by punctualazrael » Wed Jan 25, 2006 8:16 pm
2 sene önce bilinmeyen bir yer...
Karanlık bir yerdi. Ayak seslerine bakılırsa bir kişi -muhtemelen iri yarı bir erkek-, taş bir zeminde yürüyordu. Sesin yankılanması boş bir yer olduğunu düşündürüyordu. Belki bir mağara ya da eski bir tahıl ambarı? Etraftan gelen başka bir ses yok gibiydi.
Kadın histeri içinde "Beni nereye getirdiniz?" diye bağırdığında sesi taşa çarpıp yeniden kendine döndü. Ayak sesi durmuştu. Kadının sesini sessizlik izledi. Bileklerinden bağlandığı sandalye ve gözlerini örten kumaş parçası onu tamamen çaresiz kılmıştı ama içine girdiği histeriyi yenmesi gerekiyordu. İçgüdüleri ile savaşmaya çalıştı. Nefesini kontrol etmeye başladı. Nefes al... Nefes ver... Nefes al... Nefes ver... şu anda en büyük düşmanı panikti.
Kendini sakinleştirmek için verdiği mücadelede galip çıktı. Bu adam kimdi, neden onu kaçırmıştı, bu işte yalnız mıydı? Yeniden heyecanlandı. Nefes al... Nefes ver....
"Kendine geldin mi güzelim?"
Ses... Tanıdık gibiydi ama bir o kadar da yabancı. Seste inanılması güç ama bir samimiyet vardı. Tanrım bu adam onu kaçırmıştı, ne samimiyetiydi bu?!
"Ah hadi yoksa benimle konuşmayacak mısın bebeğim?"
"Ben... Bileklerim acıyor" sesindeki öfkeyi gizlemeye gerek duymadı.
"Hmmm bakalım ne yapabiliriz."
Tekrar adım sesleri, yaklaşarak... Arkasına dek yürüdü, nefesi kadının ensesindeydi. İpleri gevşetti. Kadın kıpırdamadı hatta nefes bile almadan bekledi. Uygun bir fırsat bulursa kullanacaktı.
"şimdi daha iyi mi 'bebeğim'?"
"Evet... Eğer tamamen çıkarırsan minnettar olurum. Canım acıyor" Son cümleyi oldukça iç parçalayıcı bir sesle söylemişti.
Adamın nefesi ensesini yalıyordu, gittikçe hızlandığını farketti.
"Kokun başımı döndürüyor, biliyorsun değil mi? Bu güzel yasemin kokun..."
Kafasına bir darbe aldı ve herşey sessizliğe gömüldü...
2 sene önce bilinmeyen bir yer...
Karanlık bir yerdi. Ayak seslerine bakılırsa bir kişi -muhtemelen iri yarı bir erkek-, taş bir zeminde yürüyordu. Sesin yankılanması boş bir yer olduğunu düşündürüyordu. Belki bir mağara ya da eski bir tahıl ambarı? Etraftan gelen başka bir ses yok gibiydi.
Kadın histeri içinde "Beni nereye getirdiniz?" diye bağırdığında sesi taşa çarpıp yeniden kendine döndü. Ayak sesi durmuştu. Kadının sesini sessizlik izledi. Bileklerinden bağlandığı sandalye ve gözlerini örten kumaş parçası onu tamamen çaresiz kılmıştı ama içine girdiği histeriyi yenmesi gerekiyordu. İçgüdüleri ile savaşmaya çalıştı. Nefesini kontrol etmeye başladı. Nefes al... Nefes ver... Nefes al... Nefes ver... şu anda en büyük düşmanı panikti.
Kendini sakinleştirmek için verdiği mücadelede galip çıktı. Bu adam kimdi, neden onu kaçırmıştı, bu işte yalnız mıydı? Yeniden heyecanlandı. Nefes al... Nefes ver....
"Kendine geldin mi güzelim?"
Ses... Tanıdık gibiydi ama bir o kadar da yabancı. Seste inanılması güç ama bir samimiyet vardı. Tanrım bu adam onu kaçırmıştı, ne samimiyetiydi bu?!
"Ah hadi yoksa benimle konuşmayacak mısın bebeğim?"
"Ben... Bileklerim acıyor" sesindeki öfkeyi gizlemeye gerek duymadı.
"Hmmm bakalım ne yapabiliriz."
Tekrar adım sesleri, yaklaşarak... Arkasına dek yürüdü, nefesi kadının ensesindeydi. İpleri gevşetti. Kadın kıpırdamadı hatta nefes bile almadan bekledi. Uygun bir fırsat bulursa kullanacaktı.
"şimdi daha iyi mi 'bebeğim'?"
"Evet... Eğer tamamen çıkarırsan minnettar olurum. Canım acıyor" Son cümleyi oldukça iç parçalayıcı bir sesle söylemişti.
Adamın nefesi ensesini yalıyordu, gittikçe hızlandığını farketti.
"Kokun başımı döndürüyor, biliyorsun değil mi? Bu güzel yasemin kokun..."
Kafasına bir darbe aldı ve herşey sessizliğe gömüldü...