by Raistlin » Sat Sep 20, 2003 10:14 pm
İzlendiğinin farkında olmayan savaşçı kanamasını durdurduktan sonra önce büyücüye sonra da pişmekte olan tavşana baktı:
"Tüm Tanrılar adına! Tavşanın ayaklarını yakmış karnını çiğ bırakmışsın. Zaten kurduğun düzenek daha düz bile duramıyor! Bana bırak sen bu işi..." diye büyücüyü azarlardı ve bir iki ufak dal parçasıyla tavşanı çeviren düzeneğin sağ altına destek ekledi. Tavşan doğrusal bir pozisyonda uzaklarda koybolmuş ufuk gibi uzanıyordu. Corax ateşi harlamak için bir kaç kuru odunla ocağı destekledi. Bu büyücü kamp kurmayı bile beceremiyordu. Buralarda hayatta kalması bile bir mucize olmalıydı... Yine de onunla ilgili bir şeyler vardı...
Kendisine gayet sakin ve methanetle yaklaşmış hiç bir saldırı refleksi göstermemişti. Ya mümkün olmayacak derecede güçlü ya da aptaldı... Kendisinin hayatı için bir tehdit olup olmadığına karar vermek için daha çok erkendi ve kendisini yıllarca ormanda yaşarken elde ettiği pişirme tekniğine verdi. Bu kalıcı bir dostluğun da habercisi olabilirdi, şiddetli bir kavganın da... Bunun ortası asla olmamıştı. Zaten Corax için orta yol hiç olmamıştı...
Tavşanın gevrek yağlı etinden akan yağları ateşi daha fazla ahrlarken büyücü Corax'ın dikkatli ve sert yapısını inceliyordu... Arada gayri ihtiyari yaralanmış sol koluna doğru kafasını çevirerek bir reflekste bulunuyordu ama acıyı hiç umursamıyor gibiydi... Corax kanlı bir bıçak çıkarıp matarasından bir sıvı döküp yıkamaya başlamıştı. Bu pis bıçağın yiyeceğine sürülmesinden endişe eden büyücü neredeyse anında kendi ufak daggerini çekti. Corax bu ani hareketle irkilerek Büyücüye kaşlarını çatıp baktı:
"Lütfen benim bıçağım temiz, bunu kullanabilirsin... Matarandaki değerli suyu harcamana gerek yok..." diye amacını özellikle ekledi.
"Mataramdaki su değil çok güçlü cüce içkisidir ve her türlü pisliği temizler... Yine de haklısın avını kirletmeye hakkım yok." Yavaşça uzanarak büyücünün tuttuğu bıçağa elini avucu yukarı gelecek şekilde yaklaştırdı. Gözleri hala büyücünün gözlerindeydi.
Büyücü bıcağı gerginlikten en ufak bir ifade taşımadan barbarın kocaman eline bıraktı. Corax yüzünde memnun bir ifadeyle bıçağı aldı ve tavşanın yanmış ayaklarında ufak bir çizik atıp hızla onları kırdı ve ateşe fırlattı... Leş gibi bir yanık kokusu ortamı kapladı fakat Corax'ın umurunda bile değildi. Ateşten hafif kara dumanlar yükseldi ama Corax tavşanı parçalamaya ve heryerini kırıp bölmeye devame diyordu:
"Asla artıkları başka bir yere atma yoksa ateşinin gücü azalırsa yakınına bir çok vahşi leş yiyici gelebilir ve senden de bir kaç parça koparmaktan hiç korkmazlar... Ateşe at... Kötü kokacaktır ama kötü koku kendi vücudundan bir kaç parça eksilmesinden iyidir... İşte büyücü avın, yanımda özel kaplar olmadığından, bundan daha iyi yapamam..." diyerek kendi tavşanını bıçağıyla şişleyip yemeye başladı. Bu arada büyücüye de onun daggerina sapladığı tavşanı uzatmıştı...
"Özel kaplardan kastın kap kacak olmalı sanırım... Ben de yolculuğumda bu ağırlığı taşımak istemedim. Senin gibi bir adam için çok iyi yemek pişirdiğini eklemeliyim. Ben bu tavşanın yarısını atacaktım pişmediğinden ya da yandığından dolayı eğer kendim pişirmeye devam etseydim... Bu yüzden avımın yarısı için bana borçlu değilsin savaşçı..."
"Yine de avına ortak olduğum için ben sana borçlu hissediyorum... *Öantasından ekmek ve büyük bir matara çıkarır* İşte büyücü, ekmek biraz bayat ama yanımda getirdiğim elf şarabıyla beraber ısırırsan hiç fena olmuyor... Elflerden nefret ederim ama şarapları çok iyi yapıyorlar HAHAHAHAHAAA!'" diye bir anda kahkahayı patlattı...
Büyücü deli savaşçının birdenbire gülmesi karşısında gülümsemesini durduramadı...
İzlendiğinin farkında olmayan savaşçı kanamasını durdurduktan sonra önce büyücüye sonra da pişmekte olan tavşana baktı:
"Tüm Tanrılar adına! Tavşanın ayaklarını yakmış karnını çiğ bırakmışsın. Zaten kurduğun düzenek daha düz bile duramıyor! Bana bırak sen bu işi..." diye büyücüyü azarlardı ve bir iki ufak dal parçasıyla tavşanı çeviren düzeneğin sağ altına destek ekledi. Tavşan doğrusal bir pozisyonda uzaklarda koybolmuş ufuk gibi uzanıyordu. Corax ateşi harlamak için bir kaç kuru odunla ocağı destekledi. Bu büyücü kamp kurmayı bile beceremiyordu. Buralarda hayatta kalması bile bir mucize olmalıydı... Yine de onunla ilgili bir şeyler vardı...
Kendisine gayet sakin ve methanetle yaklaşmış hiç bir saldırı refleksi göstermemişti. Ya mümkün olmayacak derecede güçlü ya da aptaldı... Kendisinin hayatı için bir tehdit olup olmadığına karar vermek için daha çok erkendi ve kendisini yıllarca ormanda yaşarken elde ettiği pişirme tekniğine verdi. Bu kalıcı bir dostluğun da habercisi olabilirdi, şiddetli bir kavganın da... Bunun ortası asla olmamıştı. Zaten Corax için orta yol hiç olmamıştı...
Tavşanın gevrek yağlı etinden akan yağları ateşi daha fazla ahrlarken büyücü Corax'ın dikkatli ve sert yapısını inceliyordu... Arada gayri ihtiyari yaralanmış sol koluna doğru kafasını çevirerek bir reflekste bulunuyordu ama acıyı hiç umursamıyor gibiydi... Corax kanlı bir bıçak çıkarıp matarasından bir sıvı döküp yıkamaya başlamıştı. Bu pis bıçağın yiyeceğine sürülmesinden endişe eden büyücü neredeyse anında kendi ufak daggerini çekti. Corax bu ani hareketle irkilerek Büyücüye kaşlarını çatıp baktı:
"Lütfen benim bıçağım temiz, bunu kullanabilirsin... Matarandaki değerli suyu harcamana gerek yok..." diye amacını özellikle ekledi.
"Mataramdaki su değil çok güçlü cüce içkisidir ve her türlü pisliği temizler... Yine de haklısın avını kirletmeye hakkım yok." Yavaşça uzanarak büyücünün tuttuğu bıçağa elini avucu yukarı gelecek şekilde yaklaştırdı. Gözleri hala büyücünün gözlerindeydi.
Büyücü bıcağı gerginlikten en ufak bir ifade taşımadan barbarın kocaman eline bıraktı. Corax yüzünde memnun bir ifadeyle bıçağı aldı ve tavşanın yanmış ayaklarında ufak bir çizik atıp hızla onları kırdı ve ateşe fırlattı... Leş gibi bir yanık kokusu ortamı kapladı fakat Corax'ın umurunda bile değildi. Ateşten hafif kara dumanlar yükseldi ama Corax tavşanı parçalamaya ve heryerini kırıp bölmeye devame diyordu:
"Asla artıkları başka bir yere atma yoksa ateşinin gücü azalırsa yakınına bir çok vahşi leş yiyici gelebilir ve senden de bir kaç parça koparmaktan hiç korkmazlar... Ateşe at... Kötü kokacaktır ama kötü koku kendi vücudundan bir kaç parça eksilmesinden iyidir... İşte büyücü avın, yanımda özel kaplar olmadığından, bundan daha iyi yapamam..." diyerek kendi tavşanını bıçağıyla şişleyip yemeye başladı. Bu arada büyücüye de onun daggerina sapladığı tavşanı uzatmıştı...
"Özel kaplardan kastın kap kacak olmalı sanırım... Ben de yolculuğumda bu ağırlığı taşımak istemedim. Senin gibi bir adam için çok iyi yemek pişirdiğini eklemeliyim. Ben bu tavşanın yarısını atacaktım pişmediğinden ya da yandığından dolayı eğer kendim pişirmeye devam etseydim... Bu yüzden avımın yarısı için bana borçlu değilsin savaşçı..."
"Yine de avına ortak olduğum için ben sana borçlu hissediyorum... *Öantasından ekmek ve büyük bir matara çıkarır* İşte büyücü, ekmek biraz bayat ama yanımda getirdiğim elf şarabıyla beraber ısırırsan hiç fena olmuyor... Elflerden nefret ederim ama şarapları çok iyi yapıyorlar HAHAHAHAHAAA!'" diye bir anda kahkahayı patlattı...
Büyücü deli savaşçının birdenbire gülmesi karşısında gülümsemesini durduramadı...