Bir zamanlar bunların dünya düz diyen versiyonları vardı...
Hristiyanlık dini ne zaman ki bilim ve politikadan elini ayağını çekti, bir anlamda dünyevi işleri bıraktı, o zaman Batı dünyası ilerlemeye başladı. Ortaçağ'da "iktidar" ruhban sınıfının ve soyluların kıyasıya rekabet ettiği bir şeydi, bilim ve sanat ise hep klisenin gölgesindeydi. şimdi Müslümanlık'da maalesef bu günleri yaşıyor. Türkiye'de Müslümanlığın bu trendine 80 yıl sonra tekrar ayak uydurmuş görünüyor.
Dinlere inanmıyorum ve dinlerin ulvi bir kaynağının olup olmadığı konusunda -peygamber olmadığıma göre- ahkam da kesemem. Ancak emin olduğum bir şey var ise, o da ne yazık ki bugün yeryüzünde insan yorumundan nasibini almamış bir dinin olmadığıdır.
Bu yüzden de dinin öğretileri bilimsel ispatlarla çürütülebilir.
Bkz.
http://www.teknolojide.com/haber/yeni-tur.aspx
Darwin'in teorisi doğru veya yanlış demek haddime düşmez, ancak en çok dayak yediği noktanın "Ara tür" veya bir başka deyişle "kayıp halka" olduğunu biliyorum. Ve elbette Darwin'in teorisi de en nihayetinde teori olduğu için çürütülebilir.
Bkz.
http://en.wikipedia.org/wiki/Transitional_fossil
Belki de Darwin'in teorisi yanlış veya eksiktir. Bence bunun hiç bir önemi yok. Önemli olan bilimin araştırma alanlarına karşı artık 21.yy'da dinin savunma pozisyonuna geçmemesi gerektiğidir. Ã?ünkü; "bu işin doğrusu bu ve başka türlü değil, o yüzden daha fazla kurcalama" mantığı ile insanlık aydınlanamaz, ilerleyemez.
Bu arada bu kelebekçiğin de bir kayıp halkası, ara türü bulunamadı... Ancak kelebeğin başkalaşım geçirdiği aşikar.
Daha fazla düşünüp daha fazla araştırmalıyız. Yeni teoriler üretmeliyiz.
Lord Feanor'un dediği gibi, bu iş bıyık altından pis pis sırıtmakla olmuyor.
Darwin'in teorisi ispatlansa camileri kliseleri boşaltıp inananlara kusura bakmayın biz yanılmışız diyip dinleri lağvetmeyeceklerine göre bu kadar hassas olmanın mantığı da yok.
Ve son olarak benim aklımı kurcalayan hep Mitokondri olmuştur. Kendisine ait DNA'sı, RNA'sı ve ribozomu vardır. -bir bakıma hücre içinde hücredir- Doğada kendi başına yaşayamaz ve hücre içinde kendi başına bölünüp çoğalır. Ã?karyot hücrelerinin içinde yaşarlar ve hücre çekirdeğini iplemezler. Hücrenin enerji ihtiyacına göre çoğalırlar ve hücrenin ihtiyaç duyduğu enerjiyi üretirler. Endosimbiyoz kuramına göre içine girdikleri ökaryot hücrelerle simbiyotik bir ilişki içindedirler. Prökaryot (bakteri gibi daha basit organizmalarda) hücrelerde ise yoktur.
Yani bakteriler ile daha gelişmiş bitki, hayvan insan vb. gibi organizmaların arasındaki en büyük farktır. Gelişmiş organizmaların hücrelerinin enerji ihtiyacını sağlar.
Peki doğada kendi başına yaşayamayan Mitokondri organeli... Sen nereden geldin bu ökaryot hücrenin içine? Nasıl geldin?
Okuma parçası:
http://www.bibilgi.com/%C3%B6karyot
İnsan ister istemez dünyanın milyonlarca yıl önce bir şekilde gübrelendiğini düşünüyor. Mitokondriler geldi ve prökaryot hücreleri başkalaşıma uğratarak ökaryot hücrelerin, kompleks canlıların ihtiyaç duyduğu tipte hücrelerin oluşmasını sağladı.
Gerisini hayal gücünüze bırakıyorum. Belki bir gök taşı ile geldiler, belki uzaylılar getirdi, belki de Allah baba gönderdi.
Her şekilde olmuş olabilir ama kesin bir şey var ki, gevrek gevrek gülerek bunu asla anlayamayız.
Bir zamanlar bunların dünya düz diyen versiyonları vardı...
Hristiyanlık dini ne zaman ki bilim ve politikadan elini ayağını çekti, bir anlamda dünyevi işleri bıraktı, o zaman Batı dünyası ilerlemeye başladı. Ortaçağ'da "iktidar" ruhban sınıfının ve soyluların kıyasıya rekabet ettiği bir şeydi, bilim ve sanat ise hep klisenin gölgesindeydi. şimdi Müslümanlık'da maalesef bu günleri yaşıyor. Türkiye'de Müslümanlığın bu trendine 80 yıl sonra tekrar ayak uydurmuş görünüyor.
Dinlere inanmıyorum ve dinlerin ulvi bir kaynağının olup olmadığı konusunda -peygamber olmadığıma göre- ahkam da kesemem. Ancak emin olduğum bir şey var ise, o da ne yazık ki bugün yeryüzünde insan yorumundan nasibini almamış bir dinin olmadığıdır.
Bu yüzden de dinin öğretileri bilimsel ispatlarla çürütülebilir.
Bkz. http://www.teknolojide.com/haber/yeni-tur.aspx
Darwin'in teorisi doğru veya yanlış demek haddime düşmez, ancak en çok dayak yediği noktanın "Ara tür" veya bir başka deyişle "kayıp halka" olduğunu biliyorum. Ve elbette Darwin'in teorisi de en nihayetinde teori olduğu için çürütülebilir.
Bkz. http://en.wikipedia.org/wiki/Transitional_fossil
Belki de Darwin'in teorisi yanlış veya eksiktir. Bence bunun hiç bir önemi yok. Önemli olan bilimin araştırma alanlarına karşı artık 21.yy'da dinin savunma pozisyonuna geçmemesi gerektiğidir. Ã?ünkü; "bu işin doğrusu bu ve başka türlü değil, o yüzden daha fazla kurcalama" mantığı ile insanlık aydınlanamaz, ilerleyemez.
Bu arada bu kelebekçiğin de bir kayıp halkası, ara türü bulunamadı... Ancak kelebeğin başkalaşım geçirdiği aşikar.
Daha fazla düşünüp daha fazla araştırmalıyız. Yeni teoriler üretmeliyiz.
Lord Feanor'un dediği gibi, bu iş bıyık altından pis pis sırıtmakla olmuyor.
Darwin'in teorisi ispatlansa camileri kliseleri boşaltıp inananlara kusura bakmayın biz yanılmışız diyip dinleri lağvetmeyeceklerine göre bu kadar hassas olmanın mantığı da yok.
Ve son olarak benim aklımı kurcalayan hep Mitokondri olmuştur. Kendisine ait DNA'sı, RNA'sı ve ribozomu vardır. -bir bakıma hücre içinde hücredir- Doğada kendi başına yaşayamaz ve hücre içinde kendi başına bölünüp çoğalır. Ã?karyot hücrelerinin içinde yaşarlar ve hücre çekirdeğini iplemezler. Hücrenin enerji ihtiyacına göre çoğalırlar ve hücrenin ihtiyaç duyduğu enerjiyi üretirler. Endosimbiyoz kuramına göre içine girdikleri ökaryot hücrelerle simbiyotik bir ilişki içindedirler. Prökaryot (bakteri gibi daha basit organizmalarda) hücrelerde ise yoktur.
Yani bakteriler ile daha gelişmiş bitki, hayvan insan vb. gibi organizmaların arasındaki en büyük farktır. Gelişmiş organizmaların hücrelerinin enerji ihtiyacını sağlar.
Peki doğada kendi başına yaşayamayan Mitokondri organeli... Sen nereden geldin bu ökaryot hücrenin içine? Nasıl geldin?
Okuma parçası: http://www.bibilgi.com/%C3%B6karyot
İnsan ister istemez dünyanın milyonlarca yıl önce bir şekilde gübrelendiğini düşünüyor. Mitokondriler geldi ve prökaryot hücreleri başkalaşıma uğratarak ökaryot hücrelerin, kompleks canlıların ihtiyaç duyduğu tipte hücrelerin oluşmasını sağladı.
Gerisini hayal gücünüze bırakıyorum. Belki bir gök taşı ile geldiler, belki uzaylılar getirdi, belki de Allah baba gönderdi.
Her şekilde olmuş olabilir ama kesin bir şey var ki, gevrek gevrek gülerek bunu asla anlayamayız.