Frp World Ana Menü
  • Frp World
    » Anasayfa
    » Forum
    » Anketler
    » Akademi
    » Kitap Tanıtımları
    » Haber Arşivi
    » Haber Gönderin
    » Makale Gönderin

  • Üyelere Özel

  • Kişisel
    » Hesabınız
    » Özel Mesajlar
    » Üye Listesi
    » Üye Arama
    » Siteden Çıkış

  • Site Bilgileri
    » Top10
    » Site Hakkında Yorumlarınız
    » İstatistikler
    » Destekleyen Siteler

  • Kullanıcı Menüsü
    Hoşgeldin, Diyar Gezgini
    Üye Adı
    Şifre
    (Kayıt Ol)
    Üyelik:
    Son Üye: etukux
    Bugün: 8
    Dün: 14
    Toplam: 37034

    Şu An Bağlı:
    Ziyaretçi: 268
    Üye: 1
    Toplam: 269

    Şu An Bağlı:
    01 : etukux

    FrpWorld.Com :: View topic - Sonsuz Güneşin Koruyucuları: Kadim Savaşçının Yolu
    Forum FAQ  |  Search  |  Memberlist  |  Usergroups   |  Register   |  Profile  |  Private Messages  |  Log in

     Sonsuz Güneşin Koruyucuları: Kadim Savaşçının Yolu View next topic
    View previous topic
    Post new topicThis topic is locked: you cannot edit posts or make replies.
    Author Message
    Lord Necros
    BaÅ?büyücü





    Joined: Apr 29, 2005
    Posts: 1916
    Location: Necropolis

    PostPosted: Wed Nov 08, 2006 10:03 pm Reply with quoteBack to top

    Gözlerini titreştirerek açtı. Neredeydi? Hatırlayamıyordu. O kadar güzel rüyalar görmüştü ki. Yemyeşil kırlarda beyaz mermerlerden binalar… Pek hatırlayamıyordu doğrusu, ama o da oradaydı…

    Illyra…

    Kaç gün olmuştu? Kaç hafta olmuştu onsuz geçen? Belki çok azdı, belki çok fazla. Astral Boyut’ta zamanı hesaplamak imkânsızdı. Ama şunu biliyordu Nimarien: Gerçekte ne kadar geçerse geçsin, onun için bir ömür gibi gelmişti.

    Yavaşça yattığı yerden doğruldu ve odaya uyku mahmuru gözlerle bakındı. Slach ve Azazel diğer iki yatakta Düş’e dalmışlardı. Görünen o ki ilk uyanan Horcoel’di.

    Doğrulduğu yatağa tekrar uzandı. O kadar yorgundu ki odaya girer girmez kendisini yatağa atmıştı. Ne kadar zamandır doğru düzgün dinlenememişti? şöyle bir düşünüyordu da, oldukça uzun zaman olmuştu. En son Cervantes’in On Kasaba’daki toplantısına katılmadan önce dinlenme fırsatı bulmuştu büyük ihtimalle. Toplantının hemen ardından Oren’in kontrol ettiği bir kız ceseti onu Thorgoriath’a cisimlendirmişti. Orada da drowlarla bazı hoş olmayan deneyimler yaşadıktan sonra On Kasaba’ya geri dönmüş ve orayı yıkılmış halde bulmuştu.

    Ya sonra? Kaleye gittiklerinde bile hiç durmadan savunma için çalışmıştı. Ve sonra da savaş patlak vermişti. Ardından da Astral Boyut… Evet, uzun zamandır ilk kez şimdi dinlenme fırsatı bulabilmişti.

    Bedeni her ne kadar Astral Boyut’ta olsa da, zihni değildi. Zihni uzaklarda, terk ettiği bir ekboyutta, bir mağara kompleksinde katledilen sayısız masumun görüntülerindeydi. Zehiran Tuuker’in zihninden ele geçirdiği görüntüler… Sayısız masumun, sadist bir tanrının egosunun tatmin edilmesi için amaçsızca katledildiği görüntüler…

    Zehiran’ın zihninden duyduğu çığlıklar da düşüncelerinde yankılanıyordu. Haykıran çocuklar, yalvaran kadınlar, acı çeken yaşlılar… Tüm bunlara değer miydi? Gerçekten hepsinin yaşamına değer miydi?

    Ya onlar gittikten sonra kaleye ne olmuştu? Umutsuz savunucuların akıbeti ne idi?

    Belki de bunu hiç öğrenemeyecekti.

    Nimarien Celebthalion namı diğer Horcoel Baator, yatakta doğruldu ve gözü kılıçlarına gitti. Belki biraz idman yaparsa zihnini dağıtabilirdi. Buna gerçekten de ihtiyacı vardı.

    Kılıçlarını kaptığı gibi görünmeyen düşmanlara savuruyor, onları öldürmek için çeşitli hamlelerde bulunuyordu. Her hamlesinde karşısındakilerin aslında orklar olduğunu düşünüyordu. Orklar… Çnce ailesini almışlardı ondan, şimdi de tüm On Kasaba halkını.

    “şunu ne zaman keseceksin?”

    Horcoel irkilerek gerçekliğe döndü ve Slach ile Azazel’in onu izlemekte olduklarını gördü. Uyku mahmuru gibi bile durmuyorlardı. Belli ki uyanalı bir süre geçmişti. “O kadar gürültü çıkartıyorsun ki uyumamıza müsaade etmedin.” dedi Slach sırıtarak. Pek de rahatsız olmuş gibi görünmüyordu. Horcoel bir şey diyemeden Azazel ayağa kalktı ve Horcoel’in bunca vakit fark etmediği bir şeyi-masanın üzerinde duran bir notu-aldı ve yüksek sesle okudu.

    “SAKIN ODADAN ÇIKMAYIN!

    Ben olmadan odadan çıkmayı denemeyin bile. Her ne kadar Tüccar Mahallesi githyanki dışı ırklara açık olsa da sizler mimlenmiş kişilersiniz. Yalnız başınıza dolaşmanız şu anda çok riskli. Yanınızda mutlaka bizden birisi olmalı. Bu yüzden mutlaka BEN GELENE KADAR BEKLEYİN. Odadan dışarı adımınızı bile atmayın. Hanlar sık sık devriyeler tarafından kontrol edilir. Bu yüzden yan odaya geçmeye bile çalışmayın.

    Ah bu arada, günaydın.

    Sevgilerle,
    Nejah”


    Bir an üçü de birbirlerine bakakaldılar. Ne yani, şimdi odaya tıkılıp kalmışlar mıydı?

    _________________
    All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

    Power demands sacrifice.
    Back to top View user's profileSend private message
    Horcoel_Baator
    SeçilmiÅ? SavaÅ?çı





    Joined: Oct 22, 2004
    Posts: 673
    Location: BoÅ? boÅ? gezindigi Ankara sokaklarından..

    PostPosted: Thu Nov 09, 2006 4:55 pm Reply with quoteBack to top

    Yarımelf bakışlarını önce Slach a ardından Azazel e kaydırdı..Duraksadı..Derin bir nefes çekerek kılıçlarını parmaklarında döndürüp kınlarına geri yerleştirdi..

    ''Bunun anlamı ne biliyormusunuz..'' dedi parmağıyla Azazel i göstererek..''Elime düştünüz o halde her istediğimi yapacaksınız..''Kendi kendine söylenmeye başlayarak oda içersinde volta atmaya başladı..O ilerlerken adeta mavi bir gölgesi gibi görünen altın işlemeli pelerini arkasından süzülerek onu takip ediyor,şovalyenin düşünceli görünüşünü orada bulunan her varlığa hatırlatıyordu..

    ''Buradan çıkmayın..Beni bekleyin..Dışarda sizi tekrar götürebilirler..''

    Duraksadı ve somurtarak yatağa çömelerek oturdu..Karamsarlıkla dolu bir biçimde başını öne eğdiğinde platin sarısı saçları tüm yüzünü örtüyordu..

    ''Keşke bunun bir faydası olsa..Yani beklemenin..Yani birisi beni anlıyabiliyormu acaba..Onkasabada bekledik..Tapınakta bekledik..Savaşta bile oldugumuz yerde bekledik..Sonuç olarak ne yaptık..Sadece bekledik..Ve birşeye faydası oldumu peki..''Bir cüce gibi söylenmeye devam ederken tek eliyle tekrar bir kısa kılıcını çıkartarak yere Illyra nın rüyasında göründüğü hayali bir şeklini çizmeye çalıştı..

    Başını kaldırdı ve karşısındakilere kendinden emin ve sert bir bakış attı..Ancak bir o kadar da hüzün dolu olan bu bakışlar şovalyenin kalbinde gizli olan gerçeği açığa vurmuştu belkide..Herşey bitiyordu..Horcoel Baator..Canlı kalmayı beceren yüzkarası başarısızlıklarıyla beraber mezara gidiyordu..

    Hiçbirşey olmazsa bile insanların kurtulacak olmasını diledi içinden..Çnemli olması gereken tek şey insanların hayatıydı..Çyleydi de..Zaten bu işi bu yüzden yapıyordu..Barışın sağlanması için..

    Düşündü..

    Sonuçta onun umut dağıtan bir önder olması gerekiyordu..Ama kendi umudunu kaybeden birisi nasıl bir önder olabilirdiki..Kendisini sanki tüm gücünü kaybetmiş gibi hissediyordu..İçinde bir yerde kalbinin derinliklerinde o eski hissettiği gücü bulamıyormuş gibi hissetmeye başlamıştı..Aslına bakılırsa bu duygu çok daha uzun bir zamandır vardı..Ama ne zaman birisi kendisine ihtiyaç duysa bir şekilde içindeki güce ulaşmasını bilirdi..Nasıl yaptıgını kendisi de bilmezdi..Ama bir şekilde kendisine ihtiyacı olan kimseleri yarı yolda bırakmazdı..

    ''Hadi Nimarien bunu yapabilirisn..Kendine gel..''

    ''Hayır..Lütfeeenn..''

    Horcoel sıkıntıyla gözlerini yumdu..Olmuyordu..İçinde kendisine beslediği bir nefret belirmişti anladığı kadarıyla..Ne zaman kendi kendisiyle barışıklıgını kurmaya çalışsa zihninde yakaran birisinin çığlığını duyuyordu..Ondan yardım isteyen birisinin..

    ''Oren e dua edin Oren sizi koruyacaktır..''

    ''Sir Horcoel neredesiniz..''


    Ellerini gözlerinin önünde bitiştirdi..Ve oturduğu yerden sessizce gözlerinden yaşların akmasına izin verdi..Yaşlar hem kendi hatası için,hemde boşu boşuna kaybolan her insan ruhu için akıyordu..O orada olmalıydı..Yardım etmeliydi..Tüm o insanlar katledilmişti..O orada olamamıştı..Neden..Neden bu kadar kan dökülmüştü..Bu kadar katliam bu kadar acı..Tüm evrene hakim olan bu tiranlık düşüncesi neden bu kadar önemliydi..Hepimizin ölümlü olarak yaşadıgı bu evrende neden herkez zorbalıkla üstlünlük kurmaya çalışır ve bu uğurda tonlarca hayatı heba ederdi..

    Heryerde sesini duyuyor gibiydi insanların..Sanki milyonlarca el ona uzanıyor ve kendisini orcların dehşetinden korumaları için kendisine yalvarıyordu..Neden uzanamıyordu onlara..Uzaktı..Çok uzak..Ve insanların görüntüsü daha da alçalıyordu o yükselirken..Onların arasına katılmak onları korumak istiyordu ama bir kuvvet çekip götürüyordu onu..

    Görüntüler..Görüntüler..

    Geçmişin görüntüleri.. O kadar fazlaydıki..

    Onkasaba civarı yaptıkları ufak karargah..

    ''Tanıştırayım.. Bu Illyra Vilthas..Lord Oren in sadık şovalyelerinden birisi ve..

    Nişanlım..''


    Başını tuttu..Hafızası çok zorlamaya başlamıştı kendisini..Ancak görüntüler bir türlü durmak bilmiyordu..O kadar hızla geçiyorduki..Vücudu bile gözle görünecek şekilde olmasada titreyip terlemeye başlamıştı..

    Cervantes in çadırı..

    ''Lord Cervantes..Kasabalıları başka yere götürmemiz gerek..Beni dinleyin bu bir çılgınlık..Burada kalıp savaşamayız..Sayımız çok az..''

    ''Senin vatanseverliğine ne oldu şovalye..Bu insanları yıllarca yaşadıkları topraklardan alıkoymak mı istiyorsun..Kazansak da kaybetsek te burada yaşadılar..Gerekirse burada ölecekler..''


    Oren in cehennemi..

    ''Logan..Bu söyledikleri doğrumu..Yeminerle anlaşma mı yaptın..Bana bunun doğru olmadığını söyle..''


    Onkasabayı tamamen canlı olarak gördüğü son yer..

    ''Kovuldun Horcoel Baator..Sen artık bir Oren paladini olmaya layık değilsin..''

    ''Kovuldun...Kovuldun..''

    Ailesinin katledildiği yer ve babasının kendi hatası yüzünden ölümü..

    ''Nimarien..Burada ne işin var..Sana beni beklemeni söylemiştim..Kaaaaaç...''

    Zavallı Thornan..Onu ailesinin ölümünden sonra öz evladı gibi yetiştiren adam..

    ''Seni öz oğlum..Gibi sevdim evlat..Ama artık birlikle oldugumuz şu anlar bizim baba-oğul olarak yazıldıgımız hikayenin son satırları..Ve küçükken sana anlattıgım gibi..Her hikayenin bir sonu vardır..Her insan evladı gibi benimde göçüp gitmem gerekiyor..

    Kendine iyi bak..

    Oğlum..

    Seninle gurur duyuyorum..


    ''Baba..'' dedi mırıldanarak..Nihayet görüntüler sona ermişti..Ancak ter içersindeydi ve gözleri yaşarmaktan kıpkırmızı kesilmiş olmalıydı..

    Elleriyle yüzünü sildi ve başını kaldırarak etrafına baktı..''Eminim beni şu an ne kadar güçsüz ve zayıf buluyorlardır..'' diye geçirdi zihninden..

    ''Yapabilirsin Nimarien..Haydi..Ayağa kalk..Sen güçsüz değilsin..Cehenneme girdin ve çıktın..O kadar kara şeyle yüzleştikten sonra ayağa kalkıp kendi başarısızlıklarınla da yüzleşebilirsin..Bunu yapmak zorundasın..Eğer kendine duydugun nefreti yenersen işte o zaman tekrar eskisi gibi güçlü bir lider olabilirsin..''

    Kendi kendisine konuştugunu bilse bile içinden ''Deneyeceğim Baba..'' diye geçirerek kendini toplamaya çalıştı..Artık yazıda da belirtildiği gibiydi anlaşılan..Geriye sadece beklemek kalmıştı..

    _________________
    ''No matter what I do, no matter how hard I try,
    the ones I love will always be the ones who pay..''
    Back to top View user's profileSend private messageMSN Messenger
    AZaZ3L
    Kullanıcı
    Kullanıcı





    Joined: Mar 20, 2006
    Posts: 117

    PostPosted: Sun Nov 12, 2006 5:12 pm Reply with quoteBack to top

    Azazel elindeki notu buruşturup attı..Gözlerini Horcoel e kaydırdı;
    ''Ne yani burda sıkışıp kaldık mı?!?!?''
    Odanın içinde bikaç tur attı..ardından konuşmasına dewam etti;
    ''Ben burdan çıkalım derim..Sen ne düşünüyorsun Horcoel?''

    _________________
    http://www.travian.com.tr/?uc=tr2_22747
    Back to top View user's profileSend private message
    Horcoel_Baator
    SeçilmiÅ? SavaÅ?çı





    Joined: Oct 22, 2004
    Posts: 673
    Location: BoÅ? boÅ? gezindigi Ankara sokaklarından..

    PostPosted: Sun Nov 12, 2006 8:32 pm Reply with quoteBack to top

    Başını çevirip Azazel e bakındı Horcoel..Kendini biraz daha toplamış ve daha mantıklı kararlar almaya odaklamıştı..

    ''Olman gerektiği kişi ol Nimarién''

    ''Burası bir tuzak değil..Burada sıkışıp ta kalmadık..Çyle olsaydı tüm kozlar karşı tarafın elindeyken bizi burada canlı bırakmaya karar vermezlerdi..Ve kozlar onların elinde olduguna göre bırakalım ilk haraketi karşı taraf yapsın..''

    ''Yani..Bekliyoruz..''

    _________________
    ''No matter what I do, no matter how hard I try,
    the ones I love will always be the ones who pay..''
    Back to top View user's profileSend private messageMSN Messenger
    AZaZ3L
    Kullanıcı
    Kullanıcı





    Joined: Mar 20, 2006
    Posts: 117

    PostPosted: Mon Nov 13, 2006 5:19 pm Reply with quoteBack to top

    Azazel sıkıntısını belirten bir iç çekti..Ve yatağına uzandı..

    _________________
    http://www.travian.com.tr/?uc=tr2_22747
    Back to top View user's profileSend private message
    Lord Necros
    BaÅ?büyücü





    Joined: Apr 29, 2005
    Posts: 1916
    Location: Necropolis

    PostPosted: Wed Nov 15, 2006 7:34 pm Reply with quoteBack to top

    Slach bir köşede sessizce havaya attığı bir sikkeyi yakalamaya çalışıyor, Azazel sıkıntıyla yatağında uzanıyordu. Horcoel ise sıkıntılı bir şekilde odada volta atıp duruyor ve Nejah’ın gelmesini bekliyordu.

    Daha sadece yarım saat olmuştu ve sen gelen vardı ne de giden. Sanki vakit geçmemekte ısrar ediyor, Nejah’ı-her neredeyse-gelmemesi için telkin ediyordu.

    Bir yarım saat daha geçti. Azazel artık yarı uyuklar vaziyetteydi. Slach sıkıntıyla hançerini bileyliyordu. Horcoel ise daha fazla volta atmaya dayanamayarak kendisini yumuşak bir koltuğa gömmüştü.

    Kapı aniden savrularak açıldı ve bir şekil hızla içeri daldıktan sonra kapıyı hızlıca kapattı. Horcoel, Slach ve Azazel aynı anda ayağa fırlayıp kılıçlarını çektiler ama gelen şekil ellerini havaya kaldırdı. “Hoo sakin oldun! Sadece benim!”

    Nejah’ı tanıyan üçlü silahlarını indirerek yerlerine oturdular. Horcoel’in kulağına Slach’ın “En sonunda.” diye mırıldandığı çalındı. Nejah kendisine bir sandalye çekip oturdu.

    “Sizi bu kadar beklettiğim için özür dilerim ama hızlı davranmam gerekiyordu. Biliyorum, size olanları anlattığım zaman bana kızacaksınız ve size danışmadığım için öfkeleneceksiniz. Ama inanın Tu’narath’ta işler fazla çabuk ilerliyor ve benim de zaman kaybetme gibi bir lüksüm yoktu.

    Çncelikle şunu belirteyim ki diğer üç arkadaşınız artık burada değiller. Takdir edersiniz ki Zyladeus’la dövüşmeniz pek akıllıca olmayacaktır. İçeriden çalma gibi bir şansımız da pek yok korkarım. Zyladeus inini güçlü büyülerle koruyor. İşte bu yüzden geriye tek bir çaremiz kalıyordu: Zyladeus ile pazarlık masasına oturmak.

    Zyladeus’a verebileceğiniz hiçbir şey yok. Çyle zalim bir varlık da sizin diyarınızın halini pek önemsemez. Küreye gelince…eh, o başka bir konu. Ama bunu açıklamamız benim ve ortaklarımın deşifre olması anlamına gelir ki bu da bizim işimize yaramaz. Nitekim bizim yokluğumuzda siz de başarılı olamazsınız, değil mi?”
    Nejah sırıttı ve kaldığı yerden devam etti. “Arkadaşlarınızı, Zyladeus ile pazarlık yapabileceğimiz kıymetli bir şeyi almaları için gönderdim. Tu’narath’tan çıktılar ama buraya çok da uzak değiller hani.

    Siz ise apayrı bir konusunuz. Korkarım ki siz uyurken elime geçen bazı bilgiler ışığında ihanete uğradığımızı keşfettim. Bizim tarikatımızdan bir hain, sizleri ve bizi ispiyonlamış. Hainin daha neleri anlattığını bilmiyorum, ama daha fazlasını anlatmadan ortadan kaldırılması gerek.

    Biliyorum, sizden o haini öldürmenizi istemek çok kabalık. Tu’narath’ta yaşayan birisi olarak bunu ben yapmalıydım. Lâkin sorun şu ki bizim deşifre olma ihtimalimiz çok yüksek. Siz ise ayrı bir konusunuz. Sizin görünüşünüzü biraz değiştirdikten sonra sizleri hainin bulunduğu eve yollayacağım. Hain ve soruşturmayı yürüten githyanki çavuşu aynı yerde bulunmaktalar şu anda. Hainin itirafından beri o haldeler. Çavuşun ne kadar resmi açıklamada bulunduğunu da bilmiyorum. Bu yüzden hainin yanında çavuşu da öldürmeniz gerekecek.

    Elimde üçünüz için iksirler var. Bunlar sizin görünümünüzü githyankiye çevirecek. Aynı yüz hatlarına sahip olsanız da ırkınız githyanki gibi görünecek. Bu yüzden deşifre olmanız mümkün değil.”


    Nejah’ın gözlerindeki ciddiyet parıltısı yerini sıkıntıya bıraktı.

    “Sizi buna zorladığım için çok üzgünüm. Ama korkarım ki başka seçeneğim yoktu. Hain bize ihanet edeli çok az bir zaman oldu, bu yüzden çoğu yetkilinin bundan haberi yoktur. Ama çavuşun şahsi muhafızları şüphesiz hepimizi biliyordur. Bu yüzden hiçbir adamımı yollamayı göze alamam. Çte yandan kendi kaynaklarım da başka işlerle ilgilenecekler: Sahte evraklar, başka suikastler vs.”

    Nejah sırtını sandalyeye yasladı.

    “Evet beyler, bir sorunuz var mı? Aksi takdirde iksirleri size takdim edeyim.”

    Nejah pelerinini açtı ve kemerine asılı büyük bir keseden üç küçük şişe çıkarttı. İçlerinde siyah sıvılar görünüyordu.

    “Gideceğiniz yer buradan on beş dakika mesafede. Bu iksirlerin süresi ise bir saat. Bu sayede iksirin etkisinin görevinizi tamamlamadan bitmesi pek mümkün değil.”

    _________________
    All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

    Power demands sacrifice.
    Back to top View user's profileSend private message
    Horcoel_Baator
    SeçilmiÅ? SavaÅ?çı





    Joined: Oct 22, 2004
    Posts: 673
    Location: BoÅ? boÅ? gezindigi Ankara sokaklarından..

    PostPosted: Sun Nov 19, 2006 9:26 pm Reply with quoteBack to top

    Lord Necros wrote:
    Slach bir köşede sessizce havaya attığı bir sikkeyi yakalamaya çalışıyor, Azazel sıkıntıyla yatağında uzanıyordu. Horcoel ise sıkıntılı bir şekilde odada volta atıp duruyor ve Nejah’ın gelmesini bekliyordu.

    Daha sadece yarım saat olmuştu ve sen gelen vardı ne de giden. Sanki vakit geçmemekte ısrar ediyor, Nejah’ı-her neredeyse-gelmemesi için telkin ediyordu.

    Bir yarım saat daha geçti. Azazel artık yarı uyuklar vaziyetteydi. Slach sıkıntıyla hançerini bileyliyordu. Horcoel ise daha fazla volta atmaya dayanamayarak kendisini yumuşak bir koltuğa gömmüştü.

    Kapı aniden savrularak açıldı ve bir şekil hızla içeri daldıktan sonra kapıyı hızlıca kapattı. Horcoel, Slach ve Azazel aynı anda ayağa fırlayıp kılıçlarını çektiler ama gelen şekil ellerini havaya kaldırdı. “Hoo sakin oldun! Sadece benim!”

    Nejah’ı tanıyan üçlü silahlarını indirerek yerlerine oturdular. Horcoel’in kulağına Slach’ın “En sonunda.” diye mırıldandığı çalındı. Nejah kendisine bir sandalye çekip oturdu.

    “Sizi bu kadar beklettiğim için özür dilerim ama hızlı davranmam gerekiyordu. Biliyorum, size olanları anlattığım zaman bana kızacaksınız ve size danışmadığım için öfkeleneceksiniz. Ama inanın Tu’narath’ta işler fazla çabuk ilerliyor ve benim de zaman kaybetme gibi bir lüksüm yoktu.

    Çncelikle şunu belirteyim ki diğer üç arkadaşınız artık burada değiller. Takdir edersiniz ki Zyladeus’la dövüşmeniz pek akıllıca olmayacaktır. İçeriden çalma gibi bir şansımız da pek yok korkarım. Zyladeus inini güçlü büyülerle koruyor. İşte bu yüzden geriye tek bir çaremiz kalıyordu: Zyladeus ile pazarlık masasına oturmak.

    Zyladeus’a verebileceğiniz hiçbir şey yok. Çyle zalim bir varlık da sizin diyarınızın halini pek önemsemez. Küreye gelince…eh, o başka bir konu. Ama bunu açıklamamız benim ve ortaklarımın deşifre olması anlamına gelir ki bu da bizim işimize yaramaz. Nitekim bizim yokluğumuzda siz de başarılı olamazsınız, değil mi?”
    Nejah sırıttı ve kaldığı yerden devam etti. “Arkadaşlarınızı, Zyladeus ile pazarlık yapabileceğimiz kıymetli bir şeyi almaları için gönderdim. Tu’narath’tan çıktılar ama buraya çok da uzak değiller hani.

    Siz ise apayrı bir konusunuz. Korkarım ki siz uyurken elime geçen bazı bilgiler ışığında ihanete uğradığımızı keşfettim. Bizim tarikatımızdan bir hain, sizleri ve bizi ispiyonlamış. Hainin daha neleri anlattığını bilmiyorum, ama daha fazlasını anlatmadan ortadan kaldırılması gerek.

    Biliyorum, sizden o haini öldürmenizi istemek çok kabalık. Tu’narath’ta yaşayan birisi olarak bunu ben yapmalıydım. Lâkin sorun şu ki bizim deşifre olma ihtimalimiz çok yüksek. Siz ise ayrı bir konusunuz. Sizin görünüşünüzü biraz değiştirdikten sonra sizleri hainin bulunduğu eve yollayacağım. Hain ve soruşturmayı yürüten githyanki çavuşu aynı yerde bulunmaktalar şu anda. Hainin itirafından beri o haldeler. Çavuşun ne kadar resmi açıklamada bulunduğunu da bilmiyorum. Bu yüzden hainin yanında çavuşu da öldürmeniz gerekecek.

    Elimde üçünüz için iksirler var. Bunlar sizin görünümünüzü githyankiye çevirecek. Aynı yüz hatlarına sahip olsanız da ırkınız githyanki gibi görünecek. Bu yüzden deşifre olmanız mümkün değil.”


    Nejah’ın gözlerindeki ciddiyet parıltısı yerini sıkıntıya bıraktı.

    “Sizi buna zorladığım için çok üzgünüm. Ama korkarım ki başka seçeneğim yoktu. Hain bize ihanet edeli çok az bir zaman oldu, bu yüzden çoğu yetkilinin bundan haberi yoktur. Ama çavuşun şahsi muhafızları şüphesiz hepimizi biliyordur. Bu yüzden hiçbir adamımı yollamayı göze alamam. Çte yandan kendi kaynaklarım da başka işlerle ilgilenecekler: Sahte evraklar, başka suikastler vs.”

    Nejah sırtını sandalyeye yasladı.

    “Evet beyler, bir sorunuz var mı? Aksi takdirde iksirleri size takdim edeyim.”

    Nejah pelerinini açtı ve kemerine asılı büyük bir keseden üç küçük şişe çıkarttı. İçlerinde siyah sıvılar görünüyordu.

    “Gideceğiniz yer buradan on beş dakika mesafede. Bu iksirlerin süresi ise bir saat. Bu sayede iksirin etkisinin görevinizi tamamlamadan bitmesi pek mümkün değil.”



    Horcoel garipseme ile geriye dönüp adama bakındı..Kendisinden az önce birisini mi öldürmesini istemişti..Bir paladinden delilleri yok etmek adına can almasını?..

    Bütün bu kadar entrika..Bütün bu kadar yalan..Bunların içine bir kere dahil olursa bir daha geri dönüşü olmayacaktı..

    Horcoel in yüzündeki garipseme geçerek adama doğru gülümsedi..

    ''Onların entrikasına dahil olmayacagım..Kendimi kirletmem..Sebepsiz yere kimseyi de öldürmem..Ama insanlara yardım edebilmemin tek yolu buradan çıkmak..Adamı bulup işin aslını öğrendikten sonra gerçekten hainse onu bağlar ve bulunması imkansız bir yere bırakırım..Ne de olsa Yılmax ın dediklerine göre burada yemek yeyip içmeden de yaşanabiliyormuş..''dedi içinden..

    ''Pekala..Gerekeni yapacağız..'' dedi yalan söylememeye çalışarak..Çzellikle bu kelimeleri seçti..Çünkü kodlarına yasak olmasa bile blöf yapma konusunda kendisine pek güvenmiyordu..Yalan söylemeden,ancak doğruyu da tam söylemeden olayları halledebileceğini düşünüyordu..

    _________________
    ''No matter what I do, no matter how hard I try,
    the ones I love will always be the ones who pay..''
    Back to top View user's profileSend private messageMSN Messenger
    Lord Necros
    BaÅ?büyücü





    Joined: Apr 29, 2005
    Posts: 1916
    Location: Necropolis

    PostPosted: Tue Nov 21, 2006 5:06 pm Reply with quoteBack to top

    “Harika!” diyerek ellerini çırptı Nejah memnun bir neşeyle. “Buradan on dakikalık bir mesafe ile sizi Tüccar Mahallesi’nin çıkışına götürebilirim. Buradan çıkışlar titizlikle kontrol edilir ama kapıda belgeleri şu an kontrol etmekte olan memur benimkilerden birisi. Buradan çıkışınızda size engel çıkartmayacak. Yine de işleri resmiyete dökmek için size vereceğim sahte evrakları ona verin mutlaka. Ardından beş dakikalık kendi başınıza gitmeniz gereken bir mesafe var. Zaten bunun sonunda önü korumalarla dolu olan bir bina göreceksiniz. Bilin ki doğru yere gelmişsinizdir.” Nejah şişeleri işaret etti. “şişeleri alın ve benimle gelin. Sizi ara sokaklardan geçirerek çıkışa götüreceğim. Yolu ezberlemeye çalışın lütfen. Ben handa olacağım çünkü.”

    Nejah hızla kapıyı açıp dışarı fırladı ve merdivenlere yöneldi. Çyle aceleciydi ki Slach, Azazel ve Horcoel ona zorlukla yetişmişlerdi. Hanın kapısını açtığı anda çevreyi kolaçan etti ve sonra caddeye çıkıp üç dört metre ilerideki sokağa daldı. Sokaktaki kapılardan birisini açtığı ve bir apartmana girdi. Apartman aralığından merdivenlerden çıkıp dördüncü katta bir daireye daldı. Dairenin arkasındaki bir kapıyı da araladı ve tahta bir köprünün üzerinden karşı apartmana geçti.

    Yolculukları tıpkı bu şekilde sokaklar ve köprüler arasında mekik dokuyarak geçti, ama tahminlerinden çok daha kısa sürede çıkışa vardılar.

    Nejah ve maiyetindekiler çıkışa bakan bir sokakta bekliyorlardı ve birkaç githyankinin kapıdan girişini izliyorlardı. Bu sırada Nejah gömleğinin cebinden üç tane kağıt çıkarttı ve bunları Horcoel’e, Slach’a ve Azazel’e uzattı. “Bunlar sahte kimlikleriniz. Sizleri bir devriye birliği olarak tanıtıyor. Bu sayede resmi olarak da bir sorun çıkmayacak. şimdi yapmanız gereken tek şey buradan çıkıp caddede beş dakika kadar dümdüz ilerlemek. Sonunda zaten dediğim gibi korumalarla sarılmış bir bina bulacaksınız. İçeri nasıl girip çıkacağınız ise sizin kendi stratejiniz. Korkarım ki bu kadar kesin bilgileri elde edemeyecek kadar kısa sürede hazırlanmak zorunda kaldım. Size güveniyorum beyler. Sakın geçmeden önce şişeleri içmeyi unutmayın.” Nejah hızla arkasındaki apartmana daldı ve kapıyı kapattı.

    _________________
    All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

    Power demands sacrifice.
    Back to top View user's profileSend private message
    Horcoel_Baator
    SeçilmiÅ? SavaÅ?çı





    Joined: Oct 22, 2004
    Posts: 673
    Location: BoÅ? boÅ? gezindigi Ankara sokaklarından..

    PostPosted: Thu Nov 23, 2006 12:53 pm Reply with quoteBack to top

    Lord Necros wrote:

    Nejah hızla arkasındaki apartmana daldı ve kapıyı kapattı.


    Adamın gittiğinden emin olduktan sorna Horcoel durdu ve diğerlerine baktı..

    ''Dediğim gibi..Gerekeni yapacağız..Ama onun istediği gibi değil..'' Sırıttı..''İçeriye girene ve adamı bulana kadar denildiği gibi gidelim..Ancak adamı bulduktan sonra onu konuşturmak ve işin aslını öğrenmek istiyorum..Onu öldürmek değil..Bu tuzak kokuyor..Fazlaca..Bu garip yerde bu adamın bizi kurtarmasının nedeni olsa gerek..Ayriyetten elimize tutuşturulan bu sıvıya güvenecek de değilim..Slach..Bir keresinde bana iksir yapımından anladığını söylemiştin..şu elimizdeki şişeler gerçekten adamın dediği işe mi yarıyor..Yoksa bizi kurbağaya mı çevirecek?..''

    _________________
    ''No matter what I do, no matter how hard I try,
    the ones I love will always be the ones who pay..''
    Back to top View user's profileSend private messageMSN Messenger
    Lord Necros
    BaÅ?büyücü





    Joined: Apr 29, 2005
    Posts: 1916
    Location: Necropolis

    PostPosted: Tue Nov 28, 2006 8:12 pm Reply with quoteBack to top

    “Anlıyorum ama…” Slach omuzlarını silkti. “Böyle ayaküstü ne kadar anlayabilirim, pek bir fikrim yok. Herhangi bir malzeme olmadan ve inceleyemeden… Yanlış yönlendirmeyi istemem. Ama yine de deneyeyim.”

    Slach şişelerden birisini aldı ve çantasında biri boş, biri şeffaf bir sıvıyla dolu minik iki şişe çıkarttı. Bir damlalıkla Horcoel’in uzattığı şişedeki siyah sıvıdan aldı ve boş şişeye damlattı. Sonra diğer şişedeki şeffaf sıvıdan da bir damla alıp boş şişeye damlattı. şişedeki tüm sıvı birden şeffaf hale geldi. Slach, burnundan tuhaf bir ses çıkarttı ve ikinci bir boş şişe çıkartıp buna bir damla siyah sıvıdan koydu. Sonra da başka bir şişedeki açık yeşil sıvıdan bir damla akıttı. Bu sefer de siyah sıvı anında açık yeşil oldu. Slach memnuniyetle başını salladı ve iki şişedeki karışımları yere boşaltıp tüpleri yeniden çantasına kaldırdı.

    “Gördünüz mü? Bu siyah iksir hemen diğer iksirlerle reaksiyona girerek onların rengine ve görünümüne bürünüyor. Anladığım kadarıyla işlevi gerçekten de Nejah’ın dediği gibi. Daha fazlasını söyleyebilmek isterdim ama elimdeki imkânlarla ancak bu kadarını yapabiliyorum korkarım.”

    Slach çantasını kapatırken Azazel şişedeki sıvıyı inceliyordu. Slach daha sonra şişeyi tekrar eline aldı. “Eee, planın ne o halde? Bu durumda bunu içiyor muyuz?”

    Arkalarından gelen sesler bir anlığına dikkatlerini o yöne çevirdi. Bir githyanki birliği Tüccar Mahallesi’ne giriyordu. Kapıdaki görevliye ellerindeki bir şeyleri gösterdikten sonra içeri girdiler. Onların arkasından bakan githyanki görevlinin yüzünde endişe dolu bir ifade hâkimdi.

    _________________
    All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

    Power demands sacrifice.
    Back to top View user's profileSend private message
    AZaZ3L
    Kullanıcı
    Kullanıcı





    Joined: Mar 20, 2006
    Posts: 117

    PostPosted: Sat Dec 02, 2006 2:57 pm Reply with quoteBack to top

    ''O gith ler buraya gelmeden iksirleri içsek iyi ederiz..''
    şişeyi hafifçe havaya kaldırdı ;''şerefe dostlarım...'' gülümsedi..ve şişeyi fondip yapıp gerçekleşecek değişikliği bekledi..

    _________________
    http://www.travian.com.tr/?uc=tr2_22747
    Back to top View user's profileSend private message
    Horcoel_Baator
    SeçilmiÅ? SavaÅ?çı





    Joined: Oct 22, 2004
    Posts: 673
    Location: BoÅ? boÅ? gezindigi Ankara sokaklarından..

    PostPosted: Sun Dec 03, 2006 2:12 pm Reply with quoteBack to top

    Bir an önündeki şişeye bakındı..Sanki herşeyin sabitlendiği bir odak noktasıydı o an..Karar vermesi gerekiyordu..Hemde acele..

    ''Geliyorum Illy..''diye mırıldandı..Ve kaşlarını çatarak sıvıyı dikti..

    _________________
    ''No matter what I do, no matter how hard I try,
    the ones I love will always be the ones who pay..''
    Back to top View user's profileSend private messageMSN Messenger
    Lord Necros
    BaÅ?büyücü





    Joined: Apr 29, 2005
    Posts: 1916
    Location: Necropolis

    PostPosted: Sat Mar 10, 2007 5:49 pm Reply with quoteBack to top

    Horcoel, Slach ve Azazel, iksirleri içerek githyanki görünümüne bürünürler ve kapıdan geçerek Tu’narath’ın esnaf mahallesine girerler. Nejah’ın tarif ettiği şekilde ilerlediklerinde bahsettiği gibi muhafızlarla sarılı apartmana varırlar. Kendilerini apartmanın üst katındaki esnaflar olarak tanıttıktan sonra apartmana girerler. Ççüncü katta bir githyanki kadınının bağlı bir vaziyette başka bir githyanki tarafından sorgulandığını görürler ve aradıkları ikilinin bunlar olduğunu anlarlar. Lâkin Nejah’ın dediğinin aksine, iksirin etkisi o anda geçer ve korumalar gruba saldırır. Grup, apartmandan zorlukla dışarı çıkarken korumaların bir kısmı peşlerine takılırlar. Esnaf Mahallesi’ndeki tüm devriyeler de peşlerine düşerler.

    Grup geldikleri yoldan geri dönmeye çalışarak Tüccar Mahallesi’ne geri girer. Tüccar Mahallesi’nde de tüm devriyeler onları aramaktadır. Tu’narath’ta barınamayacaklarına karar veren grup, şehri terk etmek için limanlara ilerlerler. Yolda şehre giriş çıkışları tutan bir githyanki devriyesi ile karşılaşırlar. Devriyeyle yaşanan arbede sırasında Azazel katledilir. Grup zorlukla bir astral gemiye biner, ama devriyeler alarmdadır ve astral gemi harekete geçtikten hemen sonra kırmızı ejderhalara binen birlikler ve başka astral gemiler peşlerine takılırlar. Gemi mürettebatı tarafından yakalanmamak için biraz uzaklaşınca Horcoel ve Slach, gemiden Astral Boyut’un boşluğuna atlarlar ama devriyeler hâlâ peşlerindedir. İkili izlerini kaybettirmek için ileride gördükleri koyu renkli bulutun içine girmeyi düşünerek buluta doğru hareket ederler ama çok yaklaşana kadar onun bir fırtına olduğunu anlamazlar. Devriyeler, buluttan korkarak kaçarlar ama Slach ve Horcoel’in o kadar zamanı yoktur. Astral fırtına hızla onları içine alır.

    Horcoel uyandığında kendisini kayalık bir zeminde ve zifiri karanlıkta yatarken bulur. Bulunduğu mağarada onunla birlikte olan bir kişi daha vardır. Hoş bir kadın sesi duyar ama sesin sahibini karanlık yüzünden göremez. Kısa zaman sonra Horcoel, kadının aslında düşmüş bir iblis olduğunu ve burada saklandığını anlar. Dişi iblis ona Pandemonium’da bulunduğunu, buradan kısmi bir çıkışın yakında olduğunu ve gitmesi gereken yönü gösterir. Dişi iblis, Horcoel’in yaralarını iyileştirdikten sonra ona içi sarı, loş bir ışıkla aydınlanan cam bir küre taşıyan bir madalyon verir ve ardından Horcoel vedalaşamadan oradan kaybolur.

    Horcoel, madalyon sayesinde Pandemonium’un rüzgârından etkilenmez ve o karanlığa rağmen görüş yeteneği kazanır. Böylece dişi iblisin gösterdiği yönde ilerlemeye başlar.

    Horcoel’in yolu onu kraterlerle dolu bir yere getirir. Burada çok sayıda iblis cesedi ile bir drow cesedi gözüne çarpar. Yoldan devam ettiğinde en sonunda dev bir salona varır. Salon, Apocalypse’in efsanevi ordularının toplandığı yerdir. Hepsi zincire bağlanmış askerler zincirlerini gererek çıkmaya ve bu kutsal savaşçıyı katletmeye çalışırlar. Horcoel tek çıkışın burada olduğu bilinciyle dev merdivenlerden inerek ilerlemek zorunda kalır. Merdivenlerin dibinden geçtiği sırada oluşan bir sarsıntıyla tavan çökmeye başlar ve o sarsıntı sayesinde zincirlerini kopartabilen askerler Horcoel’in peşine düşerler.

    Horcoel aldığı yaralarla en geriye çekilir ve başka bir sarsıntıyla tünel yıkılır. Horcoel, kendisini tuhaf bir kan havuzunun ve bir başka drow cesedinin olduğu bir odada tek başına bulur. Dişi iblis odada belirir ve çıkışın havuzun ortasındaki sunakta olduğunu söyler. Horcoel sunaktaki yerini alınca dişi iblis Horcoel’in anlamadığı dilde bir şeyler söyler. Başka bir boyuta açılan geçitten gelen görünmeyen dev pençeler, Horcoel’in bedenini parçalamaya başlar. Horcoel sunaktan dışarı çıkamazken en sonunda dev bir sürüngenin kafası, çenelerini Horcoel’in üzerine kapatıp onu geçitten içeri çeker. Horcoel bir kez daha bilincini yitirir.

    Horcoel ayıldığında kendisini soluk, uğursuz sarı bir göğe sahip kuru bir toprakta bulur. Yaraları iyileştirmiştir ve başında tuhaf, gözleri çeşitli renklerde parlayan insanlar vardır. Anlattıklarına göre burası bir zamanlar Apocalypse’in kurban ayinlerinin sonunda kurbanlarını yolladığı, şimdi ise kendisinin de hapsolduğu, hiçbir çıkışın olmadığı bir ekboyuttur. Sadece bir ihtimalle Apocalypse’in ölümü sayesinde ekboyut parçalanacak ve içindekiler dışarı çıkacaktır.

    Horcoel, ekboyuttaki kurbanları örgütler ve artık tanrı olmadığı için hayli zayıf düşmüş olan Apocalypse’e saldırırlar. Apocaylpse kanlı bir savaşın sonunda katledilir. İnfilak eden bedeni ile dövüşten sağ kalanlar da ölür. Horcoel, çarpışmanın sonundaki patlamanın etkisiyle şehit düşer.

    _________________
    All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

    Power demands sacrifice.
    Back to top View user's profileSend private message
    Display posts from previous:      
    Post new topicThis topic is locked: you cannot edit posts or make replies.


     Jump to:   



    View next topic
    View previous topic
    You cannot post new topics in this forum
    You cannot reply to topics in this forum
    You cannot edit your posts in this forum
    You cannot delete your posts in this forum
    You cannot vote in polls in this forum


    Powered by phpBB © 2001 phpBB Group

    :: HalloweenV2 phpBB Theme Exclusive ::
     
    FRPWorld.Com ülkemizdeki fantezi edebiyatı ve frp sevenleri bir araya getirmeyi amaçlayan bir web sitesidir. 2003 yılında kurulmuş olan sitemiz kullanıcı ve yöneticilerimizin katkıları ile büyüyüp Türkiyenin en büyük frp sitelerinden birisi olmuştur. Galerisi, indirilecekler kısmı, akademisi, yazarları ile sitemiz tam bir frp hazinesidir. FRPWorld sizin de desteklerinizle böyle olmaya devam edecektir. FRP'nin doyumsuzca yaşandığı bu diyara hoş geldiniz.

    FRPWorld, yeni bir frp dünyası


    Sitede bulunan yazı, doküman ve diğer içerikler siteye ait olup başkaları tarafından kopyalanması, dağıtılması ya da ticari amaçla kullanılması yasaktır.
    Siteye yapmış olduğunuz katkılar frpworld.com'un olup bunları yayınlama ya da yayınlamama hakkı site yöneticilerine aittir.


    Sayfa Üretimi: 0.42 Saniye