by chosen » Fri Mar 02, 2007 12:15 am
Yazar: Saygın Ersin
Yayınevi: KaraKutu
Kitaplar: Zülfikar'ın Hükmü
Erbain Fırtınası
Zülfikar'ın Hükmü Tanıtım Yazısı:
"Yeryüzünde kökleri cennetten ya da cehennemden sayısız söz dolaşır. Kudretleri türlüdür. Lakin bilirler ya da bilmezler ki, söz sırası o en güçlü olana geldiğinde, geri kalanları susacak ve sönecektir. O söz Zülfikar'ın sözüdür! Hüküm Zülfikar'dır... Lokman Hekim yedi kartal beslermiş, ömrü yedi kartalın ömrü kadarmış. Bir gün, şer gözüne görünmüş Lokman'ın. Kan çağıldayan nehirler görmüş, kor olan şehirler, orak olup insan hasadına çıkan kara vicdanlı katiller. Sonunda Meleklerin Sanatı'nı taşıyan yedi genç bulmuş. Toprağın hikmetini, ateşin kerametini, suyun bilgeliğini ve havanın alimliğini anlatmış onlara. Sonra, Lokman Hekim Ocağı'nın yedi kartalı, öyle bir çökmüş ki karanlığın üstüne şerrin efendileri ecellerinin nereden geldiğini bile anlayamamış."
Erbain Fırıtınası Tanıtım Yazısı
“12. Daire; Türkiye Cumhuriyeti Genelkurmay Başkanlığı’na bağlı doğaüstü olaylarla ilgilenen bir birim; ve gizem dolu bir dünyaya dalan iki asker... Yüzyıllardır kötülükle savaşan Lokman Hekim’in Yedi Kartal’ı ve yedi büyücü... Ölümsüzlük iksiri peşindeki tarikatlar... İstanbul’u mesken tutan vampirler ve durmak bilmeyen bir savaş. Yedi Kartal Efsanesi devam ediyor...
Zülfikar’ın hükmünden midir bilinmez, bu erbainde fırtına felakete savurmuştu rüzgarını. Behruz Usta, çağları okşamış elleriyle kılıcını son savaşına doğru sıyırmıştı. Karlı, küçük bir düzlüğün üzerindeydi ve kara sırtlanlar çevirmişti etrafını; ardı uçurumdu. Sağ kolunda, çok çok yarım fersah ötesinde evlatları Niran, İdris, Salih, Bengi, İlyas ve Elif, gökyüzünden yağan ve gökyüzü gibi zift renginde okların altında inim inim inliyorlardı... Ölümü düşlemişti, ölümü özlemişti ama böylesini değil. Ölmeden leş olmayı değil! Kılıcını sürüyerek geriledi. Derin bir soluk aldı. Hava; toprak kokuyordu, evi, ocağı, evlatları kokuyordu. Tıpkı özlediği ve özleyeceği gibi kokuyordu. “Böyle değil...” diye fısıldadı, “Böyle değil...”
şimdi kendi görüşlerime geçersem. Kitap günümüz dünyasında geçiyor. Ama geçmişten parçalar daima var. Zaten kahramanlarımızın bazıları da tarihin ta kendisi. şimdiye kadar okuduğum en iyi Türk fantastik seri. Gerek konusu gerek konunun işlenişi ile diğer basit kitaplardan ayrılıyor. eğer daha iyi bir yayınevinden çıksaydı (iyi derken bence KaraKutu'da çok güzel kitaplar basıyor ama tanıtım konusunda çok eksiği var) en çok satanlar listesinden uzun süre inmezdi. Fazla spoiler vermek istemiyorum ama izleyin , tadın derim başka da bişey demem...
(bu kitabı bana tavsiye eden Tristran kardeşe de ayrıca sevgiler saygılar)
tanıtım ve saygılarımla...
Yazar: Saygın Ersin
Yayınevi: KaraKutu
Kitaplar: Zülfikar'ın Hükmü
Erbain Fırtınası
[i][color=orange]Zülfikar'ın Hükmü Tanıtım Yazısı:[/color][/i]
"[i]Yeryüzünde kökleri cennetten ya da cehennemden sayısız söz dolaşır. Kudretleri türlüdür. Lakin bilirler ya da bilmezler ki, söz sırası o en güçlü olana geldiğinde, geri kalanları susacak ve sönecektir. O söz Zülfikar'ın sözüdür! Hüküm Zülfikar'dır... Lokman Hekim yedi kartal beslermiş, ömrü yedi kartalın ömrü kadarmış. Bir gün, şer gözüne görünmüş Lokman'ın. Kan çağıldayan nehirler görmüş, kor olan şehirler, orak olup insan hasadına çıkan kara vicdanlı katiller. Sonunda Meleklerin Sanatı'nı taşıyan yedi genç bulmuş. Toprağın hikmetini, ateşin kerametini, suyun bilgeliğini ve havanın alimliğini anlatmış onlara. Sonra, Lokman Hekim Ocağı'nın yedi kartalı, öyle bir çökmüş ki karanlığın üstüne şerrin efendileri ecellerinin nereden geldiğini bile anlayamamış."[/i]
[i][color=orange]Erbain Fırıtınası Tanıtım Yazısı[/color][/i]
[i]
“12. Daire; Türkiye Cumhuriyeti Genelkurmay Başkanlığı’na bağlı doğaüstü olaylarla ilgilenen bir birim; ve gizem dolu bir dünyaya dalan iki asker... Yüzyıllardır kötülükle savaşan Lokman Hekim’in Yedi Kartal’ı ve yedi büyücü... Ölümsüzlük iksiri peşindeki tarikatlar... İstanbul’u mesken tutan vampirler ve durmak bilmeyen bir savaş. Yedi Kartal Efsanesi devam ediyor...
Zülfikar’ın hükmünden midir bilinmez, bu erbainde fırtına felakete savurmuştu rüzgarını. Behruz Usta, çağları okşamış elleriyle kılıcını son savaşına doğru sıyırmıştı. Karlı, küçük bir düzlüğün üzerindeydi ve kara sırtlanlar çevirmişti etrafını; ardı uçurumdu. Sağ kolunda, çok çok yarım fersah ötesinde evlatları Niran, İdris, Salih, Bengi, İlyas ve Elif, gökyüzünden yağan ve gökyüzü gibi zift renginde okların altında inim inim inliyorlardı... Ölümü düşlemişti, ölümü özlemişti ama böylesini değil. Ölmeden leş olmayı değil! Kılıcını sürüyerek geriledi. Derin bir soluk aldı. Hava; toprak kokuyordu, evi, ocağı, evlatları kokuyordu. Tıpkı özlediği ve özleyeceği gibi kokuyordu. “Böyle değil...” diye fısıldadı, “Böyle değil...”
[/i]
şimdi kendi görüşlerime geçersem. Kitap günümüz dünyasında geçiyor. Ama geçmişten parçalar daima var. Zaten kahramanlarımızın bazıları da tarihin ta kendisi. şimdiye kadar okuduğum en iyi Türk fantastik seri. Gerek konusu gerek konunun işlenişi ile diğer basit kitaplardan ayrılıyor. eğer daha iyi bir yayınevinden çıksaydı (iyi derken bence KaraKutu'da çok güzel kitaplar basıyor ama tanıtım konusunda çok eksiği var) en çok satanlar listesinden uzun süre inmezdi. Fazla spoiler vermek istemiyorum ama izleyin , tadın derim başka da bişey demem...
[i](bu kitabı bana tavsiye eden Tristran kardeşe de ayrıca sevgiler saygılar)[/i]
tanıtım ve saygılarımla...