by Bogus » Thu Jul 24, 2008 5:23 am
LUCİFER
Okyanusun serin suları Lucifer’ın tahta gövdesine vuruyordu... Bu uçsuz bucaksız okyanusta tahta iskeletini donduran 30.gündü. Kaptanına güveniyordu ama nedense içinde garip bir his vardı ve gerçekleşmesinden korkuyordu. Tayfası kendinden emin denizcilerden oluşuyordu. Neredeyse hepsi onbeş yaşından beri her gününü denizde geçirmiş insanlardı. Ama yine de bu kadar rahat olmamalılar diye düşündü Lucifer. (yapıldığından beri bu ismi taşıyordu.) Onun zamanında yapılan gemiler şimdi ya onurlu mezarlarında yatıyor ya da sobalarda yanıyordu. Belki bir tek Lucifer kalmıştı onlardan geriye, 3 direkli güzel bir yelkenli...
Her taraflarını saran garip bir sisin içindeydiler şimdi. Güneş daha doğmamaış, karanlık bir sabahın içinde Lucifer önünü göremiyordu. Orta direğinin üzerindeki gözcüyü hissedebiliyordu ama uyuduğuna yemin edebilirdi. Hafif esen rüzgarın arasından kulaklarını kabarttı ve denizcinin nefeslerini dinledi. Uyuyordu. Lucifer batan gemileri düşündü. Hayatında hiç batmakta olan bir gemi görmemişti, limanda geçen konuşmalarda ağır kazalar atlatan gemilerle konuşmuştu, hatta bir keresinde bir savaş galyonuyla uzun bir sohpet etmişti. Galyonun sözlerini hatırladı. “İsterse ağır bir top olsun, isterse keskin bir kaya veya saklı bir buz dağı, her her gemi batmadan önce batacağını anlar. Ã?ünkü deniz onu çağırır. Ama bunu durduramazsız. Bu senin kaderindir...” Lucifer bir şeyler hissediyordu. Her zamankinden daha garip bir histi bu ama ne olduğunu bilmiyordu. Acaba bu hissettikleri batan gemilerin de hissettikleri şeylermiydi?
Lucifer güneşin sıcaklığını hissedebiliyordu ama onu göremiyordu... Sis dağılmamıştı henüz ve dağılmaya da hiç niyeti yok gibiydi... Bunca senenin verdiği tecrübeyle okyanusun ortasında böyle bir sisin olamayacağını biliyordu... Acaba tanrılar onların gözünden nelerei saklıyordu? Lucifer, suyun üstünden sıkılmıştı, biraz da denizin dibine bakmak istedi. Orası her zaman daha sakindi. Ayrı, huzurlu bir dünya. Suyun üstüne çok yakın ama ondan çok farklı... Etrafta hiç balık yoktu, Lucifer yunuslarla yarıştığı günleri hatırladı. Uzun direğindeki yelkenleri gerer, rüzgarı arkasına alıp onu durdurmaya çalışan denizi ikiye biçerek onlara meydan okurdu. İyice dibe bakmaya çalıştı. Kayalık bir yer olmadığı belliydi. Dibi merak etti birden. Bu düşünce öylesine geçmişti aklından, her zaman korktuğu, çoğu zaman görmek istemediği dibi merak ediyordu şimdi. Gövdesini çabucak çürütecek tuzlu suyu ve kimsenin rahatsız edemeyeceği kumdan yatağını düşündü. Ama su onu kaldırıyordu ve bu şekilde oraya gitmesi imkansızdı. Yılların getirdiği yorgunluk üzerine çökmüştü ve okyanusun getirdiği bu hafif ama soğuk rüzgar, her geçen gün kendini kemiren tuz ve direklerini geren, canını acıtan fırtınalardan bıkmıştı. Havanın soğuk olduğunu farketti. Bu sisin burada olması mümkün değildi...
Lucifer bir gariplik olduğunu kabul ediyordu ama ne uyuşuk tayfaları ne de kaptanı uyarmak mümkün değildi. Bu gemilerin bir laneti olmalıydı her halde. Direklere ve rüzgara sahipken, dümeni başkalarının eline vermek. Asla kaderine hükmedememek. Kimi zamanlar insanlar onunla konuşuyordu ama asla onun fikirlerini merak etmiyorlardı. İnsanlar sadece konuşuyorlardı... Tekrar limandaki gemilere gitti aklı. Bir iple bağlanmış, taştan limanlara sırtını vermiş, kimisi keyif yapıyor, kimisi gözünü denize dikmiş tekrardan sulara dönmek istiyor. Lucifer uzun süre limanlarda kalan gemilerden değildi... Sürekli olarak çalışmış, ama yine de iyi bakılmıştı. Artık yelkenliler daha büyük yapılıyordu ama Lucifer yine de zamanında çok iyi bir yelkenli olduğunu hatırladı. İnsanların, diğer gemilerin saygı duyduğu... İnsanlar üstüne bindiğinde, heyecanlanan nefeslerini dinleyipyelkenlerini kabartırdı... şimdi ise yüzüne bakılmaz olmuştu ama yine de denizde geçirdiği zamanın verdiği bir tecrübe vardı. Diğer gemiler arasındaki saygın yerine rağmen insanlar sadece yeni ve hızlı olana veya daha çok yük taşıyana değer veriyorlardı. Lucifer ise güzeldi. Bu güzellik görünüşünde değildi, ama burnunu bükerek binen insanların onunla beraber denizden ne büyük zevk aldıklarını, rüzgarın direklerinin arasından geçerken ve yelkenlerini kabartırken çıkardığı sesin onlara verdiği huzuru hissedebiliyordu. Lucifer iyi bir kaptana sahibpti ve mutlu bir gemiydi. Onun sırrı buydu ve bu yüzden insanlar onunla birlikte denizdeyken uyuşturucu bir rahatlama duygusuyla dolardı.
Lucifer daldığı derin düşüncelerdei arasında gövdesinde kıpırdanmalar olduğunu hissetti. Mürettebat uyanmıştı ve hepsi yerlerindeydiler. Kaptan sisi görünce şaşkınlığını gizlemedi ama yapabileceği bir şey yoktu. Yelkenleri indirdi ve bir tek öndeki pruvayı açık bırakarak sonsuz okyanusta yavaşça süzülmeye bıraktı gemisini. Lucifer’ın yavaşlamaya diyeceği bir şey yoktu ama bu sisten bir an önce çıkmak istiyordu. Bunun sonunu çok merak ediyordu, eski denizcilerin inandığı gibi dünyanın sonuna geldik diye düşündü. İçindeki hissin ne olduğunu bulamamıştı ama onu şaşırtan bir şey oldu. Bir martı direklerinden birine kondu. Bu tek anlama gelirdi, o da etrafta bir kara paröasının olduğuydu. Martı gagasını hafifçe Lucifer’ın direğine sürttü. Martıların denizin çocukları olduğuna inanılırdı. Uçarken çıkardıkları kahkahalar ve oynamak isteyen çocuklar gibi gemileri kovalamaları bu efsaneyi doğruluyordu adeta. Lucifer onlarla insanların küçük çocuklarla konuştuğu gibi konuşurdu. Yumuşak bir sesle martıya seslendi.
-Merhaba burada ne işin var? Yoksa bu sisin arkasında bir kara parçası mı var?
Lucifer buralarda herhangi bir kara parçasının olmadığını biliyordu. Bu ilk kez gittiği bir rota değildi.
-Olmadığını sen de biliyorsun Lucifer... Ben sana yolu göstermeye geldim.
-Yolu bana değil kaptana göster seni budala...
Martıların gemilere karanın yolunu gösterdiği söylenir ama bu çok önceleri olmalı diye düşündü Lucifer. İlk gemilerin, karadan uzaklaşamayan gemilerin kılavuzu olabilirlerdi belki ama bu zamanda karayı bulmak için bir martıya gerek yoktu.
-Hayır Lucifer. Yolu sana göstereceğim, çünkü o yolu geçecek olan sensin. Kaptanın değil.
Martı bunu söyleyerek uçtu ve geminin etrafında bir kere döndükten sonra siste kayboldu. Lucifer gemicilerin konuşmalarını dinledi, hiçbiri martıyı fark etmemişti ama bu olası değildi. Yoksa bu sisin ona oynadığı bir oyunmuydu? Sebebini bilemese de Lucifer içindeki hislerin yavaş yavaş bir anlam kazanmaya başladığını farketti. Hemen düşüncelerini uzaklaştırdı ve mürettebatın hikayelerini dinlemeye başladı. Gece olmuştu... Bütün bir günü siste geçirmişlerdi. Lucifer serin sulara bir batıp bir çıkan, önüne işlenmiş deniz kızına baktı. Güzel bir işlemeydi ve Lucifer’ın ruhu orada barınıyordu. Deniz kızı Lucifer’e eski günlerini hatırlattı... Bunları daha fazla düşünmek istemedi ve kaptanı dinlemeye koyuldu. Kaptan ikinci kaptanla konuşuyordu. Lucifer bir anda kendinden bahsedildiğini duydu. Bu kaptanın ve kendisinin son seferi olacaktı ve bundan sonra da Lucifer’ın başına nelerin geleceği ortadaydı. Onu satamazlardı. Onu kullanacak başka bir kaptan bulamazlardı. Bu durumda Lucifer’ın kaderi belirli olmuştu. Parçalanıp satılacaktı... Lucifer göz yaşlarını tutamadı. Kimse göremediyse de önündeki tahta deniz kızının gözlerinden iki damla yaş sessizce aktı. Bir gören olsaydı onların gözyaşları olduğuna yemin edebilirdi; bu da dünyada olup biten ama kimsenin dikkatini çekmeyen bir çok şey gibi sonsuza kadar hiç olmamış sayılan şeylerin arasında yerini aldı. Lucifer sessizce ağlarken garip martının direklerinden birine konduğunu hissetti. Martı yine gagasını hafifçe Lucifer’ın direğine sürttü. Lucifer göz yaşlarının arasından martıya baktı...
-Lütfen, beni yalnız bırak. şu anda seninle konuşamam.
-Sakın üzülme Lucifer. Sen iyi bir gemisin ve deniz seni seviyor. Senin kaderin parçalanmak değil. Sana yolu ben göstereceğim, sakın korkma.
Bunu dedikten sonra martı havalandı ve geminin etrafında iki kocaman tur attıktan sonra direğin tepesindeki gözcünün önünden geçti. Gözcü onu görmemişti. Lucifer artık ne hissettiğini biliyordu...
Lucifer bir anda sislerin dağıldığını farketti. Hava değişmişti. şimdi sert bir rüzgar esmeye başladı ve deniz aniden kabardı. Lucifer kaptanın nefesindeki sert ve kesik kesik solumayı duyabiliyordu. Bu beklenmeyen ani bir fırtınaydı. Bu olması mümkün olmayan bir fırtınaydı. Bu, fırtına olamazdı. Bu olsa olsa onları almaya gelen canlı bir varlık olabilirdi. Lucifer denizin dibine baktı. Üstüne oranla ne kadar da sakindi. Ne kadar huzurlu ve mutlu bir yerdi... Lucifer’ın kulağına mürettebatın korku dolu sesleri gelmeye başladı. Bir anda o seslerin arasında duymayı hiç istemediği Marco’nun sesini yakaladı. Marco henüz 13 yaşındaydı ve yaşıtlarıyla bile kıyaslandığında çok daha küçük gözüküyordu. Bu henüz üçüncü seferiydi. Annesinin tüm ısrarlarına rağmen babasının zoruyla girmişti bu gemiye, doğru dürüst yüzme bile bilmiyordu. Bu kadar adamın arasında Marco tam anlamıyla bir çocuktu ve yanlızdı. Her zaman korkuyordu. Denizciler onu adam etmeye çalışıyorlardı ama Marco henüz çocuktu ve o şekilde kalması gerekiyordu. Onun asla denize ait olamayacağı söylenirdi ama o çoğu zaman, daha doğrusu ona yapacak iş bulunamadığında sadece kendisinin sığabildiği minik bir sandık odasında kalıyordu. Denizciler ona iyi niyetli davranıyordu ama Marcozamansız ayrılmıştı ailesinin yanından. Ayrıca bu kaptanın son seferiydi. Bazı denizcilerin kuvvetsiz de olsa onları karada bekleyen aile bağları vardı. Lucifer sırf kendi huzuru için bu insanların hayatlarını bir kenara atamazdı. Savaşacaktı. Onlar ona çok iyi bakmıştı... Belki sobada yanmak olan bir sona gidiyordu (soba onun hiç görmediği bir şeydi) ama yine de savaşacaktı. Bu insanları buradan kurtaracaktı...
Lucifer kabaran denizde, dev bir dalganın üzerinde yukarı doğru tırmanmaya başladı. Kaptan yelkenlerini boşaltmıştı ama indirmemişti. Lucifer iskeletine yayılan korkunç acıyı hissetti. Direkleri geriliyor ve onlarla beraber bütün vücudu kasılıyordu. Yelkenlerine çarpan her bir rüzgar darbesinde Lucifer’ın tahta vücudu gıcırtılar çıkarıyordu. Lucifer direklerini tutan iplerin gerildiğini ve tahtanın esnekliğinin yavaş yavaş son raddesine geldiğini hissetti. Lucifer, bütün bu karmaşanın arasında, fırtınanın tüm şiddetiyle sürdüğü sırada, sakin gökyüzünde süzülüyormuşçasına kanatlarını açmış kendisine bakan martıyı gördü. Beyaz tüyleri karanlık fırtınanın arasında parlıyordu. Cenetten gelen kanatlı bir melekti adeta...
-Beni takip et Lucifer... Beni takip et...
Lucifer dibe baktı. Artık onu görebiliyordu. Kumdan yatağını, ona eşlik edecek binbir deniz canlısını, uzun süre gövdesini ev edinecek balıkları, midyeleri, ıstakozları, vücudunu kaplayacak yosunları, mezarını süsleyecek mercanları. Lucifer dibe özlemle baktı. Bütün balıklar hep bir ağızdan bağırdılar.”Hoş geldin Lucifer” Ama Lucifer savaşacaktı. Mürettebatını buradan kurtaracaktı... Onlar Lucifer’a güveniyorlardı. Yaşlı gemi bu fırtınayı atlatacaktı. Martı Lucifer’ın direğine kondu ve yavaşça gagasını sürttü.
-Lucifer, sen onurlu ve iyi bir gemisin. Deniz seni seviyor. Korkma canın yanmayacak. Ait olduğun yere gel, biz sana çok iyi bakacağız.
Ama Lucifer martıyı dinlemiyor, dayanabilmek için biraz daha kasılıyordu. Direkleri neredeyse kırılmak üzereydi, ipler kopacak kadar gerilmişti ama Lucifer kendini bırakmıyordu...
-Beni dinle Lucifer. Denize karşı gelemezsin. O seni seviyor ve sen onun oğlusun; sen ona aitsin. Neden bu insanları bu kadar düşünüyorsun?
Lucifer bir an bu soruya takıldı ve neredeyse direği kırılacaktı. Neden düşünüyordu bu insanları? Neden onları parçalanacağı limana götürmeyi bu kadar çok istiyordu? Neden Lucifer bu kadar iyiydi? Gövdesinde kaptanını aradı. Kaptan tüm gücüyle dümene tutunmuştu.Lucifer onun nefesinde korkuyu aradı ama bulamadı.Kaptanın soluğu kesilmişti ve hiç kıpırdamıyordu.Lucifer onun da denizin çağrısını duyduğunu anladı. Kaptanın elinden gelse sonsuza kadar onunla denize açılacağını biliyordu ama karada kaptanı bekleyen son da Lucifer’ınkinden farklı olmayacaktı. Lucifer bütün mürettebatın sessizce bir yerlere tutunduğunu ve adeta gemiyi dinlemeye çalıştıklarını farketti. Hepsi ellerinden geleni yapmıştı. Artık her şey Lucifer’a kalmıştı. Onları oradan çıkaracak olan Lucifer’dı; onun direnmesi gerekiyordu. Lucifer bu sessizliği yırtan korkunç bir ağlama sesi duydu. Marco denize ait değildi. O denizin çağrısını duyamıyordu. Martının sesi tekrar duyuldu.
-Seni bekliyoruz Lucifer... Haydi gel artık...
Lucifer gerindi. Sonra tekrar kasıldı. Diğerlerinden daha sert ve sürekli bir rüzgar esti, diğerlerinden daha heybetli ve güçlü bir rüzgar çarptı. Direği tutan ipler birer birer koptu ve direk rüzgarda ayakta kalmaya çalışan dev bir çınar gibi gerildi, gerildi ve en sonunda rüzgarın sesini, karanlığı yırtan bir kibrit gibi aniden parlayan ve hemen sönen bir kırılma sesi bastırdı. Lucifer bir direğini kaybetmişti. Canı çok acıyordu. Bir anda iki gürültü daha geldi ve Lucifer’ın diğer iki direği bedeninden ayrıldı. Orta direği kırılıp gövdesinin üstüne düşmüştü. Halen küçük bir parçası gövdeye bağlıydı ve kopamıyordu. Lucifer tuttuğu nefesini verdi. Marco’nun sesini duymamaya çalıştı. Deniz kızı gözlerini kapadı ve dev bir dalga Lucifer’ı ortadan ikiye böldü. Yaşlı gemi soğuk suyun vücudunun içine dolduğunu hissetti ve denizin dibine doğru çekildiğini farketti. Her şey çok çabuk oluyordu. Top yarası almış gemiler gibi yavaş yavaş batmadı Lucifer. Aniden dibe gömüldü. Deniz sözünü tutmuş, Lucifer’ın canını yakmamıştı. Lucifer dibe doğru, kumdan yatağına giderken denizcilerin suratındaki huzuru gördü. Nefeslerini bırakmışlardı. Hepsi Lucifer ile beraber batıyorlardı ve sımsıkı Lucifer’a veya ondan geriye kalanlara tutunmuşlardı. Lucifer korkuluklarında zayıf ama inatçı bir kavrayışın daha farkına vardı... Bu Marco’ydu. Korku suratına yerleşmişti ama yavaş yavaş derin bir huzura yer açıyordu. Gözleri yuvalarından fırlayacak gibiydi. Nefesini bırakmamıştı, yüzme bilmediği için içgüdüsel olarak batan gemiye tutunuyordu. Çalkalanan deniz onun buğday sarırsı saçlarını okşuyor, onu sakinleştirmeye çalışıyordu ama Marco’nun deniz rengi gözleri huzura kavuşmuyor, eli gevşemiyor ve yüzündeki korku yerini bir türlü tam olarak huzura bırakmıyordu. Lucifer dipteki yatağına gelmek üzereydi, ebedi istirahatine kavuşmasına çok az kalmıştı. Ama yine de kendini zorladı ve önüne işlenmiş deniz kızı bir anda adeta canlanıp, çivilenmiş olduğu Lucifer’ın bedeninden ayrıldı. Akıntının yardımıyla, ya da gerçekten yüzerek Marco’nun yanına gitti ve ona elini uzattı. Marco kendine uzanan ele tutundu, güçsüzleşen kollarıyla yavaşça deniz kızının bedenine sarıldı. Denizkızı onu yüzeye çıkarıyordu. Lucifer’ın bedeni son kez denizin dibine çarptı ve kumların arasına gömüldü. Denizciler son hava kabarcıklarını da ağızlarından çıkarıp huzurla Lucifer’ın bedenine uzandılar.
Marco uyandığında başka bir teknedeydi. Onu denizciler bulmuştu. Bir tahta parçasına sarılmış, kendinden geçmiş halde sürükleniyordu. Onu tekneye almışlar ve hayatını kurtarmışlardı. Marco’ya şapkalarını çıkarıp kısaca bir iki dua mırıldanmışlardı. Marco belki inanmayacaklarını bildiğinden, belki kendi de inanmadığından onlara kendisini bir deniz kızının kurtardığını söylemedi. Lucifer’ın önünde asılı olan deniz kızının canlanıp onu kurtardığına kendisi de inanmıyordu ama öyle olduğunu biliyordu. Marco bunları düşünürken, içinde Lucifer’ın ruhu olan ve artık tahta olmayan deniz kızı Marco’nun içinde bulunduğu geminin altında yüzüyordu. Onun sağ salim kurtulduğunu görmek onu sevindirmişti. Lucifer arkasını dönüp son bir kez gemiye baktı. Marco’nun dönüp dolaşıp tekrar denize geleceğini biliyordu. Artık o da denize aitti. Deniz onun canını almamıştı. Lucifer nazikçe giden gemiye elini salladı ve ait olduğu denizde zarif kuyruk darbeleriyle yüzmeye devam etti.
03.04.2000 Can ÖZER
LUCİFER
Okyanusun serin suları Lucifer’ın tahta gövdesine vuruyordu... Bu uçsuz bucaksız okyanusta tahta iskeletini donduran 30.gündü. Kaptanına güveniyordu ama nedense içinde garip bir his vardı ve gerçekleşmesinden korkuyordu. Tayfası kendinden emin denizcilerden oluşuyordu. Neredeyse hepsi onbeş yaşından beri her gününü denizde geçirmiş insanlardı. Ama yine de bu kadar rahat olmamalılar diye düşündü Lucifer. (yapıldığından beri bu ismi taşıyordu.) Onun zamanında yapılan gemiler şimdi ya onurlu mezarlarında yatıyor ya da sobalarda yanıyordu. Belki bir tek Lucifer kalmıştı onlardan geriye, 3 direkli güzel bir yelkenli...
Her taraflarını saran garip bir sisin içindeydiler şimdi. Güneş daha doğmamaış, karanlık bir sabahın içinde Lucifer önünü göremiyordu. Orta direğinin üzerindeki gözcüyü hissedebiliyordu ama uyuduğuna yemin edebilirdi. Hafif esen rüzgarın arasından kulaklarını kabarttı ve denizcinin nefeslerini dinledi. Uyuyordu. Lucifer batan gemileri düşündü. Hayatında hiç batmakta olan bir gemi görmemişti, limanda geçen konuşmalarda ağır kazalar atlatan gemilerle konuşmuştu, hatta bir keresinde bir savaş galyonuyla uzun bir sohpet etmişti. Galyonun sözlerini hatırladı. “İsterse ağır bir top olsun, isterse keskin bir kaya veya saklı bir buz dağı, her her gemi batmadan önce batacağını anlar. Ã?ünkü deniz onu çağırır. Ama bunu durduramazsız. Bu senin kaderindir...” Lucifer bir şeyler hissediyordu. Her zamankinden daha garip bir histi bu ama ne olduğunu bilmiyordu. Acaba bu hissettikleri batan gemilerin de hissettikleri şeylermiydi?
Lucifer güneşin sıcaklığını hissedebiliyordu ama onu göremiyordu... Sis dağılmamıştı henüz ve dağılmaya da hiç niyeti yok gibiydi... Bunca senenin verdiği tecrübeyle okyanusun ortasında böyle bir sisin olamayacağını biliyordu... Acaba tanrılar onların gözünden nelerei saklıyordu? Lucifer, suyun üstünden sıkılmıştı, biraz da denizin dibine bakmak istedi. Orası her zaman daha sakindi. Ayrı, huzurlu bir dünya. Suyun üstüne çok yakın ama ondan çok farklı... Etrafta hiç balık yoktu, Lucifer yunuslarla yarıştığı günleri hatırladı. Uzun direğindeki yelkenleri gerer, rüzgarı arkasına alıp onu durdurmaya çalışan denizi ikiye biçerek onlara meydan okurdu. İyice dibe bakmaya çalıştı. Kayalık bir yer olmadığı belliydi. Dibi merak etti birden. Bu düşünce öylesine geçmişti aklından, her zaman korktuğu, çoğu zaman görmek istemediği dibi merak ediyordu şimdi. Gövdesini çabucak çürütecek tuzlu suyu ve kimsenin rahatsız edemeyeceği kumdan yatağını düşündü. Ama su onu kaldırıyordu ve bu şekilde oraya gitmesi imkansızdı. Yılların getirdiği yorgunluk üzerine çökmüştü ve okyanusun getirdiği bu hafif ama soğuk rüzgar, her geçen gün kendini kemiren tuz ve direklerini geren, canını acıtan fırtınalardan bıkmıştı. Havanın soğuk olduğunu farketti. Bu sisin burada olması mümkün değildi...
Lucifer bir gariplik olduğunu kabul ediyordu ama ne uyuşuk tayfaları ne de kaptanı uyarmak mümkün değildi. Bu gemilerin bir laneti olmalıydı her halde. Direklere ve rüzgara sahipken, dümeni başkalarının eline vermek. Asla kaderine hükmedememek. Kimi zamanlar insanlar onunla konuşuyordu ama asla onun fikirlerini merak etmiyorlardı. İnsanlar sadece konuşuyorlardı... Tekrar limandaki gemilere gitti aklı. Bir iple bağlanmış, taştan limanlara sırtını vermiş, kimisi keyif yapıyor, kimisi gözünü denize dikmiş tekrardan sulara dönmek istiyor. Lucifer uzun süre limanlarda kalan gemilerden değildi... Sürekli olarak çalışmış, ama yine de iyi bakılmıştı. Artık yelkenliler daha büyük yapılıyordu ama Lucifer yine de zamanında çok iyi bir yelkenli olduğunu hatırladı. İnsanların, diğer gemilerin saygı duyduğu... İnsanlar üstüne bindiğinde, heyecanlanan nefeslerini dinleyipyelkenlerini kabartırdı... şimdi ise yüzüne bakılmaz olmuştu ama yine de denizde geçirdiği zamanın verdiği bir tecrübe vardı. Diğer gemiler arasındaki saygın yerine rağmen insanlar sadece yeni ve hızlı olana veya daha çok yük taşıyana değer veriyorlardı. Lucifer ise güzeldi. Bu güzellik görünüşünde değildi, ama burnunu bükerek binen insanların onunla beraber denizden ne büyük zevk aldıklarını, rüzgarın direklerinin arasından geçerken ve yelkenlerini kabartırken çıkardığı sesin onlara verdiği huzuru hissedebiliyordu. Lucifer iyi bir kaptana sahibpti ve mutlu bir gemiydi. Onun sırrı buydu ve bu yüzden insanlar onunla birlikte denizdeyken uyuşturucu bir rahatlama duygusuyla dolardı.
Lucifer daldığı derin düşüncelerdei arasında gövdesinde kıpırdanmalar olduğunu hissetti. Mürettebat uyanmıştı ve hepsi yerlerindeydiler. Kaptan sisi görünce şaşkınlığını gizlemedi ama yapabileceği bir şey yoktu. Yelkenleri indirdi ve bir tek öndeki pruvayı açık bırakarak sonsuz okyanusta yavaşça süzülmeye bıraktı gemisini. Lucifer’ın yavaşlamaya diyeceği bir şey yoktu ama bu sisten bir an önce çıkmak istiyordu. Bunun sonunu çok merak ediyordu, eski denizcilerin inandığı gibi dünyanın sonuna geldik diye düşündü. İçindeki hissin ne olduğunu bulamamıştı ama onu şaşırtan bir şey oldu. Bir martı direklerinden birine kondu. Bu tek anlama gelirdi, o da etrafta bir kara paröasının olduğuydu. Martı gagasını hafifçe Lucifer’ın direğine sürttü. Martıların denizin çocukları olduğuna inanılırdı. Uçarken çıkardıkları kahkahalar ve oynamak isteyen çocuklar gibi gemileri kovalamaları bu efsaneyi doğruluyordu adeta. Lucifer onlarla insanların küçük çocuklarla konuştuğu gibi konuşurdu. Yumuşak bir sesle martıya seslendi.
-Merhaba burada ne işin var? Yoksa bu sisin arkasında bir kara parçası mı var?
Lucifer buralarda herhangi bir kara parçasının olmadığını biliyordu. Bu ilk kez gittiği bir rota değildi.
-Olmadığını sen de biliyorsun Lucifer... Ben sana yolu göstermeye geldim.
-Yolu bana değil kaptana göster seni budala...
Martıların gemilere karanın yolunu gösterdiği söylenir ama bu çok önceleri olmalı diye düşündü Lucifer. İlk gemilerin, karadan uzaklaşamayan gemilerin kılavuzu olabilirlerdi belki ama bu zamanda karayı bulmak için bir martıya gerek yoktu.
-Hayır Lucifer. Yolu sana göstereceğim, çünkü o yolu geçecek olan sensin. Kaptanın değil.
Martı bunu söyleyerek uçtu ve geminin etrafında bir kere döndükten sonra siste kayboldu. Lucifer gemicilerin konuşmalarını dinledi, hiçbiri martıyı fark etmemişti ama bu olası değildi. Yoksa bu sisin ona oynadığı bir oyunmuydu? Sebebini bilemese de Lucifer içindeki hislerin yavaş yavaş bir anlam kazanmaya başladığını farketti. Hemen düşüncelerini uzaklaştırdı ve mürettebatın hikayelerini dinlemeye başladı. Gece olmuştu... Bütün bir günü siste geçirmişlerdi. Lucifer serin sulara bir batıp bir çıkan, önüne işlenmiş deniz kızına baktı. Güzel bir işlemeydi ve Lucifer’ın ruhu orada barınıyordu. Deniz kızı Lucifer’e eski günlerini hatırlattı... Bunları daha fazla düşünmek istemedi ve kaptanı dinlemeye koyuldu. Kaptan ikinci kaptanla konuşuyordu. Lucifer bir anda kendinden bahsedildiğini duydu. Bu kaptanın ve kendisinin son seferi olacaktı ve bundan sonra da Lucifer’ın başına nelerin geleceği ortadaydı. Onu satamazlardı. Onu kullanacak başka bir kaptan bulamazlardı. Bu durumda Lucifer’ın kaderi belirli olmuştu. Parçalanıp satılacaktı... Lucifer göz yaşlarını tutamadı. Kimse göremediyse de önündeki tahta deniz kızının gözlerinden iki damla yaş sessizce aktı. Bir gören olsaydı onların gözyaşları olduğuna yemin edebilirdi; bu da dünyada olup biten ama kimsenin dikkatini çekmeyen bir çok şey gibi sonsuza kadar hiç olmamış sayılan şeylerin arasında yerini aldı. Lucifer sessizce ağlarken garip martının direklerinden birine konduğunu hissetti. Martı yine gagasını hafifçe Lucifer’ın direğine sürttü. Lucifer göz yaşlarının arasından martıya baktı...
-Lütfen, beni yalnız bırak. şu anda seninle konuşamam.
-Sakın üzülme Lucifer. Sen iyi bir gemisin ve deniz seni seviyor. Senin kaderin parçalanmak değil. Sana yolu ben göstereceğim, sakın korkma.
Bunu dedikten sonra martı havalandı ve geminin etrafında iki kocaman tur attıktan sonra direğin tepesindeki gözcünün önünden geçti. Gözcü onu görmemişti. Lucifer artık ne hissettiğini biliyordu...
Lucifer bir anda sislerin dağıldığını farketti. Hava değişmişti. şimdi sert bir rüzgar esmeye başladı ve deniz aniden kabardı. Lucifer kaptanın nefesindeki sert ve kesik kesik solumayı duyabiliyordu. Bu beklenmeyen ani bir fırtınaydı. Bu olması mümkün olmayan bir fırtınaydı. Bu, fırtına olamazdı. Bu olsa olsa onları almaya gelen canlı bir varlık olabilirdi. Lucifer denizin dibine baktı. Üstüne oranla ne kadar da sakindi. Ne kadar huzurlu ve mutlu bir yerdi... Lucifer’ın kulağına mürettebatın korku dolu sesleri gelmeye başladı. Bir anda o seslerin arasında duymayı hiç istemediği Marco’nun sesini yakaladı. Marco henüz 13 yaşındaydı ve yaşıtlarıyla bile kıyaslandığında çok daha küçük gözüküyordu. Bu henüz üçüncü seferiydi. Annesinin tüm ısrarlarına rağmen babasının zoruyla girmişti bu gemiye, doğru dürüst yüzme bile bilmiyordu. Bu kadar adamın arasında Marco tam anlamıyla bir çocuktu ve yanlızdı. Her zaman korkuyordu. Denizciler onu adam etmeye çalışıyorlardı ama Marco henüz çocuktu ve o şekilde kalması gerekiyordu. Onun asla denize ait olamayacağı söylenirdi ama o çoğu zaman, daha doğrusu ona yapacak iş bulunamadığında sadece kendisinin sığabildiği minik bir sandık odasında kalıyordu. Denizciler ona iyi niyetli davranıyordu ama Marcozamansız ayrılmıştı ailesinin yanından. Ayrıca bu kaptanın son seferiydi. Bazı denizcilerin kuvvetsiz de olsa onları karada bekleyen aile bağları vardı. Lucifer sırf kendi huzuru için bu insanların hayatlarını bir kenara atamazdı. Savaşacaktı. Onlar ona çok iyi bakmıştı... Belki sobada yanmak olan bir sona gidiyordu (soba onun hiç görmediği bir şeydi) ama yine de savaşacaktı. Bu insanları buradan kurtaracaktı...
Lucifer kabaran denizde, dev bir dalganın üzerinde yukarı doğru tırmanmaya başladı. Kaptan yelkenlerini boşaltmıştı ama indirmemişti. Lucifer iskeletine yayılan korkunç acıyı hissetti. Direkleri geriliyor ve onlarla beraber bütün vücudu kasılıyordu. Yelkenlerine çarpan her bir rüzgar darbesinde Lucifer’ın tahta vücudu gıcırtılar çıkarıyordu. Lucifer direklerini tutan iplerin gerildiğini ve tahtanın esnekliğinin yavaş yavaş son raddesine geldiğini hissetti. Lucifer, bütün bu karmaşanın arasında, fırtınanın tüm şiddetiyle sürdüğü sırada, sakin gökyüzünde süzülüyormuşçasına kanatlarını açmış kendisine bakan martıyı gördü. Beyaz tüyleri karanlık fırtınanın arasında parlıyordu. Cenetten gelen kanatlı bir melekti adeta...
-Beni takip et Lucifer... Beni takip et...
Lucifer dibe baktı. Artık onu görebiliyordu. Kumdan yatağını, ona eşlik edecek binbir deniz canlısını, uzun süre gövdesini ev edinecek balıkları, midyeleri, ıstakozları, vücudunu kaplayacak yosunları, mezarını süsleyecek mercanları. Lucifer dibe özlemle baktı. Bütün balıklar hep bir ağızdan bağırdılar.”Hoş geldin Lucifer” Ama Lucifer savaşacaktı. Mürettebatını buradan kurtaracaktı... Onlar Lucifer’a güveniyorlardı. Yaşlı gemi bu fırtınayı atlatacaktı. Martı Lucifer’ın direğine kondu ve yavaşça gagasını sürttü.
-Lucifer, sen onurlu ve iyi bir gemisin. Deniz seni seviyor. Korkma canın yanmayacak. Ait olduğun yere gel, biz sana çok iyi bakacağız.
Ama Lucifer martıyı dinlemiyor, dayanabilmek için biraz daha kasılıyordu. Direkleri neredeyse kırılmak üzereydi, ipler kopacak kadar gerilmişti ama Lucifer kendini bırakmıyordu...
-Beni dinle Lucifer. Denize karşı gelemezsin. O seni seviyor ve sen onun oğlusun; sen ona aitsin. Neden bu insanları bu kadar düşünüyorsun?
Lucifer bir an bu soruya takıldı ve neredeyse direği kırılacaktı. Neden düşünüyordu bu insanları? Neden onları parçalanacağı limana götürmeyi bu kadar çok istiyordu? Neden Lucifer bu kadar iyiydi? Gövdesinde kaptanını aradı. Kaptan tüm gücüyle dümene tutunmuştu.Lucifer onun nefesinde korkuyu aradı ama bulamadı.Kaptanın soluğu kesilmişti ve hiç kıpırdamıyordu.Lucifer onun da denizin çağrısını duyduğunu anladı. Kaptanın elinden gelse sonsuza kadar onunla denize açılacağını biliyordu ama karada kaptanı bekleyen son da Lucifer’ınkinden farklı olmayacaktı. Lucifer bütün mürettebatın sessizce bir yerlere tutunduğunu ve adeta gemiyi dinlemeye çalıştıklarını farketti. Hepsi ellerinden geleni yapmıştı. Artık her şey Lucifer’a kalmıştı. Onları oradan çıkaracak olan Lucifer’dı; onun direnmesi gerekiyordu. Lucifer bu sessizliği yırtan korkunç bir ağlama sesi duydu. Marco denize ait değildi. O denizin çağrısını duyamıyordu. Martının sesi tekrar duyuldu.
-Seni bekliyoruz Lucifer... Haydi gel artık...
Lucifer gerindi. Sonra tekrar kasıldı. Diğerlerinden daha sert ve sürekli bir rüzgar esti, diğerlerinden daha heybetli ve güçlü bir rüzgar çarptı. Direği tutan ipler birer birer koptu ve direk rüzgarda ayakta kalmaya çalışan dev bir çınar gibi gerildi, gerildi ve en sonunda rüzgarın sesini, karanlığı yırtan bir kibrit gibi aniden parlayan ve hemen sönen bir kırılma sesi bastırdı. Lucifer bir direğini kaybetmişti. Canı çok acıyordu. Bir anda iki gürültü daha geldi ve Lucifer’ın diğer iki direği bedeninden ayrıldı. Orta direği kırılıp gövdesinin üstüne düşmüştü. Halen küçük bir parçası gövdeye bağlıydı ve kopamıyordu. Lucifer tuttuğu nefesini verdi. Marco’nun sesini duymamaya çalıştı. Deniz kızı gözlerini kapadı ve dev bir dalga Lucifer’ı ortadan ikiye böldü. Yaşlı gemi soğuk suyun vücudunun içine dolduğunu hissetti ve denizin dibine doğru çekildiğini farketti. Her şey çok çabuk oluyordu. Top yarası almış gemiler gibi yavaş yavaş batmadı Lucifer. Aniden dibe gömüldü. Deniz sözünü tutmuş, Lucifer’ın canını yakmamıştı. Lucifer dibe doğru, kumdan yatağına giderken denizcilerin suratındaki huzuru gördü. Nefeslerini bırakmışlardı. Hepsi Lucifer ile beraber batıyorlardı ve sımsıkı Lucifer’a veya ondan geriye kalanlara tutunmuşlardı. Lucifer korkuluklarında zayıf ama inatçı bir kavrayışın daha farkına vardı... Bu Marco’ydu. Korku suratına yerleşmişti ama yavaş yavaş derin bir huzura yer açıyordu. Gözleri yuvalarından fırlayacak gibiydi. Nefesini bırakmamıştı, yüzme bilmediği için içgüdüsel olarak batan gemiye tutunuyordu. Çalkalanan deniz onun buğday sarırsı saçlarını okşuyor, onu sakinleştirmeye çalışıyordu ama Marco’nun deniz rengi gözleri huzura kavuşmuyor, eli gevşemiyor ve yüzündeki korku yerini bir türlü tam olarak huzura bırakmıyordu. Lucifer dipteki yatağına gelmek üzereydi, ebedi istirahatine kavuşmasına çok az kalmıştı. Ama yine de kendini zorladı ve önüne işlenmiş deniz kızı bir anda adeta canlanıp, çivilenmiş olduğu Lucifer’ın bedeninden ayrıldı. Akıntının yardımıyla, ya da gerçekten yüzerek Marco’nun yanına gitti ve ona elini uzattı. Marco kendine uzanan ele tutundu, güçsüzleşen kollarıyla yavaşça deniz kızının bedenine sarıldı. Denizkızı onu yüzeye çıkarıyordu. Lucifer’ın bedeni son kez denizin dibine çarptı ve kumların arasına gömüldü. Denizciler son hava kabarcıklarını da ağızlarından çıkarıp huzurla Lucifer’ın bedenine uzandılar.
Marco uyandığında başka bir teknedeydi. Onu denizciler bulmuştu. Bir tahta parçasına sarılmış, kendinden geçmiş halde sürükleniyordu. Onu tekneye almışlar ve hayatını kurtarmışlardı. Marco’ya şapkalarını çıkarıp kısaca bir iki dua mırıldanmışlardı. Marco belki inanmayacaklarını bildiğinden, belki kendi de inanmadığından onlara kendisini bir deniz kızının kurtardığını söylemedi. Lucifer’ın önünde asılı olan deniz kızının canlanıp onu kurtardığına kendisi de inanmıyordu ama öyle olduğunu biliyordu. Marco bunları düşünürken, içinde Lucifer’ın ruhu olan ve artık tahta olmayan deniz kızı Marco’nun içinde bulunduğu geminin altında yüzüyordu. Onun sağ salim kurtulduğunu görmek onu sevindirmişti. Lucifer arkasını dönüp son bir kez gemiye baktı. Marco’nun dönüp dolaşıp tekrar denize geleceğini biliyordu. Artık o da denize aitti. Deniz onun canını almamıştı. Lucifer nazikçe giden gemiye elini salladı ve ait olduğu denizde zarif kuyruk darbeleriyle yüzmeye devam etti.
03.04.2000 Can ÖZER