Chuck Palahniuk. (!) Bu adama dikkat (!)

Post a reply

Confirmation code
Enter the code exactly as it appears. All letters are case insensitive.
Smilies
:D :) :( :o 8O :? 8) :lol: :x :P :oops: :cry: :evil: :twisted: :roll: :wink: :!: :?: :idea: :arrow: :| :mrgreen:

BBCode is ON
[img] is ON
[url] is ON
Smilies are ON

Topic review
   

If you wish to attach one or more files enter the details below.

Maximum filesize per attachment: 256 KiB.

Expand view Topic review: Chuck Palahniuk. (!) Bu adama dikkat (!)

by Eliathor » Sun Jan 14, 2007 12:37 am

Yeraltı edebiyatının sıkı bir takipçisi olarak Chuck Palahniuk'u okumamak büyük bir ayıp olurdu keza yazdığı tüm kitapları afiyetle okudum. Bir tek Görünmez Canavarları sevmediğimi söylemeliyim.

"bir ay içerisinde ev arkadaşlarımdan bir tanesi üçüncü kez
sarhoş araba kullanmaktan tutuklandı. hapis cezasından
yırtmak için seattle'a tüydü. diğer ev arkadaşım ise kendisine
sapı yakutlu bir kokain kaşığı hediye eden isveçli bir kadına
aşık oldu, evlenmek için kaçtılar. iki adamın çalıştığım balık
restoranını soyduğu geceye kadar kurye-bulaşıkçı-esrarkeş
olarak üç hayat sürdürüyordum. hırsızların kafalarında yastık
kılıfları ve ellerinde namlusu kısaltılmış tüfekleri vardı. alnım
mosmor olana kadar kafamı otoparkın zeminine bastırdılar.
restoran sahibi polise olanları anlatırken, çalınan para miktarını
iki katı olarak söylememi istedi. böylece adam sigorta sahtekarlığı
yapip büyük bir avantaya konabilecekti. hayatımda bir kere olsun
doğruyu söyledim ve işten kovuldum. daireden ayrıldım ve kiralık
bir odaya taşındım. kavanozda sakladığım, ameliyatla aldırdığım
bademciklerim hala o akçaağaç ve böğürtlen kaplı dik tepenin
oralarda onları fırlattığım bir yerlerde duruyor.
onları atarken tuttuğum dilek ise günün birinde yazar olmaktı.
...

chuck palahnıuk - kaçaklar ve mülteciler

by aransayes » Fri Jan 12, 2007 11:03 pm

Çok merak ettirdin. Okuyacam ilk fırsatta :D

by Artemis Entreri » Fri Jan 12, 2007 11:02 pm

-- Chuck Palahniuk'un Günce isimli Kitabından Alıntıdır --


Sevgili tatlı aptal Peter. Bunu hissedebiliyor musun?

Üstelik insanların söz ettiği şu fiş çekme mevzuu da sadece mecazdan ibaret. Bu
aletlerin tamamı sağlam kablolarla döşenmiş görünüyor. İlaveten kesintisiz güç
kaynakları, arızalara karşı otomatik ikaz mekanizmaları, bataryalar, on haneli gizli
kodlar ve şifreler var. Solunum cihazını kapatmak için özel bir anahtar gerekiyor.
Mahkeme kararı, yanlış tedavi mesuluyetinden feragat, beş şahit ve üç doktorun
rızası gerekiyor.

O yüzden hiçbir yere kıpırdama. Misty, onu soktuğun bu pislikten çıkmanın bir yolunu
bulana dek kimse fişini falan çekmeyecek.

Belki hatırlamazsın diye söylüyorum; Misty seni ziyarete gelirken her seferinde ona
verdiğin eski sahte broşlardan birini takıyor. Ceketinden çıkarıp iğnesini açıyor.
İğnenin ucu, tabii ki alkolle ovularak sterilize edilmiş. Aman Allah korusun, mikrop
falan kaparsın. Eski broşun iğnesini yavaşça, hemde oldukça yavaş eline, ayağına
veya koluna batırıyor. Kemiğe dayanana veya öbür taraftan çıkana dek batırmaya
devam ediyor. Kanarsa Misty hemen orayı temizliyor.

Oldukça nostaljik.

Bazı ziyaretlerinde art arda saplıyor sana. Ve "Bunu hissedebiliyor musun?" diye
fısıldıyor.

Daha önce tenine hiç iğne batırılmamış değil.

Misty, "Hala hayattasın Peter. Buna ne dersin?" diye fısıldıyor.

Bundan on yıl sonra, yüz yıl sonra bir ağacın altında limonatanı yudumlayıp bunu
okurken, her ziyaretin en zevkli kısmının o iğnenin batışı olduğunu bilmen gerekiyor.

Misty, ömrünün en güzel yıllarını sana verdi. Misty'nin şöyle dört başı mamur bir
boşanmadan başka hiçbir borcu yok sana. Aptal ve ucuz bir pislik olduğun için her
zamanki gibi ona boş bir benzin deposu bırakıp gidecektin. Bir de herkesin duvarlarının
için bıraktığın nefret mesajları var. Onu sevmeye, saymaya ve baş tacı etmeye yemin
etmiştin. Misty Marie Kleinman'ı ünlü bir ressam yapacağını söylemiştin ama onu beş
parasız, nefret edilen biri olarak ve bir başına bıraktın.

Bunu hissedebiliyor musun?

Seni sevgili tatlı salak yalancı. Tabbi bacağına sevgilerini ve öpücüklerini gönderiyor.
İki hafta sonra on üç yaşına basıyor. Ergenlik çağına giriyor.

Bugün hava yer yer şiddet saçıyor, kısmi öfke dolu.

Belki hatırlamazsın diye söylüyorum; ayaklarını sıcak tutsun diye Misty sana koyun derisi
çizmeler getirdi. Kan kalbine dönsün diye daracık, ortopedik çoraplar giyiyorsun. Misty
döküldükçe dişlerini alıp saklıyor.

Sadece kayıtlarda bulunması açısından, Misty seni hala sevmeseydi, sana işkence
etmekle uğraşmazdı.

Seni or**pu çocuğu. Bunu hissedebiliyor musun?

Chuck Palahniuk. (!) Bu adama dikkat (!)

by Artemis Entreri » Fri Jan 05, 2007 5:26 am

Fight Clubın ve diğer pek çok inanılmaz şaheserin yaratıcısı Chuck okuyanlar buraya yazar
hakkındaki yorumlarını ve beğendikleri alınıtları yazsınlar.

Buyrun efendim kısa sürede idolüm haline gelen bu mükemmel insanın Gösteri Peygamberi
isimli kitabından hoş bir alıntı.



--------------------


Istakoz nasıl yenir?

Tenceredeki ıstakozlar ölmüş gibi göründüklerinden, bir tanesini tutup
kaldırıyorum. Telefona, "Ã?nce öndeki iki kıskacı büküp koparın." diyorum.

Diğer ıstakozları eve gelince pratik yapmaları için buzluğa koyuyorum. Telefona
"Not alın," diyorum.

Kıskaçları koparıp içindeki eti yiyorum.

Kuyruğu bedeninden ayrılana dek geriye doğru bükün.Kuyruğun ucunu, karnın
ucundaki yumuşak kısmı koparın ve kuyruktaki eti çıkarmak için deniz ürünleri
takıındaki çatalı kullanın. Kuyruk boyunca uzanan bağırsak damarını çıkarın.
Eğer damarlar temizse, ıstakoz uzun süredir birşey yememiş demektir. Bağırsak
kalın ve koyu renkteyse yeni yemek yemiştir ve içi pislik dolu demektir.

Kuyruk etini yiyorum.

Ağzım doluyken telefona, deniz ürünleri için olan çatal, üç sivri ucu olan minik
çataldır, diyorum.

Sonra sırtını, yani sert kabuğu açacaksınız ve Tomal, denilen yeşil renkli
sindirim bezini yiyeceksiniz. Pıhtılaşınca beyazlaşan bakırımsı kanı yiyin.
Olgunlaşmamış, mercan kırmızısı yumurta yığınlarını yiyin, diyorum.

Bu arada bende hepsini yiyorum.

Istakozların kan dolaşım sistemi "açık" bir sistemdir, yani kan hayvanın vücut
boşlukları içinde sağa sola savrularak bütün organları besler.

Parmaklarımı yalarken, ciğerleri süngerimsi ve serttir ama yenir, diyorum
telefona. Midesi kafasının arkasında bulunur ve diş gibi görünen sert bir
torbadır. Mideyi yemeyin.

Istakozun içini eşeliyorum, bütün yürüyüş bacaklarının içindeki eti emiyorum.
Solungacını ısırıp koparıyorum. Beynindeki sinirleri ayırıyorum.

Duruyorum.

Gördüğüm şey olacak gibi değil.

Telefondaki ses bağırıyor. "Tamam, şimdi sırada ne var? Hepsi bu mu? Yenecek
bir yer kalmadı mı?"

Bu olamaz. Saat üçe geliyor ve ajandama göre bu saatte dışarıda bahçeyi
kazıyor olmam lazımdı. Saat dörtte çiçek tarhını düzenleyeceğim. Beş buçukta
ateş çiçeklerini söküp yerlerine Hollanda lalesi, gül, aslanağzı, eğreltiotu ve çim
ekeceğim.

Telefondaki ses bağırmaya devam ediyor. "Orada neler oluyor? Cevap ver
bana! Bir sorun mu var?"

Programım bana mutlu olduğumu söylüyor. Ã?retkenim. Çok çalışıyorum. Her şey
gelnel olarak yolunda gidiyor. İşleri hallediyorum.

Telefondaki ses bağırıyor. "Sonra ne yapacağız?"

Bugün, güneşin insanı utandırmak için doğduğu günlerden biri.


Telefondaki ses bağırıyor. "Yapacak başka ne kaldı?"

Telefonu kapatıyorum çünkü yapacak hiçbir şey kalmadı. Hemen hemen hiçbir
şey.

Belki de bu sadece ışığın bir oyunudur, ama neredeyse bütün ıstakozu yiyip
bitirdikten sonra kalp atışını fark ediyorum.


----------------

Chuck Palahniuk'un Gösteri Peygamberi isimli kitabından alıntı yaptım.
Bu başlığa uyacağını düşündüm.

Kaleminiz asla kırılmasın.

Top