by catboy » Mon Nov 17, 2008 11:29 pm
3. Bölüm “Alenthas’ın Yolculuğu”
Efla, sur inşaatıyla ilgili sorunlardan bahseden yardımcısı Bogus’u susturdu. Yeşil gözlerinden öfkelendiği belliydi.
“Dün Gür-Han Bey bir elçi yollamış bana. Kara-Hitay’a bağlı birkaç köyün isyana kalkıştığını haber verdi. Gür-Han Bey ibret olsun diye köylerden birinde katliam yapılmasını emretmiş, böylece isyanı bastırabileceğini düşünmüş.” Diye durumu açıkladı.
“Emire karşı çıkmak bana düşmez beyim, ama bu köylerin geneli tarımla geçimini sağlamaktadır. Ã?oğu kılıç tutmasını bile bilmez. İsyan ettiklerine dair duyumun doğru olduğuna eminler mi cidden?” diye sordu Bogus.
“Biz sadece emirlere uyarız. En yakın köye senin bölüğü yolla, birkaç kişiyi Gür-Han Beyi’nin emriyle idam edersiniz!” dedi sert bir sesle Efla.
“En yakın köy Ocakbaşı Köyü. Bigcat Dede ve Illyra Hanım orada yaşıyorlar. İkisi de sizin yakın dostunuzdur. Böyle bir şey yapmadan önce bir daha düşünmenizi sizden rica ediyorum beyim.”
“Başka çare yok, Bogus! Köyde en az sevilen kişiyi idam edersiniz siz de.” Diye geçiştirdi Efla.
0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-
Alenthas atı Pala’yı koşturabildiği kadar zorluyordu. Eşkıyaların köye yaptığı baskının haberini Efla Bey’e iletmesi gerekiyordu. Gökyüzüne baktığında kara Bulutların toplandığını gördü. Az sonra fırtınaya maruz kalacaktı, ama durmaması gerekiyordu.
O sırada eşkıyaların başı Mark, kestiği üç başı ipe dizmekle meşguldü. Adamları herkesi sıraya dizmişti. Kimse bir şey yapamıyordu. Birden kalabalığın ortasında Clicks belirdi. Elinde tuttuğu kılıcı Mark’a doğru tehditkâr edayla tutarak: “Yakında ipe dizdiğin başların arasında senin başın da yer alacak seni pislik!” diye haykırdı.
Bigcat, Clicks’in kılıcına bakıp: “Seni velet! O kılıcı ben Starfell’e üç katı fiyatına kakalayacaktım! Ne ara yürüttün o kılıcı, şalgam beyinli!” diye bağırdı, ama sözlerinin devamını getiremeden Illyra onu susturdu.
Mark Clicks’e bakıp alay etmeye başladı: “Tarla faresi! Patlıcan mı sandın beni de o bit kadar kılıcınla karşıma çıktın?”
Clicks, Mark’a doğru naralar atarak koşturdu. Mark kendi kılıcıyla saldırıyı engelledi: “Domuz dışkısı kadar bile beynin yok! Yoksa bana saldırmazdın.”
Clicks kılıcıyla tekrar saldırdı. Mark sol tarafa eğilerek saldırıdan son anda kurtuldu: “Kafatasını açmak lazım, bakalım orada beyin yerine ne var diye merak ettim açıkçası!”
Clicks alnından akan terlere aldırış etmeden saldırmaya devam etti. Mark artık oyun oynuyor gibiydi:
“Uykumu getirdin, velet! Artık sıkıldım bu oyundan!”
Illyra ve Bigcat’i bağlı durduğu yerde nöbette duran eşkıyalardan biri yayını çekti ve Clicks’e doğrulttu. Ama onu kullanamadan bir bıçak bileğine saplandı ve eşkıya yere acı içinde yıkıldı. Bigcat, yere düşen eşkıyaya tükürmeye çalışırken bıçağı atan kişi kalabalığın arasından kendini gösterdi:
“Kılıcı düşmanın gözüne arının iğnesi gibi batırmaya çalışmayacaksın. Arada bir düşmanının sana saldırmasına müsaade edeceksin ki onun zayıf noktasını bulmak için zaman yaratabilesin!”
“Dwaxer Hoca!” diye inledi Clicks. Mark, uzun saçı rüzgârda sallanan, koca kılıcı ve karizmatik bakışlarıyla düşmanına doğru yavaşça adımlar atan Dwaxer’e döndü:
“Sen şu köyleri gezip duran ve gençlere hocalık yapan ünlü Dwaxer Bey olmalısın! Senin başına oldukça yüklü miktar altın ödeyecek bir sürü şapşal tanıyorum.” Dedi. Sonra adamlarına: “Öldürün ve kafasını bana getirin.” Diye bağırdı.
“Durun!” diye inledi bu sefer kalabalığın arkasından.
“Hayda! Ne kalabalıkmış ya! Teker teker gelmeyin işte! Toptan gelin de keyfimi kaçırmayın sırayla.” Diye homurdandı Mark, sonra kalabalığa dönerek: “Bu sefer kim kılıcıyla bana tehditkâr bakışlar sergilemek istiyor?” diye sordu.
“Bu köye saldırma sebebin ben değil miydim? Bırak diğerlerini, derdin benimle.” Diye bağırdı Starfell. Omzuna taktığı koca baltayı uzaktan fark eden Mark: “Ben de tüydün sanmıştım. Demek akşama eşkıya pekmezi yiyeceğiz, aman ne hoş! Peki, kimin kafasını ezerek başlayacaksın pekmezi yapmaya?” diye alay ederek sordu.
“Malzemem bol ne de olsa!” dedi sinsi bir gülümsemeyle Starfell. Sonra Illyra ve Bigcat’e yakın duran üç eşkıyanın kafasına sırayla baltayı indirdi. Baltanın etkisiyle eşkıyalar Starfell’e saldıramıyorlardı.
Mark, bu sefer önünde duran Clicks’i yakaladı ve kılıcını onun boynuna doladı: “Yeteri kadar bana ihanet etmedin mi, Starfell? Adamlarımı öldürerek beni korkutamazsın! O balta birkaç adım daha bana yaklaşırsan ilk başta bu yeniyetme veledi ardından da şu bunağı öldürürüm!”
Starfell, Bigcat’i gösterip: “Onu mu? Onu öldürür müsün gerçekten de?” dedi heyecanla.
Mark öfkelenerek: “Seçtiğim kurbanlarla dalga geçme!” diye haykırdı ve kılıcını havaya kaldırdı. O sırada köyün üzerine doğru yol alan kara bulutlar fırtınayı köye getiriyordu. Kılıcı havaya kaldırmasıyla üzerine yıldırım düşürmesi bir oldu eşkıya liderinin.
Clicks bunu fırsat bilerek Mark’a sıkı bir tekme attı ve tükürdü: “Seni artık Kara-Hitay Sultanı Gür-Han Bey gelse elimden alamaz!”
Sözlerini bitirmesiyle üzerine düşen bir yıldırımla o da Mark’ın yanına uzandı.
“Gök başımıza yıkılmadan şu geri kalan eşkıyaları halledin de çadırlarımıza girelim.” Diye öneride bulundu Illyra. Edmond da destekledi: “Sırayla haşlanmamıza gerek yok!”
Mark ve adamlarını ahıra kapattıktan sonra nöbetçi olarak başlarına Starfell ve Edmond’u diktiler. Edmond: “şef, eşkıyalarla olan bilinmeyen geçmişin hakkında seni
sorgulayacaktır!” dedi Starfell’e ciddi bir bakış atarak.
“Bu köye karanlık geçmişimi geride bırakmak için gelmiştim, ama demek ki geçmişim beni daha bırakmak istemiyor.” Diye yanıt verdi Starfell düşünceli bir ses tonuyla.
Firble ise Dwaxer’in çadırında kalacaktı: “Senin bu kadar ünlü biri olduğunu bilmiyordum. Demek başına ödül bile konmuş!”
“Aslına bakarsan ben de bilmiyordum.” Dedi Dwaxer. Sonra ikisi güldüler uzun bir müddet.
“Bu kadar güldük, ama pek komik bir espri değildi.” Diye ekledi bir süre sonra Dwaxer.
Bigcat Dede ise Firble’nin getirdiği hediyeler için çadırına uygun bir yer aramaktaydı: “Hey, ipe dizilmiş incilerimi kim yürüttü? Gece gelirsiniz ama Bigcat Dede bize ninni söyle, uyuyamıyorum, yok kocam horluyor, yok başım ağrıyor diye dertlerinizi anlatırsınız.”
Illyra Hanım, aynada kolyesini inceliyordu. Clicks çadırına girdi. Utanarak: “Yakışmış!” dedi.
“Teşekkür ederim, Clicks. Kılıcı yürütürken kolyeyi de yürütmeyi akıl ettiğin için de teşekkür ederim.” Dedi Illyra gülümseyerek.
“Önemli değil. Alenthas ise boş yere haber vermek için gitti. Neyse artık Efla Bey, başını kesecek değil ya yanlış bilgi verdi diye?” dedi Clicks gülümseyerek.
3. Bölüm “Alenthas’ın Yolculuğu”
Efla, sur inşaatıyla ilgili sorunlardan bahseden yardımcısı Bogus’u susturdu. Yeşil gözlerinden öfkelendiği belliydi.
“Dün Gür-Han Bey bir elçi yollamış bana. Kara-Hitay’a bağlı birkaç köyün isyana kalkıştığını haber verdi. Gür-Han Bey ibret olsun diye köylerden birinde katliam yapılmasını emretmiş, böylece isyanı bastırabileceğini düşünmüş.” Diye durumu açıkladı.
“Emire karşı çıkmak bana düşmez beyim, ama bu köylerin geneli tarımla geçimini sağlamaktadır. Ã?oğu kılıç tutmasını bile bilmez. İsyan ettiklerine dair duyumun doğru olduğuna eminler mi cidden?” diye sordu Bogus.
“Biz sadece emirlere uyarız. En yakın köye senin bölüğü yolla, birkaç kişiyi Gür-Han Beyi’nin emriyle idam edersiniz!” dedi sert bir sesle Efla.
“En yakın köy Ocakbaşı Köyü. Bigcat Dede ve Illyra Hanım orada yaşıyorlar. İkisi de sizin yakın dostunuzdur. Böyle bir şey yapmadan önce bir daha düşünmenizi sizden rica ediyorum beyim.”
“Başka çare yok, Bogus! Köyde en az sevilen kişiyi idam edersiniz siz de.” Diye geçiştirdi Efla.
0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-0-
Alenthas atı Pala’yı koşturabildiği kadar zorluyordu. Eşkıyaların köye yaptığı baskının haberini Efla Bey’e iletmesi gerekiyordu. Gökyüzüne baktığında kara Bulutların toplandığını gördü. Az sonra fırtınaya maruz kalacaktı, ama durmaması gerekiyordu.
O sırada eşkıyaların başı Mark, kestiği üç başı ipe dizmekle meşguldü. Adamları herkesi sıraya dizmişti. Kimse bir şey yapamıyordu. Birden kalabalığın ortasında Clicks belirdi. Elinde tuttuğu kılıcı Mark’a doğru tehditkâr edayla tutarak: “Yakında ipe dizdiğin başların arasında senin başın da yer alacak seni pislik!” diye haykırdı.
Bigcat, Clicks’in kılıcına bakıp: “Seni velet! O kılıcı ben Starfell’e üç katı fiyatına kakalayacaktım! Ne ara yürüttün o kılıcı, şalgam beyinli!” diye bağırdı, ama sözlerinin devamını getiremeden Illyra onu susturdu.
Mark Clicks’e bakıp alay etmeye başladı: “Tarla faresi! Patlıcan mı sandın beni de o bit kadar kılıcınla karşıma çıktın?”
Clicks, Mark’a doğru naralar atarak koşturdu. Mark kendi kılıcıyla saldırıyı engelledi: “Domuz dışkısı kadar bile beynin yok! Yoksa bana saldırmazdın.”
Clicks kılıcıyla tekrar saldırdı. Mark sol tarafa eğilerek saldırıdan son anda kurtuldu: “Kafatasını açmak lazım, bakalım orada beyin yerine ne var diye merak ettim açıkçası!”
Clicks alnından akan terlere aldırış etmeden saldırmaya devam etti. Mark artık oyun oynuyor gibiydi:
“Uykumu getirdin, velet! Artık sıkıldım bu oyundan!”
Illyra ve Bigcat’i bağlı durduğu yerde nöbette duran eşkıyalardan biri yayını çekti ve Clicks’e doğrulttu. Ama onu kullanamadan bir bıçak bileğine saplandı ve eşkıya yere acı içinde yıkıldı. Bigcat, yere düşen eşkıyaya tükürmeye çalışırken bıçağı atan kişi kalabalığın arasından kendini gösterdi:
“Kılıcı düşmanın gözüne arının iğnesi gibi batırmaya çalışmayacaksın. Arada bir düşmanının sana saldırmasına müsaade edeceksin ki onun zayıf noktasını bulmak için zaman yaratabilesin!”
“Dwaxer Hoca!” diye inledi Clicks. Mark, uzun saçı rüzgârda sallanan, koca kılıcı ve karizmatik bakışlarıyla düşmanına doğru yavaşça adımlar atan Dwaxer’e döndü:
“Sen şu köyleri gezip duran ve gençlere hocalık yapan ünlü Dwaxer Bey olmalısın! Senin başına oldukça yüklü miktar altın ödeyecek bir sürü şapşal tanıyorum.” Dedi. Sonra adamlarına: “Öldürün ve kafasını bana getirin.” Diye bağırdı.
“Durun!” diye inledi bu sefer kalabalığın arkasından.
“Hayda! Ne kalabalıkmış ya! Teker teker gelmeyin işte! Toptan gelin de keyfimi kaçırmayın sırayla.” Diye homurdandı Mark, sonra kalabalığa dönerek: “Bu sefer kim kılıcıyla bana tehditkâr bakışlar sergilemek istiyor?” diye sordu.
“Bu köye saldırma sebebin ben değil miydim? Bırak diğerlerini, derdin benimle.” Diye bağırdı Starfell. Omzuna taktığı koca baltayı uzaktan fark eden Mark: “Ben de tüydün sanmıştım. Demek akşama eşkıya pekmezi yiyeceğiz, aman ne hoş! Peki, kimin kafasını ezerek başlayacaksın pekmezi yapmaya?” diye alay ederek sordu.
“Malzemem bol ne de olsa!” dedi sinsi bir gülümsemeyle Starfell. Sonra Illyra ve Bigcat’e yakın duran üç eşkıyanın kafasına sırayla baltayı indirdi. Baltanın etkisiyle eşkıyalar Starfell’e saldıramıyorlardı.
Mark, bu sefer önünde duran Clicks’i yakaladı ve kılıcını onun boynuna doladı: “Yeteri kadar bana ihanet etmedin mi, Starfell? Adamlarımı öldürerek beni korkutamazsın! O balta birkaç adım daha bana yaklaşırsan ilk başta bu yeniyetme veledi ardından da şu bunağı öldürürüm!”
Starfell, Bigcat’i gösterip: “Onu mu? Onu öldürür müsün gerçekten de?” dedi heyecanla.
Mark öfkelenerek: “Seçtiğim kurbanlarla dalga geçme!” diye haykırdı ve kılıcını havaya kaldırdı. O sırada köyün üzerine doğru yol alan kara bulutlar fırtınayı köye getiriyordu. Kılıcı havaya kaldırmasıyla üzerine yıldırım düşürmesi bir oldu eşkıya liderinin.
Clicks bunu fırsat bilerek Mark’a sıkı bir tekme attı ve tükürdü: “Seni artık Kara-Hitay Sultanı Gür-Han Bey gelse elimden alamaz!”
Sözlerini bitirmesiyle üzerine düşen bir yıldırımla o da Mark’ın yanına uzandı.
“Gök başımıza yıkılmadan şu geri kalan eşkıyaları halledin de çadırlarımıza girelim.” Diye öneride bulundu Illyra. Edmond da destekledi: “Sırayla haşlanmamıza gerek yok!”
Mark ve adamlarını ahıra kapattıktan sonra nöbetçi olarak başlarına Starfell ve Edmond’u diktiler. Edmond: “şef, eşkıyalarla olan bilinmeyen geçmişin hakkında seni
sorgulayacaktır!” dedi Starfell’e ciddi bir bakış atarak.
“Bu köye karanlık geçmişimi geride bırakmak için gelmiştim, ama demek ki geçmişim beni daha bırakmak istemiyor.” Diye yanıt verdi Starfell düşünceli bir ses tonuyla.
Firble ise Dwaxer’in çadırında kalacaktı: “Senin bu kadar ünlü biri olduğunu bilmiyordum. Demek başına ödül bile konmuş!”
“Aslına bakarsan ben de bilmiyordum.” Dedi Dwaxer. Sonra ikisi güldüler uzun bir müddet.
“Bu kadar güldük, ama pek komik bir espri değildi.” Diye ekledi bir süre sonra Dwaxer.
Bigcat Dede ise Firble’nin getirdiği hediyeler için çadırına uygun bir yer aramaktaydı: “Hey, ipe dizilmiş incilerimi kim yürüttü? Gece gelirsiniz ama Bigcat Dede bize ninni söyle, uyuyamıyorum, yok kocam horluyor, yok başım ağrıyor diye dertlerinizi anlatırsınız.”
Illyra Hanım, aynada kolyesini inceliyordu. Clicks çadırına girdi. Utanarak: “Yakışmış!” dedi.
“Teşekkür ederim, Clicks. Kılıcı yürütürken kolyeyi de yürütmeyi akıl ettiğin için de teşekkür ederim.” Dedi Illyra gülümseyerek.
“Önemli değil. Alenthas ise boş yere haber vermek için gitti. Neyse artık Efla Bey, başını kesecek değil ya yanlış bilgi verdi diye?” dedi Clicks gülümseyerek.