Ölüme Öıkan Hayat (Hikaye)

Baştan aşağı kendi özgün hikayelerinizi yazmak için…
Alenthas
Forum Yöneticisi
Posts: 2670
Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
Location: Innsmouth
Contact:

Post by Alenthas »

Truan'a baktı, hafızasını yitirmiş gibi görünüyordu. "İşte şimdi tam olduk, neyse belki hafızası düzelmezde yine o aptal kabusları görmez," dedi pot kırarak. Truan'ın dediğini duymamış olmasını ve bu konu hakkında soru sormamasını umuyordu.

Gnom'un Truan'ı taşıması hakkındaki ricası onu çok şaşırtmıştı "Ben mi?" dedi üzerindeki dikenli zırhı göstererek.

O sırada Gim Kerdox'ı hiç dinlemeden yine lanetli bir kaç söz söyledi ve orman onları yuttu. "Aarrhg bu ne biçim bir lanet böyle? Gim bu garip histen kurtulduğum an seni lime lime edicem!" dedi. Büyülerin vücudunda bıraktığı etkiyi sevmiyordu, aynı bir gemi gezisi gibi, miğdesinin bulanmasına neden oluyordu. Bir de bu lanet orman yetmiyormuş gibi şimdi kendisini ağaç gibi hissetmeye başlamıştı

Askerler gelip gittiğinde en azından onları atlattıklarına şükreden Kerdox "Bu sayede seni öldürmemden kurtulmuş olabilirsin, ama bir daha ki sefere böyle bir şansın olmayacak Gim efendi," dedi gnoma bakarak.

Gim ise kırkırdıyordu.

O sırada bir asker atını durdurdu yanındakine dönerek "Bir şeyler duydum sanki," dedi. İkisi birlikte arkalarına dönerek etrafa baktı. Diğer asker "Saçmalama hiç bir şey yok ortalıkta," dedi ve ilerlemeye devam ettiler.
Image
WeS_DeX
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 736
Joined: Wed Jan 03, 2007 10:00 am
Location: Grand Line
Contact:

Post by WeS_DeX »

Donaef dolasırken birden askerlerin geldigini gördü.Etrafına baktıgında herkezin kamuflaj oldugunu gördü.Kendi üstüne ve etrafına baktı oda kamuflaj olmustu.Askerlerin ters yöne gittigini gördü ve rahatladı.Bu kesinlikle Glimbell'in isi diye düsündü hafifce sırıtarak.
Just because you were born a noble, you can act like God? - Griffith (the White Hawk)
Edmond
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 5509
Joined: Mon Jul 03, 2006 10:00 am
Location: Ã?anakkale
Contact:

Post by Edmond »

Huor Glimbell'in oyununa gülerek karşılık verse de, o kadar büyük bir kralın, muhteşem büyücüleri olmadan gezmeyeceğini de biliyordu.O yüzden orada durmak, o büyücülerin dolaylı yoldan oradan geçmesine ya da büyüyü -her nasılsa- hissetmelerine sebep olabilirdi.Orada durmamalıydılar.Glim'e bakarak

*Glim, söylesene elindeki kamuflajın hareketlisi de var mı?Ã?ünkü burada daha uzun süre durarsak eğer, maalesef senin kamuflaj yanabilir.Bu kadar büyük bir kralın, büyücüsüz dolaşacağını zannetmiyorsundur herhalde!*

Sonra atından inmeden Truan'a baktı.Hafifçe lanet okudu.İyileştirmek lazımdı ama nasıl!Aklına hiçbir şey gelmiyordu.Grubun tek rahibi de kendisini iyileştiremezdi ya!Yanına giderek, daha önce onların yanındayken çaldığı parçaları çalmaya başladı.Lugtarias ise hemen ardından ona katıldı.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.

The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.

I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.

-Freddie Mercury
CLiCKs
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1392
Joined: Mon Dec 03, 2007 10:00 am
Location: Bursa
Contact:

Post by CLiCKs »

"Ahh, neyim ben? Bir şeyler biliyorsanız söyleyin. Ne yapardım? Nelerle uğraşırdım. Tanrım! Kendim hakkında hiç bir şey bilmiyorum." dedi sinirlenerek. Sonra Kerdox kıkırdadı. "Huyundan değişen bir şey olmamış görünüşe göre." dedi ve işine koyuldu. Sonra Truan ayağa kalktı. Ama sendeleyerek. Bir ağaca dayandı. şimdi kendini daha iyi hissediyordu. "Kimsenin beni taşımasına gerek yok. Kendim ilerleyebilirim." demeye kalmadan bir ağaç kökünü takılıp yere yuvarlandı. Truan'ın dediklerinden sonra bu herkese çok komik gelmişti. Cüce gene ona takılarak "Bir dediğin bir dediğini tutmuyor rahip dostum." dedi. Truan tekrar ayağa kalktı. Ama biraz duraksadı. 'Rahip' sözcüğü aklında bir fırtınaya sebep olmuştu. Oradan bazı anılara sonra ilk karşılaştıkları zamana dönmüştü. Kim olduğuna dair hayal meyal görüntüler geçiyordu aklından. Sonra aklına iki kelime takıldı. Ve etrafa sordu. "İblislerin ve kurtadamların benimle ne alakası var?" dedi şaşırarak. Artık Kerdox katıla katıla gülüyordu. Diğerleride hafifçe gülmeye başladı. Ama diğer sorusu herkesin başına 'dank' etmişti. "Annem ve babam kim?"...
dwaxer
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 6687
Joined: Mon May 21, 2007 10:00 am
Contact:

Post by dwaxer »

.


Boyut kapısından bilmedikleri bir dünyaya gelen grup şimdi dağın eteklerine yakın kısmındaki yamaçta, geniş bir mağaranın ağzında duruyordu. Magnus Arcane, genç Huufet’i allak bullak eden sesi kendisi de duymuş olmasa, delikanlının bozulan sinirlerinden dolayı saçmaladığını düşünürdü. Ama... Birden tüylerini diken diken eden soğuk bir ürpertiyle titredi. Arkasını döndüğünde, ötedeki uğursuz ormandan çıkan bazı yaratıkların kendilerine doğru yavaş yavaş ilerlediklerini gördü. Dağın yamacına soğukkanlı bir sabır ve sakinlikle tırmanan, iki ayağı üzerinde yürüyen, bazısı orkları, bazısı elfleri andıran ve hatta aralarında cücelere ve insalara benzeyenleri de bulunan yaratıklardı bunlar. Üç ay ışığının aydınlattığı uğursuz gece, yaratıkları soluk kurşuni bir renge boyamıştı. Tek bir zihinden emir alıyormuşçasına hiç kararsızlık çekmeden yeni gelen gruba doğru ilerliyorlardı. Hiç konuşmuyorlardı, güruhtan sadece arada sırada inlemeler ve bazı tiksindirici hırıltılar duyuluyordu. Oldukça kalabalıktılar.

“Yaşayan ölüler!” diye bağırdı Magnus, grubun diğer fertlerini de uyarırcasına ve derhal çantasını karıştırmaya başladı. “Hazırlanın! Ben ateş topu atacağım, herkes kendine dikkat etsin!” diye oldukça yüksek sesle konuştu. “İşte sülfür burada, peki yarasa boku nerede?..” dedi büyü için gerekli malzemeleri aceleyle ararken. “Hay pis kokulu lanet şey, hah işte buldum!”

Magnus yaklaşmakta olan canlı cenaze sürüsüne ateş topunu atmaya hazırlanırken diğerlerinin ne durumda olduğuna dikkat edememişti. Birden Huufet koluna yapıştı. “Usta yapma! Annem de orada!” diye bağırdı. Yüzündeki dehşetli ifadeden etkilenmemek mümkün değildi.

“Hayır evlat hayır! Annen orada değil! Aklın karıştı, belki de büyülendin! Onlar canlı değil, hepsi de zombi olmuş! Evlat kendine gel annen orada olsa bile artık o annen olamaz, o artık bildiğin insan olamaz! Evlat geride dur, çok kalabalıklar iyice yaklaşmadan atayım ateş topunu!” Ama Huufet delirmiş gibiydi, Prens Alamuttu delikanlıya arkasından sarılarak ve zorlukla zaptederek mağaraya doğru sürükledi onu. Magnus tekrar, -artık ölü bakışlı korkunç yüzleri seçilebilen- her ırk ve cinsiyetten toplama zombi ordusuna döndü ve bekletmeden büyüyü salıverdi. İşaret parmağının gösterdiği noktaya, kalabalığın tam ortasında patladı alevler ve üç dolunayın bile ışıtamadığı zifiri gece, büyünün alevleri ile kızıla boyandı.

.
Edmond
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 5509
Joined: Mon Jul 03, 2006 10:00 am
Location: Ã?anakkale
Contact:

Post by Edmond »

Huor Glim'e bakarak, *Uzak ya da değil, gideceğiz!* diye karşılık verdi.Ardından Lugtarias ile Sagéa'nın olduğu yere baktı.Hafifçe uzakta kısık sesle konuşuyorlardı.Anlaşılan Lug, Sagéa'yı onlarla gelmesi konusunda ikna etmiş gibi görünüyordu çünkü kıpır kıpırdı.Huor gülümseyerek başını önüne eğdi.Hafif imrenmişti.Bir insanın sevdiğiyle beraber olması kadar şahane bir şey yoktu.

Ardından gözleri Donaef'i aradı.Donaef oturmuş ve başını öne eğmiş, hafifçe ağlıyordu.Huor sebebinin Raegek olduğunu biliyordu.Onun da rahatını bozmak istemedi.

Kerdox ile Glim ise Truan'ı kendine getirmeye çalışıyorlardı.Glim türlü türlü şaklabanlık yapıyordu ancak bu bir işe yaramazdı.Kerdox ise işin hala gırgırındaydı.Dalga geçiyordu Truan'la.

Huor kimsenin Magnus ve diğerlerini düşünmediğini farketti.Onlar yüzünden buradaydılar.Kuzgun yüzünden, acaba onlar ne yapıyorlardı.

*BULDUM!*

Herkes bu sesle silkindi.Huor sevincinden çığlıklar atıyordu.Magnus'un da bir büyücü olduğunu hatırlamıştı.Sonra basit -daha doğrusu ustasının özel olarak ilgisi sayesinde ona basit- bir büyüyle Magnus ile iletişim kurmayı başardı.Duyduklarından sonra beti benzi atmıştı.Bütün grup Huor'u izliyordu.Sonra Huor bir şeyler mırıldandı ve bir geçit açıldı hemen karşısında.

*HEMEN BURAYA GELİN!*

Ardından bütün grubun içeri atlamasını seyretti ve içeri atladı ve kendisini kıyamet gibi bir savaşın ortasında buldu.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.

The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.

I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.

-Freddie Mercury
WeS_DeX
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 736
Joined: Wed Jan 03, 2007 10:00 am
Location: Grand Line
Contact:

Post by WeS_DeX »

Donaef oturmustu ve oldukca üzgündü.Herkezin bir seylerle mesgul oldugunu gördü.Kimseyle konusmak istemiordu.Yerleri ayaklarıyla kazıyordu.Tam hancerini almıs ona bakarken...Huor'un "Hemen buraya gelin" demesiyle hancerini yere düsürdü.Kafasını kaldırıp Huor'a baktı ve önünde garip bir kapı oldugunu gördü.Hancerini aldı ve yavasca iceri süzülenleri gördü.Kerdox hic korkmadan fakat sanki garipseyerek girmisti ilk önce iceriye sonra Truan. Lugtarias ile Sagea el ele girmislerdi iceriye.Donaef yaklastı ve Glimbell kendisi ve Huor'un kaldıgını gördü.Kapıya dogru omuzları cökük bir bicimde yürüdü ve girmeden önce Huor'a baktı üzgün bicimde.Oldukca ictendi bu bakıs ve elinde hanceriyle Kapıdan iceriye girdi...
Just because you were born a noble, you can act like God? - Griffith (the White Hawk)
Mark
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2004
Joined: Thu Aug 31, 2006 10:00 am
Location: Midkemia, portal/istanbul
Contact:

Post by Mark »

Dağın doğal çıkıntısının altından eğilerek ilerleyen Martranna, tünelin içinde yankılanan magnus'un ve huufet'in seslerini işitiyordu. Derin bir nefes aldı. Bir basamak aşağı indi ve kendini girintili mağarada buldu. Rüzgarın hızla içeri girerken çıkardığı uğultu sesinden başka kıpırtısız mağarada hayat belirtisi yoktu. Görülerine bu boyuttan ulaşmak için ayinini tekrarlamalıydı.

Cüppesini esen rüzgar havalandırdı.
Kuzgun tünelin başından seslendi; " Ters giden birşey var! "

Martranna, yere daire çizdi ve ortasına oturdu.

" Tamam. "
İçinde beyaz sıvı olan, küçük bir tüp çıkardı. Ve direk içti. Gözünü kırptı. Sallanmaya başladı. Toprağın içine akıyordu. Benliği büyüdü! Ve gezegenin içine karışmıştı. Görülerine tekrar kavuştu, artık geleceğin ötesine giden anahtarı buldu. O an birşeyi gördü. Dışarıdan çığlıklar geliyordu. Ama Martranna, tünelde taş gibi kıpırtısız oturuyordu. Donup kalmıştı. Savaşmaya çalıştı. Direndi ve benliği tünele geri dönmeye başladı. Kendine geldiğinde, karşısında salyası akan devasa bir surata bakarken buldu. Yaratık soluğunu verdi.

" YAşAYAAAANLAAAAAAAAAAAARRRR. "

Martranna, geriye doğru düştü. Tünelin başına doğru koşmaya başladı. Arkasından o sesin gürültüsü onu takip ediyordu. Kalın ses, emredici konuşuyordu.

" BUURDAAAAN DEEFOOOLUUNNN. "

Tünelin başına çıktığında, ayın ışıklarının yerini alevlerin aldığını gördü. Yanan bedenlere aldırmayan karanlığın uşakları, ormandan çıkarak, ilerlemeye devam ettiler.
Tersyuz
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1426
Joined: Thu Dec 20, 2007 10:00 am
Contact:

Post by Tersyuz »

Glimbel Huor'a baktı, başka boyuta açılan bir kapı açtığını anladı. Başka bir boyuta gitmek? Bu çok tehlikeli olabilirdi ne işleri vardı başka boyutta bu dünyayı yeterince gezip dolaşmamıştı üstelik.
Geçit açılınca içeri doğru merakla baktı. Tanımadığı ve yabancı bir dünya, kimbilir orada ne değişik şeyler görmesi mümkün olacaktı. Merakının verdiği heyecanla bilinçsizce kapıya doğru yürümeye başladı. Etrafa bakınırken kendini içeride buluverdi.

Martranna'nın allak bullak olmuş yüzünü gördü. Bu çirkin ve kocaman ork kadınını korkutan neydi acaba diye düşünürken, salyalarını saçarak bağıran yaratığı gördü.
" BUURDAAAAN DEEFOOOLUUNNN. "

"Lütfendemeyiunnuttun." Kemerinden herkesin pipo zannettiği garip aleti çıkattı. Yaratığa doğru dikkatlice tuttu ve alet büyük bir gürültüyle patladı. Martranna'nın önündeki yaratığın kafasından bir parça koptu. Yaratık hızla döndü ve yeni gelenlere baktı. Oldukça sinirlenmiş görünüyordu hızla Glimbell'e doğru koşmaya başladı.
Glimbel endişeli bir ifadeyle Kerdox'a baktı.
"OooO. Sinirlendirmekistememiştimsadecetabancamıdenemekistemiştim."
Edmond
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 5509
Joined: Mon Jul 03, 2006 10:00 am
Location: Ã?anakkale
Contact:

Post by Edmond »

Huor Glim'e koşan yaratığı görünce, parmağını hafifçe yaratığa doğrulttu ve yaratığın göğsünü delip geçen ışına baktı, yaratık kimse saldıracağını anlamadan üzerinden geçen dev ateş topundan sonra yere yığıldı.Huor sonra Magnus'un uğraştığı zombilere döndü.Yani mağaranın dışına.Yaklaşan zombilere bir ateş topu atmayı düşünüyordu ki Huufet'in yalvarışlarını duydu.Büyü yapamazdı böyle bir durumda."HUUFET* diye bağırdı Huor.Sonra Huufet Huor'a döndükten sonra, *Anneni kendin öldürmelisin Huufet!Başka çaren yok!Görmüyor musun hallerini, sence o annen mi!* ardından diğer yanlardan da gelen yaratıklardan sonra:

*LANET OLSUN, Ã?EVRİLDİK, TEK Ã?ARE MAğARAYA GİRMEK, HAYDİ!*

Bu duruma kuşkusuz en çok Huufet sevinmişti çünkü Magnus'un attığı toplar hem annesini vurmamıştı, hem de annesini öldürmeden gitmek zorundaydılar.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.

The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.

I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.

-Freddie Mercury
Alenthas
Forum Yöneticisi
Posts: 2670
Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
Location: Innsmouth
Contact:

Post by Alenthas »

Kerdox bir an etrafına bakındı "Burayı daha çok sevdim," dedi sırıtarak. Ardından sırtından baltasını çıkartarak "Bu şeylerde zırhımın pek işe yarayacağını sanmıyorum," dedi daha çok kendi kendine konuşarak.

"Evet, mağaraya çekilmek akıllıca bir fikir," dedi Kerdox, belki bir yer altı yolu bulurlarda şu lanet olası ormanlardan kurtulurdu. 'Nereye gitsem orman yahu! Cehenneme geldik yine orman var! ' diye düşündü. "Mağarayı savunmak daha kolay olur. Tahminimce bu şeylerin sayısı bu kadarla sınırlı değil," dedi mağaraya doğru koşar adımlarla ilerlerken.
Image
CLiCKs
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1392
Joined: Mon Dec 03, 2007 10:00 am
Location: Bursa
Contact:

Post by CLiCKs »

Bouyr kapısından geçtikten sonra Truan olanları görünce dondu kaldı. Etrafındakilere "Biz böyle yaratıkalrla mı uğraşırdık?" diye sordu. Hala şaşkındı. Hem o yaratıklara hem de çıkan diğer gruba şaşırmıştı. Sonra etrafındaki çatışmayı anlamaya çalişarak döndü durdu. şimdi de mağaraya girmeye karar vermişlerdi. Bir şey demeden girdi. Ne diyebilirdi ki? Biraz da heyecanlanmıştı. Nedeni bu maceranın hoşuna gitmesiydi. Mağaradaydılar. karanlık ve rutubetliydi. Huor bir meşale yakmıştı. Arkalarından hala yaratıkın çığlıkları geliyordu. Ama önünde daha kötüsü vardı. Korku iliklerine işliyordu. Vücudunu oynatmak hayatındaki en zor şey gibi geliyordu. Bunun nedeninin ne olduğunu anlayamamıştı. Biraz ileride bir silüet gördü. Simsiyahtı. Yavaşça üstlerine geliyordu. Biraz daha baktıktan sonra "Lanet olsun burdan hemen çıkmalıyız! Üstümüze gelen şu şeyi görüyormusunuz.. Bu bir TAYF!.."
WeS_DeX
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 736
Joined: Wed Jan 03, 2007 10:00 am
Location: Grand Line
Contact:

Post by WeS_DeX »

Donaef magaradan iceri girdi ve biraz soluklandı.Uzun süredir pek bir ise yaramıyordu.Gruba sadece ayak bagı gibiydi hic bir seyde faydalı olamamıstı.Magaranın duvarına yaslandı ve hancerini hazırda bekletti.Hic bir sey yapamıyor ve hic bir seye yaramıyordu ve bunu farkındaydı.

Magaranın derinliklerinde ufak bir kıpırtı gördü sanki ama oldukca ufak bir kıpırtıydı bu.Truanda görmüstü anlasılan bu seyi.Donaef ne oldugunu cözememisti.Bi süre sonra Truan'ın bunun bir tayf oldugunu söyledigini duydu.Lanet olsun!Simdi ne olcak ne yapmalıyız dedi her zaman ki gibi.
Just because you were born a noble, you can act like God? - Griffith (the White Hawk)
Tersyuz
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1426
Joined: Thu Dec 20, 2007 10:00 am
Contact:

Post by Tersyuz »

Mağara ilk başta hepsine bir kurtuluş gibi gözükmüştü, eli silah tutanlar diğerlerini koruyarak savaşa savaşa mağara girişine kadar geldiler. Truan'ın uyarısıyla mağaranın da pek tekin bir yer olmadığını anladılar. Sarkıtlarla dolu nemli mağaranın her karanlık köşesinden bir hayalet bir hortlak fırlamaya başladı. Dışarıda ise zombiler ve iskeletler o kadar yoğundu ki aralarından geçmek imkansız bir hal almıştı. Aslında yeni tanışmış bu maceracılar sırt sırta vermiş tüm güçleriyle savaşıyorlardı. Ã?yle bir an geldi ki hepsi burada son nefeslerini vereceklerini hissetti.

Güçleri de takatlari da bitmek üzereydi ki, bütün savaş gürültüsünü bastıran korkunç bir ses duydular.
"DURUN!"
Bütün ölüler ve hortlaklar sanki zaman dondurulmuş gibi kalakaldılar. Maceracılar sesin geldiği yöne, yani havaya doğru baktılar.

Zırhlı, yüzünü örten büyük bir miğfer takan süvari, simsiyah kanatları olan atıyla havada süzülüyor ve kırmızı gözleriyle bizimkileri izliyordu.

Aynı korkunç ses gürültüyle kükredi:
"KRALLIğIMDA NE ARIYORSUNUZ?"

Glimbell paçayı kurtarmak için bir fırsat çıktığını düşündüğünden hemen lafa atladı.
"İnanınburanınsizinkrallığınızolduğundahaberimizyoktu. Bilsekbulanetlitopraklarahayattaadımımızıatmazdık. Yani..İyianlamdalanetlidemekistedim. Yoksaiyibirinsanolduğunuzyüzünüzdenbelli. Yani..Aslında..Kötüinsanyadaölüdemekistedim. Hangisihoşunuzagidersebilemiyorum."

Kara şövalye bu sefer hepsini sağır edecek şekilde bağırdı:
"YETEEERRR. KESSS!"
Sesi aynı zamanda kuvvetli bir rüzgar eşliğinde gelmişti, herkes sesin şiddetinden kulaklarını kapamak zorunda kalmıştı.

Atını şahlandırdıktan sonra dikkatlice hepsini süzdü.
"Başka zaman olsa hepinizi şuracıkta gebertirdim, fakat öyle bir zamandayız ki belki buraya gelmeniz bir işarettir. Size bir teklifim var, kabul ederseniz yaşama şansınız olabilir."
Edmond
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 5509
Joined: Mon Jul 03, 2006 10:00 am
Location: Ã?anakkale
Contact:

Post by Edmond »

Huor Glim'in hemen ağzını eliyle kapattı ve Kara şovalye'ye baktı


*Bazı insanlar bizi kovaladılar ve biz büyü yoluyla kaçmak zorunda kaldık.Ve maalesef cahilliğimiz bizi buraya sürükledi efendim.*

Ardından kara şovalye'nin yumuşadığını ve Glim'in hatasını telafi etmek zorunda olduğunu farketti.

*Arkadaşımın kusuruna bakmayın efendim!O sanırım arkamızdaki Tayf yüzünden bilincini kaybetmiş durumda.*

Sonra Kara şovalye durumu farkedip o Wraith'i oradan aldı.Sonra Glim'de çok az bir değişiklik oldu.Aslında Huor hiçbir değişiklik olmadığını biliyordu bu yüzden elini Glim'in ağzından hala çekmiyordu.

*Efendim, teklifinizi öğrenebilir miyiz?*

Kara şovalye kendisinden beklenmeyecek bir şekilde gülerek gruba yaklaşmaya başladı.O yaklaştıkça grup geri çekildi.Fakat en sonunda korku o denli olmuştu ki; Huor, Lugtarias ve Sagéa hariç herkes korkudan felç geçirmiş gibiydi.Huor biraz daha öne çıktı.Lugtarias ise ne yapacağını anlamış gibi Huor'u tutmak için öne atılsa da Kara şovalye bunu kendisine yapılmış bir tehdit zannedip Lugtarias'ı geri fırlattı.Sagéa hemen Lugtarias'ın üzerine eğilip ağlamaya başladı.Bayılmıştı ve Sagéa diyerek sayıklıyordu.

Huor Kara şovalye'ye daha da çok yaklaştı ve onun yaklaşmasıyla Kara şovalye'de ona yaklaştı.Kara şovalye hafifçe Huor'un sinirli yüzüne bakarak:

*Eğer grubumuza katılmak isterseniz, sizi affedebilirim!*

Huor sinirli bir şekilde sırıttı, ardından sırıtmasının yerini kahkaha aldı ve gruba döndü.Sonra hiç beklenmedik bir şekilde kılıcı kınından çektiği gibi geriye savurdu fakat inanılmaz bir şekilde Kara şovalye hemen soluna geçti.Huor lanet okuyarak bir kez daha savurdu fakat Kara şovalye orada da yoktu.Arkadan birisinin onu dürttüğünü görünce hemen kılıcı arkasına savursa da kılıç yine de hava da kalmıştı.Bir ilüzyonla uğraştığını düşünmeye başlamıştı ki.....

Huor sessizce durarak bekledi.Kara şovalye Huor'un arkasından süzüldü ve hiç Huor'a farkettirmeden Huor'u öldürecekken önce sırtına inanılmaz hızla saplanan bir Dart onu durdurdu.Donaef harekete geçmişti.Kara şovalye muazzam bir hızla Donaef'in üzerine ilerledi ve tam kılıcını saplayacakken küçük bir balta sağ omzunda patladı.Kerdox da ayılmıştı.Lanet edermiş gibi bir şeyler mırıldanmaya başlamıştı ki, Huor ile Lugtarias aynı tondan bir şarkı çalarak büyüyü okumasını engellediler (Counter Song).

Kara şovalye okumaya çalışsa da konsantre olamıyordu.Eline yeniden kılıcını alıp Kerdox'a saldıracaktı ki, sağ omzunda bir gürz daha patladı.Truan inanılmaz bir şekilde kendinde görünüyordu.Kara şovalye ordusuna bakarak *HEPSİNİ Ãƒ?LDÃ?RÃ?N!* emrini verdi en sonunda.

Glim ise bu sırada bir şeylerle uğraşıyordu.En sonunda bir sevinç çığlığı atıp elindeki iksiri yere fırlattı ve bulundukları mağaranın girişini çökertti.Artık ne dışarıdaki ordu saldırabilirdi onlara, ne de lanet olası Wraith!

Kara şovalye arkasını dönüp Huor'a son bir kez saldırıyordu ki Huor parmağını gülümseyerek şovalye'ye uzatıp, şovalye'nin ömründe son kez duyacağı o sözleri söyledi.*Burası artık bizim krallığımız!* ve parmağının ucundan çıkan elektrik Kara şovalye'yi delip geçti.Kara şovalye son bir kez karşı koymak için büyü yapmaya kalksa da Lugtarias'ın mükemmel çaldığı şarkı sayesinde yapamadı büyüyü.Ve yığılıverdi.Artık dışarı çıkmak gibi bir çareleri de yoktu.Ve içerideki çok daha güçlü canavarlarla uğraşmak zorundaydılar.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.

The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.

I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.

-Freddie Mercury
Post Reply

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 1 guest