Joined: Jun 24, 2004
Posts: 758
Location: İstanbul
Posted:
Wed Dec 28, 2005 5:28 pm
Morien'e emir gelmişti ve artık seçilmiş savaşçının yapacağı şey onları uygulamaktı. Işıksal varlık ona, "onları" girişte toplamasını söylemişti. "Onlar" olanlar pandemoniuma gelmiş kaos savaşanları olmalıydılar. Morien gözlerini kapadı ve Efla'ya zihinsel bir mesaj gönderdi. Ardından savaşçı odasından çıktı ve kan havuzuna yöneldi.
Dafnet, Raziel, Bloodlight ve Krayns havuzun yanında beklerlerken hemen yan taraflarındaki ejderhalı kapı (Krayns'ın bildiği üzere bu kapı seçilmiş odalarının bulunduğu özel pentagrama açılıyordu) açılmaya başladı.
_________________ Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Joined: Oct 19, 2005
Posts: 523
Location: underworld
Posted:
Thu Dec 29, 2005 11:14 am
Dinlenmek;Krayns bunun anlamını unutalı çok uzun zaman olmuştu.Mebetten büyücü Eldarin ile buluşmak için ayrıldığı günden beri bir koşuşturma içersindeydi ve doğru düzgün hiç dinlenememişti.Bundan şikayet etmiyordu tabi ki,çünkü yaptığı herşeyi *O* nun için yapyordu.Ve bu Krayns'a daha büyük bir haz sağlıyordu. 100 yıl uyusa bile *O* na yaptığı görevden sonra yaşadığı rahatlığı yaşayamazdı.Herşey *O* nun içindi.Yaptığı görevden sonra dinlenmek için odasına giderken olduğu yerde kaldı.Çünkü yan tarafta seçilmişlerin odalarına açılan kapı aralanmıştı.
Yani içerden bir seçilmiş çıkıyordu.Krayns hiç tereddüt etmeden geri döndü ve tekrardan kan havuzunun yanında beklemeye devam etti.Bu arada ilerlemeye başlayan dişiye dönerek "geri gel hemen ve burda bekle drow!" diye hırladıi.Seçilmişlere karşı bir saygısızlığa tahammül edemezdi.Nede olsa seçilmişler *O* nun seçilmişleriydi.
Seçilmiş Efla büyücü olduğuna göre içeriden Ya Efendi Andero yada Efendi Morien çıkacaktı.Onun için beklemeliydi.Belkide önemli birşey olmuştu...
_________________ Bu İsaret Kaos Tanrısının
Bu,Kılıcların Tanrısının
Bu,hayatın
Bu da olumun
..... Bilmen gereken bunlar.....
Geliyor zamanı Tanrıların;
Hayatın ve Olumun...
Joined: Aug 16, 2005
Posts: 188
Location: Hell Hole
Posted:
Thu Dec 29, 2005 4:40 pm
Dafnet'in bakışları kapıya doğru gitti.İçeriden ne çıkacağı hakkında hiçbir tahmini yoktu.Kapı ejderha motifleriyle süslenmişti.İhtişamla ve saygınlıkla açılıyordu.Kimin çıkacağı konusunda iyice meraklanmıştı.Merakının boşa olmadığını ümit ediyordu.Derin bir nefes aldı ve sonra saygılı tavrını takındı.
Joined: Aug 01, 2005
Posts: 441
Location: GraveYard
Posted:
Fri Dec 30, 2005 6:07 pm
Kapını açlıdığını gören Bloodlight soluk bakışlarını kapnın üstünde tutmaya başladı...Nefesini tuttu zira bu kapıdan öyle çok normal birinin çıkacağını zannetmiyordu.
Raziel kapının açıldığını görünce yine ne var gibisinden bir iç çekti.Kapının üstündeki motifleri dikkatli bir şekilde inceliyordu.Ejderhalar sanki pentagramla dans edercesine onu kavramıştı.
Yanındaki diğer 2 drowa ve keşişe baktı.Hepsi kapının ardından ne çıkacağını merak eden gözlerle kapıyı tarıyorlardı.Sonra tekrar meraklı yeşil gözlerini devasa kapıya çevirdi.Aklında içerden ne çıkacağına dair tahminler yürütmeye başladı.[/i]
_________________ Nindyn vel'uss kyorl nind ratha thalra elyhinn dal lil alust.
Joined: Jun 24, 2004
Posts: 758
Location: İstanbul
Posted:
Sun Jan 01, 2006 10:43 am
Morien karşısında açılan kapıdan yavaşça geçti ve kan havuzunun olduğu hole geldi. Işıklı varlığın ona verdiği güç sayesinde etrafı rahatça görebiliyordu. Herkes oradaydı. Güzel diye düşündü ve kapıdan geçti. Morien'in geçişiyle birlikte kapı arkasından yavaşça kapandı.
Artık herkes kan havuzunun olduğu yerde toplanmıştı. Morien konuştu.
- Evet kaos inananları. *O*nun bir elçisi bana geldi ve burada toplanmamız gerektiğini söyledi. Sanırım şimdi beklemek zorundayız.
Fazla da beklemeleri gerekmemişti. Bir an için ana kordiorun kan havuzuna bağlandığı kapının orada ufak bir parlama başladı. Odadaki *herkes* bu parlamayı rahatça görebiliyordu. Mavimsi ışık yavaş yavaş büyüdü ve daha önce Efla'nın, Krayns'ın ve Morien'in görmüş oldukları şekilsiz cisme dönüştü ama dönüşümü burada yarım kalmadı. şekilsiz cisimden kollar ve bacaklar biçimlenmeye, hatta ve hatta giysiler oluşmaya başladı. Evrim sadece bir kaç saniye sürmüştü ki karşılarında mavi bir zincir örme zırh giyen mavi pelerinli bir kadın belirmişti. Kadın belirdiği anda ortamdaki ışık sönmüş ve oda Bloodlight için yeniden karanlığa dönüşmüştü.
Oda tiz bir kıkırdamayla doldu ve ardından aynı ses tiz bir ses tonuyla devam etti.
- Selam ola Kaos'un Seçilmişleri. Sizleri diyarımızda görmeyeli uzun zaman olmuştu. dedi ve biraz durduktan sonra,
- En azından siz ikinizi diyerek Efla ve Morien'i gösterdi. Umarım bulunduğunuz diyarda işe yaramışsınızdır. dedi ve yeniden kıkırdadı.
Kadın havada kısa süre süzüldü ve askerleri inceledi. Ardından,
- Yazık. Apocalypse'in kendi ordusunda karanlıkta adam gibi görebilen kimse yok. dedi ve ellerini havaya kaldırarak bir kaç kelime söyledi. Kadının sözleri bittiğinde Efla, Dafnet, Raziel ve Krayns'ın siyah beyaz görüşleri renklileşmiş, Bloodlight'sa artık renkli bir şekilde görebilir hale gelmişti.
- Evet. şimdi devam edebiliriz. dedi kadın ve biraz hüzünlü bir hal aldı.
- Efendi gittiğinden beri bazı problemler yaşıyoruz. Kendisine Kathluk adını veren bir iblis lordu yanına yandaşlar topluyor ve pandemonium'un sonsuz toprakları üzerinde hak iddia ediyor. dedi ve başını hafifçe salladı.
- Bazıları efendiye sadık ama sayıları azalıyor. Bilmedikleri şey, efendinin bunları öngörmüş olduğu. Sizin tapınağı korumak için buraya geleceğinizi öngörmüştü. Ve işte buradasınız. dedi ve bir an durdu. Kaşları hafifçe çatıldı. Ardından,
- Herneyse. Probleminiz şu. Tapınak Apocalypse'in gücünün en yoğun olduğu noktalardan birisi. Bu yüzden burası Kathluk'un dikkatini çekecektir ve kısa süre içinde tapınağınıza saldıracaktır. Bu sebeple onu koruma görevinizde haliyle başarısız olacaktır. Siz seçilmişlerin burada zamanla edineceği güçler bile Kathluk'un topladığı iblislerle ulaştığı güce karşı duramaz. Bu sebeple daha güçlü bir şey kullanmak zorundayız.
- *O* bunuda öngörmüştü ve sizin için ufak bir hediye bıraktı. Tek problemi nedense hediye üzerinde çalışırken bir anda diyardan çıkmak zorunda kalması. Yani anlayacağınız tapınağınızı korumak istiyorsanız hediyenize ulaşmak zorundasınız. dedi.
- Size yakın zamanda bir rehber tahsis edilecek. Bu arada, dedi ve Efla'yı işaret ederek, o tabletleri kaybetme zira ihtiyacınız olacak. Onlar olmadan dışarıda bu şeyler (drowları ve insanı göstermişti) hayatta da kalamaz zaten. Siz şeyler de bu tabletleri taşıyandan fazla uzaklaşmayın. dedi ve hafifçe sırıttı.
- Sormak istediğiniz bir şey?
_________________ Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Joined: Oct 19, 2005
Posts: 523
Location: underworld
Posted:
Mon Jan 02, 2006 11:35 am
Efendi Morien'i çıkmıştı kapıdan.Onu görünce rahatlamıştı.Çünkü gerçekten güçlüydü.Tapınakta olması tüm mabedin işine gelirdi.Ama bir eksik vardı hemde önemli bir eksik...Efendi Andero,o bu mabedin en güçlülerinden birisi.Ama şimdi burda yoktu.Drow çok meraklanmıştı.Acaba neredeydi?
Sonra onu buraya yönlendiren şekilsiz cisim geldi ortaya tekrar.Drow bu cismin önemli biri olduğunu düşünüyordu.Mutlak *O* nun buradaki bir elçisiydi.Sonra şekilsiz cisim bir vücut aldı.Ve bir kadına dönüştü.Mavi pelerinli bir kadın.Konuşmaya başladı *O* nun elçisi,tiz sesinin yankılanması bitinceye kadar bekledi.Kafası o konuşmaya başladıktan sonra devamlı yerdeydi Krayns'ın.Böyle bir efendi konuşurken onun yüzüne alenen bakmayı saygısızlık olarak görüyordu Krayns.Konuşmasını bitirdikten sonra ise başını kaldırdı ve beklemeye devam etti.Belki efendiler soru soracaktı.
Sonra kafasından tabletleri geçirdi.Gerçekten onlar olmadan ölebilirlermiydi?Çünkü elindeki tabletleri bir anlığına bıraktığında neler olduğunu hatırladı.O korkunç çığlıkları ve yaşadığı ızdırabı.Onlar olmadan devam etmeleri imkansızdı.
Sonra o iblisi düşündü.Efendisi Apocalypse'ye karşı çıkan iblis.Elçinin dediği kadar güçlümüydü acaba bu iblis ve ordusu.Ama önemli değildi,kanının son damlasına kadar savaşacaktı Krayns.*O* nun yolunda ölmek en büyük arzusuydu drowun.Ve ne pahasına olursa olsun kendilerine verilen görevi yapacaktı,Apocalypse'nin onlara bıraktığı hediyeyi bulacakdı
_________________ Bu İsaret Kaos Tanrısının
Bu,Kılıcların Tanrısının
Bu,hayatın
Bu da olumun
..... Bilmen gereken bunlar.....
Geliyor zamanı Tanrıların;
Hayatın ve Olumun...
Hanım suretini dikkatle izledi ve dinledi.İşte şimdi bulmaca çözülmeye başlıyordu. Taşlar bir bir yerine oturuyordu. Fakat soru işaretleri her zaman vardı. Her zaman olacaktı. şimdi ise sormak istediği birşey yoktu. Sadece biraz araştırması gerekecekti. Bilgi... bilgiye ihtiyacı vardı...
Peki bu hediye neydi? Bunu şimdi bilmenin de bir yararı yoktu. Elbet hediye yerini bulacaktı o zaman herşey açıklığa kavuşacaktı. O zaman hazır olacaklardı.
"Rehberi bekliyor olacağız." diye konuştu Efla kuvvetli ama nazik bir sesti. Süreyi ise iyi değerlendirmek gerekecekti. Her zamanki gibi... Tabletlerin ne işe yaradığı ortaya çıktığına göre kütüphanede vakit geçirebilirdi.
Kathluk, Pandamodeum bir de şu yüzük. Apocalipse'in hediyesini kullanmayı öğrenmek henüz nasip olmamıştı.
Kadın suretinin gitmesini bekleyecekti. Kütüphaneye daha sonra gidebilirdi.
_________________ Chaos is the law of nature,
Order is the dream of man.
Joined: Jan 15, 2005
Posts: 138
Location: karÅ?ıyaka
Posted:
Mon Jan 02, 2006 1:27 pm
Dorian etrafındaki sessizlikle biraz olsun sakinleşti ve sıraya dizilmiş askerlerin yanlarından elleri arkada kavuşmuş bir şekilde yavaşça süzüldü. Ve konuşmaya başladı.
Â?Beni gördüğünüz anda alacağınız pozisyon şu an bulunduğunuz konumdur. Aksi bir emir vermez isem hepiniz olduğunuz yeri muhafaza edecek ve hiç kımıldamayacaksınız. Size verilen emirlere itaatleriniz ileride hayatınıza maal olabilecek hatalar yapmamanızı sağlayacak yegane temellerdir.Â? Diye sözlerini bitirdikten sonra barakaya doğru ilerledi gözüne 2 tane kılıç kestirdi ve onları alıp askerlerin yanına döndü. Karşısında tek sıra dizilmiş askerlere seslenerek Â?kılıç kullanımında gayet iyiyim kendimi savunabilirim diyen var mı aranızda? Eğer kendine güvenen varsa öne çıksın ve hünerlerini göstersinÂ? dedi.
Çnce uzun bir sessizlik oldu ve sonra öne çıkan tek bir kişi vardı. Çok genç değildi ama gözlerinde hiç sönmeyen pırıltıyı Dorian fark etmişti. Bu pırıltı ayaz bir gecede insanı yakacak cinstendi. Çfke vardıÂ?Dorian öne çıkan askerin karşısına geçip adını söylemesini istedi. Asker gayet net bir şekilde, DorianÂ?dan gözlerini ayırmadan adını söyledi. Â?Bulwein efendimÂ? Dorian bu askerden etkilenmişti. Çfkenin getirdiği bir cesaret de vardı. İyi bir eğitimle tam istediği gibi bir asker olabilirdi. Tıpkı yoğrulmayı bekleyen bir hamur gibi. O yüzden bu çocuğu aklının bir köşesine kaydetti ve kılıcı BulweinÂ?e uzatarak Â?göster kendiniÂ? diye bağırdı ve tüm askerlerin görebileceği bir şekilde savunma pozisyonunda geriye doğru hamle yaptı. Bulwein sanki bu anı bekler gibi DorianÂ?ın üstüne, kılıcını alttan savurarak bir hamle yaptı ama bu Dorian için gayet basit ve tahmin edilebilir bir hareketti. Çok kolay bir çevirme ile kendini savunan Dorian öne bir adım atarak önce sol üst çapraza bir savurma yaptı Bulwein de bunu çevikliği sayesinde geçiştirdi fakat DorianÂ?ın yapacağı hamleyi yanlış tahmin ettiğinden olsa gerek ikinci hamlede DorianÂ?ın kılıcı BulweinÂ?in karnını gösteriyordu. Ufak bir harekette sanki saplanacakmış gibi. Dorian sol üst çaprazdan sonra sağ üst çapraza geçmemiş onun yerine soldan büyük bir kavis çizerek aşağıya doğru dik bir şekilde indirmişti kılıcını. Bulwein hareketsiz, irileşmiş gözlerle DorianÂ?a bakıyordu. Elleri kılıcıyla birlikte havadaydı. Dorian, BulweinÂ?e Â?fena değil ama daha öğreneceğin çok şey varÂ? dedi ve diğer askerlere dönerek Â?kendini gösterecek başka biri var mıÂ? diye sorduktan sonra yine bekledi belki biri çıkar diye. Ama öne çıkan kimse olmadı. BulweinÂ?e yerine geçmesini söyledikten sonra askerlerin önünde bir sağa bir sola yürüyerek ilk ders hakkında kısa bir bilgi verdi. Â?Çnce sizlere kılıcı nasıl tutmanız gerektiğini öğreteceğim. Daha sonra savunma pozisyonu ile kılıç kullanımındaki birkaç temel hareketleri öğreneceksiniz. şimdi herkes kendine göre bir kılıç alsın ve hemen arenada yerini alsınÂ? dedi ve arenaya doğru ilerlemeye başladı.
Joined: Jun 24, 2004
Posts: 758
Location: İstanbul
Posted:
Sat Jan 07, 2006 10:31 am
Kadın Morien'in sözlerine hafifçe kıkırdadı ama kıkırdama zihinlere derinden gelen buzdan bir ses gibi nüfuz etmişti. Kadın yumruğunu hafifçe havaya kaldırdı ve yeniden kıkırdayarak küçük yumruğunu havaya kaldırdı ve çevirerek inceledi. Ardından,
- İşte bunu arıyor olacaksınız Morien. dedi yeniden kıkırdayarak, ardından Efla'ya baktı ve,
- Demek sorun yok ha büyücü. Garip, senin aklını bu karışıklıkta sorgulayan bir şey yok. Ya gerçekten çok zekisin yada aptalın tekisin. dedi ve tekrar kıkırdadı. Bir an yüzünden farklı bir ifade geçti daha ciddi bir ifade.
Kara cübbeli insanımsı yaratık yavaşça ilerliyordu. Kendisini Pandemonium'da bulduğu zamandan bu yana bir çok şey yaşamıştı ama kendisine verilen cezanın boyutlarını idrak ettiğinde yaşadığı acı kadar büyük bir tecrübeyi asla tatmamıştı. Pandemonium'da ilk belirdiği anda yanında bulunan tek şey olan asa hala yanındaydı. Klasik bir ağacın gövdesinden oyulmuş gibi görünen asa eski asasının yanında hiçbir şeydi zira bu yeni olan sadece yürürken destek olmaya yarıyordu, her ne kadar ihtiyacı olamasa da...
Pandemonium'da zaman, geldiği boyuttan farklı işliyordu. Yıllardır buradaydı kendi açısından ama geldiği boyutta ne kadar zaman geçtiği sadece bir soru işaretiydi. Aslında o mavimsi şekil gelip diyarın karalığını gözlerinden kaldırmadan önce ışık da yoktu onun için. O zamandan beri Pandemonium'un karanlıkları onun önünde adeta parlıyormuş gibi açık açık serilmiş uzanıyordu. Pandemonium'un dört katını da gezmiş, savaşan iblisleri izlemiş ve yıkılmış şehirler görmüştü. Ama yinede gördüğü hiçbir şey onu bu kadar mutlu etmemişti. Kısa süre önce hissetmeye başladığı kaosun saf gücü onu uzun süredir olmadığı kadar mutlu ediyordu. Zira tanrısal güçlerini kaybettiğinden bu yana geçen zaman dilimi gerçek bir işkenceden farksızdı.
Cübbeli şekil tepeden inmeye başladı. Pandemonium'un diğer diyarlardan farklı olan yer çekimini çoktan çözmüştü. Burada size yakın olan yer size yer çekimi sağlıyordu. Bu sebeple bir dağdan yüzünüz yere bakar halde yürüyerek aşağı inmek son derece kolaydı. Heyecanlanmayan bedeni için ise çocuk oyuncağı... İşte yapı oradaydı, Kaos Mabedi. Burada ne çok emeği vardı... Kapıya doğru ilerledi. Mavi şeklin ona verdiği görev başlıyordu.
- Bakın kaos inananları. dedi kadın kan havuzunun yanındakilere.
- Bazı güçler vardır ki kendilerinden daha büyük olanları birbirine bağlar. Tapınağınızda öyle. Apocalypse'in zor durumda olduğunu hepiniz biliyorsunuz. şu an bilmeniz gereken diğer şeyse bu tapınağı ayakta tutmanız gerektiği. Rehberinize güvenin. Sizleri o cevaplandıracaktır. Ahhh... O da geldi işte. dedi ve bir anda gözden kayboldu. Yine de gitmeden yaptığı büyü sayesinde odadaki herkes pandemonium karanlığında rahatlıkla görebiliyordu.
Kan havuzunun olduğu holde geniş bir ses yankılandı. Tapınağın ana kapıları açılmıştı. Çok kısa bir süre sonra gelen çarpma sesiyse kapıların kapandığına delaletti. Holü narin ayak sesleri ve bir asanın granit zemine çarptığında çıkaracağı tak taklar doldurdu. Sesler yavaşça yakınlaştı ve görüş erimine Krayns'ı, Morien'i ve Efla'yı şaşırtan bir görüntü girdi.
Kara cübbeli şekil attığı her adımda mabedin havasını içine çekiyordu. Bu kokuyu cidden özlemişti. Birazdan kan havuzunun olduğu hole çıkacaktı. Oradan da ister seçilmişlerin kutsal mekanına gider, ister kaos boyutuna iner, ister kütüphaneye, ister sunak odalarına, ister boyut kapılarına giderdi. Bu mabedi seviyordu.
Adımlarını sıklaştırdı ve ana hole geldi. Kendisine çevrilen bakışlar gerçekten görülmeye değerdi. İşte Efla oradaydı, ve Morien, ve savaşçılar. Andero ortalıklarda görünmüyordu, Efla hariç bir büyücü yada herhangi bir rahipte grubun içinde yoktu. Ama o buradaydı. Bu şaşkın bakışları görmeye değerdi.
Dhamon Brenne, Apocalypse'in Peygamberi, esaretinden sonra mabedine geri dönmüştü.
_________________ Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Joined: Jun 24, 2004
Posts: 758
Location: İstanbul
Posted:
Sat Jan 07, 2006 11:17 am
Dorian'ın emri üzerine bütün askerler barakaya giderek kendilerine birer silah seçmeye çalıştılar. Dorian'ın seçtiği 44 askerin birbirinden farklı özellikleri vardı. 44 askerin 27 tanesi ellerinde birer longsword ve diğerinde bir kalkanla Dorian'ın karşısına gelmişti. 4 tanesi ellerine birer warhammer almış, 5'i bir longsword bir short sword almış, geri kalan ve diğerlerinden fizik olarak daha üstün görünen 8 kişi de ellerine birer greatsword alarak Dorian'ın karşısındaki yerlerini almışlardı. Dorian, Bulwein'in karşısına bir greatswordla geçtiğini fark etti.
Askerler arenaya gelmişlerdi ve hemen hepsi amaçsızca ellerinde kılıçları sallıyor, ellerini kılıçlara alıştırmaya çalışıyorlardı. Dorian'ın işi zor gözüküyordu ama içinden bir ses bu askerleri eğitmesinin önemli olduğunu ona anlatıyordu.
_________________ Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Kendisine suretin söylediği söz onu rahatsız etsede çoğu düşüncesini içinde sakladığı gibi bu sefer de birşey belli etmemeye gayret etti. Sadece bir gülümseme. Belki biraz ukalaca, imalı bir gülümseme. Bu elçiler hep kendini beğenmiş olmak zorunda mıydı?
Rehberi oldukça merak ediyordu. Boyuta alışkın biri olacağı kesindi. Ama onu tanıyacak olduğunu pek düşünmemişti. Açık konuşmak gerekirse karşısında gördüğüne gözüyle gördüğü zaman bile inanmakta tereddüt etti. Ama oynu işte. şu sözde peygamber. Burada olduğuna göre... Ama nasıl? Biliyordu. Sorular zamanla cevaplarını bulacaktı. İşte şimdi şaşırdığı söylenebilirdi. Fakat bu zevki peygambere yaşatmazdı. Onca şeyden sonra şaşırdığın görerek mutlu olamayacaktı. İfadsini hiç bozmadı. Görünüşe göre zaten cezasını bulmuştu...
Apocalipse'in iradesi dışında gerçekleşecek birşeye benzemiyordu. Brenne'nin bu boyutta hayatta kalması. Fakat bir kez güvenilmezliğini ispat etmişti. Herkes hakkında şüpheli davranırdı. Bir an için Brenne'nin durumunda kurtulmak için aynını yapıp yapmayacağını sorguladı. Bir an hafif bir gülümseme parladı yüzünde. Derhal solan bir gülümseme. Eğer öyle uygun görülmüşse öyle olacaktı. Fakat eski hesaplar pek kapanmazdı. Peygamber hala güvenilir olduğunu idda edecekti. İhanet etmediğini... Efla inanmayacaktı fakat bunları düşünmenin bir yararı yoktu. Ona karşı hala saygı duyuyordu. Güçlü olan herkese karşı duyduğu saygıyı... Yetenekleri işe yarayacaktı. Fakat ne yapıcaklarını hala onun bilmesi onu rahatsız ediyordu. şimdiye kadar Efla'ya zarar vermeye fırsatı olmamıştı. Hah... Hiç olamayacaktı.
Bastonun yere çarpmasıyla çıkan sesler kesildiğinde Efla konuştu.
-Tapınağa hoş geldiniz..... Rehber.
_________________ Chaos is the law of nature,
Order is the dream of man.
Joined: Oct 19, 2005
Posts: 523
Location: underworld
Posted:
Sun Jan 08, 2006 5:03 pm
Elçinin söylediklerini pür dikkat dinliyordu Krayns,görev için amaç için işine yarayacak bütün ipuçlarını hafızasına kazıyordu.Daha sonra o rehber düşünmeye başladı.Herhalde o da bir iblis diye düşündü.Sonra rehber içeri girdi.Gözü ilk asaya kaydı drowun ve gözlerine inanamadı.Bu olamazdı,eğer asayı sahibi taşıyorsa bu kişi kaosun peygamberi Dhamon Brenne idi.*O* na ihanaet eden ve..."Düşmüş olan"
Anlatılanlara göre peygamber son görevde ihanet etmişti,Drow peygamber göreve gitmeden önce bir süre onun yanında olmuş,ona karşı büyük saygısı oluşmuştu.Dini yaymanın ne kadar zor birşey olduğunu bilerekten peygambere hep ayrı bir saygı duymuştu.Ama peygamber nasıl olduysa bir hata yapmış ve ihanet etmişti.Bu sadece bir asker bile olsa Krayns'ı çok sinirlendirmişti.Defalarca bunun olamayacağını düşünmüş,hep kendini sorgulamıştı.Hala içinde bir umut vardı aslında drowun.Hep bir yanlışlık olduğunu düşünüyordu.Çünkü hayatını *O* na adayan biri böyle kolay bir şekilde ihanet edemezdi.
Peygamber odaya girince gözlerinin içine,normal birinin kanını donduracak bir bakış attı.Sanki hem kızıyor hemde hala ona büyük bir saygı duyuyordu.Gözlerinin içine bakmaya devam etti Krayns,bakışlarını bir saniye bile kaçırmıyor,gözlerini kesinlikle kırpmıyordu.Ne düşünmesi konusunda çok karasızdı.Ama biliyordu ki,o Apocalypse in düşmüşte olsa peygamberiyidi ve hala saygıyı hak ediyordu.
_________________ Bu İsaret Kaos Tanrısının
Bu,Kılıcların Tanrısının
Bu,hayatın
Bu da olumun
..... Bilmen gereken bunlar.....
Geliyor zamanı Tanrıların;
Hayatın ve Olumun...
View next topic View previous topic
You cannot post new topics in this forum You cannot reply to topics in this forum You cannot edit your posts in this forum You cannot delete your posts in this forum You cannot vote in polls in this forum
FRPWorld.Com ülkemizdeki fantezi edebiyatı ve frp sevenleri bir araya getirmeyi amaçlayan bir web sitesidir. 2003 yılında kurulmuş olan sitemiz kullanıcı ve yöneticilerimizin katkıları ile büyüyüp Türkiyenin en büyük frp sitelerinden birisi olmuştur. Galerisi, indirilecekler kısmı, akademisi, yazarları ile sitemiz tam bir frp hazinesidir. FRPWorld sizin de desteklerinizle böyle olmaya devam edecektir. FRP'nin doyumsuzca yaşandığı bu diyara hoş geldiniz.
FRPWorld, yeni bir frp dünyası
Sitede bulunan yazı, doküman ve diğer içerikler siteye ait olup başkaları tarafından kopyalanması, dağıtılması ya da ticari amaçla kullanılması yasaktır. Siteye yapmış olduğunuz katkılar frpworld.com'un olup bunları yayınlama ya da yayınlamama hakkı site yöneticilerine aittir.