by Illyra » Tue Jan 04, 2011 9:08 am
Ã?nceki Bölümlerde...
Rüyalarım, gerçekten olmayan şeyler... Derste başka bir konu işlendiğini zannederken, uyuduğumu öğrenmiştim, ama o kadar gerçekçiydi ki! Sonunda da iyice çıldırmaya başladığımı düşünürken, penceremden içeri süzülen mektup... Kimliği belirsiz birisinden gelen, ıssız bir kafeteryaya davet...
Bölüm III - Sıradışı Sır
Tik, tak, tik tak...
Zaman kendine has, düzenli melodisi ile akıp gittikçe, buna oranla dünyam da her saniye derinleşmeye, güneşim solmaya başlamıştı. Aklımda tek bir düşünce vardı, zihnim buna kilitlenmişti.
"BEN DELİYİM."
Ne zaman, ne olmuştu da böyle kaçırmıştım?
Belki de hiç kıpırdamadan saatlerce öyle durmuştum, çünkü yeniden düşünebilmeye başladığımda, her yerim uyuşmuştu, pencereden içeri süzülen hava da kararmış, sokak ışıkları yanmıştı. Etraf karanlık olmasına rağmen, yatağın öteki ucunda duran, zarfı görüyordum. Birden panikle ayağa kalktım, ama ayaklarım da uyuştuğu için sendeledim, kendimi zorlayarak kapıya gittim. Bunların hepsini anneme anlatsam, belki de en doğrusu bu olurdu.
Annem... Ben bunca saat burada oturmuşsam, annem hiç ne yaptığımı merak edip, bakmak için gelmemişmiydi? Neden hatırlamıyordum... Başım ağrımaya başladı. Aceleyle kapıyı açıp kapatmam da bir oldu.
Hemen kapatmıştım çünkü kapının arkasında, olması gerektiği gibi evimin kordidoru yoktu... Mektupta bahsi geçen Mahzen'in, kırmızı taşlardan yapılma soğuk duvarı kıvrılarak uzanıyordu!
Bir süre nefesimin sakinleşmesi için bekledim, sonra da gözlerimi ovuşturdum. Ardından kapıyı bir daha açtım. Taş koridor hala önümde uzanıyordu... Bu olanlarn tek bir açıklaması vardı... Rüyadaydım...
Buna inandığımda her şey daha kolaydı. Böylede taş koridora adımımı atarak, yavaşça yürümeye başladım. O kadar soğuktu ki, dişlerim birbirine çarpıyordu. Sıcak baharatlı şarap kokusunu da keskin bir şekilde hissediyordum. Sanki bir rüyada bunların olması imkanlıymış gibi!
Etrafta hiç kimse yoktu, sadece sağa giden koridordan gelen hafif mırıltıları işitiyordum. Korkarak koridora saptım, küçük odada eski tahtadan bir masa ile üç sandalye vardı. Sandalyelerden birisine Berkay oturmuştu, bana hafifçe gülümsüyordu. Diğer taraftan Bekir bey, oturmam için boş olan sandalyeyi işaret edince, ben de gidip oturdum. Hiç konuşmadan yüzlerini inceliyordum. Sonunda Bekir bey, sakin, bu mahzen odasında yankılanan bir sesle sordu.
"Nasılsın Bilge?"
"Bilmiyorum" diye cevap verdim.
"Ã?ünkü neler olduğundan emin değilsin?"
"Kesinlikle..."
Bir süre Berkay'a baktım. Bana durmadan gülümüsüyordu, bu da çok sinir bozucuydu.
"Neler oluyor?"
"Bunu öğrenmeden önce sormak istediğim bir şey var?"
"Nedir?"
"Yeterince güçlümüsün?"
Başımı iki yana salladım.
"Nasıl bir güçten bahsediyorsunuz? Ve neye göre? Kas gücü belirli bir şekilde ölçülebilir, ama insanın irade gücünü ölçmek imkansızdır."
Bunu Berkay cevapladı.
"Ve böylece asıl istediğimiz cevabı almış olduk. Adının Bilge olması, öylesine bir tesadüf değil..."
"Ne?" dedim boş boş bakarak.
"Ben kas gücüyüm, koruyucuyum, Bekir irade gücü, yapıcı, ve sen eksik parçasın, bilgelik..."
Ayağa fırlayıp bağırdım.
"Bu saçmalık neyin nesi?"
Bekir bey kolumu yakaladı.
"Sinirlenme. Bu bir sır."
"Sır?"
"Evet, sıradışı bir sır hem de. Eğer dinleyecek kadar sabırlıysan, sana anlatacağım."
"Ã?nce bir soru sormak istiyorum."
"Sor bakalım."
"Rüyadamıyız?"
"Kısmen. Bir diğer kısmın uyuyor, ama şu anda bizlerle birliktesin."
"Berkay'ın bu olanlarla ne alakası var?"
"Bir soru demiştin?"
Berkay'a dönüp kaşlarımı çattım. O da bana gülümsemekle yetindi yine.
"Başından beri ben de seni kolluyordum çünkü."
Artık merakım, delililk düşüncelerime baskın geldiğinden sandalyeye oturdum.
"Peki... Dinliyorum..."
[i]Ã?nceki Bölümlerde...
Rüyalarım, gerçekten olmayan şeyler... Derste başka bir konu işlendiğini zannederken, uyuduğumu öğrenmiştim, ama o kadar gerçekçiydi ki! Sonunda da iyice çıldırmaya başladığımı düşünürken, penceremden içeri süzülen mektup... Kimliği belirsiz birisinden gelen, ıssız bir kafeteryaya davet...[/i]
[b]Bölüm III - Sıradışı Sır[/b]
[i]Tik, tak, tik tak...[/i]
Zaman kendine has, düzenli melodisi ile akıp gittikçe, buna oranla dünyam da her saniye derinleşmeye, güneşim solmaya başlamıştı. Aklımda tek bir düşünce vardı, zihnim buna kilitlenmişti.
"BEN DELİYİM."
Ne zaman, ne olmuştu da böyle kaçırmıştım?
Belki de hiç kıpırdamadan saatlerce öyle durmuştum, çünkü yeniden düşünebilmeye başladığımda, her yerim uyuşmuştu, pencereden içeri süzülen hava da kararmış, sokak ışıkları yanmıştı. Etraf karanlık olmasına rağmen, yatağın öteki ucunda duran, zarfı görüyordum. Birden panikle ayağa kalktım, ama ayaklarım da uyuştuğu için sendeledim, kendimi zorlayarak kapıya gittim. Bunların hepsini anneme anlatsam, belki de en doğrusu bu olurdu.
Annem... Ben bunca saat burada oturmuşsam, annem hiç ne yaptığımı merak edip, bakmak için gelmemişmiydi? Neden hatırlamıyordum... Başım ağrımaya başladı. Aceleyle kapıyı açıp kapatmam da bir oldu.
Hemen kapatmıştım çünkü kapının arkasında, olması gerektiği gibi evimin kordidoru yoktu... Mektupta bahsi geçen Mahzen'in, kırmızı taşlardan yapılma soğuk duvarı kıvrılarak uzanıyordu!
Bir süre nefesimin sakinleşmesi için bekledim, sonra da gözlerimi ovuşturdum. Ardından kapıyı bir daha açtım. Taş koridor hala önümde uzanıyordu... Bu olanlarn tek bir açıklaması vardı... Rüyadaydım...
Buna inandığımda her şey daha kolaydı. Böylede taş koridora adımımı atarak, yavaşça yürümeye başladım. O kadar soğuktu ki, dişlerim birbirine çarpıyordu. Sıcak baharatlı şarap kokusunu da keskin bir şekilde hissediyordum. Sanki bir rüyada bunların olması imkanlıymış gibi!
Etrafta hiç kimse yoktu, sadece sağa giden koridordan gelen hafif mırıltıları işitiyordum. Korkarak koridora saptım, küçük odada eski tahtadan bir masa ile üç sandalye vardı. Sandalyelerden birisine Berkay oturmuştu, bana hafifçe gülümsüyordu. Diğer taraftan Bekir bey, oturmam için boş olan sandalyeyi işaret edince, ben de gidip oturdum. Hiç konuşmadan yüzlerini inceliyordum. Sonunda Bekir bey, sakin, bu mahzen odasında yankılanan bir sesle sordu.
"Nasılsın Bilge?"
"Bilmiyorum" diye cevap verdim.
"Ã?ünkü neler olduğundan emin değilsin?"
"Kesinlikle..."
Bir süre Berkay'a baktım. Bana durmadan gülümüsüyordu, bu da çok sinir bozucuydu.
"Neler oluyor?"
"Bunu öğrenmeden önce sormak istediğim bir şey var?"
"Nedir?"
"Yeterince güçlümüsün?"
Başımı iki yana salladım.
"Nasıl bir güçten bahsediyorsunuz? Ve neye göre? Kas gücü belirli bir şekilde ölçülebilir, ama insanın irade gücünü ölçmek imkansızdır."
Bunu Berkay cevapladı.
"Ve böylece asıl istediğimiz cevabı almış olduk. Adının Bilge olması, öylesine bir tesadüf değil..."
"Ne?" dedim boş boş bakarak.
"Ben kas gücüyüm, koruyucuyum, Bekir irade gücü, yapıcı, ve sen eksik parçasın, bilgelik..."
Ayağa fırlayıp bağırdım.
"Bu saçmalık neyin nesi?"
Bekir bey kolumu yakaladı.
"Sinirlenme. Bu bir sır."
"Sır?"
"Evet, sıradışı bir sır hem de. Eğer dinleyecek kadar sabırlıysan, sana anlatacağım."
"Ã?nce bir soru sormak istiyorum."
"Sor bakalım."
"Rüyadamıyız?"
"Kısmen. Bir diğer kısmın uyuyor, ama şu anda bizlerle birliktesin."
"Berkay'ın bu olanlarla ne alakası var?"
"Bir soru demiştin?"
Berkay'a dönüp kaşlarımı çattım. O da bana gülümsemekle yetindi yine.
"Başından beri ben de seni kolluyordum çünkü."
Artık merakım, delililk düşüncelerime baskın geldiğinden sandalyeye oturdum.
"Peki... Dinliyorum..."