by Artemis Entreri » Fri Jan 05, 2007 5:26 am
Fight Clubın ve diğer pek çok inanılmaz şaheserin yaratıcısı Chuck okuyanlar buraya yazar
hakkındaki yorumlarını ve beğendikleri alınıtları yazsınlar.
Buyrun efendim kısa sürede idolüm haline gelen bu mükemmel insanın Gösteri Peygamberi
isimli kitabından hoş bir alıntı.
--------------------
Istakoz nasıl yenir?
Tenceredeki ıstakozlar ölmüş gibi göründüklerinden, bir tanesini tutup
kaldırıyorum. Telefona, "Ã?nce öndeki iki kıskacı büküp koparın." diyorum.
Diğer ıstakozları eve gelince pratik yapmaları için buzluğa koyuyorum. Telefona
"Not alın," diyorum.
Kıskaçları koparıp içindeki eti yiyorum.
Kuyruğu bedeninden ayrılana dek geriye doğru bükün.Kuyruğun ucunu, karnın
ucundaki yumuşak kısmı koparın ve kuyruktaki eti çıkarmak için deniz ürünleri
takıındaki çatalı kullanın. Kuyruk boyunca uzanan bağırsak damarını çıkarın.
Eğer damarlar temizse, ıstakoz uzun süredir birşey yememiş demektir. Bağırsak
kalın ve koyu renkteyse yeni yemek yemiştir ve içi pislik dolu demektir.
Kuyruk etini yiyorum.
Ağzım doluyken telefona, deniz ürünleri için olan çatal, üç sivri ucu olan minik
çataldır, diyorum.
Sonra sırtını, yani sert kabuğu açacaksınız ve Tomal, denilen yeşil renkli
sindirim bezini yiyeceksiniz. Pıhtılaşınca beyazlaşan bakırımsı kanı yiyin.
Olgunlaşmamış, mercan kırmızısı yumurta yığınlarını yiyin, diyorum.
Bu arada bende hepsini yiyorum.
Istakozların kan dolaşım sistemi "açık" bir sistemdir, yani kan hayvanın vücut
boşlukları içinde sağa sola savrularak bütün organları besler.
Parmaklarımı yalarken, ciğerleri süngerimsi ve serttir ama yenir, diyorum
telefona. Midesi kafasının arkasında bulunur ve diş gibi görünen sert bir
torbadır. Mideyi yemeyin.
Istakozun içini eşeliyorum, bütün yürüyüş bacaklarının içindeki eti emiyorum.
Solungacını ısırıp koparıyorum. Beynindeki sinirleri ayırıyorum.
Duruyorum.
Gördüğüm şey olacak gibi değil.
Telefondaki ses bağırıyor. "Tamam, şimdi sırada ne var? Hepsi bu mu? Yenecek
bir yer kalmadı mı?"
Bu olamaz. Saat üçe geliyor ve ajandama göre bu saatte dışarıda bahçeyi
kazıyor olmam lazımdı. Saat dörtte çiçek tarhını düzenleyeceğim. Beş buçukta
ateş çiçeklerini söküp yerlerine Hollanda lalesi, gül, aslanağzı, eğreltiotu ve çim
ekeceğim.
Telefondaki ses bağırmaya devam ediyor. "Orada neler oluyor? Cevap ver
bana! Bir sorun mu var?"
Programım bana mutlu olduğumu söylüyor. Ã?retkenim. Çok çalışıyorum. Her şey
gelnel olarak yolunda gidiyor. İşleri hallediyorum.
Telefondaki ses bağırıyor. "Sonra ne yapacağız?"
Bugün, güneşin insanı utandırmak için doğduğu günlerden biri.
Telefondaki ses bağırıyor. "Yapacak başka ne kaldı?"
Telefonu kapatıyorum çünkü yapacak hiçbir şey kalmadı. Hemen hemen hiçbir
şey.
Belki de bu sadece ışığın bir oyunudur, ama neredeyse bütün ıstakozu yiyip
bitirdikten sonra kalp atışını fark ediyorum.
----------------
Chuck Palahniuk'un Gösteri Peygamberi isimli kitabından alıntı yaptım.
Bu başlığa uyacağını düşündüm.
Kaleminiz asla kırılmasın.
Fight Clubın ve diğer pek çok inanılmaz şaheserin yaratıcısı Chuck okuyanlar buraya yazar
hakkındaki yorumlarını ve beğendikleri alınıtları yazsınlar.
Buyrun efendim kısa sürede idolüm haline gelen bu mükemmel insanın Gösteri Peygamberi
isimli kitabından hoş bir alıntı.
--------------------
Istakoz nasıl yenir?
Tenceredeki ıstakozlar ölmüş gibi göründüklerinden, bir tanesini tutup
kaldırıyorum. Telefona, "Ã?nce öndeki iki kıskacı büküp koparın." diyorum.
Diğer ıstakozları eve gelince pratik yapmaları için buzluğa koyuyorum. Telefona
"Not alın," diyorum.
Kıskaçları koparıp içindeki eti yiyorum.
Kuyruğu bedeninden ayrılana dek geriye doğru bükün.Kuyruğun ucunu, karnın
ucundaki yumuşak kısmı koparın ve kuyruktaki eti çıkarmak için deniz ürünleri
takıındaki çatalı kullanın. Kuyruk boyunca uzanan bağırsak damarını çıkarın.
Eğer damarlar temizse, ıstakoz uzun süredir birşey yememiş demektir. Bağırsak
kalın ve koyu renkteyse yeni yemek yemiştir ve içi pislik dolu demektir.
Kuyruk etini yiyorum.
Ağzım doluyken telefona, deniz ürünleri için olan çatal, üç sivri ucu olan minik
çataldır, diyorum.
Sonra sırtını, yani sert kabuğu açacaksınız ve Tomal, denilen yeşil renkli
sindirim bezini yiyeceksiniz. Pıhtılaşınca beyazlaşan bakırımsı kanı yiyin.
Olgunlaşmamış, mercan kırmızısı yumurta yığınlarını yiyin, diyorum.
Bu arada bende hepsini yiyorum.
Istakozların kan dolaşım sistemi "açık" bir sistemdir, yani kan hayvanın vücut
boşlukları içinde sağa sola savrularak bütün organları besler.
Parmaklarımı yalarken, ciğerleri süngerimsi ve serttir ama yenir, diyorum
telefona. Midesi kafasının arkasında bulunur ve diş gibi görünen sert bir
torbadır. Mideyi yemeyin.
Istakozun içini eşeliyorum, bütün yürüyüş bacaklarının içindeki eti emiyorum.
Solungacını ısırıp koparıyorum. Beynindeki sinirleri ayırıyorum.
Duruyorum.
Gördüğüm şey olacak gibi değil.
Telefondaki ses bağırıyor. "Tamam, şimdi sırada ne var? Hepsi bu mu? Yenecek
bir yer kalmadı mı?"
Bu olamaz. Saat üçe geliyor ve ajandama göre bu saatte dışarıda bahçeyi
kazıyor olmam lazımdı. Saat dörtte çiçek tarhını düzenleyeceğim. Beş buçukta
ateş çiçeklerini söküp yerlerine Hollanda lalesi, gül, aslanağzı, eğreltiotu ve çim
ekeceğim.
Telefondaki ses bağırmaya devam ediyor. "Orada neler oluyor? Cevap ver
bana! Bir sorun mu var?"
Programım bana mutlu olduğumu söylüyor. Ã?retkenim. Çok çalışıyorum. Her şey
gelnel olarak yolunda gidiyor. İşleri hallediyorum.
Telefondaki ses bağırıyor. "Sonra ne yapacağız?"
[b]Bugün, güneşin insanı utandırmak için doğduğu günlerden biri.[/b]
Telefondaki ses bağırıyor. "Yapacak başka ne kaldı?"
Telefonu kapatıyorum çünkü yapacak hiçbir şey kalmadı. Hemen hemen hiçbir
şey.
Belki de bu sadece ışığın bir oyunudur, ama neredeyse bütün ıstakozu yiyip
bitirdikten sonra kalp atışını fark ediyorum.
----------------
Chuck Palahniuk'un Gösteri Peygamberi isimli kitabından alıntı yaptım.
Bu başlığa uyacağını düşündüm.
Kaleminiz asla kırılmasın.