Cansız (Hikaye)

Post a reply

Confirmation code
Enter the code exactly as it appears. All letters are case insensitive.
Smilies
:D :) :( :o 8O :? 8) :lol: :x :P :oops: :cry: :evil: :twisted: :roll: :wink: :!: :?: :idea: :arrow: :| :mrgreen:

BBCode is ON
[img] is ON
[url] is ON
Smilies are ON

Topic review
   

If you wish to attach one or more files enter the details below.

Maximum filesize per attachment: 256 KiB.

Expand view Topic review: Cansız (Hikaye)

by devrimk » Tue Feb 03, 2009 2:19 am

BÃ?LÃ?M 13
GOLEM


“Ne geldin buraya? Sefil bir hırsız mısın yoksa? Büyücülerin eşyalarını çalmaya meraklısından?”
Zrail yaratığa karşı direnmeyi bıraktı. “Hırsız değilim, takip ettiğim katiller var, buraya geldiklerini tahmin ettim.”
“Doğruyu söyle! Yalancılığın lüzumu yok. Gollam onu biraz daha sık.”
Yaratık Zrail’i sıkmaya başladı, herhangi bir acı hissetmiyordu fakat kemiklerinin kırılma çatırtılarını duydu.
“Dur dur, yavaş öldüreceksin adamı. Akılsız yaratık! Katiller var demek, kimin katili?”
“Benim, karımın ve çocuğumun.”
“Bir ölü için oldukça sağlıklı gözüktün bana yoksa bir şair gibi benzetme mi yaptın?”
Dikkatlice baktı Zrail’e sonra bir tehlike yaratmayacağını düşünmüş olmalı ki:
“Neyse katil filan bilmiyorum ben, çık git buradan! Bırak onu!” diye yaratığa doğru seslendi yaratık birden Zrail’i yere bıraktı.
Zrail düştüğü yerden kalkarken
“Sen bir büyücüsün değil mi? Bana ne yaptıklarını bulabilir misin?” dedi.
Büyücü hayretle Zrail’e bakıyordu daha doğrusu golemin sıkması ile kırılıp elbisesinden dışarı fırlamış kemiğine.
“Vay canına pek fena olmuş kolun. Acı hissetmiyor musun yoksa?”
Zrail koluna baktı, yaşarken böyle bir görüntü görse midesi bulanırdı muhakkak, şimdi ise... sadece anlamsız geliyordu.
“Kasdettiğin buysa evet, fiziksel acı hissetmiyorum. Ama acı çekmediğim anlamına gelmez bu.”
Küçük adam iyice yaklaşıp yaraya baktı.
“Kan yok, morarma yok. Demek ki gerçekten ölüsün. Aklın başında olduğuna göre zombilerden gulyabanilerden değilsin. Gündüz gözüyle buraya geldiğine göre vampirde olamazsın. İlginç! Canlı cenaze olabilir misin acaba? Gerçi o iş için çok zengin ya da kudretli olmak lazım ama sanırım sende ikiside yok.”
“Canlı cenaze de neymiş?”
“Leiche ya da Lich’de derler. Ölümden sonra yapılan bir ritüel ölümsüz olmak için.”

by devrimk » Sun Jun 22, 2008 10:06 pm

BÃ?LÃ?M 12
AK KULE

Takibe başlayalı neredeyse bir ay olmuştu. Yerdeki izleri takip etmekten çoktan vazgeçmişti. İlerlediklerini tahmin ettiği yolda ilerliyor, kasabalılardan ve köylülerden bilgi almaya çalışıyordu. Elindeki ölüm tanrısının sembolü insanları korkuttuğu için bir süre sonra kimseye göstermemeye karar vermişti. Takip ettiği dört kişi ikiye ayrılmış olmalıydı aldığı bilgilere göre. Katilinin peşine düşmüştü öncelikle diğerlerini sonra da bulabilirdi. Ã?öle doğru gidiyorlardı artık. Herkesin geçmeyi başaramazsın dediği Sarı cehennem çölü.
Ã?ölün kıyısında bir kule gördü, kemik rengi taşlardan yapılmış güzel bir kule. Belki de bu yolu takip etmelerinin sebebi buydu: kuleye gelmek.
Kuleye doğru ilerledi, büyük kapısının önüne gitti. Hiçbir hayat belirtisi yoktu, belki de yıllar önce terk edilmiş bir kuleydi. Kapısını yavaşça açtı etraf karanlıktı, garip bir şekilde gözlerinin karanlığa alıştığını fark etti. Renksiz de olsa etrafını görebiliyordu. Yürümeye başladı, üst kata çıkmayı düşünürken, heykel olduğunu zannettiği çamurdan yapılmış dev şekilsiz yaratık yanından geçerken kollarıyla Zrail’i kavradı. Yaratık inanılmaz derecede güçlüydü, çabalaması hiçbir fayda sağlamadı kurtulması imkansızdı.
“Işıklar!” dedi ince bir ses, etraf aydınlandı, karşısında zayıf, çelimsiz, ufak tefek bir adam dikiliyordu. Boşuna debelenme Gollam’ın elinden kurtulamazsın.” Dedi gülümseyerek.

by devrimk » Thu May 22, 2008 8:38 pm

BÃ?LÃ?M 11
HATIRALAR


Güneşli bir gün. Hava çok sıcak diye düşündü sırtüstü dönerken. Güneş gözlerini kamaştırdı, sıcaklığı derisini yakıyordu, bu duyguyu hissetmeyeli o kadar çok olmuştu ki mutluluktan gülümsedi. Doğrulmaya çalışınca ağzından kan geldi. Tepesinde saçı sakalı birbirine karışmış, ağır zırhlı dev cüsseli adam başına dikilerek güneşini kesti. Bağırarak bir şeyler söylüyordu ama duyulmuyordu, sonra kılıcını iki eliyle kaldırıp hırsla göğsüne sapladı. Kılıcın vücudunu deldikten sonraki yerdeki döşemelere saplanmasının çatırtısını duydu. Kılıç çekilirken inlemeye benzer bir ses çıkardı. Karısının çığlıklarını duyuyordu, acı hissetmiyordu, sadece yoğun bir halsizlik. Kalkmaya çalıştı, başaramadı, beyni vücuduna hükmedemiyordu artık.

Uyandı, yattığı yerden doğrulup oturdu. Yaktığı ateş sönmeye yüz tutmuştu. Sadece birkaç parlak köz. Gecenin sakin sessizliğinde sadece cırcır böceklerinin sesi vardı.
-Artık yüzünü biliyorum. dedi kısık bir sesle.

by devrimk » Wed May 21, 2008 6:43 pm

BÃ?LÃ?M 10
ZRAİL


Alacakaranlık, dağların tepesindeki mağaranın girişinde kara cübbeli adam güneşin doğuşunu bekliyordu. Ã?nünde dikili yirmi bir tane kazık vardı ve her kazığın tepesinde de bir kelle.
Güneş yükselince ışınlar kafaları yakmaya başladı, gırtlakları olmadığı için ses çıkaramıyorlardı ama yüz ifadelerinden ve kıvranmalarından acı çektikleri belli oluyordu. Birkaç saniye içinde kömürleşip kaskatı kesildiler.
“Garip.” diye düşündü adam. “İsmimi bilmiyorum ama sizi nasıl yok edeceğimi biliyorum.”

Ã?ğlene doğru kasabaya siyah cübbeli adam tekrar geldi. Kucağında baygın bir kadın sırtındaki bohçada ise iki bebek duruyordu. Uzun adımlarla hana doğru yürüdü, kapalı kapıyı tekmesiyle açtı. Kadını bir masaya yatırdı.
-Hancı neredesin? diye bağırdı.
Hancı uykusunu alamamış bir şekilde pantolonunu toplayarak geldi.
-Geldim, geldim patlama. Sonra adamı ve kadını gördü, şaşkınlıktan dona kaldı.
-Aman yarabbi! Nasıl?
-Bir süre dinlensin, soru sormayın. Yaşadıklarını bir kabus olduğunu zannetsin, yoksa aklını kaçırır. Artık hiçbirinizi vampirler rahatsız etmeyecek.
Tırpanlı adam bebekleri de usulca bıraktıktan sonra kapıya doğru yürüdü. Hancı dili tutulmuş bir şekilde bakıyordu, son anda konuşabildi:
-Yabancı, ismini bahşet.
Adam hancıya doğru döndü, “Ölüm Meleği” diyecekti ki bunun saçma olduğunu düşündü.
-Zrail. İsmim Zrail. dedi.
Hancı dışarıdan gelen parlak ışık yüzünden tırpanlı adamın sadece siluetini görüyordu. Büyülenmiş gibi bu görüntüye bakarken,
-Azrail. dedi kısık sesle.

by devrimk » Fri May 16, 2008 4:35 pm

BÃ?LÃ?M 9
KANLI şÃƒ?LEN


Yüksek tavanlı bir mağaradaydılar, otuz metre yukarıda dev sarkıtlar vardı. Kadın ve adam loca sayılabilecek yüksek bir alanda oturuyorlardı. Aşağıda ortaya büyük bir ateş yakılmıştı, ateşin etrafındaki vampirler uzaktan bakılınca sıradan insanlar gibi konuşup şakalaşıyorlardı. “Sıradan” bu kelimeye ne kadar uzak olduğunu fark etti. Cebindeki madalyonu çıkardı
-Bu nedir biliyor musun?
Kadın gülümsedi,
-Ã?nce tanışmamız gerekmez mi? Kadın gözlerini dikmiş istediğinin yerine getirilmesini rica eden bir genç kız gibi duruyordu, adamın onayını aldıktan sonra.
-Bana Kızıl Sultan derler, sen de… Sen ismini bilmiyorsun değil mi?
Bu durum hoşuna gitmiş olacak ki tekrar kahkaha attı.
-Kısaca “Ölüm Meleği” diyebiliriz sana.
Adamın umutsuzca bakışları kadını delicesine memnun etmişti, kahkahaları mağaranın duvarlarında yankılanıyordu.
-Madalyon.
Bu bir soru değildi, açıklama bekleyen, emreden bir sözcüktü.
-Batıl inanç. İnsanların uydurduğu bir sürü tanrıdan biri. Ölüm tanrısının sembolü. Yani aslında hiçbir önemi yok.
Ateşin yandığı yerde bir hareketlenme oldu, çığlıklar, yalvarmalar geliyordu. Bir vampir yalvaran bir kadını saçından tutmuş sürükleyerek getiriyor, yanında ki vampir ise kucağında sürekli ağlayan iki bebek tutuyordu.
-Ã?ocukları ne yapıyorsunuz?
Kızıl Sultan ateşe doğru götürülen bebeklere iştahla bakarken konuştu.
-Taze kan! Bünyeleri dönüşümü kaldıramayacak kadar güçsüz, kanları ve etleri için alıyoruz.
-Burada kaç kişisiniz?
-Yirmi bir. dedikten sonra sorunun garipliğini fark etti.
-Neden soruyorsun?
Ölüm Meleği onun ilk kez çekindiğini gördü.
-Elimden hiç birinizin kaçmasını istemiyorum da ondan.
Hızla kalktı, tırpanını savurdu, tırpan kadının bembeyaz göğsüne saplandı, geri çektiğinde koyu kıvamlı bir kan çıktı.
-Hayır yapma! Kadın elini yukarı doğru kaldırdı, tırpan bir daha indiğinde parmaklarını da kopararak tekrar vücuduna saplandı. Kızıl Sultan yalvarıyor, acımasız tırpan bir makine gibi sürekli iniyor, kalkıyor ve parçalıyordu.

by devrimk » Wed May 14, 2008 1:56 pm

BÃ?LÃ?M 8
VAMPİR


Adam sessizce bekledi, bu ikinci sınıf köleden bir bilgi alamayacağı belliydi. O karıncalanmaya benzer his tekrar uyandı, biraz sonra vampirlerin etrafını sardığını fark etti. Güzel bir kadın öne çıktı, antik çağlardaki gibi giyinmişti. İncecik tül elbisesinin üzerinde paha biçilmez mücevherler vardı. Beyaz teninin üzerine simsiyah parlak saçları dökülmüştü. Gözlerinden yılların tecrübesi okunuyordu ama yüzü gençliğinin baharında bir kızın yüzüydü. Adama pervasızca yaklaştı, elinin tersiyle yanağına dokundu, siyah güzel gözleriyle bakıyor, belli ki adamı cezbetmeye çalışıyordu. Kısa sürede bu yönteminin yararsız olduğunu anladı. Adamın ilk karşılaştığı vampire döndü:
-Daha kötü adam, kötü adamı korkutmuş mu yoksa?
Uzun köpek dişlerini ortaya çıkaran isterik bir kahkaha attı.
-Senin gibi biriyle karşılaşmayalı uzun zaman oldu.
Adam şaşırmıştı, “Benim gibi birini tanımış olabilir mi?” diye geçirdi içinden.
-Ah! Demek daha yeni uyandın. Ã?ğrenmek istediğin her şeyi sana öğretebilirim, kudretini, amacını, zayıflıklarını.
Kadın başını adamın omzuna koymuş eliyle hala yanağını okşuyordu. Gözlerinin içine bakarak devam etti:
-Gel benimle.
Adam itiraz etmedi, beraberce sislere karıştılar, hızla mekandan mekana sıçrarken arada etrafına bakmaya çalıştı, bir an kasabanın uzaklaşan ışıklarını gördü, sonra dağların tepesine doğru ilerlediklerini fark etti.

by devrimk » Mon May 12, 2008 1:48 pm

BÃ?LÃ?M 7
GECE


Gecenin ilerleyen saatlerinde kasabanın ana yolunda elinde tırpanı olan biri yürümekteydi. Soğuk bir geceydi, hafif bir sis kaplamıştı etrafı adam üşümüyordu öldüğü günden beri vücudu artık çalışmıyordu. Sıcak, soğuk, serinlik bu hisleri çoktan unutmuş gibiydi.
Durdu, bir şey hissetmişti, ilk kez, bir karıncalanma ya da uyarı yaşarken asla hissetmediği bir şey. Ã?nündeki sis toplanmaya ve yoğunlaşmaya başladı, dikkatle o yöne baktı. Bir an sonra toplanmış sisin içinden kel kafalı, zayıf, avurtları çökmüş çirkin bir adam belirdi.
-Vay vay, meraklı bir maceracı daha ha? Bu kadar erken beklemiyordum doğrusu.
Vampir dişlerini göstererek hafifçe tısladı Anlaşılan o ki kurbanı bu çıkışından etkilenmemişti. Vampir bu durumdan oldukça rahatsız olsa da belli etmemeye çalıştı.
Adamın yanına yaklaşıp kokladı:
-Sen? Nesin? Bizden değilsin ama canlı da değilsin.
-Ã?ocukları ne yapıyorsunuz?
Adamın bu sert çıkışı vampirin birkaç adım geri çekilmesine yol açtı. Vampir olduğundan beri kimseden çekinmemişti, o zamandan beri hayatı kanlı bir şölen ve eğlence üzerine kurulmuştu. Bu yaratık ona güçsüz olduğu, insan olduğu zamanları hatırlattı. İtilip, kakılabildiği, insanların hor gördüğü zamanlar. Bu cübbeli yaratıktan sırf bu duyguları onda uyandırabildiği için ölesiye nefret etti. Kabilesini çağırmak için ulumaya benzer bir ses çıkardı, adamla arasında güvenli bir mesafe bırakarak duruyor, hem onu gözden kaçırmak istemiyor, hem de yakalanmak istemiyordu.

by devrimk » Sun May 11, 2008 2:35 pm

BÃ?LÃ?M 6
Ã?OCUK KAÃ?IRANLAR


Handa köylüler birbirleriyle kısık sesle konuşuyorlardı, sanki birini rahatsız etmekten çekiniyorlardı.
-Geçen gün gömdüğümüz Rüzgar mezarından çıkmış, cesedini mi çaldılar yoksa kendi de dirilip onlardan biri mi oldu acaba?
-Dünde Karatepe’lerin oğlu kaybolmuş duydunuz mu?
-O kahrolası yaratıklar yüzünden, o çalıyor çocukları.
Bunu söyleyen adam başını yukarı kaldırıp kötü düşünceleri yüzünden tanrısından af diledi.
-…sonra da ne yapıyor tanrı bilir.
Hanın kapısının önünde siyah uzun bir gölge belirdi, belki de uzun zamandır oradaydı.
-Kimmiş çocukları çalan?
Köylüler kapıdaki yabancıya baktılar. Pek tekin görünüşlü biri değildi, başını da örten siyah cübbesinin içinden göğsüne dökülen beyaz uzun saçları gözüküyordu. Omzunda kargası ve elindeki tırpanla adeta bir ölüm meleğiydi.
-Vampirler yabancı. dedi iri yarı sakallı adam.
-O yüzden hava kararmadan hepimiz evimize gidip kapılarımızı sürgüleyeceğiz.
-Geceleri tehlikeli bu topraklar. dedi bir başkası.
-Nerede bulabilirim şu çocuk kaçıranları?
Kasabalılar dehşet içinde bir suskunluk yaşadılar. Bu garip görünüşlü adam da düşmanlarına mı katılacaktı?
-Anayolda bekle karanlık basınca belanı bulursun nasılsa. dedi sarhoşluktan peltek peltek konuşan biri.

by devrimk » Sat May 10, 2008 3:40 pm

BÃ?LÃ?M 5
MUSALLAT


Adamların izlerini takip etmeye çalıştı, bu konuda pek iyi olmadığını fark etti. Takip edileceklerini düşünmüş olmalılar ki izler bir nehre girip kayboldu. Nehir boyunca iki yönü de araştırması gerekiyordu şimdi. Nehrin kenarına çömelmiş ne yöne gideceğini düşünüyordu. İzlere bakarken başına musallat olan karga yanına kondu. O da ellerini arkasına kavuşturmuş şişman bir iz sürücü gibi yalpalayarak yürüyor, yerdeki izlere bakıyordu.
Gülümseyerek kargaya sordu.
-Ne tarafa gidelim sence? İzlerden bir şey anlayabildin mi?
-Karganla mı konuşuyorsun? diye küçük bir kız sesi duydu.
-Benim kargam değil.
-O zaman sana öyle bakmazdı ki. Kız çocuğu son heceyi bir yalanı yakalamış edasıyla uzatmıştı.
-İnan bana küçük kız peşime takılmasa daha mutlu olurdum.
-O zaman ona gitmesini söyle.
Bir an kargaya döndü, emreder bir ses tonuyla:
-Git buradan! dedi.
Karga havalanıp uzaklaştı.
-Senin karganmış işte. Aynı bilmişlikle son heceyi tekrar uzatmıştı küçük kız.
Adam ayağa kalktı
-Nerede yaşıyorsun küçük?
-şu tarafta evimiz var. dedi parmağıyla nehrin aktığı yönü göstererek.
Adam kızın gösterdiği yöne baktı, karga orada bir ağacın tepesine konmuş adam bakar bakmaz bet sesiyle gaklamaya başladı.
-Anlaşıldı kurtuluş yok senden. dedi adam yürümeye başlarken.

by devrimk » Fri May 09, 2008 7:58 pm

BÃ?LÃ?M 4
KORKULUK


Akşama doğru adam hatırlamadığı karısını mezarına gömüyordu. Etrafta çocuklarının izine rastlamamıştı sadece dört atlının izleri, ikisinin ağır zırhlı olduğu nal ve çizme izlerinden belliydi. İzleri dikkatlice araştırdı, sadece üzerinde bilmediği bir sembol olan madalyon bulmuştu. Anlayabildiği kadarıyla olaylar aşağı yukarı şöyle olmuştu, büyük kılıçlı olan onu verandaya çivilemişti, baltalı olanda kadını kesmişti ve bu kişiler çocuğu da alıp gitmişti. Sözün kısası hiçbir şey bilmiyordu, sadece içindeki ıstırap ve acı giderek gözünü karartan bir öfkeye dönmeye başlamıştı. Ã?aresizlik de içini kavuruyordu, bu adamlara evini, karısını ve çocuğunu koruması gerekirken karşı koyamamıştı. Amaçsız ve yalnız başına yani şu andaki durumuyla ne yapabilirdi?
Tam bu sırada karısının mezarına mezar taşı niyetiyle koyduğu tahtanın üzerine alnında beyaz leke olan bir karga kondu. Karga ara sıra başını da çevirerek ona dikkatlice bakıyordu. Belki de yemeği yarım kaldığı için kızıyordu. Dikkatlice kargaya baktı, hayır hayvan sadece merakla bakıyordu. Daha önce bu hayvanlarda görmediği bir zeka parıltısıyla üstelik. Elini kargaya uzattı, kaçmayacağından emindi, karga zıplayarak eline kondu.
-Burada olanları gördün mü?
Karga anlamsız gözlerle yan yan bakıyordu şimdi. Elini hareket ettirerek karganın uçmasını sağladı.
-Saçmalık. diye söylendi kendi kendine. Ekinlerin başladığı yerde bir tırpan gözüne çarptı, silah olarak kullanabileceği tek alet buydu. Gidip yerden aldı ağzı yukarı gelecek şekilde yere dayadı dengesini kontrol etmek için. Karga uçmasını tamamlamış olacak ki tırpanın tepesine kondu bu sefer. Hastalıklı bir kahkaha attı adam.
-Korkuluk olarak bile işe yaramıyorum demek ki.

by devrimk » Thu May 08, 2008 3:21 pm

BÃ?LÃ?M 3
CESETLER KONUşMAZ


Ayağa kalkan adam sendeleyerek ilerledi. Kanlar içindeki gömleğinin aralayıp içerideki yaranın durumuna bakmak istedi. Vücudunun tamda kalbinin olması gereken yerde kocaman bir yarık olduğunu fark etti; yara kanamıyordu ve bir daha hiç kanamayacakmış gibi görünüyordu. Kurumuş kocaman bir yarık, tıpkı kesildikten sonra günlerce kasapta beklemiş hayvanın herhangi bir kısmına satırla vurduğun zaman elde edeceğin sonuç gibi. Kargaların kümelendiği bölgeye baktı oraya doğru ilerlemeye başladı, kargalar isteksiz isteksiz uçuşarak cesedin üzerinden uzaklaştılar. Adam yerde yatan kadına, ya da ondan kalana dikkatlice baktı, gözünün teki çıkarılmıştı, aynı tarafın yanak kısmı neredeyse tamamıyla yok olmuştu ve buda ona acı mı çekiyor yoksa gülüyor mu tam anlaşılamayan bir ifade vermişti. Bir an kadının yaşarken neye benzediğini çıkarmak için kendini zorladı, kafasında görüntü oluşur oluşmaz yere düşercesine dizlerinin üstüne çöktü ve gayrı ihtiyari bir hareketle tıpkı yaşarlarken yaptıkları gibi kadının saçlarını alıp kulağının üstünden geriye attı. Bu hareket iki sonuç doğurdu; kalktığı andan itibaren duyduğu acının daha da artması ve kadının cesedinin kalan tek gözüyle ona doğru bakıp :
-Ã?ocuk. demesi.
Adam neredeyse düştüğü hızla yerinden fırladı, hayal mi görmüştü? şu an ceset ancak ölülerin durabileceği o biçimsiz duruşuyla ve hiç kıpırdamadan yatıyordu. Ya da kabus muydu? Belki de kalktığını zannettiği yerde hala yatıyordu ve bir kabus yaşıyordu, ilk anda kalkmış olduğu noktaya bakmaya çekindi, ama sonra kararlı bir şekilde oraya döndü, hayır orada kimse yatmıyordu artık. Ya kısa süreli bir hayal görmüştü ya da…
Eğilip tekrar kadının başını kucağına aldı ve şefkatle okşadı, parçalanmış surattaki tek göz tekrar ona döndü.
-Kimim ben beni tanıyor musun?
-Ã?ocuk, çocuğu onlara bırakma.
- Kim yaptı bunu?
-……..
-Adım ne?
-……..
Adam daha fazla soru sormanın kadının ruhuna eziyet etmek olduğunu anladı, nazikçe onu yere bıraktı.
Ã?ocuk, çocuk neredeydi peki?

by devrimk » Thu May 08, 2008 3:20 pm

BÃ?LÃ?M 2
UYANIş


Uyandım…
Hava aydınlanmaya başlamış, bakması bana huzur veren gökyüzü bu gün beni rahatsız ediyor.
Bir farklılık var henüz ismini koyamadım. Midem bulanıyor, ayağa kalkmam lazım. Burası neresi? Bu yanarak kömürleşmiş köhne çiftlik evi benim miydi? Hiçbir duygu ya da düşünce uyandırmıyor bende, anlamsız.
Beynim zonkluyor, kafamda binlerce soru var. Kalbimi büken bir acı.
Kim olduğunu hatırlamayan bir adam ne olduğunu bilmediği bir acıyı yaşayabilir mi?
Kim olduğunu bilmeyen bir adam yaşıyor sayılabilir mi?
Uyandım…
Istırap içindeyim.
Ellerim ve gömleğim kan içinde. Çoktan kurumuş, o kahverengi haline gelmiş. Acım bedensel değil, ruhum yanıyor, yüreğim kavruluyor.

Cansız (Hikaye)

by devrimk » Wed May 07, 2008 2:29 pm

BÃ?LÃ?M 1
KARGANIN SEZGİSİ


Güneş gözükmeden, havanın aydınlandığı o garip zamanda karga sanki güneşin doğuşunu seyretmek istermiş gibi yemeğini bırakıp doğuya baktı. Karnını doyurmuştu bile, bu zamanlarda hem de bu saatte bulunmayacak bir nimetti bu. Üç kere kesik kesik bağırarak arkadaşlarını çağırdı. Kısa sürede arkadaşları toplanıp işlerine koyulmuşlardı bile, topluluğun büyük kısmı ziyafet alanına gelmişti. Etrafın aydınlanmasıyla çiftlik evinin eski hanımının cesedinin üstü kargalarla dolmuştu. İşlerini kavga etmeden ve insanı rahatsız edecek bir sakinlikle yapıyorlardı.
Beyaz Leke kapının hemen önünde yatan bir zamanlar bu çiftliğin sahibi olan adama baktı. Ne o ne de arkadaşları ondan bir parça bile yememişti. İçgüdüsel olarak davranmak kargalara göre değildi ama yine de onun cesedine yaklaşmak istemiyordu. Çok fazla üzerinde durmamaya karar verdi ve işine geri döndü, bir zamanlar evin hanımı olan kadının sol gözünü ustalıkla çıkarttı. Ağzında duran gözü kafasını yukarı dikerek boğazından içeriye gönderdi.
Derken veranda da bir hareketlilik oldu, ölü zannettikleri ama dokunmadıkları adam ayaklandı, böyle durumları daha önce yaşamıştı, ya kargaları kovalamaya çalışırlardı yada onlarla birlikte yemek yemeye başlarlardı, bu adamı ölü zannettiklerine göre büyük ihtimalle oda yemeklerine ortak olacaktı, yine de bu adamlara dikkat etmek gerekirdi çok ağır hareket etmelerine rağmen yakalayabilirse kendini yada arkadaşlarından birini canlı canlı yemeyi de tercih edebilirdi.
Adam yanlarına kadar geldi çoğu arkadaşı kaçtı, Beyaz Leke en gözüpekleri olduğu için ve bu ünvanına zarar gelmesini istemediği için cesedin üzerinden indi ama güvenli bir mesafede kalmayı tercih etti, doğrusu adamın ne yapacağını çok merak ediyordu.

Top