Page 15 of 39

Posted: Tue Jul 01, 2008 11:19 pm
by catboy
Kızın gözlerini hatırlıyordu. Ona yalvaran gözler... Ama o hiç bir şey yapmamıştı. Goblin tarafından kız sürüklenirken o sadece izlemişti. Ã?ünkü goblinleri o köye götürmesi için üvey ababsı Kerrher ona görev vermişti. Hem de karşılığında tarikatın en güçlü asasını vermişti.
Her gün içini kemirmişti bu pişmanlık. O kızı kurtarabilir miydim diye her gün düşünmüştü. Bundan bir kaç gün önce de hayatının ikinci pişmanlığını yaşamıştı. Onu seven ona her koşulda bağlı olan eşi Galdeel'i bir haftadır tanıdığı bir avcı kadınla aldatmıştı. Ama kadın çok çekiciydi. Hem ilk o ona yaklaşmıştı. Adı Seren'di. Yıllar önce kurtaramadığı küçük kızdı o. şimdi güçlü bir avcı olmuştu. Kendisine Reksin kızı diyordu. Bir tanrının kızı... Hem de abartma yapmıyordu. Oldukça ciddiydi derken.Yanında Meher varken bunu söyleme cesareti göstermişti. Ben Reksin kızıyım demişti. O beni kurtardı, bana yeni bir yaşam verdi demişti.
Başını kemiren bu düşüncelerle Safiel birden uyandı. Kiba'yı göndermekle bir hata yapıp yapmadığını düşündü. Ona güvenmişti. Melez de olsa rhuanlılar sözlerine sadık ve yürekli insanlar diye bilinirdi. Yıllar önce Elessar ile birlikte Rhuan'a gitmişti bir görev sebebiyle.
Eski dostları ölen Fuji-Wara'nın cenazesini kendi ülkesine getirmişlerdi. Yıllar önce dünyayı dolaşmak için yola çıkan Fuji-Wara sığındığı bir mağarada Reksin hizmetlkarı Esod ile karşılaşmış ve onun dünyada kullandığı bedenlerinden biri olmuştu. 200 yıl boyunca ona bedeni hizmet etmişti. Ama Safiel ve Huor sayesinde bu ızdıraptan kurturmuştu.
Korsanlar Rhuan'a da akınlar düzenlemeye başlamışlardı en son. Acaba Kibanın babası nasıl esir düştü diye düşünüyordu. Bir ara Kibadan haya hikayesini dinlemeye karar verdi. Bu delikanlı kısacık hayatında bir türlü macera yaşamış olmalıydı. Yani deneyimliydi ve önlerinde uzanan bu büyük macerada en güvenilir kişilerden biri olacağını belli ediyordu.

Posted: Wed Jul 02, 2008 7:40 am
by Darkgnome
Rappel durumu saklamakta pekte başarılı değildi. Sürekli kapalı gözleri ve bir şeyler fısıldayan ağzının farkında değildi. Neyseki daha kimse bunu fark etmemişti. Fakat birden fısıldamaları kızgın söylenmelere dönüştü. "Hayır, hayır. Aptal seni! Ã?yle değil. Eeeeh iyi be."

Duyanlar daha öncesinde onun deli olduğunu düşünmemiş olanlar dahi artık bu görüntğü karşısında fazla bir yorum yapamıyorlardı.

Yüzüne yerleşmiş bir gülümseme ile ellerini çırpıyordu. Kendisi gibi değildi, başarmak için yaratılmıştı bu çocuk. Elini sertçe yere vurarak "Yaşşa be, koçum benim" diye bağırmaya başladı ve elini sivri bir taşa öylesine sert vurdu ki avui içi boydan boya yarıldı.

Rappel acıya alışkındı. Kiba'da alışkındı ama beklemediği ani bir acının girmesine kimse kayıtsız kalmazdı. Neredeyse dilini ısıracaktı melez çocuk. Eline baktığında hayal meyal elinde çıkan kanı gördü ve sonrasında Rappel'in bilincini çekmesiyle birden gözünden bir damlanın buharlaştığını hissetti. O anda elindeki kan da kaybolmuştu.

Rappel'in acısı ise şimdi daha da artıyordu. Bir başarısılık daha eklenmişti hanesine. Hiç yardım edememişti çocuğa ama buradan sonra bilincin paylaşımıyla çocuğunda onun acısını hissetmesini istemiyordu.

Posted: Wed Jul 02, 2008 7:57 am
by Edmond
Huor Rappel'in bir şeyler çevirdiğine adı gibi emindi.O deli değildi, ama şimdi bunu söylemesi komik kaçardı.Zihnini okumak istedi Rappel'in, ama artık yapamıyordu.Rappel'in yanına gitti:

*Dostum, lütfen söyler misin, ne işler çeviriyorsun?*

Posted: Wed Jul 02, 2008 10:04 pm
by Bogus
Kiba limana girdiğinde aniden elinde hissettiği acıyla irkildi, eli durup dururken kanamaya başlamıştı, canı çok acıyordu ve az kalsın ısırdığı dudağı kanayacaktı. Sonra çok garip bir şey oldu ve Kiba kendisine yol gösteren bilincin kaybolduğunu hissetti. Oysa ona şu anda o kadar çok ihtiyacı vardı ki... Goblini öldürmeden önce ihtiyacı olan cesareti ve düşmanı sessizce öldürmesini o sağlamıştı, üstelik o varken Kiba kendisini yalnız hissetmiyordu. Oysa şimdi korsanların arasında, elinde baba yadigarı kılıcıyla yapayalnız kalmıştı. Kiba farkında olmadan kendi kendine fısıldadı. "Madem gidecektin en başta neden geldin?"

Küçük çocuk kendisine yardım eden şeyin ne olduğunu bilmiyordu ama bazı tahminleri vardı. Yeni arkadaşlarından biriydi ama hangisi olduğunu bulamamıştı. Elf kralı değildir herhalde diye düşündü, çünkü ses onunki kadar babacan değildi, Safir kadar da acımasız gelmemişti kulağa. Bir kadın olmadığından da emindi. Kimdi o halde? Kiba buradan çıkmadıkça bu sorunun cevabını bulmanın ona hiç bir şey kazandırmayacağına karar verdi ve yaptığı işe odaklandı, artık eli de acımıyordu. Limanın girişinden gemilerin bağlı olduğu iskelelere giden yol sağlı sollu dükkanlarla doluydu. Bunların kimisi korsanların toplanıp içki içtikleri, yemek yedikleri, hoşlarına giden mahkum kızlarla birlikte oldukları yerlerdi, kimileri de kölelerin el değiştirildiği dükkanlardı. Korsanların konakladığı hemen her yerde mantar gibi türeyen bu batakhanelerde kavga son derece sıradan bir şeydi ve bir kez patlak verdi mi kimse ne için olduğunu önemsemezdi. Kiba rahatlıkla bir kavga çıkartabilirdi ama hiç zahmet etmese bile böylesi basit kavgalar zaten kendiliğinden çıkardı. Eğer arkadaşlarına bir şans tanımak istiyorsa Kiba'nın yapması gereken yelkene düşen kor gibi büyüyen ve yayılan, korsanları galyana getiren bir şey yaratmaktı.

Rhuan'lı melez bu sokaktan ölesiye korkuyordu. Daha önce de böyle yerlerde bulunmuştu ama asla yalnız olmamıştı, adet bu tür yerlerde aynı gemiden denizcilerin bir arada gezmesiydi ve Kiba'nın içindeki ses bile onu terk etmişti. Bu yüzden adımlarını hızlandırdı ve gemilerin demirli olduğu iskeleye doğru yürüdü. Nihayet rıhtıma vardığında yan yana demirlemiş üç geminin isimlerine baktı, her bir geminin arasından yürümek için iskeleler geçiyordu ve her bir iskele Kiba'nın beş adımı kadardı. En soldaki geminin adı "İnatçı Martı", ortadaki "Deniz Cadısı" ve en sağdaki de "Miskin Cellat" dı. Her üç gemide de girene çıkana bakan bir nöbetçi vardı ama sadece bir tanesi ayık gözüküyordu, diğer ikisi Rom fıçısı kadar sarhoştular. Bu da kaptanlarının gemide olmadığı ve bu gece de büyük ihtimalle dönmeyecekleri anlamına geliyordu, aynı mantıkla Kiba ayık nöbetçinin durduğu geminin kaptanının yakınlarda olduğuna hükmetti ve liman kapısındaki nöbetçinin neden hangi kaptana gittiğini sormadığı böylece açıklık kazanmış oldu. Ayık nöbetçi Miskin Cellat' da duruyordu. Kiba fazla dikkat çekmeden geminin kıç tarafında, kaptan kamarasının olduğu yerde ışık yanıp yanmadığına baktı. Işık yoktu. Büyük ihtimalle kaptan gemide değildi ama yatmak için geri dönecekti. Melez denizcinin korsanlık tecrübesi nöbetinde hiç bir tatsızlıkla karşılaşmak istemeyen nöbetçi korsanın gergin hareketlerinden bu yorumu yapmasını sağlamıştı.

Kiba en sonunda ne yapacağına karar vermişti. Elinden geldiğince emin adımlarla yürümeye çalışıyordu çünkü korsanlar yalanın ve güçsüzlüğün kokusunu alırlardı. Melez denizci kalabalık sokakta fazla dikkat çekmeden yolda gördüğü ve aklına yazdığı en büyük köle dükkanının içine girdi. Diğer pek çok köle dükkanı gibi bu dükkan da goblinler tarafından işletiliyordu. Hapishane bir anlamda köle tarlasıydı. Kimsenin umursamadığı mahkumlar ölmemeyi başarırsa buraya getirilirdi, tecavüze uğrayan kadın mahkumların zavallı çocukları da eğer para edecekse burada korsanlara satılırdı. Gecenin geç vakti olduğu için dükkan neredeyse bomboştu ama köle ticareti geç saatte bile devam ederdi çünkü müşteriler gelmese bile köleler günün her saati gelirdi. Kiba'nın dükkana girdiğini gören sevimsiz bir goblin tezgahın arkasından fırlayıp tehdidkar şekilde çocuğun önüne dikildi.

"Burada ne arıyorsunnn ufffaklığhk?"

"Miskin Cellad'ın kaptanı geceleyin eğlendirmesi için en güzel kadınını istiyor. Yerinde olsam gemiye seçmek için bir kaç tane getirirdim. Anlarsın ya ehehehe...." Kiba sağ el işaret ve baş parmağını birleştirip bir yuvarlak yapmıştı, diğer elinin işaret parmağını da bu yuvarlağın arasından geçirip çıkarıyordu... Goblin buz gibi bir sesle cevap verdi, kısık ve kurnaz sesi kesinlikle zeka belirtisiydi. Bu dükkannda boşuna durmuyordu.

"Kaptan Lambert'ın bu gece meşşşgul olacağını sanıyordummm."

Kiba'nın sırtından soğuk bir ter damlası aşağıya doğru süzüldü. Elinin kılıcına seğirmemesi için bütün iradesini kullanmak zorunda kaldı ve galiba yüzü kızarıyordu. Oysa kapıdan ne kadar da kolay geçmişti, kendisine güven aşılayan, ona yardım eden bilince şimdi ne kadar da çok ihtiyacı vardı.

"Eğer işini yaparsan meşgul olacak işte."

Goblin Rhuan'lıyı duymazdan geldi, ve karşısında duran melez çocuğu uzun uzun süzdü, gözleri bir kaç kez belindeki değerli olduğunu gizlemeyen kılıca takılmıştı. Pis yaratık burnunu Kiba'ya yaklaştırıp çocuğu koklamaya başladı, bir yandan da elini çocuğun yanaklarında gezdiriyordu.

"Denizzz kokmuyorsunn evlat.... Ve teninde hiç tuzzzz yokk! Ssen bir korsan değilsinnn."

Panik ana direğe çekilen yelken gibi Kiba'nın içinde büyüdü ve Goblin'den esen tehlike ile şişip kabardı. Kiba'nın öldürmesi gerekiyordu, kılıcını bir seferde çekip goblinin kafasını vücudundan ayırması gerekiyordu ama içindeki öldürme iç güdüsü kaybolmuştu, eli titriyordu ve kendisi için çok değerli olan ilk tepki anını kaçırdı. Goblin Kiba'dan uzaklaşmaya başlamıştı. Kiba ömründe ilk defa ölümü burnunun dibinde hissetti. Daha önce de direkten düşer gibi olmuştu, çok kötü dayak yemişti ve bir seferinde ciğerleri su toplamıştı ama hiç birinde yaşayacağından şüphesi yoktu. Oysa şimdi herşeyini kaybetmiş gibiydi, bu goblini öldürebilse bile bir başkası onu kesinlikle burada öldürecek, bedenini kargalara bırakacaklardı.

"Korsan olduğumu kim söyledi? Ben Kaptan Lambert'ın misafiriyim." Kiba elinde ne varsa masaya sürüyordu...

Goblin bir an durdu. Gözlerinde her şeyi anladığını belli eden bir ifade vardı. Tehditkar tavrını bir anda değiştirdi.

"Demek ispiyoncu sensin! O zaman Lambert'ın bu gece meşgul olduğunu bilmen gerek! Limanı koruyacak korsan ordusunun başında! Kadınlarla oynaşacak vakti yok..."

"Kadınlarla oynaşacak olan benim meraklı Goblin! Bu kadar çok soru sormayıp işini yapsaydın çok daha memnun olurdum." Kiba'nın sesi titrememişti. Ã?ocuk toparlamıştı.

Goblin'in keyfi bir anda yerine gelmişti, Kiba'ya kendisini takip etmesi için el işareti yapıp tezgahın arkasında yere gömülü bir kapağı açtı. Kapak aşağı inen merdivenlere açılıyordu. Kiba goblini takip ediyordu ama düşüp bayılmak üzereydi... Goblin ispiyoncu diyerek neyi kast etmişti? Neyse ki onun şüphe çekmesine gerek kalmadan goblin meşalelerle aydınlatılmış merdivenlerden inerken kendiliğinden konuşmaya başladı.

"Sen şşşu Rhuan'lı melez Kiba olmalısın. Senin için de fiyat teklifi vermiştim ama Lambert ssseni isteyen daha büyük birinin olduğunu söylemişşşti... Neyseee... üç kadın için güzel bir fiyata anlaştık bile. Hem de aralarından bir tanesi bir şövalyeymişşş ehhee hiii. şimdi ne demek istediğini daha iyi anlıyorum elbette... Al evlat istediğini seç. Hakkettin!"

Kiba yürüyordu ama beyni kafatasının içinde donmuştu. Birisi onları ispiyonlamıştı, korsanlar ve goblinler onları bekliyordu, hatta kim olduklarını da biliyorlardı. Kiba "nasıl olur?" diye düşündü. Onları kim ispiyonlamış olabilirdi ki? Kiba'nın beyni nihayet adrenalin pompalamasını emretmiş, kasılıp kalmaya doğru giden çocuğun bedenini uyarmıştı. Artık sadece Kiba'nın değil, arkadaşlarının da hayatı tehlikedeydi ve Kiba çuvallayamazdı.

Kiba kontrolü tekrar ele aldığında içinde dört tane kızın olduğu bir hücrenin önünde durduklarını gördü. Ã?ocuk içerdeki kızlara baktı, hepsi de ondan büyük gözüküyordu ama bu beklenmedik bir şey değildi. Aralarında en küçük göstereni seçti ve gobline dönüp "Bunu istiyorum. 10 dk. sonra Miskin Cellad'a getir." dedi. Goblin sırıttı ve ellerini ovuşturdu. Kiba kendisini dışarıya zar zor attı. Zihnindeki yeni bilincin şimdi yanında olmasını ne kadar da isterdi... Korsanlar ve goblinleri birbirine düşürmekten daha önemli bir şey vardı. Bir an önce tuzağı Safiel'e söylemesi gerekiyordu. Koşarak Miskin Cellad'ın yolunu tuttu.

Posted: Thu Jul 03, 2008 5:43 am
by CLiCKs
En son olaydan sonra pek fazla konuşmamıştı. Oturduğu yerde sakince duruyordu.Tanıyanlardan birisine annesini sormayı düşündü. Ama küçük kız çocuğu damgası yemek istemiyordu. Gerçekten annesinin sadece görmüştü. Nasıl biri olduğunu hiç bilmiyordu. Sonra aklına işe yaramak için en azından güven vermek geldi. Baş büyücüye gitti ve:
"Bay büyücü eğer sessiz işlere biri lazım olursa beni gönderebilirsiniz. Gerektiğinde çok sessiz olabilirim ve hızlı hareket ederim." dedi. Belki umursamayacaktı ama bir şeylere yaramak istiyordu.

Posted: Thu Jul 03, 2008 8:44 am
by catboy
"Tehlikedeyiz." diye düşündü safiel.
Maieye döndü ve: "Sen de en az annen kadar beceriksindir umuyorum ki gizlilik hususunda. Aslında Huor'a sorsam bu işi daha iyi becerir ama ondan başka bir şey yapmasını isteyeceğim. Bu yüzden Miae gizlice limana gidebilir misin? İstersen yanına bir arkadaş alabilirsin belki daylight da sana yardımcı olabilir. O da bir ranger. Ne zaman nereye saklanması gerektiği bilir. İkiniz de limana sızıp Kiba'nın neden bu kadar geciktiğini öğrenin. Her hangi bir goblin-korsan arasında geçen bir tartışmadan hala eser yok. Yoksa başına bir şey mi geldi?"
Miae ve daylightın yanıtını bekliyordu şimdi.

Posted: Thu Jul 03, 2008 8:46 am
by CLiCKs
"Tabii ki giderim, Daylight'ın da gelmesini umuyorum." dedi ona bakarak. şimdi de o ondan cevap bekliyordu.

Posted: Thu Jul 03, 2008 5:27 pm
by Illyra
Ağzından bir cevap çıkmadı ama ayağa kalktı ve pelerinine sarındı. Sonra kağıya yürüdü.

"Hadi Miaé, gidip Kiba ya ne olduğunu öğrenelim."

Dışarı sessiz adımlarla çıktı. Kızı tam yanında yürütüyor ve ayaklarının yere bu hafif basmasından memnun bir şekilde, ikisi de duvarların gölgelerine sürünüyorlardı. Daylight ormandan geçirdiği onca seneden sonra, gizlilik konusunda oldukça becerikliydi, hatta şehirde insanlardan gizlenmek kendisine çok daha kolay gelmişti çünkü, insanlar vahşi havyanlar gibi kendi kokularını alamazdı.

Sonunda limana yaklaştıklarında omzundaki Bargier e ufak bir şey mırıldandı ve kuzgun karanlığın içinde havalanarak kayboldu. Sonra Daylight çevik bir hareketle bir evin balkonuna sessizce tırmandıi ardından Miaé yi de yanına çekti. Balkondan sonra çatıya tırmandı ve tekrar kızı yanına aldı.

Evdeki insanların evlerinin duvarlarında gezen iki kızdan haberi bile yoktu.

Miaé ye fısıldadı.

"Ã?atıdan atlayarak limanı görebilceğimiz şu üçünü çatıya geçeceğiz, Bargier bizim için gözcülük yapıyor. Sonra neler olduğunu bize anlatacak."

Bir kuzgun ne olduğunu anlatacak ha!
Sonra iyice pelerinlerine sarınıp sessizce diğer çatıya atladılar. Kiremitler ağırlıklarından pek şikayetçi değildi anlaşılan. Sonra bir diğer çatıya ve sonra sonuncusuna…

Artık eğildikleri çatı üzerinden limanı görebiliyorlardı. Bargier bir geminin seren direğine tünemiş kıpırtısız duruyordu….

Posted: Thu Jul 03, 2008 9:35 pm
by CLiCKs
Ã?atıda sakince bekleiler. Bu karanlıkta pek gözükeceklerini sanmıyordu. Sadece yere düşen bir yıldırımın yansımasıyla görülebilirlerdi. Ama hızlı oldukları için farkedildiklerinden hemen sonra yok olabilirlerdi. Bunları düşünürken. Elf gözleriyle de etrafa bakıyordu. Göz ucuyla bir çocuk boyutundaki birinin 'Miskin Cellad' adlı bir gemiye koştuğunu gördü. Sonra Daylight'a gülümseyerek "Bu o." dedi."Kuzgununa söylermisin onunla tek bağımız o olabilir, şuan da... Ona çok ihtiyacımız var."dedi. İçinden oraya gitmek geliyordu. Ama sabırlı olup bekleyecekti.

Posted: Thu Jul 03, 2008 11:14 pm
by Bogus
Kiba bir anda fikir değiştirdi ve köle dükkanına geri döndü. Köle kız süslenmiş şekilde boynunda bir zincirle Goblinin yanında duruyordu. Ne amaçla satınalındığını gizlemeyecek kadar kışkırtıcı kıyafetler giydirilmişti. Goblin ise rıhtıma gidene kadar dikkat çekmemesi için kızın üzerine geçireceği bir cüppe arıyordu.

"Benim Kaptan Lamber'i görmem gerekiyor. Sen ve iki adamın kızı Miskin Cellat'a götürün ve nöbetçiye kızı Kaptan Lambert'in misafiri için getirdiğini söyle. Eğer hangi misafiri diye sorarlarsa beni tarif edersin. Bir başkasının hediyemi almasını istemiyorum."

"Benim için fark etmezzz. Neden iki adam?"

Kiba köle kızın yanına gidip kalçasına bir pandik attı ve anında suratına tokadı yedi. Kız küçük gösteriyordu ama kuvvetli bir vücudu vardı. Kolları adaleliydi ve ellerinde kılıç nasırı vardı. Melez kıpkırmızı olmuş yanağıyla Goblin'e döndü.

"İşte bu yüzden." Genç kız kaçış ihtimalini bitirmiş sapık çocuğa nefretle baktı...


Kiba tekrar dükkandan çıkıp rıhtıma geldiğinde etrafta tek tük korsan gördü ve büyük ihtimalle gemiler de nöbetçiler hariç bomboştu. Korsanlar hazır şekilde bir yerde gizleniyor ve davetsiz misafirlerinin ortaya çıkmasını bekliyor olmalıydılar. Rhuan'lı denizci göze batmamak için köhne binalardan birinin gölgesine sığındı ve köle tüccarının gelmesini bekledi. O anda haberi yoktu ama iki yol arkadaşı da birazdan onun gölgesine saklandığı binanın çatısına gelmek üzereydiler. Miae ve Daylight.

Köle tüccarı kölesi ve iki goblinle birlikte Miskin Cellat'ın güvertesine çıktı. Ayık nöbetçi ile bir süre konuştular. Kiba keşke ne konuştuklarını duyabilseydi ama bunun imkanı yoktu. Kiba dikkatle gemiye bakarken bir kuzgunun Miskin Cellat'ın seren direğine konduğunu gördü. Korsanların hunharca öldürdüğü cesetleri didikleyen bir sürü karga ve kuzgun vardı ama bu hayvan onlardan farklıydı. Sanki konuşulanları dinliyordu. O anda Kiba kuzgunu tanıdı. Bu Daylight'ın kuzgunuydu. Kızı defalarca kuzgunla konuşurken görmüştü ama sadece deli olduğunu düşünmüştü. Belki de gerçekten kuzgunla konuşuyordu, Rhuanlı melez bir denizci büyüden ne anlardı ki? Kiba şansını denemeye karar verdi ve saklandığı karanlıktan çıkıp gemiye doğru koşar adım yürüdü. O gemiye binmek üzereyken iki kız da az önce Kiba'nın dibinde saklandığı binanın çatısına gelmişlerdi.

"İşte sana anlatmaya çalıştığım ispiyoncu bu!"

"Tamam Dorga tamam... Sakin ol."

Goblin Kiba'yı görünce heyecanlanmıştı.

"Kaptanın yanından geliyorum. Savaş için barut güllelerine ihtiyaç olduğunu söyledi. Bir sandık istiyor." O zamana kadar hareketsiz duran nöbetçi sıkıntıyla yerinde kıpırdandı ve cevap verdi."

"Bir sandık barut güllesini kim taşıyacak peki? Gemilerde kimse yok ki! Hem bizim gemideki bütün barut güllelerini zaten götürdü."

Kiba çok ince bir tahtanın üstünde yürüyordu. Eğer dengesini kaybederse bu köpekbalıklarına yem olacaktı.

"Diğer gemilerdekiler duruyor ama... Hapishanenin savunması için onlara ihtiyaçları var. Davetsiz misafirler buraya değil hapishaneye saldıracak... Lampert eğer buraya kaçarlarsa yollarını kesmek için bekliyor."

Artık her şey burun üstü, dalga aşağı giden bir Kalyon gibiydi. Kiba'nın yalanları çığrından çıkmıştı. Neyse ki nöbetçinin bu tür ince konulara pek hevesi yoktu. Kiba adamların düşünmesine izin vermeden konuştu.

"Eğer taşıyacak korsan yoksa bu işi sen hallet Dorga. Sen ve adamların diğer iki gemiden bir sandığı dolduracak kadar barut güllesi alın ve hapishaneye götürün. Bu çabanı karşılıksız bırakmazlar."

"Kızı ne yapayım?"

"Burada bırak. Siz gelene kadar ben de biraz hediyemle oynarım." Kiba kızı çekiştirerek pruva direğinin altındaki kamaraya götürdü. Bir an için dönüp kızın gözlerine baktığında simsiyah gözbebeklerinin içinde ölümü gördü, kendi ölümünü. Kız kamaranın kapısı kapanır kapanmaz onu gebertecekti. Bu sırada kuzgun seren direğinden havalandı ve sahibine doğru uçmaya başladı. Duyacağını duymuştu. Onu dinleyen herhangi biri için her şey çok açıktı, Kiba bir haindi!

Kiba kızı içeriye soktuktan sonra kapıyı kapadı ve tahmin ettiği gibi kız boynundaki zinciri Kiba'nın elinden çekti ve çocuğu boğmak için hamle yaptı ama bu hareketi bekleyen Kiba odanın en uzak köşesine yuvarlandı. Kılıcı hala belinde duruyordu. Kimsenin duymaması için fısıldayarak konuştu.

"Dur! Yalvarırım. Kötü bir niyetim yok! Bırak konuşayım..."

Kız durdu, mantıklı birisine benziyordu. Kızıl saçları, yemyeşil gözleri ve Kiba'yı kendinden alıp götüren atletik bir vücudu vardı. Melez denizci cebinden armalı yüzüğünü çıkarıp kıza gösterdi.

"Ben de bir zamanlar köleydim, neler çektiğini biliyorum. Burası yakında cehenneme dönüşecek. Korsanlar benim ve arkadaşlarımın peşindeler. Ben buradaymışım gibi yapman gerekiyor. Ben de bu sırada arkadaşlarıma yardım etmeliyim. Hiç bir şey anlamadığını biliyorum ama lütfen bana inan!"

Kız saldırı pozisyonundan çıktı. Nedense hiç konuşmuyordu. Kiba kıza bakıp tekrar fısıldadı... "Lütfen." Kız Kiba'nın gözlerindeki samimiyeti görmüştü ve başını tamam anlamında salladı. Kiba'nın çok az zamanı ve yapması gereken çok fazla işi vardı.

Küçük bir silüet pruva yelkeninin altındaki kamaranın penceresinden dışarıya süzüldü, sessizce güverteyi geçip rıhtıma bağlı ipi kullanarak rıhtıma indi. Bu sırada goblinler ortadaki gemiden aldıkları yarısı boş sandıkla dışarı çıkıyorlardı. Her iki geminin nöbetçisi de onlarla ilgileniyordu. Diğer gemiye de onu pruvadan rıhtıma bağlayan ipi kullanarak tırmandı ve goblinler için açılan ambar kapağını kullanarak içeri süzüldü, ambarı aydınlatan gaz lambalarından birini aldı ve doğruca cephaneliğe yöneldi. Cephaneliğin kapısı kilitliydi ama bu Kiba'nın wakazashi'si için bir sorun oluşturmadı. Küçük çocuk hemen içeri girdi ve küçük odada barut fıçılarını buldu. Bir topu ateşlenirken çok izlemişti bu yüzden ne kadar fitil kullanması gerektiğini biliyordu. Fitilin bir ucunu barut fıçısına soktu, altı karış uzunluğunda fitil kesip gaz lambası ile ucunu yaktı. Hayatında ilk defa bu işi yapıyordu ama ateşle barutu kullanmak ne kadar zor olabilirdi ki? (Elbette kendini havaya uçurmadığı için ne kadar şanslı olduğunu bilmiyordu) Kiba aynı işi diğer gemi için de tekrarladı, sadece diğerinde daha kısa bir fitil kullanmıştı. En sonunda goblinler ağır sandığı taşırken o yine Miskin Cellat'a çıktığı delikten geri döndü. Köle kız hala oradaydı. Goblinler ise hapishaneye doğru yürümeye başlamışlardı, ellerinde bir sandık dolusu barut güllesi ile sağlı sollu dükkanların olduğu sokaktan geçerken Deniz Cadısı büyük bir gürültüyle, tüm rıhtımı aleve boğarak patladı. Etrafa alevler uçuşurken etraftaki tek tük korsanlarda büyük bir telaşla dükkanların içinden dışarıya çıkıp yanan gemiye baktılar, ellerinde bir sandık dolusu barut güllesi taşıyan goblinlerle birlikte... şaşkınlıkları doruk noktasındayken bu sefer aynı ihtişamla İnatçı Martı infilak etti. İki gemiden fırlayan yanmış parçalar Miskin Cellat'a da sıçramıştı ama bu esnada Kiba ve köle kız melez denizcinin girip çıktığı pencereyi kullanıp çoktan dışarıya çıkmışlardı. Limanı okşayan dibi karanlık, üstü alev rengi sularda kimseye görünmeden canlarını kurtarmaya çalışıyorlardı.


Kiba nefesini ayarlayarak mümkün olduğu kadar suyun altından gitmeye çalışırken kız da ona ayak uydurmaya çalışıyordu. Boynundaki zincir yüzmesini oldukça zorlaştırmıştı. Melez denizci kıza einden geldiği kadar yardım ediyordu. Biraz sonra karaya çıktılar. Limanda bir kargaşa başlamıştı, korsanlar her tarafta öldürecek goblin arıyorlardı. Kiba amacına ulaşmıştı ama mutlu değildi. Farkında olmadan içini sıkan şeyi fısıldadı.

"Benim bir hain olduğumu düşünecekler... O kuzgun onlara böyle söyleyecek. Varsın düşünsünler. Başka hiç bir şey yapamazdım..."

Posted: Fri Jul 04, 2008 1:30 am
by Illyra
Bargier koluna geri gelip konduğunda, Daylight garip bir diyalekt ile ile mırıldandı.

"Neler görmek bir ruh, uzun-sopanın üstünde?"

Arından kuzgun hafif seslerle ciyaklamaya başladı. Bu sesler Miaé için anlamsızdı, ama Daylight çok rahat bir şekilde anlıyordu.

"Bir ruh, küçüğü gördü ve sesini işitti. Küçükruh, yanında bir dişi ile içeri girdi. Ama bir ruh diyor..."

Tam burada, gemilerin patlaması ile irkildiler. Daylight hemen Miaé'yi yere uzatarak üzerine kapattı kendisini, Bargier ise havalandı. Dinen seslerin ardından kız hafifçe ayağa kalktı.

"Neler olduğunu bilmiyorum ama Bargier'in dediğine göre Kiba geminin içindeydi ve yanında bir kız vardı. Umarım iyilerdir. Ben kalabalığın içine karışıp Kiba'yı arayacağım. Sen de gelecekmisin, yoksa buradan gözcülük etmek istermisin? Ama lüften çabuk ol..."

Posted: Fri Jul 04, 2008 6:22 am
by Alenthas
"Daha ne kadar bu saçmalık için beklemek zorundayız?"

O sırada gemilerden birisinin patladığını gördü. "Sanırım başları belaya girdi. Her neyse, bütün dikkatler oraya toplanmışken hareket etseniz iyi olur. Ben hapisane çıkışında sizi bekliyor olacağım."

Posted: Fri Jul 04, 2008 8:46 pm
by Edmond
Huor sinirle Thereon'a baktı.

"Sana ne oldu Thereon, seni maceranın dışında tutamazdık!"

Sonra diğerlerine baktı.

"Gidiyoruz!"

Posted: Sat Jul 05, 2008 3:16 am
by Starfell
Esmer adam gecenin ona verdiği kamuflajı sonuna kadar kullanıyordu. Kimsenin onu fark etmediği grubun arkasında oturduğu yerden yavaşça içkisini yudumluyordu.Belliki burada daha çok işleri vardı. Adam bişeylerin yolunda gitmediğini anlamıştı. Herkes gereğinden fazla tedirgindi... Birden oturduğu yerden gemilerin havaya uçmasını gördü...Huorun dedikleri kulaklağa tanıdık şeyler gibi geliyordu ama pek fazla anlamı yoktu... Ã?ünkü Huor adamın manzarasını kapatıyordu. Adrian alevler saçan gemileri göremiyordu.

"Huor önümden çekilir misin manzaramı kapatıyorsun" dedi gür bir sesle ve suratında çarpık bir sırıtmayla ekledi :

"Bizim ufaklık nasıl ateş yakılacağını iyi biliyor olmalı"

Artık ordaki herkes Adriana bakıyordu.Huor iri adamın yanına yaklaştı. Adamın elindeki şişeyi görmüştü:

"Kalk ağaya dostum burdan gidiyoruz."

Adrian adamın suratına sırıtmakla yetindi.Arkasını döndü ve sırtını yasladığı çantasına kadim dostunu güzelce yerleştirken "ne tarafa yüce elf kralı" diye sordu.Huor adamın sesindeki alaycı tınıyı fark etmişti ama bişi demeden.Elini iri adama uzatmayı tercih etti.

Rappel alevlerden gözünü ayırıp arkasına huor ve adrianın olduğu tarafa bakınca adamın sarhoş olduğunu rahatlıkla anlamıştı.Bugün olukça fazla içmişti esmer adam. Rappel yapması gerekeni çok iyi biliyordu. Sessizce gölün yanına gitti... Ã?antasını biraz karıştırdıktan sonra yemek yapmak için kullandığı tenceresini buldu ve çıkarttı...

Adrian, Huorun uzattığı eli kavradı. Huor adamı çekerken biraz sendelemişti ama sonunda kaldırmıştı. Adamın elini sırtına alarak su birikintisine yaklaştılar. Elf kralı Rappelin elinde tencereyle onlara doğru geldiğini gördüğünde sarı saçlı adamın niyetini çoktan şezmişti. Yavaşça Adriandan ayrıldı. İri adam olduğu yerde sendeliyordu. Birden soğuk bir etkiyle kendine geldi. Üstü başı sırılsıklamdı.Bütün öfkesiyle önce Huora sonra Rappele baktı. Herangi birini boğabilirdi.Tam Rappelin üzerine atlayacaktı ki. Huorun elini omzunda hissetti sakınleştiri nashatları ise kafasının içinde... Kızgınlığı geçmişti...

Posted: Sat Jul 05, 2008 3:33 am
by Edmond
Huor bir de sarhoş birisiyle başa çıkmak zorundaydı şimdi.

"Söyler misin Rappel, bunu ayıltmak için bildiğin kaç yöntem var?"