Ölüm Labirenti

Baştan aşağı kendi özgün hikayelerinizi yazmak için…
Locked
Alenthas
Forum Yöneticisi
Posts: 2670
Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
Location: Innsmouth
Contact:

Post by Alenthas »

"Sizi böyle düşünmeye iten nedir bilmiyorum. Küçüklüğümü ne kadar hatırlamaya çalışsam bile bunu bir türlü başaramıyorum ve bunun için size hesap vermem gerekmiyor," diyerek ayağa kalktı. "Görmüyor musun, acı çektiğimi. Neden üstüme geliyorsun?" Arkasını dönüp uzaklaşmaya başladı "Yalnız kalmaya ihtiyacım var."
Image
Edmond
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 5509
Joined: Mon Jul 03, 2006 10:00 am
Location: Çanakkale
Contact:

Post by Edmond »

"Hayır, Thereon!"

Babacan bir şekilde Thereon'a yaklaştı.

"Yalnız kalmaya ihtiyacın yok."

Sonra elini omzuna koydu.

"Aksine, burada kalmana ihtiyacımız var."
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.

The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.

I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.

-Freddie Mercury
Starfell
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 693
Joined: Thu Apr 17, 2008 10:00 am
Location: Istanbul
Contact:

Post by Starfell »

Dryad önünde duran bağlı adama doğru yürüdü. Adrian başına bişey geliceğinden emindi bu yüzden hızlıca bağlardan kurtulmaya çalıştı.

"Lanet ols..! Ahh!!"

Dryad adamın kafasına bir tekme geçirmiş ve adamda sıt üstü yere yığılmıştı. Adrian gözlerini kapadı ve ağzındaki kan tadının farkına vardı...

"Nerde olduğunu unutma Pislik !" diye ekledi kadın

Adam kendini sağ yanını döndüğünde büyücüye bir bakış attı. Ardından ayaklarını karnına çekip ağzındaki kanı tükürdü.
Illyra
Forum Yöneticisi
Posts: 2113
Joined: Tue Jan 25, 2005 10:00 am
Location: Duskwood
Contact:

Post by Illyra »

Yaraları sızlıyordu. Artık yürürken daha dikkatliydi. Gecenin serin nefesinde devam etmesini sağlayan tek şey diğerleriydi. Ã?abuk olması gerektiğini biliyordu. Ne kadar çabuk o kadar iyi, o kadar az risk…

Kalbi acıyordu, ağrılığın altında ezilmiş göğüs kafesi, parçalanmış kolları ve dizleri acıyordu. Ne zaman duraksasa Bargier gelip omzuna konuyor devam etmesi gerektiğini hatırlatırcasına kulağını gagalıyordu.

Bazen boynunda astığı yüzüğe dokunmadan tiksintiyle bakıyor, bazen de okşarcasına elinde taşıdığı yüzüğe dokunuyordu.

Yayı elinde bir süre daha izleri takip ettikten sonra duyduğu bir hışırtı ile çevresine bakındı. Bir şeylerin olacağını anlamıştı bir şeyin yaklaştığını. Aniden sırtına yediği ağır bir pençeyle yere yıkıldı. Muhtemelen zırhının arkası pençe izleri şeklinde yırtılmıştı ve kanıyordu.

Ne olduğunu anlamak için arkasına döndüğünde gri bir troll ile karşılaştı. Ama bu yetişkin bir troll değildi, henüz yavru olmalıydı. Yine de bir insanı yiyecek büyüklükteydi. Dişleri ve kasları gelişmişti uğursuz pençeleri parmaklarından çıkmıştı. Daylight bir yandan yerde geriye sürünürken kaçamayacağını düşündü. Kaçmak için çok yorgundu. Bu sırada tam tepesinde başka bir karaltı gördü. İçgüdüsel olarak kollarını kaldırdığında pençeli bir ayak dirseklerini ezerek yeni yaralar açtı aynı zamanda kurdun –rahibin- açtığı yaralardan bazılarının daha derinlerine indi.

Daylight bu durumda yapabileceği çok az şey olduğunu biliyordu. Ellerini başının üzerine koyarak tepesinde dikilen yavru trollün üzerine doğru bir takla attı. Taklası yarım kalmış olsa da işe yaramıştı troll yere devrilmiş, kendisi çömelmiş bir şekilde üzerinde duruyordu. Altındaki troll tepinirken ve arkasındaki saldırırken suratına bir tekme atarak kaçmayı başarmıştı. Arkadaki troll ise kendi kardeşinin üzerine basmıştı. Hızla geriye ilerleyip yayını gerdi, ayakları troll’lerden daha hızlıydı. Onlar kendisine doğru gelirken yayına gerdiği iki okunu onlara yolladı ama ıskalamıştı.

Bu şekilde ağaçların içinde vur-kaç oynamaya başladılar. Ama Daylight hala endişeliydi. Oklarının çoğu ıskalıyor, hedeflerini bulanlar ise pek etkili gözükmüyordu. Hem okları daha ne kadar yetişebilirdi ki? Sadağında çok fazlası kalmamıştı…

Korucu iki troll’den daha hızlı olduğundan onlardan kolaylıkla uzakta kalabiliyordu ama yorulmaya başlamıştı. Yaralı göğüs kafesinden çektiği nefesi daha da fazla canını yakıyordu. Troll’ler de ise daha yorgunluk belirtisi yoktu.

Derken sırtına yediği bir pençe ile yeniden yere yuvarlandı ama bu bir yavrunun vuruşu değildi. Daylight’in yerde yuvarlanışını durduran şey bir ağaca çarpmasıydı. Burnu kanamıştı. Başını kaldırıp baktığında tamamen yetişkin dişi bir troll gördü. Ã?fkeden kudurmuş gibiydi. Kız yeniden ayağa kalkarak hızla ağaca tırmandı. Ağacın sağlam dallarından birisine tüneyip yeni bir ok çekti.

Ama yetişkin troll kızın hilesini görmüş ve ağaca gelerek büyük kolları ile sarmış ve neredeyse köklerini sökercesine sallamaya başlamıştı. Daylight ağaca zarar geleceğinden kokuyordu bu yüzden tutunmadı ve yetişkin trollün tam kafasına indi. Bacağı incinmişti. Ama olduğu yere koşan iki yavru trollüde görünce hızla gelen başka bir pençeden kaçarak ayağa kalktı ve tersi yöne koşmaya başladı.

Bu sefer üç trolle karşı vur kaç oynamaya devam ediyordu. Okları sıkça isabet ediyor ve gereğinden fazla hasar veriyordu. Kız buna bir anlam veremedi. Bu kadar yaralı olmasa bile kollarının gücü bir trollün derisini geçecek güçte ok çekemezdi. Sonunda kendisi yaralı ve bitkin, okları oldukça azalmıştı ki troller çok fazla yaralanmıştı.

Bir anda arkalarını dönüp kaçmaya başladılar.

Daylight buna bir anlam veremedi. Oldukça hırpalanmıştı, bu yüzden nedenini araştırmadı. Tek umudu trollerin kampı bulmamasıydı.

Burnundaki kanı eliyle silip sırtını yorgunca ağaca yasladığında yaralarının verdiği unutulmayan acıyı, yüzüğü taktığından beri üzerinde hissettiği ağırlığın daha da arttığı gerçeğini inkar edemedi.

Ama dinlemezdi. Bargier kısa süre içinde geri dönmüştü. O troller ile savaşırken izleri takip etmişti kuzgun. Yavaşça kızın omzuna kondu. Kendi dilinde konuşuyordu.

“Bir ruh izleri takip etti ve buldu ini. Esir ruhlar orada. Diğer ruhlar tuhaf. Bir ruhun, ruh eşi devam etmeli.”

Korucu kız başını salladı. Kuzgun haklıydı. Artık çok yaklaşmıştı. Devam etmeliydi.

Yolculuğuna devam etti…
Image
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Post by catboy »

Safiel, miae ve Adrian sürüklenerek dryad şefinin önüne doğru götürüldüler. Safiel, dryadı tanıyordu. şaşkınlıkla: "Deru! Yo, bu olamaz. İşte buna inanamam. bir nevi şaka olmalı bu değil mi?" dedi.
Dryad şefi esirleri süzmeye başladı. Safiel'e bakıp: "Hayır. Benim adım Seru! Deru değil. Deru bir haindi. Onun adını burada anarak beni halkımın önünde küçük düşürmeye utanmıyor musun, seni bunak büyücü?" diye bağırdı.
Safiel: "Bunak mı? Bu ne biçim..." diye başladı ama dryad şefi konuşmaısna devam etti:
"Asan olmadan hiç bir halta yaramayan, işe yaramaz, altına yapan bir büyücüden susmasını talep ediyorum. " dedi.
Illyra
Forum Yöneticisi
Posts: 2113
Joined: Tue Jan 25, 2005 10:00 am
Location: Duskwood
Contact:

Post by Illyra »

Acısına rağmen adımları toprağın üzerinde rüzgarla eş bir ses çıkartıyordu. Bargier uzağındaydı. Kendi başına ilerliyordu. Yayı elinde tek elinde azıcık kalmış değerli oklarından bir tanesi vardı.

Aniden yavaşladı. Duymuştu. Bunlar konuşmalardı.

Sessizce bir ağacın arkasına sindi. Az ileride bir hareket vardı. Karanlığın kendisiymiş gibi gizlice ağaçları kendisine siper ederek ilerledi. şimdi olduğu yerden bir mağaranın girişine bakıyordu. Gördüklerinin dyrad olduğunu anladığında şaşırmıştı ama ağacın söyledikleri aklına geldi.

"..Yolundan sapmış kadim düşmanlar..."

Dyradların ağaçlara düşman olması ha! Bu bir goblinin iyi kalpli ve sevecen olabilmesi kadar uzak bir ihitmal gibiydi. Ama bir şekilde... Bir şeyler olmuş olmalıydı...

Sonra mağaranın kapısındaki hareketlenme dikkatini çekti. Birileri dışarıya çıkıyordu. İyice baktığında bunların elleri kolları bağlı Safiel, Miaé ve Adrian olduğunu gördü. Sesleri duyabilmek için iki ağaç daha yaklaştı. Onun varlığından Dyradlar hala habersizdi.

"Deru! Yo, bu olamaz. İşte buna inanamam. bir nevi şaka olmalı bu değil mi?"

"Hayır. Benim adım Seru! Deru değil. Deru bir haindi. Onun adını burada anarak beni halkımın önünde küçük düşürmeye utanmıyor musun, seni bunak büyücü?"

"Bunak mı? Bu ne biçim..."

"Asan olmadan hiç bir halta yaramayan, işe yaramaz, altına yapan bir büyücüden susmasını talep ediyorum. "

Kız dudaklarını ısırarak orada duruyordu. Aslında hemen harekte geçerdi ama ne olup bittiğini öğrenmek istiyordu. Neden Dyradlar böylesine kötü olmuştu.

Bu sırada Bargier sessiz kanat çırpışları ile omzuna ters olarak kondu, kız o zaman kuzgunun kendisi meşgulken arkasını kollayacağını anladı.

Sessizce, gerginlikle, acıyla, parmaklarının ucuna değen okla bekledi...
Image
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Post by catboy »

"Ben giantlight'ın oğluyum. Bir zamanlar Deru ile kardeş gibiydik. Hatta bizi ikiz gibi benzediğimizi söyleyenler de olurdu. Ama o daha çok özgürlüğüne düşkün bir dryaddı ve sonunda dryad şefleriyle arasında büyük bir tartışma çıkması kaçınılmaz olmuştu. Kendini Polantes Hapishanesine götürülüşünü görmüştüm. Babam yalvarmıştım. Ama babam beni dinlememişti. Hapishaneden kaçtığını duyunca en çok bu habere ben sevinmiştim." diye anlattı dryadların dişi lideri Seru.
"Sonra o ne yaptı? Öz kardeşi gibi gördüğü kişinin babasını öldürdü. Hem de insanlarla müttfefik oldu. Misatta deli bir dryadın yaptıkları tüm dryadlara mal ediliyor ve Deru o kendini beğenmiş pislik insanların tarafını tutuyor. Artık tüm dryad kabilelerinin şefiyim ben. Daha hızlı ve çabuk karar vermek adına her kabilenin ayrı ayrı şefi olması durumunu kaldırdım. Tabi karşı çıkanlar da oldu ama hepsi bir güzel susturuldu. Gördüğün üzere ormanların sonu yakın. Yakında bu kıta da diğer kıtalar gibi çöllerle veya dağlardan başka bir şey göremeyeceksiniz. Ormanların koruyucularının artık ormanlar olmadan da yaşamaları için bir sanşları varken neden kendimizi riske atıyoruz ki." diye devam etti anlatmaya dryad şefi.
"Bu kadar yeter, Seru! Senin pis amacını biliyoruz artık. Ne haliniz varsa görün o halde. Bizi bırakın da gidelim biz de kendi yolumuza." dedi Safiel.
"Bu işte imkansız, bunak büyücü. Umarım sana bunak dememe alınmıyorsundur. Sonuçta gerçekleri söylüyorum sadece." dedi dryad şefi umarsızca.
"Peki neden o halde, bizi tutmanızın sebebi ne?" diye sordu Safiel.
"Seni ya da şu iki arkadaşını heleki sidiğini yanlış tarafa yönelendiren pis kokulu alkolik arkadaşını istediğimizi nereden çıkardın?" dedi dryad şefi alay ederek.
Safiel, sinirlenen Adrian'ı tuttu. "O halde kimdir sizin aradığınız?" diye sordu Safiel.
CLiCKs
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1392
Joined: Mon Dec 03, 2007 10:00 am
Location: Bursa
Contact:

Post by CLiCKs »

Safiel'in dryad'la konuşmasını hiç dinlemiyordu. Adriana öyle öfkelenmişti ki içine atıp sonra daha büyük patlamak için kendini zor tutmuştu. Daylight'ıda bu konuda bir an önce uyaracaktı. Eline ilk fırsat geçtiği an Adrian'ın tam yanında olacaktı...

Sonra kendini biraz olsun konuşmayı dinlemeye verdi. Buradan krtulamazsa Adrian'a haddini bildiremezdi. Ve de aklına koydu bundan sonra kimseyle samimi olmayacaktı. Daylight ve Kiba hariç... Ve o barbar kız.

"Bu arada size hatırlatayım. Arkanızda bir tanrı olsa bile neredeyse bütün ırkları düşman hattınıza aldınız. Elf prensesi olmam elflerin size baskı yapacağının güzel bir belirtisidir. Büyücü de yeterince ünlenmiştir heralde. Bu demek ki insanlar da düşmanınız. Orman elfi kralına olan nefretinizde onları bu savaşa çekecektir. Ve de bana göre Reks bu savaştan sonra sizi bir güzel harcar. Eminim ki daha sonra ölmek için dua ediceksiniz." dedi. Yüzünde bu son söylediği cümleden dolayı bir tebessüm vardı.
Ben gelecek için hiç endişe duymadım.O yeterince hızlı geliyor zaten.
Albert Einstein
Illyra
Forum Yöneticisi
Posts: 2113
Joined: Tue Jan 25, 2005 10:00 am
Location: Duskwood
Contact:

Post by Illyra »

Miaé konuştuğunda azıcık kıpırdanmıştı hala dudaklarını ısırıyordu. Kız haklıydı. Elfler artık kötüleşmiş Dyradların tepesine prenseslerini kurtarmak için binceklerdir diye düşündü.

Bu sırada tek elini hafifçe ağaca koymuştu. Yüzüğün üstüne verdiği ağır hissi ağaçların yakınlığı biraz olsun geçiriyordu. Normalde Dyradlar şimdiye kadar kendisini fark ederlerdi, ama ağaçlara verdiği sözle onların güvenini kazanmıştı ve ağaçlar kendisinin fark edilmemesi için onu koruyordu. Sanki dallarını aşağı eğmişlerdi ve ne zaman hızlı bir nefes alsa tüm yapraklar bunu bastırmak için hışırdıyordu.

Sevgiyle ağacın kabuğunu okşadı. Diğer yandan az kaldığını biliyordu. Az daha beklemesi gerekecekti...

Ağacın öğüdündeki gibi... Bilge olmalıydı...
Image
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Post by catboy »

"Kim diye sordum." diye bağırdı Safiel.
"Hassas kulaklarımı sarmısak kokulu ağzından çıkan gereksiz sözcüklerle rahatsız etmekten vazgeç." dedi dryad şefi kızgınlıkla.
"Benim adım Safiel Persoul. Ben Misat'taki Tanrı Hikker'e bağlı büyü konseyinin üyesi ve aynı zamanda oradaki akademinin başbüyücülerinden biriyim. Bir daha apzından bunak lafını bana karşı kullandığın o vakit kendini en az Burtha salonlarını özlettirecek derecede berbat bir yerde bulursun. Mesela bir Reks tapınağı olabilir. Ah, az kalsın unutuyordum. Neirre'de bir Reks tapınağı kaldı mıki? Benimki de laf işte." diye alay etti Safiel.
"şimdi sus ve beni dinle. Bu kelime oyunlarından sıkıldım. Aradığınız kişi bizim grubumuzda olmalı ki demek ki bizi yakaladınız. Ama aklıma gelen kişiler ya Huor ya da babam Serferal. Yoksa Teemieri mi? Ama o zaten Reks'in en has adamı. Gerçi o Reks'e değil Ziher adında kendini tanrı yerine koymaya çalışan bir bunağa hizmet ettiğini sanıyor ya. Yazık! Normalde ona acırdım, ama benime skiden değer verdiğim dryadların arasından bir dostum olan Deruyu öldüren birine tahmin edersiniz ki acımam zor. En fazla Ziher ile birbirlerini yedikleri o trajik sahne için yerimi ayırtırdım şimdiden." diye devam etti alay etmeye sonra.
Illyra
Forum Yöneticisi
Posts: 2113
Joined: Tue Jan 25, 2005 10:00 am
Location: Duskwood
Contact:

Post by Illyra »

İstemsizce hafiçe gülmeye başladı. O hafif seslerle güldükçe rüzgar olmamasına rağmen ağaç yaprakları onu korumak için sesini gizlemek için hışırdıyordu. Buna daha fazla güldü. Yinede elleri ile ağzını kapatmış çok ses çıkartmamaya çalışıryordu.

Ormandaki ağaçların yaprakları büyük bir rüzgar olmamasına rağmen sanki varmış gibi hışırdıyordu. Sonra hışırtı bütün sesleri basıtrdı.

Gülerken düşünüyordu.

"Safiel harikaydı. şefi tamamen rezil ettil. İtibarı düşmüşken yanlarına gitmem yakındır. Sanırım büyücü ile çok iyi anlaşacağım."

Gülmesi biraz azaldığında elini ağzından çekti, ama gün ışığı benzeri bir gülümseme hala dudaklarında kalmıştı.

Gülümserken hala izliyordu...
Image
Edmond
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 5509
Joined: Mon Jul 03, 2006 10:00 am
Location: Çanakkale
Contact:

Post by Edmond »

Huor elini Thereon'un omzundan çekmemişti ki ayağındaki bir ağrı yüzünden zorla çekti elini.Aşağıya baktığında bu anı daha önce Yüksek Elf prensesinin yaşadığını hatırladı.

Diğer ayağına da aynı şey olmadan, yani diğer ayağını da bir ağacın kökleri tutmadan Thereon'a bağırdı.

"Ã?ABUK KILICINI Ã?IKAR!"

Kendisi de yayını ve oklarını çıkarmıştı.Hemen ayağını saran köklere bir ok attı.Kök parçalanmıştı şimdi.Fakat ileriden 8-9 Dryad geliyordu.Fakat eskisi gibi güçlü görünmüyorlardı.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.

The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.

I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.

-Freddie Mercury
Lydronk
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 882
Joined: Fri Feb 10, 2006 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Lydronk »

Kerrae, oturur pozisyonda durmaktan yorulmuştu. Tekrar yatar pozisyona geçti ki kralın bağırışını duydu. Kılıcını kaptığı gibi, ona dayanarak kalktı. Zar zor dengede durabiliyordu. Bir elini ağaca dayayıp kılıcını kaldıracaktı ki, kılıcın kıpırdamadığını fark etti. Kökler onu da sarmıştı.

Bir tekme atarak -bu sırada karnına saplanan acıyı gözardı etmesi gerekmişti- kılıcın etrafındaki kökleri biraz dağıttı. Bütün göğüsüne hakim olan ağrıyı boşvererek kılıcını köklerden kurtarmayı başardı. Acıyı uzun süre yok sayamazdı. Tapınakta öğretilen tekniklerden birini kullandı. Başını gökyüzüne kaldırıp, burnundan art arda üç derin nefes çekti. Son nefes, diğer ikisinden daha uzundu. Sonra, çektiği nefesleri ağızından verdi. Bunu üç kere tekrarladıktan sonra bir dua mırıldandı: "Olevia mast ta bi hiel.". Bunu söyleyince, ağrıları azalmıştı. Eskisi kadar değildi ama, yine de güçlüydü.

Kılıcını göğe doğru kaldırdı. gelenler dryadlardı, ama bu kadar kaba yaklaştıklarına göre amaçları iyi olamazlardı. Kılıcı bir an tereddütler havada kaldı. Belki de onlara bir şey yapacaklarından korkuyorlardı... En iyisi yaklaşmalarını beklemekti. Savaştaki avantaj, Olevia'nın kutsal yardımcılarından önemli olamazdı! Kılıcını indirdi...
Edmond
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 5509
Joined: Mon Jul 03, 2006 10:00 am
Location: Çanakkale
Contact:

Post by Edmond »

Huor ayağındaki iplerden sonra ne geleceğini hatırlıyordu.Fakat kendisi bilinçli olduğu için, doğrudan Kerrae'ye veya Thereon'a saldırmaları mümkündü.Fakat ikisi de nasıl olacağını bilmiyor gibi görünüyordu.

Huor ne yapacağını düşünmeden, yayına bir ok daha yerleştirdi ve Thereon'a bağırdı:

"Sen de saldır, ben sizi koruyacağım!"

Sonra Kerrae ile Thereon'un aynı şeyi düşündüğünü tahmin etti.

"Nasıl koruyacaksın, düşmanlar orada, bizi korumak istiyorsan, saldır!"

Aslında bu bir zihin okuma değil, tahmindi.Fakat cevabı hazırdı.

"Siz saldırın, merak etmeyin, ben sizi koruyorum, yakında anlarsınız!HADİ!"

Bağırarak konuşuyordu, ikisi de duyuyor olmalıydı.Sonra saldırması için Thereon'a bakarken, bir yandan da yerin altından Dryad'ın fırlamasını bekliyordu.Acaba hangisine saldıracaktı?
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.

The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.

I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.

-Freddie Mercury
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Post by catboy »

"şu anda kamp yeriniz saldırıya uğruyor. Adamlarım tüm ekibinizi buraya toplamakla görevlendirildi." diye açıkladı dryad şefi.
"Grubumuzdan hala kimi istediğini açıklamadın." dedi Safiel öfkeyle.
"Sana açıklayacağım tarzında bir söz mü verdim? hatırlayamadım da." dedi alayla Seru.
"Bu kadarı yeter. Ağaçlarda huzursuzluğu sen de hissetmiyor musun? Rekse karşı hala bizimle savaşarak eski düzeninize geri dönebilirsiniz." dedi Safiel.
"Kim eski düzene geri dönmek isteyen?" dedi Seru sert bir sesle.
Birden bir sarsıntı oldu ve yukardaki tepe sallandı. Az sonra toprak kaymasıyla beraber biri aşağı indi. Elinde gerili bir yayı olan Daylighttı bu.
Locked

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 1 guest