Frp World Ana Menü
  • Frp World
    » Anasayfa
    » Forum
    » Anketler
    » Akademi
    » Kitap Tanıtımları
    » Haber Arşivi
    » Haber Gönderin
    » Makale Gönderin

  • Üyelere Özel

  • Kişisel
    » Hesabınız
    » Özel Mesajlar
    » Üye Listesi
    » Üye Arama
    » Siteden Çıkış

  • Site Bilgileri
    » Top10
    » Site Hakkında Yorumlarınız
    » İstatistikler
    » Destekleyen Siteler

  • Kullanıcı Menüsü
    Hoşgeldin, Diyar Gezgini
    Üye Adı
    Şifre
    (Kayıt Ol)
    Üyelik:
    Son Üye: ecomulyz
    Bugün: 1
    Dün: 11
    Toplam: 36670

    Şu An Bağlı:
    Ziyaretçi: 259
    Üye: 0
    Toplam: 259

    FrpWorld.Com :: View topic - Kırık Aynadan Yansımalar (RP Ekranı)
    Forum FAQ  |  Search  |  Memberlist  |  Usergroups   |  Register   |  Profile  |  Private Messages  |  Log in

     Kırık Aynadan Yansımalar (RP Ekranı) View next topic
    View previous topic
    Post new topicThis topic is locked: you cannot edit posts or make replies.
    Author Message
    celebnor
    Kullanıcı
    Kullanıcı





    Joined: Dec 11, 2004
    Posts: 173

    PostPosted: Sun Nov 26, 2006 4:09 pm Reply with quoteBack to top

    Adam cıktıktan sonra Mahtan'ın tilkileri yine zihninde dolasmaya baslamıstı...Adama guvenmiyordu,yanındakilere guvenmiyordu su anda kimse ona guven vermiyordu...tek bildigi burnuna kadar pisliğe batmıs olmasıydı...yanındakiler de hicbir sekilde fikirlerini beyan etmiyorlardı...ama Mahtan bu yolculuga cıkmaktan baska careleri olmadıgını biliyordu...Burada daha fazla kalmak ta istemiyordu...icinden cıkıp gecenin karanlıgına karısmak geldi ama sovalyelerin her tarafta olduklarını ve onu aradıklarını biliyordu...bu alınmayacak bir riskti.evde dolasmaya koyuldu...belki isine yarayabilecek birsey bulabilirdi...

    _________________
    Auré Entuluva...Outa i lomé
    Back to top View user's profileSend private messageYahoo Messenger
    Squan
    SeçilmiÅ? SavaÅ?çı





    Joined: Jun 09, 2004
    Posts: 557

    PostPosted: Mon Nov 27, 2006 7:16 am Reply with quoteBack to top

    Estebin ayağa kalkarak içeride volta atmaya başladı.

    "Sence denize açıldıktan sonra clan ımızın yanına gidebilecek miyiz?"

    Sıkıntılı olduğu her halinden belli oluyordu. "Zamanında evime geri dönmeliyim. Karım ve çocuğum bekliyor biliyorsun."

    Tekrar derin bir nefes daha alıp koyverdi. İçinden şu anki durumuna küfürler yağdırıyordu.
    Adamlarla gitmeseler bu şehirden çıkmaları çok zor olacaktı.

    "Tamam yapalım. Ama bana bir söz vermen şartıyla! ne olursa olsun ana yurdumuza geri dönecez. Tamam mı? bu yola bu yüzden çıktık!"

    _________________
    Uçurumdan kurtulmanın tek yolu ona bakmak, derinliÄ?ini ölçmek ve kendini o boÅ?luÄ?a bırakmaktır.
    Back to top View user's profileSend private messageSend e-mail
    mikael
    Kullanıcı
    Kullanıcı





    Joined: Apr 07, 2006
    Posts: 692

    PostPosted: Mon Nov 27, 2006 9:56 pm Reply with quoteBack to top

    Setsuna çömeldiği yerden doğrulup ayağa kalktı. Bu adam hayatını kurtarmıştı, ama hangi amaç için? 'Büyük ihtimalle, bir ödül avcısı.' diye düşündü tatsızca.

    Yine de sokaktaki serserilere bakan büyücü savaşçı, adamın teklifinde pek seçme şansı olmadığını farketti. Kılıcını yerine koydu, adamın zekasıyla ilgili yorumunu duymazdan geldi ve, "Pekala, beni nereye götürüyorsun?" diye sordu iri adama.
    Back to top View user's profileSend private messageMSN Messenger
    Lord Necros
    BaÅ?büyücü





    Joined: Apr 29, 2005
    Posts: 1916
    Location: Necropolis

    PostPosted: Tue Nov 28, 2006 8:15 pm Reply with quoteBack to top

    Drow tekrar aynı duygusuz haliyle Dekotta’yı baştan aşağı süzdü. “*O* hiçbirimizin dualarını duymuyor. Bu yüzden yapabileceğin bir şey yok. Ama iri yapın saflarımıza iyi bir savaşçı kazandırır.” Drow biraz daha sustu ve haritaya baktı. Sonra Dekotta’yı tekrar inceledi. “Seni seçkin bir gruba koyuyorum. Bu grubun amacı doğrudan doğruya başrahibi öldürmek. Tapınağa sızıp başrahibi bulacaksınız. Başrahibin odasında çok önemli bir şey bulunmakta. *O*’nun bize gönderdiği kutsal bir emanet. Bu şey, yumruk büyüklüğünde, kesilmemiş, pırıl pırıl bir elmas. Bunu mutlaka bulup bana getirin.” İblisimsi drow birkaç saniye Dekotta’ya baktı. “Çekilebilirsin.”

    _________________
    All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

    Power demands sacrifice.
    Back to top View user's profileSend private message
    Lord Necros
    BaÅ?büyücü





    Joined: Apr 29, 2005
    Posts: 1916
    Location: Necropolis

    PostPosted: Tue Nov 28, 2006 8:16 pm Reply with quoteBack to top

    Edmond son kez minotaurun üzerine atlarken çaresiz yaratık umutsuzca baltasını savurdu ama balta elinden kayıp uçtu. Minotaur daha toparlanamadan Edmond tek hamlede minotauru yere serdi. Minotaur çaresizce ayağa kalkmaya çalışırken Edmond pençelerini minotaurun göğsüne geçirdi. Açlığın getirdiği doyma içgüdüsüyle pençelerini derine sapladı ve minotaurun göğsünü parçaladı. Kan ve parçalanmış et Edmond’un pençelerini kaplarken Edmond dişlerini minotaurun boynuna geçirdi. Minotaurun sesi kartlaşırken Edmond’un dişleri damarı buldu ve vahşi bir hayvan gibi başını gerçi çekti. Parçalanan damardan fışkıran kan, Edmond’un çıplak, yaratığımsı bedenini kızıla boyarken minotaur zorlukla hırıltılar çıkartarak çırpınıyordu. Bir dakika geçmemişti ki minotaurun hareketleri durdu. Edmond, kanla kızıla boyanmış bir halde minotaurun parçalanmış cesedinin üzerinde vahşi bir hayvan gibi duruyordu.

    “Bravo, yaratığım. Beni hayal kırıklığına uğratmadın. İşte, ödülün!” diye çınladı kadının sesi ve parmağıyla minotaurun cesedini gösterdi. “Bu geceki yemeğin. Onu hak ettin.”

    Kadın arkasını döndü ve balkondaki kapıdan geçerek gözden kayboldu.

    _________________
    All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

    Power demands sacrifice.
    Back to top View user's profileSend private message
    Lord Necros
    BaÅ?büyücü





    Joined: Apr 29, 2005
    Posts: 1916
    Location: Necropolis

    PostPosted: Tue Nov 28, 2006 8:17 pm Reply with quoteBack to top

    Mathan iki barbarı baş başa bırakıp mahzenden ayrıldı. Mahzenden çıktığında dar bir koridor ile karşılaştı. Görebildiği kadarıyla mahzenin kapısı merdiven altına konulmuştu. Bu daracık koridor da aslında binanın giriş holünden başka bir yer değildi. Hemen iki metre solunda sokak kapısı mevcuttu. Sağ tarafında ise tam karşısında ve solunda iki kapı bulunuyordu.

    Mathan pek de aceleci olmayan bir şekilde evi dolaşmaya başladı ve ilk olarak bu iki kapıya yöneldi. Çnce soldaki kapıyı açmayı denedi, ama kapının kilitli olduğunu fark etti. Sonra önündeki kapıyı hafifçe araladı ve burnuna aşağıda yediği yahninin kokusu çarptı. Hafifçe araladığı kapıdan görebildiği kadarıyla burası pek de büyük olmayan bir mutfaktı. İçeride derbeder halde bir kadının önündeki tencereye soğan doğradığını gördü Mathan ve kapıyı yavaşça kapattı. Bu katta yapabileceği bir şey kalmayınca üst kata geçti.

    Çst katta da onu yan yana üç kapı, holün sonunda da bir başka kapı bekliyordu. Sonra da yeniden üst kata çıkan merdivenler mevcuttu. Mathan yavaşça kapılara doğru ilerledi. Tam ilk kapıya elini uzatmıştı ki durdu. Tam kilit yerinden çıkan, incecik bir tel gözüne çarpmıştı. Tel doğruca kapı kulpuna bağlanmıştı. Bunun büyük ihtimalle bir tuzak olduğu düşüncesi ile Mathan geriye çekildi ve bir sonraki kapıya ilerledi. Diğer kapıda da kapı kulpunun arkasına iliştirilmiş parlak, minicik bir iğne gözüne çarptı.

    Tanrılar aşkına bu ev neydi böyle?!

    Mathan-bu kez yere de kurulmuş alternatif tuzaklara da dikkat ederek-üçüncü kapıya geldi. Kapıyı incelediğinde hiçbir şey bulamadı ve temkinlice kulpu tutup çevirdi. Kapı kilitliydi.

    Bir of çektikten sonra Mathan holün sonundaki kapıya yöneldi. İçeriden belirli aralıklarla şarıltı sesleri geliyordu. Kapıyı inceleyince bir şey bulamayan Mathan, kulpu çevirip kapıyı yavaşça araladı.

    Burası bir banyoydu. Tam kapının karşısında çıplak bir adam tahta bir leğenin içine oturmuş, başından aşağı su döküyordu. Mathan, adamın onu fark etmesini önlemek için tam adam su dökerken şırıltıdan yararlanarak kapıyı kapattı ve bu sefer üst kata yöneldi.

    Mathan bu kez çatı katına varmıştı ve burada onu sadece iki kapı ve merdivenin son basamağına gerilmiş ince bir tel karşıladı. Mathan yavaşça telin üzerinden atladıktan sonra iki kapıya yöneldi.

    İlk kapıda hiçbir tuzak göremedi Mathan ve kapıyı yavaşça ittiğinde kilidin de açık olduğunu fark etti. şık görünümlü bir odaydı. İleride bir masada bir lamba yanıyordu. Lambanın hemen yanında bir parşömen göze çarpıyordu. Odanın sahibinin kıyafetleri yatağın üzerinde serilmişti. Kıyafetler burada olduğuna göre büyük ihtimalle banyodaki adam bu odanın sahibiydi. Mathan, yavaşça masada duran parşömene yaklaştı ve üzerinde neler yazdığını okudu.

    Duncan,

    Az önce Timmy’nin bize getirdiği üçlüyle konuştum ve onları, şehirden çıkartmak karşılığı Lamar’a eşlik etmeye ikna ettim. Bu gece onlar, Lamar’la birlikte Sorpigol’ü deniz yoluyla terk edecekler. Açıkçası o üç salağın başına neyin geleceği çok da umurumda değil, hatta Lamar’a ne olacağı da umurumda değil. Benim tek istediğim konvoydan ele geçirdiğimiz emanetin, sağ salim bir şekilde Cthul Murgos’a varması. Kara yolu ile göndermeye göze alamıyorum çünkü Sorpigol ile Cthul Murgos’un arasındaki bataklığa son zamanlarda bir hidranın dadandığıyla ilgili haberler alıyorum. Mecburen deniz yoluyla göndermek zorundayım. Ama batıya baktığımda pek de hoş olmayan bir şeyle karşılaştım: Batıda çok yoğun bulutlar var. Sanırım oldukça sert bir fırtına yaklaşıyor. Umarım gemi kazasız belasız Cthul Murgos’a varır.

    Sana anlatma fırsatım olmadı, yakın zamanda olacağından da şüpheliyim. Bu yüzden buraya yazıyorum. Dün gece Fırtınayaratan’dan buraya gelmekte olan konvoy, Gargula’dan gelen goblin çeteleri tarafından pusuya düşürüldü. Çeteleri bu bölgeye süren kişinin kimliğini hâlâ bilmiyoruz, ama son anda bizim adamlarımız müdahale etti ve böylelikle konvoyun bekçilik ettiği kutsal emaneti, yani Fırtına Küresi’ni ele geçirdik.

    Çeteleri örgütleyen şahısı kaybettik. En son görüldüğüne göre konvoydaki birkaç cesedi taşıttığı goblinlerle gözden kaybolmuş. Ama onunla sonra ilgileniriz. Asıl önemli olanı, Fırtına Küresi’nin bizim elimizde olması.

    Bu gece Oren Tapınağı’na son bir saldırı yapılacak. Bu gece tüm önemli kişiler temizlenecek. Çnceki hatamızı tekrarlamayacağımız konusunda Usta’ya söz verdik. Aldığım bilgilere göre zaferimiz kesinleştiğinde Usta, tapınağa bizzat teşrif edecek. Saldırı planımızı biliyorsun Duncan. Plan aynen geçerli. Sakın ola şövalyelerin hedefini saptırmayı unutma.

    Usta’nın lütfu üzerinde olsun.

    Richard


    Mathan öğreneceğini öğrenmişti. Bununla birlikte odadan temkinli bir şekilde ayrıldı ve yandaki odaya geçti. Kapıyı yavaşça açtığında karanlık bir odayla karşılaştı. Sadece bir masada tek bir mum yanıyordu. Masanın arkasında sandalyede oturan bir adam, bomboş bakışlarla gözlerini mum alevine dikmişti. Mathan adamın tam karşısında olmasına rağmen adam hiçbir tepki vermemişti. Mathan gibi birisinin bunu anlaması çok da zor değildi: Bu adam Sanat’la uğraşıyordu ve şu anda bir trans halindeydi.

    Transın ne kadar süreceğini bilmiyordu, ama bu süreyi değerlendirmeliydi. Sanat’ı çalışan bir rakibin kazandıklarını araştırma amacıyla Mathan odada yavaşça turlamaya başladı. Keskin elf gözleri sayesinde mum ışığında bile odayı inceleyebiliyordu. Oda hayli dağınıktı. Bir köşede pek çok iksir şişesi yığılmıştı. Kıyafetler, yatağın üzerine fırlatılmıştı. Ortalıkta hiç kitap görünmüyordu. Bu dağınıklığın ortasında Mathan’ın dikkatini asıl çeken şeyler, bir sehpanın üzerindeki bir yüzükle bir parşömendi.

    Mathan yavaşça bu ikisine ilerledi ve yüzüğü eline aldı. İnce, altın bir yüzüktü. Tepesinde fazlasıyla parlak bir yakut oturtulmuştu. Bu karanlıkta bile yakutun içinde oynaşan hafif kırmızı ışıklar belli oluyordu. Mathan eline parşömeni alıp mumun ışığına çevirerek incelediği zaman bunun bir büyü parşömeni olduğunu hemen anladı. Ama o an incelemesine rağmen bunun hangi büyüye ait olduğunu anlayamamıştı.

    Alt kattan bir kapının kapanma sesi geldi ve boğaz temizleyen bir öksürüğün ardından merdivenlerin gıcırtısı duyuldu.

    _________________
    All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

    Power demands sacrifice.
    Back to top View user's profileSend private message
    Lord Necros
    BaÅ?büyücü





    Joined: Apr 29, 2005
    Posts: 1916
    Location: Necropolis

    PostPosted: Tue Nov 28, 2006 8:19 pm Reply with quoteBack to top

    Murdoc tapınağın girişine yaklaşırken girişteki iki muhafız onu dikkatle süzdü. Daha dün geceden Murdoc anlamıştı ki Sorpigol’deki askerlerin ve şövalyelerin çoğu paranoyaktı. Nedeni ise belirsizdi. Fazlasıyla mültecinin varlığı doğruydu, ama bu böyle paranoyak olmak için yeterli bir sebep miydi? O bakışlarla karşılaşınca Murdoc neredeyse geri çevrileceğini düşünmüştü. şükür ki muhafızlar dün geceki muhafızlardı ve Murdoc’u geceden hatırlıyorlardı. O yaklaşırken birisi başıyla selam verdi ve elini kaldırıp geriden birisini çağırdı.

    Başka bir muhafız Murdoc’un yanına gelip selam verdi ve “Lütfen beni izleyin.” dedi. Murdoc ve muhafız, tapınağın şaşalı bahçesini aşıp binaya girdiler. Koridorlarda ilerlerken Murdoc, binadakilerin fazlasıyla gergin olduğunu fark ediyordu. Çoğu oradan oraya koşturuyor, sanki bir şeyleri yetiştirmeye çalışıyorlardı.

    Muhafız en sonunda bir kapının önünde durdu ve kapıyı üç kez tıklattı. İçeriden bir “Girin.” onayını aldıktan sonra kapıyı yavaşça araladı ve “Efendim, dün gece gelen adamı getirdim.” dedi. “Ah, pekâlâ, onu içeri getir. Sen de görevine dönebilirsin.” diyen hoş bir sesi duydu Murdoc. Muhafız Murdoc’a kapıyı açtı ve Murdoc içeri girdikten sonra selam durup kapıyı kapattı.

    İçeride minik bir çalışma masasında oturan yaşlı, tonton bir adam oturuyordu. Murdoc içeri girince adam yavaşça doğruldu ve elini uzattı. “Hoş geldiniz. Ben Başkâtip Awlinson. Ve siz…” Başkâtip Murdoc’un adını ve geliş gerekçesini açıklaması için sustu.

    _________________
    All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

    Power demands sacrifice.
    Back to top View user's profileSend private message
    Lord Necros
    BaÅ?büyücü





    Joined: Apr 29, 2005
    Posts: 1916
    Location: Necropolis

    PostPosted: Tue Nov 28, 2006 8:20 pm Reply with quoteBack to top

    “Sanırım Kardak’ı kastettin. Eğer öyleyse boşuna yorulmayın, Kardak halkı orayı terk etti. Hepsi Makval’a kaçtı. Bu sıralar herkes oraya göç ediyor. Söylendiğine göre orada her şey normalmiş. Eğer halkınıza yaşayacak bir yer arıyorsanız orayı öneririm. Tabi Makval halkı ne kadar misafirperver olur bilemiyorum.” Druid yavaşça yere eğildi ve parmaklarını toprağa gömdü. Gözlerini kapadı ve birkaç saniye sonra doğruldu. “Arkadaşın bir dakikaya kadar burada olacak. Geri dönüyor.” dedi Peter’e gülümseyerek.

    _________________
    All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

    Power demands sacrifice.
    Back to top View user's profileSend private message
    Lord Necros
    BaÅ?büyücü





    Joined: Apr 29, 2005
    Posts: 1916
    Location: Necropolis

    PostPosted: Tue Nov 28, 2006 8:22 pm Reply with quoteBack to top

    Adam cevap vermedi. Sadece ağır adımlarıyla yürümeye devam etti. Her adımında çıkan minik tangırtılar, Setsuna’ya o pelerinin altında bir zırhın varlığını işaret ediyordu. Adam, sokağın ilerleyen kısımlarında Setsuna’nın önüne geçmişti. İlerlerken Setsuna’ya bakmamıştı bile. Sanki onun oradaki varlığını önemsemiyordu.

    Sokak ileride sağa ve sola olmak üzere ikiye ayrılıyordu. Ayrıma gelen adam hızla iki yana baktı ve sonra sağa saptı. Onu takip eden Setsuna, sol tarafın devam ettiğini gördü. Sağdaki yol ise sadece birkaç metre ötede sola dönüyordu.

    Sola döndüğünde Setsuna neredeyse adamla çarpışıyordu. Tam önlerinde tahta, yıpranmış bir kapı vardı. Adam kapıyı ittirip açmaya çalışıyordu ama nafile, kapı kilitliydi.

    “Hangi salak kilitledi bunu.” diye mırıldandı adam. Kilidi açmaya çalıştı. Birkaç saniye boyunca kilitle boğuştuktan sonra okkalı bir küfür salladı, gürzünü havaya kaldırdı ve hızla kilide savurdu. Tahtanın çıtırtısı eşliğinde kilit parçalanırken adam hıhladı. Sonra eliyle kapıyı açtı.

    “Gir içeri bakalım.” dedi adam. Setsuna’nın görebildiği kadarıyla içerisi karanlıktı. Setsuna yavaş adımlarla içeri girerken adam onu sırtından kabaca itti ve sonra içeri dalıp kapıyı kapattı.

    Birkaç saniye karanlıkta kaldıkları sırada Setsuna’nın kalp atışlarını hızlanmış, nefes alış verişi artmıştı. Kapının kırık kilidi dışında hiçbir yerden ışık gelmiyordu ve oradan gelen ışık da son derece yetersizdi. Sonra bir hafif bir tık sesi duyuldu ve bir ateş yandı. Adam, minik bir lambayı yakmıştı. İşte ancak o zaman Setsuna bulunduğu yeri görebilmişti.

    Belli ki depo olarak kullanılan bir yerdeydi Setsuna. Çok küçük bir odaydı burası. Pek çok kirli çamaşır buraya yığılmış ve ortama pis bir koku yaymıştı. Tozlu kutular bir köşede üst üsteydi. Kocaman, aynalı bir dolap, kenarları dolabın yanlarından görülebilen bir kapının arkasına çekilmişti. Bir komidi ve bir masa yan yana duruyorlardı. Tozlu bir sandalye, yere rasgele serilmiş bir paçavranın yanındaydı. Adam, Setsuna’nın gözü önünde komidiyi kırdığı kapının arkasına itti ve sonra da lambayı komidinin üzerine koydu.

    “Eee, anlat bakalım.” dedi adam Setsuna’ya tozlu sandalyeyi işaret edip oturmasını ima ederek “Tapınağın seninle ne derdi varmış?”

    _________________
    All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

    Power demands sacrifice.
    Back to top View user's profileSend private message
    Lord Necros
    BaÅ?büyücü





    Joined: Apr 29, 2005
    Posts: 1916
    Location: Necropolis

    PostPosted: Tue Nov 28, 2006 8:23 pm Reply with quoteBack to top

    Xanthroat duasını bitirdi ve kollarını göğsünde kavuşturarak Oren Tapınağı’nı izlemeye başladı. Keşişin geri dönmesini bekliyordu. Gerçi keşiş oraya hangi amaçla gittiğini ona hiç söylememişti. Bu yüzden keşiş geri döner miydi, onu bile bilmiyordu. Belki de Oren Tapınağı’na mensup birisiydi.

    Güneşin son ışıkları da kaybolurken evlerine gitmek için acele eden insanlar caddede Xanthroat’a cins cins bakıyorlar, bazıları da onun boyutunda birisini bile fark etmeyip kazara ona çarpıyorlardı. Çyle ya da böyle, artık sabırsızlıkla pençemsi ayağıyla yerde tempo tutan Xanthroat, çevredeki ahalinin ilgisini çekmişti. Sonuç olarak bir insan hayatında kaç tane yarı altın ejderha görebilirdi ki? Onu izleyen insanların bazıları korkuyla, bazıları ilgiyle, bazıları acımayla, bazıları ise tiksintiyle bakıyordu. Çyle ya da böyle, Xanthroat henüz kendisiyle ilgilenmeyen birisini görememişti ve o keşiş tapınaktaki işini uzattıkça insanlar sanki ayı oynuyormuş gibi onu izlemeye devam edeceklerdi.

    Ve en sonunda Xanthroat bir of çekti ve bu sefer o, çevresine bakınmaya başladı. Ve bu kez tüm o cins bakışların ortasına, bir tanesi fazlasıyla dikkatini çekti.

    Oradaydı. Bir binanın kapı pervazının gölgesinde durmuş, Xanthroat’ı izliyordu. Xanthroat’ın ilgisini çekmesini ilk sebebi görüntüsüydü. Adam uzun boyluydu ve dimdik duruyordu. Sırtında tuhaf ve oldukça büyük bir kılıcın kabası görünüyordu. Belinde ise başka, tuhaf bir silahın kabzası göze çarpıyordu. Adamın kafası kazınmıştı. Çenesinden aşağı doğru doğru ince bir şekilde uzanan keçi sakalı vardı. Sol omzundan yukarı altın bir omuzluk yükseliyor, omuzluğun üzerine bir sıra dizilmiş, üzerine rünler çizilmiş bez parçaları gece meltemi ile hafifçe savruluyordu. Kızıl cüppesinin yüksek yakalığı boynunu sarıyor, cüppenin açılmış önünden adamın göğsünde yine sarı bir zırh bulunduğu görünüyordu. Adamın sol bileğinde de yine sarı bir bileklik vardı. Söz gözünde ise kırmızı bir gözlük sıkıştırılmıştı.

    Adam hiç kıpırdamıyor ve tepesindeki tabeladan bir han olduğu anlaşılan binanın kapısının pervazında öylece Xanthroat’a gözünü dikmiş bakıyordu.

    _________________
    All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

    Power demands sacrifice.
    Back to top View user's profileSend private message
    dekotta
    KutsanmıÅ? KiÅ?i





    Joined: Apr 10, 2005
    Posts: 233

    PostPosted: Tue Nov 28, 2006 11:07 pm Reply with quoteBack to top

    "İri cüssenle saflarımıza yardımın dokunur "

    Bu sözü Dekotta birçok kez duymuştu ve genelde "becerikli savaşçıları oklardan iyi korursun salak herif " anlamında kullanırdı komutanlar bu sözü. Karşısındaki drowun da bu anlamda kullanıp kullanmadığını merak etti Dekotta ve istemeden dişlerini sıktı, yüzünde bir anlığına hiddet şekil buldu. Bu esnada drow da sözünü bitirmiş, *O* nun dualara cevap vermediğini söylemişti.

    Dekotta ne yaptığını geç farketti, burada, bu adamın karşısında duygularını belli etmek ölüm getirebilirdi ve az önce bariz bir şekilde sinirlenmişti.

    "Kahretsin be adam, az duyglarına hakim ol " diye kendi kendini azarladı bilge rahip. Her zamanki gibi yavaş düşünüyordu ve bunun bir zaman hayatına mal olmasından korkuyordu.

    "Umarım verdiğim tepkiyi *O* dualarımıza cevap vermediği için kızdım diye anlar " diye içten içe ümit etti dev cüsseli adam ve

    "Seni seçkin bir guruba veriyorum " sözü moralinin yeniden yerine gelmesine neden olmuştu.

    "*O*nun için ne kadar çok iş yaparsam benim için o kadar büyük onurdur komutan " dedi ve çekilebilirsin sözü ile de odadan çıktı.

    Saldırı muhtemelen çok yakında olacaktı, deneyimli rahibin dinlenmek için çok fazla fırsatı olmayacaktı. Bu nedenle hemen dinlenmek için bir yer bulmalı ve uzun süredir yorgun olan bedenine ufak bir dinlenme molası vermeliydi.

    Buraya ilk geldiğinde götürüldüğü salona doğru giderken kafasında onlarca tilki dolaşıyordu. Yeminer tapınağındaki bir taş ? Değerli bir taş ? Ne olabilirdi ki ? Her ne olursa olsun Dekotta için önem arzediyordu, hangi safta olursa olsun bu taş önemliydi ve onu almak için bir başrahibi de rahatça harcayabilirdi. Yeminer tapınağının tarihini araştırmıştı ama nedense bu taşın varlığı ile ilgili bişey bildiğini sanmıyordu.

    Daha önce yaşadığı Yeminer tapınağının yanında bir kibrit kutusu gibi kalan tapınak denilen şeye küçümseme ile göz attı Dekotta ve ardından dinlenebileceği bir yere çekilip zamanın gelmesini bekledi.

    Kılıcını bileme vakti gelmişti artık. Kan, ölüm kokusu alıyordu sadist rahip, keseceği kişiler Yeminer inanı ya da başka birisinin... hiç önemi yoktu, ölüm onun saygı duyduğu ve beslemek istediği tek şeydi ve bunu beslemek için fırsatı olacak gibi görünüyordu. Sıkıca dev kılıcının kabzasını kavradı devasa adam ve dinlendi, gelecekteki kanlı saatlerin hayalleri ile bedeninin gevşemesine izin verdi.
    Back to top View user's profileSend private message
    SacoKhan
    Forum Yöneticisi





    Joined: Mar 10, 2005
    Posts: 2585
    Location: YalnızlıÄ?ın hüküm sürdüÄ?ü yerden

    PostPosted: Wed Nov 29, 2006 11:11 am Reply with quoteBack to top

    şimşek kendisine etkili yumruk atan adama bir anda sinirlenmişti. Zewbrim'in peşindeydi adam, fakat bunu niye yaptığını anlamamasına rağmen engel olmalıydı bu duruma. Kılıçlarını çekip adamın peşine depar atmaya başladı.

    "Zewbrim! Dikkatli ol!"

    RP dışı: Eğer o adama yetişebiliyorsam saldırıya geçmek istiyorum, tam olarak mesafeyi bilmediğim için sadece depar atıyorum dedim...

    _________________
    And i still wonder if you ever wonder the same!...
    Back to top View user's profileSend private messageICQ Number
    Edmond
    Kullanıcı
    Kullanıcı





    Joined: Jul 03, 2006
    Posts: 5509
    Location: Ã?anakkale

    PostPosted: Wed Nov 29, 2006 3:37 pm Reply with quoteBack to top

    Edmond artık iyice alışmıştı.Sanki artık acıma duygusu yoktu.Acımak acımak insanlara mahsustu.O ise insan değildi.
    Doğanın kanunu bu olmalıydı.Oysa o hep süt olarak büyütülmüştü.Yaşamak için ölmek gerekiyordu.Ya da ölmek için yaşamak gerekiyordu.
    Edmond ilk başta ne düşüneceğini bilemedi.Acımıyordu fakat kararsızdı.Yememeliydi ancak o zaman açlıktan ölürdü.Çaresizce Minataur'un karnından bir parça eti tek hamle ile kopardı ve ağzına attı.İnanılmaz tatlıydı.Ardından minotaur'un göğsüne ayağıyla basıp pençelerini kalbine sapladı.Kalbini çekip ağzına attı.Ardından da diğer kalan yığını sadece bir kemik torbasına çevirdi.

    _________________
    I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.

    The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.

    I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.

    -Freddie Mercury
    Back to top View user's profileSend private messageSend e-mailVisit poster's websiteYahoo MessengerMSN Messenger
    Firble
    Forum Yöneticisi





    Joined: Mar 12, 2004
    Posts: 6496

    PostPosted: Wed Nov 29, 2006 7:45 pm Reply with quoteBack to top

    Peter elfe Eğer haklıysanız sanırım oraya gitmemiz daha doğru olacak dedi. Ama Kardak a bir uğramamız da iyi olurdu. Bizi buraya gönderen kişi nasıl desem, kurallara biraz aşırı bağlı. Aslında nereye yollarsak yollarım diyardaki çürüme sanırım her yerde değil mi? diye ekledi biraz da kendisi ile konuşur gibi.

    Sonra tekrar adama döndü. Eğer arkadaşım da burada olacaksa yola çıkalım. Ne de olsa bizi bekleyen bir görev var. Sizinle daha uzun süre burada kalmak isterdim. Ama... Biraz durakladıktan sonra ekledi. Zaten yolda da konuşuruz değil mi?

    _________________
    HARBE GÄ°DEN
    Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
    Orhan Veliden
    Back to top View user's profileSend private message
    mikael
    Kullanıcı
    Kullanıcı





    Joined: Apr 07, 2006
    Posts: 692

    PostPosted: Thu Nov 30, 2006 6:10 pm Reply with quoteBack to top

    Setsuna sandalyeye oturmadan önce bu ilginç adamı dikkatlice süzdü. Adamın davranışlarından en azından adaletli biri olduğuna kanaat getirdi ve oturup hikayesini, büyüye kapılışı ve evden kaçışı da dahil olmak üzere bir bir anlatmaya başladı...
    Back to top View user's profileSend private messageMSN Messenger
    Display posts from previous:      
    Post new topicThis topic is locked: you cannot edit posts or make replies.


     Jump to:   



    View next topic
    View previous topic
    You cannot post new topics in this forum
    You cannot reply to topics in this forum
    You cannot edit your posts in this forum
    You cannot delete your posts in this forum
    You cannot vote in polls in this forum


    Powered by phpBB © 2001 phpBB Group

    :: HalloweenV2 phpBB Theme Exclusive ::
     
    FRPWorld.Com ülkemizdeki fantezi edebiyatı ve frp sevenleri bir araya getirmeyi amaçlayan bir web sitesidir. 2003 yılında kurulmuş olan sitemiz kullanıcı ve yöneticilerimizin katkıları ile büyüyüp Türkiyenin en büyük frp sitelerinden birisi olmuştur. Galerisi, indirilecekler kısmı, akademisi, yazarları ile sitemiz tam bir frp hazinesidir. FRPWorld sizin de desteklerinizle böyle olmaya devam edecektir. FRP'nin doyumsuzca yaşandığı bu diyara hoş geldiniz.

    FRPWorld, yeni bir frp dünyası


    Sitede bulunan yazı, doküman ve diğer içerikler siteye ait olup başkaları tarafından kopyalanması, dağıtılması ya da ticari amaçla kullanılması yasaktır.
    Siteye yapmış olduğunuz katkılar frpworld.com'un olup bunları yayınlama ya da yayınlamama hakkı site yöneticilerine aittir.


    Sayfa Üretimi: 0.54 Saniye