by erenozy » Fri Oct 20, 2006 4:40 pm
Kolcu Blarding, bu sefer diğerlerinden farklı bir ekiple yola çıkmıştı. Kolcunun bu sefer önderlik ettiği grupta, bir necromancer, iki kılıç ustası ve dört yay öğreteni vardı. Bu yolculuk bizzat Kralın kendisi tarafından finanse ediliyordu ve gruptaki diğer kişiler paralı asker değil, kralın kendi seçkin adamlarından oluşmaktaydı. Bu işin Blarding' e gelmesi sadece onun krallık üzerindeki en iyi iz bulucu olmasından kaynaklanmaktaydı. Ona söylenen sadece Chardiya' daki bir vadiyi bulmasıydı. Yolculuğun ne ile ilgili olduğu, tam hedeflerinin ne olduğu söylenmemişti. Vadiyi bulduklarında liderliği gruptaki necromancer ( Dylan) alacaktı ve emirlerinin sorgusuz gerçekleştirilmesi isteniyordu. Bu durum Blarding' in umrada bile değildi, o sadece söyleneni yapar, takım arkadaşlarını sağ sağlim şehire geri döndürür ve parasını alırdı. Doğu Trager krallığı sınırlarından ayrılalı dört gün olmuştu ve yolun bundan sonrasında kalabilecekleri bir han yoktu. Yol burdan sonra tahmini onüç gün sürecekti ve yolları üç gün yer yer geniş çalılıklarla kaplı, bazen ufak tepeler bazende su yataklarıyla karşılaşabilecekleri bir ovadan geçiyordu. Yolculuğun zorlu kısmı Dhara ormanı olacaktı, bu ormanda kötü ruhların dolaştığı söylentisi vardı. Ormandaki yolculuğu iki gün olarak düşünüyorlardı. Ormandan çıktıktan sonraki yolları terk edilmiş ve unutulmuş efsanevi sehir Chardiya' ya kadar türlü tehlikelerle doluydu...
Dhara ormanından çıktıklarından beri konuşmuyorlardı.Ormandan çıkmalarına sadece yarım günlük bir at sürüş mesafesi kaldığında, bir şok dalgası olmuştu ve arkadan takip eden okçulardan biri atından düşmüştü. Hepsi birden okçuya neyin saldırdığını görmeye çalıştıklarında bir tayf ortaya çıkmıştı ve yerde acı ile kıvranan okçunun tepesine dikilmişti. Tayf okçunun ruhunu emmiş ve grubun geri kalanına dönerek " geçiş ücretini ödediniz, şimdi hızla defolun topraklarımızdan" demişti. Sesi ne bir insanınkine benziyor, nede bir hayvanınkine benziyordu. Gökgürültüsü gibiydi ve insanın kanını donduruyordu. Tayf ortadan kaybolduktan sonra, yol arkadaşlarının cesedine bakmaya gitmişlerdi ve sadece arkadaşlarının giysileri ve silahları duruyordu. Ortada bir ceset yoktu. Görüntü karşısında serseme dönmüşlerdi ve hızla atlarını ormanın çıkışına döndürmüşleri. Sakinliğini tek koruya Dylan' dı, bu tarz görüntülere alışmıştı. Ormandan çıkacakları sırada arkalarından aynı tayfın kahkahalarını duydular, atlarını dahada hızlandırıp üç saat boyunca hiç durmadan at sürdüler.
Chardiya' ya ulaştıklarında planlarındaki gibi onüç gün değil, yirmialtı gün harcamışlardı. Ama tuhaf bir şekilde yolda hiç bir saldırı görmemişleri, ne haydutlar, ne yaratıklar nede işgüzar elfler. Tek saldırı ormandan çıkmalarına az bir zaman kala bir tayf tarafından olmuştu, geçiş ücretini alan tayf grubun geri kalanına dokunmadan onları serbest bırakmıştı. Vadiyi bulduktan sonra Dylan grubun liderliğini aldı ve onları vadinin karanlık köşesinde etrafında sadece tek bir ağacın olduğu bir yere getirdi. Bu kurumuş agaç, sanki büyük bir yangında yanmış gibi duruyordu ve kesinlikle ölüydü. Askerler burda durmaktan hoşlanmasada Dylan' ın emirleri beklemelerini söylüyordu ve emirlere uymak askerlerin işiydi. Dylan kesesinden pis kokan bir kaç eşya çıkardı, ufak bir ateş yaktı ve dua etmeye başladı. Dua etmeye başlamasından onbeş dakika sonra ağacın altındaki toprak yarıldı ve aşşağıya inen bir geçidi ortaya çıkardı. Askerler şaşırmış durumdaydı, hepsi boş ifadelerle kılıçlarına sarılmışlardı ve Dylan ın suratına bakıyorlardı. Dylan duasını bitirdikten sonra, yarığı işaret etti ve " aşşağıya iniyoruz, az bir yolculuğumuz kaldı beyler" dedi. Yarık onlar aşşağıya inmeye başladıktan sonra aniden üzerlerine kapandı ve, mağaranın ( ya da yoktan var olan yolun) duvarları aydınlanmaya başladı. Işık o kadar canlı değildi ama önlerini görmelerine yardımcı oluyordu ve kesinlikle bir kaynağı yoktu. Yolun sonuna geldiklerinde şok oldular, bir açıklıkta binlerce cehennem yaratığı durmuş, ilerideki sunağın üzerinde konuşan birini dinliyorlardı. Sunağın üzerindekinin kim olduğu ( ya da ne olduğu ) belli olmuyordu ama yaklaşık iki metre boyunda, simsiyah zırhlar içerisindeydi ve gözleri kızıl kızıl parlıyordu. Aşşağıda binlerce yaratık sevinç çığlıkları atmaya başladılar ve uluyarak sunaktaki adamın işaret ettiği yöne doğru atılmaya başladılar. Neler olduğunu anlamayan askerler Dylan' a dönmüşlerdi, Dylanın yüzü bembeyazdı. Ağzından sadece fısıltı şeklinde iki kelime çıktı" Khard döndü". Dylan ufak kamasını çekerek, yanındaki askerlerden birinin boğazını kesti ve dua etmeye başladı. Oldukları yerde dona kalan askerler daha ne yapacaklarını bilemeden, boğazı kesilen okçunun hayaleti bedeninden çıktı ve Dylan' ın önünde emir bekleresine durdu."önce Kral Derios' a git ve Khard' ın gerçekten bu dünyada tekrar yürümeye başladığını söyle, sonrada Dhara ormanında benim kardeşlerimden birini bul ve olanlardan haberdar et. şimdi gidebilirsin kardeşim, görevlerini yerine getirdikten sonra ruhun özgürlüğe kavuşsun. Ölümün kapılarına giderken rahat yürü çünkü Tanrı Derios seni sıcak karşılayacaktır" . Askerin hayaleti oradan ayrıldıktan sonra arkalarında tiz bir çığlık duydular ve arkalarındaki karanlığın kızıl gözlerle dolu olduğunu farkettiler. Hepsinin kanı donmuştu, daha kılıçlarını kaldıramadan hepsi katledilmişti, cesetlerini ise karanlığın uşakları yemeye başlamıştı....
Alıntı *yazının orjinali http://www.ayyas.com/frp-and-mithology/13566-digerleri/ *
Kolcu Blarding, bu sefer diğerlerinden farklı bir ekiple yola çıkmıştı. Kolcunun bu sefer önderlik ettiği grupta, bir necromancer, iki kılıç ustası ve dört yay öğreteni vardı. Bu yolculuk bizzat Kralın kendisi tarafından finanse ediliyordu ve gruptaki diğer kişiler paralı asker değil, kralın kendi seçkin adamlarından oluşmaktaydı. Bu işin Blarding' e gelmesi sadece onun krallık üzerindeki en iyi iz bulucu olmasından kaynaklanmaktaydı. Ona söylenen sadece Chardiya' daki bir vadiyi bulmasıydı. Yolculuğun ne ile ilgili olduğu, tam hedeflerinin ne olduğu söylenmemişti. Vadiyi bulduklarında liderliği gruptaki necromancer ( Dylan) alacaktı ve emirlerinin sorgusuz gerçekleştirilmesi isteniyordu. Bu durum Blarding' in umrada bile değildi, o sadece söyleneni yapar, takım arkadaşlarını sağ sağlim şehire geri döndürür ve parasını alırdı. Doğu Trager krallığı sınırlarından ayrılalı dört gün olmuştu ve yolun bundan sonrasında kalabilecekleri bir han yoktu. Yol burdan sonra tahmini onüç gün sürecekti ve yolları üç gün yer yer geniş çalılıklarla kaplı, bazen ufak tepeler bazende su yataklarıyla karşılaşabilecekleri bir ovadan geçiyordu. Yolculuğun zorlu kısmı Dhara ormanı olacaktı, bu ormanda kötü ruhların dolaştığı söylentisi vardı. Ormandaki yolculuğu iki gün olarak düşünüyorlardı. Ormandan çıktıktan sonraki yolları terk edilmiş ve unutulmuş efsanevi sehir Chardiya' ya kadar türlü tehlikelerle doluydu...
Dhara ormanından çıktıklarından beri konuşmuyorlardı.Ormandan çıkmalarına sadece yarım günlük bir at sürüş mesafesi kaldığında, bir şok dalgası olmuştu ve arkadan takip eden okçulardan biri atından düşmüştü. Hepsi birden okçuya neyin saldırdığını görmeye çalıştıklarında bir tayf ortaya çıkmıştı ve yerde acı ile kıvranan okçunun tepesine dikilmişti. Tayf okçunun ruhunu emmiş ve grubun geri kalanına dönerek " geçiş ücretini ödediniz, şimdi hızla defolun topraklarımızdan" demişti. Sesi ne bir insanınkine benziyor, nede bir hayvanınkine benziyordu. Gökgürültüsü gibiydi ve insanın kanını donduruyordu. Tayf ortadan kaybolduktan sonra, yol arkadaşlarının cesedine bakmaya gitmişlerdi ve sadece arkadaşlarının giysileri ve silahları duruyordu. Ortada bir ceset yoktu. Görüntü karşısında serseme dönmüşlerdi ve hızla atlarını ormanın çıkışına döndürmüşleri. Sakinliğini tek koruya Dylan' dı, bu tarz görüntülere alışmıştı. Ormandan çıkacakları sırada arkalarından aynı tayfın kahkahalarını duydular, atlarını dahada hızlandırıp üç saat boyunca hiç durmadan at sürdüler.
Chardiya' ya ulaştıklarında planlarındaki gibi onüç gün değil, yirmialtı gün harcamışlardı. Ama tuhaf bir şekilde yolda hiç bir saldırı görmemişleri, ne haydutlar, ne yaratıklar nede işgüzar elfler. Tek saldırı ormandan çıkmalarına az bir zaman kala bir tayf tarafından olmuştu, geçiş ücretini alan tayf grubun geri kalanına dokunmadan onları serbest bırakmıştı. Vadiyi bulduktan sonra Dylan grubun liderliğini aldı ve onları vadinin karanlık köşesinde etrafında sadece tek bir ağacın olduğu bir yere getirdi. Bu kurumuş agaç, sanki büyük bir yangında yanmış gibi duruyordu ve kesinlikle ölüydü. Askerler burda durmaktan hoşlanmasada Dylan' ın emirleri beklemelerini söylüyordu ve emirlere uymak askerlerin işiydi. Dylan kesesinden pis kokan bir kaç eşya çıkardı, ufak bir ateş yaktı ve dua etmeye başladı. Dua etmeye başlamasından onbeş dakika sonra ağacın altındaki toprak yarıldı ve aşşağıya inen bir geçidi ortaya çıkardı. Askerler şaşırmış durumdaydı, hepsi boş ifadelerle kılıçlarına sarılmışlardı ve Dylan ın suratına bakıyorlardı. Dylan duasını bitirdikten sonra, yarığı işaret etti ve " aşşağıya iniyoruz, az bir yolculuğumuz kaldı beyler" dedi. Yarık onlar aşşağıya inmeye başladıktan sonra aniden üzerlerine kapandı ve, mağaranın ( ya da yoktan var olan yolun) duvarları aydınlanmaya başladı. Işık o kadar canlı değildi ama önlerini görmelerine yardımcı oluyordu ve kesinlikle bir kaynağı yoktu. Yolun sonuna geldiklerinde şok oldular, bir açıklıkta binlerce cehennem yaratığı durmuş, ilerideki sunağın üzerinde konuşan birini dinliyorlardı. Sunağın üzerindekinin kim olduğu ( ya da ne olduğu ) belli olmuyordu ama yaklaşık iki metre boyunda, simsiyah zırhlar içerisindeydi ve gözleri kızıl kızıl parlıyordu. Aşşağıda binlerce yaratık sevinç çığlıkları atmaya başladılar ve uluyarak sunaktaki adamın işaret ettiği yöne doğru atılmaya başladılar. Neler olduğunu anlamayan askerler Dylan' a dönmüşlerdi, Dylanın yüzü bembeyazdı. Ağzından sadece fısıltı şeklinde iki kelime çıktı" Khard döndü". Dylan ufak kamasını çekerek, yanındaki askerlerden birinin boğazını kesti ve dua etmeye başladı. Oldukları yerde dona kalan askerler daha ne yapacaklarını bilemeden, boğazı kesilen okçunun hayaleti bedeninden çıktı ve Dylan' ın önünde emir bekleresine durdu."önce Kral Derios' a git ve Khard' ın gerçekten bu dünyada tekrar yürümeye başladığını söyle, sonrada Dhara ormanında benim kardeşlerimden birini bul ve olanlardan haberdar et. şimdi gidebilirsin kardeşim, görevlerini yerine getirdikten sonra ruhun özgürlüğe kavuşsun. Ölümün kapılarına giderken rahat yürü çünkü Tanrı Derios seni sıcak karşılayacaktır" . Askerin hayaleti oradan ayrıldıktan sonra arkalarında tiz bir çığlık duydular ve arkalarındaki karanlığın kızıl gözlerle dolu olduğunu farkettiler. Hepsinin kanı donmuştu, daha kılıçlarını kaldıramadan hepsi katledilmişti, cesetlerini ise karanlığın uşakları yemeye başlamıştı....
[color=red][size=75]Alıntı *yazının orjinali http://www.ayyas.com/frp-and-mithology/13566-digerleri/ *[/size][/color]