by MeseKalkan » Tue May 20, 2008 9:23 pm
Son güneş ışıkları alacakaranlık içinde kaybolurken ejderin dehşeti ve kudreti daha da belirginleşti.Ejderha büyük kocaman vücuduyla nerdeyse 5 fersah kadar uzaktaydı ama yinede korkutuculuğu iki elfinde içinde bir ürpertiye sebep olmuştu. Rlondath kadar muazzam bir ejderha dünyaya gelmediği söylenmektedir.Urin’in yüksek elfleri burçlardan ve kulelerden hazırlıklarını tamamlayıp içten ve sarhoş edici borularını öttürdüler.Ejderha borunun veya başka bir şeyin etkisiyle yönünü Doğuya çevirdi.
‘’Orda başka bir şey daha var!Ejderhadan kaçmaya çalışıyor herhalde!’’ diye bir veryansın
kopardı Belegast.
Keskin gözlü elf kralı adamlarıyla neyin olduğunu kestirmeye çalışıyordu:’’Herhalde bir haber ulaştırıcısı.Eğer gözlerim bir elf gözü değilse kahrolayım. Rlondath’ın kovaladığı ya bir kartal yada bir engwe(4).
‘’Hayırlara alamet olsun!’’ dedi kralın yanındaki bir hisar muhafızı.
‘’Hayır olsun ve kehanetlerden korkmanın yada onlara daha sıkı sıkı sarılmadın vakti gelip çatmışta olabilir.’’
Belegast’ın içindeki ateş tamamen yanmıştı artık.Bir ejderha görmüştü ve bu ilk ama son değildi…
Kraldan izin isteyerek şehrin içine yeniden döndü.Ejderin esintisi herkesi daraltsa da başka yöne sapması yüreklerine su serpmişti.Kargaşa içinde ona bahşedilen gözlerle babasını buldu ve koşturarak yanına gitti.
‘’Seni aptal!Nerdesin?Ã?ğleden beri seni aradım ve umudumu neredeyse kaybedecektim seni akılsız!Ama gelince gökte büyük bir yıldız gibi parladın.Ah sevgili Belegast. oğlum.’’ deyip sarıldı Ralimth.Gecenin karanlığı, ulu kayın ve çam ağaçları da katkısıyla evlerine sessiz sedasız atları üstlerinde döndüler.Gece her ne kadar sessiz olsa da Belegast’ın içi kıpır kıpır ve inanılmaz bir güçle dolmuş şekildeydi.Ona bakılırsa bugün ve hatta bir daha hiç uyumayabilirdi.
Babasına dönüp:’’Sence o şey buraya gelebilir miydi?’’
‘’Gelebilirdi ve yapacaklarını düşünemiyorum.İyi ki de gelmedi.
‘’Neden?Bence sıkıntılı ve aynı hayatımda gördüğüm farklı bir şey içimde çırpıntılara ve yeni yeni ümitlere sebep oldu.’’
‘’Bırak o çırpıntılar kanat çırpıp uzaklaşsın bedeninden.Düşündüklerinin ucunda kederden başka bir şey yok oğlum.’’
‘’Keder yolunda ümit olmasaydı kederlerde doğmaz diyen sen değimliydin?’’
‘’Dedim ama senin iyiliğini de gözetmek zorundayım.
‘’Ama beni buralardan alıp götüren bir şeyler var.Sanki ben buraya ait değilmişim gibi baba!Bırak yazgımı kendim süreyim.Her zaman beni buralarda bağlı tutamazsın.Kadere boyun eğmektense yolunda cesurca gitmeyi tercih ederim.’’
Babası o gece bir daha konuşmadı.Sadece oğlunun güzel yüzüne bir kere baktı ve sonra daldı gitti…
Belegast artık serpilmiş genç bir insandı.Diğer elflere göre kılıç veya ok bakımından yetenekli değildi.Daha çok ormana, kuşlara, nehirlere ve de en çok denizlere ilgisi gittikçe artıyordu.Ve gördüğü ejderhaya.Kadim suretini onca fersah öteden görmüş gibiydi yada gösterilmiş gibi.
Karar verdi artık buralardan çekip gidecekti.Bu fikrini babasına paylaştıysa da babası kedere gömüldü ama oğluna da yardım etti.Gümüşten kartal başlı bir taşla taçlandırılmış önüyle narin ve hoş görüken bir gemi yapmaya başladılar.Belegast yirmi iki yaşına gelince gemisi hazır duruma geldi ve içindeki ateş artık yangın olmuş bir şekilde elfi dürtüyordu.Ansızın bir ilkbahar gecesi Endra Limanından ayrıldı ve kimseye bir hoşça kal demeden çekip gitti.’’Ben onlardan ayrılmıyorum.Sadece uzun bir yolculuğa çıkıyorum ve onlara hoşça kal demek bir daha görüşmemek üzere demektir.Umarım affedersiniz…’’ diye düşünüp güzel ve hoş Hektiravn Kıtasını terk ederek bilinmezliklere yelken açtı.Babasının geri dön çağırışları Endra Limanında yankılandı, yitip gitti.
Denizde arsız kötülüğün etkisi, açlık ve susuzluğun yüzüyle cebelleşirken Aldera’ya Mercan Adalarına varmıştı.(Elfler açlıktan veya susuzluktan ölmezler o ihtiyaçları sadece damak zevki için yiyip içerler ama elflerin bir şey yiyip yada içmemesi durumunda sağlığından ve gücünden bir şeyler kaybetti hep görülmüştür.)Adaya vardığında sırt kayalıkları geçip acı martı bağırışları eşliğiyle beyaz kumlarla örtülü bir sahile vardı.Sanki rüyada hissediyordu kendini, bedeni yavaş yavaş düşüyor gibi geliyordu kendine ve uyku bastırdı birden bire.Vücudu kaldıramaz oldu kumsala çıktığından beri.Babasının verdiği işlemeli sopasına dayanıp ilerlemeye devam etti.Uykuda mı neydi bir kartal gördü ak bir kartal.Onu taşıyordu derken düştü.Bir çukura düştü ve orda hapsoldu.Ne olduğunu anlamadan rüyadan uyandı ama o da ne etrafını oklar çevirmişti.Beyaz giysilere bürünmüş zarif vücutlu biri 2 kişiyle öne çıkarak:
‘’Kimsin ey yabancı.Ne ararsın güzelim şarkılar yakılan rüya sahilimizde?’’
‘’Ben…Limpodelden beri yoldayım.Bir alarie elfiyim ve zamanı tam olarak hatırlamıyorum.Bir buçuk yıldır denizde dolaşıp durmuşumdur herhalde.İlk kez bir kara görüyorum yolculuğumun başından beri ve bende buraya gelmeyi içimden gelen bir dürtüyle hissettim.Ve geldim.’’
‘’Nicedir Limpodelden elf gelmez.Artık hepsi kendi işlerine yoğunlaştı.Kimisi taş dövüyor,kimisi meyveler ekiyor, kimileride Tanrıların savaşlarına gidip sebepsiz yere ölüyor.Ne hacet ki buralara uğrarsın ay elfi?’’
‘’Beni tanrı misafiri sayın.Herhalde onlara saygınız vardır.’’
‘’Gwallara saygımız sonsuz ama bu kargaşada kimin dost kimin düşman olduğu belli değil.Daha bir ay olmadı, geçenlerde uçan bir yaratığı üstümüzde bizi tehdit ederken gördük ve bizden haraç istedi.Ama biz sığınaklarımıza ve şehrimize sığındık.Oda bir şey alamayacağını anlayınca çekip gitti.Azametli biriydi.’’
‘’Ne tarafa gitti?’’
‘’Kuzeye doğru.Lakin senin onunla işin olacağını sanmıyorum.Normal elflere göre çelimsiz vücudunla ona karşı koyacağını değil yanından geçeceğini sanmıyorum.Hele silahsız yola çıkmış bir elfi hiç düşünemiyorum.’’
‘’Benim silahım; kuşlar, ağaçlar veya sular.Ey Arathirm elfi, istediğin kadar derin bilgilere sahip olabilirsin ama bir insanın içindeki cevherini kimse çözemez!Ã?yle değil mi dostum?
‘’O zaman ya bir gwalsın yada onun bir maiyeti.’’
‘’Ben ne bir gwalım nede onun bir maiyeti hiç değilim.Senin dediğin gibi ben bir alarie elfiyim. Ralimth oğlu Belegast.Az sularda yüzmedim.Gencim tecrübesizim ama akılsız değilim.Ey elf sözlerin kendin için aşılmaz doğrular sayılsa da bir gün onların birer yalan kehanetlerden ileriye gitmediğini bütün dünyaya göstereceğim.’’
Elflerde gülüşmeler ve aşağılamalar yükselmişti ama elf Alqarin ondan bir sezmiş ve içinde bir şeylerin yattığını görmüştü.:’’İstersen kalabilir veya çekip gidebilirsin.Ama bakıyorum da artık elfler harekete geçti.Dünya genç olsada üstünde yaşayan Lethuia oğulları daha genç ve yaşam dolu!’’
Birbirlerine bakıp düşüncelerini okumaya başlamıştılar…
Son güneş ışıkları alacakaranlık içinde kaybolurken ejderin dehşeti ve kudreti daha da belirginleşti.Ejderha büyük kocaman vücuduyla nerdeyse 5 fersah kadar uzaktaydı ama yinede korkutuculuğu iki elfinde içinde bir ürpertiye sebep olmuştu. Rlondath kadar muazzam bir ejderha dünyaya gelmediği söylenmektedir.Urin’in yüksek elfleri burçlardan ve kulelerden hazırlıklarını tamamlayıp içten ve sarhoş edici borularını öttürdüler.Ejderha borunun veya başka bir şeyin etkisiyle yönünü Doğuya çevirdi.
‘’Orda başka bir şey daha var!Ejderhadan kaçmaya çalışıyor herhalde!’’ diye bir veryansın
kopardı Belegast.
Keskin gözlü elf kralı adamlarıyla neyin olduğunu kestirmeye çalışıyordu:’’Herhalde bir haber ulaştırıcısı.Eğer gözlerim bir elf gözü değilse kahrolayım. Rlondath’ın kovaladığı ya bir kartal yada bir engwe(4).
‘’Hayırlara alamet olsun!’’ dedi kralın yanındaki bir hisar muhafızı.
‘’Hayır olsun ve kehanetlerden korkmanın yada onlara daha sıkı sıkı sarılmadın vakti gelip çatmışta olabilir.’’
Belegast’ın içindeki ateş tamamen yanmıştı artık.Bir ejderha görmüştü ve bu ilk ama son değildi…
Kraldan izin isteyerek şehrin içine yeniden döndü.Ejderin esintisi herkesi daraltsa da başka yöne sapması yüreklerine su serpmişti.Kargaşa içinde ona bahşedilen gözlerle babasını buldu ve koşturarak yanına gitti.
‘’Seni aptal!Nerdesin?Ã?ğleden beri seni aradım ve umudumu neredeyse kaybedecektim seni akılsız!Ama gelince gökte büyük bir yıldız gibi parladın.Ah sevgili Belegast. oğlum.’’ deyip sarıldı Ralimth.Gecenin karanlığı, ulu kayın ve çam ağaçları da katkısıyla evlerine sessiz sedasız atları üstlerinde döndüler.Gece her ne kadar sessiz olsa da Belegast’ın içi kıpır kıpır ve inanılmaz bir güçle dolmuş şekildeydi.Ona bakılırsa bugün ve hatta bir daha hiç uyumayabilirdi.
Babasına dönüp:’’Sence o şey buraya gelebilir miydi?’’
‘’Gelebilirdi ve yapacaklarını düşünemiyorum.İyi ki de gelmedi.
‘’Neden?Bence sıkıntılı ve aynı hayatımda gördüğüm farklı bir şey içimde çırpıntılara ve yeni yeni ümitlere sebep oldu.’’
‘’Bırak o çırpıntılar kanat çırpıp uzaklaşsın bedeninden.Düşündüklerinin ucunda kederden başka bir şey yok oğlum.’’
‘’Keder yolunda ümit olmasaydı kederlerde doğmaz diyen sen değimliydin?’’
‘’Dedim ama senin iyiliğini de gözetmek zorundayım.
‘’Ama beni buralardan alıp götüren bir şeyler var.Sanki ben buraya ait değilmişim gibi baba!Bırak yazgımı kendim süreyim.Her zaman beni buralarda bağlı tutamazsın.Kadere boyun eğmektense yolunda cesurca gitmeyi tercih ederim.’’
Babası o gece bir daha konuşmadı.Sadece oğlunun güzel yüzüne bir kere baktı ve sonra daldı gitti…
Belegast artık serpilmiş genç bir insandı.Diğer elflere göre kılıç veya ok bakımından yetenekli değildi.Daha çok ormana, kuşlara, nehirlere ve de en çok denizlere ilgisi gittikçe artıyordu.Ve gördüğü ejderhaya.Kadim suretini onca fersah öteden görmüş gibiydi yada gösterilmiş gibi.
Karar verdi artık buralardan çekip gidecekti.Bu fikrini babasına paylaştıysa da babası kedere gömüldü ama oğluna da yardım etti.Gümüşten kartal başlı bir taşla taçlandırılmış önüyle narin ve hoş görüken bir gemi yapmaya başladılar.Belegast yirmi iki yaşına gelince gemisi hazır duruma geldi ve içindeki ateş artık yangın olmuş bir şekilde elfi dürtüyordu.Ansızın bir ilkbahar gecesi Endra Limanından ayrıldı ve kimseye bir hoşça kal demeden çekip gitti.’’Ben onlardan ayrılmıyorum.Sadece uzun bir yolculuğa çıkıyorum ve onlara hoşça kal demek bir daha görüşmemek üzere demektir.Umarım affedersiniz…’’ diye düşünüp güzel ve hoş Hektiravn Kıtasını terk ederek bilinmezliklere yelken açtı.Babasının geri dön çağırışları Endra Limanında yankılandı, yitip gitti.
Denizde arsız kötülüğün etkisi, açlık ve susuzluğun yüzüyle cebelleşirken Aldera’ya Mercan Adalarına varmıştı.(Elfler açlıktan veya susuzluktan ölmezler o ihtiyaçları sadece damak zevki için yiyip içerler ama elflerin bir şey yiyip yada içmemesi durumunda sağlığından ve gücünden bir şeyler kaybetti hep görülmüştür.)Adaya vardığında sırt kayalıkları geçip acı martı bağırışları eşliğiyle beyaz kumlarla örtülü bir sahile vardı.Sanki rüyada hissediyordu kendini, bedeni yavaş yavaş düşüyor gibi geliyordu kendine ve uyku bastırdı birden bire.Vücudu kaldıramaz oldu kumsala çıktığından beri.Babasının verdiği işlemeli sopasına dayanıp ilerlemeye devam etti.Uykuda mı neydi bir kartal gördü ak bir kartal.Onu taşıyordu derken düştü.Bir çukura düştü ve orda hapsoldu.Ne olduğunu anlamadan rüyadan uyandı ama o da ne etrafını oklar çevirmişti.Beyaz giysilere bürünmüş zarif vücutlu biri 2 kişiyle öne çıkarak:
‘’Kimsin ey yabancı.Ne ararsın güzelim şarkılar yakılan rüya sahilimizde?’’
‘’Ben…Limpodelden beri yoldayım.Bir alarie elfiyim ve zamanı tam olarak hatırlamıyorum.Bir buçuk yıldır denizde dolaşıp durmuşumdur herhalde.İlk kez bir kara görüyorum yolculuğumun başından beri ve bende buraya gelmeyi içimden gelen bir dürtüyle hissettim.Ve geldim.’’
‘’Nicedir Limpodelden elf gelmez.Artık hepsi kendi işlerine yoğunlaştı.Kimisi taş dövüyor,kimisi meyveler ekiyor, kimileride Tanrıların savaşlarına gidip sebepsiz yere ölüyor.Ne hacet ki buralara uğrarsın ay elfi?’’
‘’Beni tanrı misafiri sayın.Herhalde onlara saygınız vardır.’’
‘’Gwallara saygımız sonsuz ama bu kargaşada kimin dost kimin düşman olduğu belli değil.Daha bir ay olmadı, geçenlerde uçan bir yaratığı üstümüzde bizi tehdit ederken gördük ve bizden haraç istedi.Ama biz sığınaklarımıza ve şehrimize sığındık.Oda bir şey alamayacağını anlayınca çekip gitti.Azametli biriydi.’’
‘’Ne tarafa gitti?’’
‘’Kuzeye doğru.Lakin senin onunla işin olacağını sanmıyorum.Normal elflere göre çelimsiz vücudunla ona karşı koyacağını değil yanından geçeceğini sanmıyorum.Hele silahsız yola çıkmış bir elfi hiç düşünemiyorum.’’
‘’Benim silahım; kuşlar, ağaçlar veya sular.Ey Arathirm elfi, istediğin kadar derin bilgilere sahip olabilirsin ama bir insanın içindeki cevherini kimse çözemez!Ã?yle değil mi dostum?
‘’O zaman ya bir gwalsın yada onun bir maiyeti.’’
‘’Ben ne bir gwalım nede onun bir maiyeti hiç değilim.Senin dediğin gibi ben bir alarie elfiyim. Ralimth oğlu Belegast.Az sularda yüzmedim.Gencim tecrübesizim ama akılsız değilim.Ey elf sözlerin kendin için aşılmaz doğrular sayılsa da bir gün onların birer yalan kehanetlerden ileriye gitmediğini bütün dünyaya göstereceğim.’’
Elflerde gülüşmeler ve aşağılamalar yükselmişti ama elf Alqarin ondan bir sezmiş ve içinde bir şeylerin yattığını görmüştü.:’’İstersen kalabilir veya çekip gidebilirsin.Ama bakıyorum da artık elfler harekete geçti.Dünya genç olsada üstünde yaşayan Lethuia oğulları daha genç ve yaşam dolu!’’
Birbirlerine bakıp düşüncelerini okumaya başlamıştılar…