by Alenthas » Thu Jun 24, 2010 5:33 am
Pala bıyıklı adam revolver model tabancaya bir tane kurşun sürdü. şarjörü kapattı ve eliyle vurup çevirdi. Oyunun en sevdiği yanıydı bu, dönen şarjörün çıkardığı o tıkırtı...
Mekan duman altıydı, etrafta oyunu izleyen birkaç kişi vardı ama masanın tepesindeki lamba direkt masaya iniyor, etrafı karanlık bırakıyordu. Hakem konumundaki pala bıyıklı adamın yüzü gölgelendi. Tabancayı masaya koydu, baş, işaret ve orta parmağıyla tabancayı çevirdi.
Tabancanın namlusu dönerken odaya derin bir sessizlik hakim oldu. Namlu bir şehirdeki yabancıya dönüyor, bir de tüm parasını ve evini kumarda kaybetmiş Bay Rooney"e dönüyordu. Sonunda namlunun ucu yabancıya döndü ve durdu. Yabancı hiç tereddüt etmeden silahı aldı, kafasına dayadı ve tetiği çekti. Bunu o kadar hızlı yaptı ki kimse sıçrayacak beyin parçalarından korunmaya vakit bulamamıştı. Neyse ki böyle bir şey olmadı da, tabancanın o rahatlatıcı tık sesi geldi ve yabancı tabancayı masaya geri koydu.
Yabancının şapkası yüzünün gölgelenmesine sebep oluyordu, bu sayede neler hissettiğini kimse göremiyordu.
Mike Rooney silahı aldı ve kafasına dayadı. Sarhoş olduğu besbelliydi. Yüzünde hiçbir ifade yoktu. Tetiği çekti.
Tık...
Bir anlığına yüzünde rahatlama ifadesi okundu, sonra hemen silindi. Tabancayı masaya koydu, sıra yabancıdaydı.
Yabancı istifini bozmadan silahı aldı ve tetiği çekti.
Tık...
Ter, Rooney"nin alnından Niagara şelalesi gibi akıyordu. Tabancayı aldı, elleri gözle görülür bir şekilde titriyordu. Bu dördüncü yuvaydı. Silahın tutuluşu gereği dördüncü yuva silahın altına geliyordu, bu nedenle kurşunun burada durma olasılığı en yüksekti. Silahı kafasına dayadı. Rooney korkudan ölüyordu ama yüzünde korkunun izi bile yoktu. Rooney"nin yüzünden nefret okunuyordu. Yabancıyla bir alıp veremediği yoktu, ama nefret ediyordu o adamdan, sanki hayatı boyunca onu öldürmek istemişçesine nefret ediyordu. Gözlerini sıkıca yumdu. Ve tetiği çekti...
Tık...
Büyük bir rahatlıkla sandalyesine yaslandı ve tabancayı masaya koydu. Ellerini sandalyenin iki yanından sarkıtıp kafasını geriye doğru attı bir süreliğine.
Yabancı silahı aldı ve elinde çevirdi. Düşünmek için zaman kazanmaya çalışıyordu. Silahı kafasına götürdü, bu sefer önceki rahat değildi. Parmağını tetiğin üzerinde gezdiriyor, tetiği okşuyordu. Mike yabancının çenesinin oynadığını fark etti. Dua mı ediyordu ki? Mike"ın yüzüne çarpık bir gülümseme yerleşti. Bu yuvanın da boş çıkmasının imkanı yoktu.
Yabancı tetiği biraz oynatıyor, sonra geri çekiliyordu. Kalbi bütün dünyaya kan pompalamaya çalışıyormuş gibi atıyordu. Tetiği çekti.
Tık...
Derin bir nefes verdi yabancı. şu ana kadar çıkarttığı tek ses buydu.
Yabancı tabancayı masaya koyduğunda pala bıyıklı adam silahı almak için uzandı, son bir tek yuva kalmıştı. Mike Rooney kaybetmişti. Daha oynamanın bir anlamı yoktu. Ama Rooney önce davrandı ve silahı aldı. Sonuna kadar götürmeye kararlı gibiydi, yarı yolda bırakmayacaktı.
Artık endişeli görünmüyordu, gayet sakindi. Silahı kafasına dayadı...
Pala bıyıklı adam revolver model tabancaya bir tane kurşun sürdü. şarjörü kapattı ve eliyle vurup çevirdi. Oyunun en sevdiği yanıydı bu, dönen şarjörün çıkardığı o tıkırtı...
Mekan duman altıydı, etrafta oyunu izleyen birkaç kişi vardı ama masanın tepesindeki lamba direkt masaya iniyor, etrafı karanlık bırakıyordu. Hakem konumundaki pala bıyıklı adamın yüzü gölgelendi. Tabancayı masaya koydu, baş, işaret ve orta parmağıyla tabancayı çevirdi.
Tabancanın namlusu dönerken odaya derin bir sessizlik hakim oldu. Namlu bir şehirdeki yabancıya dönüyor, bir de tüm parasını ve evini kumarda kaybetmiş Bay Rooney"e dönüyordu. Sonunda namlunun ucu yabancıya döndü ve durdu. Yabancı hiç tereddüt etmeden silahı aldı, kafasına dayadı ve tetiği çekti. Bunu o kadar hızlı yaptı ki kimse sıçrayacak beyin parçalarından korunmaya vakit bulamamıştı. Neyse ki böyle bir şey olmadı da, tabancanın o rahatlatıcı tık sesi geldi ve yabancı tabancayı masaya geri koydu.
Yabancının şapkası yüzünün gölgelenmesine sebep oluyordu, bu sayede neler hissettiğini kimse göremiyordu.
Mike Rooney silahı aldı ve kafasına dayadı. Sarhoş olduğu besbelliydi. Yüzünde hiçbir ifade yoktu. Tetiği çekti.
[i]Tık...[/i]
Bir anlığına yüzünde rahatlama ifadesi okundu, sonra hemen silindi. Tabancayı masaya koydu, sıra yabancıdaydı.
Yabancı istifini bozmadan silahı aldı ve tetiği çekti.
[i]Tık...[/i]
Ter, Rooney"nin alnından Niagara şelalesi gibi akıyordu. Tabancayı aldı, elleri gözle görülür bir şekilde titriyordu. Bu dördüncü yuvaydı. Silahın tutuluşu gereği dördüncü yuva silahın altına geliyordu, bu nedenle kurşunun burada durma olasılığı en yüksekti. Silahı kafasına dayadı. Rooney korkudan ölüyordu ama yüzünde korkunun izi bile yoktu. Rooney"nin yüzünden nefret okunuyordu. Yabancıyla bir alıp veremediği yoktu, ama nefret ediyordu o adamdan, sanki hayatı boyunca onu öldürmek istemişçesine nefret ediyordu. Gözlerini sıkıca yumdu. Ve tetiği çekti...
[i]Tık...[/i]
Büyük bir rahatlıkla sandalyesine yaslandı ve tabancayı masaya koydu. Ellerini sandalyenin iki yanından sarkıtıp kafasını geriye doğru attı bir süreliğine.
Yabancı silahı aldı ve elinde çevirdi. Düşünmek için zaman kazanmaya çalışıyordu. Silahı kafasına götürdü, bu sefer önceki rahat değildi. Parmağını tetiğin üzerinde gezdiriyor, tetiği okşuyordu. Mike yabancının çenesinin oynadığını fark etti. Dua mı ediyordu ki? Mike"ın yüzüne çarpık bir gülümseme yerleşti. Bu yuvanın da boş çıkmasının imkanı yoktu.
Yabancı tetiği biraz oynatıyor, sonra geri çekiliyordu. Kalbi bütün dünyaya kan pompalamaya çalışıyormuş gibi atıyordu. Tetiği çekti.
[i]Tık...[/i]
Derin bir nefes verdi yabancı. şu ana kadar çıkarttığı tek ses buydu.
Yabancı tabancayı masaya koyduğunda pala bıyıklı adam silahı almak için uzandı, son bir tek yuva kalmıştı. Mike Rooney kaybetmişti. Daha oynamanın bir anlamı yoktu. Ama Rooney önce davrandı ve silahı aldı. Sonuna kadar götürmeye kararlı gibiydi, yarı yolda bırakmayacaktı.
Artık endişeli görünmüyordu, gayet sakindi. Silahı kafasına dayadı...