Posted: Thu Dec 14, 2006 4:39 am
karakterin özgeçmişini gereken detay seviyesini okumadan hazırladığım için biraz uzun kaçtı.
İsim: Novelison (Novel)
Sınıf: Ozan
Irk: Hobbit
Yaş: 25
Görünüm: Açık kestane rengi saçlı, köse, mavi gözlü, açık renk tenli
Karakteristik özellikler: Girişken bir yapısı olmasına rağmen yaşadıklarından dolayı insanlara karşı ürkek ve güvensizdir. Topluluk içendeyken bile bazen dalıp gittiği anlar olur. Farklı oluşunu kabullenmeye yeni yeni öğrenmektedir. Hiçbir tanrıya sadık değildir, çünkü insanlar gibi tanrıları da zalimler sınıfına sokar.
Özgeçmiş:
Yurdundan ayrıldığı zamanı hayal meyal hatırlayabiliyordu ancak. Bir savaş sahnesiydi zamanın hafızasından hiç silemediği o görüntüdeki karmaşa. Elleri annesine uzanırken alevler arasındaki annesi sürekli uzaklaşıyordu. Yoksa uzaklaşan kendisi miydi boşluğa uzanmış elleri kendisini karşıyacak hiçbir şey bulamazken...
Bindirildiği gemiden ‘anayurdum’ dediği toprakların bulutlu akşam kızıllığında gözden kayboluşunu seyrederken kamışını üfledi. Ã?ğretmeninin çalışması için önceki gün verdiği şarkıydı çaldığı. şarkının, artık hatırlayamadığı bir gerçek ismi vardı mutlaka ama sonsuza dek şarkının ismi ‘memleketim’ olarak kalacaktı onun için. şimdi bile ne zaman çocukluğunu ve anayurdunu düşünse o şarkıyı üflerdi kamışından. Özellikle yalnız ve bulutlu akşamlarda...
Kasabalarına saldıranlar kimlerdi, neden saldırmışları hiçbir zaman bilemedi. Hatta zaman, eskittip tükettiği birçok anısıyla birlikte kasabalarının ismini bile yoketmişti zihninden. Kendisini kaçıranların kimler olduğunu da hiçbir zaman bilmedi. Köle pazarlarında kaç kere satıldığının hesabını da tutmadı.
Elden ele sahip değiştirirken en mide kaldırmayacak pis işleri yaptı, en ağır hakaret ve küfürleri işitti, en acımasız kırbaçları sırtında hissetti. Kendisiyle kaldığındaysa hep kamışını üfledi.
Seyahat halindeki bir büyücü kendisini satın aldığında, anayurdundan koparılalı 5 ya da 6 yıl olmuştu. Yeni sahibinin memleketine geldikten birkaç ay sonra bu topraklarda kölelik olmadığını öğrenmişti. Ancak sahibinin büyücü olması bu gerçeği tamamen önemsiz bir hale getiriyordu. Büyücünün evinden çıkıp gitmekte her zaman serbest olsa da bunu yapacak cesareti hiçbir zaman bulamadı.
Büyücünün tehlikeli denemelerinde sayısız kere kobaylık yapmak zorunda kaldı. Kedi ve köpeklerin, acınası çirkinlikte et yığını hilkat garibelerine dönüştüğü onlarca başarısız denemeye tanık olmuştu. Tanrıların iyiliğine inanıyor olsaydı böyle bir başarısız denemenin kurbanı olmadığı için onlara şükrederdi. Ama yalnızca kendi şansına teşekkür etmeyi daha uygun buluyordu.
Hizmetindeki ikinci yılda, büyücünün çalışma katının kendisine yasaklamamış bölümlerinde kendi kendine okumayı öğrendi. Daha sonraki yıllarda, büyücü her ne kadar bilmiyormuş gibi davransa da, büyücülükle ilgili birkaç temel kitabın yardımıyla küçük büyü denemeleri yapmaya başlamasından büyücünün haberdar olduğundan adı gibi emindi.
Büyücünün yanında geçirdiği yedinci yılın içindeyken büyücünün aniden ölmesiyle tamamen özgür kaldığını farketti. Geçerli bir kölelik sistemi olmadığı için, büyücünün dul kalmış karısının onu tutmaya gücü yetmezdi. Büyücünün evinden ayrılırken çantasına kamışı ve kütüphanenin kendisine yasak olan bölümünden seçtiği birkaç kitaptan başka hiçbir şey koymadı.
Kendisine yönelen meraklı bakışlar, özgürlüğe alışmasını çok zor bir hale getirdi. Birsüre sonra insanların kendisine sürekli çocukmuş gibi davranmasını umursamamayı öğrendi. Bir yıl boyunca kasaba kasaba dolanıp hanlarda kamış üfledi. Yolculukları esnasında yabanda geçirdiği zamanlarda iyi bir avcı olmadığını anlaması fazla zaman almadı. Ancak sıkıştığı zamanlarda, büyücü sahibinden öğrenmiş olduklarını kendi yararına kullanmayı da yavaş yavaş öğrenmeye başlamıştı. Ã?yle ki avını yakalaması için onu hipnotize etmesi yeterli oluyordu ya da artık kamışını üflediğinde taş yürekli diye bilinen insanlar bile müziğine ilgisiz kalamıyordu. Büyülerini insanların farkındalığından uzak tutması gerektiğini de çoktan öğrenmişti.
Ã?ağrıyı gördüğünde 3 aydır Truva'daki orta halli bir handa kamış üflemekteydi. Karnını hanın mutfağından doyuruyor ve geceleri hanın ahırında kalıyordu. Kamışını, akşamları handaki müşterilerin eğlenmesi için üflerken, geceleri de ‘memleketim’ şarkısını kendisi için üfleyerek anayurduna döneceği günün hayalini kuruyordu. Bir de anayurdunun neresi olduğunu öğrenebilseydi...
STR: 6 (9-3)
DEX: 16 (13+3)
CON: 10
INT: 12
WIS: 12
CHA: 14
İsim: Novelison (Novel)
Sınıf: Ozan
Irk: Hobbit
Yaş: 25
Görünüm: Açık kestane rengi saçlı, köse, mavi gözlü, açık renk tenli
Karakteristik özellikler: Girişken bir yapısı olmasına rağmen yaşadıklarından dolayı insanlara karşı ürkek ve güvensizdir. Topluluk içendeyken bile bazen dalıp gittiği anlar olur. Farklı oluşunu kabullenmeye yeni yeni öğrenmektedir. Hiçbir tanrıya sadık değildir, çünkü insanlar gibi tanrıları da zalimler sınıfına sokar.
Özgeçmiş:
Yurdundan ayrıldığı zamanı hayal meyal hatırlayabiliyordu ancak. Bir savaş sahnesiydi zamanın hafızasından hiç silemediği o görüntüdeki karmaşa. Elleri annesine uzanırken alevler arasındaki annesi sürekli uzaklaşıyordu. Yoksa uzaklaşan kendisi miydi boşluğa uzanmış elleri kendisini karşıyacak hiçbir şey bulamazken...
Bindirildiği gemiden ‘anayurdum’ dediği toprakların bulutlu akşam kızıllığında gözden kayboluşunu seyrederken kamışını üfledi. Ã?ğretmeninin çalışması için önceki gün verdiği şarkıydı çaldığı. şarkının, artık hatırlayamadığı bir gerçek ismi vardı mutlaka ama sonsuza dek şarkının ismi ‘memleketim’ olarak kalacaktı onun için. şimdi bile ne zaman çocukluğunu ve anayurdunu düşünse o şarkıyı üflerdi kamışından. Özellikle yalnız ve bulutlu akşamlarda...
Kasabalarına saldıranlar kimlerdi, neden saldırmışları hiçbir zaman bilemedi. Hatta zaman, eskittip tükettiği birçok anısıyla birlikte kasabalarının ismini bile yoketmişti zihninden. Kendisini kaçıranların kimler olduğunu da hiçbir zaman bilmedi. Köle pazarlarında kaç kere satıldığının hesabını da tutmadı.
Elden ele sahip değiştirirken en mide kaldırmayacak pis işleri yaptı, en ağır hakaret ve küfürleri işitti, en acımasız kırbaçları sırtında hissetti. Kendisiyle kaldığındaysa hep kamışını üfledi.
Seyahat halindeki bir büyücü kendisini satın aldığında, anayurdundan koparılalı 5 ya da 6 yıl olmuştu. Yeni sahibinin memleketine geldikten birkaç ay sonra bu topraklarda kölelik olmadığını öğrenmişti. Ancak sahibinin büyücü olması bu gerçeği tamamen önemsiz bir hale getiriyordu. Büyücünün evinden çıkıp gitmekte her zaman serbest olsa da bunu yapacak cesareti hiçbir zaman bulamadı.
Büyücünün tehlikeli denemelerinde sayısız kere kobaylık yapmak zorunda kaldı. Kedi ve köpeklerin, acınası çirkinlikte et yığını hilkat garibelerine dönüştüğü onlarca başarısız denemeye tanık olmuştu. Tanrıların iyiliğine inanıyor olsaydı böyle bir başarısız denemenin kurbanı olmadığı için onlara şükrederdi. Ama yalnızca kendi şansına teşekkür etmeyi daha uygun buluyordu.
Hizmetindeki ikinci yılda, büyücünün çalışma katının kendisine yasaklamamış bölümlerinde kendi kendine okumayı öğrendi. Daha sonraki yıllarda, büyücü her ne kadar bilmiyormuş gibi davransa da, büyücülükle ilgili birkaç temel kitabın yardımıyla küçük büyü denemeleri yapmaya başlamasından büyücünün haberdar olduğundan adı gibi emindi.
Büyücünün yanında geçirdiği yedinci yılın içindeyken büyücünün aniden ölmesiyle tamamen özgür kaldığını farketti. Geçerli bir kölelik sistemi olmadığı için, büyücünün dul kalmış karısının onu tutmaya gücü yetmezdi. Büyücünün evinden ayrılırken çantasına kamışı ve kütüphanenin kendisine yasak olan bölümünden seçtiği birkaç kitaptan başka hiçbir şey koymadı.
Kendisine yönelen meraklı bakışlar, özgürlüğe alışmasını çok zor bir hale getirdi. Birsüre sonra insanların kendisine sürekli çocukmuş gibi davranmasını umursamamayı öğrendi. Bir yıl boyunca kasaba kasaba dolanıp hanlarda kamış üfledi. Yolculukları esnasında yabanda geçirdiği zamanlarda iyi bir avcı olmadığını anlaması fazla zaman almadı. Ancak sıkıştığı zamanlarda, büyücü sahibinden öğrenmiş olduklarını kendi yararına kullanmayı da yavaş yavaş öğrenmeye başlamıştı. Ã?yle ki avını yakalaması için onu hipnotize etmesi yeterli oluyordu ya da artık kamışını üflediğinde taş yürekli diye bilinen insanlar bile müziğine ilgisiz kalamıyordu. Büyülerini insanların farkındalığından uzak tutması gerektiğini de çoktan öğrenmişti.
Ã?ağrıyı gördüğünde 3 aydır Truva'daki orta halli bir handa kamış üflemekteydi. Karnını hanın mutfağından doyuruyor ve geceleri hanın ahırında kalıyordu. Kamışını, akşamları handaki müşterilerin eğlenmesi için üflerken, geceleri de ‘memleketim’ şarkısını kendisi için üfleyerek anayurduna döneceği günün hayalini kuruyordu. Bir de anayurdunun neresi olduğunu öğrenebilseydi...
STR: 6 (9-3)
DEX: 16 (13+3)
CON: 10
INT: 12
WIS: 12
CHA: 14