Page 15 of 17
Posted: Fri Feb 29, 2008 9:00 pm
by Edmond
Huor Donaef'e sessizce bakarak, *Sanırım yardım etmekten daha güzel şeyler yapabiliriz, kötülük adına olmayan, yararlı şeyler.*
*Truan, sakin ol lütfen, bunları kötülük adına yapabilecek birisi değilsin sen, dinle bizi, gel, eski boyutumuza yarın döneceğiz, anlıyor musun?Bugün kaçmamız lazım, gel bizimle*
Bunları söylerken, Truan'dan gelebilecek herhangi bir tehlikeye karşı, çaktırmadan birkaç koruma büyüsü hazırladı.
Posted: Sat Mar 01, 2008 1:20 am
by CLiCKs
"Ahhh anlamıyorsunuz" derken gözlerinin içi alev alevdi. "Siz buradan Sovalyeden izinsiz nasıl çıkıcaksınız. Sizin buraya gelmenizi sağlayan o, neden getirdi dersiniz? Burayı açıp içindeki her neyse lanet şeyi almamız için. Uzun işin kısası içindeki şeyi buradan almadan çıkarsak hepimiz ölürüz!!!" dedi ve onlarında anlamalarını diledi. Yavaşça mezar taşına ilerliyordu. "Büyücü ateş topunun sözcüklerine dilinin ucuna kadar getir ama söyleme! İçinde ne olduğunu ben de bilemiyorum." dedi ve elini mezar taşının üstüne koydu. Koyar koymaz bembeyaz kesilmişti. Onu etkileyen çok büyük bir korkuydu. Ya da o anlamamıştı ve mezar taşı buz gibiydi. İçini donduracak kadar.
Kendine gelebildiğinde ne yapması gerektiğini farketti. Ve mezar taşını oynatmaya başladı. O oynatmaya başladığında kapı da kapanmaya başlamıştı. Üstten aşağı doğru inen bir kapı. Kafası çalışmıyordu şu an. Mezar taşını kaldırınca içinde bir tabut olduğunu gördü altın kaplama. Bunu düşünürken kapı da iyice kapanıyordu. Mezar taşını çok çevik bir hareketle büyücünün yanındakine fırlattı. Taş çok dayanıklıya benziyor ama hafifti. Adam da onu aynı çeviklikle tumuştu. "şunu hemen kapının altına sıkıştırsan bizim için çok iyi olur!" dedi ve işine koyuldu. Tabutu açmaya çalıştı. Ama kilitliydi. Yanında gözüne bir ışık ilişti. Bu bir anahtardı. Bu lanet mtabutun anahtarıdır diye içinden geçirerk kilide soktu anahtarı. Bir tık sesinden sonra tabutun içinden sarmaşıklar çıktı ve Truan'ın bütün vücüdunu sarmaya başladı.Bundan kurtulamıyordu. " Büyücü ateş topunu bana fırlat!" dedi. Büyücü afallamıştı. Rahatlaması için. "Acele et! Bana bir şey olmaz sovalye bana bir tılsım vermişti!"
dedi. Büyücü biraz daha anlamaya çalışırken "Lanet olsun at şu ateş topunu!" dedi Truan ve dilinden sözcükler çıkıyor elinde bir alev kütlesi beliriyordu. Ateş topu elinden çıkmış Truan'a doğru ilerliyordu. İki adamda şaşkındı. Sonra sıcak br patlamadan sonra Truan dizlerinin üstünde yerdeydi. Sarmaşıklar etrafta yanıyordu. kendini iyi hissettiğinde tabutu açti ve içindeki karşısında şaşırmıştı...
Posted: Sun Mar 02, 2008 5:47 am
by Tersyuz
Truan ayılınca yaptığı garip davranışlar Glimbell'in çok komiğine gitmişti.
"Demedimmibusağlamkalkmazdiye?" Kibar ve sakin rahibin asabi ve sinirli tavırları Glimbell'in gülmekten yerlere yatmasına neden oldu, Truan'ı fazla kızdırmamak için kahkahalarını eliyle durdurmaya çalışıyor iki büklüm olmuş hala laf yetiştiriyordu.
"Neolduşimdi? Pffft..Ergenlikyaşınagerimidöndün?" Sonrasında Truan'ın ölüleri kaldırdığını gördü. Bu hiçte hayra alamet birşey değildi. Ölüleri kaldırmak eğer gerçekten çok gerekli değilse iyi insanların yapacağı türden bir büyü değildi.
Glimbell'in neşesi kaçmış, düşüncelere dalmıştı. Bu yeni dünya hiçte eğlenceli değildi, ölüler, hortlaklar, uçan ata binmiş şövalyeler. Kerdox'un lanetliği tutmuş, orkla dalaşmaya başlamıştı. Glim'de sevmezdi orkları ama bu diyarda orkları öpüp başına koyman gerekirdi, hele hele baltayla kafanı uçurmaya çalışmıyorsa.
Truan, Huor ve Donaef ayrıldıkran sonra gittikleri yönden büyük bir patlama sesi geldi, Glimbell'in hassas kulakları bunun bir ateştopu olduğunu zorda olsa ayırdedebildi. Hemen ayağa fırladı;
"Kerdoxkoş, dostlarımızınyardımaihtiyacıvarsanırım."
Posted: Sun Mar 02, 2008 6:31 am
by Alenthas
"Tamda ihtiyacımız olan şey, pöh," diye mızmızlandı Kerdox. "Bırakta ilk önce zırhımı giyineyim," dedi fakat Gim'in onu rahat bırakacağı yoktu. Kerdox'u çekiştirerek patlamanın olduğu yere gittiler koşuşturarak.
Posted: Sun Mar 02, 2008 10:03 am
by WeS_DeX
Donaef kendisine atılan tası son anda oldukca cevik bir hareketle tuttu ve kapanan kapının altına hemen yerlestirdi.Tas oldukca dayanıklı gözüküyordu ve kapıyı tutmaya yeterdi.Donaef bu islemleri yaptıktan sonra arkasına döndü ve bir anahtar bulan Truan'ın tabutu acmasını isledi.Truan sakin hareketlerle isini yaparken Donaef huzursuzdu.Bu sıra da odada bulunan ufak bir cıkıntı fark etti.Diger tasların aksine hafif bir cıkıntılık vardı bu tasta ve Donaef yavas hareketlerde oraya dogru süzüldü.Huor yapacagı büyüye konsantre oluyordu ve Truan'da kilidi neredeyse acmak üzereydi.Donaef ufak bi kac adımdan sonra duvarda bulunan tasın yanına gitti ve cebinden ufak bir kilit kırıcı cıkarıp tası yavasca sökmeye basladı.Sanslıydı ki tas o kadar da zor acılmamıstı.Hour ile Truan islerine konsantre olduklarından dolayı pek dikkat etmemislerdi Donaef'a.Tası yavasca söktü ve yere koydu.Ses cıkarmamak icin oldukca yavas hareket ediyordu.Tasın arkasında bir bosluk vardı.İceriye hemencecik bir göz gezdirdikten sonra icerde bir kutu oldugunu gördü.Elini delikten soktu ve kutuyu cıkardı.Altın kaplamalı özel taslarla kaplı bir kabı vardı kutunun.Kutuyu hemen ufak cantasına yerlestirdi ve tası yerine koydu.Arkasını döndügünde Truan'ın sinirli haykırısını duydu.Huor o sırada Donaef'ın bir seyler pesinde oldugunu anlamıstı ve dikkati az da olsa Donaef'a kaymıstı.Biraz daha bagırısmadan sonra Huor ates topunu Truan'ın üstüne bırakmıstı.Truan'da kilidi cevirmisti anlasılanı.Etrafa sacılmıs sarmasıklar yanıyordu.Donaef Huor'un yanına yaklasarak Truan'a seslendi "Kara sovalye icin yaptıgın calısmalar bittiyse artık burdan cıksak hic de fena olmaz ha?..." dedi ve Huor'un ona garip bakıslarıyla karsılastı.Donaef burdan cıkmak icin sabırsızlanmaya baslamıstı nede olsa uzun zamandır eline güsel bir kutu gecmemisti ve icinde ne oldugunu merak ediyordu."Hadi ama Truan...Burdan cıkalım artık..."dedi ve icinde oldukları odanın hafifce sallandıgını hissetdi."Lanet olsun!!!..."
Posted: Sun Mar 02, 2008 8:30 pm
by Edmond
Huor Truan'ın çıkmamakta ısrarlı olduğunu farketti, artık güç kullanmak zorundaydı, tehdit etmek olmazdı, çünkü onun üzerindeki tılsım onu güçlerden koruyordu, öyleyse o lanet olası tılsımı yok etmek zorundaydı.Huor son kez olsun büyüye başvurmak zorunda kalmıştı yine, davanda güzel bir delik hiç de fena olmazdı hani, ve bu delik üzerlerine çökecek olan tavanı ortadan kaldırabilirdi.
Huor büyüyü tamamladığında tavan tam çöküyordu ki, bir ateş topu ortada tavan bile bırakmadı.Artık üstleri açıktı ve kenaraki duvarlar oldukları yerde yıkılmışlardı, artık tamamen açıkdaydılar ve kaçmaları gerekiyordu.*LANET OLSUN, HADİ TRUAN GİTMEMİZ LAZIM!*
Sonradan oraya Kerdox ile Glimbell de geldilerse de olayı anlayamamışlardı.
Posted: Mon Mar 03, 2008 3:02 am
by CLiCKs
Truan kutunun içindekine çok şaşırmıştı içindekini almak yerine direk kutuyu almıştı. Bağırışları farkettiğinde herkesin kapıda olduğunu farketti. Onu bekliyorlardı. Aklını zorladı, ve çıkması gerektiğini düşündü. Hızlıca kapıya doğru koşturdu ve altından geçti. Oda büyük bir gümbürtüyle yerle bir olmuştu. Sonra rahatlayarak duvara yaslandı ve yere oturdu. Herkes kutunun içindekni merak ediyordu. Ama en çok hırsız olan merak ediyora benziyordu.
İçindekini yavaşça çıkardı. Elinde yavaşca çeviriyordu. Bu bir küreydi! Neyle ilgisi olduğunu bilmiyordu. Ama içindeki kötülüğü hissedebiliyordu. Sonra küre havaya yükselip gözden kayboldu. Ve yüksek bir ses duyuldu. Güzel, insan. Bir şeye yarayabildin. Sana söylediğim gibi ödülünü alacaksın. En kısa zamanda! dediklerinden sonra Truacn ayağa kalktı ve bir çığlık attı. Göğsünden dışarı bir kötülük bulutu fışkırıyordu. Sonra tekrar yere yığıldı...
Posted: Mon Mar 03, 2008 9:08 am
by WeS_DeX
Donaef cevik bicimde kapının altından gecti.Cantasını tutuyordu icinde ki kutu zarar görmesin diye.Truan ve Huor'da dısarı cıkmıstı ve ilerde Kerdox'la Glimbell vardı onlarında cıkan sesten dolayı oraya geldigini düsündü.Truan mezardan aldıgı kutuyu yavasca süzerek acarken hırsız oldukca dikkatli bir bicimde izliyordu.Kutuyu dikkatli bir bicimde acan Truan kutudan bir an olsun gözünü alamıyordu.Sonunda kutu bir tık sesiyle acıldı ve icinden bir küre meydana cıktı.Tam küreyi yakından izleyecekken Küre birden havalandı ve gözden kayboldu bu sırada Truan acı bir bögürtü ile oldugu yerde bayılmıstı.
Donaef kendi kutusunda da böyle bir sey olup olmadıgını merak etti.Cantasını sıkıca tutmustu bir eli ve kamp kurulacak zamana kadar acmayacaktı.Kimseye bundan bahsetmemenin gerekli oldugunu düsündü.Kendisinin buldugu kutudan kimsenin haberi olmamalıydı.
Posted: Tue Mar 04, 2008 12:26 am
by Edmond
Huor Truan'a olanları gördükten sonra iyice sinirlenmeye başlamıştı.Ardından sinirle Donaef'e döndü, *Lanet Olsun!Donaef çabuk o kutuyu aç!Hadi!*
Posted: Tue Mar 04, 2008 2:36 am
by dwaxer
.
Magnus Arcane, mağaranın hemen ağzındaki moloz ve kayaların arasından olan garip olayları seyrediyordu. Hemen arkasında ork büyücü Matranna, Prens Alamuttu ve Kuzgun vardı. Zombilerin zaten yarısından fazlası yanmış yerde dumanları tütüyordu. Kalanları ise gizemli bir şekilde Truan’ı takip edip kara ormanın kıyısındaki bir yapıya doğru gitmişlerdi. Büyücü Magnus’un gözü yükseklerde kanatlı bir atın sırtında seyahat eden Kara şövalye’deydi, bir yandan da sağa sola bakınıp zavallı Huufet’ten bir iz arıyordu. Tam bu sırada elli metre kadar ötede dağın yamacındaki kayaların arasından Huufet’in ona el salladığını gördü. Yüreğine rahatlatıcı bir sevinç duygusu yayılmıştı. Yanındaki üçlüye o tarafa gitmelerini işaret ederek, “Huufet’i koruyun, ben de geliyorum birazdan” dedi. Diğer üçü yamaca paralel şekilde uzaklaşırken Magnus kendine has ritüellerle bir büyü yaptı. (Summon Monster IX)
Kanatlerı kahverengi ve altın renklerde devasa bir kuş (
Roc) peyda oldu.
Roc yaşlı büyücüden aldığı esrarengiz talimatla doğruca havadaki Kara şövalye’ye doğru harekete geçti. Kara şövalye bütün dikkatini aşağıdaki yapı ve çevresinde olanlara vermişti. Bu arada Huor ve Donaef’in de içinde olduğu grup Truan’ın yanında her ne yapıyorlarsa, büyüsel patlama sesleri uzaktan duyuluyordu. Devasa kuş Kara şövalye’nin seviyesinden oldukça yükseğe çıkmış ve şimdi pike yapıp avına dalmaya hazırlanıyordu. Magnus’un işi şansa bırakmaya niyeti yoktu. Kuşun saldırısından biraz önce Kara şövalye’ye bir şimşek (lightning bolt) büyüsü fırlattı. şimşeğin etkisiyle kanatlı at gerilip kaldı ve Kara şövalyenin zırhları kısmen eridi. Yaşayan ölülerin kralı neye uğradığını anlamadan Roc bir çığ gibi tepesine çöktü. Magnus çarpmanın sesini gayet net duydu. Kanatlı at bir tarafa, Kara şövalye diğer tarafa savrulmuş gülle gibi düşerken, Roc’un iri pençeleri arasında Kara şövalye’nin hala kılıç tutmakta olan kolu gözüküyordu.
Kara şövalye’nin tek kollu bedeni hareketsiz bir şekilde kalan zombi grubunun arasına düşmüştü. Magnus Arcane son kozunu oynamaya hazırlandı. Artık ne kadar güçlü bir büyücü olduğunu, hatta bazı boyutların kaderini değiştirecek kadar güçlü bir büyücü olduğunu hatırlamaya başlamıştı. Bir şey yapmıştı, kötü bir şey ama neydi o? Görüntüler anlamsız parçalar halinde zihninde yankılanırken silkelenip büyüsüne konsantre oldu. Bu arada Roc bir dalış daha yapıp Kara şövalye’nin birkaç ölü kemiğini daha kırmıştı.
Ve Magnus son büyüsünü yaptı! (Meteor swarm) Tam Kara şövalye’nin yattığı noktaya düşen meteor, o bölgeyi toz ve ateş dehşetine buladı. Hengame bittiğinde Roc ayakta tek tük kalmış zombileri biçmekle meşguldü. Magnus Arcane uzaktaki Huor’un bakışını yakaladı ve Huufet ve diğerlerinin olduğu kayaları işaret ederek, kendisi de aceleyle o tarafa seyirtti.
.
Posted: Tue Mar 04, 2008 4:55 am
by CLiCKs
Truan kendini bir boşlukta buldu. Tek bir canlı, tek bir nesne olarak. Etrafına bakınıyordu yine karanlık, yine karanlık. Sonra sesler duymaya başlamıştı. Ama karanlık yine vardı. Ã?arpışma sesleri birininbüyü kullandığını duyduğundan emindi. Ve sonra büyük bir gümbürtü sesi duydu. Ondan sonra olağan dışı hiç bir ses ilişmemişti kulağına. Ta ki içten gelen bir ses ona kendisini duyurana kadar...
Evet, sizden etkilendim!. Değişik bir grupsunuz. Ya da yoldaş. Her ne haltsanız! İşime de yaradınız. Özellikle de sen rahip! Sana verdiğim sözü tuttum rahip. Senin için en değerli şeydir belki. Kendinii geçmişini, dostlarını hatırlamak!..
Sözler bittiğinnde yavaşça ayağa kalktı."Tanrı aşkına gene o Kerdox bana bir şeyler mi yaptı? Beynim zonkluyor." dedi ve cücenin güldüğünü gördü. "Kendine geldinmi sakar dostum?" dedi Donaef ona alaycı bir tebessümle. "Evet dostum, yeterince kendime geldim." dedi ve kimseye göstermeden ona göz kırptı ve Huufet'in olduğu yere yönlendi Truan...
Posted: Tue Mar 04, 2008 6:13 am
by WeS_DeX
Hırsız, Truan'ın nihayet kendine gelmesine sevinmisti.Kerdox ve Glimbell geliyordu karsıdan.Donaef'ın eli hala cantasını tutuyordu.O an beyninin akıntısına kaptırmıstı kendisini.Garip bir boyuttaydı sanki.Hersey hayaldi fakat hersey bir o kadar da kolaydı.Etrafındakileri daha net ve garip görüyordu.Sanki hersey bulanıklasmıstı.Farkında olmadan eli kutuya gitmis herkezin önünde kutuyu tutuyordu.O sırada kalın bir ses duydu.Bu Kerdox olmalıydı fakat pek birsey anlamamıstı.Garipti hersey.Heryer bulanıktı.Gözlerini Truan'a kitledi birden.O sırada kendisine göz kırpmıstı Truan.Donaef hicbir sey anlamıyordu.Ne oluyordu böyle.Koku...havada ki koku cok yogundu.Kutuyu hala kendinde olmadan acmıstı.Bütün herkez kendisindeki garipligi fark etmisti.Kendisi de dahil.Kutunun icinde altın ve gümüs renklerinin karısımından olusan bir tılsım duruyordu.Üstünde garip semboller vardı.Tılsım dısında hersey hala bulanıktı ve Donaef tılsımın üstünde elini gezdirdi.Sanki kendisine cekiyordu tılsım onu.Herkez dikkatle izliyordu.Özellikle Truan...Sanki bir seyler biliyordu ve olanların tamamen farkında gibiydi.Donaef tılsımı aldı.Biraz tereddüt etsede tılsımı boynuna gecirdi.Birden hersey düzelmisti.Eski halindeydi.Garip bakıslara kendiside aynı sekilde karsılık verdi."Neler oluyor?...Neden bana bakıyorusunuz.Onu az önce buldum ve boynuma astım kaybolmasın diye.Pahalı bir seye benziyor ve ben onu satabilirim.Nasıl fikir?..." dedi.Onu kesinlikle satmayacaktı.O tılsımda garip birseyler vardı.
Posted: Tue Mar 04, 2008 11:05 am
by Alenthas
Kerdox hiç bir şeye anlam veremiyordu, sanki o huzur istedikçe olaylar daha çok karışıyor gibiydi. Başı dönmeye başladı "Ah, hadi ama! Yine neler oluyor burda?" elini suratına vurarak öylece durdu. "İki dakikalığına başka bir yere geldik, siz çocuklar ortalığı birbirine katmadan duramıyorsunuz! Pöh, bir de cücelere sorun çıkartır derler," dedi şikayet edercesine. Aslında aksiyonu severdi, ama ortalıkta deşecek bir şey yoksa aksiyon varsın olmasındı.
Posted: Wed Mar 05, 2008 1:56 am
by CLiCKs
Donaef kutuyu açarken Truan'ın yüzünde küçük bir tebessüm vardı. Donaef hissetmişti. Kutuyu açtı. Ve içindekinin ne oldğunu çok incelemeden kolyeyi taktı. Sonra bunu satacağını söylemesiyle Truan'ın tebessümü iyice arttı. "Tabi dostum, satıcaksındır...
Yola koyulduklarında Truan Donaef'e sorular soruyordu. "Dişlerinde bir gariplik hissediyormusun?" ya da "Kırmızıyı severmisin?" gibi saçma sorular. Ama tabiki saçma değildi. Truan bir şeyler biliyordu. Donaef'de anlamıştı. Dinlenmek için mola verdiklerinde Truan Donaef'i yanına çağırdı. "Sana bir şey sorucam. O kolyenin ne işe yaradığını biliyormusun?" dedi yoldan beri olan tebessümü geri gelmişti. Donaef hayır anlamında başını sallamıştı. "Peki satabilecek iradeyi kendinde bulabiliyormusun?" dedi bu sefer hafifçe gülüyordu. Donaef cevap veremedi. şaşırmıştı. Truan nerden anlamıştı, yada biliyordu... Sonra Truan bir kahkaha patlattı ve " Neyse seni fazla yormayayım." dedi. Ama Donaef çevikçe omzunu yakalamış ne olduğunu soruyordu, ya da ne bildiğini. Ama Truan sorusuna cevap vermiyor sadece "Yakında dostum, yakında, öğreneceksin..." diyordu.
Posted: Wed Mar 05, 2008 6:35 pm
by Edmond
Huor Truan'ın Donaef'e sorduğu sorularda bir gariplik olduğunu farketmişti.Zaten Truan başlı başına bir garipti ancak Donaef öyle olmayacaktı.Hava gittikçe kızıllaşırken bir yandan da soğuyordu, geldiklerinden bu yana saatler geçmişti ve hava kararmayıp, aksine ateş topu gibi kızarmıştı.Fakat üzerinde bir ateş topunun sıcaklığını değil sabahın keskin soğuğunu taşıyordu.
*Söylesene Donaef, sana ne kadar verirsem o tılsımı bana satarsın? Sonuçta ben zengin bir insanım, tahmin ettiğinden fazla verebilirim!*
Huor tılsım gibi süs eşyalarını sevmezdi, sadece Truan'ın bildiği gerçeği merak ediyordu ve eğer Donaef tılsımı satmak istemezse, o tılsımı zorla alabilirdi.