by sowtim » Fri Mar 12, 2004 1:24 am
Tarrahn Muhafızları - Bölüm 1
"Hadi ama Sowtria, kalk artık!" Sowtria gözlerini açtı, karşısında Geron birşeyler geveliyordu. İlk başta söyledikleri kulağa anlamsız gelse de, birkaç saniye sonra ne dediğini anlamaya başladı. "Kalk artık, Sowtria. Sonunda Kuzey Ergoth'a geldik!"
Sowtria doğruldu, uyku sersemliğinin geçmesi için biraz bekledi. Kendisi ve Balmaran dışında herkes ayaktaydı. Eweryn sopasıyla Balmaran'ın kafasına, adamın uyanması için nazikçe dokunuyordu. Sopanın her zarif dokunuşunun ardından Balmaran'ın gözleri açılır gibi oluyor, ama duymamazlığa gelerek gözlerini yine kapatıyordu. En sonunda Eweryn gerçekten kızıp, onu bir sıçana dönüştüreceğini söyleyince adam homurdanarak doğruldu. Gayri ihtiyari olarak baltasına uzandı ve sırtında taşıdığı bölüme yerleştirdi.
Üzerinde hala uyku sersemliği olan Sowtria, yüzünü yıkamak için ayağa kalktı. Bu sırada arkadaşı Helmeper'in onu izlediğini gördü. "Günaydın" dedi Helmeper "Hiç uyanmayacaksın sanmıştım." Helmeper, her zaman doğanın gerçeklerine inanır, doğayı korur ve her druid gibi doğal olmayan herşeye karşı savaşırdı. Adamın sözleriyle beraber Sowtria'ya, başından aşağı bir kazan dolusu su boşaltılmış gibi geldi. Adamın sakin ve huzur dolu sesi insana bir dinçlik ve tazelik hissi veriyordu. "Günaydın" dedi Sowtria konuyu kendinden uzaklaştırmaya çalışarak "Evet, biraz fazla uyumuşum. Demek en sonunda Kuzey Ergoth'a ulaştık." "Evet" dedi Helmeper "Buraya gelmeyi hiç arzu etmememe rağmen, en sonunda bir kara parçasına ayak basacağımız için Paladine'e minnettarım."
Sowtria ve arkadaşları; Balmaran, Eweryn, Helmeper ve Geron tam iki haftadır denizdeydiler. Sowtria, kendilerinin bu kadar sefalet çekmesine sebep olan olayı hatırladı. Palanthas Lordu Kreek vergileri arttırdıkça arttırıyordu. Aslında bu duruma oldukça sinirlenen halk, Lord Kreek ile muhafızlarından oldukça korktuğu için ses çıkarmıyor ve onlar ne yaparsa yapsın boyun eğiyordu; fakat zaten maddi durumu iyi olmayan Sowtria, bu durumu öğrenince iyice sinirlenmiş ve lordun yanına çıkmaya karar vermişti. Lordun kendisini görmeyi reddetmesiyle birlikte hiddeti artan Sowtria arkadaşlarını toplayıp, lorda karşı bir isyan başlattı. İlk başta beş arkadaştan oluşan gurup, halktan katılımlarla birlikte kısa sürede, yaklaşık iki yüz elli kişiye ulaştı. Olayları duyan Lord Kreek, muhafızlarıyla birlikte isyancı grubu karşılamaya çıktı. Lordu -özellikle de Palanthas Muhafızları'nın uzun, parlak kılıçlarıyla, keskin baltalarını- karşılarında gören halk toplandığı kadar kısa bir sürede dağıldı. Ortada kalan beş arkadaş; Sowtria, Balmaran, Eweryn, Helmeper ve Geron çıkartıldıkları Palanthas Yüksek Mahkemesi tarafından altı ay sürgün cezası aldılar ve Kuzey Ergoth'a gönderildiler.
İçini çeken Sowtria güverteye çıktı ve bir oraya, bir buraya koşuşturan telaş halindeki gnomları gördü. Bu sırada hayretler içinde farketti ki gemi sağ tarafa doğru yavaş yavaş eğiliyordu. Hemen o tarafa koştu ve aşağı bakan birkaç gnomu kenara iterek, kendisi de aşağı bakmaya başladı. Denize atılmış olan çapa, denize bir metre kala havada asılı kalmıştı. Bu yöne doğru ağırlık yapan çapa, zaten küçük olan gnom gemisini doğal olarak sağa doğru yatırmıştı. Rahatlayan Sowtria "Ne de olsa bir gnom teknesi" diye düşündü. "Bu kadarı da normal."
Gnomlar Ansalon'da yaşayan elleri teknolojiye en yatkın ırktı. Boyları uzaktan akrabaları cücelerinki ve kenderlerinki kadardı. Sürekli olarak birşeyler icat eden gnomların yapıtlarında genelde birkaç tasarım hatası bulunur ve daha sonra kurulan divanlarda bu konular uzun uzadıya tartışılarak bir çözüm üretilirdi. Bu gemideki çapa halatının kısa olmasıda bunlardan biriydi.
Sowtria geminin kaptanı Koloner Kalınyelken'i gördü. Adam söylediğine göre hayatı boyunca gemilerde yaşamıştı. Ã?yle ki, artık karada, adam kendini okyanusun ortasında, bir kayanın üzerinde durur gibi hissediyordu -en azından o öyle söylüyordu. Teni tuzdan ve güneşten yanmış, kahverengiye çalan kızıl bir renk almıştı. Kulaklarında altın ve gümüş küpeler, parmaklarında değerli taşlarla süslü yüzükler bulunuyordu. Oldukça varlıklı birine benziyordu. "Günaydın, evlat" dedi Koloner "Size de" dedi Sowtria oldukça soğuk bir dille, hiç havasında değildi -iki haftadır hiç havasında olmamıştı. Soğuk cevap karşısında afallayan kaptan tonlamasını daha resmi bir hale getirdi. "Ehm, şey artık inmeniz gerekiyor. Kuzey Ergoth'dayız." Bu sırada grubun geri kalanı da Sowtria'nın yanında toplandı. "Evet, biz de ayrılmak için hazırlanıyorduk." dedi Sowtria. "Bize geceleri kalabileceğimiz bir taverna adı verebilir misiniz?" Paranın o tatlı kokusunu alan denizci biraz da yalan söyleyerek ve az önce takındığı o resmi tavrı bozarak "Evlat, burada onlardan fazla bulamazsınız..." Onları şöyle bir süzdü. "ama isterseniz küçük bir ücret karşılığında burada, benim teknemde..." "Söz konusu bile olamaz!" diye kestirip attı Eweryn. Kadının sesi adeta korkmuş bir şekilde çıkıyordu. "Herhalde bu lanet gemide bir gün bile kalmanın düşüncesi bile onu korkutuyor." diye düşünüp, sırttı Sowtria; çünkü bu ani tepki karşısında kaptanın yüzü kızardı ve utanıp, yine o resmi halini takınmaya başladı.
Gemiden indiler. Bu sırada yine "küçük bir tasarım hatası"nın kurbanı oldular. Geminin limana inen merdivenleri çok kısa yapılmış olduğu için belli bir mesafeden limana atlamak zorunda kalmışlardı. Kara talihin bir eseri olarak, ellerindeki paranın bir kısmını taşıyan kender -paralarını çalınma riskine karşı aralarında bölüştürmüşlerdi- atlarken dengesini kaybetti ve atlayışı kısa düştü. Balmaran Geron'un sırılsıklam olmasını engellediyse de, kenderin kemerinde asılı duran para kesesinin kayıp, denizin dibini boylamasını sadece hüzünlü bir şekilde izleyebildi. Uğursuzluk daha ilk dakikadan onları bulmuştu.
Kuzey Ergoth'un bir liman kenti olan Tarrahn oldukça büyük bir yerdi. Kuzey Ergoth'un kuzey doğusunda, Rudith Dağları'nın arkasında bulunuyordu.
Bütün gün boyunça şehri tanıma amaçlı gezdiler. En sonunda ayakaları onlara isyan ederken -kaptanın bariz bir şekilde yalan söylediğini anlayarak- kendilerini birçok farklı tavernanın bulunduğu bir sokakta buldular. Fazla seçici davranmadan bir tavernaya daldılar. Burada da bütün gün boyunca gördüklerinden farklı bir manzara görmediler. Gün boyunca rastladıkları insanlar suskun ve gergindiler. Eğer yolarkadaşlarından birisi onlara birşey soracak olsa, insanlar kaçamak cevaplar verip, hemen uzaklaşıyorlardı. Bu da zaten moralsiz olan yolarkadaşlarını iyice sıkıntılı ve moralsiz yapıyordu. Belki burada, bir tavernada; yani genellikle insanların yüksek sesle konuşup, bol bol kahkaha attıkları bir yerde, durum farklı olur diye ummuşlardı; ama durum burada da aynıydı; taverna normal olmayacak kadar sessizdi. Tavernacı onları şöyle bir süzdükten sonra "Hoşgeldiniz! Ne istersiniz: oda, yiyecek, bira?" diye sordu. Aslında tavernacı da konuşmaya pek istekli değildi; ama sonuçta gelenler büyük olasıkla müşteriydiler; onlarla ilgilenmesi gerekiyordu. Balmaran tezgahın üzerine birkaç gümüş para bıraktı ve "İki oda" dedi. "Nasıl isterseniz efendim, yalnız sizi odalarınız hazırlanana kadar kısa bir süre için burada bekleteceğim." dedi tavernacı. "Sorun değil" diye karşılık verdi Balmaran ve beş arkadaş yakınlardaki bir masaya gidip, çöktüler.
Masada herkes sakindi. Sesizliği kısa bir süre sonra bozan -herşeye rağmen- neşeli kalmayı başarabilen Geron oldu. "Hadi ama, bir de şu yönden bakın; bir çok yer gezip, görmüş olacağız." Geron'un iyimser yaklaşımına karşı kimseden bir tepki gelmedi. Kender bir "Ã?ff!" çekti. Sowtria kenderin şu anda düşündüklerini tahmin edebiliyordu. "Bizi çok sıkıcı olmakla suçluyordur şu anda muhtemelen; ama sürgüne gönderilen bir insan nasıl hiçbir şey olmamış gibi davranabilir ki?" Düşüncelerini Eweryn'in konuşması dağıttı. "Fark ettiniz mi, insanlar sanki birşey gizliyormuş gibiler. Ayrıca çok da huzursuz görünüyorlar." Sowtria büyücüye karşı her zaman büyük bir saygı duyardı. Herkesin bir şekilde farkettiği, ama yorumlayamadığı olayları çok kısa zamanda, çok kolay bir şekilde söyleyebiliyordu, tıpkı şimdi olduğu gibi. "Evet" dedi Sowtria "biraz dinlendikten sonra tavernacının ağzını arasak iyi olacak galiba, değil mi Balmaran?" Koca savaşçı adamın dikkati ise tamamen farklı bir yöne, farklı bir konuya odaklanmıştı; barmen kız ve gözlerine. Sowtria derin bir iç geçirdi. Bu sırada tavernacı onlara seslendi. "Odalarınız ve yataklarınız hazır genç efendiler." Bunun üzerine, hepsi yemek saatinde aşağı inmek için anlaşarak, odalarına çıktılar.
Yemek saatinde taverna oldukça doluydu ve bir hayli gürültülüydü. Normalde bu durumdan rahatsız olması gereken yolarkadaşları, daha deminki ölüm sessizliğinin gittiğine oldukça memnunlardı; fakat yolarkadaşları görünür görünmez sadiseler önce hararetli hararetli konuşan insanlar, şiddetli bir fırtınanın içinde kalmış bir mumun sönmesi gibi ani ve karanlık bir sessizlik oluşturdular. Yolarkadaşlarının da bariz bir şekilde anladıkları gibi, insanlar beş arkadaşa, bu beş yabancıya, güvenmiyorlardı. "Aslında onları suçlamamak gerekir." diye düşündü güzel elf büyücü Eweryn "Savaş öncesi Ansalon'da birçok casus dolanıyor, onlar da bundan şüpheleniyor olmalılar.
Yeniden tavernacının yanına gidip, yiyecek birşeyler istediler, yine tezgahın üzerine birkaç gümüş para bırakarak. Az sonra gelen kızarmış keçi eti, patates ve şarapla karınlarını iyice doyurdular. İki haftadır sadece balık yiyorlardı ve bundan dolayı sürgünden önceki hayatlarında sıradan bir mönü olan keçi eti, patates ve şarap üçlüsüne Palanthas Lordu'nun sarayında binbir türlü leziz yemeklerden yiyormuşcasına minettar kaldılar.
Sowtria bir barmen kıza tavernacıyı onun yanına çağırmasını belirten bir el hareketi yaptı. Barmen kız -biraz önce Balmaran'la bakışan kız- başını salladı, Balmaran'a kaçamak bir bakış atıp, tavernacının yanına gitti. Yakışıklı bir erkekti Balmaran. Geniş omzu, adeleli vücudu ve alımlı suratı ile birçok kızın gönlünü çalmıştı, tıpkı şimdi yaptığı gibi.
Tavernacı yanlarına geldi. "Birşey mi arzu etmiştiniz genç efendiler?" diye sordu. "Evet" dedi Sowtria "sormak istediğimiz bazı sorularımız var ve sizin de cevaplayabileceğinizi umuyoruz." Sowtria bu sırada Helmeper'in onların diyaloğunu çok dikkatli bir şekilde dinlediğini farketti.
Garip bir adamdı Helmeper. Çok nadir konuşur, ama çok mantıklı sözler sarfederdi. Dışarıdan bencil ve içine kapanık görünmesine rağmen yolarakadaşlarına birçok iyilikleri dokunmuştu. Özellikle de, aralarından biri yaralanınca, ona bir druid olduğu için, tanrılar tarafından bahşedilmiş olan iyileştirme özelliğini kullanarak, arkadaşlarına şifa dağıtırdı.
Düşüncelerinden bir anda silkinerek kurtulan Sowtria, tavernacıyı dinlemeye devam etti. "Evet ne sormuştunuz?" "Ã?ncelikle bu insanlar niye bu kadar sessiz ve huzursuz?" diye sordu Sowtria tavernada oturan kişilerin dikkatini çekmemek için sessiz ve sakin konuşarak "Ve bizi görünce neden suskunlaştılar?" diye ekledi Eweryn. "Bugünler kötü günler... "diyerek sözüne başladı tavernacı "büyük bir ihtimalle duymamışsınızdır. Tarrahn'a güneyden büyük bir goblin ordusu yaklaşıyor. Güney Ergoth çoktan düştü bile. İşte bu yüzden insanların moralleri bozuk. Sizin sorunuza gelince hanımefendi..." diye devam etti tavernacı "goblin ordusunun birçok öncü-casusları var da... İnsanlar bu yüzden tedbiri elden bırakmıyorlar." Tavernacının sesi, son sözlerini söylerken daha bir gür çıkmıştı ve bu yüzden yakındaki masalardan birkaç kişi dönüp, onlara baktı. Bakanların hepsinin yüzünde nefret ifadesi vardı. "Geçenlerde yakalanan bir casusu Tarrahn Meydanı'nda astılar." dedi tavernacı ayağa kalkıp, onlara yüksekten bakarak; gözdağı vermek istercesine. "şimdi" dedi "başka bir isteğiniz yoksa işime dönebilir miyim?" Sowtria evet anlamında başını salladı ve tavernacı da onların yanından hızlı adımlarla uzaklaştı. Yolarkadaşları Sowtria!ya, onları bu belaya sürekleyen gayri resmi liderlerine bakıyorlardı. "İnanamıyorum" dedi Sowtria "Bir savaşın ortasında kaldık."
Tarrahn Muhafızları - Bölüm 2
Akşamki kara haberden sonra Sowtria bir süre uyuyamadı. Sürekli olarak savaşı düşünüyordu. Yolarkadaşlarından hiçbiri deneyimli birer savaşçı değillerdi. Aralarında en tecrübeli olanlar; Balmaran ve Sowtria bile sadece bir kere gerçekten bir goblin grubu görmüş ve onlara karşı savaşmışlardı. Nitekim bu goblinler yollarını şaşırarak sürüden ayrılan ve Palanthas'ın etrafındaki tarlalara kadar gelme cüretini gösteren "aptal" goblinlerdi. Tarrahn kadar büyük bir liman kentine yapılacak olan kuşatmada ve sonucunda yaşanacak büyük savaşta ise iyi eğitimli, organize olmuş ve yeteri kadar silahı, oku, zırhı olan goblinler yer alacaklardı. "Herhalde biz bu savaşa katılmayacağız." diye düşündü Sowtria üzülerek. Özülmüştü; çünkü; Ansalon'da yaşayan delikanlıların hiçbiri, özellikle de şövalye olmak isteyenler -Sowtria ve Balmaran şövalye olmak istiyorlardı- goblinlere karşı olan bir savaştan kaçmazlardı. "Ama bu arkadaşları için en iyisi, olayları buradan en azından yaralanmadan izleriz." diye düşündü Sowtria kendini avutmaya çalışarak. Sonra yatağının içinde sağa döndü ve yanında yatmakta olan Geron'u gördü. Kender dertsiz, tasasız ve rahat bir şekilde uyuyordu. "Ne de olsa bir kender." diye düşündü Sowtria "Bütün bu olaylar ona bir macera gibi geliyor olmalı." Daha sonra vücuduna bir rahatlık gelen savaşçı adam, sola döndü ve nihayet bir uykuya daldı.
Ertesi gün yolarkadaşları, öğlene kadar rahat ve deliksiz bir uyku çektiler. Gnom gemisinde, bir beşik içindeymiş gibi geçirdikleri gecelerin ve çektikleri mide bulantılarının üzerine, geçen akşamki sallanmadan uyunan uyku hepsine ilaç gibi gelmişti. Dinç bir şekilde güne başlayan yolarkadaşları kahvaltılarını tavernanın yemek bölümünde diğer konuklarla beraber yaptılar. Kahvaltıda, yine iki haftadır tadını unuttukları Palanthas peyniri vardı. Hepsi iştahla peyniri mideye indirdikten sonra Tarrahn'ı keşfetmeye hazırlandılar. Bütün gün boyunca şehrin dört bir yanını gezdiler. Kender Geron -kenderlerin meşhur oldukları özelliğiyle- Tarrahn'ın bir haritasını yapmaya başladı. Tavernanın olduğu yeri kağıdın ortasına çizdi, geriye kalan binaları, sarayları ve dükkanlarıysa, tavernanın etrafına çizerek, basit ama kullanışlı haritasını dört günde tamamladı. Yolarkadaşları artık istedikleri yerlere kısa sürede ve kaybolmadan varıyorlardı.
Koca iki hafta göz açıp kapayıncaya kadar geçti. Artık yolarkadaşlarının günleri oldukça boş ve sıkıcı geçiyordu. İnsanlar günler geçtikçe daha huzursuz ve sinirli görünmeye başlamışlardı. Sowtria ve arkadaşları da haberleri akşam yemeği sırasında, tavernacıyı masalarına konuk ederek, ondan öğreniyorlardı. Goblin ordusu Tarrahn'a gittikçe yaklaşıyordu. En son saldırdıkları yer Tarrahn'ın güneyinde kalan bir iç şehir olan Osbonoren'in ileri savunma hattıydı. Goblin ordusu büyük kayıplar vererek geri çekilmek zorunda kalmıştı, fakat gücünü hızla yeniliyordu. Ã?te yandan, başarılı bir savunma yapan Osbonoren'in muhafızları ise ikinci bir saldırıyı kaldıracak durumda değillerdi. İlk saldırı sonucunda muhafızların çok azı ölmesine rağmen; çoğu, üzerlerine yağmur gibi yağan goblin okları yüzünden yaralanmış ve iş yapamaz hale gelmişlerdi. Tavernacı içini çekerek, Osbonoren'in alınmasından sonra sıranın kendilerine geleceğinden hüzünlü bir şekilde bahsetti.
Bir akşam, yine tavernacıyla yedikleri akşam yemeği sırasındaki olağan konuşmalarından sonra Sowtria, Helmeper'in onu süzdüğünü ve birşeyler söylemek üzere olduğunu gördü. Helmeper Sowtria'ya tereddüt içinde bir bakış attıktan sonra "Son zamanlarda aklımı bir düşünce kurcalıyor, Sowtria." dedi. "Sence de savaş zamanı sürgün olarak buraya gönderilmemiz biraz tuhaf değil mi?" Bu buz gibi gerçeklik karşısında Sowtria afalladı. Gerçekten de bunu nasıl düşünememişti. Niye bütün bir Ansalon dururken, bu kuzey adasına, savaşın hüküm sürdüğü bu adaya gönderilmişlerdi? Palanthas halkı bilmese de Lord Kreek bu olayı biliyor olmalıydı; sonuçta insanlara yardım için kurulmuş olan şövalyelik birliği; Solamniya şövalyeleri Palanthas'ın yakınındaki bir kulede bulunmaktaydı. Eğer Kuzey Ergoth halkı Solamniya şövalyeleri'nden yardım istediyse, bu konuyu ilk öğrenenlerden biri Lord Kreek olurdu. Böyle kötü bir durumda da halk kesinlikle şövalyelerden yardım istemiş olmalıydı. Peki o zaman Solamniya şövalyeleri neden burada değillerdi ve neden yolarkadaşları buraya sürgüne gönderilmişlerdi? Bu karmaşık düşünceler içinde kafası karışan Sowtria iç geçirdi ve "Evet, bana da çok garip geldi; ama bunu uzun bir süre öğrenemeyeceğiz galiba." dedi.
Aslında o akşam Sowtria arkadaşlarıyla beraber başka bir konuyu konuşmak istiyordu. Paraları bir gelirleri olmadığı için sürekli olarak azalıyordu. "Balmaran" dedi Sowtria "Herkesin para kesesini alıp, ne kadar paramız kaldığını hesaplar mısın?" Başını sallayan Balmaran "Sorun değil, Sow." dedi. Herkes para kesesini Balmaran'a uzattı. Yolarkadaşlarının para keselerinden çıkan parlak taşları -paralarla ilgilenmiyordu- gören kenderin gözleri faltaşı gibi açıldı. Kenderlerin kötü bir davranışları vardı; gözlerine ilginç ve çekici gelen şeyleri "izinsiz ödünç alma" huyları... -en azından onlar kendilerine bu fiili uygun görmüşlerdi. Bundan dolayıdır ki, tüm Ansalon üzerinde değerli taşlar ve mücevharat satan dükkanlarda kenderlerin çok alındığı "Kenderler Giremez." yazılı tabelalar bulunurdu ve hatta bazı dükkanların önünde duran muhafızlar, içeri girmek isteyen kenderleri "nazik" bir şekilde dükkandan uzaklaştırırlardı. "217 gümüş" dedi sonunda Balmaran, hesaplamalarını bitirerek. "Tam olarak iki hafta daha idare edebileceğimiz kadar." diye konuya giriş yaptı Sowtria. "Özülerek bildiriyorum ki; büyük bir para sorunumuz var ve eğer çalışmaya başlamazsak yakında beş parasız kalacağız ve sokaklarda yatıyor olacağız." "Peki ama ne yapacağız?" diye sordu Eweryn, alacağı cevabı az çok tahmin ederek. Biliyordu ki; kendisi ve Geron önceden de para kazanmak için yaptıkları gibi, şehir meydanında çalışacaklardı. Büyücü elf kadın bir iki basit, büyülü numaralar yaparak halkı eğlendirecek, kender de alkışlayan halktan şapkasıyla adeta para dilenecekti. Bunu hiç sevmeyen ve oldukça aşağılayıcı bulan Eweryn, adamın ona vereceği cevaba itiraz etmek için hazırlandı. "Sen" diye başladı gayri resmi liderleri "ve Geron..." Bu sırada tavernanın kapısı gürültülü bir şekilde açıldı. İçeri bir Tarrahn Subayı ve iki muhafız girdi. Tavernacıyı hiç umursamadan, ön taraftaki bir sandalyenin üzerine çıktı parlak gri zırhlar içindeki subay. "Tarrahn Lordu; Lord Almerd'in emri üzerine" diye sözüne başladı subay etrafındakilerin onu dinlediklerinden emin olmak için tavernayı hızlaca süzerek "şehrimize yapılacak her türlü hain saldırıyı geri püskürtmek amacıyla, Tarrahn Muhafızlar Birliği'ne asker alınacaktır. Askerlere günlük on gümüş ödenecek, yiyecek-içecek ve kalacak yer ihtiyaçları birliğimiz tarafından karşılanacaktır. İlgilenenler Tarrahn Muhafızlar Birliği Binası'na müracat etmelidirler." Konuşmasını bitiren subay içeri girdiği gibi hızla tavernadan çıktı.
Aslında Sowtria bu seçeneği, yani goblinlere karşı savaşacak bir birliğe katılmayı, savaş haberi yüzünden uyuyamadığı gece, -biraz diktatörce de olsa- savaş yapmak çok riskli ve tehlikeli olduğu için gözardı etmişti. şimdi konu açıldığına göre Muhafızlar Birliği'ne katılıp katılmamayı arkadaşları arasında bir oylama yaparak karara bağlaması gerekiyordu. Arkadaşlarına baktı, hepsi onun söyleyeceği sözü bekliyordu. "Evet" dedi sıkıntılı bir şekilde, sanki gizlediği bir şey ortaya çıkmışcasına "subayı duydunuz. Bir oylama yapacağız. Ã?oğunluk hangi yönde sağlanırsa, ona uyacağız. Ben şahsen Muhafızlar Birliği'ne katılmayı savaşa katılmakla eşdeğer görüyorum ve oldukça da tehlikeli buluyorum. Oyum katılmamak yönündedir." "Ama Sow..." diye atladı Balmaran "biraz önce sen demiştin bize çalışmamız, para kazanmamız gerek diye. Hem böylece bir şövalye olma yolunda, savaş tecrübesi kazanarak kendimizi geliştirebiliriz, ben oyumu katılma yönünde kullanıyorum." Son kelimeleri adam, adeta yutarak söylemişti. İki savaşçı, Balmaran ve Sowtria nadiren fikir ayrılığına düşerlerdi. Balmaran da bu olaydan dolayı rahatsız olmuş ve üzüntü duymuştu. Sıra şimdi güzel elf büyücüdeydi. Sowtria kadının vereceği cevabı zaten biliyordu, elfin şehir meydanında şaklabanlık yapacağına savaşıp, büyü gücünü arttırmak ve tecrübe edinmek isteyeceğinden emindi. "Oyum Muhafızlar Birliği'ne katılmak yönündedir." dedi zarif bir ses tonuyla Eweryn, hiçbir açıklamaya gerek duymadan. Gözler Geron'a çevrildi. Kender çok heyacanlıydı. "Evet, evet" dedi heyacanla "bu muhteşem bir deneyim olacak." Kenderin de Muhafızlar Birliği'ne katılma yönünde oy vermesiyle oy durumu, üçe bir oldu. Artık druidin vereceği oyun bir anlamı kalmamıştı. Formalite icabı da olsa, herkes druide baktı. Sowtria özellikle druidin ne diyeceğini merak ediyordu. Kısa bir sessizliğin ardından "Ã?ekimserim. Karar ne olursa olsun, ona uyacağım" dedi druid. "Yeterince adil bir oylama oldu" dedi Sowtria "Yarın erkenden gidip kayıtlarımızı yaptırırız."
Yol arkadaşları, yaşanılan ani gelişme dolayısıyla unutulan ve soğuyan yemeklerini yemeğe devam ettiler. Geron hariç hepsi gayet sakindi. Geron heyecanlı bir şekilde Muhafızlar Birliği'ne katılınca yapacaklarını Balmaran'a anlatıyor, genç adam ise dinlemek istememesine rağmen, ayıp olmaması için, arada sırada onu dinlediğine dair kafasını sallıyor ve zoraki bir şekilde gülümsüyordu. Bu keyifsiz yemekten sonra yarın erkenden kalkmak için sözleştiler ve odalarına çıkıp uykuya daldılar.
Sowtria ertesi sabah erkenden kalktı. Pencereden dışarı baktı, her yer alacakaranlıktı. Bu kara görüntü Sowtria'nın içini kararttı. Daha sonra, dün akşam alınan kararı düşündü. Eğer diğerlerini karardan vazgeçirmenin bir yolu olsaydı; Sowtria bu yolu kesinlikle denerdi; çünkü onları bu olaya sürükleyen, sürgüne gönderilmelerine sebep olan kişi oydu. Eğer içlerinden birine bir zarar gelirse; çok iyi biliyordu ki hayatı boyunca vicdan azabı çekecekti. Fakat sonra "Adil bir oylama oldu." diye düşündü "Hepsi de tehlikelerin neler olduğu biliyorlardı." Bu düşünceyle içi rahatladı ve dışarıya bir kez daha baktı. şafak, denizin üzerinden kızıl bir şekilde şöküyordu. Derin bir nefes çekti o güzel bahar havasından ve arkadaşlarını uyandırmaya başladı.
Yine sakin ve sessiz geçen bir kahvaltının ardından, -kenderin haritasının da yardımıyla- Tarrahn Muhafızlar Birliği Binası'nı kolayca buldular. İçeri girmekte biraz tereddüt etseler de , sonra bütün cesaretlerini toplayıp büyük, geniş ve dökme demir kapıdan içeri adımlarını attılar.
Tarrahn Muhafızlar Birliği Binası çok büyük bir binaydı. Bina, biri bodrum katı olmak üzere toplam dört kattan oluşuyordu. Bodrum katında cephanelik, mutfak, muhafızların kalacakları yerler, giriş katı olan birinci katta, Savaşçılar Bölümü'nün eğitim odası, ikinci katta Büyücüler Bölümü'nün eğitim odası ve son katta da Rahipler Bölümü'nün eğitim odası bulunuyordu. Bina dıştan hiç de gösterişli görülmese de, içi oldukça şatafatlıydı. Duvarları eski savaşları anlatan mozaiklerle, yerler ise siyah granit ve beyaz mermerle kaplanmıştı.
Binanın içerisi serin ve loştu. "Çok erken geldik galiba." dedi Sowtria, diğerleri de başlarını evet anlamında salladılar; çünkü içerisi boş ve sessizdi. İleride bir masanın arkasında geceden kalmış bir nöbetçi kendinden geçmiş bir halde, hırıltılı hırıltılı sesler çıkararak kestiriyordu. Yavaşça nöbetçinin yanına yaklaştılar. Balmaran gür sesiyle "Bakar mısınız?" deyince adam sandalyesi üzerinde ani bir şekilde hopladı; belli ki adam korkmuştu; ancak hiç istifini bozmadan "Evet, ne istemiştiniz?" diye sordu. Balmaran "Biz Birlik'e katılmak istiyoruz, nereye müracat etmeliyiz?" diye cevapladı yüzünde biraz önceki olay nedeniyle oluşan sırıtmayı gizleyemeyerek. "Koridorun sonundaki oda." dedi nöbetçi. Teşekkür edip, nöbetçinin yanından ayrıldılar. şimdi uzun ve karanlık koridorda yürüyorlardı. Müracat Odası'nın büyük kapısına vardılar. "Geriye dönüşü olmayan bir işe kalkışıyoruz" diye geçirdi içinden Sowtria. Derin bir nefes alıp, kapıyı açtı.
İçerisi giriş katına göre daha hareketli ve aydınlıktı. Birkaç tane görevli Birlik'e kayıt olmak isteyenlere bakıyor ve kayıtlarını yapıyorlardı. Kayıt olmaya gelmiş altı-yedi kişi vardı. Hepsi de maceracı tiplerdi, Birlik'e sırf eğlenmek için girdikleri belliydi. "Durum çok vahim" diye düşündü Sowtria "Eğer bir muhafızlar birliği tecrübesiz insanları rastgele birliğe kabul ediyorsa, büyük bir muhafız ihtiyaçları vardır. Böyle bir açıkta bu altı-yedi adamla -buraya eğlenme amaçlı gelmiş maceracı adamla- kesinlikle kapanmaz." Sowtria'nın düşünceleri bir muhafızın yanına gelip soru sormasıyla dağıldı. "Birlik'e mi katılmak istiyorsunuz?" diye sordu muhafız, pek de kibar olmayan bir şekilde. "Evet" diye cevapladı Sowtria. "O halde ilk başta kayıtlarınızın yapılması gerekiyor. Beni izleyin." diye buyurdu muhafız ve yolarkadaşları da muhafızı izlediler.
Muhafız tozlu bir raftan, rulo halinde bir parşömen çıkardı. Beyaz kuştüyünden yapılma kalemini mürekkebe batırdı ve yazmaya hazır bir şekilde sordu: "Ad, soyad ve katılmak istediğiniz bölüm... Tarrahn Muhafızlar Birliği'nde üç bölüm bulunmaktadır; Savaşçılar Bölümü, Büyücüler Bölümü ve Rahipler Bölümü. Savaşçılar Bölümü'nü seçen muhafızlar direkt olarak surlarda ve savaş meydanında çarpışacak, Büyücüler Bölümü'nü seçenler yine surlarda ve savaş meydanında büyülerini yapacak, Rahipler Bölümü'nü seçenler ise cephe gerisinde yaralılara şifa dağıtacaklardır."
Yolarkadaşları teker teker isimlerini, soyisimlerini ve görevli olmak istedikleri bölümleri muhafıza bildirdiler. Muhafız da bunların hepsini büyük bir titizlik içinde rulo parşömene not aldı. Sowtria ve Balmaran Savaşçılar Bölümü'nü, Eweryn Büyücüler Bölümü'nü ve Helmeper de Rahipler Bölümü'nü seçti; fakat sıra Geron'a gelince küçük bir problem yaşandı. Adam Geron'u görünce "Aranızda bir kender olduğunu farketmemiştim." dedi "Maalesef kenderler Birlik'in bu üç bölümüne alınmıyorlar." Bu söz üzerine kender oldukça alındı ve üzüldü; fakat muhafızda en ufak bir yumuşama olmadı. Sonunda, -uzun dil dökmelerin ardından- kenderin de hiçbir şeyi "izinsiz ödünç" almayacağına Paladine üzerine yemin etmesiyle birlikte, Geron'un da kayıdı yapıldı; ama bir şartla; kender mutfakta çalışacaktı. Adam kayıt işlemini bitirdikten sonra Sowtria'ya bir kağıt uzatarak "Artık siz de bizdensiniz, şimdi gidin ve kendinize gerekli olan şeyleri bu kağıdı göstererek alın. Bölüm odalarınıza fazla geç kalmayın, eğitim hemen bu gün, yarım saat sonra başlıyor." Teşekkür eden Sowtria geri döndü ve yürümeye başladı, bu sırada kenderi gördü. Kender kafasını eğmiş, hüzünlü bir şekilde yere bakıyordu. "Herhalde o da bizim gibi Savaşçılar Bölümü'ne katılmak istiyordu." dedi Sowtria Balmaran'a bakarak. "Ama bu onun için en iyisi, bir kender savaş meydanında çok zor hayatta kalabilir." Yol arakadaşları odadan dışarı çıkıp, cephaneliği aramaya başladılar.
Uzun karanlık koridoru geçtikten sonra, muhafızlar birliğine katılmak için nereye gitmelerinin gerektiğini sordukları nöbetçiye cephaneliğin de yerini sordular. Adam -artık tamamen uyanmıştı- "Cephanelik bodrum katında. şuradaki merdivenlerden aşağı inin, cephaneliği hemen sağınızda bulacaksınız." dedi oldukça açıklayıcı bir biçimde, biraz önceki kusurunun unutulmasını umarak. Yolarkadaşları da merdivenlerden inip, cephaneliği sağlarında gördüler.
İçeri girdiler. İçerde, tezgahın arkasında iyi giyinimli ve maddi durumunun iyi olduğu -içtiği purodan ve yediği havyardan- bariz bir şekilde belli olan şişman bir adam bulunuyordu. "Biz Tarrahn Muhafızlar Birliği'ne yeni katıldık. İhtiyacımız olan şeyleri temin etmeye geldik." diye söze başladı Balmaran. Yemeğinin yarıda kesilmesinden rahatsız olduğunu belli etmek istercesine soğuk ve kaba bir şekilde "İzin kağıtlarınız?" diye buyurdu adam. Adamın tavırlarından hiç hoşlanmayan Sowtria, aynı soğuklukla kağıtları adamın önüne attı. Kağıda şöyle bir bakan adam umursamazcasına yemeğine devam ederek "İstediğinizi alın." dedi. Böylece yolarkadaşları da cephaneliği gezmeye başladılar.
Cephanelik oldukça geniş bir yerdi. Koridorlar şeklinde bölünmüştü ve bu koridorların her iki yanında da raflar bulunuyordu. Bu raflarda binbir türlü değişik renk ve ebatta balta, kılıç, hançer, kama, zırh, cüppe ve asa bulunuyordu.
Kısa bir dolaşma süresinin ardından Balamaran duvardaki meşalenin ışığında alev alev yanan bir kılıç, büyük olmasına rağmen oldukça hafif bir kalkan, ve üzerinde Tarrahn Muhafızlar Birliği'nin işareti olan -mavi arka plan üzerine bir çarpı oluşturacak şekilde yerleştirilmiş kılıç ve balta- zincir bir zırh aldı. Adam oldukça mutlu görünüyordu; çünkü ilk defa bu kadar değerli ve usta işi aletlere sahip oluyordu hayatında.
Bir şövalye olmak istiyordu Balmaran ve şövalyelik sınavında da savaş tecrübesinin çok önemli bir avantaj olduğu biliyordu; fakat hala bilincini kavrayamadığı bir şey vardı; savaşın ciddiyeti, tehlikeleri ve ölümcüllüğü.
Sowtria'da Balmaran'ın aldığı zırhtan ve kalkandan aldı; fakat farklı olarak o, eski görünmesine rağmen -cüce işine benziyordu- oldukça keskin olan bir balta aldı. Ã?yle ki Sowtria eski görünen bu baltanın elini bile kesmeyeciğini düşünerek hafifçe baltayı elinin ayasına sürtmüş ve büyük bir hata yaptığını elinde açılan derin bir kesiğin verdiği acıyla anlamıştı.
Druid Helmeper ve Büyücü Eweryn ise kahverengi, yine üzerilerinde Tarrahn Muhafızlar Birliği'nin işaretleri olan cüppelerle usta eller tarafından yapılmış ve yontulmuş oldukları belli olan asalar aldılar. Asaları aynı olmasına rağmen, cüppelerinde farklılıklar vardı. Eweryn'in cüppesinin sağ tarafında Büyücüler Bölümü'nden olduğuna dair arkası büyülü bir ateşle yanan bir okun işareti, Helmeper'in cüppesinin sağ tarafında ise onun da bir Rahipler Bölümü muhafızı olduğunu belirten koyu mavi bir artı vardı.
Kender de bir hançer almak istedi ama cephaneci yemeğini keserek ve yine bu olaydan rahatsızlık duyduğunu belli edercesine, bu sefer biraz da sinirli bir şekilde "Burada kenderin mutfakta çalışacağı yazılı. Eğer o hançeri almak istiyorsanız, parasını ödemelisiniz." dedi. Kenderin daha fazla üzülmesini istemeyen Sowtria, Balmaran'a hançerin parasını ödemesini işaret etti. Balmaran da hançerin parasını ödeyip, hançeri yeni sahibine verdi. Geron "Sağol, Balmaran" dedi. Kenderin üzüntüsü biraz geçmiş gibiydi.
Alet ihtiyaçlarını da böylece gideren yeni Tarrahn Muhafızları, akşam yemeğinde yemek salonunda buluşmak için anlaşarak, bölüm odalarına dağıldılar. Geron hariç hepsinin içi heyecandan titriyordu. Onlar artık birer muhafız, birer askerdiler ve savaş sanatını öğreneceklerdi.
Tarrahn Muhafızları - Bölüm 3
Sowtria ile Balmaran Savaşçılar Eğitim Odası'na kısa sürede ulaştılar. İçeride Birlik'e yeni kayıt olmuş muhafızların dışında, uzun süredir muhafız olan, yüksek rütbeli askerler de vardı. Savaşçı ikili içeri girdikten kısa bir süre sonra, yetkili olduğu zırhındaki desenlerden belli olan bir adam, herkesin kendisini görebilmesi için basamaklardan birinin üzerine çıkarak konuşmasına başladı. "Ben Subay Moran'ım. Eğitim süreniz boyunca benimle birlikte olacaksınız. Disiplin benim için en önemli husustur. Disiplinsizliğe kesinlikle tahammül edemem. Aranızdan biri" salonu şöyle bir süzdü "eğer bir eğitim dersine geç kalırsa, muhafızlıktan hemen atılır. şimdi, Birlik'e yeni katılanlar, siz şuraya geçin -eliyle bir köşeyi işaret etti- Erler, sağa geçin ve Keskinler siz de sola geçin."
Konuşmadan sonra subay basamaktan aşağıya inip, yeni muhafızlara doğru yürüdü. Bu sırada rütbeli olan askerler; Erler ve Keskinler ise kendi aralarında talimlere başlamışlardı. Gerçekten de çok düzenlilerdi. "Bu çok iyi." diye düşündü Sowtria "Disiplin bir askerin vasıflarından en önemlisidir." Subay Moran onların yanına geldi ve "Selam Tecrübesizler. Sizi ben çalıştıracağım. Daha demin de söylediğim gibi disiplinsizliğe kesinlikle tahammülüm yoktur; bunu asla unutmayın. şimdi ilk olarak size zırhınızı bağlamayı, kılıç ve baltalarınızı kalkanlarınızla beraber nasıl kullanmanız gerektiğini göstereceğim. Muhafızlık eğitimlerinde teorik olarak bilgi, anlamsız, manasızdır. Ben size yalnızca bir yol göstereceğim; siz savaşmayı uygulamalı olarak çalışarak, kendi kendinize öğreneceksiniz. şimdi beni takip edin." Yeni muhafızlar, adamı geniş odanın ortasına kadar takip ettiler ve etrafında bir çember oluşturdular. Subay konuşmasına devam etti "İlk önce size, Birlik'te yükselebileceğiniz rütbelerden bahsedeyim. Sizin gibilere, yani Birlik'e yeni katılanlara Tecrübesizler diye hitap ederiz. Bir aylık eğitimlerin ardından önce bir Er olmak için, sonra da bir Keskin olmak için bizzat benim tarafımdan uygulanacak olan sınava gireceksiniz." Konuşmasını bitiren adam etrafına baktı. İçini çekerek "Bunlardan birşey olmaz." diye düşündü; ama muhafız muhafızdı ve şu sıralar yeni muhafızlara gerçekten çok ihtiyaçları vardı. "şimdi zırhınızı bağlamayı öğreneceksiniz." dedi Subay Moran karamsar düşüncelerini kendinden uzaklaştırmaya çalışarak.
Balmaran ve Sowtria gün boyunca, yeni öğrendikleri yöntemleri; hızlı bir şekilde zırh takıp, çıkarmayı, seçtikleri silahı -kılıç veya balta- kullanma tekniklerini ve silahlarıyla beraber kalkan kullanmayı uzun uzun çalıştılar. Balmaran ve Sowtria dışında öğrendiklerini pek fazla ciddiye almıyorlardı diğer Tecrübesizler. Bu da onların, subayın gözüne girmelerine neden oldu. Subay, Balmaran ve Sowtria'nın yanına gelip, çalışmalarını izledi. İkisi de seçtikleri silahı, Birlik'e yeni katılmalarına rağmen gayet iyi kullanıyorlardı; fakat silah-kalkan birlikteliklerinde biraz sorunları vardı. Subay Moran "Çok iyi gidiyorsunuz çocuklar." dedi çalışmakta olan ikiliye. Daha ilk günden böyle bir iltifatı hiç beklemeyen savaşçı ikili ise çok mutlu olup, kendilerini çalışmalarına daha fazla verdiler.
**********
"Eweryn Nightwind" diye seslendi beyaz cüppeler içindeki başbüyücü. Eweryn ayağa kalktı ve "Buradayım efendim." dedi. Eweryn de kolay bir şekilde Büyücüler Bölümü'nün Eğitim Odasını ikinci katta bulmuştu. O içeri girdikten kısa bir süre sonra ise yoklama başlamıştı; dolayısıyla daha kimseyle konuşamamış ve tanışamamıştı. şu anda da yoklamanın bitmesini bekliyordu. Büyücüler Bölüm Odası geniş bir odaydı. Odanın ön tarafında, üzerine yazı yazmak için siyah granitten bir blok bulunuyordu, bloğun üzerinde ise -muhtemelen geçen dersten kalma- büyü dilinde yazılmış birkaç sözcük göze çarpıyordu. Okuduktan sonra Eweryn bunun basit bir uyku büyüsü olduğunu hatırladı. Taş bloğun önünde, blokla tam bir tezat oluşturacak şekilde karbeyazı bir cüppe içinde; yaşlı olduğu beyazlamış saçından, sakalından ve kırışmış yüzünden belli olan bir büyücü oturuyordu. Beyaz cüppeli büyücü ayağa kalktı ve "Selam sizlere genç büyücüler. Ben Palian. Burada sizin başbüyücünüz olacağım. Siz, daha çaylak olduğunuz için, normalde yavaş yavaş ilerlemeniz lazım gelirdi; fakat biliyorsunuz ki savaş çok yakın, o yüzden yeterli zamanımız yok. Sizden istediğimiz tek bir büyü var, ateştopu. Bu, orta seviye bir büyü ve büyüyü yapanı -eğer sizin gibi çaylak ise- çok yoruyor. Aynı zamanda da ölümcül bir büyü bu, konsantre olduğunuz hedefin dışında, hedefin yirmi ayak uzağına kadar yayılıyor. Bu da en azından on-on beş goblin demek." dedi. Başbüyücü, genç büyücülere baktı. Hepsinin yüzünden yeni bir büyü öğrenecek olmanın verdiği sevinç okunuyordu; ancak herşey adamın söylediği kadar kolay değildi. "Unutmayın bu dönem oldukça sancılı ve acı verici olacak." diye devam etti büyücü. Adam acı ve sancı kelimelerini öyle garip bir şekilde vurguladı ki; Eweryn dahil ve daha birçok genç büyücünün gözü korktu. şu ana kadar yaptığı en "yokedici" büyü; büyü-oku olmuştu. Onu da çok uzun süre çalışarak, birçok gece uykusuz kalıp, birkaç kez uykusuzluktan bayılacak hale gelerek ancak öğrenebilmişti. Fakat şimdi, direkt olarak ateştopunu; ölümcül ve tehlikeli bir büyüyü öğreneceklerdi. Beyaz cüppeli başbüyücü genç büyücüleri hızlı bir şekilde süzdü ve ansızın "Taş bloğun üzerinde ne yazdığını bilen var mı?" diye sordu. Eweryn'in de dahil olduğu bir grup öğrenci ellerini kaldırdılar. "Yanıma gelin." diye emretti başbüyücü arkasını dönerek. Eweryn kısa bir süre sırasını bekledi; çünkü başbüyücü, genç büyücüleri teker teker yanına çağırıp, cevaplarını dinliyordu. Sıra Eweryn'e geldi ve elf kadın büyücünün yanına nazik adımlarla ilerledi. Yanına gelince "Merhaba güzel elf hanım" dedi Palian "siz ne düşünüyorsunuz bu büyü hakkında?" "Bence bu basit bir uyku büyüsü." diye cevapladı gayet sakin ve sessiz bir şekilde Eweryn. "Demek öyle..." dedi Palian düşünceli düşünceli "Tamam, yerine dönebilirsin." Hiçbir şey anlamamış halde yerine dönüp, oturdu Eweryn. Dersin geri kalanında başbüyücü öğrencilere, büyülerin o garip dilindeki sözcüklerini yazmaları için gerekli rulo parşömenleri, mürekkebi, tüy kalemleri ve büyüyü yapabilmeleri için gerekli büyü bileşenlerini dağıttı. Ardından da, kısa bir süre, büyü kelimelerinin telaffuzu üzerinde çalıştılar. Yaşlı başbüyücü, genç büyücüleri daha ilk günden sıkmak istememişti; zaten ileride yeterince sıkılacaklardı.
Ders bittikten sonra, öğrenciler bölüm odasını yavaş yavaş terk ederken, Palian Eweryn'in de içinde bulunduğu dört kişiyi durdurdu. Geri kalan herkes sınıftan çıktıktan sonra, büyücü onlara dönerek konuşmasına başladı. "Sorduğum sorunun cevabını bilenler sizlersiniz. Bu da sizin diğerlerinden daha fazla büyü çalışmışlığınız ve bilginiz olduğunu ispatlıyor. Bu yüzden size -lafı da fazla uzatmadan- bir teklifte bulunacağım. Eğer isterseniz..." onları yılların yorgunu gözleriye büyük bir bilgelikle süzdü "sizi fazladan çalıştırabilirim. Özellikle, savaş meydanında kullanabileceğiniz, basit ama hayli kullanışlı ve hayati önem taşıyan büyüler öğretebilirim. Bunun herkes için olmasını dilerdim; fakat bilirsiniz ki, herkes aynı hızda kavrayamayabiliyor. Bu da, bu kısıtlı zaman içinde, bize vakit kaybettirirdi. Neyse, cevabınız nedir?" Seçilmiş grup minnettar bir şekilde teklifi kabul ettiler. Aldığı yorumdan mutlu olan Palian "O zaman" dedi "yarından itibaren derslerden sonra burada fazladan çalışmaya başlıyoruz."
**********
Helmeper'in günü de Eweryn'inkinden farklı geçmemişti. Onların bölümbaşları da -Rahipler Bölümü'nün başına başrahip denirdi- yeni druid ve clericlere eğitim süreci içerisinde yapacakları, amaçları ve öğrenecekleri büyüler hakkında bilgi verdi. Yeni rahipler de, sayıca az; ancak oldukça güçlü büyüler öğreneceklerdi. Druid ve clericler, ortak olarak kutsama büyüsünü, druidler ise fazladan bir de etkileme büyüsünü öğreneceklerdi. Kutsama büyüsü; uygulandığı kişiye güç ve cesaret verir, onu dayanıklı kılardı. Etkileme büyüsü ise -druidler bu büyüyü genelde hayvanlar üzerinde yaparlardı- iradesi zayıf bir varlığı, büyüyü yapan kişinin denetimi altına sokardı, veya en azından bir düşmanın kendisine saldırmasını engellerdi.
Rahipler Bölümü'nün eğitim şekli ise Büyücüler Bölümü'nün eğitim şekli ile farklılık gösterirdi. Büyücüler Bölümü'nde gün boyu büyüler çalışılÄ
[b]Tarrahn Muhafızları - Bölüm 1 [/b]
"Hadi ama Sowtria, kalk artık!" Sowtria gözlerini açtı, karşısında Geron birşeyler geveliyordu. İlk başta söyledikleri kulağa anlamsız gelse de, birkaç saniye sonra ne dediğini anlamaya başladı. "Kalk artık, Sowtria. Sonunda Kuzey Ergoth'a geldik!"
Sowtria doğruldu, uyku sersemliğinin geçmesi için biraz bekledi. Kendisi ve Balmaran dışında herkes ayaktaydı. Eweryn sopasıyla Balmaran'ın kafasına, adamın uyanması için nazikçe dokunuyordu. Sopanın her zarif dokunuşunun ardından Balmaran'ın gözleri açılır gibi oluyor, ama duymamazlığa gelerek gözlerini yine kapatıyordu. En sonunda Eweryn gerçekten kızıp, onu bir sıçana dönüştüreceğini söyleyince adam homurdanarak doğruldu. Gayri ihtiyari olarak baltasına uzandı ve sırtında taşıdığı bölüme yerleştirdi.
Üzerinde hala uyku sersemliği olan Sowtria, yüzünü yıkamak için ayağa kalktı. Bu sırada arkadaşı Helmeper'in onu izlediğini gördü. "Günaydın" dedi Helmeper "Hiç uyanmayacaksın sanmıştım." Helmeper, her zaman doğanın gerçeklerine inanır, doğayı korur ve her druid gibi doğal olmayan herşeye karşı savaşırdı. Adamın sözleriyle beraber Sowtria'ya, başından aşağı bir kazan dolusu su boşaltılmış gibi geldi. Adamın sakin ve huzur dolu sesi insana bir dinçlik ve tazelik hissi veriyordu. "Günaydın" dedi Sowtria konuyu kendinden uzaklaştırmaya çalışarak "Evet, biraz fazla uyumuşum. Demek en sonunda Kuzey Ergoth'a ulaştık." "Evet" dedi Helmeper "Buraya gelmeyi hiç arzu etmememe rağmen, en sonunda bir kara parçasına ayak basacağımız için Paladine'e minnettarım."
Sowtria ve arkadaşları; Balmaran, Eweryn, Helmeper ve Geron tam iki haftadır denizdeydiler. Sowtria, kendilerinin bu kadar sefalet çekmesine sebep olan olayı hatırladı. Palanthas Lordu Kreek vergileri arttırdıkça arttırıyordu. Aslında bu duruma oldukça sinirlenen halk, Lord Kreek ile muhafızlarından oldukça korktuğu için ses çıkarmıyor ve onlar ne yaparsa yapsın boyun eğiyordu; fakat zaten maddi durumu iyi olmayan Sowtria, bu durumu öğrenince iyice sinirlenmiş ve lordun yanına çıkmaya karar vermişti. Lordun kendisini görmeyi reddetmesiyle birlikte hiddeti artan Sowtria arkadaşlarını toplayıp, lorda karşı bir isyan başlattı. İlk başta beş arkadaştan oluşan gurup, halktan katılımlarla birlikte kısa sürede, yaklaşık iki yüz elli kişiye ulaştı. Olayları duyan Lord Kreek, muhafızlarıyla birlikte isyancı grubu karşılamaya çıktı. Lordu -özellikle de Palanthas Muhafızları'nın uzun, parlak kılıçlarıyla, keskin baltalarını- karşılarında gören halk toplandığı kadar kısa bir sürede dağıldı. Ortada kalan beş arkadaş; Sowtria, Balmaran, Eweryn, Helmeper ve Geron çıkartıldıkları Palanthas Yüksek Mahkemesi tarafından altı ay sürgün cezası aldılar ve Kuzey Ergoth'a gönderildiler.
İçini çeken Sowtria güverteye çıktı ve bir oraya, bir buraya koşuşturan telaş halindeki gnomları gördü. Bu sırada hayretler içinde farketti ki gemi sağ tarafa doğru yavaş yavaş eğiliyordu. Hemen o tarafa koştu ve aşağı bakan birkaç gnomu kenara iterek, kendisi de aşağı bakmaya başladı. Denize atılmış olan çapa, denize bir metre kala havada asılı kalmıştı. Bu yöne doğru ağırlık yapan çapa, zaten küçük olan gnom gemisini doğal olarak sağa doğru yatırmıştı. Rahatlayan Sowtria "Ne de olsa bir gnom teknesi" diye düşündü. "Bu kadarı da normal."
Gnomlar Ansalon'da yaşayan elleri teknolojiye en yatkın ırktı. Boyları uzaktan akrabaları cücelerinki ve kenderlerinki kadardı. Sürekli olarak birşeyler icat eden gnomların yapıtlarında genelde birkaç tasarım hatası bulunur ve daha sonra kurulan divanlarda bu konular uzun uzadıya tartışılarak bir çözüm üretilirdi. Bu gemideki çapa halatının kısa olmasıda bunlardan biriydi.
Sowtria geminin kaptanı Koloner Kalınyelken'i gördü. Adam söylediğine göre hayatı boyunca gemilerde yaşamıştı. Ã?yle ki, artık karada, adam kendini okyanusun ortasında, bir kayanın üzerinde durur gibi hissediyordu -en azından o öyle söylüyordu. Teni tuzdan ve güneşten yanmış, kahverengiye çalan kızıl bir renk almıştı. Kulaklarında altın ve gümüş küpeler, parmaklarında değerli taşlarla süslü yüzükler bulunuyordu. Oldukça varlıklı birine benziyordu. "Günaydın, evlat" dedi Koloner "Size de" dedi Sowtria oldukça soğuk bir dille, hiç havasında değildi -iki haftadır hiç havasında olmamıştı. Soğuk cevap karşısında afallayan kaptan tonlamasını daha resmi bir hale getirdi. "Ehm, şey artık inmeniz gerekiyor. Kuzey Ergoth'dayız." Bu sırada grubun geri kalanı da Sowtria'nın yanında toplandı. "Evet, biz de ayrılmak için hazırlanıyorduk." dedi Sowtria. "Bize geceleri kalabileceğimiz bir taverna adı verebilir misiniz?" Paranın o tatlı kokusunu alan denizci biraz da yalan söyleyerek ve az önce takındığı o resmi tavrı bozarak "Evlat, burada onlardan fazla bulamazsınız..." Onları şöyle bir süzdü. "ama isterseniz küçük bir ücret karşılığında burada, benim teknemde..." "Söz konusu bile olamaz!" diye kestirip attı Eweryn. Kadının sesi adeta korkmuş bir şekilde çıkıyordu. "Herhalde bu lanet gemide bir gün bile kalmanın düşüncesi bile onu korkutuyor." diye düşünüp, sırttı Sowtria; çünkü bu ani tepki karşısında kaptanın yüzü kızardı ve utanıp, yine o resmi halini takınmaya başladı.
Gemiden indiler. Bu sırada yine "küçük bir tasarım hatası"nın kurbanı oldular. Geminin limana inen merdivenleri çok kısa yapılmış olduğu için belli bir mesafeden limana atlamak zorunda kalmışlardı. Kara talihin bir eseri olarak, ellerindeki paranın bir kısmını taşıyan kender -paralarını çalınma riskine karşı aralarında bölüştürmüşlerdi- atlarken dengesini kaybetti ve atlayışı kısa düştü. Balmaran Geron'un sırılsıklam olmasını engellediyse de, kenderin kemerinde asılı duran para kesesinin kayıp, denizin dibini boylamasını sadece hüzünlü bir şekilde izleyebildi. Uğursuzluk daha ilk dakikadan onları bulmuştu.
Kuzey Ergoth'un bir liman kenti olan Tarrahn oldukça büyük bir yerdi. Kuzey Ergoth'un kuzey doğusunda, Rudith Dağları'nın arkasında bulunuyordu.
Bütün gün boyunça şehri tanıma amaçlı gezdiler. En sonunda ayakaları onlara isyan ederken -kaptanın bariz bir şekilde yalan söylediğini anlayarak- kendilerini birçok farklı tavernanın bulunduğu bir sokakta buldular. Fazla seçici davranmadan bir tavernaya daldılar. Burada da bütün gün boyunca gördüklerinden farklı bir manzara görmediler. Gün boyunca rastladıkları insanlar suskun ve gergindiler. Eğer yolarkadaşlarından birisi onlara birşey soracak olsa, insanlar kaçamak cevaplar verip, hemen uzaklaşıyorlardı. Bu da zaten moralsiz olan yolarkadaşlarını iyice sıkıntılı ve moralsiz yapıyordu. Belki burada, bir tavernada; yani genellikle insanların yüksek sesle konuşup, bol bol kahkaha attıkları bir yerde, durum farklı olur diye ummuşlardı; ama durum burada da aynıydı; taverna normal olmayacak kadar sessizdi. Tavernacı onları şöyle bir süzdükten sonra "Hoşgeldiniz! Ne istersiniz: oda, yiyecek, bira?" diye sordu. Aslında tavernacı da konuşmaya pek istekli değildi; ama sonuçta gelenler büyük olasıkla müşteriydiler; onlarla ilgilenmesi gerekiyordu. Balmaran tezgahın üzerine birkaç gümüş para bıraktı ve "İki oda" dedi. "Nasıl isterseniz efendim, yalnız sizi odalarınız hazırlanana kadar kısa bir süre için burada bekleteceğim." dedi tavernacı. "Sorun değil" diye karşılık verdi Balmaran ve beş arkadaş yakınlardaki bir masaya gidip, çöktüler.
Masada herkes sakindi. Sesizliği kısa bir süre sonra bozan -herşeye rağmen- neşeli kalmayı başarabilen Geron oldu. "Hadi ama, bir de şu yönden bakın; bir çok yer gezip, görmüş olacağız." Geron'un iyimser yaklaşımına karşı kimseden bir tepki gelmedi. Kender bir "Ã?ff!" çekti. Sowtria kenderin şu anda düşündüklerini tahmin edebiliyordu. "Bizi çok sıkıcı olmakla suçluyordur şu anda muhtemelen; ama sürgüne gönderilen bir insan nasıl hiçbir şey olmamış gibi davranabilir ki?" Düşüncelerini Eweryn'in konuşması dağıttı. "Fark ettiniz mi, insanlar sanki birşey gizliyormuş gibiler. Ayrıca çok da huzursuz görünüyorlar." Sowtria büyücüye karşı her zaman büyük bir saygı duyardı. Herkesin bir şekilde farkettiği, ama yorumlayamadığı olayları çok kısa zamanda, çok kolay bir şekilde söyleyebiliyordu, tıpkı şimdi olduğu gibi. "Evet" dedi Sowtria "biraz dinlendikten sonra tavernacının ağzını arasak iyi olacak galiba, değil mi Balmaran?" Koca savaşçı adamın dikkati ise tamamen farklı bir yöne, farklı bir konuya odaklanmıştı; barmen kız ve gözlerine. Sowtria derin bir iç geçirdi. Bu sırada tavernacı onlara seslendi. "Odalarınız ve yataklarınız hazır genç efendiler." Bunun üzerine, hepsi yemek saatinde aşağı inmek için anlaşarak, odalarına çıktılar.
Yemek saatinde taverna oldukça doluydu ve bir hayli gürültülüydü. Normalde bu durumdan rahatsız olması gereken yolarkadaşları, daha deminki ölüm sessizliğinin gittiğine oldukça memnunlardı; fakat yolarkadaşları görünür görünmez sadiseler önce hararetli hararetli konuşan insanlar, şiddetli bir fırtınanın içinde kalmış bir mumun sönmesi gibi ani ve karanlık bir sessizlik oluşturdular. Yolarkadaşlarının da bariz bir şekilde anladıkları gibi, insanlar beş arkadaşa, bu beş yabancıya, güvenmiyorlardı. "Aslında onları suçlamamak gerekir." diye düşündü güzel elf büyücü Eweryn "Savaş öncesi Ansalon'da birçok casus dolanıyor, onlar da bundan şüpheleniyor olmalılar.
Yeniden tavernacının yanına gidip, yiyecek birşeyler istediler, yine tezgahın üzerine birkaç gümüş para bırakarak. Az sonra gelen kızarmış keçi eti, patates ve şarapla karınlarını iyice doyurdular. İki haftadır sadece balık yiyorlardı ve bundan dolayı sürgünden önceki hayatlarında sıradan bir mönü olan keçi eti, patates ve şarap üçlüsüne Palanthas Lordu'nun sarayında binbir türlü leziz yemeklerden yiyormuşcasına minettar kaldılar.
Sowtria bir barmen kıza tavernacıyı onun yanına çağırmasını belirten bir el hareketi yaptı. Barmen kız -biraz önce Balmaran'la bakışan kız- başını salladı, Balmaran'a kaçamak bir bakış atıp, tavernacının yanına gitti. Yakışıklı bir erkekti Balmaran. Geniş omzu, adeleli vücudu ve alımlı suratı ile birçok kızın gönlünü çalmıştı, tıpkı şimdi yaptığı gibi.
Tavernacı yanlarına geldi. "Birşey mi arzu etmiştiniz genç efendiler?" diye sordu. "Evet" dedi Sowtria "sormak istediğimiz bazı sorularımız var ve sizin de cevaplayabileceğinizi umuyoruz." Sowtria bu sırada Helmeper'in onların diyaloğunu çok dikkatli bir şekilde dinlediğini farketti.
Garip bir adamdı Helmeper. Çok nadir konuşur, ama çok mantıklı sözler sarfederdi. Dışarıdan bencil ve içine kapanık görünmesine rağmen yolarakadaşlarına birçok iyilikleri dokunmuştu. Özellikle de, aralarından biri yaralanınca, ona bir druid olduğu için, tanrılar tarafından bahşedilmiş olan iyileştirme özelliğini kullanarak, arkadaşlarına şifa dağıtırdı.
Düşüncelerinden bir anda silkinerek kurtulan Sowtria, tavernacıyı dinlemeye devam etti. "Evet ne sormuştunuz?" "Ã?ncelikle bu insanlar niye bu kadar sessiz ve huzursuz?" diye sordu Sowtria tavernada oturan kişilerin dikkatini çekmemek için sessiz ve sakin konuşarak "Ve bizi görünce neden suskunlaştılar?" diye ekledi Eweryn. "Bugünler kötü günler... "diyerek sözüne başladı tavernacı "büyük bir ihtimalle duymamışsınızdır. Tarrahn'a güneyden büyük bir goblin ordusu yaklaşıyor. Güney Ergoth çoktan düştü bile. İşte bu yüzden insanların moralleri bozuk. Sizin sorunuza gelince hanımefendi..." diye devam etti tavernacı "goblin ordusunun birçok öncü-casusları var da... İnsanlar bu yüzden tedbiri elden bırakmıyorlar." Tavernacının sesi, son sözlerini söylerken daha bir gür çıkmıştı ve bu yüzden yakındaki masalardan birkaç kişi dönüp, onlara baktı. Bakanların hepsinin yüzünde nefret ifadesi vardı. "Geçenlerde yakalanan bir casusu Tarrahn Meydanı'nda astılar." dedi tavernacı ayağa kalkıp, onlara yüksekten bakarak; gözdağı vermek istercesine. "şimdi" dedi "başka bir isteğiniz yoksa işime dönebilir miyim?" Sowtria evet anlamında başını salladı ve tavernacı da onların yanından hızlı adımlarla uzaklaştı. Yolarkadaşları Sowtria!ya, onları bu belaya sürekleyen gayri resmi liderlerine bakıyorlardı. "İnanamıyorum" dedi Sowtria "Bir savaşın ortasında kaldık."
[b]
Tarrahn Muhafızları - Bölüm 2 [/b]
Akşamki kara haberden sonra Sowtria bir süre uyuyamadı. Sürekli olarak savaşı düşünüyordu. Yolarkadaşlarından hiçbiri deneyimli birer savaşçı değillerdi. Aralarında en tecrübeli olanlar; Balmaran ve Sowtria bile sadece bir kere gerçekten bir goblin grubu görmüş ve onlara karşı savaşmışlardı. Nitekim bu goblinler yollarını şaşırarak sürüden ayrılan ve Palanthas'ın etrafındaki tarlalara kadar gelme cüretini gösteren "aptal" goblinlerdi. Tarrahn kadar büyük bir liman kentine yapılacak olan kuşatmada ve sonucunda yaşanacak büyük savaşta ise iyi eğitimli, organize olmuş ve yeteri kadar silahı, oku, zırhı olan goblinler yer alacaklardı. "Herhalde biz bu savaşa katılmayacağız." diye düşündü Sowtria üzülerek. Özülmüştü; çünkü; Ansalon'da yaşayan delikanlıların hiçbiri, özellikle de şövalye olmak isteyenler -Sowtria ve Balmaran şövalye olmak istiyorlardı- goblinlere karşı olan bir savaştan kaçmazlardı. "Ama bu arkadaşları için en iyisi, olayları buradan en azından yaralanmadan izleriz." diye düşündü Sowtria kendini avutmaya çalışarak. Sonra yatağının içinde sağa döndü ve yanında yatmakta olan Geron'u gördü. Kender dertsiz, tasasız ve rahat bir şekilde uyuyordu. "Ne de olsa bir kender." diye düşündü Sowtria "Bütün bu olaylar ona bir macera gibi geliyor olmalı." Daha sonra vücuduna bir rahatlık gelen savaşçı adam, sola döndü ve nihayet bir uykuya daldı.
Ertesi gün yolarkadaşları, öğlene kadar rahat ve deliksiz bir uyku çektiler. Gnom gemisinde, bir beşik içindeymiş gibi geçirdikleri gecelerin ve çektikleri mide bulantılarının üzerine, geçen akşamki sallanmadan uyunan uyku hepsine ilaç gibi gelmişti. Dinç bir şekilde güne başlayan yolarkadaşları kahvaltılarını tavernanın yemek bölümünde diğer konuklarla beraber yaptılar. Kahvaltıda, yine iki haftadır tadını unuttukları Palanthas peyniri vardı. Hepsi iştahla peyniri mideye indirdikten sonra Tarrahn'ı keşfetmeye hazırlandılar. Bütün gün boyunca şehrin dört bir yanını gezdiler. Kender Geron -kenderlerin meşhur oldukları özelliğiyle- Tarrahn'ın bir haritasını yapmaya başladı. Tavernanın olduğu yeri kağıdın ortasına çizdi, geriye kalan binaları, sarayları ve dükkanlarıysa, tavernanın etrafına çizerek, basit ama kullanışlı haritasını dört günde tamamladı. Yolarkadaşları artık istedikleri yerlere kısa sürede ve kaybolmadan varıyorlardı.
Koca iki hafta göz açıp kapayıncaya kadar geçti. Artık yolarkadaşlarının günleri oldukça boş ve sıkıcı geçiyordu. İnsanlar günler geçtikçe daha huzursuz ve sinirli görünmeye başlamışlardı. Sowtria ve arkadaşları da haberleri akşam yemeği sırasında, tavernacıyı masalarına konuk ederek, ondan öğreniyorlardı. Goblin ordusu Tarrahn'a gittikçe yaklaşıyordu. En son saldırdıkları yer Tarrahn'ın güneyinde kalan bir iç şehir olan Osbonoren'in ileri savunma hattıydı. Goblin ordusu büyük kayıplar vererek geri çekilmek zorunda kalmıştı, fakat gücünü hızla yeniliyordu. Ã?te yandan, başarılı bir savunma yapan Osbonoren'in muhafızları ise ikinci bir saldırıyı kaldıracak durumda değillerdi. İlk saldırı sonucunda muhafızların çok azı ölmesine rağmen; çoğu, üzerlerine yağmur gibi yağan goblin okları yüzünden yaralanmış ve iş yapamaz hale gelmişlerdi. Tavernacı içini çekerek, Osbonoren'in alınmasından sonra sıranın kendilerine geleceğinden hüzünlü bir şekilde bahsetti.
Bir akşam, yine tavernacıyla yedikleri akşam yemeği sırasındaki olağan konuşmalarından sonra Sowtria, Helmeper'in onu süzdüğünü ve birşeyler söylemek üzere olduğunu gördü. Helmeper Sowtria'ya tereddüt içinde bir bakış attıktan sonra "Son zamanlarda aklımı bir düşünce kurcalıyor, Sowtria." dedi. "Sence de savaş zamanı sürgün olarak buraya gönderilmemiz biraz tuhaf değil mi?" Bu buz gibi gerçeklik karşısında Sowtria afalladı. Gerçekten de bunu nasıl düşünememişti. Niye bütün bir Ansalon dururken, bu kuzey adasına, savaşın hüküm sürdüğü bu adaya gönderilmişlerdi? Palanthas halkı bilmese de Lord Kreek bu olayı biliyor olmalıydı; sonuçta insanlara yardım için kurulmuş olan şövalyelik birliği; Solamniya şövalyeleri Palanthas'ın yakınındaki bir kulede bulunmaktaydı. Eğer Kuzey Ergoth halkı Solamniya şövalyeleri'nden yardım istediyse, bu konuyu ilk öğrenenlerden biri Lord Kreek olurdu. Böyle kötü bir durumda da halk kesinlikle şövalyelerden yardım istemiş olmalıydı. Peki o zaman Solamniya şövalyeleri neden burada değillerdi ve neden yolarkadaşları buraya sürgüne gönderilmişlerdi? Bu karmaşık düşünceler içinde kafası karışan Sowtria iç geçirdi ve "Evet, bana da çok garip geldi; ama bunu uzun bir süre öğrenemeyeceğiz galiba." dedi.
Aslında o akşam Sowtria arkadaşlarıyla beraber başka bir konuyu konuşmak istiyordu. Paraları bir gelirleri olmadığı için sürekli olarak azalıyordu. "Balmaran" dedi Sowtria "Herkesin para kesesini alıp, ne kadar paramız kaldığını hesaplar mısın?" Başını sallayan Balmaran "Sorun değil, Sow." dedi. Herkes para kesesini Balmaran'a uzattı. Yolarkadaşlarının para keselerinden çıkan parlak taşları -paralarla ilgilenmiyordu- gören kenderin gözleri faltaşı gibi açıldı. Kenderlerin kötü bir davranışları vardı; gözlerine ilginç ve çekici gelen şeyleri "izinsiz ödünç alma" huyları... -en azından onlar kendilerine bu fiili uygun görmüşlerdi. Bundan dolayıdır ki, tüm Ansalon üzerinde değerli taşlar ve mücevharat satan dükkanlarda kenderlerin çok alındığı "Kenderler Giremez." yazılı tabelalar bulunurdu ve hatta bazı dükkanların önünde duran muhafızlar, içeri girmek isteyen kenderleri "nazik" bir şekilde dükkandan uzaklaştırırlardı. "217 gümüş" dedi sonunda Balmaran, hesaplamalarını bitirerek. "Tam olarak iki hafta daha idare edebileceğimiz kadar." diye konuya giriş yaptı Sowtria. "Özülerek bildiriyorum ki; büyük bir para sorunumuz var ve eğer çalışmaya başlamazsak yakında beş parasız kalacağız ve sokaklarda yatıyor olacağız." "Peki ama ne yapacağız?" diye sordu Eweryn, alacağı cevabı az çok tahmin ederek. Biliyordu ki; kendisi ve Geron önceden de para kazanmak için yaptıkları gibi, şehir meydanında çalışacaklardı. Büyücü elf kadın bir iki basit, büyülü numaralar yaparak halkı eğlendirecek, kender de alkışlayan halktan şapkasıyla adeta para dilenecekti. Bunu hiç sevmeyen ve oldukça aşağılayıcı bulan Eweryn, adamın ona vereceği cevaba itiraz etmek için hazırlandı. "Sen" diye başladı gayri resmi liderleri "ve Geron..." Bu sırada tavernanın kapısı gürültülü bir şekilde açıldı. İçeri bir Tarrahn Subayı ve iki muhafız girdi. Tavernacıyı hiç umursamadan, ön taraftaki bir sandalyenin üzerine çıktı parlak gri zırhlar içindeki subay. "Tarrahn Lordu; Lord Almerd'in emri üzerine" diye sözüne başladı subay etrafındakilerin onu dinlediklerinden emin olmak için tavernayı hızlaca süzerek "şehrimize yapılacak her türlü hain saldırıyı geri püskürtmek amacıyla, Tarrahn Muhafızlar Birliği'ne asker alınacaktır. Askerlere günlük on gümüş ödenecek, yiyecek-içecek ve kalacak yer ihtiyaçları birliğimiz tarafından karşılanacaktır. İlgilenenler Tarrahn Muhafızlar Birliği Binası'na müracat etmelidirler." Konuşmasını bitiren subay içeri girdiği gibi hızla tavernadan çıktı.
Aslında Sowtria bu seçeneği, yani goblinlere karşı savaşacak bir birliğe katılmayı, savaş haberi yüzünden uyuyamadığı gece, -biraz diktatörce de olsa- savaş yapmak çok riskli ve tehlikeli olduğu için gözardı etmişti. şimdi konu açıldığına göre Muhafızlar Birliği'ne katılıp katılmamayı arkadaşları arasında bir oylama yaparak karara bağlaması gerekiyordu. Arkadaşlarına baktı, hepsi onun söyleyeceği sözü bekliyordu. "Evet" dedi sıkıntılı bir şekilde, sanki gizlediği bir şey ortaya çıkmışcasına "subayı duydunuz. Bir oylama yapacağız. Ã?oğunluk hangi yönde sağlanırsa, ona uyacağız. Ben şahsen Muhafızlar Birliği'ne katılmayı savaşa katılmakla eşdeğer görüyorum ve oldukça da tehlikeli buluyorum. Oyum katılmamak yönündedir." "Ama Sow..." diye atladı Balmaran "biraz önce sen demiştin bize çalışmamız, para kazanmamız gerek diye. Hem böylece bir şövalye olma yolunda, savaş tecrübesi kazanarak kendimizi geliştirebiliriz, ben oyumu katılma yönünde kullanıyorum." Son kelimeleri adam, adeta yutarak söylemişti. İki savaşçı, Balmaran ve Sowtria nadiren fikir ayrılığına düşerlerdi. Balmaran da bu olaydan dolayı rahatsız olmuş ve üzüntü duymuştu. Sıra şimdi güzel elf büyücüdeydi. Sowtria kadının vereceği cevabı zaten biliyordu, elfin şehir meydanında şaklabanlık yapacağına savaşıp, büyü gücünü arttırmak ve tecrübe edinmek isteyeceğinden emindi. "Oyum Muhafızlar Birliği'ne katılmak yönündedir." dedi zarif bir ses tonuyla Eweryn, hiçbir açıklamaya gerek duymadan. Gözler Geron'a çevrildi. Kender çok heyacanlıydı. "Evet, evet" dedi heyacanla "bu muhteşem bir deneyim olacak." Kenderin de Muhafızlar Birliği'ne katılma yönünde oy vermesiyle oy durumu, üçe bir oldu. Artık druidin vereceği oyun bir anlamı kalmamıştı. Formalite icabı da olsa, herkes druide baktı. Sowtria özellikle druidin ne diyeceğini merak ediyordu. Kısa bir sessizliğin ardından "Ã?ekimserim. Karar ne olursa olsun, ona uyacağım" dedi druid. "Yeterince adil bir oylama oldu" dedi Sowtria "Yarın erkenden gidip kayıtlarımızı yaptırırız."
Yol arkadaşları, yaşanılan ani gelişme dolayısıyla unutulan ve soğuyan yemeklerini yemeğe devam ettiler. Geron hariç hepsi gayet sakindi. Geron heyecanlı bir şekilde Muhafızlar Birliği'ne katılınca yapacaklarını Balmaran'a anlatıyor, genç adam ise dinlemek istememesine rağmen, ayıp olmaması için, arada sırada onu dinlediğine dair kafasını sallıyor ve zoraki bir şekilde gülümsüyordu. Bu keyifsiz yemekten sonra yarın erkenden kalkmak için sözleştiler ve odalarına çıkıp uykuya daldılar.
Sowtria ertesi sabah erkenden kalktı. Pencereden dışarı baktı, her yer alacakaranlıktı. Bu kara görüntü Sowtria'nın içini kararttı. Daha sonra, dün akşam alınan kararı düşündü. Eğer diğerlerini karardan vazgeçirmenin bir yolu olsaydı; Sowtria bu yolu kesinlikle denerdi; çünkü onları bu olaya sürükleyen, sürgüne gönderilmelerine sebep olan kişi oydu. Eğer içlerinden birine bir zarar gelirse; çok iyi biliyordu ki hayatı boyunca vicdan azabı çekecekti. Fakat sonra "Adil bir oylama oldu." diye düşündü "Hepsi de tehlikelerin neler olduğu biliyorlardı." Bu düşünceyle içi rahatladı ve dışarıya bir kez daha baktı. şafak, denizin üzerinden kızıl bir şekilde şöküyordu. Derin bir nefes çekti o güzel bahar havasından ve arkadaşlarını uyandırmaya başladı.
Yine sakin ve sessiz geçen bir kahvaltının ardından, -kenderin haritasının da yardımıyla- Tarrahn Muhafızlar Birliği Binası'nı kolayca buldular. İçeri girmekte biraz tereddüt etseler de , sonra bütün cesaretlerini toplayıp büyük, geniş ve dökme demir kapıdan içeri adımlarını attılar.
Tarrahn Muhafızlar Birliği Binası çok büyük bir binaydı. Bina, biri bodrum katı olmak üzere toplam dört kattan oluşuyordu. Bodrum katında cephanelik, mutfak, muhafızların kalacakları yerler, giriş katı olan birinci katta, Savaşçılar Bölümü'nün eğitim odası, ikinci katta Büyücüler Bölümü'nün eğitim odası ve son katta da Rahipler Bölümü'nün eğitim odası bulunuyordu. Bina dıştan hiç de gösterişli görülmese de, içi oldukça şatafatlıydı. Duvarları eski savaşları anlatan mozaiklerle, yerler ise siyah granit ve beyaz mermerle kaplanmıştı.
Binanın içerisi serin ve loştu. "Çok erken geldik galiba." dedi Sowtria, diğerleri de başlarını evet anlamında salladılar; çünkü içerisi boş ve sessizdi. İleride bir masanın arkasında geceden kalmış bir nöbetçi kendinden geçmiş bir halde, hırıltılı hırıltılı sesler çıkararak kestiriyordu. Yavaşça nöbetçinin yanına yaklaştılar. Balmaran gür sesiyle "Bakar mısınız?" deyince adam sandalyesi üzerinde ani bir şekilde hopladı; belli ki adam korkmuştu; ancak hiç istifini bozmadan "Evet, ne istemiştiniz?" diye sordu. Balmaran "Biz Birlik'e katılmak istiyoruz, nereye müracat etmeliyiz?" diye cevapladı yüzünde biraz önceki olay nedeniyle oluşan sırıtmayı gizleyemeyerek. "Koridorun sonundaki oda." dedi nöbetçi. Teşekkür edip, nöbetçinin yanından ayrıldılar. şimdi uzun ve karanlık koridorda yürüyorlardı. Müracat Odası'nın büyük kapısına vardılar. "Geriye dönüşü olmayan bir işe kalkışıyoruz" diye geçirdi içinden Sowtria. Derin bir nefes alıp, kapıyı açtı.
İçerisi giriş katına göre daha hareketli ve aydınlıktı. Birkaç tane görevli Birlik'e kayıt olmak isteyenlere bakıyor ve kayıtlarını yapıyorlardı. Kayıt olmaya gelmiş altı-yedi kişi vardı. Hepsi de maceracı tiplerdi, Birlik'e sırf eğlenmek için girdikleri belliydi. "Durum çok vahim" diye düşündü Sowtria "Eğer bir muhafızlar birliği tecrübesiz insanları rastgele birliğe kabul ediyorsa, büyük bir muhafız ihtiyaçları vardır. Böyle bir açıkta bu altı-yedi adamla -buraya eğlenme amaçlı gelmiş maceracı adamla- kesinlikle kapanmaz." Sowtria'nın düşünceleri bir muhafızın yanına gelip soru sormasıyla dağıldı. "Birlik'e mi katılmak istiyorsunuz?" diye sordu muhafız, pek de kibar olmayan bir şekilde. "Evet" diye cevapladı Sowtria. "O halde ilk başta kayıtlarınızın yapılması gerekiyor. Beni izleyin." diye buyurdu muhafız ve yolarkadaşları da muhafızı izlediler.
Muhafız tozlu bir raftan, rulo halinde bir parşömen çıkardı. Beyaz kuştüyünden yapılma kalemini mürekkebe batırdı ve yazmaya hazır bir şekilde sordu: "Ad, soyad ve katılmak istediğiniz bölüm... Tarrahn Muhafızlar Birliği'nde üç bölüm bulunmaktadır; Savaşçılar Bölümü, Büyücüler Bölümü ve Rahipler Bölümü. Savaşçılar Bölümü'nü seçen muhafızlar direkt olarak surlarda ve savaş meydanında çarpışacak, Büyücüler Bölümü'nü seçenler yine surlarda ve savaş meydanında büyülerini yapacak, Rahipler Bölümü'nü seçenler ise cephe gerisinde yaralılara şifa dağıtacaklardır."
Yolarkadaşları teker teker isimlerini, soyisimlerini ve görevli olmak istedikleri bölümleri muhafıza bildirdiler. Muhafız da bunların hepsini büyük bir titizlik içinde rulo parşömene not aldı. Sowtria ve Balmaran Savaşçılar Bölümü'nü, Eweryn Büyücüler Bölümü'nü ve Helmeper de Rahipler Bölümü'nü seçti; fakat sıra Geron'a gelince küçük bir problem yaşandı. Adam Geron'u görünce "Aranızda bir kender olduğunu farketmemiştim." dedi "Maalesef kenderler Birlik'in bu üç bölümüne alınmıyorlar." Bu söz üzerine kender oldukça alındı ve üzüldü; fakat muhafızda en ufak bir yumuşama olmadı. Sonunda, -uzun dil dökmelerin ardından- kenderin de hiçbir şeyi "izinsiz ödünç" almayacağına Paladine üzerine yemin etmesiyle birlikte, Geron'un da kayıdı yapıldı; ama bir şartla; kender mutfakta çalışacaktı. Adam kayıt işlemini bitirdikten sonra Sowtria'ya bir kağıt uzatarak "Artık siz de bizdensiniz, şimdi gidin ve kendinize gerekli olan şeyleri bu kağıdı göstererek alın. Bölüm odalarınıza fazla geç kalmayın, eğitim hemen bu gün, yarım saat sonra başlıyor." Teşekkür eden Sowtria geri döndü ve yürümeye başladı, bu sırada kenderi gördü. Kender kafasını eğmiş, hüzünlü bir şekilde yere bakıyordu. "Herhalde o da bizim gibi Savaşçılar Bölümü'ne katılmak istiyordu." dedi Sowtria Balmaran'a bakarak. "Ama bu onun için en iyisi, bir kender savaş meydanında çok zor hayatta kalabilir." Yol arakadaşları odadan dışarı çıkıp, cephaneliği aramaya başladılar.
Uzun karanlık koridoru geçtikten sonra, muhafızlar birliğine katılmak için nereye gitmelerinin gerektiğini sordukları nöbetçiye cephaneliğin de yerini sordular. Adam -artık tamamen uyanmıştı- "Cephanelik bodrum katında. şuradaki merdivenlerden aşağı inin, cephaneliği hemen sağınızda bulacaksınız." dedi oldukça açıklayıcı bir biçimde, biraz önceki kusurunun unutulmasını umarak. Yolarkadaşları da merdivenlerden inip, cephaneliği sağlarında gördüler.
İçeri girdiler. İçerde, tezgahın arkasında iyi giyinimli ve maddi durumunun iyi olduğu -içtiği purodan ve yediği havyardan- bariz bir şekilde belli olan şişman bir adam bulunuyordu. "Biz Tarrahn Muhafızlar Birliği'ne yeni katıldık. İhtiyacımız olan şeyleri temin etmeye geldik." diye söze başladı Balmaran. Yemeğinin yarıda kesilmesinden rahatsız olduğunu belli etmek istercesine soğuk ve kaba bir şekilde "İzin kağıtlarınız?" diye buyurdu adam. Adamın tavırlarından hiç hoşlanmayan Sowtria, aynı soğuklukla kağıtları adamın önüne attı. Kağıda şöyle bir bakan adam umursamazcasına yemeğine devam ederek "İstediğinizi alın." dedi. Böylece yolarkadaşları da cephaneliği gezmeye başladılar.
Cephanelik oldukça geniş bir yerdi. Koridorlar şeklinde bölünmüştü ve bu koridorların her iki yanında da raflar bulunuyordu. Bu raflarda binbir türlü değişik renk ve ebatta balta, kılıç, hançer, kama, zırh, cüppe ve asa bulunuyordu.
Kısa bir dolaşma süresinin ardından Balamaran duvardaki meşalenin ışığında alev alev yanan bir kılıç, büyük olmasına rağmen oldukça hafif bir kalkan, ve üzerinde Tarrahn Muhafızlar Birliği'nin işareti olan -mavi arka plan üzerine bir çarpı oluşturacak şekilde yerleştirilmiş kılıç ve balta- zincir bir zırh aldı. Adam oldukça mutlu görünüyordu; çünkü ilk defa bu kadar değerli ve usta işi aletlere sahip oluyordu hayatında.
Bir şövalye olmak istiyordu Balmaran ve şövalyelik sınavında da savaş tecrübesinin çok önemli bir avantaj olduğu biliyordu; fakat hala bilincini kavrayamadığı bir şey vardı; savaşın ciddiyeti, tehlikeleri ve ölümcüllüğü.
Sowtria'da Balmaran'ın aldığı zırhtan ve kalkandan aldı; fakat farklı olarak o, eski görünmesine rağmen -cüce işine benziyordu- oldukça keskin olan bir balta aldı. Ã?yle ki Sowtria eski görünen bu baltanın elini bile kesmeyeciğini düşünerek hafifçe baltayı elinin ayasına sürtmüş ve büyük bir hata yaptığını elinde açılan derin bir kesiğin verdiği acıyla anlamıştı.
Druid Helmeper ve Büyücü Eweryn ise kahverengi, yine üzerilerinde Tarrahn Muhafızlar Birliği'nin işaretleri olan cüppelerle usta eller tarafından yapılmış ve yontulmuş oldukları belli olan asalar aldılar. Asaları aynı olmasına rağmen, cüppelerinde farklılıklar vardı. Eweryn'in cüppesinin sağ tarafında Büyücüler Bölümü'nden olduğuna dair arkası büyülü bir ateşle yanan bir okun işareti, Helmeper'in cüppesinin sağ tarafında ise onun da bir Rahipler Bölümü muhafızı olduğunu belirten koyu mavi bir artı vardı.
Kender de bir hançer almak istedi ama cephaneci yemeğini keserek ve yine bu olaydan rahatsızlık duyduğunu belli edercesine, bu sefer biraz da sinirli bir şekilde "Burada kenderin mutfakta çalışacağı yazılı. Eğer o hançeri almak istiyorsanız, parasını ödemelisiniz." dedi. Kenderin daha fazla üzülmesini istemeyen Sowtria, Balmaran'a hançerin parasını ödemesini işaret etti. Balmaran da hançerin parasını ödeyip, hançeri yeni sahibine verdi. Geron "Sağol, Balmaran" dedi. Kenderin üzüntüsü biraz geçmiş gibiydi.
Alet ihtiyaçlarını da böylece gideren yeni Tarrahn Muhafızları, akşam yemeğinde yemek salonunda buluşmak için anlaşarak, bölüm odalarına dağıldılar. Geron hariç hepsinin içi heyecandan titriyordu. Onlar artık birer muhafız, birer askerdiler ve savaş sanatını öğreneceklerdi.
[b]
Tarrahn Muhafızları - Bölüm 3 [/b]
Sowtria ile Balmaran Savaşçılar Eğitim Odası'na kısa sürede ulaştılar. İçeride Birlik'e yeni kayıt olmuş muhafızların dışında, uzun süredir muhafız olan, yüksek rütbeli askerler de vardı. Savaşçı ikili içeri girdikten kısa bir süre sonra, yetkili olduğu zırhındaki desenlerden belli olan bir adam, herkesin kendisini görebilmesi için basamaklardan birinin üzerine çıkarak konuşmasına başladı. "Ben Subay Moran'ım. Eğitim süreniz boyunca benimle birlikte olacaksınız. Disiplin benim için en önemli husustur. Disiplinsizliğe kesinlikle tahammül edemem. Aranızdan biri" salonu şöyle bir süzdü "eğer bir eğitim dersine geç kalırsa, muhafızlıktan hemen atılır. şimdi, Birlik'e yeni katılanlar, siz şuraya geçin -eliyle bir köşeyi işaret etti- Erler, sağa geçin ve Keskinler siz de sola geçin."
Konuşmadan sonra subay basamaktan aşağıya inip, yeni muhafızlara doğru yürüdü. Bu sırada rütbeli olan askerler; Erler ve Keskinler ise kendi aralarında talimlere başlamışlardı. Gerçekten de çok düzenlilerdi. "Bu çok iyi." diye düşündü Sowtria "Disiplin bir askerin vasıflarından en önemlisidir." Subay Moran onların yanına geldi ve "Selam Tecrübesizler. Sizi ben çalıştıracağım. Daha demin de söylediğim gibi disiplinsizliğe kesinlikle tahammülüm yoktur; bunu asla unutmayın. şimdi ilk olarak size zırhınızı bağlamayı, kılıç ve baltalarınızı kalkanlarınızla beraber nasıl kullanmanız gerektiğini göstereceğim. Muhafızlık eğitimlerinde teorik olarak bilgi, anlamsız, manasızdır. Ben size yalnızca bir yol göstereceğim; siz savaşmayı uygulamalı olarak çalışarak, kendi kendinize öğreneceksiniz. şimdi beni takip edin." Yeni muhafızlar, adamı geniş odanın ortasına kadar takip ettiler ve etrafında bir çember oluşturdular. Subay konuşmasına devam etti "İlk önce size, Birlik'te yükselebileceğiniz rütbelerden bahsedeyim. Sizin gibilere, yani Birlik'e yeni katılanlara Tecrübesizler diye hitap ederiz. Bir aylık eğitimlerin ardından önce bir Er olmak için, sonra da bir Keskin olmak için bizzat benim tarafımdan uygulanacak olan sınava gireceksiniz." Konuşmasını bitiren adam etrafına baktı. İçini çekerek "Bunlardan birşey olmaz." diye düşündü; ama muhafız muhafızdı ve şu sıralar yeni muhafızlara gerçekten çok ihtiyaçları vardı. "şimdi zırhınızı bağlamayı öğreneceksiniz." dedi Subay Moran karamsar düşüncelerini kendinden uzaklaştırmaya çalışarak.
Balmaran ve Sowtria gün boyunca, yeni öğrendikleri yöntemleri; hızlı bir şekilde zırh takıp, çıkarmayı, seçtikleri silahı -kılıç veya balta- kullanma tekniklerini ve silahlarıyla beraber kalkan kullanmayı uzun uzun çalıştılar. Balmaran ve Sowtria dışında öğrendiklerini pek fazla ciddiye almıyorlardı diğer Tecrübesizler. Bu da onların, subayın gözüne girmelerine neden oldu. Subay, Balmaran ve Sowtria'nın yanına gelip, çalışmalarını izledi. İkisi de seçtikleri silahı, Birlik'e yeni katılmalarına rağmen gayet iyi kullanıyorlardı; fakat silah-kalkan birlikteliklerinde biraz sorunları vardı. Subay Moran "Çok iyi gidiyorsunuz çocuklar." dedi çalışmakta olan ikiliye. Daha ilk günden böyle bir iltifatı hiç beklemeyen savaşçı ikili ise çok mutlu olup, kendilerini çalışmalarına daha fazla verdiler.
**********
"Eweryn Nightwind" diye seslendi beyaz cüppeler içindeki başbüyücü. Eweryn ayağa kalktı ve "Buradayım efendim." dedi. Eweryn de kolay bir şekilde Büyücüler Bölümü'nün Eğitim Odasını ikinci katta bulmuştu. O içeri girdikten kısa bir süre sonra ise yoklama başlamıştı; dolayısıyla daha kimseyle konuşamamış ve tanışamamıştı. şu anda da yoklamanın bitmesini bekliyordu. Büyücüler Bölüm Odası geniş bir odaydı. Odanın ön tarafında, üzerine yazı yazmak için siyah granitten bir blok bulunuyordu, bloğun üzerinde ise -muhtemelen geçen dersten kalma- büyü dilinde yazılmış birkaç sözcük göze çarpıyordu. Okuduktan sonra Eweryn bunun basit bir uyku büyüsü olduğunu hatırladı. Taş bloğun önünde, blokla tam bir tezat oluşturacak şekilde karbeyazı bir cüppe içinde; yaşlı olduğu beyazlamış saçından, sakalından ve kırışmış yüzünden belli olan bir büyücü oturuyordu. Beyaz cüppeli büyücü ayağa kalktı ve "Selam sizlere genç büyücüler. Ben Palian. Burada sizin başbüyücünüz olacağım. Siz, daha çaylak olduğunuz için, normalde yavaş yavaş ilerlemeniz lazım gelirdi; fakat biliyorsunuz ki savaş çok yakın, o yüzden yeterli zamanımız yok. Sizden istediğimiz tek bir büyü var, ateştopu. Bu, orta seviye bir büyü ve büyüyü yapanı -eğer sizin gibi çaylak ise- çok yoruyor. Aynı zamanda da ölümcül bir büyü bu, konsantre olduğunuz hedefin dışında, hedefin yirmi ayak uzağına kadar yayılıyor. Bu da en azından on-on beş goblin demek." dedi. Başbüyücü, genç büyücülere baktı. Hepsinin yüzünden yeni bir büyü öğrenecek olmanın verdiği sevinç okunuyordu; ancak herşey adamın söylediği kadar kolay değildi. "Unutmayın bu dönem oldukça sancılı ve acı verici olacak." diye devam etti büyücü. Adam acı ve sancı kelimelerini öyle garip bir şekilde vurguladı ki; Eweryn dahil ve daha birçok genç büyücünün gözü korktu. şu ana kadar yaptığı en "yokedici" büyü; büyü-oku olmuştu. Onu da çok uzun süre çalışarak, birçok gece uykusuz kalıp, birkaç kez uykusuzluktan bayılacak hale gelerek ancak öğrenebilmişti. Fakat şimdi, direkt olarak ateştopunu; ölümcül ve tehlikeli bir büyüyü öğreneceklerdi. Beyaz cüppeli başbüyücü genç büyücüleri hızlı bir şekilde süzdü ve ansızın "Taş bloğun üzerinde ne yazdığını bilen var mı?" diye sordu. Eweryn'in de dahil olduğu bir grup öğrenci ellerini kaldırdılar. "Yanıma gelin." diye emretti başbüyücü arkasını dönerek. Eweryn kısa bir süre sırasını bekledi; çünkü başbüyücü, genç büyücüleri teker teker yanına çağırıp, cevaplarını dinliyordu. Sıra Eweryn'e geldi ve elf kadın büyücünün yanına nazik adımlarla ilerledi. Yanına gelince "Merhaba güzel elf hanım" dedi Palian "siz ne düşünüyorsunuz bu büyü hakkında?" "Bence bu basit bir uyku büyüsü." diye cevapladı gayet sakin ve sessiz bir şekilde Eweryn. "Demek öyle..." dedi Palian düşünceli düşünceli "Tamam, yerine dönebilirsin." Hiçbir şey anlamamış halde yerine dönüp, oturdu Eweryn. Dersin geri kalanında başbüyücü öğrencilere, büyülerin o garip dilindeki sözcüklerini yazmaları için gerekli rulo parşömenleri, mürekkebi, tüy kalemleri ve büyüyü yapabilmeleri için gerekli büyü bileşenlerini dağıttı. Ardından da, kısa bir süre, büyü kelimelerinin telaffuzu üzerinde çalıştılar. Yaşlı başbüyücü, genç büyücüleri daha ilk günden sıkmak istememişti; zaten ileride yeterince sıkılacaklardı.
Ders bittikten sonra, öğrenciler bölüm odasını yavaş yavaş terk ederken, Palian Eweryn'in de içinde bulunduğu dört kişiyi durdurdu. Geri kalan herkes sınıftan çıktıktan sonra, büyücü onlara dönerek konuşmasına başladı. "Sorduğum sorunun cevabını bilenler sizlersiniz. Bu da sizin diğerlerinden daha fazla büyü çalışmışlığınız ve bilginiz olduğunu ispatlıyor. Bu yüzden size -lafı da fazla uzatmadan- bir teklifte bulunacağım. Eğer isterseniz..." onları yılların yorgunu gözleriye büyük bir bilgelikle süzdü "sizi fazladan çalıştırabilirim. Özellikle, savaş meydanında kullanabileceğiniz, basit ama hayli kullanışlı ve hayati önem taşıyan büyüler öğretebilirim. Bunun herkes için olmasını dilerdim; fakat bilirsiniz ki, herkes aynı hızda kavrayamayabiliyor. Bu da, bu kısıtlı zaman içinde, bize vakit kaybettirirdi. Neyse, cevabınız nedir?" Seçilmiş grup minnettar bir şekilde teklifi kabul ettiler. Aldığı yorumdan mutlu olan Palian "O zaman" dedi "yarından itibaren derslerden sonra burada fazladan çalışmaya başlıyoruz."
**********
Helmeper'in günü de Eweryn'inkinden farklı geçmemişti. Onların bölümbaşları da -Rahipler Bölümü'nün başına başrahip denirdi- yeni druid ve clericlere eğitim süreci içerisinde yapacakları, amaçları ve öğrenecekleri büyüler hakkında bilgi verdi. Yeni rahipler de, sayıca az; ancak oldukça güçlü büyüler öğreneceklerdi. Druid ve clericler, ortak olarak kutsama büyüsünü, druidler ise fazladan bir de etkileme büyüsünü öğreneceklerdi. Kutsama büyüsü; uygulandığı kişiye güç ve cesaret verir, onu dayanıklı kılardı. Etkileme büyüsü ise -druidler bu büyüyü genelde hayvanlar üzerinde yaparlardı- iradesi zayıf bir varlığı, büyüyü yapan kişinin denetimi altına sokardı, veya en azından bir düşmanın kendisine saldırmasını engellerdi.
Rahipler Bölümü'nün eğitim şekli ise Büyücüler Bölümü'nün eğitim şekli ile farklılık gösterirdi. Büyücüler Bölümü'nde gün boyu büyüler çalışılÄ