by Efla » Mon Oct 19, 2009 9:00 am
Hoş geldin yabancı. Uzaklardan gelmişe benziyorsun bunun önemi yok artık buradasın. Ve burada kalacakmışsın gibi görünüyor. Diyarın hikayesini merak etmez misin o zaman? şöminenin yanına bir sandalye çek ve istersen sana anlatayım. İlgilendiğine sevindim...
I. Kaos Zamanı
İnsanoğlunun durumu aslında hiç zaman çok farklı olmadı. Bilinen eski zamanlarda insanoğlu yine birbiriyle düşmandı. Sayısı bile hatırlanamayacak savaşlar yaşandığı söylenir. Bazen onur bazen şan, şöhret bazen aşk çoğu zaman güç ve para için yapılan savaşlar. Eski bir krallığın parçası olan şehirler şehirlerdi birbiriyle savaşan. Tarihini kimsenin doğru düzgün hatırlayamadığı bir krallığın parçası olan şehirler. Birkaç kişi dışında merak eden de olmamış belli ki.
Kendi bağımsızlıklarının verdiği yapay rahatlıkla yaşıyordu şehirler. Pek azı kendi ihtiyaçlarını karşılayabiliyordu. Onların bile isteklerinin sonu gelmiyordu. Ticaret yapılmıyor değildi fakat bütün işleri halletmek için kullanılan yaygın yöntem kılıç ve gürzdü. Anlaşmalar kanla yazılır, çok uzun zaman geçmeden kanla bozulurdu yine... İnanç ise neredeyse kalmamıştı. Tabii para karşılığı günah affettiğini söyleyen garip bir dinin mensuplarını inançlı saymazsak. Kabalath'a taptıklarını söylüyorlardı. Savaşçılar için kudretin, insanlar için merhametin efendisi. Bir dinle siyasi güç ve para elde etmek için daha iyi bir zaman olamazdı.
İnsanlık kendi lanetini kendi yaratmıştı. Ve şimdi en eski düşmanıyla uğraşıyordu, kendisiyle...
Bir adam çıkageldi. Nereden geldiğini bilen hiçimse yoktu. Daha sonra nereye gittiğini de sadece söylentiler vardı. Otho kahini diyorlardı. Birisinin ona taktığı isim miydi yoksa kendine mi öyle diyordu? Bunu da bilen yoktu. Önemi de yoktu. Kahinin Socaria'nın bütün şehirlerinde görüldüğü söylenir. Bütün şehirlere tek bir mesaj verdiği... şöyle diyordu:
İnsanoğlu kendine verilen en büyük hediyeleri ve erdemleri unuttu. Bu eğer derhal telafi edilmezse, insanoğlu dersini alacak. Hem de uzak olmayan bir zamanda...”
Kahinin yarattığı ilk etkileri tahmin etmek çok güç olmasa gerek... “Bir kaçığın saçma sapan sözleri” dedi insanların çoğu. Zaten kahini gördüğünü söyleyenler bile o kadar azdı ki; insanlar sadece kimin hayal gücünün ürünü olduğunu merak ediyordu. Bu mantıklarının söylediğiydi. Kuşkusuz korkuyorlardı. Bu ellerinde değildi. Ã?ünkü korku mantık tanımaz.
Bu olayın üstüne üç ay kadar bir zaman geçti. İnsanlar kendilerini davalarına öylesine kaptırmışlardı ki söylenen sözler çoktan unutulmuştu. kahin ise geçmişin efsaneleri arasında yerini almıştı bile.
Ã?nce garip söylentiler duyulmaya başlandı. Geceleri ateşin başında oturulup anlatılan hikayeler gibi... Böyle hikayeler hep vardı ama bu sefer hikayeymiş gibi anlatılmıyordu. Kaybolan gemiler, geri gelmeyen maceracılar... Yine de alışkındı insanlar buna. Uğraşacak çok daha önemli meseleleri vardı ne de olsa.
Her zaman daha kötüsü olabilir derler. Doğrudur nitekim. Daha kötüsü oldu ve Socaria'nın üzerine karanlık bulutlar çöktü. Artık gün ışığı kendini insanlardan esirgiyordu. Yabanda yeşil derilileri gördüğünü iddia eden insanlar vardı. orklar o kadar uzun zamandır ortalıkta yoktu ki artık bir efsane olduklarına inanılmaya başlamışlardı. Başka bir ırktan ziyade hayvan olarak anlatılıyorlardı. Ufak guruplar halinde yaşayan çiğ et yiyen iki ayakları üzerinde yürüyen çirkin yaratıklar olarak tasvir edilirlerdi. Görünüşe göre geri gelmişlerdi.
Tabii bu en kötü hikayelerden değildi. Daha kötüsü de vardı. Ölülerin artık mezarlıklarda durmadığını anlatıyorlardı. Yarı çürümüş bedenler be iskeletlerin gece yarısı ortaya çıktığı söyleniyordu. İnsanlar Kabalath rahiplerine koştularsa da pek sonuç alınamadı. Artık sadece korku ve tedirginlik vardı. Bütün bu olayların sadece söylentiden ibaret olmadığını anlamak çok uzun sürmedi. İnsanoğlunu bir araya getirebilecek tek Bir şey vardı. O da oldu... Ortak bir düşmanları vardı.
Zamanla düşman kendini belli etti. Braduka diyorlardı. Bütün insan ırkını açıkça tehdit ediyordu. Sadece kendi safına katılanlara merhamet öneriyordu. Ve görünüşe göre takipçilerinin sayısı artıyordu. Hikayesini bilen yoktu. Kimse de merak etmiyordu. İnsanların elinden sadece beklemek geliyordu.
Nihayet şehirlerin birinden bir bir birleşme çağrısı geldi. Britain hükümdarı Lord Gateloth'du bu. Bütün şehirlere bir haberci yollamıştı. Bir antlaşma ve ateşkes öneriyordu. şehirler birbirine gerektiğinde destek olacak, gıda ve askeri yardım yapmaktan kaçınmayacaktı.
Ã?ağrı Socaria'da oldukça fazla yankı buldu. Bu teklif herkes için tek seçenek gibi görünüyordu. Ama görünüşe göre herkes için öyle değildi. Trinisic işbirliği yapmayı açıkça reddettiğini bildirmişti. Diğer taraftan beklenmeyen yerlerden dahi olumlu cevaplar geliyordu.
Uzun süre Socaria üzerindeki varlıklarını neredeyse unutturmuş olan büyücüler loncasından da elçiler gelmişti. Normal şartlar altında bir büyücünün ortamda bulunduğunu bilmek halkta korku ve isteksizlik yaratırdı. Fakat hiçbir yardım geri çevrilemezdi. Görünüşe bakılırsa büyücülerin kavgası biraz daha farklıydı. Büyücüler deneye inanırlardı. şimdi ise bu denge birtakım büyücülerin Braduka'nın hizmetine girmesi söylentisiyle bozulmuştu. Ve büyücüler savaştaydı. Dengeyi tekrar sağlamak için.
Hoş geldin yabancı. Uzaklardan gelmişe benziyorsun bunun önemi yok artık buradasın. Ve burada kalacakmışsın gibi görünüyor. Diyarın hikayesini merak etmez misin o zaman? şöminenin yanına bir sandalye çek ve istersen sana anlatayım. İlgilendiğine sevindim...
[size=150][b]I. Kaos Zamanı [/b][/size]
İnsanoğlunun durumu aslında hiç zaman çok farklı olmadı. Bilinen eski zamanlarda insanoğlu yine birbiriyle düşmandı. Sayısı bile hatırlanamayacak savaşlar yaşandığı söylenir. Bazen onur bazen şan, şöhret bazen aşk çoğu zaman güç ve para için yapılan savaşlar. Eski bir krallığın parçası olan şehirler şehirlerdi birbiriyle savaşan. Tarihini kimsenin doğru düzgün hatırlayamadığı bir krallığın parçası olan şehirler. Birkaç kişi dışında merak eden de olmamış belli ki.
Kendi bağımsızlıklarının verdiği yapay rahatlıkla yaşıyordu şehirler. Pek azı kendi ihtiyaçlarını karşılayabiliyordu. Onların bile isteklerinin sonu gelmiyordu. Ticaret yapılmıyor değildi fakat bütün işleri halletmek için kullanılan yaygın yöntem kılıç ve gürzdü. Anlaşmalar kanla yazılır, çok uzun zaman geçmeden kanla bozulurdu yine... İnanç ise neredeyse kalmamıştı. Tabii para karşılığı günah affettiğini söyleyen garip bir dinin mensuplarını inançlı saymazsak. Kabalath'a taptıklarını söylüyorlardı. Savaşçılar için kudretin, insanlar için merhametin efendisi. Bir dinle siyasi güç ve para elde etmek için daha iyi bir zaman olamazdı.
İnsanlık kendi lanetini kendi yaratmıştı. Ve şimdi en eski düşmanıyla uğraşıyordu, kendisiyle...
Bir adam çıkageldi. Nereden geldiğini bilen hiçimse yoktu. Daha sonra nereye gittiğini de sadece söylentiler vardı. Otho kahini diyorlardı. Birisinin ona taktığı isim miydi yoksa kendine mi öyle diyordu? Bunu da bilen yoktu. Önemi de yoktu. Kahinin Socaria'nın bütün şehirlerinde görüldüğü söylenir. Bütün şehirlere tek bir mesaj verdiği... şöyle diyordu:
İnsanoğlu kendine verilen en büyük hediyeleri ve erdemleri unuttu. Bu eğer derhal telafi edilmezse, insanoğlu dersini alacak. Hem de uzak olmayan bir zamanda...”
Kahinin yarattığı ilk etkileri tahmin etmek çok güç olmasa gerek... “Bir kaçığın saçma sapan sözleri” dedi insanların çoğu. Zaten kahini gördüğünü söyleyenler bile o kadar azdı ki; insanlar sadece kimin hayal gücünün ürünü olduğunu merak ediyordu. Bu mantıklarının söylediğiydi. Kuşkusuz korkuyorlardı. Bu ellerinde değildi. Ã?ünkü korku mantık tanımaz.
Bu olayın üstüne üç ay kadar bir zaman geçti. İnsanlar kendilerini davalarına öylesine kaptırmışlardı ki söylenen sözler çoktan unutulmuştu. kahin ise geçmişin efsaneleri arasında yerini almıştı bile.
Ã?nce garip söylentiler duyulmaya başlandı. Geceleri ateşin başında oturulup anlatılan hikayeler gibi... Böyle hikayeler hep vardı ama bu sefer hikayeymiş gibi anlatılmıyordu. Kaybolan gemiler, geri gelmeyen maceracılar... Yine de alışkındı insanlar buna. Uğraşacak çok daha önemli meseleleri vardı ne de olsa.
Her zaman daha kötüsü olabilir derler. Doğrudur nitekim. Daha kötüsü oldu ve Socaria'nın üzerine karanlık bulutlar çöktü. Artık gün ışığı kendini insanlardan esirgiyordu. Yabanda yeşil derilileri gördüğünü iddia eden insanlar vardı. orklar o kadar uzun zamandır ortalıkta yoktu ki artık bir efsane olduklarına inanılmaya başlamışlardı. Başka bir ırktan ziyade hayvan olarak anlatılıyorlardı. Ufak guruplar halinde yaşayan çiğ et yiyen iki ayakları üzerinde yürüyen çirkin yaratıklar olarak tasvir edilirlerdi. Görünüşe göre geri gelmişlerdi.
Tabii bu en kötü hikayelerden değildi. Daha kötüsü de vardı. Ölülerin artık mezarlıklarda durmadığını anlatıyorlardı. Yarı çürümüş bedenler be iskeletlerin gece yarısı ortaya çıktığı söyleniyordu. İnsanlar Kabalath rahiplerine koştularsa da pek sonuç alınamadı. Artık sadece korku ve tedirginlik vardı. Bütün bu olayların sadece söylentiden ibaret olmadığını anlamak çok uzun sürmedi. İnsanoğlunu bir araya getirebilecek tek Bir şey vardı. O da oldu... Ortak bir düşmanları vardı.
Zamanla düşman kendini belli etti. Braduka diyorlardı. Bütün insan ırkını açıkça tehdit ediyordu. Sadece kendi safına katılanlara merhamet öneriyordu. Ve görünüşe göre takipçilerinin sayısı artıyordu. Hikayesini bilen yoktu. Kimse de merak etmiyordu. İnsanların elinden sadece beklemek geliyordu.
Nihayet şehirlerin birinden bir bir birleşme çağrısı geldi. Britain hükümdarı Lord Gateloth'du bu. Bütün şehirlere bir haberci yollamıştı. Bir antlaşma ve ateşkes öneriyordu. şehirler birbirine gerektiğinde destek olacak, gıda ve askeri yardım yapmaktan kaçınmayacaktı.
Ã?ağrı Socaria'da oldukça fazla yankı buldu. Bu teklif herkes için tek seçenek gibi görünüyordu. Ama görünüşe göre herkes için öyle değildi. Trinisic işbirliği yapmayı açıkça reddettiğini bildirmişti. Diğer taraftan beklenmeyen yerlerden dahi olumlu cevaplar geliyordu.
Uzun süre Socaria üzerindeki varlıklarını neredeyse unutturmuş olan büyücüler loncasından da elçiler gelmişti. Normal şartlar altında bir büyücünün ortamda bulunduğunu bilmek halkta korku ve isteksizlik yaratırdı. Fakat hiçbir yardım geri çevrilemezdi. Görünüşe bakılırsa büyücülerin kavgası biraz daha farklıydı. Büyücüler deneye inanırlardı. şimdi ise bu denge birtakım büyücülerin Braduka'nın hizmetine girmesi söylentisiyle bozulmuştu. Ve büyücüler savaştaydı. Dengeyi tekrar sağlamak için.