by catboy » Wed Jan 07, 2009 8:39 am
Not: Bunu yaklaşık üç yıl önce yazmıştım, aslında ocakbaşı bölümünde de bunu yayınlamıştım. O zaman adı farklıydı. Ama belki devam ettirmek isteyen olursa diye, buraya koymak istiyorum. Artık bu tarz pek yazamıyorum, yine de ben de devam ettiren olursa yardımcı olurum.
Cadı Avı
Dodja kendindeki garip güçleri keşfettiğinde bunu kimseye anlatmamasının daha iyi olacağına karar vermişti. Ã?ünkü yaşadığı kasaba gerçekdışı, garip yeteneği olan insanlara karşı hoşgörülü değildi. Kendisi daha küçük bir çocukken yakınlardaki ormanda yaşayan cadılara karşı başlatılan av yarışını hatırlamaktaydı. Yakalanan cadılar yakılıyor, yakalayanlara da büyük ödül veriliyordu. Artık öyle bir hale gelmişti ki olaylar, düşen yıldırıma, aniden başlayan yangına hep kasaba halkı cadıların yaptığını iddia eder olmuştu.
Zaten ailesi de bu tür konularda çok önyargılıydı. Onun için annesine ve babasına da kendindeki garipliklerden bahsetmemekteydi.
Babası kasabanın en usta balıkçılarından biriydi. Kasabadaki herkes tarafından sevilen biriydi babası Faji. Annesi Mori de evlerinin altına açtıkları dükkânda terzilikle uğraşmaktaydı. Dedikodudan hoşlanmayan, sakin ve içine kapanık bir kadındı.
Fassa kasabası, bir liman şehri olan Dena’ya yakın olduğu için kasabalıların en önemli geçim kaynağı balıkçılıktı.
Cadı avı vakası yavaşça hafızalardan silinmeye başlamış, herkes artık sıradan yaşamlarına dönmüştü ama Dodja hala o yıllarda geçirmiş olduğu sıkıntıları unutamıyordu. Sanki cadıların düşüncelerini okuyabiliyor, onların çektiği acıları o da paylaşıyordu. Onlar yakılırken kendisinin de ateşin içinde olduğunu hissetmekteydi.
O sene kış erken gelmişti. Ã?ğle vakti köyün en yaşlıca Bay Todd dizlerini ovalayarak:
“Dizlerimdeki ağrı iyice azdı. Galiba fırtına yaklaşıyor.”
Yaşlı adam haklıydı. Akşama doğru başlayan yağmur yavaşça sert bir rüzgâr eşliğinde fırtınaya dönüşmekteydi.
Dodja ilk yağmur damlaları yüzüne vurduğunda kasabanın dışına doğru yürümekteydi. Niye gittiğini o da tam olarak bilmiyordu. Tek bildiği oraya gitmesini gerektirecek bir şey olduğuydu. Ama yağmurun şiddetleneceğini fark ettiğinde geri dönmesi gerektiğine karar verdi. Tam dönerken yolun kenarında yüzü cübbesinin başlığı yüzünden karanlıkta kalmış yaşlı bir adam gördü.
Not: Bunu yaklaşık üç yıl önce yazmıştım, aslında ocakbaşı bölümünde de bunu yayınlamıştım. O zaman adı farklıydı. Ama belki devam ettirmek isteyen olursa diye, buraya koymak istiyorum. Artık bu tarz pek yazamıyorum, yine de ben de devam ettiren olursa yardımcı olurum.
Cadı Avı
Dodja kendindeki garip güçleri keşfettiğinde bunu kimseye anlatmamasının daha iyi olacağına karar vermişti. Ã?ünkü yaşadığı kasaba gerçekdışı, garip yeteneği olan insanlara karşı hoşgörülü değildi. Kendisi daha küçük bir çocukken yakınlardaki ormanda yaşayan cadılara karşı başlatılan av yarışını hatırlamaktaydı. Yakalanan cadılar yakılıyor, yakalayanlara da büyük ödül veriliyordu. Artık öyle bir hale gelmişti ki olaylar, düşen yıldırıma, aniden başlayan yangına hep kasaba halkı cadıların yaptığını iddia eder olmuştu.
Zaten ailesi de bu tür konularda çok önyargılıydı. Onun için annesine ve babasına da kendindeki garipliklerden bahsetmemekteydi.
Babası kasabanın en usta balıkçılarından biriydi. Kasabadaki herkes tarafından sevilen biriydi babası Faji. Annesi Mori de evlerinin altına açtıkları dükkânda terzilikle uğraşmaktaydı. Dedikodudan hoşlanmayan, sakin ve içine kapanık bir kadındı.
Fassa kasabası, bir liman şehri olan Dena’ya yakın olduğu için kasabalıların en önemli geçim kaynağı balıkçılıktı.
Cadı avı vakası yavaşça hafızalardan silinmeye başlamış, herkes artık sıradan yaşamlarına dönmüştü ama Dodja hala o yıllarda geçirmiş olduğu sıkıntıları unutamıyordu. Sanki cadıların düşüncelerini okuyabiliyor, onların çektiği acıları o da paylaşıyordu. Onlar yakılırken kendisinin de ateşin içinde olduğunu hissetmekteydi.
O sene kış erken gelmişti. Ã?ğle vakti köyün en yaşlıca Bay Todd dizlerini ovalayarak:
“Dizlerimdeki ağrı iyice azdı. Galiba fırtına yaklaşıyor.”
Yaşlı adam haklıydı. Akşama doğru başlayan yağmur yavaşça sert bir rüzgâr eşliğinde fırtınaya dönüşmekteydi.
Dodja ilk yağmur damlaları yüzüne vurduğunda kasabanın dışına doğru yürümekteydi. Niye gittiğini o da tam olarak bilmiyordu. Tek bildiği oraya gitmesini gerektirecek bir şey olduğuydu. Ama yağmurun şiddetleneceğini fark ettiğinde geri dönmesi gerektiğine karar verdi. Tam dönerken yolun kenarında yüzü cübbesinin başlığı yüzünden karanlıkta kalmış yaşlı bir adam gördü.