "We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
    Back to top View user's profileSend private messageMSN MessengerICQ Number
    Efla
    Site Admin
    Site Admin





    Joined: Apr 10, 2004
    Posts: 3916
    Location: Ankara

    PostPosted: Mon May 15, 2006 9:30 pm Reply with quoteBack to top

    Güç... sınırsız güç... Neredeyse sadece hayal gücüyle sınırlandırılmıştı.
    Güçle beraber gelen coşku. Çoşkuyu hissetmese de nasıl olduğunu bilebiliyordu. Düşünüyordu. Çnceleri ona tatmin verdi. Kızıl gözler parladığında karşısında hiçbirşey duramayacaktı. Giderek buna da alıştı. Güçle birlikte hedefler de büyüyordu... Kendi başına yapabildikleri yeterli değildi. Bir orduyu yenebilecek güçte olsan bile fetih için ordular gerekirdi. Herşey gibi çoşku ve tatmin de zamanla zayıflıyordu. Hep daha fazlasını istiyordu... Hep daha fazlasını isteyecekti. Biliyordu tanrılar bile tatmin olmuyordu. Ama istiyordu. Kendine engel olamadan. şu anda engel olmasının bir gereği de yoktu.

    İşte aradığı şey buydu. Herşeyin akışını değiştirebilecek bir güç... Muhteşem bir ordu. Onu bekleyen... Apocalipse takdiri hakediyordu. Bilgeydi. Durumu öngörmüş ve hazırlamıştı. şimdi neredeydi acaba? Pek önemi yoktu. Sadece yapmasın gerekeni biliyordu ve onu yapacaktı. Ve belki daha fazlasını. Morien ve Brenneye birer bakış atarak bir anlığına gülümsedi ve orduyu incelemeye devam etti...

    _________________
    Chaos is the law of nature,
    Order is the dream of man.

    Last edited by Efla on Wed May 17, 2006 11:31 am; edited 1 time in total
    Back to top View user's profileSend private messageVisit poster's website
    Beckett
    SeçilmiÅ? SavaÅ?çı





    Joined: Oct 19, 2005
    Posts: 523
    Location: underworld

    PostPosted: Wed May 17, 2006 10:57 am Reply with quoteBack to top

    Damarlarında akan kan daha önce hiç bu kadar hızlı akmamıştı belkide,onu şu anda bu kadar güçlü ve üstün yapan şey neydi acaba.Ama cevabını kısa bir süre sonra kendi kendine verdi.Tabi ki *O* dan başkası olamazdı.Ona bu gücü ve yeteneği bahşeden efendisiydi.Korkmadan o kadar iblisin arasına girmesinin tek nedeni,o anda efendisinin onların üstüne yağdırdığı kutsamalardı.*O* nun yanında olduğunu bildiği için o savaştan galib çıkmıştı.Muharebeyi her zamanki gibi *O* na ettiği dualar sayesinde kazanmıştı.Olması gerekende buydu zaten.

    Daha sonra mağarının içinde gördükleri o inanılmaz ordu karşısında dili tutulmuştu.Bu ordu Apocalypse'nin efsanevi ordusu olmalıydı.Diyarı ele geçirmek için bir araç,bir silahdı bu ordu.Tüm elfleri,insanları be bilimum mahlukatı kılıçtan geçireceklerdi.Bu ordu sayesinde *O* diyara hakim olacaktı.Ve Krayns o anda onun yanında olan az kişiden biri olacaktı.Efendisinin tam sağında,onun seçilmişi olacaktı...

    Krayns'ın gözleri bir anlığına parladı ve yüzünde seçilmişlerin anlayamayacağı çarpık bir gülümseme oluştu.Bu ordu herşeye bedeldi hayattaki herşeye...!

    _________________
    Bu İsaret Kaos Tanrısının
    Bu,Kılıcların Tanrısının
    Bu,hayatın
    Bu da olumun
    ..... Bilmen gereken bunlar.....
    Geliyor zamanı Tanrıların;
    Hayatın ve Olumun...
    Back to top View user's profileSend private message
    _Nightfall_
    Kullanıcı
    Kullanıcı





    Joined: Jul 04, 2004
    Posts: 297
    Location: Ýzmir

    PostPosted: Fri May 19, 2006 7:40 pm Reply with quoteBack to top

    *Başrahibem hepsi şu anda bu kadar zamanda olabilecekleri en iyi seviyede.. ama bence onları birde siz test etmelisinizki kafanızdaki benim yanıtlayamayacagım bazı sorular yanıtlansın*

    _________________
    Artık insafsız olun... Gazap için... Yıkım için... Kızıl bir Å?afaga...<br><br>DeÄ?iÅ?ik biÅ?ey isteyen <a href="http://s2.gladiatus.com/game/c.php?uid=20997">TIKLASIN</a>...
    Back to top View user's profileSend private messageSend e-mailMSN Messenger
    Andero
    SeçilmiÅ? SavaÅ?çı





    Joined: Jun 24, 2004
    Posts: 758
    Location: Ä°stanbul

    PostPosted: Tue May 23, 2006 11:38 am Reply with quoteBack to top

    "Açlık ve güç arzusu her zaman dolaşır damarlarda, saklanır ufak bir karanlığın içine ve doğru zamanı bekler. Gariptir ki her zaman güç isteğini doğuran da gücün ta kendisi olmuştur. Var oluşun ilk anlarında da, ırklar yavaş yavaş serpilmeye başladığında da, elfler kadim bilgeliklerini öremeye başladığında da, insanlar ile orklar arasındaki ilk savaştan yüzyıllar önce de vardı adına kabaca hırs da denebilecek bu arzu. O gün bu gündür ki nice krallıklar onunla devrilmiş, nice ırk onunla yok olmuş, nice evren onun karanlığına kendini kaptırmıştır. O, hayatı buraya getiren, şu anı yaşamamızı sağlayan ve geleceğimizi yaratan yegane şeydir. O, her şeyi kapsayan kaosun bir uzantısı, yenilmesi imkansız bir rakip, çok güçlü bir müttefik ve gerçeğin kapsayanıdır. Güce giden yolun anahtarı, yıkımın mihenk taşı, varlığın kilit noktasıdır. Aydınlığıyla gözleri kamaştıran nice melekler dahi hırsla doludur onları karanlığı itmeye zorlayan ve nice iblis onunla beden bulur çarpık varlıklarını devam ettirmek ve güçlerini kabul ettirmek için. O, engellenemez olandır..."

    Kaldrik Günceleri, Cilt V, Bölüm XII, Hırs ve Yaşam, sayfa 1254-1376, Sonsuz Bilgi Kütüphanesi

    Lanetliler Lejyonu'nun karşısındaki kaos gurubu için Kaldrik'in bu sözleri, her ne kadar hiçbirinin bu kitap hakkında ufacık bir fikri dahi olmasa da, çok şey ifade ediyordu. İçlerindeki kaos aşkı ve sonsuz güç arzusu onları hırsın kollarına atıyordu. Karşılarında düşüncesi bile muazzam sınırlara ulaşan bir güç vardı. Her ne kadar onu kontrol etmek için gereken şeylerden habersiz de olsalar, bu düşünce rüyalarını süsleyebilecek kadar iştah açıcıydı. Emrinizde binlerce iblis, her türünden, en zayıfından ve en güçlüsünden, geldikleri dünyayı rahatlıkla yok edebilecek kadar güçlü bir ordu ve onu kontrol etme düşüncesi. Karşı konulmazdı. Kaos grubu pençesi altına aldıkça düşünceler kişiselleşiyor, mantık yerini arzuya bırakıyor, inançlar kayboluyor ve şüphe yerini delice bir özgüvene bırakıyordu.

    Krayns'ın yüzündeki ufak gülümseme gözlerindeki deliliği az da olsa ortaya çıkartır cinstendi. İçinde daha önce hiç hissetmediği bir ateşin delicesine yandığını hissedebiliyordu. Daha güçlüydü, bir yıkım makinesiydi, kumandan Andero bile, her ne kadar bir ibliste olsa, onun için bir hiçti, kumandan olmayı hak etmiyordu. Krayns daha güçlüydü. Kollarının inanılmaz kuvveti ve silahını kullanışındaki ustalık hiç kimsede olamazdı. O bir drowdu. Irkı zamanında iblislere hükmetmişti ama o şimdi damarları insan kanıda dolaşan zavallı bir yarı iblisin kumandası altındaydı. Bu bir hataydı ve düzeltilmeliydi. Damarlarındaki ateş onu kavuruyordu. İçindeki delice taşan o coşkun his anlatıyordu ki, bunu yapması asla ama asla zor olmazdı. O kimdiki?

    Efla'nın hissiz bedeninin bir parçası olmaktan çok uzak olan büyüsel zihni coşkunluğun sınırlarındaydı. Divanın lideri olan Yeminer'de bile şu anda kendi sahip olduğu güce yakın bir güç olmadığını hissedebiliyordu. İkisi de lichlerdi, divanın tek lichleri. Ama şu an aralarındaki fark, biliyordu ki, muazzamdı. Orduları yenebilecek bir kuvvete sahipti, sadece hayal gücünün sınırlayabileceği bir kudret... Aklına bir an tapınağın seçilmiş çemberinin ortasındaki dikenli taht geldi. Orada oturmak ne büyük bir zevk olurdu...

    Brenne parçalanmışlığın acısıyla gücün hazzını bir arada yaşıyordu. Düşmüş bir peygamberdi ama Apocalypse'in karşısına ikinci bir şans çıkardığını rahatlıkla görebiliyordu. O, tanrısına olan inancını hiçbir zaman kaybetmemişti. Bu zayıf grupta *O*na bağlılığı tartışılmaz seviyede olan tek kişinin de kendisi olduğunu biliyordu. Apocalypse'de bunu biliyor olmalıydı ve bütün bu problemler çözüldüğü zaman o, Dhamon Brenne, ödülünü alacaktı. Kim bilir, belki de ödül tam karşısında duruyordu.

    Bir an sağ taraflarındaki tepeden gelen bir ses bakışların oraya doğru çevrilmesine neden oldu. Yüksekte, neredeyse devasa mağaranın tavanına yakın bir yerde, kırmızı bi kafa uzanmış onlara bakıyordu. Bu mesafeden bile rahatlıkla görüldüğü üzere bu bir kırmızı ejderha kafasıydı. O an farklı noktalardan farklı sesler yeniden duyuldu ve mağaranın en üstünün farlı oyuklarla dolu olduğunu gördüler. Onlarca devasa ejderha kafalarını deliklerden çıkartıyor ve aşağıdaki gruba bakıyordu. Her türden ejderhayı burada görebilmek mümkündü. Bencillikleriyle nam salmış siyahlar, iyilikleriyle nem salmış altınlar, cani yeşiller ve saf bronzelar. Hepsi ama hepsi şu an onlara tepeden bakıyordu. İlginç olan, sanki etrafta yokmuş gibi, onlara karşı herhangi bir tehditkar harekette bulunmamalarıydı. Lanetliler Lejyonu'nun bulunduğu ve biraz ileride başlayan geni vadinin girişindek iblislerde durmuş onlara bakıyordu ama arkalardaki iblislerin çılgın hareketleri devam ediyordu. Ortam, iblisler böğürürmüş gibi bir görüntü sergilese de, çok sessizdi.

    O an Brenne vadinin girişinde ufak bir dalgalanma hissetti. Sadece bir anlık bir dalgalanma... Brenne bakışlarını ejderhalardan ayırıp o yöne doğru çevirdiğinde vadinin dar girişinde sürekli olarak dalgalanan büyüsel bir enerji ağı olduğunu fark etti. Efla bu ağı fark ettiğine dair henüz bir işarette bulunmamıştı. Ağ, gözle görülebilecek kadar büyük bir büyü gücüyle donanmış olduğuna göre ya Efla bunu belli etmek istememişti ya da ağ o kadar kuvvetliydi ki kendi büyüsünü dış algılara saklıyabiliyordu.

    Brenne'e olan güvensizliğindne dolayı sürekli onu göz hapsinde tutan Efla'da kısa süre sonra Brenne'in bir yere odaklandığını fark etti. O yöne doğru yönelip büyüsel ağı incelemeye başladı. Saydam olarak yaratılmış bir kalkan gibi bir görüntüsü vardı. Bu tarz bir şeye dokunmanın tehlikesinin farkında olan Kaos'un Göz'ü bir an ejderhalara baktı. Hala herhangi bir tehditkar hamle görmeyince ellerini büyüsel alana yaklaştırdı ve hafifçe mırıldandı.

    Efla'nın ellerinden çıkan mavi, mor ve yeşil büyü iplikleri, örgüsünü bozmadan kalkansal büyüye dokudular kendilerini. Büyünün o eşsiz kıvrımları boyunca aktılar. Efla geri çekildi.

    Bir süre Efla'nın yarattığı iplikçikler kalkan boyu dolandılar ve kısa bir süre sonra kalkan gözle görülür bir şekil almaya başladı. Bir kapı şekli... Bütün grubun dikkatini çeken ilk şey kapının tapının kapılarının tıpatıp aynısı olduğuydu. Tek fark, bu kapı saydamdı. şu an ise üzerinde Efla'nın ellerindne çıkma iplikler yılan gibi dolanmakta ve karşılarındaki şeyin ne olduğunu gözler önüne sermekteydi.

    Bir anda kapının üzeri alev almaya başladı. Alevler kapının üst kısmı boyunca bir yarım elips şeklinde yayıldılar. Kısa süre sonra, alevler harf şekilleri almaya başladı. Bir yazı... Grup bakışlarını o yöne çevirdi. Kapıda şu yazıyordu.

    - El marturion khaz'mordan ghoklar nerhfel serl caos'.

    Yazı, infernal dilindeydi. ( Lütfen sadece infernal bilen varsa spoilerı okusun)

    Spoiler:
    Hoşgeldiniz kaos için şeçilmiş olanlar...

    _________________
    Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
    Back to top View user's profileSend private message
    Daeya
    Kullanıcı
    Kullanıcı





    Joined: Apr 13, 2004
    Posts: 2183
    Location: KarÅ?ıyaka

    PostPosted: Tue May 23, 2006 10:17 pm Reply with quoteBack to top

    Shi'el'Elesia bitmek bilmeyen tüm gücünü kullanıyordu fakat bu sadece oldukları yerde kalmalarına yarıyordu. Ne düşman daha fazla yaklaşabiliyordu ne kendileri bir adım atabiliyordu. Diğer rahip ve rahibelrin de yardımıyla ordu ayakta kalıyor, tüm inançlarıyla saldırıyorlardı. Bulundukları yer adeta ceset yığınlarıyla dolmuştu. Kan, kan ve yine kan... Kılıçların çıkardığı seslerde bitmek bilmeyen bir enerji dalgasını hissetmek mümkündü.

    Bunun nereye kadar böyle devam edeceğini bilmeyen shi'el'Elesia bir an önce yukarıdakilerin yardımlarına gelmelerini ümit ediyordu. şu an zihni savaşa o kadar odaklanmıştı ki savaş haricindeki bir başka büyüyü yapmaya bile fırsat bulamıyordu. En azından şimdilik...

    RP DIşI NOT : Andero diyarın ustalarından sonra karakterdeki gelişmeleri tam olarak bilmiyorum. Bana karakter kağıdımı en son aldığım büyüler vb. şeyleri işleyip yollayacaktın ama araya bazı işler girdi kaldı öyle. Bir an önce yollarsan daha bilinçli bir şekilde rp yapabilirim. Mail adresime yollayabilirsin maili. Teşekkürler.

    _________________
    Do you know the terror of he falls asleep? To the very tors he is terrified. Because the ground gives way under him, And the dream begins...
    Back to top View user's profileSend private message
    Beckett
    SeçilmiÅ? SavaÅ?çı





    Joined: Oct 19, 2005
    Posts: 523
    Location: underworld

    PostPosted: Thu May 25, 2006 10:02 am Reply with quoteBack to top

    Güç içinde bir yılan gibi dolanıyordu,yılanın her geçtiği yerde sanki patlamalar yaşıyordu.Vücudu ve benliği daha önce hiç böyle olmamıştı.Efendisi onla iletişime geçtiği zaman bile böyle olmamıştı.Bu güç başka birşeydi.Bunun nedeni farklıydı.Kendisini ondan bile daha güçlü hissediyordu,ama bu olamazdı.Neden olmasın dedi kendi kendine,efendisi onla iletişime geçmiş sonrada çok önemli bir görev vermişti.Kafasından başka bir ses,hayır o kadar değil drow,o kadar güçlü olamassın dedi tekrar.Kes sesini dedi bu sefer drow,ama yüksek sesle çıkmıştı.Hatta diğer er dönüp ona baktı.Ama Krayns bunu görmemişti.O hala kafasındaki çelişkileri yenmeyi çalışıyordu.Sonra beyninin içindeki o sesi susturdu ve ağzından fısıltı ile karışık bir kelime çıktı;

    Andero...

    Kafasını kaldırdığında etraflarındaki ejderhaları gördü ister istemez.Her türden vardı,çevrelerini sarmışlar grubu izliyorlardı.Eli ister istemez kılıcına gitti.Ama yerinden çıkarmadı,sadece refleks diye düşündü.Çünkü daha önce ejderhaları sadece kitaplardan görmüştü.Mabedin eşsiz kütüphanesindeki kitaplardan.

    Sonra seçilmiş Efla'nın elinden ipe benzeyen büyüsel figürler çıkmaya başladı ve karşılarında ki kalkanı kaplıyorduı.Başta Krayns orda bir kalkan olduğunu bile farketmemişti.Seçilmiş Efla yöneldikten sonra görmüştü.Figürler kalkanı sardı ve ortaya bir kapı çıktı,saydam bir kapı.Çstünde Krayns'ın mabette çok çaba harcayarak öğrendiği İnfernal dilinde bir cümle vardı.Yazıyı okudu ve seçilmişlere bakarak beklemeye başladı...

    _________________
    Bu İsaret Kaos Tanrısının
    Bu,Kılıcların Tanrısının
    Bu,hayatın
    Bu da olumun
    ..... Bilmen gereken bunlar.....
    Geliyor zamanı Tanrıların;
    Hayatın ve Olumun...
    Back to top View user's profileSend private message
    Efla
    Site Admin
    Site Admin





    Joined: Apr 10, 2004
    Posts: 3916
    Location: Ankara

    PostPosted: Tue Aug 01, 2006 5:47 pm Reply with quoteBack to top

    İşte onca uğraştan sonra geldikleri nokta burasıydı. Bunun için bu rüzgarların, yalnızlığın, delirmişliğin ve kaosun boyutunda onca ilerlemişlerdi. Hepsininzihninden bir parça da almıştı lichinkinden bile. Yerini sınırsız arzuya ve çılgınlığa bırakmıştı. Ve güce... Bu boyut artık Efla'nın eviydi nedeni ise oldukça basitti. Burada çok güçlüydü.

    Vaadedileni alma zamanı gelmişti.Apocalipsin kendinden ne zamandır bir işaret yoktu. Olması da gerekmezdi ya. Geride bıraktıkları yeterdi. şimdilik...

    Grubu süzdü. Hepsi hayal edebileceğinden çok daha güçlü bir vaziyetteydi. bu boyut akıllarından aldığı parçanın bedelini iyi ödemişti. Güç, sınırsız güç... Yine de gruptakilr yeterince güçlü gelmiyoru ona hayır en azından onun kadar değil. Savaşçıların yapabilecekleri hala kılıçların yapabileceği kadardı. Morienin bile... Breneye gelince. Hah...zavallı seilmiş...şimdiye kadar ona yol gösterdiğiiçin tahammül etmişti. Bir kere başarısızlığını göstermişti zaten.İkinci bir şansı hakedip haketmediği belki tartışılabilirdi ama Eflanın umrunda değildi. İşe yaramıştı.

    şimdi beklemenin zamanı değildi. İçeride ne varsa bir an önce karşılaşmak istiyordu. Eli kapıyı açmak için uzandı...

    _________________
    Chaos is the law of nature,
    Order is the dream of man.
    Back to top View user's profileSend private messageVisit poster's website
    Lord Necros
    BaÅ?büyücü





    Joined: Apr 29, 2005
    Posts: 1916
    Location: Necropolis

    PostPosted: Wed Aug 02, 2006 7:47 pm Reply with quoteBack to top

    “Seçilmiş olanlar...” diye huşu içinde fısıldadı Brenne, kapıyı incelerken. Onlar kaos için seçilmişlerdi. Evet, ama bu odadaki ordu bile kaosu yaymaları için yeterliydi. Sadece bu ordunun kumandasını alsalar, tüm düşmanlarının arasına kaosu yayabilir ve onları yok edebilirlerdi.

    Ama hayır, onlar kaos için seçilmişti. Başka bir şey için, çok daha büyük bir şey için... Brenne, bu kapının ardında yatan muazzam gücün hissedebiliyordu. şu anda sahip olduklarından bile çok daha fazlası o kapının arkasındaydı. Bu ordudan bile kuvvetli olan bir şey... Ama bu neydi?

    Aklından bir kez daha büyük bir planın parçası oldukları fikri geçti. Bu plan neyin nesiydi ki onları bu ordudan bile daha büyük bir güce kavuşturuyordu?

    *O*, neler planlıyordu?

    Krayns’ın gözleri fıldır fıldır dönerek zincirlenmiş, sayısız iblisi ve tepedeki ejderhaları inceliyor, sonra gruptaki herkesi tek tek süzüyor, ardından da kapıyı inceliyordu. Dikkatini kapıya ve seçilmişlerin yaptıklarına vermeye çalışsa da, aklı sürekli Andero’ya kayıyordu. Onu yok etme arzusu içini kaplıyor, yüreğini ele geçiriyor, zihnini bulandırıyordu. *O*’nın emrindeki en üstün savaşçı o olmalıydı. Efendisinin gözde komutanı o olmalıydı. Bakışları hemen Raziel’e gitti. Her drow gibi o da hırslıydı, ama Krayns’ın üstü değildi. İşe yarayabilecek bir asker olduğunu ispatlamıştı. Onu, henüz bir tehdit olmadan öldürmek sadece israf olurdu. Çte yandan Morien... İşte o ölmeliydi! Andero gibi o da ölmeliydi!

    Morien gözlerini kapatmış, kendisini çevresindeki kaosa bırakmıştı. Diğerlerinin yaptıklarına, devasa ordunun zincirlerinin şakırtılarına, iblislerin çığlıklarına ve ejderhaların kükremelerine aldırmıyordu. Sadece o kapının arkasından gelen, kaosun muazzam gücünü hissediyordu. Kaosun Kalbi kendisini bu muhteşem duyguya kaptırmıştı. Krayns’ın ona olan bakışlarının farkında değildi.

    Raziel, Kaos Lejyonu arasında uzun zaman geçirmemişti. Kaosla ve Apocalyspe’le, gruptaki diğer kişiler kadar bütünleşmemişti. Bu yüzden gerçekleşen olayların anlamı diğerlerinin aksine onun için pek de büyük değildi. Ama Raziel her şeye rağmen bir drowdu ve kaosun bir yaratığıydı. Kapının arkasından gelen kaosun gücü o kadar yoğundu ki, Raziel’in hislerinin sınırlarını aşıyordu. Bu yüzden drowun hissedebildiği kaos sadece ordunun bulunduğu bu büyük mağaradakinden ibaretti.

    Ama aynı hırs onu da kaplamıştı. O da ırkının doğası gereği yükselmek ve güçlü olmak istiyordu. Krayns’ın yerine şimdiden gözünü dikmişti bile. O deli orada olmayı haketmiyordu. Çstelik Krayns’ın ona saldırdığını da unutmamıştı. İntikamını mutlaka alacaktı. Belki o salak Dafnet sağ olsaydı bu işi daha kolay halledebilirdi, ama artık Raziel kendi başının çaresine bakmalıydı. Nasıl olsa zihin gücü de kılıçları kadar keskindi.

    Morien bir anda gözlerini açtı ve dosdoğru kapıya baktı. Kaosun Kalbi artık kapının arkasındaki şeye ulaşmakta kararlıydı. Diğerlerinin temkini umurunda bile değildi. İçerideki güce olan ihtiyacı, kana olan ihtiyacını bile aşmıştı. Morien sonunda kararlı adımlarla kapıya doğru ilerlemeye başladı.

    Çfkesi ve hırsı gitgide büyüyen Krayns, kin dolu bakışlarını yönelttiği Morien’in aniden kapıya doğru yürümeye başladığını hissetti. Gözlerini yeniden kan bürümeye başlayan drow, elleriyle kılıçlarının kabzasını sımsıkı kavradı ve Morien’e yaklaşmaya başladı.

    Krayns’ı, onunkine benzer bir hırs ve nefretle izleyen Raziel de, Krayns’ın bakışının anlamını fark etmişti. Deli drow, bir seçilmişe saldıracaktı. İşte bu, Raziel’in beklediği fırsat olabilirdi. Belki de deli drowu öldürüp onun makamına konabilirdi. Raziel’in dudakları bir gülümsemeyle bükülürken elleri ikiz palalarına gitti.

    Brenne’nin zihnini dolduran sorular bir anda boşaldı ve kaos peygamberi gerçekliğe döndü. Kapıyı açıp içeri girmenin zamanı gelmişe benziyordu ki Efla’nın çoktan kapıyı açmaya yeltendiğini fark etti.

    Ve ölümsüz liçin eli, kapıyla temas etti.

    Kapıdaki yazıyı oluşturan alevler bir anda şekillerini yitirdiler ve bir alev yumağı oluşturarak tüm kapıyı sardılar. Efla son anda elini çekerken alevler kapıya dalga dalga yayılıyor ve onu kaplıyorlardı. Brenne dehşet içinde geri çekilmiş, Efla elini yanmaktan son anda kurtarmış, Morien şok içinde durmuş, Krayns’ın aklı başına gelmiş ve Raziel’in gülümsemesi silinmişti. Alevler sanki kapıyı tamamen yok edip girişi ebediyen mühürleyeceklermiş gibi kapıyı kaplıyor ve uğursuz uğursuz çatırdıyorlardı.

    Alevler tüm kapıyı kapladı ve sonra, sanki bir hokkabazın ağzından püskürttü alevlermişçesine aniden ortadan kayboldu. Kapı açılmış, vadiyi seçilmişlere bırakmıştı. Burası sadece birkaç metre ileride tuhaf, muntazam bir şekilde oyulmuş bir tünele dönüşüyor ve kaosun gücünün muazzam boyutta olduğu, bilinmeyen bir karanlığa doğru ilerliyordu.

    _________________
    All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

    Power demands sacrifice.
    Back to top View user's profileSend private message
    Lord Necros
    BaÅ?büyücü





    Joined: Apr 29, 2005
    Posts: 1916
    Location: Necropolis

    PostPosted: Wed Aug 02, 2006 7:49 pm Reply with quoteBack to top

    Alev kırbacı bir kez daha şakladı mane adındaki iblislerden oluşan bir grubu sararak geri çekildi. Giden iblislerin yerini hemen yenilerini aldı. Tapınağın dışındaki iblis güruhlarının sayısını hiç kimse tahmin edemiyordu. Rüzgârın uğultusunun taşıdığı sesler o kadar fazlaydı ki, hiçbiri net bir şey söyleyemiyordu. Nitekim katledilen iblislerin saflarının hemen yeniden doldurulması da iblis bolluğunun göstergesiydi.

    şimdiye kadar içeri giren iblisler zayıf türlerdi. Kaos askerlerinin direncini kırmak ve onları zayıflatmak için önden gönderildikleri aşikârdı. Ve en kötüsü, bunu engellemenin bir yolu yoktu. Dorian, önündeki babaunun kafasını uçururken bunun bilincindeydi. Eğer bunları geri püskürtüp kapıyı tamir etmelerinin bir yolu olsaydı...

    Alev kırbacı bir kez daha şakladı ve bu sefer daha büyük bir grup dretchi paramparça ederek Bulwein’in yükünü hafifletti. Savaşçı, bu bir anlık boşluktan faydalanarak alnında biriken terleri silerek geriledi ve safları yeniden düzene sokmaya koyuldu. Kaos şövalyeleri ve savaşçıları tam yerlerini almışlardı ki yeni bir dalga içeri hücum etti. Yine bol sayıda mane ve dretch mevcuttu, ama bu sefer aralarında birkaç tane hezrou da mevcuttu.

    Hezrouların varlığıyla cesaretlenen iblisler, daha şevkli bir şekilde saldırdılar. Yeni dalga Dorian’ın askerlerini daha çok zorluyordu. Dorian’ın askerlerinden biris kendisini kaybedip dövüştüğü dretchi geri sürerken safından ayrılmış, ve bunun sonucunda çevresi sarılarak katledilmişti bile.

    Kaos şövalyeleri bu sefil iblisleri aldırmadan onları biçerken hezroular böğürerek hücuma geçtiler. Yaydıkları iğrenç konu yüzünden Dorian’ın askerlerinden pek çoğu safları bozarak geri çekildi. Pek çoğu öğürerek yere yıkılmıştı bile. Hatta kaos şövalyelerinden bazıları bile etkilenmişti. Savunmasız düşen askerler, iblisler tarafından seri bir şekilde katledilmeye başladı.

    Dorian’ın da midesi feci bulanıyordu, ama dişlerini sıkarak zorla ilerledi ve yerdeki kaos şövalyelerinden birini parçalamakla meşgul olan bir hezrouyu sırtından şişledi. İblis ağır bir şekilde yerdeki cesedin üzerine yığılıp can verdi.

    Bu sırada Shi’el’Elesia’nın rahibeleri de hemen zehirlenen askerleri tedavi etmek için *O*’na yakarıyor, bazıları da tapınağı savunmak amacıyla saflara ilerliyorlardı. Shi’el’Elesia’nın gözüne Nightfall çarptı. Rahibe cesetten cesede dolaşıyor ve gözlerine veya ağızlarına çeşitli taşlar yerleştiriyordu. Nightfall’un bu cesetleri zombi olarak kaldırmaya niyetli olduğunu anlayan Shi’el’Elesia kendisine yaklaşan bir hezrouyu fark etti, ama başrahibeyi korumak adına önüne atılan iki kaos şövalyesi tarafından yolu kesilen hezrounun katledilmesi birkaç saniye aldı.

    Yeni iblisler içeri doluşurken alev kırbacı bir kez daha şakladı ve bir grup iblisi daha katletti. Ama ölenlerin yerini hemen yenileri doldurdu. Kan havuzunun olduğu oda, kana bulanıp cesetlerle dolmuştu. şu anda iblisler, hezroular sayesinde kaos güçlerinin saflarını bozmuş olmalarına rağmen ilerleyememişlerdi. Kaosun askerleri hâlâ mevzilerini koruyorlardı.

    _________________
    All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

    Power demands sacrifice.
    Back to top View user's profileSend private message
    Raziel_Zauvirr
    Kullanıcı
    Kullanıcı





    Joined: Sep 26, 2005
    Posts: 79

    PostPosted: Thu Aug 03, 2006 1:52 pm Reply with quoteBack to top

    Drow sürekli kafayı yemiş komutanını ona saldırdığı andan beri sürekli göz hapsinde bulunduruyordu.Gözler buluştuğunda ise gözlerini hızlı bir şekilde kaydırıyor,farklı ve alakasız yerlere bakıyordu.Hernekadar bunun için çok çalışsada onun kendisini her seferinde yakaladığını hissedebiliyordu..


    Yolculukları sırasında kendisi için bir piyon olarak gördüğü Dafnet i kaybetmişlerdi.Aslında Dafnet savaş bittiğinde hayattaydı,Efladan büyü yapmasını beklemişti ama Liç in hiçbir girişimde bulunmamasına da itirazda bulunamamıştı,bulunsada bir işe yaramazdı zaten..


    Ama sonunda yolculuklarının başından beri ilk kez gruptaki herkezi mutlu(yada en azından rahatlamış)görüyordu.Kaos Ordusunun gücüne tanık olmuşlardı.Drow içinden devamlı aynı şeyleri tekrarlıyordu;
    Ah,şu ordu benim elimin altında olsa..
    Burdaki kaos sanki içine derin derin çekilebilecek temiz hava gibiydi..


    Raziel birden duraksadı.Kendi kendine güldü;
    ''Hahah..Ne diyorum ben..Bana ne ki kaos tan..''
    Sanırım bunların arasında fazla vakit geçirmekten..Oysaa benim başka planlarım var.
    Raziel gözleriyle Deli komutanını aradı..Kendi planlarından haberi mi vardı??Raziel onun gözlerindeki bu bakışı hatırlamıştı...Ama gözleri bu sefer Raziel e deil bir seçilmişe yönelmişti..
    Raziel için ne güzel bir fırsat..Bir seçilmişin kurtarıcısı ve komutanının katili olucak ve hak ettiği bir mevkiye yükseltilicekti.En azından öyle umuyordu..


    Raziel günün anlam ve önemini belirtmesi için ikiz kılıçlarından birinden seçim yapıcaktı..Bu iş kibirle alakalı deildi onun kınında bıraktı...Hırs ı kınından yavaşça ses çıkarmadan çekti..Amacına çok yaklaşmıştıki içinde duyduğu heycandan kıkırdamadan duramıyordu...


    Quote:
    Ve ölümsüz liçin eli, kapıyla temas etti.

    Kapıdaki yazıyı oluşturan alevler bir anda şekillerini yitirdiler ve bir alev yumağı oluşturarak tüm kapıyı sardılar. Efla son anda elini çekerken alevler kapıya dalga dalga yayılıyor ve onu kaplıyorlardı. Brenne dehşet içinde geri çekilmiş, Efla elini yanmaktan son anda kurtarmış, Morien şok içinde durmuş, Krayns’ın aklı başına gelmiş ve Raziel’in gülümsemesi silinmişti. Alevler sanki kapıyı tamamen yok edip girişi ebediyen mühürleyeceklermiş gibi kapıyı kaplıyor ve uğursuz uğursuz çatırdıyorlardı.

    Alevler tüm kapıyı kapladı ve sonra, sanki bir hokkabazın ağzından püskürttü alevlermişçesine aniden ortadan kayboldu. Kapı açılmış, vadiyi seçilmişlere bırakmıştı. Burası sadece birkaç metre ileride tuhaf, muntazam bir şekilde oyulmuş bir tünele dönüşüyor ve kaosun gücünün muazzam boyutta olduğu, bilinmeyen bir karanlığa doğru ilerliyordu.





    Raziel bu gösteriyi dalgınlıkla ve fırsatını bok etmesinden dolayı ardı ardına içinden ettiği küfürlerle(Bazı kelimelerin sonbirkaç hecesi diş gıcırtıları arasında ağzından tükürürcesine söylüyordu) izledi..Gösteri bitip kapı açıldığında '' Hırs '' ı sert bir şekilde kınına soktu ve Mağaranın derinliklerinde göz gezdirmeye ve yavaş adımlarla kapıya yaklaşmaya başladı.

    _________________
    Nindyn vel'uss kyorl nind ratha thalra elyhinn dal lil alust.
    Back to top View user's profileSend private message
    Display posts from previous:      
    Post new topicThis topic is locked: you cannot edit posts or make replies.


     Jump to:   



    View next topic
    View previous topic
    You cannot post new topics in this forum
    You cannot reply to topics in this forum
    You cannot edit your posts in this forum
    You cannot delete your posts in this forum
    You cannot vote in polls in this forum


    Powered by phpBB © 2001 phpBB Group

    :: HalloweenV2 phpBB Theme Exclusive ::
     
    FRPWorld.Com ülkemizdeki fantezi edebiyatı ve frp sevenleri bir araya getirmeyi amaçlayan bir web sitesidir. 2003 yılında kurulmuş olan sitemiz kullanıcı ve yöneticilerimizin katkıları ile büyüyüp Türkiyenin en büyük frp sitelerinden birisi olmuştur. Galerisi, indirilecekler kısmı, akademisi, yazarları ile sitemiz tam bir frp hazinesidir. FRPWorld sizin de desteklerinizle böyle olmaya devam edecektir. FRP'nin doyumsuzca yaşandığı bu diyara hoş geldiniz.

    FRPWorld, yeni bir frp dünyası


    Sitede bulunan yazı, doküman ve diğer içerikler siteye ait olup başkaları tarafından kopyalanması, dağıtılması ya da ticari amaçla kullanılması yasaktır.
    Siteye yapmış olduğunuz katkılar frpworld.com'un olup bunları yayınlama ya da yayınlamama hakkı site yöneticilerine aittir.


    Sayfa Üretimi: 0.65 Saniye