by devrimk » Fri May 16, 2008 4:35 pm
BÃ?LÃ?M 9
KANLI şÃƒ?LEN
Yüksek tavanlı bir mağaradaydılar, otuz metre yukarıda dev sarkıtlar vardı. Kadın ve adam loca sayılabilecek yüksek bir alanda oturuyorlardı. Aşağıda ortaya büyük bir ateş yakılmıştı, ateşin etrafındaki vampirler uzaktan bakılınca sıradan insanlar gibi konuşup şakalaşıyorlardı. “Sıradan” bu kelimeye ne kadar uzak olduğunu fark etti. Cebindeki madalyonu çıkardı
-Bu nedir biliyor musun?
Kadın gülümsedi,
-Ã?nce tanışmamız gerekmez mi? Kadın gözlerini dikmiş istediğinin yerine getirilmesini rica eden bir genç kız gibi duruyordu, adamın onayını aldıktan sonra.
-Bana Kızıl Sultan derler, sen de… Sen ismini bilmiyorsun değil mi?
Bu durum hoşuna gitmiş olacak ki tekrar kahkaha attı.
-Kısaca “Ölüm Meleği” diyebiliriz sana.
Adamın umutsuzca bakışları kadını delicesine memnun etmişti, kahkahaları mağaranın duvarlarında yankılanıyordu.
-Madalyon.
Bu bir soru değildi, açıklama bekleyen, emreden bir sözcüktü.
-Batıl inanç. İnsanların uydurduğu bir sürü tanrıdan biri. Ölüm tanrısının sembolü. Yani aslında hiçbir önemi yok.
Ateşin yandığı yerde bir hareketlenme oldu, çığlıklar, yalvarmalar geliyordu. Bir vampir yalvaran bir kadını saçından tutmuş sürükleyerek getiriyor, yanında ki vampir ise kucağında sürekli ağlayan iki bebek tutuyordu.
-Ã?ocukları ne yapıyorsunuz?
Kızıl Sultan ateşe doğru götürülen bebeklere iştahla bakarken konuştu.
-Taze kan! Bünyeleri dönüşümü kaldıramayacak kadar güçsüz, kanları ve etleri için alıyoruz.
-Burada kaç kişisiniz?
-Yirmi bir. dedikten sonra sorunun garipliğini fark etti.
-Neden soruyorsun?
Ölüm Meleği onun ilk kez çekindiğini gördü.
-Elimden hiç birinizin kaçmasını istemiyorum da ondan.
Hızla kalktı, tırpanını savurdu, tırpan kadının bembeyaz göğsüne saplandı, geri çektiğinde koyu kıvamlı bir kan çıktı.
-Hayır yapma! Kadın elini yukarı doğru kaldırdı, tırpan bir daha indiğinde parmaklarını da kopararak tekrar vücuduna saplandı. Kızıl Sultan yalvarıyor, acımasız tırpan bir makine gibi sürekli iniyor, kalkıyor ve parçalıyordu.
[b]BÃ?LÃ?M 9
KANLI şÃƒ?LEN[/b]
Yüksek tavanlı bir mağaradaydılar, otuz metre yukarıda dev sarkıtlar vardı. Kadın ve adam loca sayılabilecek yüksek bir alanda oturuyorlardı. Aşağıda ortaya büyük bir ateş yakılmıştı, ateşin etrafındaki vampirler uzaktan bakılınca sıradan insanlar gibi konuşup şakalaşıyorlardı. “Sıradan” bu kelimeye ne kadar uzak olduğunu fark etti. Cebindeki madalyonu çıkardı
-Bu nedir biliyor musun?
Kadın gülümsedi,
-Ã?nce tanışmamız gerekmez mi? Kadın gözlerini dikmiş istediğinin yerine getirilmesini rica eden bir genç kız gibi duruyordu, adamın onayını aldıktan sonra.
-Bana Kızıl Sultan derler, sen de… Sen ismini bilmiyorsun değil mi?
Bu durum hoşuna gitmiş olacak ki tekrar kahkaha attı.
-Kısaca “Ölüm Meleği” diyebiliriz sana.
Adamın umutsuzca bakışları kadını delicesine memnun etmişti, kahkahaları mağaranın duvarlarında yankılanıyordu.
-Madalyon.
Bu bir soru değildi, açıklama bekleyen, emreden bir sözcüktü.
-Batıl inanç. İnsanların uydurduğu bir sürü tanrıdan biri. Ölüm tanrısının sembolü. Yani aslında hiçbir önemi yok.
Ateşin yandığı yerde bir hareketlenme oldu, çığlıklar, yalvarmalar geliyordu. Bir vampir yalvaran bir kadını saçından tutmuş sürükleyerek getiriyor, yanında ki vampir ise kucağında sürekli ağlayan iki bebek tutuyordu.
-Ã?ocukları ne yapıyorsunuz?
Kızıl Sultan ateşe doğru götürülen bebeklere iştahla bakarken konuştu.
-Taze kan! Bünyeleri dönüşümü kaldıramayacak kadar güçsüz, kanları ve etleri için alıyoruz.
-Burada kaç kişisiniz?
-Yirmi bir. dedikten sonra sorunun garipliğini fark etti.
-Neden soruyorsun?
Ölüm Meleği onun ilk kez çekindiğini gördü.
-Elimden hiç birinizin kaçmasını istemiyorum da ondan.
Hızla kalktı, tırpanını savurdu, tırpan kadının bembeyaz göğsüne saplandı, geri çektiğinde koyu kıvamlı bir kan çıktı.
-Hayır yapma! Kadın elini yukarı doğru kaldırdı, tırpan bir daha indiğinde parmaklarını da kopararak tekrar vücuduna saplandı. Kızıl Sultan yalvarıyor, acımasız tırpan bir makine gibi sürekli iniyor, kalkıyor ve parçalıyordu.