Page 10 of 50
Posted: Thu Dec 15, 2005 12:31 am
by Logan
Dua kabul edilmemesi çok garip bir olaydı.Lord Orenin kutsaması üzerinde çekilmişmiyidi olmazdı,ihaneti yada kötülüğü aklının ucundan bile geçirmemişti.
İçindeki boşluk inancı olmazdı Gümüşyüzün inancı kalbinde idi bunu cıkması için kalbini yerinde sökülmesi lazımdı.
Elderin nereye gitmişti,gelecekmiydi,bir şey sölemeden gitmişti,hep böle yapacaksa ...
Gelen kadın yanlız ve yaşlı yardıma ihtiyacı var gibi görünüyordu.ardında sölediği sözler Gümüşyüzün sinirlenmesine sebep olmuştu.
Ormanım, evim ve tahtalarım tutuştu... Hayatımın ışığı, dünyanın ateşine karıştı ve beni sardı. Neden? Neden gökyüzü ölü gibi gözüküyor? Neden yıldızlar duygusunu kaybetmiş gibiler?"
Gümüşyüz kadının yanına gitti elini dostça uzattı
''çünkü kana susamış varlıklar güç ve zevk için bunu yapıyorlar eskinde bende kendime sorardım ama şimidi karşı koymaya ve durdurmaya başladım''
Gümüşyüz arkasında yana kasabadan yükselen ateşler... Gümüşyüzün gölgesinini yaşlı kadının üzerine düşürmüştü dewasa bir gölge idi,bu gölge ne korkutma ne de kötülük anlamını taşıyordu korumayı simgeliyordu.
''Sizin burdan daha güvenli bir yere gitmeniz lazım gide bileceğiniz bir yer varmı? Götürmemizi istermisiniz??''
Posted: Thu Dec 15, 2005 3:04 am
by Darkgnome
"Horcoel, Sylvos, Rhonin ve Finrod harabeleri araştırmak üzere ayrıldılar. Bence sizlerde burada beklemekten ziyade olan biten üzerine araştırmalar yapsanız fena olmayacak. Lakin 10 kasaba yıkıntılarından uzak durmanızı tavsiye ederim. Hem dostlarımızın başını belaya sokmamış olursunuz orada. Benim ufak bir işim var ve gitmem gerek. şimdilik ne üzerine olduğunu size açıklamak istemiyorum, ama bir şeyler öğrendiğimde bunu gelip sizinle paylaşacağım.
Uğurlar olsun sizlere."
Bu da ne demekti şimdi? Yıkıntılara yaklaşmayın ama etrafı araştırın mı! Arkalarında kocaman bir orman vardı. Orada da insanların olduğunu mu kastediyordu? Ormana yada yıkıntılara gitmeye zaten hiçte istekli değildi. Kahramanlar kendisi gibi normal giysiler giymez, şaşalı cüppeler ve parlayan zırhlar giyerlerdi, tıpkı buradaki ikili gibi.
Kadının oradan çıkışının ne demek olduğunu anlamak için kahin olmaya gerek yoktu. İçeride hala yaşayan insanlar vardı ve kadın kasabayı aramaya gitmiş dörtlüye görünmeden girdikleri yoldan dışarı çıkmıştı, hem de elinde o bastonla ölü gibi bir hızla yürürken. Dört kişi koca 10 kasabanın aranması için asla yeterli olmayacaktı.
''Sizin burdan daha güvenli bir yere gitmeniz lazım gide bileceğiniz bir yer varmı? Götürmemizi istermisiniz??''
Evet. Bu hoşuna giden bir fikirdi, güvenli bir yer. Ama içeridekiler ne olacaktı. Bir tek kendisimi düşünüyordu içeride, kasabada olanları. Nedense daha demin içeriye girmek için hiçte istekli olmayan gnom şu anda acı çeken insanları düşünüyordu. Onlar sadece insanlar değillerdi onun ününü yayacak potansiyel müşteriler ve potansiyel müşterileri ona yönlendirecek kişilerdi. Bir şekilde bu kahramanlara ve yardım bekleyen insanlara aletlerinin ne kadar işe yarar olduğunu kanıtlaması gerekiyordu. Ama buraya insanları kurtarmak için gelmemişti, savaş hazırlığı yapan bir kasabaya geldiğini düşünüyordu ve ona göre malzemeler getirmişti. Yanında kurtarma için kullanılabilecek bir aleti yoktu. Yanına aldıklarını tekrar aklından geçirdi.
Evet oraya gitmeyecekti ama uzaktan bakmasını daha iyi hale getirebilirdi. Diğer insanlardan daha uzağı görebilirdi. Belki de o buraya, araştırmaya gidenler tarafından yönlendirilmişti. Anlamanın tek yolu sormaktı.
"Seni buraya birilerimi yönlendirdi yoksa bizi görünce buraya doğru kendin mi geldin?"
Eğer güvenlik istiyorlarsa elinde tam aradıkları gibi bir şey vardı. Ejder kanadını gözlerden saklamak için kullandığı kopyalama örtüsü. Ayrıca kasabanın içine yüksek bir yerden bakmaları onlara araştırma konusunda avantaj sağlayacaktı. Araştırmalarındaki şuursuzluğa göre kimse 10 kasabalı değildi yada 10 kasabayı bilenler içeriye araştırmaya gitmişlerdi.
Etrafında saklanabilecekleri ve kasabayı daha yüksekten görebilecekleri iyi bir sığınak aramaya başladı gözleri ve konuşurken sesindeki sakin tonun tamamlayıcısıymışçasına rahatça hareket ederek çuvalının içine elini tekrar daldırdı.
Posted: Thu Dec 15, 2005 3:52 am
by Yener
Nakh üzerini aradığı ork cesedinin yanından hızla ayrıldı ve az önce saklandığı çalılara doğru koştu.Ork"un üzerini çok ayrıntılı bir şekilde arayamamıştı ama üzerindede değerili bir şey olamazdı.Nakh kendi cebine atmak için orkun üzerinde değerli bir şey aramamıştı,amacı yeni gelenleri bu cesetleri aç gözlü bir orkun bıraktığına inandırmaktı.
Nakh koşarken ork gurubunun çıkardığı seslerden kaç kişi olduklarını ve neler konuştuklarını anlamaya çalışıyordu.
Posted: Thu Dec 15, 2005 7:07 am
by WereWolf
Leş kokusundan nefes almak imkansız gibiydi.Yerde orc ve insan kanı bir olmuş bu görüntüyü çeşitli organlar süslüyordu.Kurtadamlar Kana tapar,kan onların yaşamının amacı olurdu.Kurtlordları Clanı ise bu sefil yaşamı asırlar önce terk etmiş,kendilerini Dragonfly a ve tabiat ana ya adamışlardı.
Azazel halen daha civarda orc olabileceğini düşünerek Greatswordunu kınından savaşça çıkardı.Kılcını yere sürterek iç gıcıklıyıcı bir ses çıkardı.Gözleri bir düşman arıyordu;
-[/i]'' Karşıma çık sefilliğin askeri,eğer biraz cesaretin varsa(ki bir orktan böyle birşey beklemiordu)çık karşıma,çık ki yaşadığın sefilliğe onurlu bir şekilde son veriyim,yaşamın onursuz en azından ölümün onurlu olsun!!!''
Kurtlordu bir süre bekledi, cesetleri izledi.Nasıl da bir ömür kolayca sona eriyor diye düşündü.Hele ölüm sefil bir yaratık tarafından gelirse.Azazel ölümden korkmuyordu,öldürmektende çekinmiyordu.Ama eğer ölecekse bunun onurlu ve yüce bir varlık tarafından olmasını dilerdi,doğanın kendinden daha üstün yarattığı bir varlık...
Kurtlordu kendisine saldıran okcuyu hatırladı.Düşüncelerinden kafasını silkerek ayrıldı. Belki bir pencere bulabilirse düşmanının mevzisini görebilirdi.
Posted: Thu Dec 15, 2005 3:21 pm
by Slach
Slach bir anlık zafer şaşkınlığı ardından geriy atına dönüyordu ki örümceğin inca ve iğnemsi ayak seslerini işitti. Arkasına döndünüp örümceğin ölmediğii fark ettiğinde artık çok geç kalmıştı örümcek onu sürüklemeye başlamıştı bile ve bir ağaç yüzeyine çarptı. Ve ağaca mıhlandı.
Birçok yerden kıskaç ve ince ayak sesleri geliyordu. İstemsizce arkasını döndü. Gördüğü şey karşısında bir anlık konuşamaz oldu. Büyük örümcek görmüştü ama bu kadarını hiç görmemişti. telaşla Belindeki kısa kılıcı aldı ve kendisini ağaca mıhlayan örümceğin kıskaçları arasında siyah siyah parlayan gözlerine goğru bir hamle yaptı.
Posted: Thu Dec 15, 2005 8:38 pm
by Squan
Salvador yarasaların olmasını beklemiyordu mağarada.Bir kaçı zırhına çarpıp yere düşmüştü.Zırhı olmasaydı yaralanmış olabilirdi.
Ardından arkada söylenen askerlerine bir bakış attı ve hepsi aynı anda susmuştu.şimdi mağarayı incelemeye koyulabilirdi.Mağaranın buradan sonra düzenli gibi gözüküyordu. Anlaşılan burada yaşayanlar vardı.Yada eskiden yaşacayan birileri...
Yine temkinli bir şekilde duvar kenarından ilerlemeye devam etti.Askerlerinin kendisini izlediğini biliyordu."Burada bir yaşam belirtisi olabilir.Ona göre temkinli ve dikkatli olun".
Etraftaki herşeye ve her harekete dikkat ederek mağara boyunca yol almaya devam etti...
Posted: Fri Dec 16, 2005 12:49 am
by Illyra
Dioraveni, kızın kouşması karşısında irkildi. kör müydü? kendini sıkmayasaydı ağlayacaktı. bu gerçekten eskiden beri elflerde görüğündede çok üzüldüğü bir şeydi. hem kıza elfçede konuşmuştu kendisinlen. acaba elfçeyi nereden öğrenmişti? ama birçok elfin ortak dil bildiği gibi bir çok insanın da elfçe bildiğini duymuştu. bu yüzden bunu garipsemedi. üstelik bunu kıza sormak bütük bir nezaketisizlik olurdu.
tek söyleyebildiği şey "ben çok üzüldüm" oldu. sesi fısıltıyla çıkmıştı.
kızın kolunu dahada güven verir bir şekilde ve nzaikçe tutarak evin içine doğru yürüttü.
girdiği eve bakındı. kaba fakat belkide konforlu bir yerdi.
içinden güldü? konfor mu? insanların oluğu yerde?
sonra ilyamin i bir koltuğun yanına götürdü "yorgun gözüküyorsunuz isterseniz dinlenin insan kızı" sesi gereğinden fazla müşfikti. bu güzel kız için üzülmüştü. ama yice tanrının isteğiydi belki bu ama kıza da bir olay olduğunu söylemiştşi. ama daha yeni tanışmışken merak edip böyle şeyleri sormak büyük nezaketsizlik olurdu. onun için önce kızla arkadaş olmalıydı. ve eğer ilyamin kendi isterse ona anlatırdı.
kendiside şöminenin yanındaki koltuğa oturdu. saatlerce ata binmekten dolayı bacakları ve beli ağrmışıtı. küçük ellerindeki deri elvidenleri çıkarttı ve kucağına koydu. sonra tekar ilyamin e dönerek onu dikkatle inceledi.
ve konuştu "sizde benim gibi buraya yeni geldiniz. ikimzde neler olduğunu öğrenmek istiyoruz sanırım" sözünün burasında yaşlı insan kadınını görmek için etrafına bakındı. sonra seslendi "belki bilge insan hanımı bizi evine davet edecek kadar nazik olduğuna göre bizede neler olduğunu anlatacaktır"
suratına hoş bit gülümseme yerleştirmeye çalışması yine sadece nezaketen di. ama sesi istemesede yorgun ve uykusuz çıkıyordu. kendini toplamak için başını salladı ve buraya gelmeden önce yüzünü sildiği hala ıslak olan mendili çıkartıp burnuna yasladı.
sonra kızıl sarı elf uzun elf saçlarını başının arkasına doğru ittirdi. şimdi kendini biraz daha rahat hissediyordu. sonra tekrar ilyamin e baktı...
Posted: Fri Dec 16, 2005 2:39 am
by Gorath
Huzursuzluk! Sadece bir huzursuzluk hissediyordum orda. Neden diye sormayacağını tahmin ediyorum. Nine beni evine davet etmişti ve elf kızı benim eve ulaşmama yardımcı olmuştu. Ama nine ortalarda yoktu. Sadece evdeydik ve öylece oturmuş bekliyorduk. Belki kibar bir ev sahibi birer bardak çay ikram ederek misafirlerinin yabancılığını onlara unutturmaya çalışırdı. Eh çay ikram edildi mi yoksa edilmedi mi hikayemi anlatmaya devam ederken göreceksin. Ama her şeyi bir kenara bırakırsak o anda sadece bir kalıp sabun ve bir küvet dolusu su olmadını isterdim. Böylece üzerimi kaplayan o huzursuzluğu yıkanarak üzerimden atabilirdim. Eskiden, tapınağın o odasında ki özel konuşmamızda Logan'a da söylediğim gibi: Temizliği severim...
İlyamain evin temiz olduğunu hissediyordu. Havada hiç toz kokusu olmamasından evin temiz olduğunu hissediyordu. Huzursuzdu ve içinde ki bu huzursuzluğunu etrafında ki o temizlik bile atamıyordu. Ama elf kızının narin elleri onu koltuğa götürdüğünde ve oraya oturmasına yardım ettiğinde elf kızının da temiz, yoldan gelmiş birine göre hayli temiz, olduğunu hissetmişti. Nasır tutmamış elleri vardı. Onu koltuğa oturturken ellerine dokunduğunda hissetmişti bunu. Kızda bir gariplik vardı ve o, bunu daha en başından beridir hissediyordu.
Kurtarıcı koltuğun yanında yere kıvrılırken İlyamain koltukta arkasına yaslandı ve elf kızının yakınlarda bir yerlere oturduğunu belirten o hışırtıyı duydu. Sonrasında ise elf kızının sözlerini duydu.
"Sizde benim gibi buraya yeni geldiniz. İkimiz de neler olduğunu öğrenmek istiyoruz sanırım. Belki bilge insan hanımı bizi evine davet edecek kadar nazik olduğuna göre bize de neler olduğunu anlatacaktır!"
"Bizleri buraya anlatacağını söyleyerek çağırdı!" dedi İlyamain ortak lisanda. "Bizlere neler olduğunu anlatmayacaksa bizi buraya ne için çağırmış olabilir ki?" Etrafı sözlerinin sonunda kısa bir sessizliğe boğarak arkasına yaslandı.
İşte orada sorulması gereken soru buydu. Senin de fark edeceğin gibi orada sorulması gereken soru buydu. Bizleri neler olduğunu anlatmak için evine davet etmediyse ne için davet etmiş olabilirdi ki? Neler olduğunu anlatacaksa orada neler olduğunu o anda onun ağzından dinlemekten gerçekten zevk duyardım... Ã?ünkü bir kör için merak, yaşamda en işkence veren duygudur!
Posted: Fri Dec 16, 2005 2:56 am
by Horcoel_Baator
''Buradan acele çıkmamız lazım ladyim'' diye başladı sözlerine paladin bir yandan çöken tabana ve kirişlere bakarken..Sesi sert ve aceleciydi..Hala çıkmak için zamanları oldugunu biliyordu ve bu zamanı kullanacaktı..Tek korkusu içerde başka bir yaşamın daha bulunma imkanıydı..''Umarım içerde başka sıkışmış kimse yoktur..'' dedi iç çekerek ve kucagında kadın ile yıkıntıların dışına doğru koşmaya başladı..
Kız wrote:
"Onu bulmak istiyor musun?"
Bir yandan tüm hızıyla koşarken bir yandan ona sarılan kadına baktı..Kendisine korkuyla bakan mavi gözlere..Belki de kadın şok geçiriyordu..Nede olsa evini ve belki kimbilir daha nelerini kaybetmişti..Kadını sakinleştirmek ve rahatlatmak için konuşmaya başladı gülümseyerek..''Bulmak istediğim birçok ''O'' var ladyim..''dedi hızlı adımlar arasında''Bu kastettiğiniz ''O'' nun kimliği ile değişir..Kalbimin sahibi Illyra,Oren seçilmişi Cervantes..''İç çekti ve önüne bakındı..Ã?ökmekte olan bir kirişin daha yanından hızla geçerken yutkundu ve konuşmaya devam etti..Hem kadını sakin ve güvende tutmalı hemde sağ salim bu cehennem yuvasından kurtulmalıydı..''Ve yaklaşık dokuzbin küsür insan..''Onkasabadan geriye kalanlar sadece bunlar olamaz..Daha fazlası olmalı..''
''Ama şimdi öncelikli görevim ladyim,sizi sağ salim buradan uzaklaştırmak ve güvenliginizi garantiye almaktır..''
''Silver.. Gelişime hazırlan..Saklandıgın yerden çıkmanın vakti artık geldi..''
(Emphatic link ile bu sırada kutsal bineğimi orcların görüp duyamayacagı ancak benim yürüyerek yetişebileceğim bir uzaklığa çağırıyorum )
(Kadını kucagına alıp hızla yıkıntılardan çıkacak olan paladin orcları ve yıkıntıları arkasına alacaktı)
''Senin için geliyorum Illyra..Öleceksem de burada değil..Yanında öleceğim..Söz verdiğim gibi amazon prensesi..Söz verdigim gibi..''
Posted: Fri Dec 16, 2005 7:10 am
by Yılmax
"Ne olduğumu artık biliyorum...."
Horcoel, Sylvos, Rhonin ve Finrod harabeleri araştırmak üzere ayrıldılar. Bence sizlerde burada beklemekten ziyade olan biten üzerine araştırmalar yapsanız fena olmayacak. Lakin 10 kasaba yıkıntılarından uzak durmanızı tavsiye ederim. Hem dostlarımızın başını belaya sokmamış olursunuz orada. Benim ufak bir işim var ve gitmem gerek. şimdilik ne üzerine olduğunu size açıklamak istemiyorum, ama bir şeyler öğrendiğimde bunu gelip sizinle paylaşacağım.
Uğurlar olsun sizlere."
"Usta eldarin nereye gidiyorsunuz ve biz neyi araştıracağız? Bu yanan kasabayı mı?" şimdi tekrar kasabaya bakmak zorundaydı ama artık eskisi kadar etkilemiyordu görüntü onu sadece küçük bir tiksinti ve hiddet. Rahatsız etmemesinin sebebi görüntüye alışmasımıydı yoksa bilmediği başka bir değişimmi? Buna kendisi de cevap veremeyecekti sadece zaman onu gösterirdi.
Sonra Eldarin elini belindeki keselerin olduğu noktaya attı.Buradan bir miktar kav ve çakmaktaşı aldı. İki eliyle hızlıca çakmaktaşını kava çarptı. Ã?akmaktaşının değmesiyle kav bir anda parladı, Eldarin kavın ince tahta kısmını elinden atmadan önce yüzünü kava götürdü ve kavın bir anda ortaya çıkarmış olduğu koyu dumanı ağzının içinde topladı. Bir saniyeden kısa süre ağzında tuttuğu duman boğazına işlemeden büyücü dumanı hemen ellerinin önüne doğru yavaşça püskürttü ve duman silsilesinin bütünleşik durmasını sağladı. Duman hemen ellerinin önünde havaya karışmadan önce Eldarin ellerini dik bir şekilde üst üste geçirdi. Ã?nce tepedeki ellerini belli bir açıyla çevirerek duman silsilesinin birbirinden ayrılmasını sağladı.
Jistrah tagobar ast miorparann kiniagic"
Tam Eldarin'e dönüp sorusunu tekrar edecekt iki Eldarin'in bir büyüye başladığını gördü "Lanet olsun bu büyü sözleri. (Spell craft) Gaz formuna ait!!! Eldarin durun!"
Eldarin bir anda dumana dönüştü ve yükselerek ortadan kayboldu
Sözlerini tamamlayamadan büyü tamamlanmış ve Ak cüppeli büyücü bir gaz bulutuna dönüşerek havada kayboldu ve Yilmax bir kez daha kendini yalnız hissetti. Buradaki kimseyi tanımıyordu. Ne düşünebilirdiki? Bu sırada ilk defa yarı meleğin kendi kendine etrafa baktığını gördü " Demek ki olaylara anlam veremeyen kişi tek ben değilmişim" diye düşündü. Bu sırada Limerik ormanları tarafından gelen sesleri işitti ver arkasına döndü...
Topallayan, hayır o topallamıyordu ki bastonuna yaslana yaslana yürüyordu sadece, bir kadın o tarafa doğru geliyordu. Limerik ormanından çıkmıştı ve sadece yürüyordu. Onlara doğru geliyordu. Bir anda tüm hepsinin bakışları o tarafa döndü. Ã?ünkü kadının sesi artık yanık kokusu iyice artan havada onlara ulaşmıştı. "Neden?" dedi. "Neden yıldızlar bu gün bu kadar duygusuz? Neden çileler toprağın derinliklerini sarmış durumda? Neden güneş küf kokuyor? Neden? Neden?" Kadın bastonuna dayanmadığı sol elini onlara doğru uzatmıştı ve ileriye doğru bastonuna yaslanarak yürürken bir ölü gibi gözüküyordu. Ama ne ölüydü ne de normal bir kadındı.
Kadının söylediği onca anlamsız sözü hiç biri anlamazken bir an sonra kadın onlara ulaşmıştı ve ilk kavrayan Hastlisch oldu. Daha önceden de, yolculukları sırasında böylesine garip bir adamla karşılaşmıştı. Adama çevre halk kahin diyordu. Oysa adam ona deli gibi gözükmüştü. Ama bu kadın... bu kadın o adamdan bile deliydi belli ki...
"Ormanım, evim ve tahtalarım tutuştu... Hayatımın ışığı, dünyanın ateşine karıştı ve beni sardı. Neden? Neden gökyüzü ölü gibi gözüküyor? Neden yıldızlar duygusunu kaybetmiş gibiler?"
Off bir deli daha mı?" diye düşünürken Eldarin'in onlara giderken söyledikleri geldi aklına geldi
"Horcoel, Sylvos, Rhonin ve Finrod harabeleri araştırmak üzere ayrıldılar. Bence sizlerde burada beklemekten ziyade olan biten üzerine araştırmalar yapsanız fena olmayacak. Lakin 10 kasaba yıkıntılarından uzak durmanızı tavsiye ederim. Hem dostlarımızın başını belaya sokmamış olursunuz orada
Belki de araştırmaları gereken şey buydu...
Gümüşyüz kadının yanına gitti elini dostça uzattı
''çünkü kana susamış varlıklar güç ve zevk için bunu yapıyorlar eskinde bende kendime sorardım ama şimidi karşı koymaya ve durdurmaya başladım''
Gümüşyüz arkasında yana kasabadan yükselen ateşler... Gümüşyüzün gölgesinini yaşlı kadının üzerine düşürmüştü dewasa bir gölge idi,bu gölge ne korkutma ne de kötülük anlamını taşıyordu korumayı simgeliyordu.
''Sizin burdan daha güvenli bir yere gitmeniz lazım gide bileceğiniz bir yer varmı? Götürmemizi istermisiniz??''
"Seni buraya birilerimi yönlendirdi yoksa bizi görünce buraya doğru kendin mi geldin?"
" Evet yaşlı bayan yardım edebileceğimiz herhangi birşey varmı? Nereden geliyor ve nereye gidiyorsunuz? Evinizi tutuşturan kim ve eviniz nerede? Ormanım derken..." evet çok soru sorduğunun farkındaydı ama kadında bir gariplik farketmişti
*ormanım*
"Çok garip çok" aklından geçen tam buydu çok garip araştırılması gereken konu ayaklarına kadar gelmişti ve Yilmax kadındaki garipliğin nedenini anlayamasa da çözmek istiyordu...
--------------------------------------------------------------------------------------------
Son bentler de yıkılıyor,
Sonu geliyor, lanet kalkıyor.
100 yıldır süren bilinçsizlik yerini aydınlanmaya, hatırlamaya bırakıyor.
Bir drow geri geliyor.
İyi ya da kötü
Bunu zaman gösterecek.
Ölümlü gözlerden gizlenenler bir bir açığa çıkıyor
Ama sadece bir drow'un aklında...
-------------------------------------------------------------------------------------------------
Kainatta mutlak iyilik ya da mutlak kötülük diye birşey yoktur.
Yalnızca güç vardır.
Güce sahip olan herşeye hükmeder.
Ta ki karşısına daha güçlü birisi dikilene dek...
Yilmax Z'yl Arnen
Red Robe Mage
Posted: Fri Dec 16, 2005 9:52 pm
by Darkgnome
Yilmax wrote:" Evet yaşlı bayan yardım edebileceğimiz herhangi birşey varmı? Nereden geliyor ve nereye gidiyorsunuz? Evinizi tutuşturan kim ve eviniz nerede? Ormanım derken..."
Her taraf yanarken ve 10 kasaba bu hale getirilmişken nasılda rahat konuşuyorlardı.
*Bunlar şu korkusuz kahramanlardan olmalı.*
Diye geçirdi içinden. Ama o korkusuz kahramanlardan değildi. Burada durmak sanki her an için tehlikede olduklarını kanıtlıyordu. O kadar savunmasızlardı ki bu yaşlı kadın onların yanına yaklaşırken onu fark etmemişlerdi. Hatta Shön dahi fark etmemişti.
Biraz düşününce bunun garip olduğunu düşündü Hastlisch, çünkü Schön'ün duyularına her zaman için güvenirdi ama burada Schön hiç bir şey hissetmemişti. Acaba çarpışma ona düşündüğünden daha fazlamı zarar vermişti? Schön'ün nasıl olduğuna tekrar baktı Gnom. İçinde kaygı selleri akıyordu ama bunun dışarı çıkamadığı kesindi.
şu anda daha güvenilir bir yerde olma isteği oldukça artmıştı.
"Acaba siz kasabaya gidenler ile nerede buluşmayı kararlaştırmıştınız? Burada durduğumuz sürece bir yaşlı nine dahi yanımıza kadar yaklaşırken onu fark edemiyoruz. Ama çok uzaklardan dahi fark edilebildiğimize eminim."
Gözlerini ileriye, bir sağa bir sola gezdirirken,
"Sanırım burayı görebilecek ama bizim bu kadar açıkta olmayacağımız bir yere gitsek daha iyi olacak, yada sizin karalaştırdığınız daha iyi bir yer var ise oraya."
Posted: Sat Dec 17, 2005 6:16 am
by Lord Necros
"Ehem ehem!" diye yapmacık bir öksürük duyuldu ve Dioraveni ile Ilyamain o tarafa döndüler. "Size gelip dilediğiniz gibi oturmanızı söylediğim halde beni yok saymanız büyük terbiyesizlik. Özellikle de böyle bir şeyi sizden hiç beklemezdim hanımefendi."
Yaşlı nine ters ters Dioraveni"ye baktı. İkisi de şöminenin çıtırdayan ateşinin karşısındaki koltuklara kurulunca yaşlı kadın mutfağa gitti. Yaklaşık on dakika sonra elinde iki tepsiyle geldi ve bunları Dioraveni ile Ilyamain"in arasındaki sehpaya bıraktı. Sonra da üç fincan çay getirdi.
"Lütfen yiyin. Belli ki uzun yoldan geldiniz."
Yaşlı kadın çayından bir yudum aldı ve gözleri şömine ateşine dalıp gitti. Evin içerisinde gergin bir sessizlik oldu. Ne Dioraveni ne de Ilyamain bu sessizliği bozmaya cesaret edemiyorlardı.
Yaşlı kadın bilmedikleri bir lisanda kendi kendisine mırıldanırken Ilyamain"in burnuna keskin bir koku geldi. Ne olduğunu çıkartamıyordu, ama hoş bir koku değildi.
"Adım Zehiran Tuuker. Ve siz de şu anda Dagmor Khabal"dasınız." Zehiran birkaç saniye sustu ve ikisini gözledi. "Sanırım Dagmor Khabal neresi bilmiyorsunuz. Bilmemenize şaşmamalı. Burayı ve burada yaşanan acıları çok az kişi biliyor maalesef." Zehiran iç çekti ve devam etti.
"Burası, On Kasaba"nın kuzeyinde minik bir köydür. Ama maalesef ki On Kasaba"da bizi bilen çok az kişi vardır, hatta belki de hiç yoktur. Limerik Ormanı aramıza girmiştir. Köy halkı nesiller önce burada olabilecek tek geçim kaynağı olan odunculuğa başladı. Bu yüzden Limerik Ormanı ve içinde barındırdıkları bizi asla affetmediler." Zehiran bir kez daha duraksadı ve iç çekti. Gözlerini kapatmıştı. "Bizden kimse On Kasaba"ya gidemedi. On Kasaba"dan ise buraya çok az kişi geldi. Ta ki şimdiye kadar."
Zehiran yavaşça ayağa kalktı ve şöminenin önüne gidip, şöminenin yanındaki küçük bir yığından bir parça odun aldı ve şömineye attı. Kıvılcımlar sıçrarken odun alev almaya başladı. Zehiran tekrar geri dönüp koltuğuna oturdu.
Anladığım kadarıyla büyük bir ordu On Kasaba"ya yürüyormuş. şehri savunamayacaklarını anlayan şövalyeler de halkı kuzeye taşımışlar. Mülteciler şu anda bu köyün ardında kalan kaleye sığındılar. On Kasaba ise... eh, elf hanımefendi güney göğüne vuran kızıl ışıkları fark etmiştir herhalde."
Zehiran anlamlı anlamlı Dioraveni"ye baktı.
Posted: Sat Dec 17, 2005 6:18 am
by Lord Necros
Salvador ve adamları daha temkinli bir şekilde mağaradan aşağı inmeye devam ettiler. Duvarlar öyle muntazamlaşmıştı ki artık buraya mağara demeye bin şahit isterdi.
Yer sanki rahat yürümeleri için düzleşmişti. Duvarlar pürüzsüzdü. Yer yer meşaleler için değil de ateşler için oyuklar vardı. Bu ateşler belli ki hem ışık veriyor hem de tüneli ısıtıyordu.
Biraz daha ilerlediklerinde Salvador, duvarda çeşme benzeri bir yapı gördü. O sırada mağaranın yukarısına oyulmuş su kanallarını fark etti. Burayı her kim yaptıysa, oldukça özenli yapmıştı.
Grup bir süre daha ilerledikten sonra bir yol ayrımına geldi. İkisi de birbirinden karanlık gözüküyordu. Askerler sabırsızca kıpırdanırken hepsi de köpek havlamasına benzer sesler duydular. Tünellerde köpek havlaması yankılanıyordu. Ama bir köpek burada ne arardı ki?
Posted: Sat Dec 17, 2005 6:23 am
by Lord Necros
Tam o sırada kendisini ısırmak için ileri atılan örümcek, kısa kılıç gözlerinden birini deşerken acıyla irkildi ve geri çekildi. Slach, atına bakmaya döndüğünde atın çoktan korkup kaçtığını gördü. Ormanda bir sürü zehirli örümcekle başbaşa kakalmıştı!
Yaralı örümcek gerilip hızla üzerine atlarken Slach refleks olarak kendini yana attı. Ã?rümcek ağaca kütürtüyle bindirdi.
Ağaçlardan pek çok örümcek iniyordu. Ã?oğu el büyüklüğündeydi. Daha büyükleri de vardı. Ama hiçbiri, şu anda tam yanında olanın büyüklüğüyle kıyaslanamazdı. Yanındaki örümceğin bacakları kıpırdandı ve yavaşça doğrulmaya başladı. Yaralı gözü hala kanıyordu.
Posted: Sat Dec 17, 2005 6:25 am
by Lord Necros
Kadın korku dolu gözlerle gökyüzüne bakıyordu.
"Yıldızlar bir ses perdesinin arkasına neden çekilmiş? Ateş hissediyorum ama yanan gök değil yer iken hava neden bu kadar aydınlık? Neden titreyen ruhum beni ateşlere sarıyor? Neden evren sanki son kaosunu yaşıyor?"
Kadın, ona söylenen hiçbir şeyi duymamış gibiydi, ya da onlara aldırmıyordu. Bastonuna dayana dayan Gümüşyüz ve Yılmax"ın yanından geçti ve yüzünü kasabaya dönüp kollarını havaya açtı.
"Doğanın ışığı doğruya götürür. Burada ölenleri al ve ebedi dengene kat. Onları kollarına al ve huzur ihsan et."
Kadın gözlerini kapayarak başını geriye attı. Gözyaşları yanaklarından süzülmeye başladı.
Schön bu sırada havada mutlu mutlu guklayarak uçuyordu. Kadını gördüğü zaman hızla bir pike yapıp kadının başının üzerine kondu. Gümüşyüz, Yılmax ve Hastlisch, neler olacağını bilerek Schön"e ve kadına baktılar. Az sonra kadının da üstü başı batacaktı.
Schön mutlulukla gukladı ve tüylerini kabartıp kadının kafasına oturdu. Kadının sağ kulağını şaka ve sevecenlikle kemirdi. Kadın yavaşça uzanıp baykuşu eline aldı ve avuçlarının arasında tutarak gözlerini kapadı. Birkaç saniye sonra avuçlarını açtı. Schön, tüyleri yeniden çıkmış bir şekilde, mutlu mutlu gukladı ve kadının omuzuna kondu. Ters ters Hastlisch"e baktı. Sonra da bir "Hıh!" dercesine başını öbür yana çevirdi. Görünüşe göre baykuş hala aracın ve patlamanın sorumlusunun Hastlisch olduğunu unutmamıştı.