by Illyra » Sun Sep 14, 2008 5:11 am
Yeniden gözlerini açtığını hissediyordu. Ama ağrısı yoktu. Sızısı yoktu. Ã?evresi karanlıktı ve bir su sesi duyuyordu. Olduğu yerden doğruldu. Üstü tenteli bir kayığın içindeydi. Ã?nüne baktığında iri yarı kürek çeken birisini gördü. Kürekçi ona döndüğünde korkudan iki adım geriye gitti, neredeyse kayığın dengesini bozuyordu. Bu hep kitaplarda, tasvirlerde görmüş olduğu Mısır tanrısı Toth’tu. Uzun gagası ile uğursuz bir şekilde Lucie’ye bakıyordu. Lucie kendisini tutan iki insan eli hissetti. Arkasına dönüp baktığında müthiş şahin suratı ile Horus’u gördü. Horus ona fısıldadığında bu sesin, rüyasında duyduğu, onu koruyacağını vadeden ses ile aynı olduğunu anladı.
“Sakin ol Lucie. Yargılanmaya gideceksin.”
Sanki taş kesilmişti. Nefes almadığını hissetti. Ama tüm belleği silinmiş gibiydi. Horus sıkıca bileklerini kavramıştı.
Kayık bir süre sonra Karnak’taki havuza benzer bir yere geldi. Horus ve Toth ile birlikte kayıktan çıkarak devasa iki altın kapıdan içeri girdi. Lucie o sırada arkasından kendisini takip eden bir şey gördü. Gölgesi gibiydi, ama sanki ayaklanmış ve kendisini takip ediyordu…
İçerisi çok büyüktü. Tavan o kadar yüksekti ki nerede bittiği gözükmüyordu. Oda daire biçimindeydi. Ã?evrede çift sıralı oturma yerleri vardı. Ve bu taş sıralara oturmuş tam kırk iki adet mısırlı Lucie’yi izliyordu. Daire şeklindeki odanın ortasında üç basamakla çıkılan kocaman bir platform vardı. Platformun üzerinde ise bir tartı.
Tartının yanında, kanatlı bir kadın bekliyordu. Lucie tüm hafızası yok olmuş olmasına rağmen bu kadının Maat olduğunu anlamıştı. Horus ve Toth onu kadının yanına götürdüler. Kadın bir süre kendisini inceledi, sonra salona dönerek kırk iki mısırlıya konuştu.
“Eski yaşamı ile Touth ve yeni yaşamı ile Lucie olan kişinin ruhu yargılanmak üzere buraya gelmiştir. Touth’ken, Horus’un seçilmiş savaşçısıydı ve firavundan “Güç Asasını” almak üzere yollanmıştı. Görevini başarıyla tamamlamış olmasına rağmen Horus’un himayesine yetişemedi, böylece Seth’in laneti ile delirerek kendisini öldürdü. Bu yüzden kendisine ikinci bir yaşam hakkı tanındı. İkinci yaşamından Lucie isimli bir kadındı. Hala Seth’in lanetini üzerinde taşıyordu. Kendisi için özel bir insan olan Depek’in Claire isimli birisini sevdiğini zannediyordu, ama aslında Claire sadece kendi aklında var olmuş birisiydi. Vadiye geldikten bir gün sonra, Horus’un himayesine varmış olduğundan lanet üzerinden kalktı. Ama Touth laneti ve içeriğini öğrenmişti. Ve bunu Seth’e ödemek için kendi kanını akıttı.”
Kırk iki mısırlı gözünü kırpmadan Lucie (ve ya Touth’a) bakıyordu. Maat yeniden devam etti.
“şimdi ise ne olacağına karar vermek için ölünün kalbini tartacağız.”
Yavaşça elini Lucie’nin alnına koydu. şimdiye kadar hatırlamadığı şeyler su yüzüne çıkmıştı. Bir asker olduğu günler… Karısı… Horus’un kendisini seçmesi… Güç Asasını alışı… Delirmesi… Ve kendisini öldürmesi… Sonra yeniden doğuşu… Büyümesi… Depek ile tanışması… Krallar Vadisine yaptıkları yolculuk… Aniden Claire’nin ortadan kaybolması… Ve sonunda… Kalbine sapladığı soğuk bıçak…
Artık hepsini biliyordu… Ağlamak istemesine rağmen ağlayamıyordu…
Bu sırada Maat büyük kanatlarından bir tüy kopartarak terazinin bir kefesine koydu. Ardından Lucie’ye teraziyi işaret etti. Ne yapacağını bilemiyordu… Ama gölgesi (Ka’sı) aniden önüne geçerek ona avuçlarını uzattı. Ka’nın ellerinde, ortadan ikiye ayrılmış bir kalp duruyordu… Ne yapacağını anlayarak kalbini aldı ve terazinin diğer kefesine koydu.
Kırk iki mısırlı, Maat, Toth ve Horus gözünü kırpmadan tartıya bakıyordu. Ama henüz tartı kıpırdamamıştı. Maat’ın sesi yeniden salonda çınladı.
“İkinici yaşamında yaptığın iyilikleri ve kötülükleri anlat bize.”
Lucie anlatmaya başladı.
“Kimseyi öldürmedim, hırsızlık yapmadım. İnsanları dolandırmadım, Nefsime sahip oldum…”
Lucie anlattıkça tüy tartıda ağır basıyor, kalp git gide havaya çıkıyordu.
Sonunda tüy olan kefe en dibe kadar inmişti…
Maat, Horus ve Toth birbirlerine baktılar. Bir konuda anlaşmış gibiydiler… Maat yeniden salona döndü.
“Birinci yaşamında Touth’ken ölü aynı yargılamadan geçmiş ve aynı karar alınmıştı. Touth iyi birisiydi ve tüy, vicdanından daha ağır gelmişti. Böylece kendisine ikinci bir yaşam hakkı tanınmıştı. Ölü ikinci yaşamında Lucie iken, benzeri iyi kalpli bir yaşam gerçidi. Eğer bir itirazınız yoksa ölünün ruhu yaşaması için yeniden dünyaya gönderilecek.”
Kırk iki mısırlı bir onay manasında asalarını aynı anda birer kere yere vurdular.
“O zaman ölü günahsız bulunmuş ve yeniden yaşaması için dünyaya gönderilmesi birlik ile karar verilmiştir… Yargılama sona ermiştir…”
Lucie bir anda rahatladığını hissetti. Ama yeniden anıları yok olmuştu…
~SON~
Yeniden gözlerini açtığını hissediyordu. Ama ağrısı yoktu. Sızısı yoktu. Ã?evresi karanlıktı ve bir su sesi duyuyordu. Olduğu yerden doğruldu. Üstü tenteli bir kayığın içindeydi. Ã?nüne baktığında iri yarı kürek çeken birisini gördü. Kürekçi ona döndüğünde korkudan iki adım geriye gitti, neredeyse kayığın dengesini bozuyordu. Bu hep kitaplarda, tasvirlerde görmüş olduğu Mısır tanrısı Toth’tu. Uzun gagası ile uğursuz bir şekilde Lucie’ye bakıyordu. Lucie kendisini tutan iki insan eli hissetti. Arkasına dönüp baktığında müthiş şahin suratı ile Horus’u gördü. Horus ona fısıldadığında bu sesin, rüyasında duyduğu, onu koruyacağını vadeden ses ile aynı olduğunu anladı.
“Sakin ol Lucie. Yargılanmaya gideceksin.”
Sanki taş kesilmişti. Nefes almadığını hissetti. Ama tüm belleği silinmiş gibiydi. Horus sıkıca bileklerini kavramıştı.
Kayık bir süre sonra Karnak’taki havuza benzer bir yere geldi. Horus ve Toth ile birlikte kayıktan çıkarak devasa iki altın kapıdan içeri girdi. Lucie o sırada arkasından kendisini takip eden bir şey gördü. Gölgesi gibiydi, ama sanki ayaklanmış ve kendisini takip ediyordu…
İçerisi çok büyüktü. Tavan o kadar yüksekti ki nerede bittiği gözükmüyordu. Oda daire biçimindeydi. Ã?evrede çift sıralı oturma yerleri vardı. Ve bu taş sıralara oturmuş tam kırk iki adet mısırlı Lucie’yi izliyordu. Daire şeklindeki odanın ortasında üç basamakla çıkılan kocaman bir platform vardı. Platformun üzerinde ise bir tartı.
Tartının yanında, kanatlı bir kadın bekliyordu. Lucie tüm hafızası yok olmuş olmasına rağmen bu kadının Maat olduğunu anlamıştı. Horus ve Toth onu kadının yanına götürdüler. Kadın bir süre kendisini inceledi, sonra salona dönerek kırk iki mısırlıya konuştu.
“Eski yaşamı ile Touth ve yeni yaşamı ile Lucie olan kişinin ruhu yargılanmak üzere buraya gelmiştir. Touth’ken, Horus’un seçilmiş savaşçısıydı ve firavundan “Güç Asasını” almak üzere yollanmıştı. Görevini başarıyla tamamlamış olmasına rağmen Horus’un himayesine yetişemedi, böylece Seth’in laneti ile delirerek kendisini öldürdü. Bu yüzden kendisine ikinci bir yaşam hakkı tanındı. İkinci yaşamından Lucie isimli bir kadındı. Hala Seth’in lanetini üzerinde taşıyordu. Kendisi için özel bir insan olan Depek’in Claire isimli birisini sevdiğini zannediyordu, ama aslında Claire sadece kendi aklında var olmuş birisiydi. Vadiye geldikten bir gün sonra, Horus’un himayesine varmış olduğundan lanet üzerinden kalktı. Ama Touth laneti ve içeriğini öğrenmişti. Ve bunu Seth’e ödemek için kendi kanını akıttı.”
Kırk iki mısırlı gözünü kırpmadan Lucie (ve ya Touth’a) bakıyordu. Maat yeniden devam etti.
“şimdi ise ne olacağına karar vermek için ölünün kalbini tartacağız.”
Yavaşça elini Lucie’nin alnına koydu. şimdiye kadar hatırlamadığı şeyler su yüzüne çıkmıştı. Bir asker olduğu günler… Karısı… Horus’un kendisini seçmesi… Güç Asasını alışı… Delirmesi… Ve kendisini öldürmesi… Sonra yeniden doğuşu… Büyümesi… Depek ile tanışması… Krallar Vadisine yaptıkları yolculuk… Aniden Claire’nin ortadan kaybolması… Ve sonunda… Kalbine sapladığı soğuk bıçak…
Artık hepsini biliyordu… Ağlamak istemesine rağmen ağlayamıyordu…
Bu sırada Maat büyük kanatlarından bir tüy kopartarak terazinin bir kefesine koydu. Ardından Lucie’ye teraziyi işaret etti. Ne yapacağını bilemiyordu… Ama gölgesi (Ka’sı) aniden önüne geçerek ona avuçlarını uzattı. Ka’nın ellerinde, ortadan ikiye ayrılmış bir kalp duruyordu… Ne yapacağını anlayarak kalbini aldı ve terazinin diğer kefesine koydu.
Kırk iki mısırlı, Maat, Toth ve Horus gözünü kırpmadan tartıya bakıyordu. Ama henüz tartı kıpırdamamıştı. Maat’ın sesi yeniden salonda çınladı.
“İkinici yaşamında yaptığın iyilikleri ve kötülükleri anlat bize.”
Lucie anlatmaya başladı.
“Kimseyi öldürmedim, hırsızlık yapmadım. İnsanları dolandırmadım, Nefsime sahip oldum…”
Lucie anlattıkça tüy tartıda ağır basıyor, kalp git gide havaya çıkıyordu.
Sonunda tüy olan kefe en dibe kadar inmişti…
Maat, Horus ve Toth birbirlerine baktılar. Bir konuda anlaşmış gibiydiler… Maat yeniden salona döndü.
“Birinci yaşamında Touth’ken ölü aynı yargılamadan geçmiş ve aynı karar alınmıştı. Touth iyi birisiydi ve tüy, vicdanından daha ağır gelmişti. Böylece kendisine ikinci bir yaşam hakkı tanınmıştı. Ölü ikinci yaşamında Lucie iken, benzeri iyi kalpli bir yaşam gerçidi. Eğer bir itirazınız yoksa ölünün ruhu yaşaması için yeniden dünyaya gönderilecek.”
Kırk iki mısırlı bir onay manasında asalarını aynı anda birer kere yere vurdular.
“O zaman ölü günahsız bulunmuş ve yeniden yaşaması için dünyaya gönderilmesi birlik ile karar verilmiştir… Yargılama sona ermiştir…”
Lucie bir anda rahatladığını hissetti. Ama yeniden anıları yok olmuştu…
~SON~