by Barzini » Sat Jun 02, 2007 5:13 am
BÃ?LÃ?M II: ACEMİ
Uyandım…
Karanlık bir odada oldukça rahat bir yataktaydım. Çok ta rahat bir uyku çekmiştim, uyku sersemliğinden eser yoktu üzerimde. Sanki sihirli bir uykudan uyanmıştım. Yattığım yerden doğruldum, yatağın kenarına oturdum, birkaç saniye duraksayıp düşündükten sonra ayağa kalktım. Güçlükle görebildiğim elektrik düğmesine doğru yavaşça ilerledim, ağır adımlarımı atarken bir yandan da düşünüyordum... Parmağımı yavaşça düğmeye yaklaştırdım, derin bir nefes aldıktan sonra hafifçe dokunup, ışıkları açtım. Tavanda yan yana asılmış iki florosan birkaç kez hızla yanıp söndükten sonra tüm odayı aydınlattı. Bir iki saniye gözlerim kamaştı ışıktan pek bir şey seçemedim, ama gözlerimi tamamen açıp ta etrafımdakilerin farkına varınca, kelimenin tam anlamıyla irkilmiştim. Odanın içinde bir iki tur attım, etrafı inceledim, nerede olabilirdim? Pencerelerin yerinde tuğlalar vardı, çerçevelerin içine örülmüş duvar çok net belli oluyordu, oda kasıtlı olarak karartılmıştı. Odada sadece az önce uyandığım yatak, bir masa ve bir de sandalye vardı. Masanın üzerinde duran ufak kağıdı aldım. İkiye katlanmış olan kağıdı açtım, üzerinde güzel bir el yazısıyla “iyi geceler Barzini” yazılıydı. Kağıdı buruşturup fırlattım.
Yatağımın kenarında oturuyordum. Uyanalı beş, on dakika ancak olmuştu ki; ayak sesleri duydum. Odanın demir kapısı hiç dikkatimi çekmemişti aslında. Bir hücre kapısına benziyordu. Ben kapının üzerindeki demir kirişlere bakarken birden kapının hareket ettiğini, bana doğru açıldığını fark ettim. İçeriye Hakan denilen iri yarı adam girdi ve “günaydın Bay Barzini! Selim Bey üst katta sizi bekliyor” dedi ve kapıyı arkasından açık bırakarak çıktı. Kapıya doğru temkinli, adımlarla ilerledim. Kapıyı ardına kadar açıp arkasında kimsenin olmadığını sadece boş bir koridorun uzandığını görünce, odadan çıktım ve ilerlemeye başladım. Koridoru loş bir ışık aydınlatıyordu, az önce çıktığım odadaki kadar kuvvetli bir ışık değildi ama etraf rahatlıkla görülebiliyordu. Oldukça kasvetli bir yerdi, sanki yüzyıllar öncesinden kalma gibiydi, orta çağın kale zindanlarına benziyordu bu yürüdüğüm uzun koridor; iki yanında kapılar vardı, benim az önce çıktığım odadakine benzer, üzerinde demir kirişleri olan demir kapılar.
Biraz daha ilerleyip, demir kapıları geçince koridorun sonuna gelmiştim. Burada yukarı doğru uzanan taştan bir merdiven vardı, korkulukları demirden olan taş bir merdiven… Korkulukları sanki acemi bir demirci ustasının elinden çıkmış gibiydi, üzerindeki çekiç izleri dikkatle bakınca belli oluyordu, elimi sürttüğümde ise ne kadar pürüzlü bir yüzeyi olduğunu anlamıştım.
Peki ama ben neredeydim? İşte en büyük soru buydu.
Merdivenlerin başında Hakan’ın beni beklediğini gördüm. Hakan oldukça soğuk ve ifadesiz bir adamdı. Yüzüme bakarak; “bu taraftan Bay Barzini” dedi ve ilerlemeye başladı. Bende arkasından yürüyordum, zindandayken öldürmediklerine göre yukarıda da bir şey yapmazlar diye düşünüyordum. Yani üst katta olduğumuz sürece en azından kısmen güveniyordum. Büyük bir hol geçtikten sonra, Hakan gösterişli büyük bir ahşap kapının önünde durdu. Bu iki kanatlı, anladığım kadarıyla masif ahşap bir kütleden işlenerek yapılmış, oldukça pahalı bir kapıydı, kızıla çalan kahverengi ahşabın üzerinde özenle işlenmiş iki kol vardı; sapsarı ve parıldayan iki altın kapı kolu… kapının üzerinde ise iki kapı kanadını ortalayacak şekilde, çarmıha gerilmiş İsa figürü işlenmişti, İsa’nın başının hemen üzerine ise ortada Katolik ve Ortodoks haçları olmak üzere sağda Musevi yıldızı ve solda İslamiyet’in hilali vardı. Kapıdaki bu ifadeye bir anlam verememiştim.
Hakan, iki eliyle kapının iki koluna uzandı ve ittirerek açtı. O kocaman kapı tek bir gıcırtı sesi bile çıkartmadan usulca açılıverdi.
“Siz buyurun, Selim Bey birazdan burada olur” dedi. Ben içeri girdim ve arkamdan kapının kapanışını duydum. Odanın içinde kıpırdamadan etrafa bakınıyordum. İçerisi çok etkileyiciydi. Başımı yukarıya kaldırıp ta tavandan asılı olan şeyi gördüğümde kelimenin tam anlamıyla şaşırmıştım. Daha önce bu kadar büyük bir avize görmemiştim. İçerisi fazla gösterişliydi. Odanın ortasında tavandan sarkan devasa avizenin hemen altında yekpare granit bloktan muhteşem uzun bir masa duruyordu. Masa “U” şeklinde tek parça granitti. Masaya biraz yaklaştım, cilası muhteşemdi, siyah cilalı yüzeyde kendi yüzümü görebiliyordum. U şeklindeki masanın kıvrımının arkasında büyük bir ayna vardı. Ã?erçevesi sarı ahşaptandı, ne ağacı olduğunu çıkartamamıştım, biraz yaklaştım aynaya doğru ve birkaç metre kala fark ettim ki aynanın çerçevesi ahşap değil, tıpkı kapı kolları gibi altındı. Ã?erçevenin üst kısmı geniş ve oval geliyordu altının üzerine yine kapıdaki dört işaret işlenmişti Musevi yıldızı, Katolik ve Ortodoks haçları ile İslamiyet hilali. Hala yabancılık çektiğim İzmir’de bir mason malikanesinde olduğumu düşündüm bir an için. Aniden aynaya baktım, aynadaki yansımama, o ana kadar çerçeve ve işaretlerin etkisinde kalmış dikkat etmemiştim aynadaki görüntüme. Birden aynadaki kendimi görünce şaşırdım. Yüzüm çok solgun görünüyordu. Elimi yavaşça yüzüme doğru götürüyordum ki aniden arkamdaki kapının açıldığını gördüm aynadan. İçeriye giren adamı görünce birden dün geceki olaylar geldi gözümün önüne. Bu adam dün gece bileğimden akan kanı içmişti ve soğuk… Çok soğuktu, ölüm kadar soğuk, hemen arkanızda duran Azrail’in nefesi kadar soğuktu. Öldüğümü düşünmüştüm.
Bir an duraksadım, bana bunları yapan bu adamdan neden korkmuyordum ki? Selim Bey bu adam olsa gerek diye düşündüm ki tam ben bunu aklımdan geçirirken, adamın arkasından kapı kapandı ve adam konuşmaya başladı;
- Benim kim olduğumu merak ediyorsundur sanırım. Ben Selim; Selim Erden. Eminim kafanda burasıyla ilgili pek çok soru vardır. Sabırlı ol, tüm soruların cevaplanacak, ama önce benimkiler…
Adam konuşurken bir yandan da odanın içinde volta atmaya, bir aşağı, bir yukarı gezinmeye başladı. Aniden durdu ve bana döndü. O an gözlerimin içine bakıyordu. Düşüncelerimin karıştığını hissediyordum, kafam karışmış, tüm düşündüklerimi, aklımdan geçenleri unutmuştum. Sadece karşımda bana bakan bir çift ela gözün etkisiyle kafam allak bullak olmuştu. “Oturun lütfen Bay Barzini” dedi Selim Bey. Aynanın önünde duran yüksek arkalıklı, geniş ahşap sandalyeye oturdum. “geç kaldığım için üzgünüm ama sizde bilirsinizi ki biz iş adamları hep meşgul oluyoruz” diyerek söze başladı, büyük bir merak ve hayretle dinliyordum.
- Bay Barzini. Sizinle dürüst konuşacağım; açıkçası yaptığınız hizmet tarafımdan ödüllendirilmiş ve mükafatınız dün gece tarafımdan ödenmiştir. Artık ölümsüzler diplomatısınız Bay Barzini. Sizin bu görevi almanız için oldukça uğraştım, hatta güçlülerle ters düşüp, koltuğumu ve hayatımı tehlikeye sokmayı göze aldım. Sizinle ilgili kara bu salonda alındı Bay Barzini. Tarafımdan dün gece asillerin klanı Ventrue ailesine kabul edildiniz. Hoş geldiniz Bay Barzini.
“Peki neden? Neden ben?” diye sordum; ellerimi masaya vurup ayağa kalkarken. Sinirliydim. Aynaya döndüm, yüzümün haline baktım. Tenim fazlasıyla solgun görünüyordu, mavi gözlerimde ise yorgunluk vardı. Aynadan arkamda duran hoş giyimli adama baktım; “bu muydu vereceğiniz mükafat. Eğer beni aşağılık bir lanetli olarak sonsuza dek yaşatacaksanız bu ödülü reddediyorum. Ya geri alın verdiğiniz bu laneti ya da öldürün beni” sesim daha önce çıkmadığı kadar sertti, kendimi tutamamış, kimseye bağırmadığım kadar sinirli bir şekilde bağırmıştım.
Ardından Selim’in cevabı geldi;
- Aşağılık lanetli. Sözünü ettiğiniz lanet tüm ölümlülerin isteyeceği kadar güçlü olmamızı sağladı bundan bin yıllar önce. şimdi ise senin gibi bir patavatsız çıkmış bu gücü benden alın ya da öldürün beni diyor. Ama anlamadığı bir şey var ki; o kadar kolay olmayan şey de işte tam bu istediği şey. Sana Ã?LÃ?MSÖZSÃ?N diyorum SALAK. Gücün ne kadar etkileyici olabileceğini mi merak ediyorsun?
Bu soruyu sorduktan sonra iki elini ağır ağır havaya kaldırdı, gözleri yavaşça kapandı. Ben ise kıpırdamadan seyrediyor, neler olup bittiğini anlamaya çalışıyordum. Merakla birlikte içimdeki korkuda büyümeye başlamıştı. Korkmadığımı düşünmeye başlamışken adam ellerini indirmeye başladı, gözlerini açtı. O anda kendimi kaybedip, önünde diz çöktüm, hayatımda bu kadar etkileyici birisini görmemiştim. Muhteşem bir adamdı, o ilahi bir varlık olmalıydı ve onun kadar etkileyici olabilmeyi arzuladım bir an için ama bunun mümkün olmadığını, hiç kimsenin ona erişemeyeceğini biliyordum. O anda karşımdaki adam bana doğaüstü bir varlık olarak görünmüştü, vücudundan ilahi ışıklar çıktığını bile söyleyebilirim. “Emredin Majesteleri Selim Erden” diyerek dizlerimin üzerinden kalktım.
Kısa bir süre bu şekilde düşündükten sonra normale döndü karşımdaki adam. Neler olduğuna bir anlam verememiştim.
-İşte Barzini, oğlum! Sahip olduğun güç seni tüm varlıkların Tanrı’ya eş koşmalarını sağlayabilir. Ya da onlara istediğin şeyleri söyleyip onları sanki senin kuklanmış gibi kullanabilirsin. Ya da insanları öldürecek olaylardan tek bir çizik almadan kurtulabilirisin. Ölümsüzlüğün verdiği güç, kanın gücü, babamız Caine’den miras kalan güç.
Bunları söyledikten sonra bana baktı; “sanırım bunları görüp de bu olağanüstü güce kayıtsız kalamazsın” dedi. şaşırmış ve etkilenmiştim. Bunca sene bir yerlere gelip güç sahibi olabilmek için yorulmuştum, şimdi ise sonsuz bir güç sunulmuştu bana. “kabul ediyorum, baba!” diyerek başımı öne doğru eğdim…
BÃ?LÃ?M II: ACEMİ
Uyandım…
Karanlık bir odada oldukça rahat bir yataktaydım. Çok ta rahat bir uyku çekmiştim, uyku sersemliğinden eser yoktu üzerimde. Sanki sihirli bir uykudan uyanmıştım. Yattığım yerden doğruldum, yatağın kenarına oturdum, birkaç saniye duraksayıp düşündükten sonra ayağa kalktım. Güçlükle görebildiğim elektrik düğmesine doğru yavaşça ilerledim, ağır adımlarımı atarken bir yandan da düşünüyordum... Parmağımı yavaşça düğmeye yaklaştırdım, derin bir nefes aldıktan sonra hafifçe dokunup, ışıkları açtım. Tavanda yan yana asılmış iki florosan birkaç kez hızla yanıp söndükten sonra tüm odayı aydınlattı. Bir iki saniye gözlerim kamaştı ışıktan pek bir şey seçemedim, ama gözlerimi tamamen açıp ta etrafımdakilerin farkına varınca, kelimenin tam anlamıyla irkilmiştim. Odanın içinde bir iki tur attım, etrafı inceledim, nerede olabilirdim? Pencerelerin yerinde tuğlalar vardı, çerçevelerin içine örülmüş duvar çok net belli oluyordu, oda kasıtlı olarak karartılmıştı. Odada sadece az önce uyandığım yatak, bir masa ve bir de sandalye vardı. Masanın üzerinde duran ufak kağıdı aldım. İkiye katlanmış olan kağıdı açtım, üzerinde güzel bir el yazısıyla “iyi geceler Barzini” yazılıydı. Kağıdı buruşturup fırlattım.
Yatağımın kenarında oturuyordum. Uyanalı beş, on dakika ancak olmuştu ki; ayak sesleri duydum. Odanın demir kapısı hiç dikkatimi çekmemişti aslında. Bir hücre kapısına benziyordu. Ben kapının üzerindeki demir kirişlere bakarken birden kapının hareket ettiğini, bana doğru açıldığını fark ettim. İçeriye Hakan denilen iri yarı adam girdi ve “günaydın Bay Barzini! Selim Bey üst katta sizi bekliyor” dedi ve kapıyı arkasından açık bırakarak çıktı. Kapıya doğru temkinli, adımlarla ilerledim. Kapıyı ardına kadar açıp arkasında kimsenin olmadığını sadece boş bir koridorun uzandığını görünce, odadan çıktım ve ilerlemeye başladım. Koridoru loş bir ışık aydınlatıyordu, az önce çıktığım odadaki kadar kuvvetli bir ışık değildi ama etraf rahatlıkla görülebiliyordu. Oldukça kasvetli bir yerdi, sanki yüzyıllar öncesinden kalma gibiydi, orta çağın kale zindanlarına benziyordu bu yürüdüğüm uzun koridor; iki yanında kapılar vardı, benim az önce çıktığım odadakine benzer, üzerinde demir kirişleri olan demir kapılar.
Biraz daha ilerleyip, demir kapıları geçince koridorun sonuna gelmiştim. Burada yukarı doğru uzanan taştan bir merdiven vardı, korkulukları demirden olan taş bir merdiven… Korkulukları sanki acemi bir demirci ustasının elinden çıkmış gibiydi, üzerindeki çekiç izleri dikkatle bakınca belli oluyordu, elimi sürttüğümde ise ne kadar pürüzlü bir yüzeyi olduğunu anlamıştım.
Peki ama ben neredeydim? İşte en büyük soru buydu.
Merdivenlerin başında Hakan’ın beni beklediğini gördüm. Hakan oldukça soğuk ve ifadesiz bir adamdı. Yüzüme bakarak; “bu taraftan Bay Barzini” dedi ve ilerlemeye başladı. Bende arkasından yürüyordum, zindandayken öldürmediklerine göre yukarıda da bir şey yapmazlar diye düşünüyordum. Yani üst katta olduğumuz sürece en azından kısmen güveniyordum. Büyük bir hol geçtikten sonra, Hakan gösterişli büyük bir ahşap kapının önünde durdu. Bu iki kanatlı, anladığım kadarıyla masif ahşap bir kütleden işlenerek yapılmış, oldukça pahalı bir kapıydı, kızıla çalan kahverengi ahşabın üzerinde özenle işlenmiş iki kol vardı; sapsarı ve parıldayan iki altın kapı kolu… kapının üzerinde ise iki kapı kanadını ortalayacak şekilde, çarmıha gerilmiş İsa figürü işlenmişti, İsa’nın başının hemen üzerine ise ortada Katolik ve Ortodoks haçları olmak üzere sağda Musevi yıldızı ve solda İslamiyet’in hilali vardı. Kapıdaki bu ifadeye bir anlam verememiştim.
Hakan, iki eliyle kapının iki koluna uzandı ve ittirerek açtı. O kocaman kapı tek bir gıcırtı sesi bile çıkartmadan usulca açılıverdi.
“Siz buyurun, Selim Bey birazdan burada olur” dedi. Ben içeri girdim ve arkamdan kapının kapanışını duydum. Odanın içinde kıpırdamadan etrafa bakınıyordum. İçerisi çok etkileyiciydi. Başımı yukarıya kaldırıp ta tavandan asılı olan şeyi gördüğümde kelimenin tam anlamıyla şaşırmıştım. Daha önce bu kadar büyük bir avize görmemiştim. İçerisi fazla gösterişliydi. Odanın ortasında tavandan sarkan devasa avizenin hemen altında yekpare granit bloktan muhteşem uzun bir masa duruyordu. Masa “U” şeklinde tek parça granitti. Masaya biraz yaklaştım, cilası muhteşemdi, siyah cilalı yüzeyde kendi yüzümü görebiliyordum. U şeklindeki masanın kıvrımının arkasında büyük bir ayna vardı. Ã?erçevesi sarı ahşaptandı, ne ağacı olduğunu çıkartamamıştım, biraz yaklaştım aynaya doğru ve birkaç metre kala fark ettim ki aynanın çerçevesi ahşap değil, tıpkı kapı kolları gibi altındı. Ã?erçevenin üst kısmı geniş ve oval geliyordu altının üzerine yine kapıdaki dört işaret işlenmişti Musevi yıldızı, Katolik ve Ortodoks haçları ile İslamiyet hilali. Hala yabancılık çektiğim İzmir’de bir mason malikanesinde olduğumu düşündüm bir an için. Aniden aynaya baktım, aynadaki yansımama, o ana kadar çerçeve ve işaretlerin etkisinde kalmış dikkat etmemiştim aynadaki görüntüme. Birden aynadaki kendimi görünce şaşırdım. Yüzüm çok solgun görünüyordu. Elimi yavaşça yüzüme doğru götürüyordum ki aniden arkamdaki kapının açıldığını gördüm aynadan. İçeriye giren adamı görünce birden dün geceki olaylar geldi gözümün önüne. Bu adam dün gece bileğimden akan kanı içmişti ve soğuk… Çok soğuktu, ölüm kadar soğuk, hemen arkanızda duran Azrail’in nefesi kadar soğuktu. Öldüğümü düşünmüştüm.
Bir an duraksadım, bana bunları yapan bu adamdan neden korkmuyordum ki? Selim Bey bu adam olsa gerek diye düşündüm ki tam ben bunu aklımdan geçirirken, adamın arkasından kapı kapandı ve adam konuşmaya başladı;
- Benim kim olduğumu merak ediyorsundur sanırım. Ben Selim; Selim Erden. Eminim kafanda burasıyla ilgili pek çok soru vardır. Sabırlı ol, tüm soruların cevaplanacak, ama önce benimkiler…
Adam konuşurken bir yandan da odanın içinde volta atmaya, bir aşağı, bir yukarı gezinmeye başladı. Aniden durdu ve bana döndü. O an gözlerimin içine bakıyordu. Düşüncelerimin karıştığını hissediyordum, kafam karışmış, tüm düşündüklerimi, aklımdan geçenleri unutmuştum. Sadece karşımda bana bakan bir çift ela gözün etkisiyle kafam allak bullak olmuştu. “Oturun lütfen Bay Barzini” dedi Selim Bey. Aynanın önünde duran yüksek arkalıklı, geniş ahşap sandalyeye oturdum. “geç kaldığım için üzgünüm ama sizde bilirsinizi ki biz iş adamları hep meşgul oluyoruz” diyerek söze başladı, büyük bir merak ve hayretle dinliyordum.
- Bay Barzini. Sizinle dürüst konuşacağım; açıkçası yaptığınız hizmet tarafımdan ödüllendirilmiş ve mükafatınız dün gece tarafımdan ödenmiştir. Artık ölümsüzler diplomatısınız Bay Barzini. Sizin bu görevi almanız için oldukça uğraştım, hatta güçlülerle ters düşüp, koltuğumu ve hayatımı tehlikeye sokmayı göze aldım. Sizinle ilgili kara bu salonda alındı Bay Barzini. Tarafımdan dün gece asillerin klanı Ventrue ailesine kabul edildiniz. Hoş geldiniz Bay Barzini.
“Peki neden? Neden ben?” diye sordum; ellerimi masaya vurup ayağa kalkarken. Sinirliydim. Aynaya döndüm, yüzümün haline baktım. Tenim fazlasıyla solgun görünüyordu, mavi gözlerimde ise yorgunluk vardı. Aynadan arkamda duran hoş giyimli adama baktım; “bu muydu vereceğiniz mükafat. Eğer beni aşağılık bir lanetli olarak sonsuza dek yaşatacaksanız bu ödülü reddediyorum. Ya geri alın verdiğiniz bu laneti ya da öldürün beni” sesim daha önce çıkmadığı kadar sertti, kendimi tutamamış, kimseye bağırmadığım kadar sinirli bir şekilde bağırmıştım.
Ardından Selim’in cevabı geldi;
- Aşağılık lanetli. Sözünü ettiğiniz lanet tüm ölümlülerin isteyeceği kadar güçlü olmamızı sağladı bundan bin yıllar önce. şimdi ise senin gibi bir patavatsız çıkmış bu gücü benden alın ya da öldürün beni diyor. Ama anlamadığı bir şey var ki; o kadar kolay olmayan şey de işte tam bu istediği şey. Sana Ã?LÃ?MSÖZSÃ?N diyorum SALAK. Gücün ne kadar etkileyici olabileceğini mi merak ediyorsun?
Bu soruyu sorduktan sonra iki elini ağır ağır havaya kaldırdı, gözleri yavaşça kapandı. Ben ise kıpırdamadan seyrediyor, neler olup bittiğini anlamaya çalışıyordum. Merakla birlikte içimdeki korkuda büyümeye başlamıştı. Korkmadığımı düşünmeye başlamışken adam ellerini indirmeye başladı, gözlerini açtı. O anda kendimi kaybedip, önünde diz çöktüm, hayatımda bu kadar etkileyici birisini görmemiştim. Muhteşem bir adamdı, o ilahi bir varlık olmalıydı ve onun kadar etkileyici olabilmeyi arzuladım bir an için ama bunun mümkün olmadığını, hiç kimsenin ona erişemeyeceğini biliyordum. O anda karşımdaki adam bana doğaüstü bir varlık olarak görünmüştü, vücudundan ilahi ışıklar çıktığını bile söyleyebilirim. “Emredin Majesteleri Selim Erden” diyerek dizlerimin üzerinden kalktım.
Kısa bir süre bu şekilde düşündükten sonra normale döndü karşımdaki adam. Neler olduğuna bir anlam verememiştim.
-İşte Barzini, oğlum! Sahip olduğun güç seni tüm varlıkların Tanrı’ya eş koşmalarını sağlayabilir. Ya da onlara istediğin şeyleri söyleyip onları sanki senin kuklanmış gibi kullanabilirsin. Ya da insanları öldürecek olaylardan tek bir çizik almadan kurtulabilirisin. Ölümsüzlüğün verdiği güç, kanın gücü, babamız Caine’den miras kalan güç.
Bunları söyledikten sonra bana baktı; “sanırım bunları görüp de bu olağanüstü güce kayıtsız kalamazsın” dedi. şaşırmış ve etkilenmiştim. Bunca sene bir yerlere gelip güç sahibi olabilmek için yorulmuştum, şimdi ise sonsuz bir güç sunulmuştu bana. “kabul ediyorum, baba!” diyerek başımı öne doğru eğdim…