Ölüm Labirenti
Huor yerin altından bir sarsıntı geldiği anda panikledi.
"THEREON!"
diye bağırarak okunu bıraktı.Thereon arkasını dönünce okun kendisine doğrudan geldiğini farketmişti.Huor
""Herhâlde içinden gerizekalı kral hedefi şaşırdı!" diye düşünüyordur!"
diye tahmin yürüttü.Thereon ufak bir deprem olduğunu da farketmişti.Ölecekti orada, kendisine ok geliyordu!
Fakat tam o sırada önünden bir şey fırladı.Bir, Dryad'dı bu.Tam kendisine saldırıyordu ki, iki gözünün ortasından bir şey çıktı.
Huor'un oku.....
"THEREON!"
diye bağırarak okunu bıraktı.Thereon arkasını dönünce okun kendisine doğrudan geldiğini farketmişti.Huor
""Herhâlde içinden gerizekalı kral hedefi şaşırdı!" diye düşünüyordur!"
diye tahmin yürüttü.Thereon ufak bir deprem olduğunu da farketmişti.Ölecekti orada, kendisine ok geliyordu!
Fakat tam o sırada önünden bir şey fırladı.Bir, Dryad'dı bu.Tam kendisine saldırıyordu ki, iki gözünün ortasından bir şey çıktı.
Huor'un oku.....
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Gelişi günışığının geceye doğuşu gibiydi...
Her zaman melankolik bakan gözlerinde bu sefer derin bir kızgınlık ifadesi vardı. Bargier kıpırtısız omuzuna tünemişti ve doğrudan kızla beraber gözlerini dyrad şefinin gözlerine dikmişti. Dyrad şefine bakan iki çift çelik sertliğinde göz. Burnundaki kan hala duruyordu, bu yüzüne birazda korkunç bir ifade katıyordu.
"Bu kadar yeter. Siz yolunuzdan çevrilmişsiniz, ağaçlar artık sizin düşmanınız. Siz bir orman olmadan yaşayamazsınız, ama orman siz olmadan yaşayabilir. şimdi çabuk arkadaşlarımı bırakın. Yoksa ormanın ve benim size yapacaklarım hiç hoşunuza gitmez. Ağaçlar benimle."
İfadesi ciddi ve korkusuzdu. Ve tek bir geri adım atmamaya kararlıydı. Ucunda ölüm olsa bile...
Arkadaşlarının yaşamı ve ormanın düzeni için...
Her zaman melankolik bakan gözlerinde bu sefer derin bir kızgınlık ifadesi vardı. Bargier kıpırtısız omuzuna tünemişti ve doğrudan kızla beraber gözlerini dyrad şefinin gözlerine dikmişti. Dyrad şefine bakan iki çift çelik sertliğinde göz. Burnundaki kan hala duruyordu, bu yüzüne birazda korkunç bir ifade katıyordu.
"Bu kadar yeter. Siz yolunuzdan çevrilmişsiniz, ağaçlar artık sizin düşmanınız. Siz bir orman olmadan yaşayamazsınız, ama orman siz olmadan yaşayabilir. şimdi çabuk arkadaşlarımı bırakın. Yoksa ormanın ve benim size yapacaklarım hiç hoşunuza gitmez. Ağaçlar benimle."
İfadesi ciddi ve korkusuzdu. Ve tek bir geri adım atmamaya kararlıydı. Ucunda ölüm olsa bile...
Arkadaşlarının yaşamı ve ormanın düzeni için...

Birden etraflarını yeşil bir ışık sardı. Yeşil ışığın arasından Yaşlı Heres ortaya çıktı:
"Artık gerçekleri görme vakti, dryadlar! Bu şefiniz dediğiniz şey bir dryad bile değil. O bir ilüzyon. Bir reks rahibinin ilzüyon numaralarına kanıyorsanız çok safmışsınız. şefiniz Seru öleli aylar oluyor. Ã?ünkü o istedikleri şeyi yapmadı ve ormanlarını Reks adamadı. Sonra da onu öldürüp bir ilüzyonla bir reks rahibini dryad gibi gösterdiler."
Seru: "Bu ruh bozması da nereden çıktı?" diye söylendi.
"Artık kendi yüzünü göster, reks rahibi." diye emretti Yaşlı heres.
Birden dryad şefi Seru yok oldu. Yerinde kızıl cübbeli bir rahibe vardı. Ã?fkeyle: "Bu orman Rekse ait. Planımızı kimse bozamayacak." diye bağırdı.
Ama diğer dryadlar naralar atmaya başladı. Reks rahibesine saldırdılar.
"Durun. Orman için söz vermiştiniz. Sonsuz yaşamın sırrını size öğretecek!"
Dryadlar dinlemediler bile ve rahibeyi yakaladılar.
Grupla ilk konuşan sözcü dryad ipleri kesti ve: "Her şey için çok özür dileriz. Liderimiz Seru biz ne derse onu yapmıştık sadece." dedi.
Yaşlı Heres, Safiel'e dönüp: "Diğer dryadları uyarmak zorundasınız. Onların haberi yok bu durumdan. Kampa saldırmışlardır çoktan." diye açıkladı.
"Artık gitmek zorundayım. Vaktim doldu. Ama yakında yine görüşeceğiz. Kardeşim Serferal'e selam söyle." dedi ve yeşil ışıkla beraber kayboldu.
Safiel, yaralı Daylight'a yaklaştı: "Çok cesursun. Bu yaptığın bir delilikti. Ama yine de teşekkür edeyim. Sen istersen burada bekle. Biz kampa gidip Huor ve diğerlerine yardım etmeliyiz."
"Artık gerçekleri görme vakti, dryadlar! Bu şefiniz dediğiniz şey bir dryad bile değil. O bir ilüzyon. Bir reks rahibinin ilzüyon numaralarına kanıyorsanız çok safmışsınız. şefiniz Seru öleli aylar oluyor. Ã?ünkü o istedikleri şeyi yapmadı ve ormanlarını Reks adamadı. Sonra da onu öldürüp bir ilüzyonla bir reks rahibini dryad gibi gösterdiler."
Seru: "Bu ruh bozması da nereden çıktı?" diye söylendi.
"Artık kendi yüzünü göster, reks rahibi." diye emretti Yaşlı heres.
Birden dryad şefi Seru yok oldu. Yerinde kızıl cübbeli bir rahibe vardı. Ã?fkeyle: "Bu orman Rekse ait. Planımızı kimse bozamayacak." diye bağırdı.
Ama diğer dryadlar naralar atmaya başladı. Reks rahibesine saldırdılar.
"Durun. Orman için söz vermiştiniz. Sonsuz yaşamın sırrını size öğretecek!"
Dryadlar dinlemediler bile ve rahibeyi yakaladılar.
Grupla ilk konuşan sözcü dryad ipleri kesti ve: "Her şey için çok özür dileriz. Liderimiz Seru biz ne derse onu yapmıştık sadece." dedi.
Yaşlı Heres, Safiel'e dönüp: "Diğer dryadları uyarmak zorundasınız. Onların haberi yok bu durumdan. Kampa saldırmışlardır çoktan." diye açıkladı.
"Artık gitmek zorundayım. Vaktim doldu. Ama yakında yine görüşeceğiz. Kardeşim Serferal'e selam söyle." dedi ve yeşil ışıkla beraber kayboldu.
Safiel, yaralı Daylight'a yaklaştı: "Çok cesursun. Bu yaptığın bir delilikti. Ama yine de teşekkür edeyim. Sen istersen burada bekle. Biz kampa gidip Huor ve diğerlerine yardım etmeliyiz."
Daylight içinden gelen bir gülümseme ile büyücüye baktı.
"Teşekküre gerek yok, delilikti belki ama gerekliydi. Ağaçlar bana her şeyi anlattı ve sizi aramak için yola çıktım..."
Kolunu ovuşturarak duraksadı.
"Burada kalmak istemiyorum. Sizinle geleceğim. Yaralar o kadar da kötü değil. Diğerlerini merak ediyorum çünkü onları bıraktım... Ve..."
Boynundaki yüzüğe dokunmadan zinciri çekip yılan yüzüğü gösterdi.
"Siyah bir kurtla dövüştüm ama aslında bir insandı ve Reks'in yüzüğünü taşıyordu. Kötü bir imge olduğu için onu bırakmadım. Elimi yakıyor bu yüzden zincirime taktım. Ama içime kötü bir his veriyor, ağırlık. Bunun için bir şey yapabilirmisiniz? Eğer yüzük olmazsa sizinle rahatlıkla devam edebilirim."
"Teşekküre gerek yok, delilikti belki ama gerekliydi. Ağaçlar bana her şeyi anlattı ve sizi aramak için yola çıktım..."
Kolunu ovuşturarak duraksadı.
"Burada kalmak istemiyorum. Sizinle geleceğim. Yaralar o kadar da kötü değil. Diğerlerini merak ediyorum çünkü onları bıraktım... Ve..."
Boynundaki yüzüğe dokunmadan zinciri çekip yılan yüzüğü gösterdi.
"Siyah bir kurtla dövüştüm ama aslında bir insandı ve Reks'in yüzüğünü taşıyordu. Kötü bir imge olduğu için onu bırakmadım. Elimi yakıyor bu yüzden zincirime taktım. Ama içime kötü bir his veriyor, ağırlık. Bunun için bir şey yapabilirmisiniz? Eğer yüzük olmazsa sizinle rahatlıkla devam edebilirim."

"Reksin yılan yüzüğünün bir kopyası. Her reks rahibi ve rahibesi taşır bundan..." diedi Safiel.
Sonra her şeyi anlayarak dryadlara döndü: "Size verdiği de bu yüzükler gibi sihirli reks yüzükleriydi. Rahiplerin taşıdıklarından. Kendi yüzüğü değildi."
"O zaman Ziher, Reks değil. Belki de Ziher, gerçekten de tüm tanrılara kafa tutan zırdelinin biridir. Bir ara Teemieri'yi bu konuda sorguya çekmem gerekecek. Tabi önce bir dryad yemi olmazsa. Gerçi içimden keşke öyle olsa diye de geçiyor ya neyse." diye düşündü Safiel.
Dryadlar silahlarını getirdiler. Safiel tekrar üç elmaslı asasına kavuşmuştu.
"Sen elimde olmadığın zamanlarda kendimi çıplak hissediyorum." dedi.
Daylight'a dönüp: "Yüzüğü zicncirler beraber yavaşça yere koyun." dedi.
Daylight yüzüğü bir büyücünün emirlerini sorgulamaması gerektiğini bildiğinden hemen yavaşça yere bıraktı. İçini bit huzur doldurmuştu hemen yüzüğü bırakınca.
Safiel, asasını yüzüğe yaklaştırıp içindne bir kaç büyü mırıldadı. Sonra Daylight'a gülümseyip: "Artık o sadece basit bir Reks yüzüğü taklidi. Büyüsel hiç bir gücü olmayan. Bu tarz malları ilgi çekici bulabilecek bir kaç dostumu tanıyorum." dedi. Yüzğü yerden alıp cebine attı: "Umarım yüzüğü almamda bir sakınca yoktur. herhalde saklamak tarzında bir düşüncen yoktur."
Sonra her şeyi anlayarak dryadlara döndü: "Size verdiği de bu yüzükler gibi sihirli reks yüzükleriydi. Rahiplerin taşıdıklarından. Kendi yüzüğü değildi."
"O zaman Ziher, Reks değil. Belki de Ziher, gerçekten de tüm tanrılara kafa tutan zırdelinin biridir. Bir ara Teemieri'yi bu konuda sorguya çekmem gerekecek. Tabi önce bir dryad yemi olmazsa. Gerçi içimden keşke öyle olsa diye de geçiyor ya neyse." diye düşündü Safiel.
Dryadlar silahlarını getirdiler. Safiel tekrar üç elmaslı asasına kavuşmuştu.
"Sen elimde olmadığın zamanlarda kendimi çıplak hissediyorum." dedi.
Daylight'a dönüp: "Yüzüğü zicncirler beraber yavaşça yere koyun." dedi.
Daylight yüzüğü bir büyücünün emirlerini sorgulamaması gerektiğini bildiğinden hemen yavaşça yere bıraktı. İçini bit huzur doldurmuştu hemen yüzüğü bırakınca.
Safiel, asasını yüzüğe yaklaştırıp içindne bir kaç büyü mırıldadı. Sonra Daylight'a gülümseyip: "Artık o sadece basit bir Reks yüzüğü taklidi. Büyüsel hiç bir gücü olmayan. Bu tarz malları ilgi çekici bulabilecek bir kaç dostumu tanıyorum." dedi. Yüzğü yerden alıp cebine attı: "Umarım yüzüğü almamda bir sakınca yoktur. herhalde saklamak tarzında bir düşüncen yoktur."
"Kesinlikle ondan kurtulduğum için çok mutluyum"
Demişti çok rahatlamış bir şekilde. Bir yandan uzun zincirini geri almış ve parmağına taktığı elf yüzüğünü buna geri geçiriyordu. Sonunda güzel yüzüğe son kez bakıp onu her zaman oldğu yere boynuna koydu.
Yayını omuzuna astı ve son kez nefes alıp verdi.
"Neden gitmiyoruz? Belki de diğerleri hala saldırı altında. Onlar için endişeleniyorum."
Demişti çok rahatlamış bir şekilde. Bir yandan uzun zincirini geri almış ve parmağına taktığı elf yüzüğünü buna geri geçiriyordu. Sonunda güzel yüzüğe son kez bakıp onu her zaman oldğu yere boynuna koydu.
Yayını omuzuna astı ve son kez nefes alıp verdi.
"Neden gitmiyoruz? Belki de diğerleri hala saldırı altında. Onlar için endişeleniyorum."

Dryadlar silahları getirdiğinde adama sadece bir hançer vermişlerdi. Adrianın kafasında birden şimşekler çaktı. "Lanet olsun kılıçlarım ateşin başında kaldı." Ardından arkasındaki konuşmalara aldırmadan Reks rahibesinin yanına gitti. Fısıltıyla "demek alkolik ha ! Seni pis sürtük..." Adam öyle bir kafa atmıştı ki rahibenin burnu kırılmışa benziyordu ve acının etkisiyle bayılmıştı.
Tekrardan büyücünün ve daylightın yanına döndüğünde artık gitmek için hazırdı.Kıza dönüp
"Sen iyi olduğundan emin misin" dedi ve eliyle kızın yüzündeki kanı temizledi.
Tekrardan büyücünün ve daylightın yanına döndüğünde artık gitmek için hazırdı.Kıza dönüp
"Sen iyi olduğundan emin misin" dedi ve eliyle kızın yüzündeki kanı temizledi.
"Teşekkürler Daylight. Ve bir ara seninle güzel bir konuşma yapmalıyım. Uyarılman lazım. Bazı pis kokuşmuş yarım beyinliler hakkında" dedi Adrian'a bakarak. Kulağına fısıldayarak"Daha fazlasını bu ahmakın yanında konuşamam. Ama iyi bir ders vericem ona"dedi ve kristal bıçağını tekrar keerine soktu. Eşyalarını alması onu biraz olsun rahatlatmıştı.
İşleri karanlık bir hal almıştı. Sonra farkedebildi ve Daylightın durumunu sordu.
"Senin durumun nasıl? Boğuştuğun apaçık belli. Ama senin boğuştuğun şey pekte bir dryada benzemiyor. şuradaki diş izi değil mi?" dedi orayı inceleyerek.
İşleri karanlık bir hal almıştı. Sonra farkedebildi ve Daylightın durumunu sordu.
"Senin durumun nasıl? Boğuştuğun apaçık belli. Ama senin boğuştuğun şey pekte bir dryada benzemiyor. şuradaki diş izi değil mi?" dedi orayı inceleyerek.
Ben gelecek için hiç endişe duymadım.O yeterince hızlı geliyor zaten.
Albert Einstein
Albert Einstein
Safiel asasına sıkıca sarıldı. Birden yüzü yine ciddi haline dönmüştü. Sırayla Miae'ye, Adrian'a ve Adrian'a baktı.
"Gençler yükseliyor, yaşlılar düşüyor. Yenilerin yolunu açmak lazım. Artık bu işler için iyice yaşlanmışım. İlk başta bu gruba liderlik yapabileceğimi düşünmüştüm. Ama gençlere yetişmek imkansızmış." diye hüzün dolu bir sesle konuştu.
"Siz şimdi gidin. Beni dinlemeye başlarsınız ağzım hiç kapanmaz bir daha. Kampa gidip diğer dryadlarlar berbaer Huor ve diğerlerine yardım edin. Benim küçük bir işim var."
Daylight'a dönüp: "Deli kız, seni grubun lideri olmanı istiyorum. Bu gençleri daha fazla deli şeyler yapmamalarını bir tek sen sağlayabilirsin. Sana güveniyorum." dedi.
Miae'ye döndü sonra. Gülümseyerek: "Elf Prensesi. Sen de annen Algenia gibi çılgın birisin. Umarım bu güzel yüzün hiç gözyaşlarıyla dolmaz. Bir daha gürşüene kadar kendine dikkat et." dedi.
Adrian'ın omzuna deyip: "Kuytar tahtının varisiymiş. İlk başta senin hareketleri daha doğrusu ten rengini görünce bu haksız iddianı cidden haksız bulmuştum. Ama en son baktığımda kralın biraz uzak ülkelerdeki çekici bayanlarla ilgilendiğine şahit olmuştum. Yani iddian doğru olabilir. Umarım hak ettiklerine ulaşırsın." dedi.
Sonra arkasını döndü ve uzaklaşmaya başladı.
"Yakında size yetişeceğimi umuyorum. Ama belli olmaz. Umutlarn yeterki sönmesin. Kalplerinizi sevgiye açık tutun. Sevgi bu kötülüğe karşı tek savunmanız. Unutmayın!" dedi giderken.
"Gençler yükseliyor, yaşlılar düşüyor. Yenilerin yolunu açmak lazım. Artık bu işler için iyice yaşlanmışım. İlk başta bu gruba liderlik yapabileceğimi düşünmüştüm. Ama gençlere yetişmek imkansızmış." diye hüzün dolu bir sesle konuştu.
"Siz şimdi gidin. Beni dinlemeye başlarsınız ağzım hiç kapanmaz bir daha. Kampa gidip diğer dryadlarlar berbaer Huor ve diğerlerine yardım edin. Benim küçük bir işim var."
Daylight'a dönüp: "Deli kız, seni grubun lideri olmanı istiyorum. Bu gençleri daha fazla deli şeyler yapmamalarını bir tek sen sağlayabilirsin. Sana güveniyorum." dedi.
Miae'ye döndü sonra. Gülümseyerek: "Elf Prensesi. Sen de annen Algenia gibi çılgın birisin. Umarım bu güzel yüzün hiç gözyaşlarıyla dolmaz. Bir daha gürşüene kadar kendine dikkat et." dedi.
Adrian'ın omzuna deyip: "Kuytar tahtının varisiymiş. İlk başta senin hareketleri daha doğrusu ten rengini görünce bu haksız iddianı cidden haksız bulmuştum. Ama en son baktığımda kralın biraz uzak ülkelerdeki çekici bayanlarla ilgilendiğine şahit olmuştum. Yani iddian doğru olabilir. Umarım hak ettiklerine ulaşırsın." dedi.
Sonra arkasını döndü ve uzaklaşmaya başladı.
"Yakında size yetişeceğimi umuyorum. Ama belli olmaz. Umutlarn yeterki sönmesin. Kalplerinizi sevgiye açık tutun. Sevgi bu kötülüğe karşı tek savunmanız. Unutmayın!" dedi giderken.
Elini Miaé'nin elinden ayırmamıştı, yüzünde ciddi bir ifade vardı. Aynı zamanda endişeli.
"Umarım bana verdiğiniz bu sorumluluğu eksiksiz yerine getirebilirim. Ama siz hiç te öyle yaşlı değilsiniz. Gelmenizi bekleyeceğiz."
Ardından el ele tutuşmuş elf prensesi ve korucu kız hızla kampa doğru yol almaya, koşmaya başladılar.
"Umarım bana verdiğiniz bu sorumluluğu eksiksiz yerine getirebilirim. Ama siz hiç te öyle yaşlı değilsiniz. Gelmenizi bekleyeceğiz."
Ardından el ele tutuşmuş elf prensesi ve korucu kız hızla kampa doğru yol almaya, koşmaya başladılar.

Kerrae bir yandan kılıcını etrafa, fırlayan köklere dopru savuruyor, bir yandan da Olevia'ya dua ediyordu. Çok uzun süre dayanamazdı. Thereon dedikleri o adam zaten kaçmaya hazırdı, kralsa oklarıyla işileri halletmeyi deniyordu. Tereddüt etmeden saldırmıştı. Herhalde bir bildiği vardı. Olevia'nın kutsal varlıklarının tavırını o daha iyi bilirdi... Büyücü Serferal ise küçük kızı korumaya çalışıyordu.
Kiba'yı göremiyordu, çocuk ölmemeliydi. Dua etmeyi bırakıp kendini yatıştırmaya başladı. Muhtemelen onun göremeyeceği bir yerde saklanıyordu. Olevia aşkına! Dryadlar ormandaki her yeri görebilirlerdi!
Burnundan içeri girmeyi başaran bir kökü eliyle çekti. Burnu kanıyordu. Kökü yere fırlatmadan, bir başkası bacağını sardı. bir tekmeyle kökü topraktan koparabildi, ama hala ayağındaydı. O sırada, aniden arkasına şiddetle kılıcını savurdu. Ensesine yaklaşmaya çalışan kök, şimdi ikiye bölünmüştü. Maalesef, bu ani hareket yüzünden şövalye dengesini kaybetmişti. Yere çarğtığında, ağrılar vücuduna saplandı. Sanki dakikalardır yaptığı hareketler şimdi ağrıtıyordu sırtını. Gözleri kapalıydı...
Yüzünü karanlığın kapladığını hissetti. Yine basit dualardan birini mırıldandı: "Olevia nuer tuhe meis.". Hızla kalkıp gözlerini açtığında, üç ork kolu kadar kalın bir kökün (artık kök denbilirse) önünde yükseldiğini gördü. Kök hızla kadına doğru eğildi, fakat Kerrae zamanında yana adım atmıştı. Avantajını kullandı ve eğilmiş olan köke kılıcını indirdi. Kökü kesememişti ama kesinlikle derin bir yara açmıştı. Yaklaşık üç kere daha vurması gerekecekti. Kalın kök, toprakta derin bir boşluk bırakarak yok olduğunda, Kerrae şaşkınlıkla etrafına bakındı. Nefese alamamasının sebebi aniden yerden havanlaması değil, onu sıkan köktü!
Neyse ki, kök onu koltukaltlarından yakalamıştı. Kılıcını hızla karnına delici bir hareketle indirdi. Fakat kök onu bırakmıştı. şanslıydı ki, yere sırt üstü düşmüştü şövalye. Yoksa midesinden çıkan kılıç ölüm sebebi olacaktı!
Kiba'yı göremiyordu, çocuk ölmemeliydi. Dua etmeyi bırakıp kendini yatıştırmaya başladı. Muhtemelen onun göremeyeceği bir yerde saklanıyordu. Olevia aşkına! Dryadlar ormandaki her yeri görebilirlerdi!
Burnundan içeri girmeyi başaran bir kökü eliyle çekti. Burnu kanıyordu. Kökü yere fırlatmadan, bir başkası bacağını sardı. bir tekmeyle kökü topraktan koparabildi, ama hala ayağındaydı. O sırada, aniden arkasına şiddetle kılıcını savurdu. Ensesine yaklaşmaya çalışan kök, şimdi ikiye bölünmüştü. Maalesef, bu ani hareket yüzünden şövalye dengesini kaybetmişti. Yere çarğtığında, ağrılar vücuduna saplandı. Sanki dakikalardır yaptığı hareketler şimdi ağrıtıyordu sırtını. Gözleri kapalıydı...
Yüzünü karanlığın kapladığını hissetti. Yine basit dualardan birini mırıldandı: "Olevia nuer tuhe meis.". Hızla kalkıp gözlerini açtığında, üç ork kolu kadar kalın bir kökün (artık kök denbilirse) önünde yükseldiğini gördü. Kök hızla kadına doğru eğildi, fakat Kerrae zamanında yana adım atmıştı. Avantajını kullandı ve eğilmiş olan köke kılıcını indirdi. Kökü kesememişti ama kesinlikle derin bir yara açmıştı. Yaklaşık üç kere daha vurması gerekecekti. Kalın kök, toprakta derin bir boşluk bırakarak yok olduğunda, Kerrae şaşkınlıkla etrafına bakındı. Nefese alamamasının sebebi aniden yerden havanlaması değil, onu sıkan köktü!
Neyse ki, kök onu koltukaltlarından yakalamıştı. Kılıcını hızla karnına delici bir hareketle indirdi. Fakat kök onu bırakmıştı. şanslıydı ki, yere sırt üstü düşmüştü şövalye. Yoksa midesinden çıkan kılıç ölüm sebebi olacaktı!
Last edited by Lydronk on Sun Aug 03, 2008 9:00 am, edited 2 times in total.
Huor Dryad'ların güçsüz olduklarını farketti.En azından eskisine göre.Artık yerin altına yalnızca çok güçlüleri inebiliyordu.Diğerleri kayboluyorlardı.Ã?ünkü onlara doğruları söyleyen ağaçlar yoktu.
Huor eline olduğu oklardan bir tanesini yerin altına salladı, Kerrae'nin altına inen bu ok, Kerrae'i bütün dertten kurtardı.
Artık düşmanları ayaktaydı.
Ve savaşabilirdi.
Düşman Dryad'ların birisine ok attıktan sonra, hemen kılıçlarına davrandı.
Ã?ünkü düşmanlar yeteri kadar yakınlarına gelmişti.
Savaş tekrar coştu, eski günlerdeki gibi.
Huor eline olduğu oklardan bir tanesini yerin altına salladı, Kerrae'nin altına inen bu ok, Kerrae'i bütün dertten kurtardı.
Artık düşmanları ayaktaydı.
Ve savaşabilirdi.
Düşman Dryad'ların birisine ok attıktan sonra, hemen kılıçlarına davrandı.
Ã?ünkü düşmanlar yeteri kadar yakınlarına gelmişti.
Savaş tekrar coştu, eski günlerdeki gibi.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Peşlerindeki Adrian ve elini tuttuğu Miaé ile geldiği yoldan koşarak geri dönüyordu. Bargier artık yorulduğu için omzuna sıkıca tutunarak uyumuştu.
Ormanın içinden geldiği yoldan rahatlıkla geri dönüyordu. Kurt adamla ve troller ile dövüştüğü yerde topraktaki kanlar gecenin ışığında hala gözüküyordu. Kız buraları hızla geçti.
Kampa yaklaştıkça, kavga seslerini duyabiliyordu. Kampın kenarında Miaé'nin elini bırakarak hızla kavganın içinden geçti ve dyradlara saldırmakta olan elf kralının önüne geçti, tabii ki kendisini yaralamayacağı bir mesafede. Konuştuğunda sesi hayatında ilk defa bu kadar yüksekti, silahlarını çekmemişti ve tehditkar değildi.
"Hepiniz durun! Reks sizleri kandırdı. Ağaçları dinleyin, onlar size tüm gerçeği anlatacak, tıpkı bana anlattıkları gibi. Toprağı dinleyin!"
Bir kaç dyrad sakinleşmişti ve cidden kızın söylediğini yaparak dinlemeye başladılar.
Ama çoğu meydanın ortasında açık hedef olarak duran kıza saldırmak için harekete geçmişti. Daylight kralın önünden ayrılmadı. Hayatı pahasına kampı korumaya kararlıydı...
Ormanın içinden geldiği yoldan rahatlıkla geri dönüyordu. Kurt adamla ve troller ile dövüştüğü yerde topraktaki kanlar gecenin ışığında hala gözüküyordu. Kız buraları hızla geçti.
Kampa yaklaştıkça, kavga seslerini duyabiliyordu. Kampın kenarında Miaé'nin elini bırakarak hızla kavganın içinden geçti ve dyradlara saldırmakta olan elf kralının önüne geçti, tabii ki kendisini yaralamayacağı bir mesafede. Konuştuğunda sesi hayatında ilk defa bu kadar yüksekti, silahlarını çekmemişti ve tehditkar değildi.
"Hepiniz durun! Reks sizleri kandırdı. Ağaçları dinleyin, onlar size tüm gerçeği anlatacak, tıpkı bana anlattıkları gibi. Toprağı dinleyin!"
Bir kaç dyrad sakinleşmişti ve cidden kızın söylediğini yaparak dinlemeye başladılar.
Ama çoğu meydanın ortasında açık hedef olarak duran kıza saldırmak için harekete geçmişti. Daylight kralın önünden ayrılmadı. Hayatı pahasına kampı korumaya kararlıydı...

Daylight'ın gelişi ortamı biraz sakinleştirmişti. Sadece biraz. Birkaç dryad korucu kıza hak veriyordu. Diğerleri ise doğrudan ona saldırmıştı. Hızlı adımlarla, ağrılarına aldırmadan kızın yanına gitti. Savunmak için dövüşecekti. Saldırı yoktu. Korucu normalde inanayacağı şeyler söylüyordu. Ama doğru oldukları kesindi.
"Korucu haklı! Ayrıca..." bu sırada kafasının üzerinden geçen hızlı bir sopadan kurtulmak için dseğilmişti: "...Sizi Olevia yarattı! Reks'e inanmak ha? Reks boşu boşuna düzenbaz olarak ün yapmadı!" yine aynı sopa geldiğinde, bu sefer eğilip kılıcını havaya kaldırdı ve sopayı kırdı. "Olevia size güç verdi. Onun yarattıklarını korumanız için! Aynı benzer güçleri elflere de verdi! Fakat onlar size saygılı oldukları halde ormana çok bağlı değillerdi, siz ise öylesiniz! Ve yıkımla kendini doyuran bir tanrı, sizin ve ormanlarınızın yaşamına izin -ahh!"
Karnına gelen bir sopa darbesş onu yere yapıştırdı. "Gözüne saplanacak olan sopadan dönerek kaçtı ve ayağa kalktı: "-vermez! Sizi Olevia yarattı, ve onun yarattığı bir bakşka canlıya -bir elfe- ve onun kutsadığı iki kişiye saldırıyorsunuz! Ne kada mantıklı olabilir bu!"
"Korucu haklı! Ayrıca..." bu sırada kafasının üzerinden geçen hızlı bir sopadan kurtulmak için dseğilmişti: "...Sizi Olevia yarattı! Reks'e inanmak ha? Reks boşu boşuna düzenbaz olarak ün yapmadı!" yine aynı sopa geldiğinde, bu sefer eğilip kılıcını havaya kaldırdı ve sopayı kırdı. "Olevia size güç verdi. Onun yarattıklarını korumanız için! Aynı benzer güçleri elflere de verdi! Fakat onlar size saygılı oldukları halde ormana çok bağlı değillerdi, siz ise öylesiniz! Ve yıkımla kendini doyuran bir tanrı, sizin ve ormanlarınızın yaşamına izin -ahh!"
Karnına gelen bir sopa darbesş onu yere yapıştırdı. "Gözüne saplanacak olan sopadan dönerek kaçtı ve ayağa kalktı: "-vermez! Sizi Olevia yarattı, ve onun yarattığı bir bakşka canlıya -bir elfe- ve onun kutsadığı iki kişiye saldırıyorsunuz! Ne kada mantıklı olabilir bu!"
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 1 guest

