Sonsuz Güneşin Koruyucuları: Kadim Işığı A
Cervantes oldukça sıkılgan bir şekilde İlyamin'e dönmüştü. Bir an kendi kendisine konuşuyormuş gibi göründü paladinin gözünde. Bunun üzerine paladin başını öte yana çevirmişti ve diğer yana bakıyordu.
Ama sonradan ince sesli bayanın konuşmaya devam ettiğini duydu. Tapınak şövalyeleri ile ilgili konuşmaya başlamıştı bayan. Cervantes başını o yana çevirerek omuzlarının altından bakan bakışlarıyla sözleri dinlemeye başladı.
İlyamin'in sözleri derin yaralara temas etmekteydi. Cervantes zaman zaman susar gibi bekleyen, sonra uygun sözleri seçerek yeniden konuşmasına devam eden bayanı dinlerken hüzünle doldu, başını önüne eğdi. Ã?enesini tek avucunun içine almıştı ve düşünceli gözler doğrudan İlyamin'e bakıyordu.
İlyamin'in sözlerinin bittiğini düşündüğünde ise yorgun bir sesle devam etti. Konuşmak istemediği bariz bir şekilde belli oluyordu yine de bu konuda birkaç şey söylemeliydi.
"Kendi topraklarından sürülen nice halklar ne durumlara düştülerse 10 kasaba halkı da aynı durumlara düşmüştür, aynı zorlukları yaşamıştır ve yaşamaktadır İlyamin. Savaş ise, evet yeni ve nispeten daha büyük bir savaşın kapımıza dayanacağını ben bekliyorum, ama olası bir savaş durumunda ne gibi bir pozisyona düşeceğimizi şimdilik kestirmem imkansız. Ama tahminimce önümüzde pek zaman yok ve birşeyler yapmak üzere harekete geçmek için elimizden geldiğince hızlı olmalıyız.
Ve Tapınak şövalyeleri değerli İlyamin..."
Cervantes burada durdu. 10 kasaba hakkında söylediklerinden sonra İlyamin in yüzünde beliren burukluğu az çok kestirebilmişti. Tapınak şövalyelerini nereden duymuştu ve onlar hakkında ne kadar bilgisi vardı bilmiyordu ama dosdoğru tapınak liderlerinin isimlerini sayması Cervantes'i oldukça şaşırtmıştı.
"Sir Logan, Sir Horcoel ve Efendi Harbormm burada değiller. Efendi V'ladhek ve Vilthas Eralinder de öyle..."
Cervantes bir anlığına suspus oldu. Dudakları öne doğru büzüşmüş, yumruğu çenesinin altına yerleşmişti.
Yeniden konuşmaya başladığında ise Cervantes tir tir titriyordu.
"Sir Horcoel ve Efendi V'ladhek anlaşılmaz bir şekilde ortadan kayboldular. Başlarına ne geldiği hakkında hiçbir bilgim yok. Efendi Harbormm ise 10 kasabayı terkederek güneye gitti, tıpkı Sözcü Vilthas gibi.
Ve Sir Logan...O 10 kasaba uğruna savaşırken şehit oldu..."
Cervantes durdu ve bekledi. Sözler zorlukla ağzından dökülmüş, çenesi sertleşmiş, dili kemikleşmişti. Ne kendinde anlatacak, ne de İlyamin'de olan biteni dinleyecek yürek olduğuna inanmıyordu. Bu yüzden devamını getirmek istemedi. Boğazında birşey düğümleniverdi kaldı...
'Yazgımız bizi nereye götürüyor bilemem ama bu savaşta ben yalnızım. Tek gücüm inancım...'
Ama sonradan ince sesli bayanın konuşmaya devam ettiğini duydu. Tapınak şövalyeleri ile ilgili konuşmaya başlamıştı bayan. Cervantes başını o yana çevirerek omuzlarının altından bakan bakışlarıyla sözleri dinlemeye başladı.
İlyamin'in sözleri derin yaralara temas etmekteydi. Cervantes zaman zaman susar gibi bekleyen, sonra uygun sözleri seçerek yeniden konuşmasına devam eden bayanı dinlerken hüzünle doldu, başını önüne eğdi. Ã?enesini tek avucunun içine almıştı ve düşünceli gözler doğrudan İlyamin'e bakıyordu.
İlyamin'in sözlerinin bittiğini düşündüğünde ise yorgun bir sesle devam etti. Konuşmak istemediği bariz bir şekilde belli oluyordu yine de bu konuda birkaç şey söylemeliydi.
"Kendi topraklarından sürülen nice halklar ne durumlara düştülerse 10 kasaba halkı da aynı durumlara düşmüştür, aynı zorlukları yaşamıştır ve yaşamaktadır İlyamin. Savaş ise, evet yeni ve nispeten daha büyük bir savaşın kapımıza dayanacağını ben bekliyorum, ama olası bir savaş durumunda ne gibi bir pozisyona düşeceğimizi şimdilik kestirmem imkansız. Ama tahminimce önümüzde pek zaman yok ve birşeyler yapmak üzere harekete geçmek için elimizden geldiğince hızlı olmalıyız.
Ve Tapınak şövalyeleri değerli İlyamin..."
Cervantes burada durdu. 10 kasaba hakkında söylediklerinden sonra İlyamin in yüzünde beliren burukluğu az çok kestirebilmişti. Tapınak şövalyelerini nereden duymuştu ve onlar hakkında ne kadar bilgisi vardı bilmiyordu ama dosdoğru tapınak liderlerinin isimlerini sayması Cervantes'i oldukça şaşırtmıştı.
"Sir Logan, Sir Horcoel ve Efendi Harbormm burada değiller. Efendi V'ladhek ve Vilthas Eralinder de öyle..."
Cervantes bir anlığına suspus oldu. Dudakları öne doğru büzüşmüş, yumruğu çenesinin altına yerleşmişti.
Yeniden konuşmaya başladığında ise Cervantes tir tir titriyordu.
"Sir Horcoel ve Efendi V'ladhek anlaşılmaz bir şekilde ortadan kayboldular. Başlarına ne geldiği hakkında hiçbir bilgim yok. Efendi Harbormm ise 10 kasabayı terkederek güneye gitti, tıpkı Sözcü Vilthas gibi.
Ve Sir Logan...O 10 kasaba uğruna savaşırken şehit oldu..."
Cervantes durdu ve bekledi. Sözler zorlukla ağzından dökülmüş, çenesi sertleşmiş, dili kemikleşmişti. Ne kendinde anlatacak, ne de İlyamin'de olan biteni dinleyecek yürek olduğuna inanmıyordu. Bu yüzden devamını getirmek istemedi. Boğazında birşey düğümleniverdi kaldı...
'Yazgımız bizi nereye götürüyor bilemem ama bu savaşta ben yalnızım. Tek gücüm inancım...'
Bu kullanıcı siteden ayrılan fakat forum düzeni açısından mesajlarının durması gereken kullanıcılar için ayrılmıÅ?tır. Kullanıcı kesinlikle yoktur. Sorumluluk ve yükümlülü
İlyamain içinde kavrulan acılarla boğuşurken ruhunun derinlerini saran o derin yaraların anısı adına, tüm kayıplar adına tek bir tane, sadece bir tane göz yaşı döktü. Sağ gözünden akan ve sağ yanağı boyunca süzülüp çenesine ulaşınca aşağıya düşen göz yaşı tüm herkes adınaydı: Ölüler, kayıplar ve acı çekenler...
Dudakların arasından fısıltı gibi çıkan "Logan tanrımın yanında..." sözlerinin ardından damlayan ikinci göz yaşı ise Logan'ın anısınaydı. Neredeyse duyulmayacak, odada olanların zorlukla duyabileceği kadar kısık ve acılı bir sesle "Onun ölü bedeni kollarımın arasındaydı ve Tanrım onu yanına aldı. O Tanrımın yanında!" diyen ilyamain geçmişle sarıldı.
O, kadınların yönetiminde olan, savaşçı bir halktan geliyordu. Ölüleri için ağıtlar yakan savaşçı bir halktan. İlyamain ise ölüsü için her gece ağıt yakıyordu. Her gece ona bir kez daha elveda diyordu...
şimdi bir gece değildi ama... ama ağıt yakma zamanıydı... Tek fark... tek fark bu sefer yakılan ağıt tek bir kişi için değildi...
Harika bir savaştı anne
Kazanmak için gittiğim
Bunu başardığım
Ama zorlukla hayatta kaldığım
Sevdiklerimi kaybettiğim
Ama ayakta kaldığım
Harika bir savaştı anne
Yenilenecek ve bir daha olacak
Sonsuza kadar aklımda var olacak
Umutlarımı hatırlatacak
Harika bir savaştı anne
Harika bir savaştı anne
Sevdiklerim için savaştığım
Hayatta kalmak için öldürdüğüm
Sonsuza kadar arayacağım
Unutulmaz bir savaştı anne
Harika bir savaştı anne
Senin kollarına döndüğüm
Beni başka ama bu sefer son olan yolculuğuma uğurladığın
Beni son ve unutulmayacak o öpücüğünle karşıladığın
Son savaşımdı anne
Gidiyorum anne
Sevdiklerimi koruduğum
Onurum ile döndüğüm
Son savaşımı yaptığım
Bu topraklardan anne
Harika bir savaştı anne
Seni korudum anne
İlyamain dudaklarından dökülen ağıtı biterken gözlerinden dökülmek üzere olan bir damla yaşı yakaladı ve halen kısık çıkan sesi ile "Hayır!" dedi. "Başka bir yaşa daha izin yok! Tüm göz yaşları kaybedilenler içindir!"
Dudakların arasından fısıltı gibi çıkan "Logan tanrımın yanında..." sözlerinin ardından damlayan ikinci göz yaşı ise Logan'ın anısınaydı. Neredeyse duyulmayacak, odada olanların zorlukla duyabileceği kadar kısık ve acılı bir sesle "Onun ölü bedeni kollarımın arasındaydı ve Tanrım onu yanına aldı. O Tanrımın yanında!" diyen ilyamain geçmişle sarıldı.
O, kadınların yönetiminde olan, savaşçı bir halktan geliyordu. Ölüleri için ağıtlar yakan savaşçı bir halktan. İlyamain ise ölüsü için her gece ağıt yakıyordu. Her gece ona bir kez daha elveda diyordu...
şimdi bir gece değildi ama... ama ağıt yakma zamanıydı... Tek fark... tek fark bu sefer yakılan ağıt tek bir kişi için değildi...
Harika bir savaştı anne
Kazanmak için gittiğim
Bunu başardığım
Ama zorlukla hayatta kaldığım
Sevdiklerimi kaybettiğim
Ama ayakta kaldığım
Harika bir savaştı anne
Yenilenecek ve bir daha olacak
Sonsuza kadar aklımda var olacak
Umutlarımı hatırlatacak
Harika bir savaştı anne
Harika bir savaştı anne
Sevdiklerim için savaştığım
Hayatta kalmak için öldürdüğüm
Sonsuza kadar arayacağım
Unutulmaz bir savaştı anne
Harika bir savaştı anne
Senin kollarına döndüğüm
Beni başka ama bu sefer son olan yolculuğuma uğurladığın
Beni son ve unutulmayacak o öpücüğünle karşıladığın
Son savaşımdı anne
Gidiyorum anne
Sevdiklerimi koruduğum
Onurum ile döndüğüm
Son savaşımı yaptığım
Bu topraklardan anne
Harika bir savaştı anne
Seni korudum anne
İlyamain dudaklarından dökülen ağıtı biterken gözlerinden dökülmek üzere olan bir damla yaşı yakaladı ve halen kısık çıkan sesi ile "Hayır!" dedi. "Başka bir yaşa daha izin yok! Tüm göz yaşları kaybedilenler içindir!"
V'ladhek ciddi bir ifadeyle kapıdan kafasını çıkardı ve o anda Horcoel'i gördü "lanet, seni başka bir şey zannetmiştim" dedi gülümseyerek ama gülümseme yarıda kaldı.Ã?ünkü ileride sokağın her tarafından lanet iğrenç küçük böcekler geliyordu ve V'ladhek bunu görünce okkalı bir küfür sallamadan edemedi..
Aceleyle Horcoel'in omuzlarından tutarak içeri çekti ve harbormm'a döndü o da biraz dışarıdaydı " hemen içeri gel harbormm çabuk " dedi telaşlı bir ifadeyle..Horcoel'e yardım ederek ayağa kaldırdıktan sonra kapıyı kapattı.
"Harbormm,Horcoel bez veya başka bir şey bulmamız gerek bu böceklerin kapı aralarından veya başka yerlerden girmemeleri gerekiyor her yeri kapattığımızdan emin olmamız lazım!!Hadi acele edelim!"
V'ladhek acele bir şekilde arkasında duran dolaba yöneldi orada bir şey bulmayı planlıyordu..Dolabın kapısını açtı..
"Eğer burada bir şey bulamazsak evin yukarısına çıkmamız gerekecek sanırım!" dedi ve dolabı karıştırmaya başladı alnındaki boncuk boncuk oluşan terler yüzünden akarken..
Aceleyle Horcoel'in omuzlarından tutarak içeri çekti ve harbormm'a döndü o da biraz dışarıdaydı " hemen içeri gel harbormm çabuk " dedi telaşlı bir ifadeyle..Horcoel'e yardım ederek ayağa kaldırdıktan sonra kapıyı kapattı.
"Harbormm,Horcoel bez veya başka bir şey bulmamız gerek bu böceklerin kapı aralarından veya başka yerlerden girmemeleri gerekiyor her yeri kapattığımızdan emin olmamız lazım!!Hadi acele edelim!"
V'ladhek acele bir şekilde arkasında duran dolaba yöneldi orada bir şey bulmayı planlıyordu..Dolabın kapısını açtı..
"Eğer burada bir şey bulamazsak evin yukarısına çıkmamız gerekecek sanırım!" dedi ve dolabı karıştırmaya başladı alnındaki boncuk boncuk oluşan terler yüzünden akarken..
Beni mutlu et tatlı kız..<br> Bana sarıl bu gece.<br> Öp beni yağmurun altında.<br> Sev beni sonsuza dek..<br>
Kan Gümüşyüz"ün olduğu yeri kaplarken, Yılmax ve Hastlisch büyülerini başarıyla bitirdiler ve göremedikleri hedeflerine yolladılar. İkisinin de büyüleri, vücutlarını titreştiren bir akımla hedeflerini bulurken, dev böceklerin kanat çırpmaları ve rüzgar duvarının uğultusu dışındaki tüm sesler kesilmiş, tüm soluklar tutulmuştu.
Sessizlik bir anda kesildi. Zırıltı gibi bir kahkaha duyuldu ve goblin lisanında bir konuşma duyuldu.
"Geber, yer altı böceği!"
Sisin içinden bir ok fırladı. Vızıldayarak Yılmax"a doğru ilerledi. Ok, ve peşi sıra gelen garip kahkaha, Yılmax"a ölüm vaad ediyordu.
Ok rüzgar duvarına temas etti ve akımla beraber görüş alanının dışına çıktı.
Ve sonra bir ses daha duyuldu: Bir goblin savaş çığlığı ve çeliğin çeliğe çarpış sesleri. Diğer iki goblinden de itiraz haykırışları yükseldi.Görünüşe göre Hastlisch"in büyüsü işe yaramıştı.
Yilmax büyüsünü yaparken derin bir transa girmişti büyü yaparken hiçbişeyi duymaz ve görmezdi Yilmax. Büyüsünü bitirdiğinde birbirlerine çarpışan metal sesleri duydu." Bu salak goblinler rüzgar duvarımdan okların geçmeyeceğini anlayamaışlar hala" diye düşündü rüzgar duvarının dışındaki oku görünce. "Kendimizi neden açığa çıkaralım ki aptal hayvanlarıyla ormana giremezler, hayvanlar çok iri ve oklarınız da işe yaramaz, hayvanlardan inip yanımıza gelmeliler ki buna da kalkışırlarsa çok kolay bir hedef olurlar. Ayrıca büyümüzün işe yaradığı ortada. şövalyenin de ölüp ölmediğini bilmiyorum hala yerde kıpırtısız yatıyor. Bu aptallığı yapmasa belki de çoktan kurtulmuştuk ve lanet olası druid'i de gözden kaçırmamış olacaktık. Bu lanetli ormandan çıkışımızı garantiye alacaktı druid. Ahh lanet olsun." düşünceler içindeydi Yilmax ama planının işe yaramasıyla hafifçe gülümsüyordu. Aptal goblinler kolayca birbirlerine düşmüşlerdi.
Tam bu sırada
"SCHÃ?Ã?Ã?Ã?Ã?N!"
Ormanın içini sadece bakışlarıyla taramıyordu artık. Artık bacaklarıda ciğerlerine ve gözlerine katılmış bir sağa bir sola koşuyorlardı.
"SCHÃ?Ã?Ã?Ã?Ã?Ã?Ã?N!"
Gnom'un delice bağırışlarını duydu hatırladığı ismiyle bağırmaya başladı "Hey Hastlsich, neler oluyor kuşunun başına birşey mi geldiğini hissettin? Burada beni yalnız bırakamazsın. Goblinler arkada şu anda birbirlerini de öldürseler sağ kalanlar bizi uğraştıracaktır. Hem tek başına kuşunu aramanın faydası olmaz. Nasıl olsa ormana girecektik beni de bekle beraber ararız. Ama öncelikle goblinleri öldürmeliyiz. Hem şövalyeyi orada gömmeden bırakırsak diğerlerinin yüzlerine nasıl bakarız. Kuşun seni elbet bulacaktır."
"Aaaah lanet olası gnom da deli aynı druid gibi, Usta Eldarin nereye gittiniz beni bir avuç deliyle yan yana bırakarak. Burada ölümüme gidiyorum sanki. Geçmişimi hatırlamak umuduyla değişiklik için yola çıktım ama benden de beter bir grup deliyle karşılaştım. goblinlerin işi de yakında biter hem" Gene kendi kendine konuşmaya başlamıştı laneti geri mi dönüyordu. Tam rüyalarından kurtulmaya başlamışken.
Anlar sonra kendini yere oturmuş gülerken buldu Yilmax, kendine hayata düştükleri duruma karşı gülüyordu. Hiçbirşeyi düşünmeden, sonu, başlangıçları, geleceği ve geçmişi...
-------------------------------------------------------------------------------------------------
Kainatta mutlak iyilik ya da mutlak kötülük diye birşey yoktur.
Yalnızca güç vardır.
Güce sahip olan herşeye hükmeder.
Ta ki karşısına daha güçlü birisi dikilene dek...
Yilmax Z'yl Arnen
Red Robe Mage
Cervantes İlyamin'i dinledi. Acıklı tonu paladini gerçekten etkilemişti. Daha önce nice ilahiler duymuştu ama bu denli etkileyici bir üslupla nadiren karşılaşmıştı. Sözler Cervantes için oldukça anlamlıydı ve boğazının kilitlenmesine, dudaklarının titremesine yol açmıştı. Yine de gözlerini yere dikmiş beklemeye devam etti. Sözlerinin İlyamin'i bu denli etkileyebileceğini bilmiyordu, açıkçası bu yoğun hüznün sebebini merak etmemişte değildi. Yine de bunu alelade sorarak bir terbiyesizlik etmek istemedi. Belki de ağzını açıp konuşabilecek kadar kendine güvenemedi.
Cervantes suspus oldu. İlyamin e tek bir bakış attı. Gözyaşı kaybedilenler içindir, gözyaşına izin yok diyordu. Bu sözleri düşündü kendi kendisine, bir anlığına;
Acaba yazgıları onlara bu kadar esnek davranacak mıydı? Pek sanmıyordu...
Cervantes bakışlarını tekrar önüne çevirdi...
Cervantes suspus oldu. İlyamin e tek bir bakış attı. Gözyaşı kaybedilenler içindir, gözyaşına izin yok diyordu. Bu sözleri düşündü kendi kendisine, bir anlığına;
Acaba yazgıları onlara bu kadar esnek davranacak mıydı? Pek sanmıyordu...
Cervantes bakışlarını tekrar önüne çevirdi...
Bu kullanıcı siteden ayrılan fakat forum düzeni açısından mesajlarının durması gereken kullanıcılar için ayrılmıÅ?tır. Kullanıcı kesinlikle yoktur. Sorumluluk ve yükümlülü
-
Horcoel_Baator
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 673
- Joined: Fri Oct 22, 2004 10:00 am
- Location: Boş boş gezindigi Ankara sokaklarından..
- Contact:
Horcoel arkasına baktıgında gördüğü sürü karşısında içinden bir lanet okudu ve çarptıgı engelin etrafından dolanarak Harbormm un bulundugu kapıya dogru koşmaya başladı..Eger başarabilirse evin kapısına hızla ilerleyecek ve harborrm u geriye dogru çekip hızlıca kapıyı kapatacaktı..Eger sürü evin içine girerse sonları olabilirdi..Ancak kapıyı kapatırsa belki bu beyinsiz yaratıklar cadde boyu ilerlemeye devam edecekti..
''No matter what I do, no matter how hard I try,
the ones I love will always be the ones who pay..''
the ones I love will always be the ones who pay..''
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Koboldlar bir türlü saldırmıyor, ha bire oklayıp duruyorlardı. Askerler dikkatli siper aldıklarından hiçbiri bu oklara hedef olmamışlardı. Askerlerin hepsi sık sık en sonunda kendisine gelen Salvador"a bakıyorlardı. Hepsi de bir emir bekliyordu.
Bir an sonra havlama sesleri ve ok yağmuru kesilmişti. Düzenli olarak bir şeyin yere vuruş sesini duyuyorlardı sadece. Bu ses gittikçe yaklaştı ve durdu. Sonra garip tonlarda havlamalar duydular. Ardından aynı ses devam etti ve bir kobold ön taraftan açığa çıktı.
Elinde, üstünde garip bir kafatası olan, çeşitli garip muskalara bürünmüş bir kobolddu bu. Yüzü ve vücudu garip boyalar içindeydi. Ã?evresi garip bir şekilde parlıyordu. Ne Salvador, ne de askerlerden herhangi birisi bunun ne olduğunu anlamıştı. Kobold kendinden emin adımlarla ön sipere yaklaştı ve insanların hepsinin tek tek gözlerinin içine baktı. Sonra bozuk bir aksanla konuştu.
"Burya ait deelsinz. Yüce ruhlar adna gidin. Yoksa efendi kızcak. Efendi hepnizi öldürcek."
Bir an sonra havlama sesleri ve ok yağmuru kesilmişti. Düzenli olarak bir şeyin yere vuruş sesini duyuyorlardı sadece. Bu ses gittikçe yaklaştı ve durdu. Sonra garip tonlarda havlamalar duydular. Ardından aynı ses devam etti ve bir kobold ön taraftan açığa çıktı.
Elinde, üstünde garip bir kafatası olan, çeşitli garip muskalara bürünmüş bir kobolddu bu. Yüzü ve vücudu garip boyalar içindeydi. Ã?evresi garip bir şekilde parlıyordu. Ne Salvador, ne de askerlerden herhangi birisi bunun ne olduğunu anlamıştı. Kobold kendinden emin adımlarla ön sipere yaklaştı ve insanların hepsinin tek tek gözlerinin içine baktı. Sonra bozuk bir aksanla konuştu.
"Burya ait deelsinz. Yüce ruhlar adna gidin. Yoksa efendi kızcak. Efendi hepnizi öldürcek."
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Gürültülü bir hıçkırık, odadaki herkesin dikkatini Zehiran"a çekti. Yaşlı kadının bakışları şömine ateşlerine doğru sabitlenmişti. İleri geri sallanıp duruyordu. Gözyaşları ise yanaklarından süzülüyordu. Dalıp gitmiş gözlerinde hepsi de şahit olunmuş, bitmek bilmeyen acıların, sayısız kaybın ve bunları engellemek için verilen bir ömürlük çabanın izlerini gördüler.
"Daha kaç kişi, sapıkça hırslar uğruna ölecek?"
Zehiran"ın değişmiş, derinden gelen, acı dolu ama buyurgan sesini duyarken, Cervantes ve Dioraveni, oturdukları koltukların titremeye başladıklarını hissettiler. Ilyamain ise acısına daldığından bunu hissetmemişti.
"Daha kaç kişi, kendilerini ve doğru olanı, bu hırslardan korumak uğruna canını verecek?"
Duvardaki raflarda bulunan kitaplar, bardaklar, tabaklar ve diğer eşyalar yere düşmeye başlarken sarsıntı şiddetlendi. Artık Ilyamain de olanların farkına varıyordu.
"Ve daha kaç kişi, bir türlü gelmeyen ilahi adaleti beklerken acı çekecek?"
şöminedeki alevler büyük bir çatırtı ile gürledi ve yükseldi. Bir an için üçüne de ev alev almış gibi geldi, ama az sonra alev yine sakin sakin yanıyordu. Az önce raflardan düşenler yerli yerindeydi. Hatta üçünün de sandalyeleri ve koltukları yerlerinden bir milim bile kıpırdamamıştı. Zehiran ise o garip transından çıkmıştı.
"Ã?-özür dilerim. Zaman zaman güçlerimin kontrolünü yitiriyorum. Görüyorum ki hepiniz iyisiniz. Evet, Lord Cervantes. Sanırım burayla ilgili bana sorularınız olacaktır."
Zehiran şimdi yine az önceki kaygısız, kendinden emin görüntüsüne bürünmüştü.
"Daha kaç kişi, sapıkça hırslar uğruna ölecek?"
Zehiran"ın değişmiş, derinden gelen, acı dolu ama buyurgan sesini duyarken, Cervantes ve Dioraveni, oturdukları koltukların titremeye başladıklarını hissettiler. Ilyamain ise acısına daldığından bunu hissetmemişti.
"Daha kaç kişi, kendilerini ve doğru olanı, bu hırslardan korumak uğruna canını verecek?"
Duvardaki raflarda bulunan kitaplar, bardaklar, tabaklar ve diğer eşyalar yere düşmeye başlarken sarsıntı şiddetlendi. Artık Ilyamain de olanların farkına varıyordu.
"Ve daha kaç kişi, bir türlü gelmeyen ilahi adaleti beklerken acı çekecek?"
şöminedeki alevler büyük bir çatırtı ile gürledi ve yükseldi. Bir an için üçüne de ev alev almış gibi geldi, ama az sonra alev yine sakin sakin yanıyordu. Az önce raflardan düşenler yerli yerindeydi. Hatta üçünün de sandalyeleri ve koltukları yerlerinden bir milim bile kıpırdamamıştı. Zehiran ise o garip transından çıkmıştı.
"Ã?-özür dilerim. Zaman zaman güçlerimin kontrolünü yitiriyorum. Görüyorum ki hepiniz iyisiniz. Evet, Lord Cervantes. Sanırım burayla ilgili bana sorularınız olacaktır."
Zehiran şimdi yine az önceki kaygısız, kendinden emin görüntüsüne bürünmüştü.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Slach nereye baksa, göz ucunda bir hareket görüyordu. O tarafa baktığında ise o hareket kayboluyordu ve başka yerde çıkıyordu. O tarafa döndüğünde ise hareket yine kayboluyor ve başka tarafta çıkıyordu.
Maximillian ise sessizdi. Ã?ıt çıkartmamıştı. Sakince atını sürmeye devam ediyordu. Denial ise her şeyden habersizce uyuyordu.
Garip sessizliği insanın kanını donduran bir çığlık bozdu. Denial sıçrayarak uyandı. Sadece Slach, sesin sağ taraftan geldiğini anlayabilmişti. Maximillian ve Denial, anlamazca sağa sola bakınıyorlardı.
Maximillian ise sessizdi. Ã?ıt çıkartmamıştı. Sakince atını sürmeye devam ediyordu. Denial ise her şeyden habersizce uyuyordu.
Garip sessizliği insanın kanını donduran bir çığlık bozdu. Denial sıçrayarak uyandı. Sadece Slach, sesin sağ taraftan geldiğini anlayabilmişti. Maximillian ve Denial, anlamazca sağa sola bakınıyorlardı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Nakh yarı sürünerek yarı topallayarak çalılara doğru hızla ilerledi. Bu sırada orkların böğürtülerinden onların kendisini gördüklerini anlamıştı. Gelenler normal orklarsa onlara kendini onlardan biri gibi yutturabilirdi, ama aralarında az önceki gruptan da birilerinin olduğu kesindi. Bu da şansını bir hayli düşürüyordu.
Nakh arkasından dövüş sesleri duyuyordu. Belli ki ölülerle orklar kavgaya tutuşmuşlardı. Bu karmaşa içinde Nakh çalılara varmıştı. Çalıların arasına vardığında nispeten daha güvendeydi. Karnındaki oku çıkartırken yakıcı bir acı hissetti. Omzundaki oku ise daha rahat çıkarttı.
Sıra yaralarını iyileştirmeye gelmişti.
Manastırda geçen onca yılın ardından, iyileştirici bir meditasyona girmek Nakh için o kadar da zor değildi, ama daha önce hiç bunu bir çatışmanın ortasında yapmamıştı.
Ork böğürtülerinin, metal seslerinin ve ölülerin iniltilerinin arasında meditasyon yapmak gerçekten çok zordu. İlk önce Nakh hiçbir şey yapamadı. Konsantre olamıyordu. Her seferinde ister istemez çevresine bakınıyordu.
Bir dakika geçti. İki dakika... Üç dakika... Derken Nakh en sonunda transa girmeyi başardı. Zihninin kapıları dış dünyaya kapalıydı. Sadece kendisi vardı artık, sadece kendisi. Bedeni boş bir kabuktan ibaretti zihninin enginliği yanında. Birisi bozmadıkça Nakh ölene dek böyle kalabilirdi, ama zihni eğer böyle kalırsa ölümünün de yakın olacağının farkındaydı.
Zihnin ellerinin bedenden çekilmesi şaşırtıcı sonuçlara yol açıyordu, biliyordu bunu Nakh. Daha önce de yapmıştı. Ama zihnin bedenden çekilmesi de tehlikeli oluyordu. Zira uzun süre çekilirse geri dönemeyebilirdi. Bu yüzden Nakh, kalabileceği kadar uzun süre bedeninden uzak kaldıktan sonra zihnini bedenine geri gönderdi.
Nakh gözlerini açtığında dizindeki ağrının tamamen geçtiğini fark etti. Dizi tamamen iyileşmişti. Karnı da kısmen iyileşmişti. Sadece çok ince bir sızıntı halinde kanayan bir kabuk vardı karnında. Ama omzu hala aynıydı maalesef ki. Halen acıyordu.
Nakh bu sırada savaş seslerinin kesilmiş olduğunu fark etti. Yavaşça çalıları aralayıp baktığında ise ortalığın orkların kanlı cesetleri ve ölülerin çürümüş bedenleriyle kaplı olduğunu gördü. Kimseler yoktu. Artık ne şehrin içinden ne de ormandan ses duyuyordu. Sadece alevlerin çıtırtıları. Onun dışında mutlak bir sessizlik...
Nakh arkasından dövüş sesleri duyuyordu. Belli ki ölülerle orklar kavgaya tutuşmuşlardı. Bu karmaşa içinde Nakh çalılara varmıştı. Çalıların arasına vardığında nispeten daha güvendeydi. Karnındaki oku çıkartırken yakıcı bir acı hissetti. Omzundaki oku ise daha rahat çıkarttı.
Sıra yaralarını iyileştirmeye gelmişti.
Manastırda geçen onca yılın ardından, iyileştirici bir meditasyona girmek Nakh için o kadar da zor değildi, ama daha önce hiç bunu bir çatışmanın ortasında yapmamıştı.
Ork böğürtülerinin, metal seslerinin ve ölülerin iniltilerinin arasında meditasyon yapmak gerçekten çok zordu. İlk önce Nakh hiçbir şey yapamadı. Konsantre olamıyordu. Her seferinde ister istemez çevresine bakınıyordu.
Bir dakika geçti. İki dakika... Üç dakika... Derken Nakh en sonunda transa girmeyi başardı. Zihninin kapıları dış dünyaya kapalıydı. Sadece kendisi vardı artık, sadece kendisi. Bedeni boş bir kabuktan ibaretti zihninin enginliği yanında. Birisi bozmadıkça Nakh ölene dek böyle kalabilirdi, ama zihni eğer böyle kalırsa ölümünün de yakın olacağının farkındaydı.
Zihnin ellerinin bedenden çekilmesi şaşırtıcı sonuçlara yol açıyordu, biliyordu bunu Nakh. Daha önce de yapmıştı. Ama zihnin bedenden çekilmesi de tehlikeli oluyordu. Zira uzun süre çekilirse geri dönemeyebilirdi. Bu yüzden Nakh, kalabileceği kadar uzun süre bedeninden uzak kaldıktan sonra zihnini bedenine geri gönderdi.
Nakh gözlerini açtığında dizindeki ağrının tamamen geçtiğini fark etti. Dizi tamamen iyileşmişti. Karnı da kısmen iyileşmişti. Sadece çok ince bir sızıntı halinde kanayan bir kabuk vardı karnında. Ama omzu hala aynıydı maalesef ki. Halen acıyordu.
Nakh bu sırada savaş seslerinin kesilmiş olduğunu fark etti. Yavaşça çalıları aralayıp baktığında ise ortalığın orkların kanlı cesetleri ve ölülerin çürümüş bedenleriyle kaplı olduğunu gördü. Kimseler yoktu. Artık ne şehrin içinden ne de ormandan ses duyuyordu. Sadece alevlerin çıtırtıları. Onun dışında mutlak bir sessizlik...
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Azazel, goblinin menzilinden çıkmaya çalışırken goblin bir ok daha saldı ama ok Azazel"in arkasından geçip gitti. Azazel bir saniye kadar sonra ok menzilinden tamamen çıkmıştı.
Bu sırada bir ork büyük kılıcını insan askerlerden birisinin sırtına sapladı. Kılıç, zırhı, eti ve kemiği deşti ve insanın göğsünden dışarı çıktı. Zavallı insanın bağırmaya bile fırsatı olmamıştı. Ağzı acıyla açıldı ama sadece boğuk bir inilti çıktı.
Ã?bür asker ise bir şekilde orkların ikisini geri püskürterek sırtını bir evin duvarına vermeyi başarmıştı. şimdi ise kılıcını yere paralel olarak bir yay şeklinde savuruyor ve orkları kendinden uzak tutmaya çalışıyordu.
Azazel bu sırada vahşi, içten bir uluma koparmıştı. Bu uluma On Kasaba"nın binaları arasında yankılanarak hayat bulmuştu. Uluma belki de Azazel"in tahminlerinin daha ötesine kadar ulaşmıştı.
Birkaç saniye geçti. Henüz hiçbir şey olmamıştı. Birkaç saniye daha geçince Azazel öfke dolu bir uluma duydu, ardından da viyaklama şeklinde bir çığlık. Azazel dönüp sesin geldiği yere baktığında goblinin ölü bir şekilde pencereden düştüğünü ve kurdun pencerede soylu bir edayla durduğunu gördü. Azazel ve kurt göz göze geldiler. Azazel, o kaçarken kurdun orkları oyalayacağını kurdun gözlerinden okuyabilmişti bile.
Kurt vahşi bir ulumayla pencereden atladı ve orklara doğru koşmaya başladı. Ulumayla donup kalan veya dönüp bakan orkları bir an bir panik kapladı. Bu fırsattan yararlanan insan, orklardan birisinin kellesini uçurdu. Kurt ise orklardan birinin üzerine atlayıp boğazını parçaladı. İki kayıp üzerine tekrar orklar kendilerine geldiler ve dövüşmeye devam ettiler.
Bu sırada bir ork büyük kılıcını insan askerlerden birisinin sırtına sapladı. Kılıç, zırhı, eti ve kemiği deşti ve insanın göğsünden dışarı çıktı. Zavallı insanın bağırmaya bile fırsatı olmamıştı. Ağzı acıyla açıldı ama sadece boğuk bir inilti çıktı.
Ã?bür asker ise bir şekilde orkların ikisini geri püskürterek sırtını bir evin duvarına vermeyi başarmıştı. şimdi ise kılıcını yere paralel olarak bir yay şeklinde savuruyor ve orkları kendinden uzak tutmaya çalışıyordu.
Azazel bu sırada vahşi, içten bir uluma koparmıştı. Bu uluma On Kasaba"nın binaları arasında yankılanarak hayat bulmuştu. Uluma belki de Azazel"in tahminlerinin daha ötesine kadar ulaşmıştı.
Birkaç saniye geçti. Henüz hiçbir şey olmamıştı. Birkaç saniye daha geçince Azazel öfke dolu bir uluma duydu, ardından da viyaklama şeklinde bir çığlık. Azazel dönüp sesin geldiği yere baktığında goblinin ölü bir şekilde pencereden düştüğünü ve kurdun pencerede soylu bir edayla durduğunu gördü. Azazel ve kurt göz göze geldiler. Azazel, o kaçarken kurdun orkları oyalayacağını kurdun gözlerinden okuyabilmişti bile.
Kurt vahşi bir ulumayla pencereden atladı ve orklara doğru koşmaya başladı. Ulumayla donup kalan veya dönüp bakan orkları bir an bir panik kapladı. Bu fırsattan yararlanan insan, orklardan birisinin kellesini uçurdu. Kurt ise orklardan birinin üzerine atlayıp boğazını parçaladı. İki kayıp üzerine tekrar orklar kendilerine geldiler ve dövüşmeye devam ettiler.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Dallar ve yaprakların arasında iki sarı, keskin göz, geriye devrilerek sıkıntıyla kapandı. Gizlilik avantaj olduğu kadar zaman zaman bela da olabiliyordu. Gerçekten de aşağıdaki iki manyaktan birisi bu yüzden azmıştı. Diğeri ise...tanrılar bilirdi. Görünüşe göre ikisini de kendisine getirmek onun göreviydi. Sarı gözler tekrar açıldı ve kendini boşluğa bıraktı.
İlk önce deli drowu kendine getirmesi daha iyi olacaktı. Yarı melek ileride kanlar içinde yatıyordu ve Schön, Hastlisth ile ilgilenirken, Yılmax onu kurtarabilirdi. Schön, o yarı meleği çok sevmişti. O da kendisi gibi uçabiliyordu. Ama o fazla büyüktü, saklanamazdı maalesef ki.
Schön tam gaz yere oturup kahkahalarla gülen drowun kafasına doğru uçtu ve beyaz saçların arasına kondu. Saçlar da pek yumuşaktı hani. Hiç de Hastlisch"in kafası gibi değillerdi. Schön bariz bir şekilde mayışmaya başladı. Hem gündüz uykusunu da kaçırmıştı. şurada azıcık kestirse ne olurdu ki?
Hiç olur mu canım? O kocaman, kanatlı adam oracıkta ölüyordu. Schön kendine geldi ve Yılmax"ın başından aşağı eğildi. Sarı gözler ve kırmızı gözler birbiriyle buluştu. Kırmızı gözlerde bariz deliliği gören Schön, iç çekmeye aşırı benzeyen bir guklama koyuverdi ve var gücüyle Yılmax"ın burnunu ısırdı. Ağzında kanın bakırımsı tadını hissedene kadar da ısırmaya devam etti. Acının onu kendine getireceğini umuyordu. Ama durup bekleyemezdi. Ormanda kaybolmadan Hastlisch"i de buraya getirmeliydi. Zihinsel bağlantıları sayesinde onu her an bulabilirdi, ama onu ormandaki tehlikelere karşı savunamazdı. Ormanda oldukça çok tehdit vardı. Hissedebiliyordu. Hastlisch"i onlara karşı savunamazdı ki.
Schön, Yılmax"ın kafasından destek alıp sıçradı ve yine son hızla Hastlisch"i aramaya başladı. Evet, az ilerideydi. Ama zihinsel olarak bunu tespit edemiyordu. Hastlisch"in aklı bambaşka yerlerdeydi. Orada olduğunu biliyordu çünkü görmüştü.
Schön, Hastlisch"e doğru ilerlerken deli gnomun zihnindekileri gördü. Demek cennetteki bir pencereden ona bakıyordu ha. Beyaz giysiler de pek bir yakışmıştı ona hani. Diğer baykuşlardan daha karizmatik olmuştu.
Baykuş havada tüylerini kabarttı. Ne kadar da hoş bir görüydü! Ama maalesef ki o kanatlı, güzel adamı kurtarmak uğruna bundan vazgeçmeliydi. Schön, zihnini Hastlisch"in görülerinden çekti. İşte tam karşısındaydı Hastlisch. Bir ağacın önündeydi. Schön ona doğru son hızıyla uçtu. Sevgili dolu bir guklama saldı ve...
Hastlisch aniden görmeyen gözlerle başka tarafa doğru koşmaya başladı.
Schön, iç parçalayan bir toklama ile ağaca tosladı. İnilti benzeri bir guklama çıkarttı. Ama aslında bu Hastlisch"e söylenmiş okkalı bir küfürdü. Ã?yle ki bu küfür, bütün o görüleri aşıp Hastlisch"in zihnine ulaşmıştı.
Schön, çarptığı yerden kurtulup yere çakıldı.
İlk önce deli drowu kendine getirmesi daha iyi olacaktı. Yarı melek ileride kanlar içinde yatıyordu ve Schön, Hastlisth ile ilgilenirken, Yılmax onu kurtarabilirdi. Schön, o yarı meleği çok sevmişti. O da kendisi gibi uçabiliyordu. Ama o fazla büyüktü, saklanamazdı maalesef ki.
Schön tam gaz yere oturup kahkahalarla gülen drowun kafasına doğru uçtu ve beyaz saçların arasına kondu. Saçlar da pek yumuşaktı hani. Hiç de Hastlisch"in kafası gibi değillerdi. Schön bariz bir şekilde mayışmaya başladı. Hem gündüz uykusunu da kaçırmıştı. şurada azıcık kestirse ne olurdu ki?
Hiç olur mu canım? O kocaman, kanatlı adam oracıkta ölüyordu. Schön kendine geldi ve Yılmax"ın başından aşağı eğildi. Sarı gözler ve kırmızı gözler birbiriyle buluştu. Kırmızı gözlerde bariz deliliği gören Schön, iç çekmeye aşırı benzeyen bir guklama koyuverdi ve var gücüyle Yılmax"ın burnunu ısırdı. Ağzında kanın bakırımsı tadını hissedene kadar da ısırmaya devam etti. Acının onu kendine getireceğini umuyordu. Ama durup bekleyemezdi. Ormanda kaybolmadan Hastlisch"i de buraya getirmeliydi. Zihinsel bağlantıları sayesinde onu her an bulabilirdi, ama onu ormandaki tehlikelere karşı savunamazdı. Ormanda oldukça çok tehdit vardı. Hissedebiliyordu. Hastlisch"i onlara karşı savunamazdı ki.
Schön, Yılmax"ın kafasından destek alıp sıçradı ve yine son hızla Hastlisch"i aramaya başladı. Evet, az ilerideydi. Ama zihinsel olarak bunu tespit edemiyordu. Hastlisch"in aklı bambaşka yerlerdeydi. Orada olduğunu biliyordu çünkü görmüştü.
Schön, Hastlisch"e doğru ilerlerken deli gnomun zihnindekileri gördü. Demek cennetteki bir pencereden ona bakıyordu ha. Beyaz giysiler de pek bir yakışmıştı ona hani. Diğer baykuşlardan daha karizmatik olmuştu.
Baykuş havada tüylerini kabarttı. Ne kadar da hoş bir görüydü! Ama maalesef ki o kanatlı, güzel adamı kurtarmak uğruna bundan vazgeçmeliydi. Schön, zihnini Hastlisch"in görülerinden çekti. İşte tam karşısındaydı Hastlisch. Bir ağacın önündeydi. Schön ona doğru son hızıyla uçtu. Sevgili dolu bir guklama saldı ve...
Hastlisch aniden görmeyen gözlerle başka tarafa doğru koşmaya başladı.
Schön, iç parçalayan bir toklama ile ağaca tosladı. İnilti benzeri bir guklama çıkarttı. Ama aslında bu Hastlisch"e söylenmiş okkalı bir küfürdü. Ã?yle ki bu küfür, bütün o görüleri aşıp Hastlisch"in zihnine ulaşmıştı.
Schön, çarptığı yerden kurtulup yere çakıldı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
V"ladhek, Horcoel"i ve Harbormm"u içeri çekip kapıyı kapatmıştı. Dışarıdan böceklerin vızıltıları hala duyuluyordu. V"ladhek dolapta bir bez aramıştı ama bulamamıştı. Tuhaftı ki Horcoel de Harbormm da öylece duruyorlardı.
V"ladhek az sonra vızıltıların yaklaşmadığını, oldukları yerde kaldıklarını fark etti. Ama yine de belli olmazdı ki.
V"ladhek dolabı açtığında hayalkırıklığına uğramıştı. Dolap, eskimiş bir çift bot dışında boştu. Bulundukları holde ise başka bir eşya yoktu. Sadece sağa, sola ve ileri açılan üç kapı vardı. Üçü de kapalıydı.
V"ladhek az sonra vızıltıların yaklaşmadığını, oldukları yerde kaldıklarını fark etti. Ama yine de belli olmazdı ki.
V"ladhek dolabı açtığında hayalkırıklığına uğramıştı. Dolap, eskimiş bir çift bot dışında boştu. Bulundukları holde ise başka bir eşya yoktu. Sadece sağa, sola ve ileri açılan üç kapı vardı. Üçü de kapalıydı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
Azazel goblinin parçalanmış vücudunun aşağıya düşüşünü zevkle izledi.Derken Kurt la göz göze geldi bu bakış konuşmaktan çok daha etkiliydi, sanki ikisinin de ağzından aynı şeyler dökülüyordu '' Dragonfly için... ''.Azazel bu yaralarla insanlara daha fazla yardım edemezdi bitirmesi gereken bir görevi vardı.Kurt orklara doğru koşarken Azazel de ters yöne doğru ormana yöneldi ve son hız arkasına bakmadan koşmaya başladı çünkü baksa geri döneceğinden emindi...
isim:Azazel
Irk:Wood Elf/Lycanthrope (Natural Werewolf )
Meslek:level.4 Fighter/level 1.Werewolf Lord
Göz Rengi:Yeşil
Boy,Saç Rengi:1,72,Kızıl
Alignment:True Neutral
Irk:Wood Elf/Lycanthrope (Natural Werewolf )
Meslek:level.4 Fighter/level 1.Werewolf Lord
Göz Rengi:Yeşil
Boy,Saç Rengi:1,72,Kızıl
Alignment:True Neutral
Bulamıyordu! Bir türlü nerede olduğunu bulamıyordu kuşun ve sonra yanında kara tenli bir elfin kahkahalar atarak yere düştüğünü gördü.
*Kara tenli bir elf... yani bir kara elf*
Bu kara elfmi acaba almıştı onun için çok önemli olan kuşunu. Buradan kaçmalıydı ve Shönü bulmalıydı. Birden zihnine Schön'ün acısı işlendi.
Bu kara tenli elf psikopatça kahkahalarını atarken belki de Schön'ün küçücük boğazını sıkmaktaydı. Korkak gnom'un kalbine nefret tohumları atılmış, burnuna kan kokusu dolanmış ve kulaklarına o sözler çalmaya başlamıştı.
*Geberteceğim o piç kurusunu*
Hastlisch yanındaki bir ağacın ince bir dalına beyhude bir çabayla asılarak onu kırmayı denedi. Ancak bunun olmayacağını hemen anladı. İleride yerde kurumuş bir ağaç dalı vardı. Ona doğru küçük adımlarını hızla attı ve ince kan perdesiyle kaplı gözlerini kara elften hiç ayırmadan dalı yerden kaptı. Tek gördüğü bir kan denizi içindeki katil karaelfti. İçindeki nefreti daha fazla tutamazdı ve
"GEBERECEKSİİİİİİİİİİİİİN!"
Küçük ellerine ancak sığan dallan bir karaelfe ne yapabileceği umurunda değildi, yada başka bir yolu olup olmadığı. Tek düşündüğü karaelfin kafatasını parçalayacak kadar sert vurmaktı. Artık psikopatça kahkahalarıda kesilmiş karaelfe son hızıyla koşarken ve birden Schön'ün varlığını tekrar hissetti. Kocaman bir kızgınlıkla dolmuş Schön'ün yüreği.
Bir anda süpriz saldırıya uğrayan gnom her tarafına batan iğnelerden nasıl kurtulacağını düşünemiyordu bile. Bir karaelfin kendisini böyle gösteripte savunmasız olacağını düşünmek ne kadarda aptalcaydı, ki bu kara elf bir büyücüydü....
Büyücü bir karaelfti bu ve bu daha demin yan yana büyü yaptığı karaelfti. Elindeki dalla öldürmek istediği karaelf ve hatta Schön'ü öldürdüğünü düşündüğü karaelf aslında onun yanındaki kişiydi ve dumanlar içinde şövalye baygın yada ölü yatıyordu. Daha da önemlisi Schön kafasına konmuş kelinde küçük çentikler açıyordu. Ne harika bir duyguydu o. Schön yaşıyordu.
Hastlisch'in normale döndüğünü gören Schön sonunda hafifçe kanamaya başlamış keli gagalamayı kesmişti. Nede olsa asıl Gnom'u çıldırtan aslında onu çok sevmesiydi. Gülmeyi kesmiş kara elfin yanına kafasındaki acılara oldukça çok aldırarak giden gnom bakışlarını daha deminki gibi olaylara alışmış olmasının ve bir süreliğine duygularını harcamış olmasının verdiği sakinlikle havaya karışmamakta direnen dumanların içine ve goblin binicilerin olması gereken gök yüzüne çevirdi. Sesinde bir insanı rahatsız edecek miktarda sakinlikle
"Durup duruken gülmek gibi dengesiz hareketler yapma. Seni düşman sandım. Ölebilirdin."
Dumanın arkasından gelebilecek her türlü sesi dinlerken ve görebildiği her yeri tararken goblinlerin şu anda ne durumda olduklarını düşünmeye çalışıyordu. Bir sonraki hamlenin ne olacağına karar vermesi için her bilgiye ihtiyacı vardı ve bunuda yanında hiç sevmediği şekilide acele etmesine de gerek vardı. Artık çarpışma başlamıştı ve mucit'in bundan kurtulması için kendininde zihni kadar çabuk davranması gerekiyordu.
*Kara tenli bir elf... yani bir kara elf*
Bu kara elfmi acaba almıştı onun için çok önemli olan kuşunu. Buradan kaçmalıydı ve Shönü bulmalıydı. Birden zihnine Schön'ün acısı işlendi.
Bu kara tenli elf psikopatça kahkahalarını atarken belki de Schön'ün küçücük boğazını sıkmaktaydı. Korkak gnom'un kalbine nefret tohumları atılmış, burnuna kan kokusu dolanmış ve kulaklarına o sözler çalmaya başlamıştı.
*Geberteceğim o piç kurusunu*
Hastlisch yanındaki bir ağacın ince bir dalına beyhude bir çabayla asılarak onu kırmayı denedi. Ancak bunun olmayacağını hemen anladı. İleride yerde kurumuş bir ağaç dalı vardı. Ona doğru küçük adımlarını hızla attı ve ince kan perdesiyle kaplı gözlerini kara elften hiç ayırmadan dalı yerden kaptı. Tek gördüğü bir kan denizi içindeki katil karaelfti. İçindeki nefreti daha fazla tutamazdı ve
"GEBERECEKSİİİİİİİİİİİİİN!"
Küçük ellerine ancak sığan dallan bir karaelfe ne yapabileceği umurunda değildi, yada başka bir yolu olup olmadığı. Tek düşündüğü karaelfin kafatasını parçalayacak kadar sert vurmaktı. Artık psikopatça kahkahalarıda kesilmiş karaelfe son hızıyla koşarken ve birden Schön'ün varlığını tekrar hissetti. Kocaman bir kızgınlıkla dolmuş Schön'ün yüreği.
Bir anda süpriz saldırıya uğrayan gnom her tarafına batan iğnelerden nasıl kurtulacağını düşünemiyordu bile. Bir karaelfin kendisini böyle gösteripte savunmasız olacağını düşünmek ne kadarda aptalcaydı, ki bu kara elf bir büyücüydü....
Büyücü bir karaelfti bu ve bu daha demin yan yana büyü yaptığı karaelfti. Elindeki dalla öldürmek istediği karaelf ve hatta Schön'ü öldürdüğünü düşündüğü karaelf aslında onun yanındaki kişiydi ve dumanlar içinde şövalye baygın yada ölü yatıyordu. Daha da önemlisi Schön kafasına konmuş kelinde küçük çentikler açıyordu. Ne harika bir duyguydu o. Schön yaşıyordu.
Hastlisch'in normale döndüğünü gören Schön sonunda hafifçe kanamaya başlamış keli gagalamayı kesmişti. Nede olsa asıl Gnom'u çıldırtan aslında onu çok sevmesiydi. Gülmeyi kesmiş kara elfin yanına kafasındaki acılara oldukça çok aldırarak giden gnom bakışlarını daha deminki gibi olaylara alışmış olmasının ve bir süreliğine duygularını harcamış olmasının verdiği sakinlikle havaya karışmamakta direnen dumanların içine ve goblin binicilerin olması gereken gök yüzüne çevirdi. Sesinde bir insanı rahatsız edecek miktarda sakinlikle
"Durup duruken gülmek gibi dengesiz hareketler yapma. Seni düşman sandım. Ölebilirdin."
Dumanın arkasından gelebilecek her türlü sesi dinlerken ve görebildiği her yeri tararken goblinlerin şu anda ne durumda olduklarını düşünmeye çalışıyordu. Bir sonraki hamlenin ne olacağına karar vermesi için her bilgiye ihtiyacı vardı ve bunuda yanında hiç sevmediği şekilide acele etmesine de gerek vardı. Artık çarpışma başlamıştı ve mucit'in bundan kurtulması için kendininde zihni kadar çabuk davranması gerekiyordu.
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Eskisi ka
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 0 guests
