Yıldız Savaşları: Cumhuriyet'in Mirası!
Başını hafifçe selamlamak için eğdi.
"Memnun oldum hanımefendi. Giysilerinizden politikacı olduğunuzu çıkartabilir miyim? Bu arada sizinle tanışmadık bayım." dedi. Ã?nce Sena hanıma sonrada ismini daha açıklamayan adama baktı.
"Memnun oldum hanımefendi. Giysilerinizden politikacı olduğunuzu çıkartabilir miyim? Bu arada sizinle tanışmadık bayım." dedi. Ã?nce Sena hanıma sonrada ismini daha açıklamayan adama baktı.
Ben gelecek için hiç endişe duymadım.O yeterince hızlı geliyor zaten.
Albert Einstein
Albert Einstein
Jix genç Padawan'a dönüp kendisini tanıttı.
"İsmim Jix Warden. Bir gezgin ve bir tüccarım."
Bir yandan da üstünü başını düzeltiyordu. Bu kıyafetleri nereden bulduğunu ve neden böyle giyindiğini hatırlamıyordu. Muhtemelen amacını gerçekleştirmiş, Coruscant'a ulaşmıştı. Ancak bir süre daha bu grupla birlikte olması gerekiyordu. Usta Jedi'ın söylediği gibi ortam tehlikeliydi ve henüz birbirlerinden ayrılmamaları gerekiyordu.
"Sizin isminiz ne?"
"İsmim Jix Warden. Bir gezgin ve bir tüccarım."
Bir yandan da üstünü başını düzeltiyordu. Bu kıyafetleri nereden bulduğunu ve neden böyle giyindiğini hatırlamıyordu. Muhtemelen amacını gerçekleştirmiş, Coruscant'a ulaşmıştı. Ancak bir süre daha bu grupla birlikte olması gerekiyordu. Usta Jedi'ın söylediği gibi ortam tehlikeliydi ve henüz birbirlerinden ayrılmamaları gerekiyordu.
"Sizin isminiz ne?"
Last edited by Bogus on Thu Sep 09, 2010 2:51 am, edited 1 time in total.
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
Gemi enkazının yakınlarında fazla zaman geçirmek istemiyordu Sirdar, klon ile bu konuda hemfikirdi bu nedenle hemen ilerlemek taraftarıydı. Ama araya tanışma faslı girince geç kalmışlardı. Beklenilen olmuştu.
Coruscant'ın devasa gökdelenlerinin alt kısımları sefalet içindedir. Geceleri ışıl ışıl barlar ve gazinolarla çevrili olsa da, sanayi bölgelerinde her zaman dumanı tüten fabrikalara sahip olsa da gezegen suç konusunda pek iyimser bir halde değildi.
Ã?eşit çeşit ırklardan oluşmuş yağmacı bir grup etraflarındaydı. Sirdar yirmi kişi saymış olsa da en az elli kişinin daha yakınlarda olduğunu tahmin edebiliyordu. İyi giyimli bu kazazedelerin sadece siyasetçi ve zengin tüccardan oluşmadığını çoktan fark etmişlerdi. Bir klon askeri ve jediler yeteri kadar sorun çıkartabilirdi. Bu nedenle saldırıya geçmemişlerdi. Belki de amaçları en azından ayakbastı parası kopartabilmekti.
Liderleri gibi görünen adam kirli sakalını ne zaman kaşısa sakalın içinden sinekler fırlıyordu.
Sirdar durumu halletmesi için klona döndü: "Sence diplomasi denesek mi?"
Padavanına da sakince yanında beklemesi talimatını verdi.
Coruscant'ın devasa gökdelenlerinin alt kısımları sefalet içindedir. Geceleri ışıl ışıl barlar ve gazinolarla çevrili olsa da, sanayi bölgelerinde her zaman dumanı tüten fabrikalara sahip olsa da gezegen suç konusunda pek iyimser bir halde değildi.
Ã?eşit çeşit ırklardan oluşmuş yağmacı bir grup etraflarındaydı. Sirdar yirmi kişi saymış olsa da en az elli kişinin daha yakınlarda olduğunu tahmin edebiliyordu. İyi giyimli bu kazazedelerin sadece siyasetçi ve zengin tüccardan oluşmadığını çoktan fark etmişlerdi. Bir klon askeri ve jediler yeteri kadar sorun çıkartabilirdi. Bu nedenle saldırıya geçmemişlerdi. Belki de amaçları en azından ayakbastı parası kopartabilmekti.
Liderleri gibi görünen adam kirli sakalını ne zaman kaşısa sakalın içinden sinekler fırlıyordu.
Sirdar durumu halletmesi için klona döndü: "Sence diplomasi denesek mi?"
Padavanına da sakince yanında beklemesi talimatını verdi.
-
Alenthas
- Forum Yöneticisi
- Posts: 2670
- Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
- Location: Innsmouth
- Contact:
Sev adamların duyabileceği şekilde cevapladı "Madem fikrimi sordunuz efendim, benim için iyi bir hedef talimi olacağını düşünüyorum. Böyle giderse paslanacağım. Hatta siz Jedi'lardan daha fazlasını öldüreceğimi iddia ediyorum -- efendim." dedi ve kaskını kafasına geçirdi. Olabildiğince gözdağı vermeye çalışmıştı. Ama söylediklerinde de samimiydi.
Ustasının sakince yanında beklemesi talimatına uymaya çalışıyordu. Eli ışın kılıcında, açmak için sabırsızlanıyor gibiydi. Yüzü ifadeden yoksundu. En azından duygularını yüzüne yansıtmama işini iyi yapıyordu.
"Usta, bu adamların bir kaçının zarar görmesi hepsini kaçırır. Ama bence kalanların başkalarına zarar vermesini de engellemeliyiz." dedi.
"Usta, bu adamların bir kaçının zarar görmesi hepsini kaçırır. Ama bence kalanların başkalarına zarar vermesini de engellemeliyiz." dedi.
Ben gelecek için hiç endişe duymadım.O yeterince hızlı geliyor zaten.
Albert Einstein
Albert Einstein
Jix hanımefendinin sorusunu kibarca yanıtladı.
"Hayır hanımefendi. Politikacı değilim. Ama sanırım siz bir politikacısınız öyle değil mi?"
Tam o sırada klonun uzaktan gelen sesini duydu.
"Cık cık cık... Ne kadar kaba bir konuşma tarzı varmış bu klonun böyle... Bir hanımefendinin yanında olduğunu unutmuşa benziyor."
Bir yandan da marifetli bir şey yapınca sahibinden aferin bekleyen evcil bir hayvan gibi gözünün ucuyla Sera'ya bakıyordu.
Derken çapulcu çetesinin lideri ortaya çıkıverdi ve Jix istem dışı gardını aldı. Gözleri keskinleşti ve duruma hakim olmak için etrafındaki tehlikeyi analiz etmeye çalıştı. Burayı tanımıyordu ve bu çok büyük bir dezavantajdı. Etraftaki binalardan ateş açılırsa kaçacak bir yerleri olmayacaktı.
Vücudunu Sera'ya siper etti, bir yandan da eli cübbesinin altındaki blasterını yokluyordu.
"Aramızda kalsanız iyi olur hanımefendi. İşler birazdan kızışacak gibi."
Jedil'ları kendi haline bıraktı. Çok az da olsa ışın kılıcı eğitimi almıştı ve onlara ayak bağı olmaması gerektiğini biliyordu. Bir diğer bildiği şey de onları kendisine siper edebileceğiydi.
Jix daha sonra klonun atış açısına baktı ve onun koruduğu alanın tam tersini kendisine hedef olarak seçti. Bu korkaklar saldırırsa her yerden saldıracaklardı ve klonun daha bir kişiyi bile öldüremeden sırtından vurulmasını istemiyordu.
"Burada ölüp gidersek cesedimizi bile bulamazlar. Buradan çatışmadan çıkmanın bir yolu yok mu?" Soruyu Sirdar'a bakarak sormuştu.
"Hayır hanımefendi. Politikacı değilim. Ama sanırım siz bir politikacısınız öyle değil mi?"
Tam o sırada klonun uzaktan gelen sesini duydu.
"Cık cık cık... Ne kadar kaba bir konuşma tarzı varmış bu klonun böyle... Bir hanımefendinin yanında olduğunu unutmuşa benziyor."
Bir yandan da marifetli bir şey yapınca sahibinden aferin bekleyen evcil bir hayvan gibi gözünün ucuyla Sera'ya bakıyordu.
Derken çapulcu çetesinin lideri ortaya çıkıverdi ve Jix istem dışı gardını aldı. Gözleri keskinleşti ve duruma hakim olmak için etrafındaki tehlikeyi analiz etmeye çalıştı. Burayı tanımıyordu ve bu çok büyük bir dezavantajdı. Etraftaki binalardan ateş açılırsa kaçacak bir yerleri olmayacaktı.
Vücudunu Sera'ya siper etti, bir yandan da eli cübbesinin altındaki blasterını yokluyordu.
"Aramızda kalsanız iyi olur hanımefendi. İşler birazdan kızışacak gibi."
Jedil'ları kendi haline bıraktı. Çok az da olsa ışın kılıcı eğitimi almıştı ve onlara ayak bağı olmaması gerektiğini biliyordu. Bir diğer bildiği şey de onları kendisine siper edebileceğiydi.
Jix daha sonra klonun atış açısına baktı ve onun koruduğu alanın tam tersini kendisine hedef olarak seçti. Bu korkaklar saldırırsa her yerden saldıracaklardı ve klonun daha bir kişiyi bile öldüremeden sırtından vurulmasını istemiyordu.
"Burada ölüp gidersek cesedimizi bile bulamazlar. Buradan çatışmadan çıkmanın bir yolu yok mu?" Soruyu Sirdar'a bakarak sormuştu.
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
Grubun ortasında ilerliyordu. Belindeki ufak silahının sapına tutuyordu. Zaten yağmalacakları bir şeyi yoktu. Üzerinde değerli eşya yoktu. Sıradan bej renkli bir rob ve pelerin vardı. Pelerinin başlığını da başına geçirdi Güvenli bir yere varana dek çıkarmamak üzere. Üzerine bir soğukkanlılık gelmişti, etrafındakilerinin telaşına bir anlam veremiyordu. ağır ağır ilerliyorlardı.
Padavanının her sorunun çözümünü şiddet ile eş değerde tutmaması gerektiğini kaç defa anlatmıştı. Barış yolları düşük de olsa varsa ışın kılıçlarından önce tatlı dili kullanmaktan yanaydı.
"Burası her açıdan yaşaması zor bir bölge, bu yüzden bu kişileri kötü olarak görmek ve onların canlarını almakta bir sakınca görmemek işte Jedi yolu bu değil, olmamalı. Empati kurmalıyız." dedi padavanına Sirdar.
Ama yağmacıların diplomasi ile vakit kaybetmeye niyetleri yok gibiydi. Bir tanesi silahına davrandı ve son anda ışın kılıcını çıkartıp kendini koruyabildi Sirdar.
"Yine de bu kendimizi savunmamamız anlamına gelmiyor."
Sirdar'ın can almaya niyeti yoktu, ama padavanına ya da özellikle klonu bu konuda zorlayamazdı, en azından durum öyle görünüyordu. Tek düşüncesi umarım diğer ikisi de az da olsa savaşmayı biliyor umuduydu.
"Burası her açıdan yaşaması zor bir bölge, bu yüzden bu kişileri kötü olarak görmek ve onların canlarını almakta bir sakınca görmemek işte Jedi yolu bu değil, olmamalı. Empati kurmalıyız." dedi padavanına Sirdar.
Ama yağmacıların diplomasi ile vakit kaybetmeye niyetleri yok gibiydi. Bir tanesi silahına davrandı ve son anda ışın kılıcını çıkartıp kendini koruyabildi Sirdar.
"Yine de bu kendimizi savunmamamız anlamına gelmiyor."
Sirdar'ın can almaya niyeti yoktu, ama padavanına ya da özellikle klonu bu konuda zorlayamazdı, en azından durum öyle görünüyordu. Tek düşüncesi umarım diğer ikisi de az da olsa savaşmayı biliyor umuduydu.
"Ama bizde onlarla aynı yerdeyiz ve kimsenin canını eşyalarını almak için yakmıyoruz değil mi? İşte iyinin ve kötünün farkı bu usta." dedi.catboy wrote:"Burası her açıdan yaşaması zor bir bölge, bu yüzden bu kişileri kötü olarak görmek ve onların canlarını almakta bir sakınca görmemek işte Jedi yolu bu değil, olmamalı. Empati kurmalıyız." dedi padavanına Sirdar.
Ustasına silahıyla ateş eden adamı gördükten sonra kendini de kaybetmişti. Bu sefer bu sinirli ifadeyi yüzünden silemiyordu. Ã?nce yavaş ama sonrasında hızlanan adımlarla ateş eden adama yöneldi. şimdi ışın kılıcını açıp adama doğru koşuyordu. Buradaki kimsenin zarar görmemesi için. Tabii yağmacılar dışında.
Ben gelecek için hiç endişe duymadım.O yeterince hızlı geliyor zaten.
Albert Einstein
Albert Einstein
Jix bir ışın tabancasının ateşlendiğini duyduktan hemen sonra ışın kılıcının vızıltısını duyunca rahatladı. Gözüyle görememişti çünkü grubun arkasını kolluyordu. Jedi'ları kendisine siper ettiğine sevindi.
Diğer yandan da çapulcu grubunun ateş açmasına üzülmüştü. Jedi'lar Coruscant'da bilinmemiş görülmemiş şeyler değildi. Jedi Akademisi buradaydı ve bu şehrin aşağı katmanlarındaki insanlar bir Jedi ve Padawanını gördüklerinde tanır ve onların ne kadar usta dövüşçüler olduklarını gayet iyi bilirlerdi. Bir usta ve Padawan'ına ateş açıyorlarsa mutlaka işlerini biliyor olmalıydılar. Üstelik gemileri saldırıya uğramış ve tam da buraya düşüvermişti.
Jix bu grubun basit çapulcular olmadığına kanaat getirdi ve kendisini yavaşlatan cüppesini çıkartıp attı. Zincirin ucundaki ışın tabancasını çekmiş, kaşlarını çatmıştı.
Genç Padawan kılıcını açıp gruba doğru koşarken kendisi de bir nevi çapulcu olan Jix etrafındaki binaların camlarına bakıp "ben olsam nereden saldırırdım" diye düşündü. Nihayet bir binanın 5. katının camında korktuğu şeyi buldu. Bu kendilerine doğrultulmuş bir ışın topuydu! (Blaster Cannon) Jix bu silahı çok iyi biliyordu çünkü manevi babası Gant Luss bu silahın kaçakçılığından ufak çaplı bir servet kazanmıştı. Bir kaç sene önce çok nadir olan ışın topları Klon Savaşı'nın patlak vermesiyle Klon Ordusu tarafından peynir ekmek gibi kullanılır olmuştu. Eh tabi bazen bir tanesinin yanlışlıkla kaybolması olmadık şey değildi. Ã?oğu zaman da düşman tarafından ele geçiriliyorlardı. Dört ayağının üzerine kurulup ionize ve kriyojenik bir ışın kümesi fırlatan bu top düştüğü yerde canlı bırakmazdı. Bir Jedi sıçrayarak kendisini kurtarsa bile topun güçlü huzmesi ışın kılıcı tarafından geri püskürtülemezdi. Bu yüzden Jix çabuk davranması gerektiğini biliyordu.
Işın tabancasını top namlusunun ucuna doğrulttu ve güce odaklandı. Bir an için sanki etrafındaki her şey donuvermişti. Dikkatini dağıtan her şeyden arınmış, sanki bembeyaz bir tuvalin üstündeki kıpkırmızı bir noktaymış gibi zihnini camdan dışarıya uzatılmış namlunun ucuna odaklamıştı. Sonra tetiği çektiğinde yavaşlayan zaman sanki eski yerine yetişmek için bir anda hızlanıvermişti.
Işın tabancasının gönderdiği huzme deliğinde iğnenin peşinden gelen iplik gibi namludan içeri girmiş, silahın içindeki güç hücresine ulaşmıştı. Böylece Jix'in silahından çıkan minicik bir "cuv" sesinin ardından grubun arkasındaki binanın beşinci katında muazzam bir patlama olmuştu.
Işın topunun patlaması ile birlikte Jix'in egosu da patlamıştı. Işın tabancasının namlusunu ağzına yaklaştırıp tüten dumana artistik bir "püf" dedi. Ağzı kulaklarına kadar açılmıştı... Sonra da Sena'ya dönüp gözleriyke cayır cayır yanan beşinci katı göstererek "nasıl yaptım ama?" diyip şeytanca göz kırptı. Artık Jedi'lar koca bir orduyu yenseler de Jix gam yemezdi.
Diğer yandan da çapulcu grubunun ateş açmasına üzülmüştü. Jedi'lar Coruscant'da bilinmemiş görülmemiş şeyler değildi. Jedi Akademisi buradaydı ve bu şehrin aşağı katmanlarındaki insanlar bir Jedi ve Padawanını gördüklerinde tanır ve onların ne kadar usta dövüşçüler olduklarını gayet iyi bilirlerdi. Bir usta ve Padawan'ına ateş açıyorlarsa mutlaka işlerini biliyor olmalıydılar. Üstelik gemileri saldırıya uğramış ve tam da buraya düşüvermişti.
Jix bu grubun basit çapulcular olmadığına kanaat getirdi ve kendisini yavaşlatan cüppesini çıkartıp attı. Zincirin ucundaki ışın tabancasını çekmiş, kaşlarını çatmıştı.
Genç Padawan kılıcını açıp gruba doğru koşarken kendisi de bir nevi çapulcu olan Jix etrafındaki binaların camlarına bakıp "ben olsam nereden saldırırdım" diye düşündü. Nihayet bir binanın 5. katının camında korktuğu şeyi buldu. Bu kendilerine doğrultulmuş bir ışın topuydu! (Blaster Cannon) Jix bu silahı çok iyi biliyordu çünkü manevi babası Gant Luss bu silahın kaçakçılığından ufak çaplı bir servet kazanmıştı. Bir kaç sene önce çok nadir olan ışın topları Klon Savaşı'nın patlak vermesiyle Klon Ordusu tarafından peynir ekmek gibi kullanılır olmuştu. Eh tabi bazen bir tanesinin yanlışlıkla kaybolması olmadık şey değildi. Ã?oğu zaman da düşman tarafından ele geçiriliyorlardı. Dört ayağının üzerine kurulup ionize ve kriyojenik bir ışın kümesi fırlatan bu top düştüğü yerde canlı bırakmazdı. Bir Jedi sıçrayarak kendisini kurtarsa bile topun güçlü huzmesi ışın kılıcı tarafından geri püskürtülemezdi. Bu yüzden Jix çabuk davranması gerektiğini biliyordu.
Işın tabancasını top namlusunun ucuna doğrulttu ve güce odaklandı. Bir an için sanki etrafındaki her şey donuvermişti. Dikkatini dağıtan her şeyden arınmış, sanki bembeyaz bir tuvalin üstündeki kıpkırmızı bir noktaymış gibi zihnini camdan dışarıya uzatılmış namlunun ucuna odaklamıştı. Sonra tetiği çektiğinde yavaşlayan zaman sanki eski yerine yetişmek için bir anda hızlanıvermişti.
Işın tabancasının gönderdiği huzme deliğinde iğnenin peşinden gelen iplik gibi namludan içeri girmiş, silahın içindeki güç hücresine ulaşmıştı. Böylece Jix'in silahından çıkan minicik bir "cuv" sesinin ardından grubun arkasındaki binanın beşinci katında muazzam bir patlama olmuştu.
Işın topunun patlaması ile birlikte Jix'in egosu da patlamıştı. Işın tabancasının namlusunu ağzına yaklaştırıp tüten dumana artistik bir "püf" dedi. Ağzı kulaklarına kadar açılmıştı... Sonra da Sena'ya dönüp gözleriyke cayır cayır yanan beşinci katı göstererek "nasıl yaptım ama?" diyip şeytanca göz kırptı. Artık Jedi'lar koca bir orduyu yenseler de Jix gam yemezdi.
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 2 guests


