Frp World Ana Menü
  • Frp World
    » Anasayfa
    » Forum
    » Anketler
    » Akademi
    » Kitap Tanıtımları
    » Haber Arşivi
    » Haber Gönderin
    » Makale Gönderin

  • Üyelere Özel

  • Kişisel
    » Hesabınız
    » Özel Mesajlar
    » Üye Listesi
    » Üye Arama
    » Siteden Çıkış

  • Site Bilgileri
    » Top10
    » Site Hakkında Yorumlarınız
    » İstatistikler
    » Destekleyen Siteler

  • Kullanıcı Menüsü
    Hoşgeldin, Diyar Gezgini
    Üye Adı
    Şifre
    (Kayıt Ol)
    Üyelik:
    Son Üye: equlo
    Bugün: 19
    Dün: 43
    Toplam: 89282

    Şu An Bağlı:
    Ziyaretçi: 1702
    Üye: 0
    Toplam: 1702

    FrpWorld.Com :: View topic - Bir Ultima Online hikayesi
    Forum FAQ  |  Search  |  Memberlist  |  Usergroups   |  Register   |  Profile  |  Private Messages  |  Log in

     Bir Ultima Online hikayesi View next topic
    View previous topic
    Post new topicReply to topic
    Author Message
    Efla
    Site Admin
    Site Admin





    Joined: Apr 10, 2004
    Posts: 3916
    Location: Ankara

    PostPosted: Sun Oct 18, 2009 10:20 pm Reply with quoteBack to top

    Bir zamanlar yeni açılacak bir ultima online sunucusu için yazdığım bir hikaye vardı. Bilgisayarımda gezinirken farkettim. Tamamen unutmuşum. Neden olduğunu hatırlamıyorum daha sonra işler yatmıştı hikaye de kullanılmadı.

    Ultima online oynayanlar mekanları tanıdık bulacaktır. Oynamayanlar içn bir harita iş görebilir:
    http://uo.stratics.com/content/atlas/maps/UltUoMap1280.jpg

    Pek fazla edebi yanı yok. Kısa olması ve biraz efsanevi olması istenmişti. O zamanlar için elimden geleni yapmıştım. Hikaye yazma konusunda pek iddalı olmadım zaten.

    Ayrıntılar üzerinde pek durmayarak hızlıca olaylara yönelik yazmıştım. Tekrar bulunca paylaşayım ziyan olmasın dedim.

    Ultima online için alternatif bir tarih olarak düşünebilirsiniz...

    _________________
    Chaos is the law of nature,
    Order is the dream of man.
    Back to top View user's profileSend private messageVisit poster's website
    Efla
    Site Admin
    Site Admin





    Joined: Apr 10, 2004
    Posts: 3916
    Location: Ankara

    PostPosted: Sun Oct 18, 2009 11:00 pm Reply with quoteBack to top

    Hoş geldin yabancı. Uzaklardan gelmişe benziyorsun bunun önemi yok artık buradasın. Ve burada kalacakmışsın gibi görünüyor. Diyarın hikayesini merak etmez misin o zaman? şöminenin yanına bir sandalye çek ve istersen sana anlatayım. İlgilendiğine sevindim...

    I. Kaos Zamanı

    İnsanoğlunun durumu aslında hiç zaman çok farklı olmadı. Bilinen eski zamanlarda insanoğlu yine birbiriyle düşmandı. Sayısı bile hatırlanamayacak savaşlar yaşandığı söylenir. Bazen onur bazen şan, şöhret bazen aşk çoğu zaman güç ve para için yapılan savaşlar. Eski bir krallığın parçası olan şehirler şehirlerdi birbiriyle savaşan. Tarihini kimsenin doğru düzgün hatırlayamadığı bir krallığın parçası olan şehirler. Birkaç kişi dışında merak eden de olmamış belli ki.

    Kendi bağımsızlıklarının verdiği yapay rahatlıkla yaşıyordu şehirler. Pek azı kendi ihtiyaçlarını karşılayabiliyordu. Onların bile isteklerinin sonu gelmiyordu. Ticaret yapılmıyor değildi fakat bütün işleri halletmek için kullanılan yaygın yöntem kılıç ve gürzdü. Anlaşmalar kanla yazılır, çok uzun zaman geçmeden kanla bozulurdu yine... İnanç ise neredeyse kalmamıştı. Tabii para karşılığı günah affettiğini söyleyen garip bir dinin mensuplarını inançlı saymazsak. Kabalath'a taptıklarını söylüyorlardı. Savaşçılar için kudretin, insanlar için merhametin efendisi. Bir dinle siyasi güç ve para elde etmek için daha iyi bir zaman olamazdı.

    İnsanlık kendi lanetini kendi yaratmıştı. Ve şimdi en eski düşmanıyla uğraşıyordu, kendisiyle...

    Bir adam çıkageldi. Nereden geldiğini bilen hiçimse yoktu. Daha sonra nereye gittiğini de sadece söylentiler vardı. Otho kahini diyorlardı. Birisinin ona taktığı isim miydi yoksa kendine mi öyle diyordu? Bunu da bilen yoktu. Çnemi de yoktu. Kahinin Socaria'nın bütün şehirlerinde görüldüğü söylenir. Bütün şehirlere tek bir mesaj verdiği... şöyle diyordu:

    İnsanoğlu kendine verilen en büyük hediyeleri ve erdemleri unuttu. Bu eğer derhal telafi edilmezse, insanoğlu dersini alacak. Hem de uzak olmayan bir zamanda...”

    Kahinin yarattığı ilk etkileri tahmin etmek çok güç olmasa gerek... “Bir kaçığın saçma sapan sözleri” dedi insanların çoğu. Zaten kahini gördüğünü söyleyenler bile o kadar azdı ki; insanlar sadece kimin hayal gücünün ürünü olduğunu merak ediyordu. Bu mantıklarının söylediğiydi. Kuşkusuz korkuyorlardı. Bu ellerinde değildi. Çünkü korku mantık tanımaz.

    Bu olayın üstüne üç ay kadar bir zaman geçti. İnsanlar kendilerini davalarına öylesine kaptırmışlardı ki söylenen sözler çoktan unutulmuştu. kahin ise geçmişin efsaneleri arasında yerini almıştı bile.

    Çnce garip söylentiler duyulmaya başlandı. Geceleri ateşin başında oturulup anlatılan hikayeler gibi... Böyle hikayeler hep vardı ama bu sefer hikayeymiş gibi anlatılmıyordu. Kaybolan gemiler, geri gelmeyen maceracılar... Yine de alışkındı insanlar buna. Uğraşacak çok daha önemli meseleleri vardı ne de olsa.

    Her zaman daha kötüsü olabilir derler. Doğrudur nitekim. Daha kötüsü oldu ve Socaria'nın üzerine karanlık bulutlar çöktü. Artık gün ışığı kendini insanlardan esirgiyordu. Yabanda yeşil derilileri gördüğünü iddia eden insanlar vardı. orklar o kadar uzun zamandır ortalıkta yoktu ki artık bir efsane olduklarına inanılmaya başlamışlardı. Başka bir ırktan ziyade hayvan olarak anlatılıyorlardı. Ufak guruplar halinde yaşayan çiğ et yiyen iki ayakları üzerinde yürüyen çirkin yaratıklar olarak tasvir edilirlerdi. Görünüşe göre geri gelmişlerdi.

    Tabii bu en kötü hikayelerden değildi. Daha kötüsü de vardı. Çlülerin artık mezarlıklarda durmadığını anlatıyorlardı. Yarı çürümüş bedenler be iskeletlerin gece yarısı ortaya çıktığı söyleniyordu. İnsanlar Kabalath rahiplerine koştularsa da pek sonuç alınamadı. Artık sadece korku ve tedirginlik vardı. Bütün bu olayların sadece söylentiden ibaret olmadığını anlamak çok uzun sürmedi. İnsanoğlunu bir araya getirebilecek tek Bir şey vardı. O da oldu... Ortak bir düşmanları vardı.

    Zamanla düşman kendini belli etti. Braduka diyorlardı. Bütün insan ırkını açıkça tehdit ediyordu. Sadece kendi safına katılanlara merhamet öneriyordu. Ve görünüşe göre takipçilerinin sayısı artıyordu. Hikayesini bilen yoktu. Kimse de merak etmiyordu. İnsanların elinden sadece beklemek geliyordu.

    Nihayet şehirlerin birinden bir bir birleşme çağrısı geldi. Britain hükümdarı Lord Gateloth'du bu. Bütün şehirlere bir haberci yollamıştı. Bir antlaşma ve ateşkes öneriyordu. şehirler birbirine gerektiğinde destek olacak, gıda ve askeri yardım yapmaktan kaçınmayacaktı.

    Çağrı Socaria'da oldukça fazla yankı buldu. Bu teklif herkes için tek seçenek gibi görünüyordu. Ama görünüşe göre herkes için öyle değildi. Trinisic işbirliği yapmayı açıkça reddettiğini bildirmişti. Diğer taraftan beklenmeyen yerlerden dahi olumlu cevaplar geliyordu.

    Uzun süre Socaria üzerindeki varlıklarını neredeyse unutturmuş olan büyücüler loncasından da elçiler gelmişti. Normal şartlar altında bir büyücünün ortamda bulunduğunu bilmek halkta korku ve isteksizlik yaratırdı. Fakat hiçbir yardım geri çevrilemezdi. Görünüşe bakılırsa büyücülerin kavgası biraz daha farklıydı. Büyücüler deneye inanırlardı. şimdi ise bu denge birtakım büyücülerin Braduka'nın hizmetine girmesi söylentisiyle bozulmuştu. Ve büyücüler savaştaydı. Dengeyi tekrar sağlamak için.

    _________________
    Chaos is the law of nature,
    Order is the dream of man.
    Back to top View user's profileSend private messageVisit poster's website
    Efla
    Site Admin
    Site Admin





    Joined: Apr 10, 2004
    Posts: 3916
    Location: Ankara

    PostPosted: Tue Oct 20, 2009 10:10 pm Reply with quoteBack to top

    II.Kutsal İttifak

    Nihayet Socaria halkının önemli bir kısmı bir aradaydı. Antlaşmalar imzalanmış yeminler edilmiş ve bir ittifak oluşturulmuştu. “Kutsal İttifak” olarak anılacaktı tarihte. İnsanların önceden işlediği günahlara karşı savaştığını anlatırcasına...

    Savaşın başlaması uzun sürmedi. İlk yardım çağrısı Minoc'tan geldi. Ateşin ve metalin şehrinden... Ve denildiğine göre Vesper için artık çok geçti. En azından kaçabilenlerin söylediği buydu.

    Kutsal ittifak kuvvetleri Minoc'a ilerledi. Kutsal ittifak kuvvetleri herhangi bir şehrin ordusundan çok daha kuvvetliydi artık. Minoc yönetimi askerleri en sağlam zırhlar ve en keskin kılıçlarla donatmıştı. Bu sefer sorun insanların yüreklerindeydi. Korku... Neye karşı savaşacağını henüz bilmeyen askerlerin korkusu...

    En sonunda Braduka'nın ordularıyla Kutsal İttifak kuvvetleri çarpıştı. Sonuç görülmeye değer bir zaferdi. Braduka düşmanını hafife almıştı. İnsanlar artık savaştıkları şeyin yenilebilir olduğunun farkına vardılar. Herkes Lord Gateloth'un liderliğini ve Lord Klabreth'in askeri dehasını takdir etmişti. İki kardeş insanların içinde umut ışığını yaktılar.

    Bu iki kardeşin hikayesi ise apayrıydı. Eski Britain hükümdarı Lord Flandoc'un oğullarıydılar. Flandoc diğer şehirlerin hükümdarlarından çok farklı bir hükümdar değildi. Fakat askeri dehasını pek çok kişi takdir ederdi. Bu deha küçük oğlu Klabreth'e geçmiş gibi görünüyordu. Gateloth da babasının aksine bir idealistti. Sorunları halletmek için askeri kuvvet başvuracağı son yöntemdi. Gateloth bir düzen adamıydı. Klabreth ise çocukluğundan beri kuralları pek umursamamıştı. Asi bir genç denilebilir... Fakat iyi bir komutan olduğu su götürmez bir gerçekti. Babasından daha iyi... Lord Flandoc'un erken ölümüyle tahta Gateloth geçti. Aslında birlikte yönetiyorlardı. Gateloth her fırsatta kardeşinin tavsiyesini almaktan kaçınmazdı. İki kardeş iyi anlaşıyor gibi görünüyordu. Fakat yıllar içerisinde bu kıskançlığa dönüşmüştü. Bunu yapan şey de aşktan başka Bir şey değildi. İki kardeş de çocukluğundan beri Earneth'e aşıktı. Fakat Earneth'in gönlünde sadece bir kişiye yer vardı. Tahta geçtikten kısa süre sonra Gateloth la Earneth evlendi. Klabreth yas tutacak bir insan değildi kısa sürede kendi yuvasını kurmuştu. Ve mutluydu. Aynı gün dünyaya birer çocuk getirdiler. Bazıları bunun sadece bir tesadüf olmadığını düşünüyordu.

    Daha sonraki haber Trinisic'den gelmişti. Braduka'nın ordularının bir sonraki hedefi orasıydı. Kutsal ittifaka katılmayı resmen reddettiği için Trinisic kendi başına mücadele ediyordu. Diğer insanlar ise merakla neticeyi bekliyordu. Fakat haber gelmedi. Tabii haber gelmemesi Trinisic'in düştüğü anlamına gelebilirdi. Yollanan izcilerin de söyledikleri bunu destekliyordu. Devriye gezen garip yaratıklar gördüklerini bildirmişlerdi. Ork ya da insan olmadıkları bildirilmişti. Bu trinisic'in düştüğü anlamına gelirdi. Tehlike zannedildiğinden daha yakındı.

    Bu haberden bir gün sonra, Otho Kahini yeniden ortaya çıktı. Bu sefer mesajı bütün şehirlere değildi. Bütün şehirlerin yeni yükselen liderineydi. sadece Britain'da ortaya çıktı. Lord Gateloth'la konuşmuştu. Denildiğine göre Lord Gateloth'un bir yolculuğa çıkması gerekiyordu. Bütün bu olayların ortasında her şeyi bırakarak yolculuğa çıkmasını gerektirecek ne olabilirdi ki? Lord Gateloth sadece bir süre sonra geri geleceğini söyleyerek ortadan kayboldu. Yolculuğun nereye olduğunu kimse bilmiyordu. Hatta bunu kendisi bile sonradan öğrenecekti. Yönetim ve yetkileri kendisi geri dönene kadar Lord Klabreth'e bırakmıştı. Fakat kimse onu giderken görmemişti.

    Kahin bu kez insanlara konuştu:

    “Lordunuz bir yolculuğa çıktı. Çzgür halkların hepsinin kurtuluşu için gerekli bir yolculuğa... Ona en çok ihtiyacınız olan anda, gündüz karanlığının ardından geri dönecek.”

    Kahin geçmişteki gibi kehanette bulunmuştu. Geçen seferkinden farklı olarak bu kez herkes ona inanıyordu. Fakat ne demek istediği konusunda şüpheler vardı kafada. En çok ihtiyaçları olan zaman ne zaman olabilirdi? Durum yeterince kötü değil miydi? Peki gündüz karanlığı da neyin nesiydi?

    Durumun nasıl daha kötü olabileceğine dair soru işaretlerinin giderilmesi kısa sürdü. Braduka Trinisic'deki zaferinden sonra bu kez kutsal ittifakın kalbine saldıracaktı ve bu kez savaşı bitirmeye kararlıydı. şehir ise hızlı bir hazırlık evresindeydi. Bir ölüm kalım savaşı olacaktı bu. Britain'in düşmesi halinde diğer şehirler de kendilerini savunamayacaklarını biliyorlardı.

    Braduka'nın kuvvetleri nihayet kendini göstermişti. İnsanlar, orklar, birtakım büyücüler ve daha önce görülmemiş yaratıklardan oluşan bir ordusu vardı. Cehennemin kuvvetleri yeryüzüne savaşmak için inmişti. Kalplere tekrar korku hakim oldu. Umutsuzluk havadaki kara bulutlar gibi insanların kalplerinde yayılıyordu. şehirde hazırlıklar tamamlanmıştı. Tabii işe yarayacağı umularak. Ordular Britain'ın hemen açıklarında kuşatma için kamp kurmaya başlamıştı bile. Artık savaş kaçınılmazdı...

    Korkunun doruğa ulaştığı nokta ise Braduka denilen kişinin kendini gösterdiği andı. Boyu 3 metreye yaklaşan elinde devasa bir kılıç tutan bir yaratıktı. Teni ve gözleri tamamen kırmızıydı. Yakından görenler gözlerinin içinde alevler yandığına yemin edebilirdi. Kılıcını şehrin üzerine doğru kaldırdı ve konuştu. Bu bariton sesi insanlar sadece kulaklarıyla duymadılar korku o anda içlerine işlemişti.

    “Bu size teslim olmanız için ilk ve son çağrım olacak. Hizmetime girin ve sefil hayatlarınız bağışlansın!”

    Bakışlarında korku görülemeyecek tek kişi Lord Klabreth'ti belkide o anda. Sadece Bradukanın iri suretine gözlerini kenetlemiş izliyordu. Bir süre durduktan sonra cevap geldi. Sesini o mesafeden duyurabilmesi için bağırması gerekiyordu. Yanıt oldukça netti:

    “Asla boyun eğmeyeceğiz!”

    “Artık eğecek bir boynunuz bile olmayacak.”

    Braduka bunu söylerken eğleniyor gibi görünüyordu. Kendi kuvvetlerinin arka saflarına doğru yürüdü. İşte savaş başlıyordu... Lord Klabreth bir konuşma yapmanın gerekli olabileceğini hissediyordu. Belki morallerin düzelmesine yardımcı olabilirdi.

    “Çlmekten neden korkmuyorum biliyor musunuz? Çünkü özgürlüğümün elimden alınması beni ölümden daha fazla korkutuyor. Bugün kendimizden çok değer verdiğiniz ne varsa onun için savaşacağız. Bu yüzden neye karşı olursa olsun savaşacağız. Esir olarak yaşamaktansa, asker olarak ölürüz.”

    Konuşma tezahüratla karşılandı. Tıpkı bütün komutanların konuşmaları gibi. Lord Klabreth işe yarayacağını umuyordu...

    Saldıran ilk dalga başarılı bir şekilde geri püskürtülmüştü. Fakat her seferinde daha kuvvetlenerek geliyor gibiydi. Kayıplar vardı... Ama zaferler kanla yazılırdı. Daha sonra gün ışığı giderek azalmaya başladı. Sanki gece olması gerekenden altı saat kadar önce gelmiş gibiydi. Güneşin önü bir şeyle kapatılıyordu sanki... Herkes bunun ne tür şeytani bir büyü olduğunu merak etti.

    Yarım dakika kadar ortalık tamamen karanlıktı. Tek ışık meşalelerin ve alevlerin ışığıydı. Daha sonra ışık azaldığı gibi tekrar geri gelmeye başlamıştı. Fakat bu ışık umut vermeye yetecek kadar değildi. Çünkü şehre doğru yavaşça ilerleyen bir ölüler ordusunu görünür kılmıştı.

    İşte o anda Lord Gateloth görünmüştü. Tıpkı hahinin dediği gibi. Ona en çok ihtiyaçları olduğu anda ve gündüz karanlığının ardından...Nereden geldiği kimsenin dikkatini çekmemişti. Atından inerek aceleyle kardeşinin yanına doğru ilerledi. Loş ışıkta elindeki kılıç etrafı neredeyse aydınlatacak kadar ışık yayıyordu. Bir yandan Çlüler ordusu yaklaştığı halde bütün dikkatler Gateloth ve Klabreth üzerindeydi. Gateloth aynı şekilde ışık saçan bir kılıcı daha kınından çıkartarak. Kardeşine vermişti. Ne olup bittiğini konuşmak için bile vakit yoktu. Herkes yeni yakılan umut aleviyle üzerilerine gelen orduyu izliyordu.

    Düşman ok menziline girdiğinde Klabreth yine işaretini verdi ve oklar yağmur gibi yağdı. Fakat pek etkili olmuş gibi görünmüyordu Zaten yaşamayan bir ordunu hareket etmesini pek engelleyememişti bu. ikinci bir işaretle gökyüzünü yine oklar doldurdu. Büyücüler savaşta olduklarını işte o anda tekrar hatırlattılar. Savaşa katılan birkaç büyücünün elinden çıkan ateş topları gerçekten işe yaramış gibi görünüyordu alevle küle dönüşen cesetler yere yığılmıştı. Fakat artık oldukça yaklaşmışlardı.

    Gateloth ve Klabreth'in kılıçlarını çekmesiyle bütün orduda metal sesleri çınladı. Bu kez konuşan Lord Gateloth'tu:

    “Ya şimdi bitecek ya da hiç!”

    Gateloth ve Klabreth en önde gidiyordu. Ve en korkulan ölülerin bile önlerinde durmasının bir imkanı yoktu. Yürüyen cesetleri ikiye ayırarak ilerliyorlardı. Kutsal ittfakın beklenmeyen saldırısısına çok hazırlıklı görünmüyordu Braduka. Fakat kazanacağından oldukça emin gözüküyordu. Sadece biraz kişisel müdahalesi gerekebilirdi. Son yıllarda görülen en kanlı savaş yaşanırken Braduka kendi saflarını yararak iki kadeşi karşısına çıktı. O anda bütün savaş durmuş gibiydi. Sanki herkes savaşmayı bırakarak onları izliyordu.

    Braduka'nın ilk saldırdığı Gateloth oldu. Devasa kılıcını ona doğru savurdu. Basit ama insanlar için ölümcül bir darbeydi. İblisin dev kılıcı Gateloth'un parlayan kılıcıyla buluştu ve bir parlama oldu. Gateloth sadece biraz gerilemişti. Klabreth ise sadece iyi bir komutan değil çok iyi bir savaşçıydı ve düşmanı bir açık verdiğinde bunu mutlaka kullanırdı. Kılıcı iblisin karnının sol tarafında normal bir insan için öldürücü olacak bir yara açtı. İblisin ise sadece inleyerek geri çekilmesine yol açmıştı. Gözü dönmüş iblis bu kez Klabreth'in üzerine saldırdı. Klabreth darbeden sıyrılarak iblisin sağ bacağını kesmişti. Bu toparlanmayı başaran Gateloth için bir fırsattı. İki kardeş aynı anda iblise saldırdılar. Kılıcıyla sadece Klabreth'in darbesini karşılayabilen iblis Gateloth'e dikkat etmek için kontrolü fazlasıyla kaybetmişti. Ve sonuç göğsüne saplanmış bir kılıçtı. Yere çöke iblisin kafasının Klabreth tarafından gövdesinden ayrılması uzun sürmedi. “Kimin boynu olmayacakmış” diye mırıldandığı duyuldu Klabreth'in sadece.

    Savaşın sona ermesi o dakikadan sonra uzun sürmedi. Kuvvetlerin çoğu dağılarak kaçmaya başlamıştı. Braduka olmadan o ordunun bir anlamı yoktu.

    _________________
    Chaos is the law of nature,
    Order is the dream of man.
    Back to top View user's profileSend private messageVisit poster's website
    Efla
    Site Admin
    Site Admin





    Joined: Apr 10, 2004
    Posts: 3916
    Location: Ankara

    PostPosted: Sat Nov 21, 2009 1:14 am Reply with quoteBack to top

    III.Krallık Çağı

    Savaşın üzerine yıllar geçmişti savaşın yaraları neredeyse sarılmıştı. Bütün şehirler Lord Gateloth'un liderliğindeki bir şehirler krallığına onay vermişti. şehirlerin kendi içişleri ve kanunları olabileceği konusunda fikir birliğine varılmıştı. Savaş sırasında düşen Trinisic'in başına kralın kardeşi Lord Klabreth getirilmişti.

    Kendi ismi yerine kralın kardeşi olarak anılmak onu fazlasıyla rahatsız etmişti. Yıllar süren barış dönemi Klabreth düşünmek için epey vakit buldu. Geçmişte olan bazı şeyler beynini kemirmeyi bırakmıyordu. Geceleri rüyalarında unutmak istediği şeyleri görüyordu. Rüyasında bir ses ona kardeşi olmadan onun hiçbir şey olmadığını fısıldıyordu. Saygı duysa da talimatları uygulamak için tereddüt ediyordu. Zaten ailenin asi çocuğu değil miydi?

    Gateloth ve Klabreth'in çocukları artık iyice olgunlaşmıştı. Yönetimi devralmak için gerekli eğitimleri neredeyse tamamlanmıştı. Peki Yeni kral kim olacaktı. Normal şartlar altında en büyük varisin tahta geçeceği söylenirdi.at aynı günde doğan çocuklardan hangisinin tahta geçeceği tartışma konusuydu. Yine de kral Gateloth'un oğlu Brincet'in tahta geçmesine olası gözüyle bakıyordu.

    Klabreth kendisi için kaldırdığını oğlu için kaldıramayacaktı. Son yıllarda bazı şehirlerle oldukça samimi ilişkiler de elde etmişti. Oğlu için kendi bağımsız krallığı düşüncesi beynini kemiriyordu. Oğlu Flandoc (ona babasının ismini vermişti) bunu hakediyordu.

    Gateloth ise vaktini gizli bir tarikatla uğraşarak harcıyordu. Kaos zamanında Kabalath dini mensupları olarak ortaya çıkan kişiler Kutsal ittifak kurulduğundan kısa süre sonra ortadan kaybolmuşlardı. şimdi ise kaynağı bilinmeyen ve kara büyüyle ilgi duyan bu teşkilatın bu yalancı dinin bir devamı olabileceğinden şüphe ediliyordu. Gateloth pek çok tehdit içerikli mektup alıyordu. fakat yılmaya niyetli değildi.

    Gateloth'un hastalandığı haberi çok hızlı yayılmıştı. Ne olduğu bir türlü çözülemeyen bir hastalık bedenini sarmıştı ve sanki gün geçtikçe yaşlanıyordu. b ismi bilinmeyen karanlık örgütün işi olduğunu düşünmüştü. Kral üzerine kara bir büyü yapılmıştı. Hatta kardeşinin onlara bizzat yardım ettiği bile söylentiler arasındaydı.

    _________________
    Chaos is the law of nature,
    Order is the dream of man.
    Back to top View user's profileSend private messageVisit poster's website
    Display posts from previous:      
    Post new topicReply to topic


     Jump to:   



    View next topic
    View previous topic
    You cannot post new topics in this forum
    You cannot reply to topics in this forum
    You cannot edit your posts in this forum
    You cannot delete your posts in this forum
    You cannot vote in polls in this forum


    Powered by phpBB © 2001 phpBB Group

    :: HalloweenV2 phpBB Theme Exclusive ::
     
    FRPWorld.Com ülkemizdeki fantezi edebiyatı ve frp sevenleri bir araya getirmeyi amaçlayan bir web sitesidir. 2003 yılında kurulmuş olan sitemiz kullanıcı ve yöneticilerimizin katkıları ile büyüyüp Türkiyenin en büyük frp sitelerinden birisi olmuştur. Galerisi, indirilecekler kısmı, akademisi, yazarları ile sitemiz tam bir frp hazinesidir. FRPWorld sizin de desteklerinizle böyle olmaya devam edecektir. FRP'nin doyumsuzca yaşandığı bu diyara hoş geldiniz.

    FRPWorld, yeni bir frp dünyası


    Sitede bulunan yazı, doküman ve diğer içerikler siteye ait olup başkaları tarafından kopyalanması, dağıtılması ya da ticari amaçla kullanılması yasaktır.
    Siteye yapmış olduğunuz katkılar frpworld.com'un olup bunları yayınlama ya da yayınlamama hakkı site yöneticilerine aittir.


    Sayfa Üretimi: 0.64 Saniye