by Ghost_OF_A_Rose » Sat Aug 14, 2004 1:00 am
SONU BİLİNMEYENLER!
Faras ve Ran uzun zamanın özlemini birbirlerinde eritir gibi, dostluğun en sıcak haliyle sarıldılar! Faras"ın gözleri ışıl ışıldı, Ran bu mutluluğu nasıl altüst ettiğini görmekten hiç hoşlanmayacaktı.
"Faras anlaşılan işi yapmışsınız?"
"Evet ama geciktiniz. Buluşma noktasında bir gündür yoksunuz."
Ran, bunun nedenini nasıl anlatacağını bilemeden eğdi başını. Faras bunu fark etmişti ve arkadaşının bu hali genelde hiç hayra alamet değildi. Ran"ın omzuna teselli amaçlı tek elini koydu. Ran sanki ayakta kalmasını o el sağlıyormuş hissiyle duruyordu.
"Faras üç kişi içeride kaldı."
"Ne?"
"Yakalandılar."
"Lanet olsun kimler?"
"Merony, Lock ve"Santia!"
Faras dona kaldı. Eli hala dostunun omzunda gözleri dalgın dona kaldı. Fakat o hüzünlü hali çok uzun sürmedi. Kendini toparladı ve en gür sesiyle bağırdı.
"Millet silahlarınızı donanın. Ran sen de bana malikanenin haritasını getir."
****
Zindan kapısı açıldı ve Merony, uyuklar halinden kurtuldu. Santia zaten duvara yaslanmış duruyordu. Uyku onu ziyaret etmemek konusunda oldukça inatçıydı. Kapıyı açan diğerlerinden giyimiyle bile ayrılan bir vampirdi. Kanında bu lanet dolaşmadığı düşünülseydi eğer, oldukça da yakışıklı denebilirdi. Kapıdan ieçri girmedi sadece Santia"yı işaret etti.
"Benimle gel!"
Santia, Merony"e baktı hızla. Korku onun gözünde de en belirgin haliyle şekillenmişti. Zindan mezarlık gibi geliyordu onlara, artık bu mezarlıktan çıkabilmenin tek yolu olan "ölüm""e yaklaştıklarını hissediyorlardı belki de. Kanları donuyordu. Kapıda ki vampirin gözlerine baktıklarında bile, hissetmeseler de, kanlarının ne kadar arzulandığına şahit oluyorlardı.
Santia adımlarını hızlı kıldı ve vampirin önünden geçti. Kapı arkasından kapanırken, vampirin bakışlarını boynunda hissediyordu. İster istemez eli boynuna gitti ve ağrıdığını hissedermiş gibi ovdu. Vampirin garip bir gülümsemeyi yüzüne getirdiğine emindi. Üstelik fısıltıyla konuşan vampir nefesini tüm bedenini ürpertircesine kullanmayı da başarmıştı. Üstelik nefes almayan birinin ölüm nefesiydi bu!
"Korkma tatlım. Henüz aç değilim inan bana!"
"Lanet olası kapa çeneni"."
"Aaaa yapma bu kadar kokutuyor olamam seni, değil mi?"
"Hayır korkutmuyorsun"iğrendiriyorsun."
Santia ne geleceğini düşünmeden söylediği cümleleri aklından tekrar geçiremeden, vampir elini boğazını sıkar halde getirmiş, duvara yaslamıştı. Santia, vampirin elini tutabiliyordu sadece. Vampirin yüzü oldukça yakındı.
"Ben aç değilim dedikçe, acıkmaya zorlama tatlım. Yerinde olsam kurduğum cümleler dikkat ederdim. Ã?elik gibi sinirlerim yoktur. Üstelik sinirlendiğimde ne yaptığımın farkında olmam."
Sonrasında soğuk bedenini daha da hissettirirken Santia"ya, burnunu boynuna değdirdi ve çok hafifçe de olsa ürpermesine sebep olacak şekilde dudaklarını. Santia nefes alış verişinin hızlandığını fark etmemişti bile. Vampir gözlerini hızla onun gözlerinin hizasına getirdi. Kırmızının alev hali vardı göz bebeklerinde. Vampir onu bıraktığında, Santia boynunu ovdu ve yürümeye devam etti. Nereye gittiğini bilmiyordu ama bu işin sonunun ölüm olmasını dileyeceğine dair içinde bir his vardı.
****
Faras harita da tek tek gösterdi kimin nerde olacağını. Yerler ve kişiler belli olduğunda, Ran tek kelime bile etmemişti. Faras"ı hiç bu kadar kararlı görmemişti belki de, bu yüzdendi sesini çıkartmamasının sebebi. Ama strateji de akıllıcaydı. Düzeltilmesi gereken bir yeri yoktu. Yine de bunun onayını almak içi Lock"ın yanlarında olmuş olmasını çok diledi.
****
Lock dirseklerini, dizlerine dayamış, öne doğru eğilmiş haliyle oturuyordu. Düşünüyordu, sürekli düşünüyordu. Düşünmeyi severdi de ama bu yalnızlıkta, ölüm yalnızlığında düşünmek"
Sessizliğe, sessizlikle eşlik ederek düşünmeye devam ederken, önünde beliren beyaz ten irkilmesine neden oldu. Kafasını kaldırdı ve gözleri, güzel ama vahşi bir görünüşü çizdi zihnine. Vampirlerin lanetli bakışlarını üzerinde hissetmek, ölümü dilemesine sebep oluyordu. Kadın malikanenin sahibi olan olmalıydı. Anlatılanlarca aynı kelimeler belirdi aklında çünkü. O kadar gerçekti ki güzelliği ama ölüm tüm teninde yerini edinmişti. Ne kadar muhteşem olabilirdi?
"Ah! Bu kadar yakışıklı olduğunu söylememişlerdi."
"Ne fark eder ki?"
"Benim için fark eder hayatım."
Kadın yaklaştı ve elini Lock"ın omzunda gezdirdi. Yüzünü yüzünün yakınına getirdi ve tenini hissetti. Kulağına yaklaştı ve fısıltı halinde konuştu.
"Mesela beni keyiflendirebilirsin."
Lock hızla ayağa kalktı. Kadın olduğu yerden kımıldamadı. Lock"ın yüzü oldukça öfkeliydi ama kin bir türlü karşısındakini etkileyemiyordu. Kinle beslenen bir ruhu nasıl etkileyebilirdi ki?
"Asla!"
"Sana bunu sormadım hayatım! Zaten bunu yapacaksın. Ölümünü geciktirecek ve inan bana yerinde olmak isteyecek çok kişi var."
"O zaman yerimi alsınlar lanet olası."
"Aaa yapma ben ister miyim sanıyorsun!"
Kadın yeniden Lock"a yaklaştı ve dudaklarına şehvetli bir öpücük kondurdu. Lock geri çekilmeyi denedi ama yapamadı. Kadın bakışlarını onun gözlerinin hizasında tuttu.
"Seni istersem"benimsindir hayatım!"
Lock gözlerinin kapandığını hissetti. Kendini kendinde tutamıyordu ve göz kapakları taşıyamayacağı kadar ağırlaştığında, en son şahit olduğu şey kadının elbisesinin üzerinden kayıp, muhteşemliği sergileyişiydi.
****
Gemi hemen hemen boşalmıştı. Faras son emirleri de vermişti. Artık yapacakları şey için kimse suçlu olmayacaktı. Ran"ın aklından geçense, kimsenin geriye dönememe düşüncesiydi. Yok etmeye çalıştığı düşünce, terk edemediği düşünce!
SONU BİLİNMEYENLER!
Faras ve Ran uzun zamanın özlemini birbirlerinde eritir gibi, dostluğun en sıcak haliyle sarıldılar! Faras"ın gözleri ışıl ışıldı, Ran bu mutluluğu nasıl altüst ettiğini görmekten hiç hoşlanmayacaktı.
"Faras anlaşılan işi yapmışsınız?"
"Evet ama geciktiniz. Buluşma noktasında bir gündür yoksunuz."
Ran, bunun nedenini nasıl anlatacağını bilemeden eğdi başını. Faras bunu fark etmişti ve arkadaşının bu hali genelde hiç hayra alamet değildi. Ran"ın omzuna teselli amaçlı tek elini koydu. Ran sanki ayakta kalmasını o el sağlıyormuş hissiyle duruyordu.
"Faras üç kişi içeride kaldı."
"Ne?"
"Yakalandılar."
"Lanet olsun kimler?"
"Merony, Lock ve"Santia!"
Faras dona kaldı. Eli hala dostunun omzunda gözleri dalgın dona kaldı. Fakat o hüzünlü hali çok uzun sürmedi. Kendini toparladı ve en gür sesiyle bağırdı.
"Millet silahlarınızı donanın. Ran sen de bana malikanenin haritasını getir."
****
Zindan kapısı açıldı ve Merony, uyuklar halinden kurtuldu. Santia zaten duvara yaslanmış duruyordu. Uyku onu ziyaret etmemek konusunda oldukça inatçıydı. Kapıyı açan diğerlerinden giyimiyle bile ayrılan bir vampirdi. Kanında bu lanet dolaşmadığı düşünülseydi eğer, oldukça da yakışıklı denebilirdi. Kapıdan ieçri girmedi sadece Santia"yı işaret etti.
"Benimle gel!"
Santia, Merony"e baktı hızla. Korku onun gözünde de en belirgin haliyle şekillenmişti. Zindan mezarlık gibi geliyordu onlara, artık bu mezarlıktan çıkabilmenin tek yolu olan "ölüm""e yaklaştıklarını hissediyorlardı belki de. Kanları donuyordu. Kapıda ki vampirin gözlerine baktıklarında bile, hissetmeseler de, kanlarının ne kadar arzulandığına şahit oluyorlardı.
Santia adımlarını hızlı kıldı ve vampirin önünden geçti. Kapı arkasından kapanırken, vampirin bakışlarını boynunda hissediyordu. İster istemez eli boynuna gitti ve ağrıdığını hissedermiş gibi ovdu. Vampirin garip bir gülümsemeyi yüzüne getirdiğine emindi. Üstelik fısıltıyla konuşan vampir nefesini tüm bedenini ürpertircesine kullanmayı da başarmıştı. Üstelik nefes almayan birinin ölüm nefesiydi bu!
"Korkma tatlım. Henüz aç değilim inan bana!"
"Lanet olası kapa çeneni"."
"Aaaa yapma bu kadar kokutuyor olamam seni, değil mi?"
"Hayır korkutmuyorsun"iğrendiriyorsun."
Santia ne geleceğini düşünmeden söylediği cümleleri aklından tekrar geçiremeden, vampir elini boğazını sıkar halde getirmiş, duvara yaslamıştı. Santia, vampirin elini tutabiliyordu sadece. Vampirin yüzü oldukça yakındı.
"Ben aç değilim dedikçe, acıkmaya zorlama tatlım. Yerinde olsam kurduğum cümleler dikkat ederdim. Ã?elik gibi sinirlerim yoktur. Üstelik sinirlendiğimde ne yaptığımın farkında olmam."
Sonrasında soğuk bedenini daha da hissettirirken Santia"ya, burnunu boynuna değdirdi ve çok hafifçe de olsa ürpermesine sebep olacak şekilde dudaklarını. Santia nefes alış verişinin hızlandığını fark etmemişti bile. Vampir gözlerini hızla onun gözlerinin hizasına getirdi. Kırmızının alev hali vardı göz bebeklerinde. Vampir onu bıraktığında, Santia boynunu ovdu ve yürümeye devam etti. Nereye gittiğini bilmiyordu ama bu işin sonunun ölüm olmasını dileyeceğine dair içinde bir his vardı.
****
Faras harita da tek tek gösterdi kimin nerde olacağını. Yerler ve kişiler belli olduğunda, Ran tek kelime bile etmemişti. Faras"ı hiç bu kadar kararlı görmemişti belki de, bu yüzdendi sesini çıkartmamasının sebebi. Ama strateji de akıllıcaydı. Düzeltilmesi gereken bir yeri yoktu. Yine de bunun onayını almak içi Lock"ın yanlarında olmuş olmasını çok diledi.
****
Lock dirseklerini, dizlerine dayamış, öne doğru eğilmiş haliyle oturuyordu. Düşünüyordu, sürekli düşünüyordu. Düşünmeyi severdi de ama bu yalnızlıkta, ölüm yalnızlığında düşünmek"
Sessizliğe, sessizlikle eşlik ederek düşünmeye devam ederken, önünde beliren beyaz ten irkilmesine neden oldu. Kafasını kaldırdı ve gözleri, güzel ama vahşi bir görünüşü çizdi zihnine. Vampirlerin lanetli bakışlarını üzerinde hissetmek, ölümü dilemesine sebep oluyordu. Kadın malikanenin sahibi olan olmalıydı. Anlatılanlarca aynı kelimeler belirdi aklında çünkü. O kadar gerçekti ki güzelliği ama ölüm tüm teninde yerini edinmişti. Ne kadar muhteşem olabilirdi?
"Ah! Bu kadar yakışıklı olduğunu söylememişlerdi."
"Ne fark eder ki?"
"Benim için fark eder hayatım."
Kadın yaklaştı ve elini Lock"ın omzunda gezdirdi. Yüzünü yüzünün yakınına getirdi ve tenini hissetti. Kulağına yaklaştı ve fısıltı halinde konuştu.
"Mesela beni keyiflendirebilirsin."
Lock hızla ayağa kalktı. Kadın olduğu yerden kımıldamadı. Lock"ın yüzü oldukça öfkeliydi ama kin bir türlü karşısındakini etkileyemiyordu. Kinle beslenen bir ruhu nasıl etkileyebilirdi ki?
"Asla!"
"Sana bunu sormadım hayatım! Zaten bunu yapacaksın. Ölümünü geciktirecek ve inan bana yerinde olmak isteyecek çok kişi var."
"O zaman yerimi alsınlar lanet olası."
"Aaa yapma ben ister miyim sanıyorsun!"
Kadın yeniden Lock"a yaklaştı ve dudaklarına şehvetli bir öpücük kondurdu. Lock geri çekilmeyi denedi ama yapamadı. Kadın bakışlarını onun gözlerinin hizasında tuttu.
"Seni istersem"benimsindir hayatım!"
Lock gözlerinin kapandığını hissetti. Kendini kendinde tutamıyordu ve göz kapakları taşıyamayacağı kadar ağırlaştığında, en son şahit olduğu şey kadının elbisesinin üzerinden kayıp, muhteşemliği sergileyişiydi.
****
Gemi hemen hemen boşalmıştı. Faras son emirleri de vermişti. Artık yapacakları şey için kimse suçlu olmayacaktı. Ran"ın aklından geçense, kimsenin geriye dönememe düşüncesiydi. Yok etmeye çalıştığı düşünce, terk edemediği düşünce!