İhanetin İzinde (Orta Dünya - Ortak Öykü)
-
Moonwhisper
- Kullanıcı

- Posts: 64
- Joined: Thu Apr 02, 2009 10:00 am
- Contact:
Grimbeornun yanlarından ayrılması ile kısmen rahatlamıştı Gorimac. Fakat hala Nazguller, troller ve orklar gibi tehlikeleri aklında çıkartamamıştı. Gmoenin teklifini değerlendirirken bir süre kararsız kaldı fakat yaklaşan büyük tehlikeyi aklına getirdi. "Ne boyum siz cengaverler kadar uzundur dostlarım, ne de kollarım sizinkiler kadar güçlüdür. Lakin sizlerle ortak olan yanım; yuvamı çok sevmem ve sevdiğim şeylerin karanlığa karışmasını istemememdir. Bunun için de ne gerekiyorsa yaparım. Gruba katkım sizlere oranla küçük olabilir belki. Ancak bildiğim bir şey varsa o da karanlık bir dönemden geçtiğimiz, bu durumdan da ancak omuz omuza çıkabileceğimizdir." Vakur bir edayla Gmoenin yanına yürüdü"
Bu esnada yaptığı başarılı konuşmanın tadını çıkarıyordu. Aslında karanlığın hizmetkarlarından ölesiye korkuyordu ancak yanlarında Kuyutorman prensesi varken Kuyutormanda güvende olacaklarını fark etmişti"
Omzunu onun omzunun hizasına getirip gruptaki diğer elemanlara bakmaya başladı"
Bu esnada yaptığı başarılı konuşmanın tadını çıkarıyordu. Aslında karanlığın hizmetkarlarından ölesiye korkuyordu ancak yanlarında Kuyutorman prensesi varken Kuyutormanda güvende olacaklarını fark etmişti"
Omzunu onun omzunun hizasına getirip gruptaki diğer elemanlara bakmaya başladı"
Neden üstüne böyle bir sessizlik çöktüğünü bilmiyordu ama düşünceler ve kelimeler zihninin içine tıkanmış gibiydi. Her konuşulanı dinliyor, yine de aklı sadece tek bir şeye takılıyordu; evine... Ã?nce Imladris, Dumanlıdağlar sonra Carrock derken, yeniden evine dönüyordu..
Tabii ki bazı endişeleri vardı, ilki babasıydı. Eğer hep birlikte Kuyutorman'a giderlerse, babasının bir daha kendisini dışarıya göndermeyeceğini çok iyi biliyordu. Bu da kendisini sıkıntıda hissetmesine yol açıyordu. Bunu arkadaşlarına nasıl söyleyebilirdi ki?
şimdilik hiç bir şey söylemeye karar verdi. Evine dönünce neler olacağını görecekti.
"Tabii, kendi yuvama dönmeyi bende çok isterim. Orada rahatlıkla araştırma yapabiliriz. Hem Radagast'ı da rahatlıkla bulabiliriz..."
Tabii ki bazı endişeleri vardı, ilki babasıydı. Eğer hep birlikte Kuyutorman'a giderlerse, babasının bir daha kendisini dışarıya göndermeyeceğini çok iyi biliyordu. Bu da kendisini sıkıntıda hissetmesine yol açıyordu. Bunu arkadaşlarına nasıl söyleyebilirdi ki?
şimdilik hiç bir şey söylemeye karar verdi. Evine dönünce neler olacağını görecekti.
"Tabii, kendi yuvama dönmeyi bende çok isterim. Orada rahatlıkla araştırma yapabiliriz. Hem Radagast'ı da rahatlıkla bulabiliriz..."

"Pekala, eğer karar buysa Gondor da üzerine düşeni yapacak." dedi Tumar sert ve soğuk bir sesle, ardından diğerlerine baktı. Akıllarına gelen kuyutormanda sadece elflerin olduğunu sanıyorlardı, Ã?rümceklerin iniydi orası tehlikeli ve ölümcül....
Ondan önce konşan elf prensesine baktı yüzünde endişe görünüyordu, onun ormana geri dönmesi demek tekrar hapise dönmek gibi olurdu. Yanına gelip sessizce fısıldadı.
" Oraya geri dönmeniz, sizin için risk oluşturmaz mı ?"
diye fısıldadı Adurant'a yavaşça
Ondan önce konşan elf prensesine baktı yüzünde endişe görünüyordu, onun ormana geri dönmesi demek tekrar hapise dönmek gibi olurdu. Yanına gelip sessizce fısıldadı.
" Oraya geri dönmeniz, sizin için risk oluşturmaz mı ?"
diye fısıldadı Adurant'a yavaşça
Beş dakika süren savaşlar binlerce yıl süren efsaneler yaratır. O yüzden savaşta korkuyla değil tatmin hissi duyarak ölmelisin. O zaman arkandan ağlayacak insan kalmış olur.
Kendisine fısıldayan Tumar'a üzüntüyle baktı. Bir kaç saniye ne cevap vereceğini düşündü, düşündüğünü belli etmemek içinde belindeki kılıç kayışlarını düzeltiyormuş gibi yaptı. Konuştuğunda kendi sesi de fısıltıyla çıkmıştı.
"Ne olursa olsun babamdan kaçamam ki. Nereye gittiğimi, kimlerle olduğumu biliyordur, ama mutlaka benim için yersiz endişelere kapılmıştır. Kuyutorman benim evim."
Başını yavaşça öne eğdi. Belki babası (muhtemelen) adil bir karar verir ve yolculuğa arkadaşları ile devam etmesini söylerdi.
Belki de...
Bu ihtimali düşünmek bile istemedi.
Bu sırada yeni fark ettiği bir şey vardı. Tumar bir insan olmasına rağmen ondan korkmuyordu. Belki uzun boyluydu, ölümcül bir silah taşıyordu ama Adurant bu insandan korkmuyordu. Belkide sadece kısa bir süre önce kartal uçuşundan sonra hastalanınca içinde merhamet uyanmıştı, ya da mağarada nöbet tutarken tavrı ile güvenini kazanmıştı. Hangisi olduğunu bilmiyordu...
"Ne olursa olsun babamdan kaçamam ki. Nereye gittiğimi, kimlerle olduğumu biliyordur, ama mutlaka benim için yersiz endişelere kapılmıştır. Kuyutorman benim evim."
Başını yavaşça öne eğdi. Belki babası (muhtemelen) adil bir karar verir ve yolculuğa arkadaşları ile devam etmesini söylerdi.
Belki de...
Bu ihtimali düşünmek bile istemedi.
Bu sırada yeni fark ettiği bir şey vardı. Tumar bir insan olmasına rağmen ondan korkmuyordu. Belki uzun boyluydu, ölümcül bir silah taşıyordu ama Adurant bu insandan korkmuyordu. Belkide sadece kısa bir süre önce kartal uçuşundan sonra hastalanınca içinde merhamet uyanmıştı, ya da mağarada nöbet tutarken tavrı ile güvenini kazanmıştı. Hangisi olduğunu bilmiyordu...

"hiçkimse buraya kadar birinin zorlaması ile gelmedi.. herkes tehlikeleri en azından tahmin ederek bu yola baş koymuştur.. ancak şimdi sanıyorum ki tehlike önümüzde cisme bürünmeye başladıkça içimizdeki ürperti artıyor.." Gorimac'a baktı uzun uzun..
"hepimiz korkuyoruz.. ama şunu unutmayın ki onlar da korkuyorlar.."
gözlerinde mavi bir ateş parlamaya başlamıştı..
"bir düşünün hele, bizlerden ödleri patlamasa o karanlık inlerine saklanırlar mı sanıyorsunuz..? bizim ışığımız ve bizatihi varlığımız onlar için bir tehdit.. çok çok ciddi bir tehdit.. o yüzden ıslak ve karanlık zindanlarda, pis kokan deliklerde gizleniyorlar.. ormanların en karanlık yerlerinde sürünüyorlar.."
yüz hatları tiksintiyle karışık bir öfkeyi barındırıyordu..
"korkuyorum.. goblinler ve trollerle defaatle cenk etmiş biriyim ve ödüm patlıyor.. ama biliyorum.. onlar da benden korkuyorlar.." işaret parmağı ile Gorimac'ı göstererek "senden korkuyorlar.. kendini küçümseme kardeşim.. bunu sakın yapma.." bakışlarını diğerlerine kaydırdı "hiçbiriniz küçümsemeyin, ferah olsun yüreğimiz.. ölüm heryerde bulabilir bizleri.. bırakın bu düşmanın kılıcından gelsin.. onurlu bir yolda olsun düşüşümüz.."
bir an durdu ve derin bir nefes alıp daha sakin bir ses tonuyla devam etti,
"troller benim mislimce iri ve güçlüdür.. goblinler benim mislimce aşağılık pusular kurup acımasızca saldırabilir.. ama ben yine de buradayım.. bunları bir düşünün ve ona göre karar verin.. ölümden korkan için bu yol kabusa dönecek.. artık evimizin sıcak güvencesinde değiliz ve asıl tehlike şimdi başlıyor.. önceden uyarayım.. artık hayal ettiğinizden de korkunç bir tehlikenin gerçeği ile yüzleşeceksiniz.. zira Dol Guldur hisarlarının içinde birşeylerin kıpırdanması fazlaca ihtiyat celbediyor.. dikkatli düşünüp yolunuzu seçin.. seçilen yolu kimse kınamayacaktır.."
"hepimiz korkuyoruz.. ama şunu unutmayın ki onlar da korkuyorlar.."
gözlerinde mavi bir ateş parlamaya başlamıştı..
"bir düşünün hele, bizlerden ödleri patlamasa o karanlık inlerine saklanırlar mı sanıyorsunuz..? bizim ışığımız ve bizatihi varlığımız onlar için bir tehdit.. çok çok ciddi bir tehdit.. o yüzden ıslak ve karanlık zindanlarda, pis kokan deliklerde gizleniyorlar.. ormanların en karanlık yerlerinde sürünüyorlar.."
yüz hatları tiksintiyle karışık bir öfkeyi barındırıyordu..
"korkuyorum.. goblinler ve trollerle defaatle cenk etmiş biriyim ve ödüm patlıyor.. ama biliyorum.. onlar da benden korkuyorlar.." işaret parmağı ile Gorimac'ı göstererek "senden korkuyorlar.. kendini küçümseme kardeşim.. bunu sakın yapma.." bakışlarını diğerlerine kaydırdı "hiçbiriniz küçümsemeyin, ferah olsun yüreğimiz.. ölüm heryerde bulabilir bizleri.. bırakın bu düşmanın kılıcından gelsin.. onurlu bir yolda olsun düşüşümüz.."
bir an durdu ve derin bir nefes alıp daha sakin bir ses tonuyla devam etti,
"troller benim mislimce iri ve güçlüdür.. goblinler benim mislimce aşağılık pusular kurup acımasızca saldırabilir.. ama ben yine de buradayım.. bunları bir düşünün ve ona göre karar verin.. ölümden korkan için bu yol kabusa dönecek.. artık evimizin sıcak güvencesinde değiliz ve asıl tehlike şimdi başlıyor.. önceden uyarayım.. artık hayal ettiğinizden de korkunç bir tehlikenin gerçeği ile yüzleşeceksiniz.. zira Dol Guldur hisarlarının içinde birşeylerin kıpırdanması fazlaca ihtiyat celbediyor.. dikkatli düşünüp yolunuzu seçin.. seçilen yolu kimse kınamayacaktır.."
Aurë entuluva...!!
-
Possessed
- Site Çizeri
- Posts: 958
- Joined: Mon Mar 13, 2006 10:00 am
- Location: Tanrilarin Unuttugu Yerden...
- Contact:
Kıllı adamın anlattıklarını can kulağıyla dinledi Ekiel. Yalnız "Kuyutorman" sözünü duyunca bir durdu, etrafına baktı. O kadar yolu boşa mı gelmişlerdi şimdi?! Elinde olmadan biraz sinirlendi, aradıkları bilge Radagast Kuyutorman'da ise buralara kadar neden gelinmişti ki... Orman elfleri farkında değil miydi hiçbir şeyin? Eğer büyücü saklanıyorsa neden saklanıyordu? Soylarıyla övünen elflere sonuna dek güvenebilirdi.
Neyse Kuyutorman bilgisi önemliydi. Hem Kuyutorman prensesi de yanlarındaydı; ama prensesin yüzündeki endişeyi anlayamamıştı. Rohanlı Eolin'in yüreklendirici konuşmasını şevkle dinledi, ardından söze karıştı.
"Çok güzel konuşuyorsun Rohanlı, bir savaşçının yüreği var sende belli. Korku çekinilecek şey değildir, en doğal duygudur o; lakin ben o soysuz ucubelerin pek korkudan anladığını sanmıyorum. Kendilerinin kokuşmuş deliklerde sürünmeleri onların başka yere layık olmamasındandır ve hiçbir zaman bizim bastığımız yere ulaşamayacaklar." şöyle bir etrafına baktı, herkes onu pür dikkat dinliyordu. Bunun üzerine konuşmasına devam etti.
"Yalnız bir sorum olacaktı, cüce bey Gmoen'nin sorusunu anlayamadım. Ayrılmamız mı gerekecek şu anda? Kuyutorman'a cümbür cemaat gitmek tehlikeli mi diyorsunuz?"
Neyse Kuyutorman bilgisi önemliydi. Hem Kuyutorman prensesi de yanlarındaydı; ama prensesin yüzündeki endişeyi anlayamamıştı. Rohanlı Eolin'in yüreklendirici konuşmasını şevkle dinledi, ardından söze karıştı.
"Çok güzel konuşuyorsun Rohanlı, bir savaşçının yüreği var sende belli. Korku çekinilecek şey değildir, en doğal duygudur o; lakin ben o soysuz ucubelerin pek korkudan anladığını sanmıyorum. Kendilerinin kokuşmuş deliklerde sürünmeleri onların başka yere layık olmamasındandır ve hiçbir zaman bizim bastığımız yere ulaşamayacaklar." şöyle bir etrafına baktı, herkes onu pür dikkat dinliyordu. Bunun üzerine konuşmasına devam etti.
"Yalnız bir sorum olacaktı, cüce bey Gmoen'nin sorusunu anlayamadım. Ayrılmamız mı gerekecek şu anda? Kuyutorman'a cümbür cemaat gitmek tehlikeli mi diyorsunuz?"
I am Lord Amean, The King of North, Leader of Zederus..
Tumar başını öne eğen elf kızına doğru baktı, çekenmediğini söyler gibiydi ama çekiniyordu.
"Gerçekten riskli olacağını düşünüyorsan, görünümünü birazcık uğraşarak değiştirebiliriz, babanın bile tanıyamayacağı şekilde. Bu bir öneri işe yarayabilir o yüzden aklında tut."
Adurant'a fısıldadıktan sonra, Eolin ile Ekiel'in konuşmalarını dinledi, korkudan bahsediyorlardı. Gidecekleri yer kuyutormandı, kendisi buradan çok güneye gitmek isterdi Minas Tirirth'e ama yaşlı büyücünün kuzeyde olduğu ap açıkdı. Dol guldur, lanetli bir isim olabilirdi ama o Minas Morgul'un dehşetini görmüş hayatı boyunca onu yaşamış biriydi.
" Korku mu ?," dedi Tumar, "Korkunun kaynağı onların gücüdür ,Efendilerinin kokrusu onların kırbacıdır. Onlar bizden lorluyor olabilirler ama efendilerinden efendilerinin uşaklarından kat kat daha fazla korktukları için bizimle savaşıyorlar. O korku çok acımasızdır en yiğitler bile çöker o korku da. Eolin, sen kara nefes altında savaştın mı ? Ben savaştım, onun yanında bir trollden duyulan korku kalbinin heycenlanmasından ibarettir."
"O yüzden ben korkmuyorum, çünkü korkuyu doğduğum andan itibaren biliyorum ve artık bana etki edemiyor. Kara süvarilerle hatırlıyorum ben onu, siz de öyle hatırlayın. Gelin hep beraber, iyi halklar için kurtarıcı büyücüyü bulalım, ne kadar karanlıklara saklanmışsa çıkaralım onu oradan. "
"Gerçekten riskli olacağını düşünüyorsan, görünümünü birazcık uğraşarak değiştirebiliriz, babanın bile tanıyamayacağı şekilde. Bu bir öneri işe yarayabilir o yüzden aklında tut."
Adurant'a fısıldadıktan sonra, Eolin ile Ekiel'in konuşmalarını dinledi, korkudan bahsediyorlardı. Gidecekleri yer kuyutormandı, kendisi buradan çok güneye gitmek isterdi Minas Tirirth'e ama yaşlı büyücünün kuzeyde olduğu ap açıkdı. Dol guldur, lanetli bir isim olabilirdi ama o Minas Morgul'un dehşetini görmüş hayatı boyunca onu yaşamış biriydi.
" Korku mu ?," dedi Tumar, "Korkunun kaynağı onların gücüdür ,Efendilerinin kokrusu onların kırbacıdır. Onlar bizden lorluyor olabilirler ama efendilerinden efendilerinin uşaklarından kat kat daha fazla korktukları için bizimle savaşıyorlar. O korku çok acımasızdır en yiğitler bile çöker o korku da. Eolin, sen kara nefes altında savaştın mı ? Ben savaştım, onun yanında bir trollden duyulan korku kalbinin heycenlanmasından ibarettir."
"O yüzden ben korkmuyorum, çünkü korkuyu doğduğum andan itibaren biliyorum ve artık bana etki edemiyor. Kara süvarilerle hatırlıyorum ben onu, siz de öyle hatırlayın. Gelin hep beraber, iyi halklar için kurtarıcı büyücüyü bulalım, ne kadar karanlıklara saklanmışsa çıkaralım onu oradan. "
Beş dakika süren savaşlar binlerce yıl süren efsaneler yaratır. O yüzden savaşta korkuyla değil tatmin hissi duyarak ölmelisin. O zaman arkandan ağlayacak insan kalmış olur.
"Gerçekten riskli olacağını düşünüyorsan, görünümünü birazcık uğraşarak değiştirebiliriz, babanın bile tanıyamayacağı şekilde. Bu bir öneri işe yarayabilir o yüzden aklında tut."
Kız ilk defa yüzünü buruşturarak Tumar'a bir bakış attı. Söyledikleri tamamen kendisine anlamsız gelmişti. Babasından saklanmak ha? Kuyutorman eflerinin kralı, istediği kadar kılık değiştirsin, kızını uzaktan bile görse tanırdı. Başını iki yana doğru hafifçe salladı.
Bu çok anlamsız olur, beni kendi babamdan gizlemek. Ne olursa olsun beni tanıyacaktır.
Sonra sıkıntıyla yerinden kalkıp biraz nefeslenmek için kısa bir yürüyüşe çıktı...
Kız ilk defa yüzünü buruşturarak Tumar'a bir bakış attı. Söyledikleri tamamen kendisine anlamsız gelmişti. Babasından saklanmak ha? Kuyutorman eflerinin kralı, istediği kadar kılık değiştirsin, kızını uzaktan bile görse tanırdı. Başını iki yana doğru hafifçe salladı.
Bu çok anlamsız olur, beni kendi babamdan gizlemek. Ne olursa olsun beni tanıyacaktır.
Sonra sıkıntıyla yerinden kalkıp biraz nefeslenmek için kısa bir yürüyüşe çıktı...

Urithviel sesini çıkarmadan tüm konuşmaları dinlemişti. Buçukluğun korkusunu anlayabiliyordu ama ona söyleyebilecek bir sözü yoktu. Eğer olsaydı kendisi ilk başta korkularına yenik düşmezdi.
Ancak sonra Eolin"in konuşması Urithviel"in yüreğini cesaretle doldurdu. Savaşlarla bilenmiş bir süvari bile korkuyorsa o zaman herkesin korkmaya hakkı vardı. Urithviel"de Fırtına Tepesi"nde korkusuna teslim olmuş, sevdiği elf Claeryan"ı bu yüzden kaybetmişti. Fırtına Tepesi"nde daha önce hiç bilmediği bir korku ile yüzleşmişti, Kara Süvari"lerin yüreğine saldığı korku ile, oysa şimdi yüreğine peydahlanan yeni bir korku vardı. Korkusunun esiri olmak ve bu yüzden sevdiklerinin zarar görmesi. Ama Eolin doğru söylüyordu. Bu yolu yürümeyi o seçmişti. Korkusuna yenik düşüp kaybettiği şeyleri yerine koyamazdı belki ama en azından bu yolculuğun sonunda bu korkuya bir daha yenik düşmemeyi öğrenebilirdi.
Urith dalgın gözlerle Ekiel ve Tumar"ın sözlerini de dinledi. Göz ardı edilemeyecek gerçeklerden bahsediyorlardı ama Urith"in kalbi onu bu yolculuğa çıkartacak cesarete ihtiyaç duyuyordu. Bu yüzden de bütün zihnini korkusunu yenmeye odakladı.
Güz Yaprağı düşüncelerinin içinde kaybolmuşken Prenses Adurant"ın Tumar"a verdiği cevabı duydu.
Prenses Adurant"ın bir kez Kuyutorman"a girdikten sonra babasının rızası ile tekrar çıkamamaktan çekindiğini anlayabiliyordu çünkü eskiden o da aynı dertten muzdaripti. Ailesi nihayet Orta Dünya"dan ve Urithviel"den umudu kesip Gri Limanlar"a ve ötesine gitmeye karar verdiğinde o burada kalmayı seçmişti çünkü henüz bu topraklar hakkında bilmediği ve görmediği çok şey vardı. Karamsarlıkla bilenmemiş tecrübeler olmayınca geleceğe karşı umut da henüz körelmemiş oluyordu...
Prenses kısa bir yürüyüşe çıkınca Urith"de peşinden prensesi takip etti. Adımlarını prensesin adımlarına uydurduğunda usulca prensesin arkasından fısıldadı.
"Benim babam da izin vermezdi..."
Adurant dönüp kendisine bakınca Urith muzipçe göz kırptı. Sonra da tekrar en kısık sesiyle yarım bıraktığı cümlesini tamamladı.
"Eğer her yaptığımdan haberi olsaydı."
Urith yine yapacağını yapmış, koskoca Kuyutorman Prensesi"ni kendisi ile bir bilmişti. "O senin gibi kural tanımaz, yol yordam bilmez bir kız değil ki Urith!" diye kızdı kendisine.
"Demek istediğim Prensesim, bazen yapmamız gereken şeyler babamızın rızasından daha önemli olabilir ve babanız için hiç bir şey sizden daha önemli olamaz. Bu yüzden babanızın rızası gerçekten de yapacağınız şeyden daha önemliyse..."
Sözün devamı gelmedi... Urith mahçup bir şekilde Adurant"a bakıyordu.
Ancak sonra Eolin"in konuşması Urithviel"in yüreğini cesaretle doldurdu. Savaşlarla bilenmiş bir süvari bile korkuyorsa o zaman herkesin korkmaya hakkı vardı. Urithviel"de Fırtına Tepesi"nde korkusuna teslim olmuş, sevdiği elf Claeryan"ı bu yüzden kaybetmişti. Fırtına Tepesi"nde daha önce hiç bilmediği bir korku ile yüzleşmişti, Kara Süvari"lerin yüreğine saldığı korku ile, oysa şimdi yüreğine peydahlanan yeni bir korku vardı. Korkusunun esiri olmak ve bu yüzden sevdiklerinin zarar görmesi. Ama Eolin doğru söylüyordu. Bu yolu yürümeyi o seçmişti. Korkusuna yenik düşüp kaybettiği şeyleri yerine koyamazdı belki ama en azından bu yolculuğun sonunda bu korkuya bir daha yenik düşmemeyi öğrenebilirdi.
Urith dalgın gözlerle Ekiel ve Tumar"ın sözlerini de dinledi. Göz ardı edilemeyecek gerçeklerden bahsediyorlardı ama Urith"in kalbi onu bu yolculuğa çıkartacak cesarete ihtiyaç duyuyordu. Bu yüzden de bütün zihnini korkusunu yenmeye odakladı.
Güz Yaprağı düşüncelerinin içinde kaybolmuşken Prenses Adurant"ın Tumar"a verdiği cevabı duydu.
Prenses Adurant"ın bir kez Kuyutorman"a girdikten sonra babasının rızası ile tekrar çıkamamaktan çekindiğini anlayabiliyordu çünkü eskiden o da aynı dertten muzdaripti. Ailesi nihayet Orta Dünya"dan ve Urithviel"den umudu kesip Gri Limanlar"a ve ötesine gitmeye karar verdiğinde o burada kalmayı seçmişti çünkü henüz bu topraklar hakkında bilmediği ve görmediği çok şey vardı. Karamsarlıkla bilenmemiş tecrübeler olmayınca geleceğe karşı umut da henüz körelmemiş oluyordu...
Prenses kısa bir yürüyüşe çıkınca Urith"de peşinden prensesi takip etti. Adımlarını prensesin adımlarına uydurduğunda usulca prensesin arkasından fısıldadı.
"Benim babam da izin vermezdi..."
Adurant dönüp kendisine bakınca Urith muzipçe göz kırptı. Sonra da tekrar en kısık sesiyle yarım bıraktığı cümlesini tamamladı.
"Eğer her yaptığımdan haberi olsaydı."
Urith yine yapacağını yapmış, koskoca Kuyutorman Prensesi"ni kendisi ile bir bilmişti. "O senin gibi kural tanımaz, yol yordam bilmez bir kız değil ki Urith!" diye kızdı kendisine.
"Demek istediğim Prensesim, bazen yapmamız gereken şeyler babamızın rızasından daha önemli olabilir ve babanız için hiç bir şey sizden daha önemli olamaz. Bu yüzden babanızın rızası gerçekten de yapacağınız şeyden daha önemliyse..."
Sözün devamı gelmedi... Urith mahçup bir şekilde Adurant"a bakıyordu.
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
Yanında Urith'in gelmesinden memnun olmuştu, elf kızının arkadaşlığı sayesinde sıkıntısından biraz uzaklaşmıştı. Gülümseyerek Urith'in elini tuttu, onun sıcak elini avcunun içinde hissetmek kendisine daha iyi gelmişti.
"Babamın Kuyutorman'a gidince, bunlara ne diyeceğini bilmiyorum. Söylediklerin çok doğru, ama bir de şunu düşün. Babamın rızası dışında onu arkamda bırakıp yolculuk edersem, içimde sürekli kırık bir taraf kalacak. Eğer babam beni baskı altında tutarsa, içimdeki bir diğer taraf sizlerle kalacak, geride kalmanın üzüntüsünü yaşayacağım... Bu nokta da zannediyorum ki, babam benim gerçekten ne istediğimi görecektir... Yine de ona karşı gelemem ben..."
Gülümsemeye devam ederken diğer serbest elini uzatarak Urith'in saçındaki tutamı düzeltti.
"Ama içimden bir ses endişelenmenin yersiz olduğunu söylüyor."
"Babamın Kuyutorman'a gidince, bunlara ne diyeceğini bilmiyorum. Söylediklerin çok doğru, ama bir de şunu düşün. Babamın rızası dışında onu arkamda bırakıp yolculuk edersem, içimde sürekli kırık bir taraf kalacak. Eğer babam beni baskı altında tutarsa, içimdeki bir diğer taraf sizlerle kalacak, geride kalmanın üzüntüsünü yaşayacağım... Bu nokta da zannediyorum ki, babam benim gerçekten ne istediğimi görecektir... Yine de ona karşı gelemem ben..."
Gülümsemeye devam ederken diğer serbest elini uzatarak Urith'in saçındaki tutamı düzeltti.
"Ama içimden bir ses endişelenmenin yersiz olduğunu söylüyor."

-
Alenthas
- Forum Yöneticisi
- Posts: 2670
- Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
- Location: Innsmouth
- Contact:
Orman elfleri. Ilthar gitmeyecekti, Orman elfleriyle karşılaşmaktansa ölmeyi yeğlerdi. Sonra Rohanlının içten konuşmasını dinledi, doğru söylemişti Eolin. Ilthar belki o çirkin yaratıklardan korkmuyordu ama Eolin'in konuşmasındaki yaratıkları çıkartıp orman elflerini, korkuyu çıkartıp tiksintiyi koyarsak konuşma ona hitap ediyordu. Ama böyle bir konuşmanın ardından hazır gaza gelmişken üç beş uzunkulaktan kaçacak hali yoktu. Hem eğer bu ağaç sevicilerinin hepsi prensesleri gibiyse...eh pek de sıkıntı çıkmayacaktır. Aslında Ilthar'ın aklına pek kurnaz bir fikir gelivermişti. Hafifçe gülümsedi ve düşüncesini kendisine sakladı.
Herkes bir şeyler söylemişti fakat söylenenler Ilthar'ı söylenen anlamlarında etkilememişti, kelimeleri çevirip kendisine göre uyarlıyor, ders alıyordu kısmen. Ama dünyanın yok olması gibi laflar onu hiç mi hiç ilgilendirmiyordu, cücelerin dayanıklılığına güveniyor, son cüce de ayaktayken cücelerin yokolmayacağına inanıyordu.
Hem eğer şimdi geri dönerse ilerdeki tehlikelerden korkuyormuş gibi görünebilirdi. Sonra ilerde bu büyük savaş hakkında söylenen şarkılarda bu gruptakilerin arasından bir cücenin çekip gittiğini söyleseler, ne büyük bir utanç kaynağı olurdu! Gerçi Ilthar şarkılarda adının geçeceğini pek düşünmüyordu ama, neme lazım.
Omuz silkti "Eh, beni de sayın madem."
Herkes bir şeyler söylemişti fakat söylenenler Ilthar'ı söylenen anlamlarında etkilememişti, kelimeleri çevirip kendisine göre uyarlıyor, ders alıyordu kısmen. Ama dünyanın yok olması gibi laflar onu hiç mi hiç ilgilendirmiyordu, cücelerin dayanıklılığına güveniyor, son cüce de ayaktayken cücelerin yokolmayacağına inanıyordu.
Hem eğer şimdi geri dönerse ilerdeki tehlikelerden korkuyormuş gibi görünebilirdi. Sonra ilerde bu büyük savaş hakkında söylenen şarkılarda bu gruptakilerin arasından bir cücenin çekip gittiğini söyleseler, ne büyük bir utanç kaynağı olurdu! Gerçi Ilthar şarkılarda adının geçeceğini pek düşünmüyordu ama, neme lazım.
Omuz silkti "Eh, beni de sayın madem."
Grimbeorn Coirdarg'a özel bir emir vermemişti; bu da Coirdarg'ın kafasını biraz karıştırmıştı. En mantıklısının grup Carrock'ta olduğu sürece gruba eşlik etmek olduğunu düşünüyordu; bu yüzden grup beorn topraklarını terk edene kadar grupla kalmaya kararlıydı.
Kısa ve kalının sorusuna cevap vermedi, ama dikkatle dinledi. Grupla birlikte Kuytuorman'a gidemezdi; gitmek istemezdi de; ama grupla birlikte Carrock'tan çıkabilirdi! Özgürce yaşayabilirdi, beornlardan uzak, et yemenin tabu olmadığı bir dünyada... Belki bir handa işe falan da girerdi.
Boğazını temizledi; şimdilik bu düşüncelerden uzak durmalıydı. Kendini konuşmalara verdi, aklı başka bir şeye gitmesin diye söylenilen her lafı içinden tekrar etti...
Kısa ve kalının sorusuna cevap vermedi, ama dikkatle dinledi. Grupla birlikte Kuytuorman'a gidemezdi; gitmek istemezdi de; ama grupla birlikte Carrock'tan çıkabilirdi! Özgürce yaşayabilirdi, beornlardan uzak, et yemenin tabu olmadığı bir dünyada... Belki bir handa işe falan da girerdi.
Boğazını temizledi; şimdilik bu düşüncelerden uzak durmalıydı. Kendini konuşmalara verdi, aklı başka bir şeye gitmesin diye söylenilen her lafı içinden tekrar etti...
hafifce gülümsedi,
"korkusuzlukla övünmem Gondorlu.. ama sana saygım sonsuz.. ancak hakkında hiç bir fikrin olmayan yaptıklarımla, kendi yaptıklarını kıyaslayan sana küçük bir tavsiye verebilirim müsaaden varsa.. korku insanı tetikte tutar, atacağı adımları dikkatli atmasını sağlar ve cesaret ile arasında çok ince bir bağ vardır.. cesaret, korktuğun şeyin üzerine atlayabilme azmindedir.. hiçbir şeyden korkmamakta değil.."
son iki cümleyi söylerken havadaki hayali bir sineği kaparmışçasına elini açıp havada savurarak yumruk yaptı..
"korktuğun şeyin karşısında aciz kalmak, saklanmak, yapman gerekeni değil kendini düşünüp kaçmak korkaklıktır.. sen korkmuyor olabilirsin.. ancak korksa da üstüne giden adamlara, kadınlara sözüm.. ben burada cesur kişiler görüyorum.. gücünü cüssesinden ve savaşkan cengaverlikten değil yüreğinden alan özgür kişiler.."
yol yorgunu olduklarını hatırlayarak devam etti..
"neyse, hazır fırsatımız varken şimdi biraz dinlenelim de hangi yolları nasıl takip edeceğiz karar verelim sonra.."
"korkusuzlukla övünmem Gondorlu.. ama sana saygım sonsuz.. ancak hakkında hiç bir fikrin olmayan yaptıklarımla, kendi yaptıklarını kıyaslayan sana küçük bir tavsiye verebilirim müsaaden varsa.. korku insanı tetikte tutar, atacağı adımları dikkatli atmasını sağlar ve cesaret ile arasında çok ince bir bağ vardır.. cesaret, korktuğun şeyin üzerine atlayabilme azmindedir.. hiçbir şeyden korkmamakta değil.."
son iki cümleyi söylerken havadaki hayali bir sineği kaparmışçasına elini açıp havada savurarak yumruk yaptı..
"korktuğun şeyin karşısında aciz kalmak, saklanmak, yapman gerekeni değil kendini düşünüp kaçmak korkaklıktır.. sen korkmuyor olabilirsin.. ancak korksa da üstüne giden adamlara, kadınlara sözüm.. ben burada cesur kişiler görüyorum.. gücünü cüssesinden ve savaşkan cengaverlikten değil yüreğinden alan özgür kişiler.."
yol yorgunu olduklarını hatırlayarak devam etti..
"neyse, hazır fırsatımız varken şimdi biraz dinlenelim de hangi yolları nasıl takip edeceğiz karar verelim sonra.."
Aurë entuluva...!!
Prenses Adurant şiir gibi sesiyle konuşurken Urith genç elfin gözlerine bakıyordu. Ne kadar da farklıydı birbirinden iki elf... Adurant babasına karşı gelemeyeceğini söylüyordu. Urith'in ailesi ise kızlarının inatçılığı karşısında pes edip onu kaderine bırakmıştı. Adurant herşeyle ahenk içinde yaşarken Urith her mevzuya direnç gösteriyordu. Prensesin ruhunu okşayan sesinde, saçındaki tutamı çözen ellerinde bu ahengin huzurunu, her şeyi yoluna koyan gücünü hissetmişti Güz Yaprağı. Eolin nasıl yüreğindeki cesaret kıvılcımını çaktıysa Adurant'ın da bu cesareti işleyen, onu işe yarar bir şeye dönüştüren bir gücü vardı üstünde.
"Size karşı gelmek, sizi üzmek namümkün Prensesim. Umarım babanız sizi anlayışla karşılar. Yine de işler istemediğiniz gibi giderse, bilin ki ben yanınızdayım. Kendi tecrübelerimden biliyorum. Babalar mutlaka bir şekilde yumuşuyorlar... Sizin ki de bir istisna değildir umarım."
Urith sözlerini bitirdiğinde arkadan gelen sesleri duydu. Cüce geleceğini söylemişti. Gülümseyerek "Babanız bu habere bayılacak!" diye fısıldadı Adurant'a. Urith inatçı bir tutam saç gibi her seferinde prensesin yanında eski haline dönüyordu. Hatasını fark ettiğinde hafifçe alt dudağını ısırıp Prenses'den kendince özür diledi.
Sonra Eolin konuşmaya başlamıştı. Güz Yaprağı Rohan'lının sözlerini dikkatle dinledi. Cesareti veya korkusu, sonuçta ikisi de çok yakında tekrardan sınanacatı ve Urith o an geldiğinde yayının titrememesi, okunun hedefini bulması için sürekli dua ediyordu.
Nihayet Eolin Kuytu Orman'a gidilecek yolun kararlaştırılmasını ortaya attığında Urith dönüp soran gözlerle Prenses Adurant'a baktı. Kendisi bu yolları hiç görmemişti, ama diğer avcı elf arkadaşlarından ve küçükken aldığı derslerden yolun nerelerden geçtiğini biliyordu. Yine de tecrübe pratikten daha iyidir diye düşündü ve çekinmeden Adurant'a sordu.
"Sizce hangi yolu izlemeliyiz Prensesim? Güneye, Eski Nehir Gecidi'ne inip oradan doğuya, Eski Orman Yolu'nu takip ederek daha sonra ormanın içinden güneye mi ilerleyelim, yoksa Ulu Nehir boyunca Lorien'in doğu sınırlarına gelene kadar güneye indikten sonra doğuya yönelip direk Dol Guldur'a mı gidelim?"
"Size karşı gelmek, sizi üzmek namümkün Prensesim. Umarım babanız sizi anlayışla karşılar. Yine de işler istemediğiniz gibi giderse, bilin ki ben yanınızdayım. Kendi tecrübelerimden biliyorum. Babalar mutlaka bir şekilde yumuşuyorlar... Sizin ki de bir istisna değildir umarım."
Urith sözlerini bitirdiğinde arkadan gelen sesleri duydu. Cüce geleceğini söylemişti. Gülümseyerek "Babanız bu habere bayılacak!" diye fısıldadı Adurant'a. Urith inatçı bir tutam saç gibi her seferinde prensesin yanında eski haline dönüyordu. Hatasını fark ettiğinde hafifçe alt dudağını ısırıp Prenses'den kendince özür diledi.
Sonra Eolin konuşmaya başlamıştı. Güz Yaprağı Rohan'lının sözlerini dikkatle dinledi. Cesareti veya korkusu, sonuçta ikisi de çok yakında tekrardan sınanacatı ve Urith o an geldiğinde yayının titrememesi, okunun hedefini bulması için sürekli dua ediyordu.
Nihayet Eolin Kuytu Orman'a gidilecek yolun kararlaştırılmasını ortaya attığında Urith dönüp soran gözlerle Prenses Adurant'a baktı. Kendisi bu yolları hiç görmemişti, ama diğer avcı elf arkadaşlarından ve küçükken aldığı derslerden yolun nerelerden geçtiğini biliyordu. Yine de tecrübe pratikten daha iyidir diye düşündü ve çekinmeden Adurant'a sordu.
"Sizce hangi yolu izlemeliyiz Prensesim? Güneye, Eski Nehir Gecidi'ne inip oradan doğuya, Eski Orman Yolu'nu takip ederek daha sonra ormanın içinden güneye mi ilerleyelim, yoksa Ulu Nehir boyunca Lorien'in doğu sınırlarına gelene kadar güneye indikten sonra doğuya yönelip direk Dol Guldur'a mı gidelim?"
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
Kısa bir süre bunu düşündü.
"Ulu nehri takip edecek olursak, çok fazla zaman kaybetmiş oluruz. Eğer ormanın içinden gidersek Kuyutorman sınırlarına varmamız bir gün alır. Ardından iki ve ya üç gün içinde Kuyutorman'ın efleriyle karşılaşabiliriz. şu anda Radagast'ı ararken, sanırım zaman, güvenlikten daha önemli."
İçini çekerek bütün sıkıntısını içinden attı.
"Diğerleri bu konuda ne diyecek merak ediyorum..."
"Ulu nehri takip edecek olursak, çok fazla zaman kaybetmiş oluruz. Eğer ormanın içinden gidersek Kuyutorman sınırlarına varmamız bir gün alır. Ardından iki ve ya üç gün içinde Kuyutorman'ın efleriyle karşılaşabiliriz. şu anda Radagast'ı ararken, sanırım zaman, güvenlikten daha önemli."
İçini çekerek bütün sıkıntısını içinden attı.
"Diğerleri bu konuda ne diyecek merak ediyorum..."

Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 2 guests


