Page 2 of 7
Posted: Sun Apr 05, 2009 5:35 am
by Possessed
Tam olarak anlayamadım, biraz açıklarsan/bilgilerini bizimle paylaşırsan sevinirim
Yau bu başlığa ikimizden başka kimse bakmıyor sanırım, sen ileti atmadan da bakmak aklıma gelmiyor

Foruma girmeden Anasayfadaki kayan başlık adlarına bakıyorum sadece.
Posted: Sun Apr 05, 2009 8:15 am
by Firble
Bir deneyeyim bakalım.
şimdi dümdüz bir alanda tam olarak ileriye doğru top attığınızı düşünün.
İlk olarak topun tam olarak elinizden çıktığı anı düşünün, top tam olarak dümdüz ileriye gidiyordur, onu çeken yer tam olarak aşağısındadır. Gittiği yön ile onu çeken yer arasında tam olarak 90 derece açı vardır.
Top ileriye doğru gittikçe yöne aşağıya doğru dönmeye başlar, çünkü onu çeken yer ona aşağıya doğru bir hız kazandırır. Bu durumda top artık dümdüz ileriye gitmek yerine yönü aşağı ile ileri arasında bir yön olur. Hatırlarsak ilk başta topun yönü ile onu çeken yerin yönü arasında tam doksan derece açı vardı, topun elimizden çıktıktan her an gittiği yön ile yerin onu çekiş yönü arasındaki açı giderek azalır bu top yere düşene kadar sürer.
Buraya kadar yazdıklarımı fizik konusunun eğik atış başlığında bulabilirsiniz. şimdi gelelim biraz daha kafa karıştıran noktaya...
Var sayın ki siz Dünya gibi küre şeklinde ama çok çok küçük bir gezegendesiniz. Eğer küre sizin eğimini anlayabileceğiniz kadar küçükse zemin altınızda dümdüz uzanmaz. Bunu dev bir topun üstüne çıkmak gibi de düşünebilirsiniz. Eğer top dev olmasına rağmen yeterince küçükse topun üzerinde yürümek sizin için durmadan bir tepeye çıkmak ya da durmadan bir tepeden inmek gibi olacaktır. İşin daha da beter yanı her durduğunuz an kendinizi tam tepenin üstünde hissedersiniz. Ã?ünkü topun üzerinde yürürken aslında aşağı olarak bilinen yön değişir.
şimdi eğer bu gezegende ( aslında bizimkinde de) topu sağa doğru attığınızda, aşağı yönü top için durmadan sola kayar, yani sadece bu etki olsa yer çekimi olmasa topun tam altında topla aynı hızla yürüyen bir insan yere doğru düşüyor gibi görünen topun önce dümdüz ileriye sonra da yukarıya doğru gitmeye başladığını görebilir.
Elbette yerçekimi de durmadan bu açıyı küçültmeye uğraşır, eğer yerçekimi yeterince güçlüyse aynı yürüyüş boyunca tam tersine yukarıya doğru giden bir topun önce dümdüz hale gelip sonra aşağıya döndüğünü görebiliriz.
Peki yerçekiminin gücü tam sınırdaysa, yani açı tam doksan derece civarında kalırsa, işte o zaman top sonsuza kadar ya da bir şey hızını arttırıp azaltana kadar o gezenegenin etrafında dönecektir.
Aslında bu denge çok hassas bir dengede değildir. Zaman zaman topun gezegene yaklaşması, zaman zaman gezegenden uzaklaşması da mümkündür. Bunun oluşu da şöyle açıklanabilir, yaklaşma sırasında yerçekimi artar, yani yerçekiminin açıyı küçültme yeteneği artar, buna mukabil topun hızı da artmalıdır ki, artan hız yerçekiminin etkisine baskın çıksın ve açıyı büyütmeye çalışsın. Uzaklaşırken de yerçekiminin etkisi azalacağından hızın da azalması, böylece top uzaklaşıyor olmasına rağmen yerçekiminin açıyı küçültme gücü giderek daha etkin hale geliyor olması gerekir.
Tam da bu nedenden dolayı Dünya yılın belirli dönemlerinde ( kuzey yarımkürede kışken ) Güneşe yaklaşır, belirli dönemlerde de uzaklaşır.
Newton böylece yıllar önce Keplerin bulduğu hareketleri açıklamış oldu. Daha da önemlisi bu insana tuhaf gelen hareketin aslında Dünyada mesela ağaçtan elmanın düşmesinden çok da farklı olmadığını gösterdi. Bu mütiş bir şeydi. Hakkı ile yeni bir çağ açacak, bu yeni çağın ilk büyük biliminin fizik ve fizikten esinlenen Makine Mühendisliği olmasını sağlayacaktı. Ã?ünkü bir defa hareketle ilgili sırları çözmüş insan, saniyede bin defa inip kalkan bir piston gibi çok korkutucu hareketler yapan makineleri bile inşaa etmekten korkmayacaktır.
Eh işte elimde görsel bir şeyler gösterme şansı olmadan bu kadar yazabildim. : ) )
Posted: Tue Apr 07, 2009 10:59 pm
by Possessed
Bazı insanlar aslında yörüngelerin değişken olmasını sistemin Tanrı tarafından yaratılmadığına ya da Tanrı'nın mükemmel olmadığına bağlarlar. Mükemmel bir kural yok aslında, her şey kaosla işliyor. Bilim adamları sürekli bir sistem oluşturmaya çalışıyorlar; ama gel gör ki sürekli istisnalar çıkıyor, çakışmalar oluyor. Biraz yukarıda bahsettik, Plüton benzerlerine bir tanımlama çıkarınca Plüton da gezegen statüsünden düştü. İşin garibi ise teoride bu otursa da pratikte olmuyor; Dünya, Mars, Jüpiter ve Neptün de aslında cüce gezegen tanımına gezegen tanımından daha çok uyuyor. Açıklamak gerekirse:
Bir gezegen;
1. Güneş'in yörüngesinde olmalı
2. Hidrostatik dengeye sahip olmalı
3. Yörüngesini temizlemiş olmalı
Ama Dünya, Mars, Jüpiter ve Neptün yörüngelerini tam temizleyememişler. Tabii ki bir yörünge tamamıyla temizlenemez ama hatırladığım kadarıyla sadece Dünya'nın yörüngesi çevresinde keşfedilmiş 10,000 asteroit ve benzeri var. Mars ve Jüpiter arasındaki Asteroit Kuşağı nedeniyle bu iki gezegenin yörünge çevreleri kat kat kalabalık. Ayrıca Neptün'ün hemen ötesi de Kuiper Kuşağı. Bu nedenden dolayı gezegen tanımı da ikiye bölünüyor galiba; ama çok bilmiyorum. Hala bunlar tartışma konuları.
Neyse, konu dağıldı. Demek istediğim tam bir kaos var aslında evrende. Her şey kaotik bir şekilde ilerliyor, doğada da böyle. Ne kural koyarsan bir istisna çıkıyor. Bir uydu durduğu yerde durmuyor, ya da bir asteroit, hatta gezegenler. Ay'ın da git gide Dünya'dan uzaklaşacağı ve sonunda Dünya'dan kurtulacağı söyleniyor. Zaten Ay gibi dev bir uydunun nasıl Dünya'ya yakalandığı da ayrı bir muamma
Ã?ekimlerden falan bahsettik, aklıma şu geldi: Peki şu gezegenlerin fırlatmaları nasıl oluyor, onu biliyor musun? Bir asteroit örneğin Jüpiter'e yeterince yaklaşırsa Jüpiter çekimiyle onu sistemin dışına fırlatabiliyor. Nasıl oluyor o fırlatma işi, ben anlayamadım bunu. Voyager da dış uzaya bu fırlatmalardan yararlanarak çıkmıştı...
Posted: Wed Apr 08, 2009 12:07 am
by Firble
Konuyu zaten bir belirliyoruz Possesed, ben bir defasında şöyle bir tez duymuştum Dünya yörüngesinde bir milimetre ileride ya da geride olsa ya yanar ya da donardı.
Uğraşıp hesapladım. O zaman önümde formülü de vardı, biraz arasam belki yine bulurum. Yörüngesel hızını yani Güneşle Dünya arasındaki eksene dik olarak saatte aldığı mesafe değişmemek koşuluyla, değil bir milimetre bir kilometre ileriye ya da geriye koysak Dünyayı yine sıcaklıklar çok çok az değişiyor, mesafeyi en azından bin kilometrelere çıkarmak lazım ciddi bir değişim olması için.
Posted: Wed Apr 08, 2009 10:29 pm
by Starfell
BUrda bayağı sağlam bilgi paylaşımı var. Merakla takip ediyorum. Elinize sağlık

Posted: Thu Apr 09, 2009 4:02 am
by Lord_Feanor
Firble wrote:Konuyu zaten bir belirliyoruz Possesed, ben bir defasında şöyle bir tez duymuştum Dünya yörüngesinde bir milimetre ileride ya da geride olsa ya yanar ya da donardı.
o "evrendeki inanılmaz denge" geyiğine bağlı dinibütün insanların çıkardığı bir laf

o militmetrelik değişiklikleri sıradan bir güneş patlamasının güneşte yarattığı ufacık kütle kaymaları bile oluşturuyor zaten.. dünya nın yörüngesinde her sene en az birkaç yüz metrelik oynamalar oluyor.. bunun nedeni de gezegenlerin güneşe göre momentumları. örnek olarak gezegenlerin 8 nisan 2009 tarihindeki dizilimlerinin tekrarlanması için yüzlerce yıllık bir periyot gerekiyor ve bu periyot süresince her gezegenin yörüngesinde oynamalar oluyor. çünkü her gezegenin kendi yörüngesi üzerindeki kütle merkezi gezegenlerin farklı konumlanması nedeniyle her yıl farklı bir noktaya denk geliyor. ayrıca gezegenlerin kütlesi güneşin kendi ekseni etrafındaki dönüşünde de yalpalanma benzeri bir hareket yaratıyor, bu yüzden gezegen her 8 nisan da güneşe farklı bir uzaklıkta oluyor.
nedense düzgün cümle kuramadım, aslında kompozisyonum da iyidir ama..

Posted: Thu Apr 09, 2009 5:26 am
by Starfell
Walla bu kadar üst düzey bir tartışmaya pek gitmez ancak faydalı olmak adına. (Abi sizde resimlere bakın

)
Takip ettiğim hafif.org sitesinden bir başlık:
http://www.hafif.org/yazi/yeni-baslayan ... -buyuklugu
Posted: Thu Apr 09, 2009 5:33 am
by Lord_Feanor
Posted: Thu Apr 09, 2009 10:07 am
by Possessed
Bu konunun izleyicileri olduğunu görmek sevindirdi beni. Firble ile baş başayız sanıyordum
Ã?ncelikle attıklarınıza şaşırmış bulunuyorum, VY Canis Majoris'in o kadar büyük olduğunu bilmiyordum. Yıldızları arka arkaya küçükten büyüğe dizmek akıllıca, direkt VY Canis Majoris'i gösterselerdi bu kadar etkilenmezdim. Açıkçası Sirius bile büyük gelirdi bana

Bir de ben not düşeyim bari: Eğer VY Canis Majoris'i Güneş'in yerine koyarsak aşağı yukarı Satürn'ün yörüngesine değecek kadar büyük. Ölçekli bir Güneş Sistemi haritasına bakarsak baya büyük gerçekten

Gerçi boyutu konusunda tartışmalar varmış. Bu kadar büyük bir yıldız gökte nerede görünüyor diye merak ettim. Köpek Takımyıldızı içinde bulunuyormuş; ama boşuna gökte aramayın. Parlaklığı çok az, yani çıplak gözle görünemiyor. Baya uzakmış Dünya'ya, 4,900 ışık yılı kadar bir uzaklıkta.
Neyse, küçük bir VY Canis Majoris molasından sonra bir önceki konuya geri döneyim. Yok anladım seni
Lord_Feanor 
Ben de son iletimde evrendeki kaostan bahsediyordum. Bir itiş kakış hakim evrene. Yani kağıt üzerinde matematiksel sistemler (teoriler desek daha doğru) var, ama pratikte göksel nesneler buna tam uymuyorlar; uymaya çalışıyorlar diyelim

Tamam, Dünya'nın konumu önemli; ama bir milimetre oynamayla bir şeylerin kavrulacağını ya da donacağını sanmıyorum. Merkür, Güneş'e daha yakındır; ama Venüs, Merkür'den daha sıcaktır.
Posted: Fri Apr 10, 2009 3:59 am
by Lord_Feanor
aslında evrendeki sistem hiç de mükemmel değil. tam tersine çok fazla aksaklığı olan bir düzen(veya düzensizlik) var. eğer bir mükemmellik varsa o da sistemin sürekli düzensizlikten düzene, düzenden düzensizliğe gitmesidir. evrende oluşabilecek (doğal veya değil) hiçbir sistem sonsuza kadar sürmez. kendi ellerinizle kurabileceğiniz en kusursuz sistem bile bir yerde mutlaka bozulacaktır.
evren değişkenlerle doludur ve başlangıçta çok küçük görünen bir sorun zamanla zincirleme tepkimelere yol açıp büyüyerek sisteminizin paramparça olmasına yol açacaktır. işte şimdi o mükemmelliğe geldik; bu paramparça olmuş sistemin elemanları zaman içinde kendi düzenini kuracaktır ve o düzen mükemmelliğe doğru gelişecektir, ancak belli bir eşik değerini aşıp mükemmelliğe ilerleyen sistemler her geçen an daha "diken üzerinde" bir hal alır, düzenin korunması için daha fazla enerji gerekir. denge arttıkça sistemler enerjiye karşı daha hassas hale gelir, eğer yeterli enerji verilmezse düzen korunamaz, fazla enerji verilirse hassaslaşan sistem aşırı tepki verir ve düzen yine parçalanır. bunun nedeni olasılık hesaplarıyla açıklanabilir; düzen doğal eşik değerinin altındayken en güçlü halindedir ve gelebilecek en büyük etkileri bile karşılayabilir, eşiğe yaklaştıkça karşılayabileceği etkiler azalır ama eşik değerinin(buna sıfır noktası da diyebiliriz) altında olduğundan teorik olarak evrende oluşabilecek her türlü etkinin %50 den fazlasını soğurabilecek güçtedir. düzen sıfıra geldiğinde hayatta kalma şansı %50 olmuştur ve bu andan itibaren sistemdeki düzen kaosa baskın gelmeye başlar.
düzen + sonsuza yaklaştıkça sistemin hayatta kalma şansı da sıfıra yaklaşır ve nihayet + sonsuzda yok olur. yok olur dedim çünkü düzen değeri sonsuza ulaşmış bir sistemi ayakta tutmak için sonsuz enerji gereklidir ve bunun 0,000000001^9 joule eksiği veya fazlası bizzat sisteminizin enerjiye dönüşmesine neden olur ve bu noktada düzen değeri -sonsuz, kaos değeriyse + sonsuz olan bir sisteminiz var demektir. şimdi atomlarına ayrılmış domino taşlarınızı tekrar birleştirip onları dizebilirsiniz

.
kısacası tek düzen, düzen ve kaosun sürekli birbirlerini takip etmesidir. ama ne yazık ki kaos teorisine göre bu da bir yerde bozulmak zorundadır. bu da demek oluyor ki evrende sadece kaos ve düzen arasında bir denge vardır ve bu denge bazen kaos veya düzen lehine bozulabilmekte, ve düzenli sistemler koasa, kaotikler de düzene eğilim göstermektedir..
"aynı nehirde iki kez yıkanılmaz" sözünün doğruluğu da burda ortaya çıkıyor. asla bir noktada iki kez bulunamayız, dünya güneş, güneş galaksi merkezi, samanyolu evrende sürekli hareket ediyor. daha önce bahsettiğim gezegen dizilimi de asla tekrarlanamaz. günlük hayatta yapılan kabaca hesaplamalarla öyle görünebilir ancak gerçekte durum farklıdır. evrende gerçekleşen bir olay asla tekrarlanmaz. çünkü asla mükemmel bir düzen veya mükemmel bir kaos elde edemezsiniz.
konudan sapmak istemezdim ama başlatan possessed oldu

Posted: Fri Apr 10, 2009 4:02 am
by catboy
Ne olursa olsun anlattıklarınızın tamamının sadece birer teoriden ibaret olduğunu da belirtirseniz bence daha iyi olur, bilimde kesinlik yoktur, her zaman şüphe vardır. kesin şöyledir diyemezsiniz hele ki bu uzay ve evreni de kapsadığında daha bir şüpheci yaklaşılması gerekiyor. Yani belki de düzenli bir işleyiş vardır, belki de kaosu takip eden bir düzen ve düzenin ardından gelen bir kaos şeklinde garip bir düzen (!) söz konusudur. Hepsi sadece teoride varlar yani.

Posted: Fri Apr 10, 2009 4:10 am
by Lord_Feanor
catboy wrote:Ne olursa olsun anlattıklarınızın tamamının sadece birer teoriden ibaret olduğunu da belirtirseniz bence daha iyi olur, bilimde kesinlik yoktur, her zaman şüphe vardır. kesin şöyledir diyemezsiniz hele ki bu uzay ve evreni de kapsadığında daha bir şüpheci yaklaşılması gerekiyor. Yani belki de düzenli bir işleyiş vardır, belki de kaosu takip eden bir düzen ve düzenin ardından gelen bir kaos şeklinde garip bir düzen (!) söz konusudur. Hepsi sadece teoride varlar yani.

şunu duymuşsundur: "bunun dışında bütün genellemeler yanlıştır."
yukardaki genellemenin kaos teorisini, "bütün genellemeler" kısmının da diğer tüm düzen veya düzensizlikleri temsil ettiğini söylememe gerek yok sanırım

Posted: Fri Apr 10, 2009 5:02 am
by Firble
İş düzen ile kaosun birbiri ile ilişkisi haline geldiğinde tabii pozitif bilim mantığından çıkıyor, ancak yine de ben tam anlamasam da Kaos Teorisi adında oldukça düzgün bir teorinin olduğunu duymuştum. Bence güzel bir tartışma gidiyor.
Belki en bizim açımızdan ilginç olacak mesele şudur, biz milyon yılların ancak anlam kazandığı bir değişim sürecinin çok küçük bir bölümüne şahit oluyoruz. Özellikle Evren söz konusu olduğunda yine de bu değişim süreçlerini keşfedebilmemiz bence çok güzel...
Bu arada bu resimler hakikaten de çok hoş Evrenin büyüklüğü üzerine bir yazı belki de insanları astronomi ile tanıştırmak için en güzel yazılardan birisi.
Almanya da bir parkta güneş sistemi modeli görmüştüm. Gezegenlerin ve güneşin büyüklükleri ile aralarındaki uzaklıklar gerçeğe uygun modellenmişti. Yanılıyor olabilirim ama sanırım güneş Merkür arası eğer beş metre tutulursa Plütona kadar Güneş Sistemi 500 metre yani yarım kilometre tutuyor. Adım adım yürümek cidden çok zevkli....
İlk 20 metrede Merkür Venüs Dünya ve Marsın üçünü de görüyorsunuz, sonraki gezegene yani Jüpitere ulaşmak için 45 metre daha yürümeniz gerekiyor.
Bir sonraki gezegen yani Satürn 55 metre daha ilerde, bir sonraki yani Uranüs 125 metre ileride, bir sonraki yani Neptün bir 125 metre daha ileride, Plüton içinse gitmek isterseniz son bir 125 metre gitmeniz gerekiyor.
Uranüs ile Neptünün arası, Güneş ile Mars'ın arasından 6 kat daha uzun.
Bu arada eğer aynı oranlama ile mesela bu parkı Türkiyeye koyduysanız, 6500 kilometre ileride oluyor. Yani Güneş Sistemini 500 metrelik bir park olarak görürseniz bir sonraki sisteme ulaşmak için Hindistan'a kadar gitmeniz gerekiyor.
Posted: Sat Apr 11, 2009 5:28 am
by Lord_Feanor
var mı başka konu ??

Posted: Sat Apr 11, 2009 5:38 am
by CLiCKs
Yahu varmı bunun ötesi. Bu kadar gezegen insana kafayı yedirtir. Ben hala bilim adamlarının gezegen görünüşlerini nasıl belirlediklerini anlamadım. Ayrıca bu gezegen isimleri neye göre yapılıyor bilen var mı?
