by Alenthas » Thu Jun 18, 2009 7:10 am
Alènthas
“Hadi Alènthas, kalk, hazırlan.” ses annesine aitti, kapının ardından geliyordu.
“Ã?f, gelmesem olmaz mı? Hep aynı şeyler.” Yatağında miskince doğruldu. Kahverengi, omzuna dökülen dalgalı saçları birbirine karışmıştı. “Hem bugün yapacaklarım var.”
“Aa, hiç olur mu öyle şey! Hep birlikte gideceğiz!”
Alènthas hafifçe kaşlarını çatıp, birini havaya kaldırıp, somurtarak şüpheci bir şekilde sordu “Kim kim?”
“İşte sen, ben, sonra Belar…”
Alènthas yatağından kalkıp ve giyinmeye başlamıştı. Annesinin sözünü keserek “Yahu ben ne yapayım onunla, çocuk tam bir baş belası.” dedi.
Kapı açıldı annesi içeri girmişti “E, sen sevmez miydin Belar’ı?”
“Aman anne, çocuktuk o zamanlar yahu. Yani en azından ben öyleydim, Belar hâlâ öyle.”
“Ay, yesinler, büyümüş, adam olmuş da haberimiz yok.” dedi Saese alaycı bir tebessümle. Onun saçları Alènthas’ınkinin aksine açık sarıydı. Saese onun hep babasına çektiğini söylerdi.
Alènthas derin derin iç geçirdi. “Mecbur muyum anne? On üç yaşına bastım, kılıç tutmasını öğrendim ve artık bir erkek oldum. Ama sen bana hâlâ çocuk muamelesi yapıyorsun!”
“Tahta kılıç demek istedin herhalde.” dedi, tebessüm geri gelmişti. “Ve istersen otuz yaşında ol, istersen dünyaları fethet, benim için çocuk kalacaksın.”
“İyi! Ama ister inan ister inanma ben artık büyüdüm anne!” Alènthas hızla annesinin yanından geçip dışarı çıktı. Saese’de arından festivale katılmak için çıkmıştı.
Güneş tam tepedeyken şehir merkezi iyice kalabalıklaşmıştı. Yılın bu zamanı MerÃÂl’de bahar şenlikleri yapılırdı. Karnavallar, sihirbazlar, medyumlar, ozanlar, dans eden hayvanlar, havai fişekleri, akrobatlar, bin bir çeşit yiyecek, her şey bulunurdu.
Saese uzaktan Celar’ın el salladığını gördü, yanında Belar duruyordu.
“Nasılsın canım?”
“Eh, fena değil işte, nasıl olsun ki… Siz ne yapıyordunuz burada?”
“Biz de babamızı bekliyoruz işte.” dedi Celar, şirinlik olsun diye Belar’ın ağzından konuşuyormuş gibi. Aslında bahsettiği adam, yani Haldiv, Celar’ın kocası, Belar’ınsa babasıydı. “Ee, senin ufaklık nerede?”
“İşleri mi varmış ne, gelemedi.”
“Ay yazık canım, festivali kaçıracak mı yani?”
“Ya, çok üzüldü garibim.”
“Nereye gitti? Ben onun neşesini yerine getiririm.” dedi Belar annesinin yanından fırlayıp.
“Hiç bilmiyorum, öylece çekip gitti, bana da hiçbir şey söylemedi.”
Belar “Neyse, bulurum ben onu şimdi.” diyerek uzaklaştı.
***
Alènthas
“Hadi Alènthas, kalk, hazırlan.” ses annesine aitti, kapının ardından geliyordu.
“Ã?f, gelmesem olmaz mı? Hep aynı şeyler.” Yatağında miskince doğruldu. Kahverengi, omzuna dökülen dalgalı saçları birbirine karışmıştı. “Hem bugün yapacaklarım var.”
“Aa, hiç olur mu öyle şey! Hep birlikte gideceğiz!”
Alènthas hafifçe kaşlarını çatıp, birini havaya kaldırıp, somurtarak şüpheci bir şekilde sordu “Kim kim?”
“İşte sen, ben, sonra Belar…”
Alènthas yatağından kalkıp ve giyinmeye başlamıştı. Annesinin sözünü keserek “Yahu ben ne yapayım onunla, çocuk tam bir baş belası.” dedi.
Kapı açıldı annesi içeri girmişti “E, sen sevmez miydin Belar’ı?”
“Aman anne, çocuktuk o zamanlar yahu. Yani en azından ben öyleydim, Belar hâlâ öyle.”
“Ay, yesinler, büyümüş, adam olmuş da haberimiz yok.” dedi Saese alaycı bir tebessümle. Onun saçları Alènthas’ınkinin aksine açık sarıydı. Saese onun hep babasına çektiğini söylerdi.
Alènthas derin derin iç geçirdi. “Mecbur muyum anne? On üç yaşına bastım, kılıç tutmasını öğrendim ve artık bir erkek oldum. Ama sen bana hâlâ çocuk muamelesi yapıyorsun!”
“Tahta kılıç demek istedin herhalde.” dedi, tebessüm geri gelmişti. “Ve istersen otuz yaşında ol, istersen dünyaları fethet, benim için çocuk kalacaksın.”
“İyi! Ama ister inan ister inanma ben artık büyüdüm anne!” Alènthas hızla annesinin yanından geçip dışarı çıktı. Saese’de arından festivale katılmak için çıkmıştı.
Güneş tam tepedeyken şehir merkezi iyice kalabalıklaşmıştı. Yılın bu zamanı MerÃÂl’de bahar şenlikleri yapılırdı. Karnavallar, sihirbazlar, medyumlar, ozanlar, dans eden hayvanlar, havai fişekleri, akrobatlar, bin bir çeşit yiyecek, her şey bulunurdu.
Saese uzaktan Celar’ın el salladığını gördü, yanında Belar duruyordu.
“Nasılsın canım?”
“Eh, fena değil işte, nasıl olsun ki… Siz ne yapıyordunuz burada?”
“Biz de babamızı bekliyoruz işte.” dedi Celar, şirinlik olsun diye Belar’ın ağzından konuşuyormuş gibi. Aslında bahsettiği adam, yani Haldiv, Celar’ın kocası, Belar’ınsa babasıydı. “Ee, senin ufaklık nerede?”
“İşleri mi varmış ne, gelemedi.”
“Ay yazık canım, festivali kaçıracak mı yani?”
“Ya, çok üzüldü garibim.”
“Nereye gitti? Ben onun neşesini yerine getiririm.” dedi Belar annesinin yanından fırlayıp.
“Hiç bilmiyorum, öylece çekip gitti, bana da hiçbir şey söylemedi.”
Belar “Neyse, bulurum ben onu şimdi.” diyerek uzaklaştı.
***