by Bogus » Mon Jul 30, 2007 7:08 pm
# 3 Kan Sarhoşu
Bıktım arkanı toplamaktan...
İlk yudum...
Kanı içine çekmesine bile gerek kalmamıştı. Dişlerini batırdığında çocuğun hayat dolu kanı ağzına kendiliğinden dolmuştu. Gülşah bu ilk yudumu hemen yutmadı, insan olduğu günlerden kalma bir alışkanlıkla dilini yavaş yavaş ağzında dolandırdı ve kanın içine gizlenmiş bütün tatları hissetmeye çalıştı.
En baskın tat kesinlikle masumiyetti. Gülşah Taksim’in arka sokaklarında avlandığı için bu tadı artık neredeyse unutmuştu. Belki önündeki bir kaç on yıl boyunca da bu tadı bu kadar yoğun hissedemeyeceğini biliyordu. Masumiyet tadı tıpkı şarap gibi yıllandıkça daha da güzelleşiyordu. Yeni doğmuş bir bebeğin kanında sadece masumiyetin tadı vardı ama bu tat onüç yıl boyunca bozulmadan saklanabilmiş bir masumiyetle karşılaştırıldığında çiğ meyve tadına benziyordu. Gülşah kandaki masumiyet tadını en ufak ayrıntısına kadar ruhuna işledi.
Diğer baskın tatlar coşku, sevgi, merhamet ve biraz da yalnızlıktı. Ama yalnızlığın nahoş tadı diğer türlü fazlası ile tatlı olacak kana kesinlikle ihtiyacı olan aromayı veriyordu ve bu hali ile çok daha karakterli, çok daha eşsiz bir kan ortaya çıkıyordu.
İkinci yudum...
Gülşah ağzında soğumasına ve tadını kaybetmesine izin vermeden ilk yudumu yuttu. Bir kez ilk yudum alındıktan sonra diğer yudumlar hep daha hızlı giderdi. Bir vampirin iştahı beslendikçe daha da çok kabarırdı. Tıpkı bir insanın ruhu gibi.
Üçüncü yudum...
Ã?ocuğun kanında korkunun acı tadının olmaması Gülşah’ın garibine gitmişti. Bu tat pilin iki ucunu dilinize değdirdiğinizde aldığınız tada benzerdi ve fazlası içtiğiniz kanı bir ızdıraba dönüştürürdü. Bu yüzden de vampirler yemeklerinden zevk almak istiyorlarsa avlarını usulca ve zekice kandırmak zorundaydılar. Zorla alınan kan diğer kanlar kadar besleyiciydi ama tadını bilse çöpleri yemekten bıkmamış evsiz bile bundan iğrenirdi.
Dördüncü yudum...
Kan tertemizdi. Hastalıktan, alkolden, uyuşturucudan ve nikotinden eser yoktu. Gençlik ve coşku doluydu. Daha yıllarca emilip söküldükleri damarlarda akmak için hazırdı ve bu yüzden dinçti ama şimdi bir vampirin ruhunda çözülüyordu. Ã?ocuğun hayat enerjisi Gülşah’ın ruhu tarafından emilip tükeniyordu.
Beşinci yudum...
Gülşah henüz genç bir vampirdi, bu yüzden içtiği kanın potansiyelinin tamamından faydalanamayacaktı. Vampirler avlarının kanını içtiklerinde, kanları ruhlarının içinde çözüldüğünde, avlarının özelliklerini kendilerine geçirebiliyorlardı. Eğer dilerlerse avının yeteneklerini, fiziksel, zihinsel güçlerini ve güzelliklerini, ya da yaşam güçlerini alabiliyorlardı. Ruhları binlerce ton kanı benliğinde çözümlemiş çok güçlü ve kadim vampirler artık her türlü taddaki kanı bilir ve hafızalarına kazımış olurlardı. Bu yüzden onlar tek bir yudumda kanın bütün potansiyelini ruhlarında çözümleyebilirlerdi. Gülşah’ın da bunu yapabilmesi için onlar gibi sürekli ve hep daha çok kan içmesi gerekiyordu.
Altıncı, yedinci ve sekizinci yudum...
Gülşah’ın fiziksel güce ve güzel bir görünüşe pek ihtiyacı yoktu. Diğer yönlerden de çocuk ona pek bir şey sunacak gibi değildi. Bu yüzden çocuğun kanındaki en güçlü özelliği, onun yaşam gücünü özümsedi.
Kan çocuğun damarlarından çıkıp Gülşah’ın ruhu ile buluştukça küçük kızın gittikçe güçlenen ruhunun izleri bedeninde gözükmeye başladı. Artık dudakları kıpkırmızıydı. Teninin rengi geri gelmişti ve esmer tenli olduğu halde yanakları bile kızarmış, vücudunun ısısı artmıştı. Eğer daha büyük olsaydı göğüsleri büyüyecek, dudakları kalınlaşacak, saçlarının rengi daha parlak olacaktı ama bu tür yan etkiler Gülşah’ın sıska vücudunda ve kirli saçlarında anlaşılmıyordu. Kan keşke hiç bitmeseydi...
9., 10., 11., 12. ve 13. yudum...
Kanın sıcaklığı ve getirdiği güç Gülşah’ı yavaş yavaş etkisi altına alıyordu. Kan o kadar lezzetli ve güçlüydü ki Gülşah böyle devam ederse Kan Sarhoşu olacağını biliyordu. Ã?ocuğu ilk gördüğünde, özellikle de bütün iyi niyeti ile ders parasını kendisine verdiğinde aklında onu öldürmek kesinlikle yoktu ama şimdi dişleri bileğine geçmiş bir şekilde kanını emerken bu düşüncesini aklında tutması çok zordu. Eğer şimdi ağzını açıp kan emmeyi bırakırsa çocuk hiç bir sorun olmadan yaşardı ve bu kan Gülşah’a en az iki gün yeterdi.
14., 15., 16., 17., 18., 19., 20. yudum...
Gülşah Kan sarhoşu olmuştu. Olanca gücüyle çocuğun artık daha cılız akan kanını içine çekiyordu. Damarlardaki basınç düşmüştü ve pompalayacak kan bulamayan kalp giderek yavaşlıyordu. Gülşah sağ eli ile çocuğun baldırını sıkıca kavramıştı. Bazen kurbanlar canlarını verip ölmeden önce son bir kez kurtulmak için çabalarlardı ve Gülşah bu yüzden dişlerine bir zarar gelsin istemiyordu. Gülşah’ın bütün hisleri uyarılmıştı ve kız çocuğun teninin giderek soğuduğunu, az önce içinden hayat fışkıran bedenin giderek bir ölünün bedenine dönüştüğünü hissedebiliyordu.
21., 22., 23., 24., 25. yudum...
En sonunda vampirin iç güdüleri dönüşü olmayan noktayı geçtiğini anladı. Bu tıpkı denizde yüzerken açılmaya benziyordu. Eğer kıyıya geri dönmek istiyorsanız her zaman geri dönebileceğiniz kadar gücünüzü saklamak zorundasınızdır. Ã?oğu zaman dönüşünüzü garanti altına almak için fazla açılmaz, dönebileceğinizden emin olduğunuz bir mesafede daha fazla açılmayı bırakıp kıyıya yüzersiniz. Eğer amacınız cesaretinizi sınamak ise, ancak o zaman bu noktayı geçer ve açılmaya devam edersiniz. Ancak eninde sonunda bir nokta vardır ki, o noktada artık geri dönemeyeceğinizi bilirsiniz. Tek yapabileceğiniz ya olduğunuz yerde beklemek, ya da daha da fazla açılıp, gücünüzü tüketip boğulana kadar yüzmeye devam etmektir.
Gülşah çocuğun hayatını kurtarabileceğini bildiği noktayı çoktan geçmişti. Kan sarhoşluğu yüzünden çocuğun yaşamak için bir şansının olabileceği noktayı da istemeden çok geride bırakmıştı. Nihayet Gülşah çenesini gevşetip dişlerini çıkardığında çocuğun bedeninde kalan kanla yaşaması için hiç bir şansı kalmamıştı. Ancak henüz ölmemişti de. Az önce içine dişlerin geçmiş olduğu bilekteki iki delikten yere ince bir iplik gibi çocuğun bütün gücünü ve çoşkusunu kaybetmiş kanı süzüldü. Bir süre sonra da durdu ve daha fazlası akmadı. Cılız kan pıhtılaşmıştı bile.
Gülşah ne yaptığının farkına varmıştı. Taksim’in kapkaranlık çıkmaz sokaklarından birinde, köpeklerin salyaları ve dışkıları arasında, evsizlerin domuzlar gibi kendi pisliklerinin içinde yemek yiyip yaşadığı, çöp ve küf kokan bir köşede, dünyadaki en masum varlıklardan birinin kanını emip bitirmişti. Sadece kendi sarhoşluğunun keyfini sürebilmek için, çocuğun masumiyetini, coşkusunu ve sevgisini bencilce ruhuna çekmiş, onu, üstünden defalarca lağım akmış bir kaldırımın dibinde son nefeslerinde can çekişmesi için bırakmıştı. şimdi ayağının dibindeki çocuğun kansız vücudu yaz gecesine tezat buz kesmişti ve sonu ölüm olan titreme nöbetine girmişti.
Eğer mümkün olsaydı Gülşah ona şu anda çaldığı hayatı, özümsediği kanı geri verir, çocuğu yaşamın sıcak kollarına geri çekerdi. Gülşah’ın yanaklarından aşağıya bir damla göz yaşı süzüldü. Bunun nedeni üzüntüsünden miydi yoksa çocuktan aldığı güçlü yaşam enerjisinin sonucunda bedenin gösterdiği bir tepki mi bunu asla bilemeyecekti. Kız ani bir hareketle titremeleri yavaş yavaş azalan, ölümün huzurlu kollarına giden çocuğun bedenini arabanın altından çekip çıkarttı ve onu sırt üstü çevirdi. Ã?ocuğun gözlerine baktığında yüzünde sadece tek bir ifade görebildi. İtaat. Ama bu itaat Gülşah’ın kullandığı güçten kaynaklanmıyordu artık. Bu itaat bir kaplanın dişlerinin arasında ölmeyi bekleyen bir antilopun itaatiydi. Bu kaderini kabul etmiş ve ona karşı koymayan, elinde karşı koyacak hiç bir şey kalmayan avın itaatiydi.
Ã?ocuğun titreyerek can vermesini, son saniyelerinde acı çekmesini istemiyordu. Gülşah dişlerini çocuğun boynuna geçirdi ve bütün gücü ile kalan kanı içine çekti.
Bir kaç saniye sonra vücud artık daha fazla titremiyordu. Ela gözler hala açıktı ama artık daha farklı bir karanlığa alışmaya çalışıyorlardı.
Gülşah çocuğun ölü bedenini bir kaç saniye kollarının arasında tuttu. Pişmandı ama ruhunun kazandığı güç, ona sürekli yeni avların peşine düşmesini söyleyen iç güdüsü bu pişmanlığın ve üzüntünün büyümesini engellemeye çalışıyordu. Sonra hiç beklemediği bir şey oldu ve çocuğun vücudunda çok kısa ve çok hafif iki titreşim hissetti. Titreşim çocuğun mavi kaprisinin cebinden geliyordu.
Kaprinin sol cebinden bir cep telefonu çıkmıştı. Mesaj daha yeni geldiği için telefonun ışığı henüz sönmemiş, tek kelimelik bir mesaj olduğu için hem kimin gönderdiği, hem de ne yazdığı telefonun ekranında okunabiliyordu.
Kimden: Annem
Akşam geçe kalma...
Oğlu Taksim’de pis bir arabanın altında ölmüştü, hava kararmıştı ve artık hiç bir şeyin geri dönüşü yoktu. Onun yaşıtı bütün çocuklar akşam yemeklerini yemiş yatmaya hazırlanırken çocuğun annesi henüz endişelenmemişti bile.
Gülşah kandaki yalnızlık tadının nedenini artık biliyordu...
[size=150]# 3 Kan Sarhoşu[/size]
[i]Bıktım arkanı toplamaktan...[/i]
İlk yudum...
Kanı içine çekmesine bile gerek kalmamıştı. Dişlerini batırdığında çocuğun hayat dolu kanı ağzına kendiliğinden dolmuştu. Gülşah bu ilk yudumu hemen yutmadı, insan olduğu günlerden kalma bir alışkanlıkla dilini yavaş yavaş ağzında dolandırdı ve kanın içine gizlenmiş bütün tatları hissetmeye çalıştı.
En baskın tat kesinlikle masumiyetti. Gülşah Taksim’in arka sokaklarında avlandığı için bu tadı artık neredeyse unutmuştu. Belki önündeki bir kaç on yıl boyunca da bu tadı bu kadar yoğun hissedemeyeceğini biliyordu. Masumiyet tadı tıpkı şarap gibi yıllandıkça daha da güzelleşiyordu. Yeni doğmuş bir bebeğin kanında sadece masumiyetin tadı vardı ama bu tat onüç yıl boyunca bozulmadan saklanabilmiş bir masumiyetle karşılaştırıldığında çiğ meyve tadına benziyordu. Gülşah kandaki masumiyet tadını en ufak ayrıntısına kadar ruhuna işledi.
Diğer baskın tatlar coşku, sevgi, merhamet ve biraz da yalnızlıktı. Ama yalnızlığın nahoş tadı diğer türlü fazlası ile tatlı olacak kana kesinlikle ihtiyacı olan aromayı veriyordu ve bu hali ile çok daha karakterli, çok daha eşsiz bir kan ortaya çıkıyordu.
İkinci yudum...
Gülşah ağzında soğumasına ve tadını kaybetmesine izin vermeden ilk yudumu yuttu. Bir kez ilk yudum alındıktan sonra diğer yudumlar hep daha hızlı giderdi. Bir vampirin iştahı beslendikçe daha da çok kabarırdı. Tıpkı bir insanın ruhu gibi.
Üçüncü yudum...
Ã?ocuğun kanında korkunun acı tadının olmaması Gülşah’ın garibine gitmişti. Bu tat pilin iki ucunu dilinize değdirdiğinizde aldığınız tada benzerdi ve fazlası içtiğiniz kanı bir ızdıraba dönüştürürdü. Bu yüzden de vampirler yemeklerinden zevk almak istiyorlarsa avlarını usulca ve zekice kandırmak zorundaydılar. Zorla alınan kan diğer kanlar kadar besleyiciydi ama tadını bilse çöpleri yemekten bıkmamış evsiz bile bundan iğrenirdi.
Dördüncü yudum...
Kan tertemizdi. Hastalıktan, alkolden, uyuşturucudan ve nikotinden eser yoktu. Gençlik ve coşku doluydu. Daha yıllarca emilip söküldükleri damarlarda akmak için hazırdı ve bu yüzden dinçti ama şimdi bir vampirin ruhunda çözülüyordu. Ã?ocuğun hayat enerjisi Gülşah’ın ruhu tarafından emilip tükeniyordu.
Beşinci yudum...
Gülşah henüz genç bir vampirdi, bu yüzden içtiği kanın potansiyelinin tamamından faydalanamayacaktı. Vampirler avlarının kanını içtiklerinde, kanları ruhlarının içinde çözüldüğünde, avlarının özelliklerini kendilerine geçirebiliyorlardı. Eğer dilerlerse avının yeteneklerini, fiziksel, zihinsel güçlerini ve güzelliklerini, ya da yaşam güçlerini alabiliyorlardı. Ruhları binlerce ton kanı benliğinde çözümlemiş çok güçlü ve kadim vampirler artık her türlü taddaki kanı bilir ve hafızalarına kazımış olurlardı. Bu yüzden onlar tek bir yudumda kanın bütün potansiyelini ruhlarında çözümleyebilirlerdi. Gülşah’ın da bunu yapabilmesi için onlar gibi sürekli ve hep daha çok kan içmesi gerekiyordu.
Altıncı, yedinci ve sekizinci yudum...
Gülşah’ın fiziksel güce ve güzel bir görünüşe pek ihtiyacı yoktu. Diğer yönlerden de çocuk ona pek bir şey sunacak gibi değildi. Bu yüzden çocuğun kanındaki en güçlü özelliği, onun yaşam gücünü özümsedi.
Kan çocuğun damarlarından çıkıp Gülşah’ın ruhu ile buluştukça küçük kızın gittikçe güçlenen ruhunun izleri bedeninde gözükmeye başladı. Artık dudakları kıpkırmızıydı. Teninin rengi geri gelmişti ve esmer tenli olduğu halde yanakları bile kızarmış, vücudunun ısısı artmıştı. Eğer daha büyük olsaydı göğüsleri büyüyecek, dudakları kalınlaşacak, saçlarının rengi daha parlak olacaktı ama bu tür yan etkiler Gülşah’ın sıska vücudunda ve kirli saçlarında anlaşılmıyordu. Kan keşke hiç bitmeseydi...
9., 10., 11., 12. ve 13. yudum...
Kanın sıcaklığı ve getirdiği güç Gülşah’ı yavaş yavaş etkisi altına alıyordu. Kan o kadar lezzetli ve güçlüydü ki Gülşah böyle devam ederse Kan Sarhoşu olacağını biliyordu. Ã?ocuğu ilk gördüğünde, özellikle de bütün iyi niyeti ile ders parasını kendisine verdiğinde aklında onu öldürmek kesinlikle yoktu ama şimdi dişleri bileğine geçmiş bir şekilde kanını emerken bu düşüncesini aklında tutması çok zordu. Eğer şimdi ağzını açıp kan emmeyi bırakırsa çocuk hiç bir sorun olmadan yaşardı ve bu kan Gülşah’a en az iki gün yeterdi.
14., 15., 16., 17., 18., 19., 20. yudum...
Gülşah Kan sarhoşu olmuştu. Olanca gücüyle çocuğun artık daha cılız akan kanını içine çekiyordu. Damarlardaki basınç düşmüştü ve pompalayacak kan bulamayan kalp giderek yavaşlıyordu. Gülşah sağ eli ile çocuğun baldırını sıkıca kavramıştı. Bazen kurbanlar canlarını verip ölmeden önce son bir kez kurtulmak için çabalarlardı ve Gülşah bu yüzden dişlerine bir zarar gelsin istemiyordu. Gülşah’ın bütün hisleri uyarılmıştı ve kız çocuğun teninin giderek soğuduğunu, az önce içinden hayat fışkıran bedenin giderek bir ölünün bedenine dönüştüğünü hissedebiliyordu.
21., 22., 23., 24., 25. yudum...
En sonunda vampirin iç güdüleri dönüşü olmayan noktayı geçtiğini anladı. Bu tıpkı denizde yüzerken açılmaya benziyordu. Eğer kıyıya geri dönmek istiyorsanız her zaman geri dönebileceğiniz kadar gücünüzü saklamak zorundasınızdır. Ã?oğu zaman dönüşünüzü garanti altına almak için fazla açılmaz, dönebileceğinizden emin olduğunuz bir mesafede daha fazla açılmayı bırakıp kıyıya yüzersiniz. Eğer amacınız cesaretinizi sınamak ise, ancak o zaman bu noktayı geçer ve açılmaya devam edersiniz. Ancak eninde sonunda bir nokta vardır ki, o noktada artık geri dönemeyeceğinizi bilirsiniz. Tek yapabileceğiniz ya olduğunuz yerde beklemek, ya da daha da fazla açılıp, gücünüzü tüketip boğulana kadar yüzmeye devam etmektir.
Gülşah çocuğun hayatını kurtarabileceğini bildiği noktayı çoktan geçmişti. Kan sarhoşluğu yüzünden çocuğun yaşamak için bir şansının olabileceği noktayı da istemeden çok geride bırakmıştı. Nihayet Gülşah çenesini gevşetip dişlerini çıkardığında çocuğun bedeninde kalan kanla yaşaması için hiç bir şansı kalmamıştı. Ancak henüz ölmemişti de. Az önce içine dişlerin geçmiş olduğu bilekteki iki delikten yere ince bir iplik gibi çocuğun bütün gücünü ve çoşkusunu kaybetmiş kanı süzüldü. Bir süre sonra da durdu ve daha fazlası akmadı. Cılız kan pıhtılaşmıştı bile.
Gülşah ne yaptığının farkına varmıştı. Taksim’in kapkaranlık çıkmaz sokaklarından birinde, köpeklerin salyaları ve dışkıları arasında, evsizlerin domuzlar gibi kendi pisliklerinin içinde yemek yiyip yaşadığı, çöp ve küf kokan bir köşede, dünyadaki en masum varlıklardan birinin kanını emip bitirmişti. Sadece kendi sarhoşluğunun keyfini sürebilmek için, çocuğun masumiyetini, coşkusunu ve sevgisini bencilce ruhuna çekmiş, onu, üstünden defalarca lağım akmış bir kaldırımın dibinde son nefeslerinde can çekişmesi için bırakmıştı. şimdi ayağının dibindeki çocuğun kansız vücudu yaz gecesine tezat buz kesmişti ve sonu ölüm olan titreme nöbetine girmişti.
Eğer mümkün olsaydı Gülşah ona şu anda çaldığı hayatı, özümsediği kanı geri verir, çocuğu yaşamın sıcak kollarına geri çekerdi. Gülşah’ın yanaklarından aşağıya bir damla göz yaşı süzüldü. Bunun nedeni üzüntüsünden miydi yoksa çocuktan aldığı güçlü yaşam enerjisinin sonucunda bedenin gösterdiği bir tepki mi bunu asla bilemeyecekti. Kız ani bir hareketle titremeleri yavaş yavaş azalan, ölümün huzurlu kollarına giden çocuğun bedenini arabanın altından çekip çıkarttı ve onu sırt üstü çevirdi. Ã?ocuğun gözlerine baktığında yüzünde sadece tek bir ifade görebildi. İtaat. Ama bu itaat Gülşah’ın kullandığı güçten kaynaklanmıyordu artık. Bu itaat bir kaplanın dişlerinin arasında ölmeyi bekleyen bir antilopun itaatiydi. Bu kaderini kabul etmiş ve ona karşı koymayan, elinde karşı koyacak hiç bir şey kalmayan avın itaatiydi.
Ã?ocuğun titreyerek can vermesini, son saniyelerinde acı çekmesini istemiyordu. Gülşah dişlerini çocuğun boynuna geçirdi ve bütün gücü ile kalan kanı içine çekti.
Bir kaç saniye sonra vücud artık daha fazla titremiyordu. Ela gözler hala açıktı ama artık daha farklı bir karanlığa alışmaya çalışıyorlardı.
Gülşah çocuğun ölü bedenini bir kaç saniye kollarının arasında tuttu. Pişmandı ama ruhunun kazandığı güç, ona sürekli yeni avların peşine düşmesini söyleyen iç güdüsü bu pişmanlığın ve üzüntünün büyümesini engellemeye çalışıyordu. Sonra hiç beklemediği bir şey oldu ve çocuğun vücudunda çok kısa ve çok hafif iki titreşim hissetti. Titreşim çocuğun mavi kaprisinin cebinden geliyordu.
Kaprinin sol cebinden bir cep telefonu çıkmıştı. Mesaj daha yeni geldiği için telefonun ışığı henüz sönmemiş, tek kelimelik bir mesaj olduğu için hem kimin gönderdiği, hem de ne yazdığı telefonun ekranında okunabiliyordu.
Kimden: Annem
Akşam geçe kalma...
Oğlu Taksim’de pis bir arabanın altında ölmüştü, hava kararmıştı ve artık hiç bir şeyin geri dönüşü yoktu. Onun yaşıtı bütün çocuklar akşam yemeklerini yemiş yatmaya hazırlanırken çocuğun annesi henüz endişelenmemişti bile.
Gülşah kandaki yalnızlık tadının nedenini artık biliyordu...