Orta Vadi Versiyon İki
Orta Vadi Versiyon İki
Savaşın kaçınılmaz olduğunu bilmesine rağmen hala içinde bir umut taşımaktaydı. Ã?evresindeki insanlar ondan da bunu istiyordu zaten. O kendi kurduğu tarikatın lideriydi. Işığa giden bu yolda ona inanan insanları tehdit eden kötülüğe karşı şavaşacaktı. şimdi savaşın yapılacağı meydana yakın kurulan dev bir çadırda komutanlarla toplantı yapmaktaydı. Her biri cesur ve savaşa daima hazırdılar. Özellikle ata binmedeki ustalığı ve parlak zekasıyla nam salmış Komutan Thordan’ın sözleri onu o günlerde en çok etkileyen şeylerden biriydi. Nazikçe önce diğer komutanların konuşmasının bitmesini beklemişti Thordan. Sapsarı saçları ve kahverengi gözleri vardı. Liderine döndü ve: “Siz bizim liderimizsiniz. Bu ana kadar hep sizi takip ettik. Ama bize bazı şeyleri anlatmamaktaki ısrarınıza hala anlam veremiyorum, Ak Rahip.”
Cübbesinin bembeyaz olmasının yanında saçlarının da küçüklüğünden beri beyaz renkte olduğu için inananları tarafından ona bu unvan verilmişti. O da onu hep takip edenleri kırmamak adına bu unvanı kabul etmişti. İnananlarına karşı hep dürüst olmuştu. Bir konu hariç. Onun da bir sebebi vardı. Dehşetin ardına saklanmış asıl kötülükten halkını korumak adına inananlarına her şeyi anlatmamayı seçmişti. Ama artık vakit gelmişti. Bu sırrı açıklamak zorundaydı.
Ak Rahip sırayla masanın çevresinde ona dikkatli gözlerle bakan komutanları tek tek gözleriyle süzdü. Acaba onlar bu sırrı taşıyabilecek kadar güvenilirler mi diye düşünmekteydi. Sonunda en çok güven hissettiği kişiye döndü: “Sırrımı merak ediyorsun demek.”, dedi Thordan’a.
Ak Rahip cevap beklemeden diğer komutanlara nazikçe: “Lütfen beni herkes tarafından güvenilirliğiyle tanınan Komutan Thordan’la başbaşa bırakabilir misiniz? Sırrı hepinize daha açıklayabileceğimi sanmıyorum.”, dedi biraz imalı bir tonda.
Ã?nce komutanlar buna anlam veremediler. Neden Thordan diye düşündüler. Onlara göre onlar da en az Thordan kadar güvenilirdi. Ama karşı çıkacak kadar da cesur değildiler. O yüzden bir şey demeden yavaşça çadırdan çıktılar.
Cübbesinin bembeyaz olmasının yanında saçlarının da küçüklüğünden beri beyaz renkte olduğu için inananları tarafından ona bu unvan verilmişti. O da onu hep takip edenleri kırmamak adına bu unvanı kabul etmişti. İnananlarına karşı hep dürüst olmuştu. Bir konu hariç. Onun da bir sebebi vardı. Dehşetin ardına saklanmış asıl kötülükten halkını korumak adına inananlarına her şeyi anlatmamayı seçmişti. Ama artık vakit gelmişti. Bu sırrı açıklamak zorundaydı.
Ak Rahip sırayla masanın çevresinde ona dikkatli gözlerle bakan komutanları tek tek gözleriyle süzdü. Acaba onlar bu sırrı taşıyabilecek kadar güvenilirler mi diye düşünmekteydi. Sonunda en çok güven hissettiği kişiye döndü: “Sırrımı merak ediyorsun demek.”, dedi Thordan’a.
Ak Rahip cevap beklemeden diğer komutanlara nazikçe: “Lütfen beni herkes tarafından güvenilirliğiyle tanınan Komutan Thordan’la başbaşa bırakabilir misiniz? Sırrı hepinize daha açıklayabileceğimi sanmıyorum.”, dedi biraz imalı bir tonda.
Ã?nce komutanlar buna anlam veremediler. Neden Thordan diye düşündüler. Onlara göre onlar da en az Thordan kadar güvenilirdi. Ama karşı çıkacak kadar da cesur değildiler. O yüzden bir şey demeden yavaşça çadırdan çıktılar.
Diğer komutanlar gidince Ak Rahip masanın üstündeki toprak kavonozu aldı. İçinde kırmızı şarap verdı. Biraz bardağına döktükten sonra masaya kavonuzu geri koydu. Bir yudum şarabından içtikten sonra: “Shaklan hakkında neler biliyorsun?”, diye sordu Komutan Thordan’a.
Thordan biraz düşündükten sonra: “ İblis Lordu tarafından dünyaya dehşet saçması için ilk gönderilen şeytanın yardakçılarından biri diye biliyorum.”
“Doğru biliyormuşsun. Ama arada bazı eksik taraflar var.”
Thordan heyecanlı bir tonda: “Ama o sadece bir efsaneden ibaret değil miydi?”
“İşte bu da doğru bilmediğin tarafı.”
“Yoksa savaşacağımız düşmanlarımızın başında o mu var?” dedi dehşetle Thordan.
Ak Rahip omuzlarını düşürerek: “Gerçekler bazen korkunç olabiliyor.”
Thordan’ın yüz ifadesi normale tekrar dönünce Ak Rahip ikinci sorusunu yöneltti: “Peki Ak Kolye hakkında ne biliyorsun?”
Thordan yavaşça sol işaret parmağıyla Ak Rahip’in boynundaki ışıldıyan kolyeyi gösterdi.
Ak Rahip kolyesini sol avucunun arasına aldı koruma içgüdüsüyle: “Bu yalnızca benim tarikatımın simgesi değil, Thordan. Bu aynı zamanda kötülüğün simgesi de.”
Thordan kafasını topallamaya çalıştı: “Efendim? Bu nasıl olur?”
Thordan biraz düşündükten sonra: “ İblis Lordu tarafından dünyaya dehşet saçması için ilk gönderilen şeytanın yardakçılarından biri diye biliyorum.”
“Doğru biliyormuşsun. Ama arada bazı eksik taraflar var.”
Thordan heyecanlı bir tonda: “Ama o sadece bir efsaneden ibaret değil miydi?”
“İşte bu da doğru bilmediğin tarafı.”
“Yoksa savaşacağımız düşmanlarımızın başında o mu var?” dedi dehşetle Thordan.
Ak Rahip omuzlarını düşürerek: “Gerçekler bazen korkunç olabiliyor.”
Thordan’ın yüz ifadesi normale tekrar dönünce Ak Rahip ikinci sorusunu yöneltti: “Peki Ak Kolye hakkında ne biliyorsun?”
Thordan yavaşça sol işaret parmağıyla Ak Rahip’in boynundaki ışıldıyan kolyeyi gösterdi.
Ak Rahip kolyesini sol avucunun arasına aldı koruma içgüdüsüyle: “Bu yalnızca benim tarikatımın simgesi değil, Thordan. Bu aynı zamanda kötülüğün simgesi de.”
Thordan kafasını topallamaya çalıştı: “Efendim? Bu nasıl olur?”
“İstersen kısaca hikayeyi anlatayım.” , dedi Ak Rahip yüzü iyice kaskatı kesilmiş Thordan’ın sakinleşmesini beklerken.
“İblis Lordu güvendiği altı kara büyücüsüyle birlikte uzun yıllardan beri kötülüğü muhafaza edebilecekleri ve diledikleri zaman da onun gücünden faydalanabilecekleri bir büyü üzerinde çalışmaktaydı. Sonunda bu kolyeyi yaptılar. Ama o sırada bu evreni yaratmakla meşgul olan Tanrı uzun süre sessizliğini koruyan iblisin ne yaptığını öğrenmek için güvendiği askerlerinden birini yolladı. Eskiden Tanrı’nın safhındayken ki ismi bilinmiyor. Ama İblis Lordu’nun yaptığı korkunç bir lanetle yeni bir kimliğe bürünüp kendine Shaklan ismini koydu. Bu ilk yardakçıydı. Sonra diğerleri de geldi. Tanrı en sevdiği askerinin taraf değiştirdiğini öğrenince iyiden iyiye öfkelendi. Bu normal bir durum değildi. Ã?ünkü herkes tarafından bilindiği gibi o her hatayı affeden biri olarak bilinir. Ama şimdi durum değişmişti. Gerçi İblis Lordu’nun bu durum umrunda değildi. Ã?ünkü istediği şeyi elde etmişti. Kötülüğü istediği yere yayabilecekti artık. İlk hedefi de doğal olarak Tanrı’nın en büyük eseri evrenden başkası değildi. O zamanlar daha evrende yıldızlar kendilerine itaat edecek kadar gezegen bile bulamıştı. Ama bir tanesi kendine yetecek kadar bulmuştu. Bu da İblis Lordu’nun dikkatini çekmişti. Gücü fazla büyük olmamasına rağmen ısısı diğer yıldızlardan kat be kat daha büyüktü.”, diye hikayesini anlatırken Ak Rahip çadırın tepesindeki delikten gözüken dev ışıldayan sarı topu gösterdi.
“İblis Lordu kolyeyi yıldıza doğru tuttu. Ama evren ne de olsa Tanrı’nın eserlerinden en güzellerinden biriydi kolayca kirletilemeyecek kadar. Yıldız beklediğinden daha çok dayanmıştı. Sonunda tam İblis Lordu istediğini elde ediyordu ki yıldız eskisinden daha da güçlü ışıldamaya başladı. Kolyeden yayılan kötülük kaçacak delik aradı. Işık normale döndüğünde İblis Lordu farketti ki kolyenin içinden yayılan artık kötülük değil yıldızın güçlü ışığıydı. O anda İblis Lordu Tanrı’nın katından bile duyulacak kadar güçlükte nefretle haykırmaya başladı ve büyük bir hata yaptı. Tanrı’nın adını aldığı yetmezmiş gibi ona küfür de etti.”
Thordan “Peki Tanrı’nın gerçek adını siz biliyor musunuz?, diye sordu.
“İblis Lordu güvendiği altı kara büyücüsüyle birlikte uzun yıllardan beri kötülüğü muhafaza edebilecekleri ve diledikleri zaman da onun gücünden faydalanabilecekleri bir büyü üzerinde çalışmaktaydı. Sonunda bu kolyeyi yaptılar. Ama o sırada bu evreni yaratmakla meşgul olan Tanrı uzun süre sessizliğini koruyan iblisin ne yaptığını öğrenmek için güvendiği askerlerinden birini yolladı. Eskiden Tanrı’nın safhındayken ki ismi bilinmiyor. Ama İblis Lordu’nun yaptığı korkunç bir lanetle yeni bir kimliğe bürünüp kendine Shaklan ismini koydu. Bu ilk yardakçıydı. Sonra diğerleri de geldi. Tanrı en sevdiği askerinin taraf değiştirdiğini öğrenince iyiden iyiye öfkelendi. Bu normal bir durum değildi. Ã?ünkü herkes tarafından bilindiği gibi o her hatayı affeden biri olarak bilinir. Ama şimdi durum değişmişti. Gerçi İblis Lordu’nun bu durum umrunda değildi. Ã?ünkü istediği şeyi elde etmişti. Kötülüğü istediği yere yayabilecekti artık. İlk hedefi de doğal olarak Tanrı’nın en büyük eseri evrenden başkası değildi. O zamanlar daha evrende yıldızlar kendilerine itaat edecek kadar gezegen bile bulamıştı. Ama bir tanesi kendine yetecek kadar bulmuştu. Bu da İblis Lordu’nun dikkatini çekmişti. Gücü fazla büyük olmamasına rağmen ısısı diğer yıldızlardan kat be kat daha büyüktü.”, diye hikayesini anlatırken Ak Rahip çadırın tepesindeki delikten gözüken dev ışıldayan sarı topu gösterdi.
“İblis Lordu kolyeyi yıldıza doğru tuttu. Ama evren ne de olsa Tanrı’nın eserlerinden en güzellerinden biriydi kolayca kirletilemeyecek kadar. Yıldız beklediğinden daha çok dayanmıştı. Sonunda tam İblis Lordu istediğini elde ediyordu ki yıldız eskisinden daha da güçlü ışıldamaya başladı. Kolyeden yayılan kötülük kaçacak delik aradı. Işık normale döndüğünde İblis Lordu farketti ki kolyenin içinden yayılan artık kötülük değil yıldızın güçlü ışığıydı. O anda İblis Lordu Tanrı’nın katından bile duyulacak kadar güçlükte nefretle haykırmaya başladı ve büyük bir hata yaptı. Tanrı’nın adını aldığı yetmezmiş gibi ona küfür de etti.”
Thordan “Peki Tanrı’nın gerçek adını siz biliyor musunuz?, diye sordu.
Ak Rahip gülümseyerek: “Aslına bakarsan gerçek ismi hala muamma. İblis Lordu’nunda asıl ismini söylemediğine eminim. Ama hiç bir katip Tanrı’nın tüm isimlerini yazacak kadar yaşayamaz herhalde.”
“O kadar çok mu ismi var?”
“Tahmin bile edemezsin. Ama hikayeye geri dönecek olursak, işte o sırada kolye asıl amacından sapmıştı. Artık kötülük adına değil tam tersi ona karşı duran bir güçtü. Tanrı tabi ki bu kadar hakarete karşı sakince duramazdı. Ama İblis Lorduna bir şans daha tanıdı. Sonunda İblis Lordu yapacak bir şeyi kalmadığını farkedince kolyeyi Tanrı’ya teslim etti ve onun için özel olarak hazırlanan hapishanesine yollandı. Bu hiç bitmeyecek bir mahkumiyet olacaktı. Ama en azından hala Tanrı’nın boyutundan atılmamıştı yani kısaca yok edilmemişti.”
“Peki Shaklan’a ne oldu?”
“Dünya’da kaldı.”
“Nasıl Tanrı böyle bir şeye izin verdi?”
“Tanrı’nın hiç bilmediğimiz yönleri de vardır. Sonuçta o bizi yarattı. Onu kimse tam olarak tanıyamaz. Ama tahminen hala Shaklan’ı eski güvendiği askerine döneceği günü bekliyordu.”
“Ama bildiğim kadarıyla İblis Lordu’nun laneti hiç geçmezmiş. Yani Shaklan için hiç umut yok yani.”
“Tabi aslında öyle. Ama her büyünün muhakkak ki tersi vardır. Her zehrin panzehiri olduğu gibi. Yeter ki araştır.”
“Peki açıklamadığınız son kısım kaldı, efendim. Bu kolye size nasıl geçti?”
“O kadar çok mu ismi var?”
“Tahmin bile edemezsin. Ama hikayeye geri dönecek olursak, işte o sırada kolye asıl amacından sapmıştı. Artık kötülük adına değil tam tersi ona karşı duran bir güçtü. Tanrı tabi ki bu kadar hakarete karşı sakince duramazdı. Ama İblis Lorduna bir şans daha tanıdı. Sonunda İblis Lordu yapacak bir şeyi kalmadığını farkedince kolyeyi Tanrı’ya teslim etti ve onun için özel olarak hazırlanan hapishanesine yollandı. Bu hiç bitmeyecek bir mahkumiyet olacaktı. Ama en azından hala Tanrı’nın boyutundan atılmamıştı yani kısaca yok edilmemişti.”
“Peki Shaklan’a ne oldu?”
“Dünya’da kaldı.”
“Nasıl Tanrı böyle bir şeye izin verdi?”
“Tanrı’nın hiç bilmediğimiz yönleri de vardır. Sonuçta o bizi yarattı. Onu kimse tam olarak tanıyamaz. Ama tahminen hala Shaklan’ı eski güvendiği askerine döneceği günü bekliyordu.”
“Ama bildiğim kadarıyla İblis Lordu’nun laneti hiç geçmezmiş. Yani Shaklan için hiç umut yok yani.”
“Tabi aslında öyle. Ama her büyünün muhakkak ki tersi vardır. Her zehrin panzehiri olduğu gibi. Yeter ki araştır.”
“Peki açıklamadığınız son kısım kaldı, efendim. Bu kolye size nasıl geçti?”
Ak Rahip kolyeyi boynundan çıkartıp Thordan’a uzattı. Thordan aslında hep kolyeyi yakından incelemek istemişti. Ama yapamazdı. Ak Rahip’in özel eşyasına dokunmak kendi inancına tersti.
Sonunda Ak Rahip kolyeyi Thordan’ın gözünü önünden çekti: “Kısaca şöyle açıklayabilirim sana , Thordan. Ben aslında Shaklan’ım diyebilirim.”, dedi sakince.
O sırada Thordan korkudan ne yapacağını şaşırdı. Ã?adırdan çıkmak istedi. Ama kimseye bu dinlediği şeyleri anlatamazdı. Yutkundu. Sakince: “Anlamadım, efendim.”, dedi. Duyduğu şeyin yanlış olduğunu öğrenmek istiyordu rahat bir nefes almak için.
“Doğru duydun Thordan. Ben Shaklan’ım ama. şavaşacağın Shaklan değil. O hala dışarıda dünyaya kötülük yaymakla meşgul.”
“Peki siz tam olarak kimsiniz? Kardeşi filan mı?”
Ak Rahip gülmeye başladı: “İşte bu bayağı komikti. Hayır öteki tarafta kardeşlik diye bir şey yoktur. En azından senin düşündüğün gibi. Ben onun ruh ikiziyim. Kısaca onun iyi tarafıyım. İkimiz bir zamanlar aynı bedeni paylaşıyorduk. Ta ki kolyeden yansıyan ışık ruhlarımızı ayırana kadar. Onun için benim tam bir ismim yok. Kendime Shaklan diyemem. Ben kötülük için yaratılmadım. Dediğim gibi Shaklan’ın yok edilmemesinin tek sebebi benim. O yok olursa ben de yok olurum. Ã?ünkü biz birbirimize bağlıyız. Tanrı en sevdiği evladını kaybetmek istemiyor.”
“Peki onu nasıl yenebiliriz?”
Sonunda Ak Rahip kolyeyi Thordan’ın gözünü önünden çekti: “Kısaca şöyle açıklayabilirim sana , Thordan. Ben aslında Shaklan’ım diyebilirim.”, dedi sakince.
O sırada Thordan korkudan ne yapacağını şaşırdı. Ã?adırdan çıkmak istedi. Ama kimseye bu dinlediği şeyleri anlatamazdı. Yutkundu. Sakince: “Anlamadım, efendim.”, dedi. Duyduğu şeyin yanlış olduğunu öğrenmek istiyordu rahat bir nefes almak için.
“Doğru duydun Thordan. Ben Shaklan’ım ama. şavaşacağın Shaklan değil. O hala dışarıda dünyaya kötülük yaymakla meşgul.”
“Peki siz tam olarak kimsiniz? Kardeşi filan mı?”
Ak Rahip gülmeye başladı: “İşte bu bayağı komikti. Hayır öteki tarafta kardeşlik diye bir şey yoktur. En azından senin düşündüğün gibi. Ben onun ruh ikiziyim. Kısaca onun iyi tarafıyım. İkimiz bir zamanlar aynı bedeni paylaşıyorduk. Ta ki kolyeden yansıyan ışık ruhlarımızı ayırana kadar. Onun için benim tam bir ismim yok. Kendime Shaklan diyemem. Ben kötülük için yaratılmadım. Dediğim gibi Shaklan’ın yok edilmemesinin tek sebebi benim. O yok olursa ben de yok olurum. Ã?ünkü biz birbirimize bağlıyız. Tanrı en sevdiği evladını kaybetmek istemiyor.”
“Peki onu nasıl yenebiliriz?”
“Kolyenin gücü içindeki devasa boşluk. Kolyeyi kullanabilecek bilgelikte olan her kimse istediği her şeyi kolyenin içine hapsedebilir. Yok edemez; ama saf dışı bırakabilir. Anlatabildim mi?”
Thordan Ak Rahip’in elinde parlayan kolyeye bakarken ona hayran kaldığı farketti ve sanki kendini kolyenin gücü karşısında çok güçsüz hissetti. Sonra Ak Rahip’e dönüp: “İsterseniz ben diğer komutanlara haber veriyim. Orduyu hazırlamaya başlayalım. Yarın anlaşılan büyük bir gün olacak.”
Tam çadırdan çıkıyordu ki Ak Rahip arkasından seslendi: “Sana güvenebileceğimi biliyordum, Komutan Thordan.”, dedi sevecen bir sesle. Thordan sadece bakmakla yetindi. Sonra gülümsedi ve çadırdan çıktı. Rüzgarın sert estiğini farketti önce. Sonra deminki olayın gerçek olup olmadığını düşündü. Gerçekten de bazen sadece yalanlarla yaşamak daha kolaymış diye düşündü gerçeğin ağır sorumluluğu karşısında ezildiğini düşündüğü bir an. Sonra ne diyorum ben ya diye kendine kızdı.
Thordan Ak Rahip’in elinde parlayan kolyeye bakarken ona hayran kaldığı farketti ve sanki kendini kolyenin gücü karşısında çok güçsüz hissetti. Sonra Ak Rahip’e dönüp: “İsterseniz ben diğer komutanlara haber veriyim. Orduyu hazırlamaya başlayalım. Yarın anlaşılan büyük bir gün olacak.”
Tam çadırdan çıkıyordu ki Ak Rahip arkasından seslendi: “Sana güvenebileceğimi biliyordum, Komutan Thordan.”, dedi sevecen bir sesle. Thordan sadece bakmakla yetindi. Sonra gülümsedi ve çadırdan çıktı. Rüzgarın sert estiğini farketti önce. Sonra deminki olayın gerçek olup olmadığını düşündü. Gerçekten de bazen sadece yalanlarla yaşamak daha kolaymış diye düşündü gerçeğin ağır sorumluluğu karşısında ezildiğini düşündüğü bir an. Sonra ne diyorum ben ya diye kendine kızdı.
“Savaş yalnızca acı getirmez. Fiziki acının yanında asıl getirdiği bir de manevi acı vardır. Ailenden, sevdiğinden ayrıldığın o an, sadece vatanını koruma içgüdününe yenik düşmene, bütün hedeflerini, isteklerini, inançlarını aklından çıkartmana, tek düşünceni kana ve düşmandan gelen çığlığın bedenini ne kadar da rahatlatıyormuş gibi hissettiğini düşündüğün zamana ayırmana sebep olmaz. Aynı zamanda kendini ikili bir oyun içinde hissetmene sebep olur. Hangi taraf haklı kimin umrunda? Sen sadece savaş der beyninin içinden bir ses. Hayır bu beyninden gelmiyordur, bu ses arkandan emirler yaydıran komutanından geliyordur. Maalesef o komutanlardan biri de ben olacağım yakında yapılacak olan savaşta...”
Okuma-yazmayı hep öğrenmek istemişti Komutan Thordan. Günlüğünü yatağının altına koyduğu sırada çadırının kapısı yerine geçen perdelik sert gelen bir rüzgar yüzünden açılmıştı. Bir üşümedir almıştı Thordan’ı. Küçüklüğünü düşündü. Onun yaşadığı yerde tek eğitim at ve kılıç üzerine olurdu. Her ne kadar çok istese de okuma-yazmayı çevresinde bilen pek fazla insan yoktu. Eğitimin önemi üzerinde özellikle duran Işık Tarikatıyla bu sayede tanışmıştı. O sırada zaten tanınmış bir yüzbaşı olmuştu bile. Ak Rahip’in kısa zamanda en sevdiği askeri olmuştu. Sonunda komutanliğa kadar yükselmesini sağlamıştı. En büyük tutkusunu okuma-yazmayı öğrenme isteğini gerçekleştiren Ak Rahip’e çok şey borçluydu. O asla borcunu unutmazdı.
Yatağına yattıktan sonra her ne kadar çok üşüse de usanmışlığından perdeyi çekmek gelmedi. O soğukta uyuyakaldı.
Okuma-yazmayı hep öğrenmek istemişti Komutan Thordan. Günlüğünü yatağının altına koyduğu sırada çadırının kapısı yerine geçen perdelik sert gelen bir rüzgar yüzünden açılmıştı. Bir üşümedir almıştı Thordan’ı. Küçüklüğünü düşündü. Onun yaşadığı yerde tek eğitim at ve kılıç üzerine olurdu. Her ne kadar çok istese de okuma-yazmayı çevresinde bilen pek fazla insan yoktu. Eğitimin önemi üzerinde özellikle duran Işık Tarikatıyla bu sayede tanışmıştı. O sırada zaten tanınmış bir yüzbaşı olmuştu bile. Ak Rahip’in kısa zamanda en sevdiği askeri olmuştu. Sonunda komutanliğa kadar yükselmesini sağlamıştı. En büyük tutkusunu okuma-yazmayı öğrenme isteğini gerçekleştiren Ak Rahip’e çok şey borçluydu. O asla borcunu unutmazdı.
Yatağına yattıktan sonra her ne kadar çok üşüse de usanmışlığından perdeyi çekmek gelmedi. O soğukta uyuyakaldı.
Sabah uyandığında üşütmüştü. Burnu tıkanmıştı. Boğazları da sanki kızgın kömür varmışçasına yanıyordu. Yataktan doğrulmaya çalıştığında da vücudunun her yerinde zonklama hissetti. Kendi salaklığına kızdı. Ama bir komutan olarak sorumlulukları vardı. Zorlandığı halde bunu belli etmedi. Yavaşça giyindi ve yemek pişirilen çadıra doğru yöneldi. Bugün dün geceden bile daha soğuktu. Güneş yüzünü hiç göstermemeye kararlıydı. Dünkü Ak Rahip’le olan konuşmasını düşündü. O anda Güneş tepelerinde ışıl ışıldı. Sanki şimdi çok uzak bir zamanda olan bir olaymış gibi düşündü bir an için.
Rütbesine rağmen askerlerinin yanında yemeyi hep tercih etmişti. Bu sayede de askerlerinin ona karşı güveni ve sempatisi de artmış oluyordu. Ama o bu sebepten dolayı yapmıyordu. Daha çok tanımlayamadığı bir rahatlama duygusu hissediyordu bu masum askerlerin yanında. O her biri çıkar peşinde koşan komutanların yanında her kahvaltı yaptığında sohbetin konusu hep ganimetlere kayıyordu. Bu çadırda ise askerler ailesinden, arzularından ve masum duygularından bahsediyorlardı. Bu Thordan’ın daha çok hoşuna gidiyordu.
Kahvaltısını bitirince Ak Rahip’in çadırına yöneldi. Umarım o da kahvaltısını bitirmiştir diye düşünürken birden hasta olduğu vücut unutturmak istemiyormuşcasına midesine korkunç bir ağrı girdi. Hemen kimsenin görmemesi umuduyla bir ağacın arkasına koştu. En az üç kere ardı ardına kustu. Boğazı her seferinde daha beter yanıyordu. Sanki midesi kahvaltıda yediği şeyleri kabul etmemişti. Tek tek geri postalamaya karar vermişti.
Tam olarak bulantısının geçtiğine emin oluncaya kadar bir süre daha ağacın arkasında bekledi. O sırada bulutlar dağılmıştı. Güneş yine kendini göstermişti. Birden Thordan kendini daha sağlıklı hissetmişti. Gökyüzüne dönüp içinden güneşe teşekkür ettikten sonra Ak Rahip’in çadırına gitti.
Rütbesine rağmen askerlerinin yanında yemeyi hep tercih etmişti. Bu sayede de askerlerinin ona karşı güveni ve sempatisi de artmış oluyordu. Ama o bu sebepten dolayı yapmıyordu. Daha çok tanımlayamadığı bir rahatlama duygusu hissediyordu bu masum askerlerin yanında. O her biri çıkar peşinde koşan komutanların yanında her kahvaltı yaptığında sohbetin konusu hep ganimetlere kayıyordu. Bu çadırda ise askerler ailesinden, arzularından ve masum duygularından bahsediyorlardı. Bu Thordan’ın daha çok hoşuna gidiyordu.
Kahvaltısını bitirince Ak Rahip’in çadırına yöneldi. Umarım o da kahvaltısını bitirmiştir diye düşünürken birden hasta olduğu vücut unutturmak istemiyormuşcasına midesine korkunç bir ağrı girdi. Hemen kimsenin görmemesi umuduyla bir ağacın arkasına koştu. En az üç kere ardı ardına kustu. Boğazı her seferinde daha beter yanıyordu. Sanki midesi kahvaltıda yediği şeyleri kabul etmemişti. Tek tek geri postalamaya karar vermişti.
Tam olarak bulantısının geçtiğine emin oluncaya kadar bir süre daha ağacın arkasında bekledi. O sırada bulutlar dağılmıştı. Güneş yine kendini göstermişti. Birden Thordan kendini daha sağlıklı hissetmişti. Gökyüzüne dönüp içinden güneşe teşekkür ettikten sonra Ak Rahip’in çadırına gitti.
Ak Rahip yeni cübbesini giymişti. Dünkü cübbesinden tek farkı kol kısmının daha bol olmasıydı. O da diğer tüm cübbeleri gibi bembeyazdı. Sanki hiç lekelenmiyor gibiydiler. Ak Rahip’in elinde kendi yazdığı karışık tavsiyeler içeren kitabını inceliyordu. Thordan’a dönüp kitabı gösterdi: “Anlaşılan bir kaç ekleme daha yapmalıyım. Umarım okumuşsundur.”
“Tabi ki efendim. Biliyorsunuz ki sizin yazdığınız tüm kitapları ilk bitiren insanlardan biriyimdir.”
“Biliyorum, elbette. Lafın gelişi demiştim ben de.”
Sonra Ak Rahip kitabı yanındaki sehpaya koydu. Yavaşça doğruldu: “Ordumuz hazır mı?”
“Evet, efendim. Ama isterseniz diğer komutanlarında görüşünü alabilirsiniz.”
“Senin görüşün yeterli, Thordan. Sana güveniyorum.”, dedi Ak Rahip gülümseyerek.
“Korkarım ki Shaklan da boş durmamış. Anlaşılan çok asker kaybetmeye hazır olmamız gerekiyor.”, diye sözlerine devam etti Ak Rahip.
“Ben askerlerime güveniyorum.”
“Ah, lütfen! Klişe sözler kullanmana gerek yok. Zaten amacımız onun ordusunu yenmek değil. İstesek de yapamayız ya. Asıl hedefimiz Shaklan olacak. Ã?nce onun ortaya çıkmasını sağlamalıyız. Gerisini de ben ve boynumda duran kolye halledecek umarım.”
“Tabi ki efendim. Biliyorsunuz ki sizin yazdığınız tüm kitapları ilk bitiren insanlardan biriyimdir.”
“Biliyorum, elbette. Lafın gelişi demiştim ben de.”
Sonra Ak Rahip kitabı yanındaki sehpaya koydu. Yavaşça doğruldu: “Ordumuz hazır mı?”
“Evet, efendim. Ama isterseniz diğer komutanlarında görüşünü alabilirsiniz.”
“Senin görüşün yeterli, Thordan. Sana güveniyorum.”, dedi Ak Rahip gülümseyerek.
“Korkarım ki Shaklan da boş durmamış. Anlaşılan çok asker kaybetmeye hazır olmamız gerekiyor.”, diye sözlerine devam etti Ak Rahip.
“Ben askerlerime güveniyorum.”
“Ah, lütfen! Klişe sözler kullanmana gerek yok. Zaten amacımız onun ordusunu yenmek değil. İstesek de yapamayız ya. Asıl hedefimiz Shaklan olacak. Ã?nce onun ortaya çıkmasını sağlamalıyız. Gerisini de ben ve boynumda duran kolye halledecek umarım.”
Ordu hazırdı. Yedi komutan ve yedi taraftan saldırıya geçecek bir ordu. Shaklan’ın ordusunu bir çember içine alabilirseler Shaklan düşmanını tek başına yenmek isteyecekti. Böylece Ak Rahip’in sırası da gelecekti. Ama bilmedikleri Shaklan’ın o kadar saf olmadığıydı. Ã?teki ruhuyla telepatik olarak iletişime geçebiliyordu istediği o an. Hatta öteki ruhunu taşıyan beden çoğu zaman farkına bile varmıyordu.
Shaklan vücudunu saran kızıl alevlere ve başının iki yan tarafından yükselen iki boynunza sahipti. Kendi ordusuna döndü. Etraftan topladığı altın ve öldürme hırsı bürümüş barbarlar, yeraltına gizlenmiş goblinler, ormanın içinden getirdiği dev örümcekler ve son olarak en büyük kozu olan ejderhalar...
“Bugün çok fazla eğlence bizi bekliyor...!”, diye haykırdı keskin ve homurtulu sesiyle. Bedeni yaşlanmıştı. Bu dünyada zaman diğerine göre daha hızlı akıyordu. Eğer o kolyeyi ele geçiremezse efendisini hapishaneden kurtalamayacak ve buraya mahkum kalacaktı. Ã?teki ruhunun planından haberi vardı. Onun için ordusunu güçlendirmek için çok uğraşmıştı. Özellikle ejderhalarına çok güveniyordu. En iri olanının yanına gitti. Bir el hareketiyle ejderha boynunu eğdi. Shaklan üzerine atladı ve ejderha efendisinin tam olarak üzerine bindiğine emin olduktan sonra da yükseldi. Shaklan kötü tarafa geçtiği ilk gün de İblis Lordu tarafından hediye edilen kılıcı Cavarlan’ı havaya kaldırdı. Kılıç kıpkırmızıydı. Giderek ışıltısı daha da arttı. Shaklan: “Ne yapacağınızı biliyorsunuz. Ã?nünüze kim çıkarsa yok edin.”
Ordu öldürme hevesiyle ileriye atıldığında Shaklan’ın yüzünde korkunç bir gülümseme vardı...
Shaklan vücudunu saran kızıl alevlere ve başının iki yan tarafından yükselen iki boynunza sahipti. Kendi ordusuna döndü. Etraftan topladığı altın ve öldürme hırsı bürümüş barbarlar, yeraltına gizlenmiş goblinler, ormanın içinden getirdiği dev örümcekler ve son olarak en büyük kozu olan ejderhalar...
“Bugün çok fazla eğlence bizi bekliyor...!”, diye haykırdı keskin ve homurtulu sesiyle. Bedeni yaşlanmıştı. Bu dünyada zaman diğerine göre daha hızlı akıyordu. Eğer o kolyeyi ele geçiremezse efendisini hapishaneden kurtalamayacak ve buraya mahkum kalacaktı. Ã?teki ruhunun planından haberi vardı. Onun için ordusunu güçlendirmek için çok uğraşmıştı. Özellikle ejderhalarına çok güveniyordu. En iri olanının yanına gitti. Bir el hareketiyle ejderha boynunu eğdi. Shaklan üzerine atladı ve ejderha efendisinin tam olarak üzerine bindiğine emin olduktan sonra da yükseldi. Shaklan kötü tarafa geçtiği ilk gün de İblis Lordu tarafından hediye edilen kılıcı Cavarlan’ı havaya kaldırdı. Kılıç kıpkırmızıydı. Giderek ışıltısı daha da arttı. Shaklan: “Ne yapacağınızı biliyorsunuz. Ã?nünüze kim çıkarsa yok edin.”
Ordu öldürme hevesiyle ileriye atıldığında Shaklan’ın yüzünde korkunç bir gülümseme vardı...
Thordan’ın başında olduğu ordu en önden gitmekteydi. Düşmanla ilk karşılaşan da onlar olacaktı. Tam bir dağın eteğinden ilerliyorlardı ki tepelerine kayalar yağmaya başladı. Ardından barbarlar saldırıya geçti. Ellerindeki sopaları kullanma da üstündüler. Sopalarını buldukları her taşla törpüleye törpüleye bir kılıç kadar keskin hale getirmişlerdi. Bu ani saldırıda önce Thondan’ın ordusu afallasa da çabuk düzelmişlerdi. Barbarlar ne kadar vahşi olsalarda o kadar da yenmesi kolay düşmanlardı. Asıl düşmanın ordusunun bu olmadığı belli oluyordu.
O sırada uzaktan bir kükreme sesi ardından da çığlık sesleri duyuldu. Bu sesler sol taraflarından ilerleyen orudan geliyordu. Anlaşılan düşman diğer ordulara da saldırıya geçmişti. Thondan bu kükreme sesinin Shaklan olmadığına emindi. Hemen ortaya çıkmaz herhalde diye düşünüyordu. Zaten bir süre sonra kükreme sesinin yalnızca bir şeye ait olmadığını da öğrenecekti. Madenden çıkarttıklarıyla zenginleşen ve cüce katilleri olarak bilinen goblinler Thordan’ın ordusuna saldırıyordu. Arkalarında da kızıl renkli derisiyle bir ejderha vardı.
Thondan sakinliğini korumaya çalışarak: “Okçular ejderhaya saldırın...!”, diye bağırdı.
O sırada uzaktan bir kükreme sesi ardından da çığlık sesleri duyuldu. Bu sesler sol taraflarından ilerleyen orudan geliyordu. Anlaşılan düşman diğer ordulara da saldırıya geçmişti. Thondan bu kükreme sesinin Shaklan olmadığına emindi. Hemen ortaya çıkmaz herhalde diye düşünüyordu. Zaten bir süre sonra kükreme sesinin yalnızca bir şeye ait olmadığını da öğrenecekti. Madenden çıkarttıklarıyla zenginleşen ve cüce katilleri olarak bilinen goblinler Thordan’ın ordusuna saldırıyordu. Arkalarında da kızıl renkli derisiyle bir ejderha vardı.
Thondan sakinliğini korumaya çalışarak: “Okçular ejderhaya saldırın...!”, diye bağırdı.
Ejderha piyade birliklerini es geçip doğruca ona saldıran okçulara yöneldi. Derisi çok sertti. Hiç bir ok derisinden geçemiyordu. Sonunda Thordan atıyla ejderhaya doğru koşturdu. Ejderha ona koşturanın rütbesinin yüksek olduğunu farkedince ona yöneldi. Thordan o sırada eline bir mızrak almıştı. Ejderha sıcak nefesini Thordan’a yaklaştırdı. Thordan: “Seni aşağılık kertenkeler bozması.”, dedi. Tam ejderha ağzını dev bir alev topu oluşturmak için açmıştı ki Thondan’ın attığı mızrak boğazına saplandı.
“İşte zayıf noktanı buldum.”, dedi Thordan.
Ejderha acıyla bağırdı. Ağzından kanlar fışkırıyordu. Havalanmaya başladı. Kükredi. Ama bir süre sonra yere düştü. Goblinler ejderhanın düşüşüyle korkmaya başladılar. Ama saldırıyı kesmediler. Ã?ünkü efendilerinin her zaman yeni bir planı hep olurdu.
Thordan ilerden gelen yeni düşmanları görmüştü: Dev örümcekler... Askerlerine uzaktan yapışkan ağlarıyla saldırıyorlardı. Thordan atıyla ileri atıldığında yolunun üstündeki örümcek ağını farketmedi. Atı ağa yapışınca Thordan yere kapaklandı. Dev örümcekler yeni kurbanlarına yöneldiler. Thordan yere düşmenin etkisiyle topallanmakta güçlük çekti. Ama ona saldıran dev örümceği yere sermesini de bildi. Ama her tarafını sarmışlardı. Hepsiyle birden savaşamazdı.
“İşte zayıf noktanı buldum.”, dedi Thordan.
Ejderha acıyla bağırdı. Ağzından kanlar fışkırıyordu. Havalanmaya başladı. Kükredi. Ama bir süre sonra yere düştü. Goblinler ejderhanın düşüşüyle korkmaya başladılar. Ama saldırıyı kesmediler. Ã?ünkü efendilerinin her zaman yeni bir planı hep olurdu.
Thordan ilerden gelen yeni düşmanları görmüştü: Dev örümcekler... Askerlerine uzaktan yapışkan ağlarıyla saldırıyorlardı. Thordan atıyla ileri atıldığında yolunun üstündeki örümcek ağını farketmedi. Atı ağa yapışınca Thordan yere kapaklandı. Dev örümcekler yeni kurbanlarına yöneldiler. Thordan yere düşmenin etkisiyle topallanmakta güçlük çekti. Ama ona saldıran dev örümceği yere sermesini de bildi. Ama her tarafını sarmışlardı. Hepsiyle birden savaşamazdı.
Ama okçu birlikleri yardıma gelmişti. Ã?rümcekler tek tek halledildikten sonra sıradaki düşmanlarını beklemeye başladılar. Thordan bıçağı yardımıyla atını ağdan kurtardı. Askerlerine dönüp: “Diğer ordulara yardım etmemiz gerek...”, dedi.
Aslında diğer orduların çoğu telef olmuştu. O anda gökyüzünü saran kızıl bir ışığın ardından yeni bir ejderha görüldü. Ama ejderhanın üstünde biri vardı. Alevler sarnıştı bedenini. Bu Shaklan’dı. Thordan: “İşte adamımız geliyor.”, dedi pek yüksek olmayan bir sesle.
Kızıl ışığa karşılık pek gecikmedi. Bu sefer gökyüzü beyaz bir ışıkla doğdu. Thordan arkasına döndüğünde tepede Ak Rahip’i gördü. Kolye elindeydi ve havaya kaldırmıştı: “Bunu mu istiyorsun Shaklan? Ne bekliyorsun o halde?”
Aslında diğer orduların çoğu telef olmuştu. O anda gökyüzünü saran kızıl bir ışığın ardından yeni bir ejderha görüldü. Ama ejderhanın üstünde biri vardı. Alevler sarnıştı bedenini. Bu Shaklan’dı. Thordan: “İşte adamımız geliyor.”, dedi pek yüksek olmayan bir sesle.
Kızıl ışığa karşılık pek gecikmedi. Bu sefer gökyüzü beyaz bir ışıkla doğdu. Thordan arkasına döndüğünde tepede Ak Rahip’i gördü. Kolye elindeydi ve havaya kaldırmıştı: “Bunu mu istiyorsun Shaklan? Ne bekliyorsun o halde?”
Shaklan öfkeden kudurmuştu. Ejderhasını yere yakın sürerek Ak Rahip’e yöneldi. Son anda Thordan ejderhanın önünden çekilmeyi başarmıştı. Ama çoğu asker ejderhanın dev pençesiyle tanışmak zorunda kalmıştı.
Ak Rahip yüzünde bir gülümsemeyle kolyeyi biraz daha havaya kaldırdı: “İyi, al o zaman.”, diye bağırdı.
Her taraf ışıktan görülmez olmuştu. Sonra normale döndüğünde ne ejderhadan ne de Shaklan’dan eser kalmamıştı. Ak Rahip kolyesine bakıp: “İşte artık kötülük tekrar ait olduğu yerine döndü.”, dedi.
Ak Rahip yüzünde bir gülümsemeyle kolyeyi biraz daha havaya kaldırdı: “İyi, al o zaman.”, diye bağırdı.
Her taraf ışıktan görülmez olmuştu. Sonra normale döndüğünde ne ejderhadan ne de Shaklan’dan eser kalmamıştı. Ak Rahip kolyesine bakıp: “İşte artık kötülük tekrar ait olduğu yerine döndü.”, dedi.
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 2 guests
